Din savasçisi gururla kendinden emin bir sekilde yürüyordu. Üzerindeki zirhta tanrisinin sembolünü yillardir tasiyordu. Ölümlü hayatini ve yasaminin da sonrasini ona adamisti...
"Oren... Ölüm'ün Tanrisi... Adalet'in Tanrisi... Savas'in Tanrisi...",
Hayatini temsil eden ve adadigi her sey Oren'in yolundaydi... Onu rüyalarinda görmeye baslamasinin üzerinden çok uzun zaman geçmisti. Tanrisinin sembolünü bir kez daha öperken gözlerini dünyanin tehlikelerine kapatti. Huzur ona ancak bu kisa anlarda bahsedilirdi. Karanliga karsi savastaki huzurlu birkaç saniye....
Cervantes savaş alanınca korkunç bir canavar, hayatında ise iyiliğin koruyucusu ve dünyanın en onurlu en nazik insanıydı... Savaş ve ölümü yüzlerce kez tatmıştı düşmanlarının cesetlerinin üzerinde zaferi göğüslerken...
Defalarca kez güller solmus, yapraklar dökülmüstü... Fakat Tanrilar'in savasindan sonra bile dünya hala oradaydi, sapasaglam ayaktaydi. Karanlik basarisiz olmustu. Oren gücünü yeni bir dengede bulmustu, adalet...
Bu güzde, hem can alan hem de can veren Oren, din savasçisina bir kez daha seslenmisti. Cervantes, kudretli varligi kendine hiç bu kadar yakin hissetmemisti. Tapinagin yolundan yürüdü... Kaderine ulasmak isin... Amacina ulasmak için...
O bu dünyadaki en ölümsüz askla doluydu... Tanri askiyla doluydu... Oren'in görkemli tapinaginin oldugu yere geldi. Günlerce yolculuk etmis ama ne yemis ne de içmisti... Ona ulasmaliydi... Onu bulmaliydi.
Sonunda ölümlü gücünün sinirina gelmisken adeta yari ayik-yari baygin bir halde Tapinaga ulasti. Heykellerin önünde diz çöktü ve battal kilicini yere sapladi...
"Oren... Can alan ve can veren... Senin çagrinla buraya geldim... Ben Paladin Cervantes... bir kez daha canimi ve kilicimi sana adamaya geldim yüce olan..."
