Ağlayan Kadın Hanı ( RP BAşLIğI)

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Ağlayan Kadın Hanı ( RP BAşLIğI)

by shalafi666 » Mon Apr 23, 2007 6:26 am

sabahın bu erken sisli saatlerinde arayıcı soğuk ancak yaz kuraklığında çamura dönüşmemiş kül ve is tabakasının içinde yavaş ve dikkatli adımlarla ilerledi,

yeşil cübbesinin eteklerindeki gümüş rün ler o yürüdükçe etrafındaki tozu topluyor inceliyor ve nazikçe yerine bırakıyormuşcasına kirlenmeden hışırdıyordu harabenin artık zemininden geriye ne kalmışsa onun üzerinde.

doğmakta olan güneş dağınık,orada burada rasgele kala kalmış duvar parçalarının,sütunların arasından arsızca sis e tecavüz etmeye başladığında büyücü sıkılmaktan grileşmiş dudaklarının arasından bir itiraz fısıltısı kaçmasına engel olamasada envanteri üzerinde tam bir hakimiyete sahip duruyordu.

sabah ile birlikte onun saati geçmiş gün yaşayanların ve yaşama tutunanların,en azından ona inananların hakimiyetine geçiyordu.

yumruk yaptığı ince parmakları;soluk ve beyazımsı,kapişonunun altında gözlerden saklı zayıf yüzü ve seğiren sinirleriyle hayata inat bir an daha orada ayakta durup etrafına baktı.

yok edilen şehirde en azından bu han ın,kendi polyannalığından nefret etti,ayakta kalabileceğini umma cesareti göstermişti.ne budalalık.

peşinde olduğu şey sonsuza kadar yok olmuştu şimdi çok geç muhtemelen birkaç hafta kadar geç kalmıştı.kendi kendine söylendi sesli konuştuğunu bile bilmeden.

-bir han a geliyorum ve cübbemi alacak bir garson kız bile yok.

avuç içlerini küflü toprağa çevirerek ölmüş olanları hesap vermeye çağıran büyüsünü dokudu.güneş acı verecek kadar yükselmişti şimdi.

büyüye cevaben önce bir ruh yükseldi küllerin arasından sonra diğerleri teker teker inildiyerek necromancer ın çağrısına cevap verdi,harabelerin arasında salınmaya ağlayıp salıverilmek için yakarmaya başladılar uyumsuz bir koro halinde.

büyücü ilk yükselene dönerek sordu.

anlat burada ne oldu?

by Firble » Wed Mar 14, 2007 2:56 am

Anton patlamayı hissetmedi. Uyuyordu. Hep var olduğu ve onun bu garip adeta ... evrenin içinde ait olabileceği tek diyar bir darbe daha alıyordu. O ise acılarını çoktan gömmüştü. Yok olurken tüm duyguları gömülmüştü. Kaosun içinde eski günleri az da olsa hatırlatan bir yer kurabildiğini ummuştu. Ancak artık önemli değildi.

Sporginol ü yok eden patlama hana ulaştığında alevler tahta pencereleri yalayıp şarap şişeleri tutuşup patlarken tavan çöker ve tüm han bir kül yığını haline gelirken uyanmadı.

Böylece yok oldu. Sol Lagna nın son günlerinin belki de hiç anımsanmayacak iki varlığı... Anton ve Ağlayan Kadın Hanı....

RP DIşI 1) Hanın içindeki arkadaşlar isterlerse kendi açılarından da olayı tasvir edebilirler. Sporginol ün nasıl yok olduğu bilgisi Rol Yapma Alanı bölümündeki Kırık Aynalardan Yansımalar başlığında mevcuddur.

RP DIşI 2) Yeni diyar Slyra da han açmıycam. Ancak açan olursa bir ozan karakteri ile RP de yer alabilirim. : ) ) )

by Firble » Wed Feb 28, 2007 7:03 pm

Anton uykulu gözlerle aşağıya indiğinde güneş epey zamandır doğmuş gibiydi. Uzun bir uyku idi buna da ihtiyacı vardı da.. Epey de dinlenmiş de sayılabilirdi.

Gözlerini zorla aralamaya çalışarak müşterilerin ve kızın uyanık olup olmadığını anlamaya çalıştı.

Sonra vaz geçti. Bir gün evel kuyudan çektiği suyun arta kalanı ile yerleri temizlemeye başladı. İşi bitince masaları da temizleyecekti.

by Hildorien » Mon Feb 26, 2007 5:05 am

Garson kızın garip ve sanki birşey anlatıyormuşçasına dikkatli bakışı dikkatini çekti yaşlı savaşçının.Yanındaki yeni arkadaşına baktı ve ifadesiz bir yanıt aldı.Sadık dostunu eline alıp kızın yanına doğru yaklaştı.
''Biraz kenara çekilirmisiniz genç bayan?''
Kızın kenara çekilmesiyle birlikte,eski ve tek dostu olan kılıcına dikkatlice baktı.Sanki birşeyler hatırlatması için yalvarıyordu ona.
Seri bir hareketle çevresinde bir daire çizdi.İçine geçti ve bir kaç işaret kazıdı dairenin içine.Ağzından eski bir şiirin sözcükleri dökülmeye başladı..

Her ne isen,yada her kim isen
Yüreğim anlar acı çeken biri isen
kılıçla yada bir büyü ile hapsolmuş isen
Işığa geri dön dost isen!

by celeraen » Thu Feb 22, 2007 6:51 am

elf kızı birden etrafa çevirdi bakışlarını panik içinde bu ses de kimden gelmişti...hana pek kalabalım değildi ve Anton çoktan uyumuştu......kimdi bu şarkıyı söyleyen??ses bu sefer fazlasıyla aleniydi bir fısıltı değil adeta canlı bir mırıldanış gibiydi,hemen müşterilere baktı onlar da şaşkındı
neler oluyor dercesine şaşkınlı içinde kalmıştı

by Artemis Entreri » Thu Feb 22, 2007 6:42 am

Tüm gece boyunca uğraştı, zaten yorulmak nedir bilmezdi. Tüm gece boyunca tek bir küçük şişeyi, yerinden azıcık da olsa oynatmaya çabaladı. Başaramadı.

Dokunmak nedir unutalı uzun zaman olmuştu.

Ne kadardır zamandır burada olduğunu hatırlamıyordu. Hatıralarını biraraya getirmeye çalıştı, yine başarısız oldu. Belki gözyaşındandır dedi, ağlmaya çalıştı, yapamadı. Gülümsemek istedi olmadı. Gece saat kaçtır bilinmez, bir şarkı söyledi bu yüzden. İşte kendi sesi tekrar gelmişti yerine. Ona eşlik eden bir de flüt olsaydı, ne güzel olacaktı.

Sessizliğe karşı okudu şiirimsi şarkısını, ve hüzünlendi.

İnanamasam da bu masala...

Koşmak için hazırlanmıştık bu Dünya'ya
Emeklemeyi geç öğreniyor insanlar
Bana gel yapıyordu bir tarafta annem,
Diğer tarafta düşmanlar vardı,
Küçük bir çocukken en iyi biliyor insan,
kimin cici
kimin pis olduğunu...
Uçurumun eşiğinde durup da aşağıya bakıyor.
Çalamıyor bir parça,
Ã?ünkü hislerini mısralara dökemiyor bu çok saçma
Nasıl koyulabilir sanrılar gerçeklerin yerine
Koyu bir bulut sanki bu ezgi
Yağdırdıkça yağdırıyor
Dövüyor beni
Sürüklüyor uçurum kenarına
Ve lanet ediyorum herkese
Ã?ünkü beni kandırdılar
Annem demişti bana ruhumuz olduğunu
Kandırmış beni,
şimdi kanıyor o yüzden,
Ruhsuz bir hayat
Gözyaşının akmadığı bir yüz,
Kıvrılmıyor asla bu ağız,
Sözlerim dökülemiyor özgürce.

Tüm inandıklarım
birer birer
yok oluyor sessizce...


---------------

Unutmadığı tek şey, şarkılarıydı.

by Firble » Thu Feb 22, 2007 5:48 am

Onun için çok geç olmuştu. Bu müşteriler zaten geç saate kadar oturmayı seviyor gibidiler. O sesini duyduğu garip ozandan da ses yoktu. Bir tapınakta olduğunu söylemişti. Belki ertesi gün bi terk edilmiş tapınaklara bakardı. Belki oraya unuttuğu bir şeyi almaya gitmişti.

Müşterilere ben yatıyorum baylarım dedi. Sabaha iki üç saat kaldı. Merdivenden çıkınca sadaki ve soldaki odalar sizlerin dedi. Çalışanına dönüp merdivenden sonraki sol veya sağdaki ikinci odayı da sen al dedi. Bi de yatmadan yemei dökmei de unutma sakın sonra kötü oluyo. Yarın koyun etinden bir şeyler yapmak lazım.

Ã?arşafları kirli ve nemli. Duvarları küf kokan odalardan birine girdi. O kadar yorgundu ki odanın düzensizliği onu rahatsız etmedi. Uzandı ve uykuya daldı.

by celeraen » Thu Feb 22, 2007 5:45 am

artık köşede durmaktan sıkılmaya başlayan elf kızı siparişi duyar duymaz mutfağa gitti içkiyi alıp servis yaparken :

-bu akşam erken başlıyorsunuz galiba,böyle bir içkiyi içmek için insanın gerçekten ço kdertli olması lazım hele de bu satte! dedi

sıkılmış olduğu yüzünden belliydi

by siliterin » Thu Feb 22, 2007 5:41 am

aris vakur duruşlu adamın sorusuna cevap verdi.
--sevdiğim kız kollarımda öldü. bana atılan bir hançerin önüne geçti ve ben yaşayayım diye kendi hayatını verdi. annem, abim bir ogre baskınında hayatlarını beni kurtarmak uğruna verdiler. gözlerimin önünde ne sevdiklerim benim için yitip gitti. bunları düşündükçe kendimi onlara layık değilmiş gibi hissediyorum.

garson kıza dönüp orc kanı diye adlandırılan sert bir içki istedi.

by Artemis Entreri » Wed Feb 21, 2007 8:57 pm

Sadece bir an için duyulmuştu sesi belkide..

şimdi ise, kendisi bile bir ses duyamıyordu.

Bağırdı. Ve tekrar... Ve tekrar... Sesi çıkmıyordu.

Ağladı. Ve tekrar... Ve tekrar... Ah göz yaşları, hiç dinmiyordu.

Sonra her nasıl olduysa, bir gözyaşı, bir müşterinin şarabının içine düştü.

Belki bir yanılsamaydı bu ama, titreşimi görmüştü bir an için. Heyecanlandı.

by Hildorien » Tue Feb 20, 2007 9:20 pm

--Sözlerindeki samimiyet bana eski günleri konuşmaya yetecek cesareti veriyor genç savaşçı.Adalelerin ve duruşun bana bir savaşçı olduğunu işaret ediyor.Bende bir zamanlar senin gibi gençtim,kalbim savaş arzusu ile yanıp tutuşuyor,erdemlerim bana yol gösteriyordu...

Yanına yaklaşan hancıyı görünce;
-Sağolasın minik dostum.Bir hobbit şarabının enfes kokusunu hissetmeyeli bir asır geçmişti neredeyse.Ve tabiki sizin meşhur yahnilerinizide...

Yeniden yeni tanıştığı gence doğru döndü ve devam etti anlatmaya..
--Evet,evet...Bende senin gibi bir savaşçıydım.Asırlarca erdemlerim için ve halkım için kendi klanım adına savaşlarda yer aldım...

Yutkundu ve şarabından bir yudum aldı,insan dostlarından ona miras kalan bir alışkanlıktı bu..
--Askerlerimi,yoldaşlarımı,dostlarımı,kardeşlerimi,sevdiğimi...Bir çift gözün görebileceği ve hissedebileceği tüm acıları tattım.Bilirmisin ölüme karşı hiçbir silahın çare etmeyeceğini?Bilirmisinki elinden hiçbirşey gelememesinin nasıl bir şey olduğunu..Silahın öğrettimi sana bunları,yada kader aldımı seni eline..

by siliterin » Tue Feb 20, 2007 5:33 am

---acılar paylaştıkça hafifler, dedi aris
---konuşmak en azından kendini iyi hissetmeni sağlar, anlat lütfen.
aris gerçekten meraklanmaya başlıyordu.

by Firble » Tue Feb 20, 2007 5:31 am

Gece artık iice geç olmuştu ama yemeği de tekrar ısıtmıştı. Elindeki tepside hem şarap hem yahni olunca taşımak zor oluyordu. Ancak hancılık kolay değildi sonuçta.. Üstelik ikinci bir müşteri varken bu çok değerliydi. İki üç defa sendeleyerek bir defa da bir masaya çarpıp tepsiyi devirmekten kıl payı kurtularak yeni müşterinin yanına kadar geldi.

Umarım seversiniz bayım dedi yeni adama. Tavşan yahnisi ve Hobbit şarabı getirdim. Sonra adamların konuştuklarını fark etti. Bir istediğiniz olursa bana söyleyin dedi. Daha sonra uzakça bir masanın yanındaki sandalyeye oturdu. Ertesi gün yeni şaraplar da alması iyi olacaktı. Hangi şarapları alabileceğini düşünmeye başladı.

by Hildorien » Mon Feb 19, 2007 9:01 am

Yanına yaklaşan yabancıya dikkatlice baktı,savaşçı içgüdülerinle süzmeye çalıştı.Sessizce elini kılıcının kemerinden çekti.
--Merhaba,paylaşmaya hazırım yabancı.Ama ne birisinle paylaşmak,ne de birinin öcünü almak getirir eski günleri geriye.Kanadı kırılan bir kuş tekrar gelebirmi mazisine..

by siliterin » Mon Feb 19, 2007 4:20 am

Aris hancının ilgilenmekte olduğu müşterinin çok düşünceli olduğunu fark etmete zorlanmadı. kendisinde derin izler bırakan bir olay yaşadığı veya büyük bir sorumluluğun altına girdiği belliydi.
uzun bir buhabbet yapmayalı çok zaman geçtiğini düşündü, ayrıca bu adamın yardıma ihtiyacı olabilirdi, iyilik mraklısı olmamasına rağmen canı çok sıkılıyordu.
anton mutafağa giderken adamın yanına oturup samimi bir sesle
---merhaba, dedi,
---düşünceli görünüyorsunuz paylaşmak isterseniz dinlemeye hazırım.

Top