Devamı en kısa zamanda gelecek
--------
Karlar ülkenin her bir yerini kaplamış. Dışarıda inanılmaz bir soğuk ve kar fırtınaları var. Sokaksız çocuklar bile bir ev bulmuşlar kendilerine. Bu havada dışarıda durup da hayatta kalmak neredeyse imkansız.
Eskimiş binaların olduğu ama hala çok güzel bir havası olan bir şehir burası. Hala insanlar eski yollarda sayısı unutulmuş kralların ve kraliçelerin yürüdüğü bu eski yollarda yürüyorlar. Yalnız bu gece farklı. Bu gece hiç kimse dışarıda değil. Hava dondurucu. Dışarıda kalanların hiçbir yaşama şansı yok.
Bu şehrin sadece bir tek oyuncakçısı var. O da vergi binasının iki sokak arkasında tam olarak şehir meydanından bir sokak geride bir köşede. Bu havada dükkanın içinde bir mum pırıltısı var. Oyuncak dükkanının camları buz içinde. Kapısını içeriden açmak imkansız çünkü o kadar kar birikmiş ki kapının kulpu gözükmüyor. Buz tutmuş camların ardından vitrinde duran onlarca güzel oyuncak gülümsüyor. Bir tanesi dikkat çekici bir şekilde asılmış ve sergilenmekte. İpleri olan ve bu ipleri sanki kendisi yönetiyormuş ve bundan hoşnutmuş gibi duran bir kukla bu dikkat çekici oyuncak. Yüzünde alaycı bir sırıtış var. Yanaklarındaki kırmızılık onun korkutan çehresine yardımcı oluyor. Bunu almak isteyen pek fazla müşteri olmadığından dükkan açıldığından beri orada duruyor. Oyuncakçı onu her gün temizliyor ve ona zarar gelmemesi için elinden geleni yapıyor.
Oyuncakçı orta yaşlarına yeni gelmiş, karşıdan yirmi bir - yirmi iki gözüken, sürekli kahve rengi tonlarında giyinen bir adam. İtinayla ve elleriyle yaptığı oyuncakları bu büyük şehirde tek oyuncak dükkanı olan dükkanında sergiliyor. Gözleri vitrinin camındaki buzdan daha açık mavi ve şu anda tam da mum ışığı gözlüğünden gözlerine vurmuşken, bembeyaz gözükebiliyor.
Oyuncakçı her zamanki gibi oyuncak yapmakla meşgul olmaktan saatin ve havanın farkında değil. Kendini bildiğinden beri oyuncak yapıyormuş. Bu meslek ona annesinden kalmış. Annesi de kendi babasından öğrenmiş. Oyuncak yapmak zor ve zahmetli fakat bu aile geçimini yüzyıllardır bu meslekten sağlıyorlar. Oyuncakçının mumu sönmeye yaklaştığı sırada oyuncakçının o gür ve gırtlaktan gelen sesi dükkanı kaplıyor bir anda :
“ Bu gün seni bitireceğim. Ertesi gün vitrinimdeki o lanetli kuklanın yanında yerini alacaksın. Belki onu satmama yardımcı bile olursun.”
“Lanetli kukla “ dediği tam olarak herkesin dikkatini çeken vitrindeki kukla. Neden lanetli peki? Neden kendisi satışa çıkartmıyor?
“ Geçmişimden korkuyorum! “ diyor oyuncakçı. Son konuşmasının üzerinden yarım saat falan geçtikten sonra. “ Bunu yok etmek için onu satmam lazım. İnsanlar onu kendi istekleriyle almalılar.”
Sanki vitrindeki kuklanın sırıtışı biraz daha artıyor. Elleri kendi iplerinde ve kendini yönetebildiğini herkese söylemek istiyor gibi.
Oyuncakçı sonunda yaptığı işi bırakıyor. Yeni ve pırıl pırıl oyuncağı masanın üzerine koyuyor ve kollarına bacaklarına çeşitli ipler geçirmeye başlıyor. Bu da bir kukla. Oyuncakçının ikinci kuklası. Sadece iki kukla yaptı bu oyuncakçı. Biri vitrinde biri de şu anda tam olarak masanın üzerinde iplerinin bağlanmasını bekliyor.
Masanın üzerinde olan kuklanın çok şirin bir suratı var. Çizgi filmlerden fırlamış bir şapkaya sahip ve üzerinde rengarenk bir kazak var. Tamamen yaşam dolu. Vitrindeki kuklanın ukala ve korkutucu gülüşünün tam tersi sıcak ve içten bir gülümsemesi var ama vitrindeki kukladan çok daha küçük.
İplerin kukladaki yerlerini belirleyip kuklaya bağlayınca oyuncakçı tekrar konuşmaya başlıyor.
“Sonunda bitti. Hazırsın. Hazır mısın?”
Tipik bir oyuncak insan konuşması. İnsan konuşur ve oyuncak cevap vermez. İnsan cevap almış gibi yapar ve sorular sormaya, eylemler gerçekleştirmeye devam eder. Tıpkı hayatta çevremizdeki insanlara yaptığımız gibi. Tıpkı “ her şey yolunda ve tüm sorularıma cevap aldım” oyunu oynar gibi.
Kukla hareket etmedi. İçten gülümsemesini sergilemeye devam etti.
“ Ah tabi ya! “ dedi oyuncakçı “ seni hayata geçirmeyi unuttum”
Vitrinden bir ses gelir gibi oldu. Çok derinlerden gelen bir ses. Tahtanın rüzgar alması gibi bir ses. Vitrindeki kukla hareket etmişti! Gözlerini oyuncakçıya dikmiş bakıyordu. Herhalde bir rüzgarla kafası dönmüştü ..
“ Biliyorum.” dedi oyuncakçı” sana hayatı vermesini istediğimde lanetlendiğini ve beni de lanetlediğini biliyorum. Bu lanetin asla yok olmayacağını çünkü kimsenin seni satın almayacağını biliyorum. Ahmaklığımın bedelini ödüyorum ve bırak hatalarımı kendim yapıp sonuçlarına katlanmaya devam edeyim. “
Vitrindeki kukladan iç gıcırdatan bir ses geldi. Sanki gülmeye çalışan yaşlı ve bol sigara içmiş birinin çıkardığı bir ses. Kukla inanılmaz bir şekilde o alaycı gülüşünü veren dudaklarını hareket ettirdi.
“Bak” dedi boğuk ve korkunç bir sesle “ ben senin geçmişinim. Beni yaratarak neler yaptın kendine. Buradan dışarıya bir tek adım bile atamazsın. Oyuncak dükkanından dışarıya çıkamazsın. Ben burada olduğum sürece hareket edemezsin. Bu dükkan senin mezarın. Ben senin geçmişin ve acılarınım. Bunları da biliyorsun. Beni asla satamayacağını ve asla bu dükkandan çıkmayacağını sonsuza dek burada oyuncak yaparak yazı yazarak geçireceğini biliyorsun. şimdi neden ikinci bir kuklaya yaşam isteme ahmaklığına katlanacaksın?”
Kuklanın konuşması süresince oyuncakçının buzdan daha açık mavi olan gözleri sürekli kuklada kaldı. Dışarıdan gelen bir insan için bu kuklanın konuşması ve bu tarzda şeyler söylemesi akıl kaçırma nedeni olacakken oyuncakçı hiçbir tepki vermemiş, dinlemişti.
Rivayete göre bu ülkede bir oyuncakçı oyuncaklarına isterse yaşam isteyebilirmiş. Göklerde oturan tarafından oyuncağa can verilir ise oyuncakçının büyüklüğü kanıtlanmış olurmuş. Oyuncağa can istemenin belli bedelleri ve koşulları yokmuş. Yalnız yaşam bir kuklaya gelirse kuklaya bir karakter kazandırmak için oyuncakçı geçmişini kuklaya aktarmak zorundaymış. Her kukla oyuncakçıdan istediği anıları alır ona göre şekillenirmiş. Bazı kuklalar oyuncakçının acılarını ve korkularını kullanarak onun güçlerini alabilirlermiş ve eğer bir kukla oyuncakçının zayıf yanını yakalar ve bunu kullanırsa sonsuza kadar lanetlenir, lanetini bulaştırma hakkına sahip olurmuş.
şehirdeki yaşam zor, hava soğuk ve dondurucu. Gecenin geç bir saati ve meydandan bir sokak arkadaki köşede duran oyuncak dükkanından gelen tek ışık. Dükkanın içinde konuşmalar devam ediyor.
“ Bak. Sana son kez söylüyorum. Burada çürümek bile olsa bunun sonucu seni satacağım. Senden kurtulmam lazım. Buna mecburum. Sen benim zayıf yanımsın. Sen, bende olmaması gereken inançsızlık ve güvensizliksin. Bir insanın en kötü yanlarının toplamısın. Yüzündeki o gülümseme ukalaca ve bunu çok iyi biliyorsun. Sen lanetlesin ve beni de lanetledin. Yalnız unuttuğun bir şey var. Sana bu yaşamla beraber laneti ben verdim. Almasını da bilirim. Ben zayıf bir insan değilim. Mutluluk oyunu oynamadım hiçbir zaman. Hiçbir zaman çevremde görünenleri değil de görmek istediklerimi görmedim. Yaşamının bana ait olduğunu bil. Birine borçlu olmak kötü bir şeydir kukla bozuntusu! Sen bana yaşamanı borçlusun. Tadını çıkart çünkü yakın zaman da onu senden alacağım.”
Oyuncakçı masanın üzerinde duran ve sıcacık bir gülümsemesi olan kuklayı avucuna aldı. Hava kaldırıp gösterişli hareketler yapması beklenirken onu öylece tuttu. Gözlerini kapatıp tatlı bir melodi tutturdu. Oyuncakçının sesi kapıya kadar gitti. Vitrindeki büyük ve ukala sırıtışlı kukla titredi. Vitrindeki buzlar çözülmeye başladı. Kapının önündeki kar açıldı ve geçişi serbest bıraktı. Tüm dükkanı tatlı bir sıcaklık kapladı ki, dışarıdan geçen biri kapının bu havada nasıl karla tıkalı olmadığını, vitrinin nasıl buz tutmayıp tüm dükkanı pürüzsüz gösterdiğini, içerideki bir adamın neden bir kuklayı elinde tutup şarkı söylediğini sorabilirdi. Ama bu saatte ve bu soğukta dışarıda kimse olmazdı.
Oyuncakçının şarkısı bitti. Soğuk, sert bir biçimde tekrar dükkana dolaştı.
“ Sana bu kuklaya yaşam vermen için yalvarıyorum. Ben Umutsuz Düşlerin Kuklasını yaratan zavallıyım ve onu yok etmek için izin istiyorum. İhtiyacım olan tek şey bu oyuncağa yaşam verilmesi.”
Avucundaki oyuncak kıpırtısız duruyordu. Kaç tane dakika geçtiği belirsiz bir süreden sonra kuklanın ipleri havaya kalktı. Birileri onu oynatıyordu. Kukla gözlerini açabilmenin özgür ve yaşam dolu olabilmenin rahatlıyla yaşamını veren kişiye baktı. Oyuncakçı bundan sonra olacakların ona ve kuklaya acı vereceğini çok ama çok iyi biliyordu.
Gece gittikçe derinleşti. Ay batmak üzereyken oyuncakçı, oyuncak dükkanının üst katına çıktı. Üst kat çok güzel döşenmiş bir çatı katıydı. Sıradan bir yatak odasını andırıyordu. Sağ tarafta yuvarlak bir pencere, onun tam karşı hizasında bir yatak, baş ucu sehpası , sanırım okuma saatleri için kullanılan yumuşak görünüşlü bir koltuk vardı oda da. Bu odaya bakan birisi “ bu oda ya çok zengin bir çocuğa ya da bir oyuncakçıya aittir” der çünkü her tarafta küçük büyük, şişman zayıf, kısa uzun bir sürü oyuncak var. Yerlerde, masalarda, yatağın üstünde, pencerede. Yalnızca sehpanın üzeri ayrı olarak temizlenmiş gibi. Sanki birinin oraya bir şey koymasını bekliyormuş gibi duruyor.
Oyuncakçı elinde yeni yaptığı sıcak gülümsemesi olan kuklayla beraber odaya girdi. Kuklayı incitmekten korkuyormuş gibi narin bir şekilde kuklayı sehpanın üzerine koydu.
“ şimdi güzel bir uyku çekelim. Böylece sen de benden alman gereken anıları almış olursun” dedi. Küçük kukla oyuncakçıya göz kırparak hemen uykuya dalmış gibi göründü. Oyuncakçı iç çekti. Üzerini değiştirmek için yuvarlak camın yanındaki dolaba gitti. Günlük kıyafetleri çıkartıp uyku kıyafetlerini giydiğinde yatmaya hazırdı ama o bekledi ve tavana baktı.
“Lütfen bu seferde aynı şey olmasın” dedi ve sıcak olmayan yatağına girip derin, çok derin bir uykuya daldı.
Aynı rivayetin devamında kuklacıları ya da oyuncakçıları ilgilendiren detaylar bulunur. Bu rivayette kuklayla ona can isteyen kişi bir gece aynı odada yatmak zorundaymışlar. Kukla bu uyku sırasında oyuncakçıdan istediği anıları alır ona göre kendisini şekillendirirmiş.
Kuklacının uyumasının üzerinden sanırım kırk beş dakika falan geçmişken sıcak gülümsemeli kukla gözlerini açtı. Bir eliyle iplerini eline alarak oyuncakçının yatağına neşeli bir biçimde atladı. Atlarken şapkasındaki ufak zil çaldı. Kukla başını sağa sola sallamayarak şapkadaki zilin sesine göre dans etmeye başladı. Küçük ve tombul ayaklarıyla zıplaya zıplaya başına doğru gitti. Suratında sıcacık ve kocaman bir gülümsemeyle oyuncakçının ağzını zorlayarak açtı. Bu hareketleri yaparken hep çizgi filmlerde gözüken neşeli şeyler gibiydi. Oyuncakçının ağzı tamamen açıldığında, küçük kukla neşeli bir şekilde adamın ağzından içeriye girdi.
Küçük kukla pembe bir koridorda duruyordu. Burası oyuncakçının anılarının olduğu bölüm sanırım. Kukla şapkasındaki zili çaldırıp zıplayarak ilerlemeye devam ediyor. Koridor boyunca binlerce tablo asılıydı. Her biri mükemmel görüntüde. Küçük kukla güzel bir evin önünde yaşlı bir çiftin durduğu tablonun önünde duruyordu. Elini çok hafifçe kaldırıp tabloya dokundu.
Bir anda şehir alt üst oldu. Gök ile yer birbirine girdi. Her şey normal haline döndüğünde gözlüklü bir erkek çocuğunun çok büyük ve güzel bir evin önünde beklediğini gördü kukla. Hızla çocuğun yanına koşturdu. Bir çok kere takıldı ve düşmekten son anda kurtuldu. Gözlüklü çocuk – ki bu çocuk oyuncakçının ta kendisiydi - anne ve babası olması gereken yaşlı çifte doğru adımını attı.
“ Haydi oğlum sen istersen yeni arkadaşlarınla oynayabilirsin. Biz babanla yeni evimizde oturuyor olacağız” dedi kadın ve yıllardır süren bir aşkın bakışlarıyla baktı eşine. Eşi karısına sıcak bir gülümsemeyi çok görmedi. Kol kola girip evin kapısına doğru yürümeye başladılar. Ã?ocuk dev bir pasta görmüş gibi bakıyordu karşıdaki çocuk parkına. Parkta bir çok çocuk, salıncakta, kaydırakta ve başka başka oyuncaklarda oynuyorlardı. Ã?ocuk hızla koşmaya başladı parka doğru. Her adımda rüzgar saçlarını kaldırıyordu. Çok güzel bir gülümsemesi vardı fakat ne yazık ki bu gülümseme arkadan gelen bir patlama sesiyle dehşete dönüştü. Ã?ocuk yere yuvarlandı. Gözlükleri gözünden düştü ve anında bir taşa çarparak paramparça oldu. Yerden kalkmaya çalıştı ama kahve rengi pantolonu çamura saplanmıştı. Pantolonu çamurdan çıkartmaya çalıştı ve sonunda ayağa kalkabildi. Yeni ve büyük evlerine doğru baktı.
Biraz önce mutlu anne babasının kol kola birbirlerine hala aşık bir şekilde girdiği güzel ev şu anda alev alevdi. Tüm ev ve evin bahçesi yanıyordu. Evden gelen ısı o kadar fazlaydı ki caddedeki karlar ve buzlar bile erimiş pırıl pırıl asfalt ortaya çıkmıştı. Ã?ocuk eve doğru koşturmaya başladı. Her adımda saçını hafifçe kaldıran rüzgar şimdi sıcaklığı ile yumuşacık yanakları yakıyordu. Küçük çocuk o kadar hızlı koşuyordu ki sonunda ayakları birbirine dolandı ve yere yüzüstü düştü. Kayarken avuç içleri parçalandı. Yüzünü kardan kaldırmayı başardığında uzaktan siren seslerini duydu.
Küçük kukla oyun parkının hemen yanındaydı ve sıcak gülümsemesinde bir değişiklik olmuştu. şimdi daha çok korkmuş ve acı çekmiş gibiydi ifadesi. Kukla iplerinden bir tanesini kavradı ve aşağıya doğru çekti. O anda dünyanın yer çekim kanunu bir kez daha kayboldu.
Küçük kukla yeniden koridordaydı. Sıcak gülümsemesi acı ve kederle dolmuştu. Ağlama yeteneği olsaydı şu anda hüngür hüngür ağlayacağına eminim. Yürümeye devam etti. Bu sırada bir çok tablo geçti. Hepsine dikkatle ve büyük bir istekle baktı. Hüzün ve keder izleri yüzünden silinmişti. şapkasındaki zili çaldırmak için başını sağa sola doğru sallayıp yürüyordu. Bir tablo dikkatini çekti. Yine bir ev vardı tabloda. Bu ev daha güzel ve daha gösterişliydi. Merakla tabloya bakmaya devam etti. Küçük elini tabloya kadar kaldırdı ve dokundu. Birden tüm şehir altüst oldu. Yeniden anıların gölgesi küçük kuklayı sardı.
Güzel bir evin bahçesinde duruyordu küçük kukla. Ev bembeyaz bir boyayla boyanmıştı. Ã?atısı çevredeki evlerden on kat daha güzeldi. En yukarıda küçük yuvarlak bir pencere vardı. Küçük kukla zıplaya zıplaya evin ön kapısına doğru koşturdu.
Evin önünde etekleri pırıl pırıl parlayan pembe taşlarla süslü ve saçlarında değerli oldukları güneşin ışığını tüm güçleriyle parıltıya dönüştürmesinden anlaşılan taşlar bulunan bir gelin vardı. Gelinin yanında da, kuklanın damat olduğunu hemen anladığı, koyu bir siyah takım elbise içinde oyuncakçı duruyordu. Karşıdan o kadar mutlu görünüyorlardı ki küçük kukla şapkasının ziliyle dans ederek çiftin peşine takıldı. Yeni evlenmiş çift evin kapısına giden merdivenleri el ele ve hafifçe dua mırıldanarak çıktılar. Kapıya vardıklarında Oyuncakçı altında bu evin aynısının bir küçük modeli olan anahtarlıklı anahtarını çıkarttı. İkisi birden anahtarı tutup kapıyı açtılar. Kapı onlara direnmeden yumuşak bir şekilde açıldı. Yeni bir hayat vardı önlerinde. Mutlu çift birbirlerini sevgiyle öptüler. Kuklanın gülümsemesi gittikçe daha çok büyüdü. Ellerinden biri ipinin üzerine gitti ve onu çekti. Sıcaklık kuklayı sardığında kukla yeniden koridorda olduğunu anladı.
Küçük kukla biraz önce gördüğü evin olduğu tabloya biraz daha baktı. Yüzünde çok tatlı ve sıcacık bir gülümseme vardı. Yürümeye başladı. Sağda solda tablolara baktı. Hiç birini beğenmedi sanırım o yüzden hoplayarak yürümeye devam etti. Birinin önünde durdu. Tablo da bir evin mutfağı vardı. Mutfak küçük ve gösterişsizdi ama mutfakta çokça zaman geçiren birinin olduğu hemen anlaşılıyordu. Büyük davetler için değil de, baş başa bir çiftin oturacağı masa vardı. Masanın üzeri yeni yenmiş bir yemeğin izlerini taşıyordu. İki kadeh ve bir küçük çiçek vardı masada. Tabaklarda ne olduğunu bilmediğim bir yemeğin kırıntıları duruyordu. Mutfak penceresinden içeriye yeni doğan güneşin ışığı girmekteydi ve bunu gören küçük kukla daha bir yoğunlukla bakmaya başladı tabloya. Bunu sevmişti. Büyük bir merak olan gözleriyle tabloya bakmaya, şehrin yeniden altüst olmasını beklemeye başladı. Parmağını tekrar uzatıp tabloya dokundu. Beklemesinin karşılığını aldı.
Mutfak sıcaktı. Sıcacıktı. Küçük kukla havayı kokladı. Bunu yaparken o kadar sevimliydi ki, küçük bir kız görse onu kucaklamaktan kırabilirdi. Hava da hafif bir parfüm ve yemek kokusu vardı. Sabahın bu saatinde yemek yenmediğini az çok bilen kukla daha da meraklandı. Mutfağın kapısından dışarı çıkmak üzereyken mutfağın bahçe kapısı büyük bir hızla açıldı. İçeriye biraz yaşlanmış ama hala gençliğini yaşayan Oyuncakçı girdi. Küçük kukla yerinden sıçradı, çünkü oyuncakçının yüzündeki ifade onu çok korkutmuştu. Hemen bir dolabın rafına tırmanmaya başladı. Kendi kadar bir vazo bulup arkasına geçtiğinde oyuncakçıya bakmaya cesaret buldu.
“ Lanet olsun. Binlerce lanet üzerinizde olsun. “ dedi oyuncakçı gür ve sıkkın bir sesle. Mutluluğu yok olmuştu. Yüzünde damat elbisesiyle bulunan gülümsemesi yoktu. Küçük kukla oyuncakçının yüzünde bir şey gördü ve ürktü. Oyuncakçının gözlerinden sular akıyordu. Küçük kukla biraz düşündükten sonra bunların göz yaşı olduğu sonucuna vardı.
Küçük kukla tam vazonun arkasından çıkmış oyuncakçıya “merhaba” diyeceği sırada mutfak kapısı bir kez daha açıldı. Bu sefer daha yavaş ve zarif bir şekilde kapı arkaya dayandı. Küçük kukla vazonun arkasına geri sıçradı ve gelene baktı. O daha önce gördüğü gelindi. şimdi üzerinde çiçekli bir elbise vardı. O kadar güzel ve yumuşak bir kumaşı vardı ki kadının belini kavramış ama onu sıkmıyormuş gibi görünüyordu.
“ Özülme” dedi kadın yumuşak bir sesle. Gözlerini elleriyle kuruladı “ Bak bana ben üzülüyor muyum hiç? “ dedi.
“ Bana oyun oynama” dedi oyuncakçı büyük bir öfkeyle yerinden kalkarak. Karısının yüzüne baktı. Ã?fkesi bir anda geçti. Hafif adımlarla karısının yanına gitti ve kırmaktan korkarcasına elini ellerinin içine aldı. “ Özüldüğünü biliyorum. şimdi ayakta durmayı bırak ve otur lütfen. “
Kadın kocasının dediğini dinledi. Biraz önce oyuncakçının kalktığı tabureye sanki bir melekmiş gibi oturdu. Küçük kukla kadının o kadar yumuşak oturmasının sırrını merak etti. Ayağa kalktı ve vazonun arkasına onu taklit ederek oturmaya çalıştı. Yaparken kadın gibi ayağını katladığı için şimdi ayağı tahta popusunun altındaydı. Kırkırdadı ama çok yumuşak bir kıkırdama olmasına dikkat etti.
“ Evet üzülüyorum. “ dedi kadın. “ Bir anne çocuğunu kaybedince üzülür ama bunu çok fazla büyüterek bir şey elde edemeyiz. Daha çok gözyaşı ve hayal kırıklığı yaşarız. Bunun için sana ihtiyacım var. Lütfen güçlü ol. “
Herkesin başına gelebilecek olan sıradan bir olaydı onların başına gelen. Her aşk ve hayat hikayesinde sıkça karşılaşılan bebek kaybıydı onların yaşadıkları. İkisi de bunun üzerine çok öykü okumuşları ama yaşadıklarında bunun anlatıldığı kadar kolay olmadığını gördüler.
Oyuncakçı karısının yanına diz çöktü. Bir elini tekrar avucunun içine alarak alnına koydu. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Kadında ağlıyordu. Göz yaşları kadının yanağında o kadar yumuşak iniyordu ki kuklanın içi acıdı. Küçük kukla o anda çok fazla ağlamak istedi. Gülümsemesi kayboldu onun yerine hüzün ve acı bir gülücük kondu yüzüne.
“ Geçecek” dedi kadın. “ Eminim geçecek hayatım. Özülme artık. “
Küçük kukla iplerinden birini çekti ve kendini koridorda buldu yeniden. şapkasını çıkarttı. Zilin neşeli sesi onu mutlu etmiyordu artık. Küçük cebine zili içeri gelecek şekilde tıkıştırdı şapkayı. Hoplayarak yürümediğinin farkına varmadan tabloları dolaşmaya devam etti.
Sert kış ülkeyi etkisi altına almaya ve bırakmamaya devam ediyordu. Ölkenin her yerinde resmi iş yerleri ve okullar tatil edilmişti. Edilmeyen iş yerleri de boştu zaten. Kış o kadar sert, o kadar acımasızdı ki yaşlı insanlar gençlere bunun dünyanın sonu olduğunu söylüyorlardı. Bu şehir, şu anda gecenin çok ileri saatlerini yaşıyordu. Biraz sonra ise yeni bir günün habercisi güneşin ilk ışıkları ile uyanacaklardı. Horozlar ya da diğer kuşlar ötmeyecekti çünkü hepsi ya soğuktan yuvalarına sığınmış ya da donmuştu.
Meydanın arkasındaki sokaktaki oyuncakçı gece bırakılan şekilde duruyordu. Oyuncakçı dükkanındaki tek değişim vitrindeki kukladaydı. O alaycı bir sırıtışı olan ve yoldan geçenlerin bakmamayı tercih ettikleri kukla şimdi uzaklara dalmış gibi bakıyordu. Hayal görmek güzeldi ama bu hayalleri birinin kabusu yapmak bu kukla için vazgeçilmez bir zevkti.
Oyuncakçının yatak odasında her şey yolundaydı. Minik kukla sehpanın üzerinde değildi. O şu anda kendi karakterini belirlemekle meşguldü ve oyuncakçının iyi ve kötü anılarının arasındaydı. Oyuncakçı ise bir kabus görüyor olmalıydı. Suratında diğer insanların uyuduğu zamanki huzurlu ifade yoktu. Bunun yerine daha sert bir cehre ve acı çeken bir ruhun kafese tıkıldığını belli eden dudakları vardı. Bu acının vitrindeki alaycı sırıtışlı kukladan geldiğini bilmesem de tahmin etmekte zorlanmıyorum.
Kukla koridorda yürümeye ve rahatsız edici bir şekilde gülümsemeye devam ederken bir tabloyu beğendiğine karar verdi. Durdu ve tabloyu incelemeye başladı. Tabloda bir çocuk odası vardı. Duvar kağıtlarında minik ayılar vardı ve bu minik ayılar bazen top oynuyor, bazen şarkı söylüyor, bazen de tüm çocukların yapacağı şeyleri yapıyorlardı. Bu duvar kağıdı kuklanın çok hoşuna gitmiş olacak ki her tarafı oyuncakla kaplı odanın tablosuna elini uzattı. Minik tahta parmağı tabloya değdi ve yer çekimi kanunun bir kez daha keşfi önemini kaybetti.
Oda o kadar sıcaktı ve o kadar güzel bir kokuya sahipti ki küçük kuklanın gülümsemesi geri geldi. Bu sefer ki gülümsemesi ilk yapıldığındaki kadar içten ve güzel değildi ama gülümsemeydi işte. Hani o kadar çok acı çeken bizler; günler, aylar, yıllar sonra bunları unutur ve bir gün bir yerde gülümseriz, karşıdan biri bizi görür ve “ Ne kadar mutlu bir hayat “der. Aslında o anki gülümsememiz bir bebeğin veya bir çocuğun gülümsemesi yanında adeta bir haykırış bir ağlamadır. Ã?ünkü onlar daha içten daha sıcak daha kendini vererek gülerler. Biz büyükler, yaşamış olanlar, hiçbir zaman bir daha eskisi gibi gülemeyeceğimizi biliriz.
Küçük kukla zilin sesini bir kez daha duymak istemiş olacak ki şapkasını çıkartıp başına taktı. Minik zili başını sallayarak çaldırdı. Yatak odanın sağ köşesinde duruyordu ve kapı hemen onun karşısındaydı. Yatağın ayak ucunda bir sandık duruyordu. Küçük kukla merakla sandığa doğru yürümeye başlayacakken odanın kapısı çok hafif bir şekilde açıldı. Küçük kukla hemen çekmecelerin üzerine tırmandı ve küçük ayının arkasına saklandı ...
Mesajınız düzenlenmiştir//. Editör
