ADALETİN,ÖLÖMÖN ve SAVAşIN TAPINAğI(TANRI:OREN
Vilthas sesin geldiği pencereye doğru yöneldi...Elf gözleri normal gözlerin güçlükle farkedeceği kuşa kenetledi...
Vilthas'ın yaklaştığını fark eden Kuzgun koridorları inleten bir gaklama daha koyverdi,bu seferki herkesin duyması içindi belliki...
Vilthas kuşun hareketlerinden kendisini fark ettiğini anlamıştı...adımları biraz daha hızlandı ve çok geçmeden kuşun yanındaydı...Vilthas bu kuşun ne getirdiğini tahmin ediyordu...ama emin değildi...taki kuş gagasıyla sol bacağını gösterene kadar,o zamana kadar fark etmemişti ama kuşun bacağında bir not vardı...
'Büyücü Vilthas çalışmaların Konsey tarafından izlenmiş ve Sınava girme zamanının geldiğine karar verilmiştir...
Umarım başarılı olursun dostum...
Erethan
Kırmızı Tarikat Lideri,Başbüyücü'
Vilthas'ın yaklaştığını fark eden Kuzgun koridorları inleten bir gaklama daha koyverdi,bu seferki herkesin duyması içindi belliki...
Vilthas kuşun hareketlerinden kendisini fark ettiğini anlamıştı...adımları biraz daha hızlandı ve çok geçmeden kuşun yanındaydı...Vilthas bu kuşun ne getirdiğini tahmin ediyordu...ama emin değildi...taki kuş gagasıyla sol bacağını gösterene kadar,o zamana kadar fark etmemişti ama kuşun bacağında bir not vardı...
'Büyücü Vilthas çalışmaların Konsey tarafından izlenmiş ve Sınava girme zamanının geldiğine karar verilmiştir...
Umarım başarılı olursun dostum...
Erethan
Kırmızı Tarikat Lideri,Başbüyücü'
İsim:Erethan Aereos
Irk:insan
Sınıf:Wizard/Evoker
Irk:insan
Sınıf:Wizard/Evoker
Vilthas kuzgunun bacağında bir not taşıdığını görünce hafif bir sarsıntı geçirdi.. Bu heyecanındandı, korkusundan değil. Yavaşça kuzguna yaklaştı.. Kaçmadığını görünce iyice rahatladı.. Notu kağıda zarar vermemeye dikkat ederek kuzgunun ayağından çıkardı ve açtı.. Okumaya başladığında düşüncelerinin doğruluğunu anladı..
Sonunda büyücülük sınavına çağrılmıştı. Aslında bu uzun zamandır beklediği bir çağrıydı, ama Vilthas hep doluydu, tapınakta işi olmadan durduğu vakit yok gibiydi..
Notu sakince kıvırdı ve cüppesinin iç ceplerinden birine soktu. Ardından kuzguna hafif bir sesle "Artık gidebilirsin kuzgun.. Başbüyücünün notu gereken yere ulaşmıştır.." dedi..
Ardından geriye nasıl bir not bırakabileceğini düşünmeye başladı. Kağıt bırakabilirdi, ama kaybolma tehlikesi vardı.. Duvara yazı yazabilirdi ama yanında bunu yapabilecek malzeme yoktu, hem bu tapınağa saygısızlık olurdu.. Sonunda aklına ilginç bir çözüm geldi.. Büyüsünü kullanacaktı..
Büyü malzemelerinin bulunduğu keseyi karıştırdı.. Bir çanak kırmızı mürekkep çıkardı keseden.. Sağ işaret parmağını mürekkepin içine batırdı ve ardından kendisinden asırlar önce yaşamış büyücülerden beri kullanılmakta olan o ağımsı kelimeler fışkırmaya başladı ağzından.. Aseroth monelis vretosh..... Mürekkebe batımış olduğu parmağıyla duvara ortak dilde bir not yazdı.. Daha sonra büyünün son kısmını tamamladı: "Bu notu sadece ve sadece İlyamain okuyabilir.."
Duvarda bir anlığına parlayan ama sonra gözden kaybolan yazı şuydu:
"İlyamain, büyücülük sınavım için başbüyücü erethan tarafından çağrılmış olup, büyücülük kulesine yola çıkmışımdır.. Yokluğumda yeni gelenlerle senin ilgilenmeni ve de değerini kanıtlamanı istiyorum..
Vilthas Eralinder
Lord Oren'in sözcüsü
"
Ardından sınavından başarılı olması için Lorduna bir dua fısıldadı ve tapınağı sessizce terketti..
Sonunda büyücülük sınavına çağrılmıştı. Aslında bu uzun zamandır beklediği bir çağrıydı, ama Vilthas hep doluydu, tapınakta işi olmadan durduğu vakit yok gibiydi..
Notu sakince kıvırdı ve cüppesinin iç ceplerinden birine soktu. Ardından kuzguna hafif bir sesle "Artık gidebilirsin kuzgun.. Başbüyücünün notu gereken yere ulaşmıştır.." dedi..
Ardından geriye nasıl bir not bırakabileceğini düşünmeye başladı. Kağıt bırakabilirdi, ama kaybolma tehlikesi vardı.. Duvara yazı yazabilirdi ama yanında bunu yapabilecek malzeme yoktu, hem bu tapınağa saygısızlık olurdu.. Sonunda aklına ilginç bir çözüm geldi.. Büyüsünü kullanacaktı..
Büyü malzemelerinin bulunduğu keseyi karıştırdı.. Bir çanak kırmızı mürekkep çıkardı keseden.. Sağ işaret parmağını mürekkepin içine batırdı ve ardından kendisinden asırlar önce yaşamış büyücülerden beri kullanılmakta olan o ağımsı kelimeler fışkırmaya başladı ağzından.. Aseroth monelis vretosh..... Mürekkebe batımış olduğu parmağıyla duvara ortak dilde bir not yazdı.. Daha sonra büyünün son kısmını tamamladı: "Bu notu sadece ve sadece İlyamain okuyabilir.."
Duvarda bir anlığına parlayan ama sonra gözden kaybolan yazı şuydu:
"İlyamain, büyücülük sınavım için başbüyücü erethan tarafından çağrılmış olup, büyücülük kulesine yola çıkmışımdır.. Yokluğumda yeni gelenlerle senin ilgilenmeni ve de değerini kanıtlamanı istiyorum..
Vilthas Eralinder
Lord Oren'in sözcüsü
"
Ardından sınavından başarılı olması için Lorduna bir dua fısıldadı ve tapınağı sessizce terketti..
Griffin gerçekleri hep görmüştü ve adamın doğruyu söylediğini, kendisini yücltmek yerine gerçek olanı ortaya döktüğünü görünce onun gerçektende nitelendirdiği gibi 'Dost' olduğunu anladı.Vilthas wrote:Griffin kendisini Lord Oren'in "en bilgesi" olarak çağırıyordu.. Acaba öyle miyim diye geçirdi içinden. Elflere göre kısa, ama insanlara göre uzun yaşamımda birçok duygu tattım.. Fakat bilgelik.. En bilgelerin bile hataya düştükleri anlar, gerçekleri göremedikleri, duygularının mantıklarının önüne geçtikleri anlar olmuştur.. Peki o zaman bilgelik nedir ki??
İlyamain şaşkın bir şekilde ona bakarken Griffin başını salladı ve "Git!" dedi. "Yapılması gerekeni asla geciktirme ve yapılması gerekeni hep zamanında yap."Vilthas wrote:İlyamain'e dönerek hafif bir gülümsemeyle "Hayır aslında ben de işimin olmdaığını düşünüyordum.. Ta ki.. *Griffine bir bakış atar* "
"Ne... nereye gidiyor" derken İlyamain Vilthas son sözlerini söyledi ve koridorda kayboldu.Vilthas wrote:Ardından her ikisine de seslenir son kez "şimdi gitmem gerek, en kısa sürede burada olacağım.. Sizinle konuşmaya can attığım bir çok konu var, sevgili dostum Albentula.." Derin bir nefes aldı.. Sıkıntılı bir hali var gibiydi.. Sanki büyük bir sınav öncesi son duasını eden birine benziyordu..
İlyamain bir şeylerin olduğunu biliyordu. Tapınakta tüm paladinler gittiğinden beridir dost olarak görebildiği, gerçek bir güven duygusu ile çevrelendiği tek bir kişi vardı ve oda Vilthastı. şimdi oda çok uzaklara gidiyor gibiydi. "Hayır!" dedi Albentunaya dönerek "Bana nereye gittiğini söyle Albentuna! Onunla gitmeliyim. Onu asla yalnız bırakmamalıyım." Bir yandan bunu söylüyordu ama gerçekte yandan kendi yalnızlığından korkuyordu.Vilthas wrote:"Zaman, uzun bir süre önce saygı göstermem gerektiğini anladığım bir kavramdı.. Uyarın için sağol.."
Albentuna ona baktı ve "Bu seni ilgilendirmez İlyamain!" dedi. Ã?ylesine sert bir şekilde söylemişti ki kız olduğu yerde donup kaldı. Babası gibi gördüğü bu Griffin ona hiç bu şekilde sert davranmamıştı. "O koca burnunu her şeye sokmak gibi bir huyun var İlyamain!" dedi Griffin ona kızgın bir şekilde. "Ama bu sefer bunu yapmayacaksın. Beni anlıyor musun? Bazı şeyler vardır insanların kendi başlarına başarmaları gerekir."
İlyamain dehşete düşmüş şekilde ona baktı ve "Ölüme gidiyormuş gibi söylüyorsun!" dedi.
Griffin başını kapıya çevirdi ve olmakta olana baktı. "Her an hayatta her şey olabilir kızım!" dedi İlyamain'e yeniden dönerek.
İlyamain anında kapıya yöneldi ve kapıdan hızla geçerek dışarıya çıktı.
Albentuna kızın arkasından bakıyordu ve olacakları öngörmeye çalışıyordu. "Her şey bir yana..." dedi kendi kendisine. "Bir sınavın neyle sonuçlanacağı belli olmaz. Bu ölümde olabilir tam aksine yaşamda."
İlyamain hızla bir kapıdan geçti ve sonra bir diğerinden de geçerek tapınağın dört bir yerinde Vilthas'ı aramaya başladı. Tam bir diğerine ulaşmak üzereydi ki önüne bir adam çıktı ve İlyamain ona bakarak "Özgünüm efendim!" dedi. "Çok acelem var." Hızla adama selam verdi ve yanından geçerek koridorlar boyunca koşmaya başladı.shadowq7 wrote:Bir kapı çıktı sağ taraftaydı kapıdan içeri girdim Bu bizi tapınağa alan narin ve güzel bayan dedim içimden.
İlyamain duvarlarda kırmızı bir ışıkla parlamakta olan yazılara baktı ve paniğin içini kapladığını hissetti. Sözcü gitmişti. Her nedense gitmişti ve bu yazılar öylesine... öylesine...Vilthas wrote:Daha sonra büyünün son kısmını tamamladı: "Bu notu sadece ve sadece İlyamain okuyabilir.."
Duvarda bir anlığına parlayan ama sonra gözden kaybolan yazı şuydu:
"İlyamain, büyücülük sınavım için başbüyücü erethan tarafından çağrılmış olup, büyücülük kulesine yola çıkmışımdır.. Yokluğumda yeni gelenlerle senin ilgilenmeni ve de değerini kanıtlamanı istiyorum..
Vilthas Eralinder
Lord Oren'in sözcüsü"
"Geriye dönemeyeceğini mi düşünüyordun Vilthas?" diye sordu kendi kendisine. "Ah gidin!" diye bağırdı gözlerindeki yaşlarla. "Gidin, gidin hepiniz gidin. Lânet olsun hepiniz, tek tek gidin. Ã?nce Logan ve sonrada sen..." Gözlerindeki yaşları silerken nefretle dişlerini sıkıyordu ve ardından kendisine hakim olmaya çalışarak yazıları yeniden gözden geçirdi.
Gözlerinde zorla zapdettiği görüşünü bozan göz yaşları ile yeniden duvardaki yazılara baktı.
Sırtını arkasındaki duvara verdi ve gözleri duvarda parlayan kelimelerin üzerinde dondu kaldı. En sonunda kendisini toparlayarak ve daha cesur olmaya çalışarak "Bunu yapacağımdan emin olabilirsin sözcü!" dedi. "Sınavın için dua edeceğim ve her yeni elenle yokluğunu aratmayacak şekilde ilgileneceğim."Vilthas wrote:İlyamain, büyücülük sınavım için başbüyücü erethan tarafından çağrılmış olup, büyücülük kulesine yola çıkmışımdır.. Yokluğumda yeni gelenlerle senin ilgilenmeni ve de değerini kanıtlamanı istiyorum..
Yavaşça son kez yazılara baktı ve arkasını dönerek tapınağın irişine doğru ilerledi. Her ne olursa olsun onun yokluğunu aratmayacaktı. Tapınakta her ne oluyorsa kontrol etmeliydi.
İlyamain tapınağın girişine doğru ilerledi ve adamın gözleri ile bir şeyi aradığını görünce o tarafa yönelerek "Sözcü Vilthas şu anda tapınakta yok efendim!" dedi. "Size nasıl yardımcı olabilirim?"Elerander wrote:Elralender eğildiği yerden kalktı ve gözleri sözcüyü aramaya başladı.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Elralender kadının dediğini duyunca biraz hayal kırıklığına uğradı.Ã?ünkü sözcüden çeşitli bilgiler ve bir görev isteyecekti.Ama yinede bu hoş leydinin de kendisine belki yardım edebilir die düşündü.
--Leydim sözcünün burda olmamasına açıkça üzüldüm.Ama umarım siz bana yardım edebilirsiniz.Bilirsiniz paladinler boş boş durmak için yaratılmamışlardır.Bu yolda yürümeemin tek sebebi insanların iyiliğ ve adalet duygusunu yaymaktır.Bu yüzden sözcüden bir görev istiyecektim.Acaba bu konuda bana nasıl yardımcı olabilirsiniz???
--Leydim sözcünün burda olmamasına açıkça üzüldüm.Ama umarım siz bana yardım edebilirsiniz.Bilirsiniz paladinler boş boş durmak için yaratılmamışlardır.Bu yolda yürümeemin tek sebebi insanların iyiliğ ve adalet duygusunu yaymaktır.Bu yüzden sözcüden bir görev istiyecektim.Acaba bu konuda bana nasıl yardımcı olabilirsiniz???
No one hears him cry so he turns to evil...
"Bir görev mi?" diye sordu ona ilyamain inanamayarak. "Sözcüden mi bir görev isteyecektin?
Yavaşça bakışlarını gökyüzüne kaldırdı ve "Görevler her zaman kendimizden gelmelidir genç adam. Onları birisinden zorla, kanırtarak almaktansa bunu kendi ruhumuzda bulmalıyız. Her canlı bir yaşam görevi ile doğar ve bunu tamamlamak için yaşar."
'Benimkisi neydi acaba?' diye düşünmeden edemedi. 'Kendimi Lord Oren'e ve artık çok sevdiğim bu tapınağın koridorlarına bağlamak mıydı?'
"Onu bulmak için kendi yolunu bulmalısın önce genç adam. Neden bir görev istediğini anlayamıyorum. Emin ol yaratılırken sana bir görev verilmiştir ve sen farkında olmadan bunu tamamlamak için yaşıyorsundur!"
İlyamain saçlarını elinin tersi ile arkaya attı ve derin, mavi gözlerini adama odakladı. O sırada aklına tapınağın içerisinde karşılaşmış olduğu adam geldi. "Ah!" dedi. "Her şeye rağmen bir görev istiyorsanız tapınağın içerisinde karşılaşmış olduğum bir adam vardı. Sanırsam kayboldu. Onu buraya getirmeyi kendinize görev olarak biçebilirsiniz."
Yavaşça bakışlarını gökyüzüne kaldırdı ve "Görevler her zaman kendimizden gelmelidir genç adam. Onları birisinden zorla, kanırtarak almaktansa bunu kendi ruhumuzda bulmalıyız. Her canlı bir yaşam görevi ile doğar ve bunu tamamlamak için yaşar."
'Benimkisi neydi acaba?' diye düşünmeden edemedi. 'Kendimi Lord Oren'e ve artık çok sevdiğim bu tapınağın koridorlarına bağlamak mıydı?'
"Onu bulmak için kendi yolunu bulmalısın önce genç adam. Neden bir görev istediğini anlayamıyorum. Emin ol yaratılırken sana bir görev verilmiştir ve sen farkında olmadan bunu tamamlamak için yaşıyorsundur!"
İlyamain saçlarını elinin tersi ile arkaya attı ve derin, mavi gözlerini adama odakladı. O sırada aklına tapınağın içerisinde karşılaşmış olduğu adam geldi. "Ah!" dedi. "Her şeye rağmen bir görev istiyorsanız tapınağın içerisinde karşılaşmış olduğum bir adam vardı. Sanırsam kayboldu. Onu buraya getirmeyi kendinize görev olarak biçebilirsiniz."
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Kadının ilk dediği laf karşısında miğferinin içinden sırıtarak kadına güldü.Genç adam dedi kendi kendi ne.Bir elf olduğunu kimse bilmiyordu.
Aslında kadın haklı idi ırkını şu ana kadar annne ve babasından başka hiç kimse bilmiyordu.Kimsede bilmeyecekti.Sonra kadının dediği sözler mantıklı geldi.Çok nadir saygı duyulacak kadınlardan biriydi.
--Dedikleriniz çok doğru ama ama bir adamı bulmak için yannız başınasınız leydim dedi ve topukları üzerinden dönerek oradan uzaklaştı...
Aslında kadın haklı idi ırkını şu ana kadar annne ve babasından başka hiç kimse bilmiyordu.Kimsede bilmeyecekti.Sonra kadının dediği sözler mantıklı geldi.Çok nadir saygı duyulacak kadınlardan biriydi.
--Dedikleriniz çok doğru ama ama bir adamı bulmak için yannız başınasınız leydim dedi ve topukları üzerinden dönerek oradan uzaklaştı...
No one hears him cry so he turns to evil...
İlyamain omuz silkti ve sıkıntı içinde heykele dönerek bir dua mırıldandı. Duası şu anda bir savaşta olduğunu düşündüğü Logan'a ve başka bir savaşta, sonucu ölüm olabilecek bir sınavda, olduğunu düşündüğü Vilthas'aydı.
Yeniden bakışlarını odasının olduğu pencereye doğru çevirdi ve biraz uyuması gerektiğini düşündü. Koridorlarda odasına doğru ilerlemeye başladı.
Yeniden bakışlarını odasının olduğu pencereye doğru çevirdi ve biraz uyuması gerektiğini düşündü. Koridorlarda odasına doğru ilerlemeye başladı.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Meşale ışığı bana doğru gelmeye başladı. Çok hızlıydı. Hayır bu meşale ışığı değildi. Daha çok bi ateş topunu andırıyordu. Eğilmeyi denedim ancak ateş bir anda o kadar büyüdü ki artık kaçmak imkansız dı. Ateş saniyeler içinde o kadar büyük ve o kadar parlak bir hal aldı ki gözlerimi kapatmak zorda kaldım. Bir anda atmosferin değiştiğini hissettim. Bir kuşun kanat çırpma sesini duydum. Gözlerimi açarken biraz zorlandım. Güneş gözümü alıyordu. Görüntü daha da netleştiğinde taşlar görmeye başladım. Taşlar giderek netleşti ve muazzam bir binanın karşısında buldum kendimi.
Neler olduğunu anlayamamıştım. Etrafımı incelemeye başladım. Gördüğüm gülen ve ağlayan heykeller muazzam binanın tamamlayıcısı niteliğindeydi. Sonra binanın üzerindeki semboller gözüme çarptı. Bu semboller...... Evet doğru yerdeydim. Orenin tapınağındaydım.
O sırada belli belirsiz ayak sesleri duymaya başladım. Sesler giderek netleşti. Heykellerin arasından çıkan sureti tanımıştım. Tapınağın dışında karşılaştığım orman elfiydi. Deri zırhının üzerinde doğayla ilgili bazı figürler vardı. Sırtında kemikten yapılma uzun gösterişli bir yay asılıydı. Başımı hafifçe öne eğerek selam verdim.
Neler olduğunu anlayamamıştım. Etrafımı incelemeye başladım. Gördüğüm gülen ve ağlayan heykeller muazzam binanın tamamlayıcısı niteliğindeydi. Sonra binanın üzerindeki semboller gözüme çarptı. Bu semboller...... Evet doğru yerdeydim. Orenin tapınağındaydım.
O sırada belli belirsiz ayak sesleri duymaya başladım. Sesler giderek netleşti. Heykellerin arasından çıkan sureti tanımıştım. Tapınağın dışında karşılaştığım orman elfiydi. Deri zırhının üzerinde doğayla ilgili bazı figürler vardı. Sırtında kemikten yapılma uzun gösterişli bir yay asılıydı. Başımı hafifçe öne eğerek selam verdim.
Elf endişeli görünüyordu. Beni farketmedi bile. Hızlı adımlarla yürümeye devam etti ve binanın diğer tarafına dolaşırken heykellerin arasında kayboldu. Bir süre sonra ayak sesleri de yeniden kesilmişti. Artık sadece birkaç kuşun kanat çırpışını ve rüzgarın heykellerin arasından yavaşça süzülürken çıkardığı uğultuyu duyabiliyordum.
Heykellere baktığımda bişey farkettim. Sanki yaşıyorlardı. Yüzlerindeki ifade sanki değişiyordu. Gülen heykeller ağlamaya başlıyordu. Sanki hareket ediyorlardı. Ya da bana öyle geliyordu. Başım dönüyordu. Korkmaya başladım. Rüzgarın ve kuşların sesi bir anda kesilmişti sanki. Miğferimi çıkardım. Miğferin bir şekilde elimden kaydığını hissettim. Metalin taşa çarpma sesi kulaklarımda muazzam bir yankı yaptı. O an duyduğum tek ses de buydu. Gözlerimi kapattım. O an sadece kendi nefes alış verişlerimi işitiyordum. Sanki çok büyük bir boşlukta yalnız ve çaresizdim. Belki de bu yaşadıklarım gerçek değildi. Belki de aslında tapınakta değildim. Belki de Oren beni tapınağa almamıştı. Sadece hayal görüyor olabilirdim. Belki bu tapınağı bulmam bile hayaldi.
Bi acıyla irkildim. Gözümü açtığımda yerdeydim. Biraz kemiklerim sızlıyordu. EVET! Acıyı hissediyorum. Bu hayal değil. Gerçekten tapınaktayım. Gerçekten şans eseri burayı buldum ya da tapınak beni buldu. Oren beni duydu ve beni tapınağa yönlendirdi. Bundan eminim. Heykeller! Hızlıca ayağa kalktım ve etrafa baktım. Heykeller ilk gördüğümdeki gibi hareketsiz ve cansızdı. Ama hepsi gerçekti. Hızla eğilip miğferimi yerden aldım ve kararlı bir şekilde tapınağın içine doğru yürümeye başladım. Artık içimde en ufak bir korku yoktu. Oren'in tapınağında neyden korkabilirdim ki. Artık kendime daha çok güveniyordum.
"OREN! BU TAPINAğA GİRDİğİM ANDAN İTİBAREN SANA BAğLILIK YEMİNİ EDİYORUM. BUNDAN SONRA KILICIMI VE SAVAş KONUSUNDAKİ YETENEKLERİMİ SENİN YOLUNDA KULLANACAğIMA SÖZ VERİYORUM. SONUNDA Ã?LÃ?M BİLE OLSA!"
Ve sonu görünmeyen koridora adımımı attım. Sadece önümdeki on adımlık mesafeyi görebiliyordum. Birçok odanın önünden geçtim, yürümeye devam ettim. Bir süre sonra açık bir kapıyla karşılaştım. adımlarımı yavaşlattım. Yavaşça içeri girdim. Birileriyle karşılaşabilmeyi ummuştum fakat oda boştu. Karşımda bir yatak ve yatağın yanında asılı mavi bir cübbe vardı. Bu cübbe........ "Horcoel!"
Heykellere baktığımda bişey farkettim. Sanki yaşıyorlardı. Yüzlerindeki ifade sanki değişiyordu. Gülen heykeller ağlamaya başlıyordu. Sanki hareket ediyorlardı. Ya da bana öyle geliyordu. Başım dönüyordu. Korkmaya başladım. Rüzgarın ve kuşların sesi bir anda kesilmişti sanki. Miğferimi çıkardım. Miğferin bir şekilde elimden kaydığını hissettim. Metalin taşa çarpma sesi kulaklarımda muazzam bir yankı yaptı. O an duyduğum tek ses de buydu. Gözlerimi kapattım. O an sadece kendi nefes alış verişlerimi işitiyordum. Sanki çok büyük bir boşlukta yalnız ve çaresizdim. Belki de bu yaşadıklarım gerçek değildi. Belki de aslında tapınakta değildim. Belki de Oren beni tapınağa almamıştı. Sadece hayal görüyor olabilirdim. Belki bu tapınağı bulmam bile hayaldi.
Bi acıyla irkildim. Gözümü açtığımda yerdeydim. Biraz kemiklerim sızlıyordu. EVET! Acıyı hissediyorum. Bu hayal değil. Gerçekten tapınaktayım. Gerçekten şans eseri burayı buldum ya da tapınak beni buldu. Oren beni duydu ve beni tapınağa yönlendirdi. Bundan eminim. Heykeller! Hızlıca ayağa kalktım ve etrafa baktım. Heykeller ilk gördüğümdeki gibi hareketsiz ve cansızdı. Ama hepsi gerçekti. Hızla eğilip miğferimi yerden aldım ve kararlı bir şekilde tapınağın içine doğru yürümeye başladım. Artık içimde en ufak bir korku yoktu. Oren'in tapınağında neyden korkabilirdim ki. Artık kendime daha çok güveniyordum.
"OREN! BU TAPINAğA GİRDİğİM ANDAN İTİBAREN SANA BAğLILIK YEMİNİ EDİYORUM. BUNDAN SONRA KILICIMI VE SAVAş KONUSUNDAKİ YETENEKLERİMİ SENİN YOLUNDA KULLANACAğIMA SÖZ VERİYORUM. SONUNDA Ã?LÃ?M BİLE OLSA!"
Ve sonu görünmeyen koridora adımımı attım. Sadece önümdeki on adımlık mesafeyi görebiliyordum. Birçok odanın önünden geçtim, yürümeye devam ettim. Bir süre sonra açık bir kapıyla karşılaştım. adımlarımı yavaşlattım. Yavaşça içeri girdim. Birileriyle karşılaşabilmeyi ummuştum fakat oda boştu. Karşımda bir yatak ve yatağın yanında asılı mavi bir cübbe vardı. Bu cübbe........ "Horcoel!"
İlyamain yavaşça tapınağın arkasındaki balkonun kapısını araladı ve dışarıya çıkarak Albentunaya baktı. Albentuna'nın gözleri kapalıydı ve uyuyordu. İlyamain kendisini çok yalnız hissediyordu. Günlerdir tapınağa kimse gelmemişti ve tapınak içerisinde dolaşanlar dışında oldukça yalnızdı.
"Gitti değil mi?" diye sordu Albentuna gözlerini açmadan ona bakarak.
"Evet oda gitti Albentuna!" dedi İlyamain. "Oda... gitti..."
Dostlar vardı burada tanıdığı ve sürekli olarak birileri ile tanışıyor ve o birileri tapınaktan bir şeyler için ayrılıyordu. Ã?nce Logan -Ah Logan nerdesin- onra ise sevgili Vilthas -seni odun kafalı seni. Sadece bir topluluğun üyesi olmak ve güce kavuşmak için hayatını riske atacağın bir sınava gittin- gitmişti.
Aslında düşünceleri bu yönde değildi. Her ikisi içinde dualar ediyordu sürekli olarak. Her saniye onları düşünüyor ve Lord Oren'e onlar için yalvarıyordu. Ã?nceki akşam rüyasında Logan'ın bir kervanın başında olduğunu ve tehlikeye doğru at sürdüğünü görmüştü ama şimdi rüyalarında Logan'ı göremiyordu bile. Ne olmuştu? Başına kötü bir şey mi gelmişti? Savaştan sağ çıkamayacak mıydı?
'Ah seni odun kafalı geriye dönmelisin!'
Balkonun kenarına doğru ilerledi ve kendisini rüzgârın akışına bırakmak için içinde var olan o inanılmaz dürtüyle savaş vermeye başladı. Her an rüzgârda savrulmak istiyordu. Belki o zaman Logan'ın yanına gidebilirdi.
'Hayır Aptal!' dedi kendi kendisine. 'Logan ölmedi o geriye dönecek!'
Albentuna bakışlarını kaldırmıştı ve onu izliyordu. Delici bakışlarını onun üzerinde tutuyor ve ne yapacağını merak ediyordu ama İlyamain hiçbir şey yapmadan kendisine dönünce bakışları değişti ve hoşnut bir ifade ile doldu. "Karnını doyurabiliyor musun?" dedi İlyamain ona bakarak. "İstersen sana tapınaktan yiyecek bir şeyler getirebilirim."
Albentuna ona saygı ile baktı. İnsanlar şu kısa ömürlerinde ne kadar da çabuk gelişiyorlardı. Daha dün gibi hatırlıyordu bu insan çocuğunun büyümesini. Babasını dahi hatırlıyordu. Ah zavallı adam kendisini İondaria prensesini korumaya adamıştı. İnsominyanın annesine o kadar aşıktı ki! 'İnsan duyguları!' diye düşündü. Babası İlyamain daha üç yaşlarındayken ölmüştü ve ona babalık yapan kendisinden başkası değildi. Prenses ile kardeştiler. Bunu ikisi de biliyorlardı ama asla dile getirmiyorlardı. Krallığı karıştıracak böylesine bir hadiseyi gözler önüne sermemek için ellerinden geleni yapıyor hatta bunu bilmezden geliyorlardı. 'İnsan halleri!' diye düşündü yeniden Griffin.
"Aç değilim İlyamain!" dedi Albentuna ona gülümseyerek. "Etrafta o kadar çok av hayvanı var ki!"
İlyamain ona gülümsedi. Lord Oren'e bir dua daha mırıldandı ve bu sefer duasının duyulması için yalvardı. Tüm svediklerinin canını korumasını istiyordu. Karşılığında kendi hayatını bile seve seve verebilirdi.
"Gitti değil mi?" diye sordu Albentuna gözlerini açmadan ona bakarak.
"Evet oda gitti Albentuna!" dedi İlyamain. "Oda... gitti..."
Dostlar vardı burada tanıdığı ve sürekli olarak birileri ile tanışıyor ve o birileri tapınaktan bir şeyler için ayrılıyordu. Ã?nce Logan -Ah Logan nerdesin- onra ise sevgili Vilthas -seni odun kafalı seni. Sadece bir topluluğun üyesi olmak ve güce kavuşmak için hayatını riske atacağın bir sınava gittin- gitmişti.
Aslında düşünceleri bu yönde değildi. Her ikisi içinde dualar ediyordu sürekli olarak. Her saniye onları düşünüyor ve Lord Oren'e onlar için yalvarıyordu. Ã?nceki akşam rüyasında Logan'ın bir kervanın başında olduğunu ve tehlikeye doğru at sürdüğünü görmüştü ama şimdi rüyalarında Logan'ı göremiyordu bile. Ne olmuştu? Başına kötü bir şey mi gelmişti? Savaştan sağ çıkamayacak mıydı?
'Ah seni odun kafalı geriye dönmelisin!'
Balkonun kenarına doğru ilerledi ve kendisini rüzgârın akışına bırakmak için içinde var olan o inanılmaz dürtüyle savaş vermeye başladı. Her an rüzgârda savrulmak istiyordu. Belki o zaman Logan'ın yanına gidebilirdi.
'Hayır Aptal!' dedi kendi kendisine. 'Logan ölmedi o geriye dönecek!'
Albentuna bakışlarını kaldırmıştı ve onu izliyordu. Delici bakışlarını onun üzerinde tutuyor ve ne yapacağını merak ediyordu ama İlyamain hiçbir şey yapmadan kendisine dönünce bakışları değişti ve hoşnut bir ifade ile doldu. "Karnını doyurabiliyor musun?" dedi İlyamain ona bakarak. "İstersen sana tapınaktan yiyecek bir şeyler getirebilirim."
Albentuna ona saygı ile baktı. İnsanlar şu kısa ömürlerinde ne kadar da çabuk gelişiyorlardı. Daha dün gibi hatırlıyordu bu insan çocuğunun büyümesini. Babasını dahi hatırlıyordu. Ah zavallı adam kendisini İondaria prensesini korumaya adamıştı. İnsominyanın annesine o kadar aşıktı ki! 'İnsan duyguları!' diye düşündü. Babası İlyamain daha üç yaşlarındayken ölmüştü ve ona babalık yapan kendisinden başkası değildi. Prenses ile kardeştiler. Bunu ikisi de biliyorlardı ama asla dile getirmiyorlardı. Krallığı karıştıracak böylesine bir hadiseyi gözler önüne sermemek için ellerinden geleni yapıyor hatta bunu bilmezden geliyorlardı. 'İnsan halleri!' diye düşündü yeniden Griffin.
"Aç değilim İlyamain!" dedi Albentuna ona gülümseyerek. "Etrafta o kadar çok av hayvanı var ki!"
İlyamain ona gülümsedi. Lord Oren'e bir dua daha mırıldandı ve bu sefer duasının duyulması için yalvardı. Tüm svediklerinin canını korumasını istiyordu. Karşılığında kendi hayatını bile seve seve verebilirdi.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
RP DIşI:
Rahip Alfred'in Oren'e duası on kasabadan duası.
YÃ?CE OREN ON KASABANIN DURUMU ÇOK KÃ?TÃ?. İNSANLAR AÃ?LIK SUSUZLUK HASTALIK VE Ã?LÃ?M İÃ?İNDE. İNSANLARIN SU SORUNLARINI Ã?OZDÃ?K FAKAT HALA YİYECEK SORUNUMUZ VAR. SEÃ?İLMİşİNİZ YİYECEK SORUNUMUZU GİDERMEK İÃ?İN ZAMANIN TANRISININ PALADİNİ VE SİZİN TAPINAğININZIN BAş şOVALYESİNİ GÃ?REVLENDİRDİ. FAKAT SEÃ?İLMİşİN SÃ?YLEDİğİNE GÃ?RE HAYATLARI TEHLİKEDEYMİş SEÃ?İLMİş ONLARI KURTARMAK İÃ?İN YOLA Ã?IKTI KASABANIN İDARESİNİ BANA BIRAKTI. KASABADA İş YAPABİLECEK ADAM SAYIMIZ ÇOK AZ. BU YÖZDEN SİZİN İNANALARINIZIn KASABAYA YİYECEK, İNşA MALZEMELERİ GETİRMEK İÃ?İN GÃ?REVLENDİRMENİZ İÃ?İN YALVARIYORUM.
Rahip Alfred'in Oren'e duası on kasabadan duası.
YÃ?CE OREN ON KASABANIN DURUMU ÇOK KÃ?TÃ?. İNSANLAR AÃ?LIK SUSUZLUK HASTALIK VE Ã?LÃ?M İÃ?İNDE. İNSANLARIN SU SORUNLARINI Ã?OZDÃ?K FAKAT HALA YİYECEK SORUNUMUZ VAR. SEÃ?İLMİşİNİZ YİYECEK SORUNUMUZU GİDERMEK İÃ?İN ZAMANIN TANRISININ PALADİNİ VE SİZİN TAPINAğININZIN BAş şOVALYESİNİ GÃ?REVLENDİRDİ. FAKAT SEÃ?İLMİşİN SÃ?YLEDİğİNE GÃ?RE HAYATLARI TEHLİKEDEYMİş SEÃ?İLMİş ONLARI KURTARMAK İÃ?İN YOLA Ã?IKTI KASABANIN İDARESİNİ BANA BIRAKTI. KASABADA İş YAPABİLECEK ADAM SAYIMIZ ÇOK AZ. BU YÖZDEN SİZİN İNANALARINIZIn KASABAYA YİYECEK, İNşA MALZEMELERİ GETİRMEK İÃ?İN GÃ?REVLENDİRMENİZ İÃ?İN YALVARIYORUM.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Mavi cübbeye yaklaştım ve yavaşça dokundum.
İki yıl önceydi. Bir köyün yakınlarında orkların görüldüğüne dair haber almıştık. Komutan devriye birlik olarak beni ve emrimdeki yaklaşık 15 süvariyi gönderdi. Hepimiz ağır zırhların içinde ve savaş atlarının üzerindeydik. Uzun yol katetmiştik fakat orklara dair herhangi bir ize rastlamamıştık. Yolculuğun sonunda köye ulaştık fakat köy normal görünüyordu. Ancak üzgün görünen bir köylü, bir yakının iki gün önce ormana girdiğini ve bir daha geri dönmediğini söyledi. Kısa sürede grubu topladım ve hızla ormana daldık. Ağaçlar yanımızdan hızla geçiyordu. Bir süre sonra ağaçların arasında bir kamp gördüm. Atımı durdurdum ve kolumu kaldırarak diğerlerine de durmalarını işaret ettim. Kampın tam ortasında bir grup ork toplanmış bir şeyi izliyordu. Daha dikkatli baktığımda bunun bir düello olduğunu farkettim. İri yarı bir ork elindeki çift taraflı ağır bir baltayı rakibine tüm gücüyle savuruyor, ancak tüm hamleleri boşa çıkıyordu. Orkun rakibi....... O ork değildi bir insan ya da bir elf olabilirdi ama bir ork değildi. Deri zırh giymekteydi ve orkun yaptığı tüm yamlelerden rahatça sıyrılmaktaydı. Bu düelloya karışmak onursuzluk olurdu. O yüzden burda düellonun sonucunu bekliyecektim. Ork, biri diğerinden daha kısa olan iki kılıç kullanan adamın hamlelerinden kaçınmak için bir adım geriledi. Yorulmuş görünüyordu. Kalan son gücüyle bir hamle yapmak için baltasını havaya kaldırdı ve adamın üzerine indirdi. Ancak balta adamın vücuduna değil, sert toprağa saplandı. Adam bu hamleden hızla sıyrıldı ve ork baltasını topraktan kurtarmaya çalışırken uzun olan kılıcını iri orkun karnına sapladı. Ork bir inledi. Adamın kısa olan kılıcıyla orkun boğazında derin bir kesik açması bu inlemeyi bitirdi. Ork yüz üstü yere yığıldı. Adam kılıcını orkun vücudundan çekip aldı. Ve başını kaldırdığında şaşırmıştı. Onlarca ork adamın üstüne yürümeye başlamıştı. Adam savunma pozisyonu aldı ve orkların yaklaşmasını beklemeye başladı. Anlaşılan ölümüne savaşacaktı. Düello bitmişti. şimdi onu kurtarmalıydım. Tek işaretimle grubun saldırı pozisyonuna geçme emrini verirken kılıcımı çektim ve diğer elime de kalkanımı aldım. yanıma iyi yay kullanan dört askeri çağırdım. Verdiğim emirle ikişerli gruplara ayrıldılar. Bir grup sağ tarafa diğer grup sol tarafa dolaştı. Birliğin geri kalanı da benim arkamda üçgen oluşturmaktaydı. Kılıcımı havaya kaldırdım ve indirirken ayklarımla ata saldırı emri verdim. Bir anda bütün atlardan kişneme sesi geldi. Ve bu sesleri atların koşarken sert toprağa vurma sesleri takip etti. Adamın etrafında daire oluşturmuş orklar şaşırmıştı. Bir andan dört ork yere düştü. Dördünün de bedenine saplı birer ok durmaktaydı. Orklar etrafa dağılırken birkaç ork daha gelen oklarda yere düştü. Orkların bazıları dağılırken bazıları da adama saldırdı. Adam çevik bir hareketle önündeki. Orku biçerken Arkasında başka bir ork mızrağıyla adamı şişlemek üzeriydi. Kılıcımı elimde bir kez döndürdüm ve adamı şişlemek üzere olan orka yaklaşırken "ARKANA DİKKAT ET!" diye bağırdım. Orkun yanında rüzgar gibi geçtimde kılıcımda ork kanı vardı. Orkun başını vücudundan ayırmıştım. Atımla üç orkun bulunduğu bir gruba daldım ve kılıcımla birini şişlerken kalkanımla diğerinin hamlesini blokladım ve kısa bir süre sonra üç ork da yerdeydi. Atımı geri çevirdim ve adama doğru atımı hızla sürmeye başladım. Bir süre karşıma hiç ork çıkmadı. Sonra aniden bir ağacın arkasından bir ork belirdi ve elindeki uzun bir mızrakla atımı karşıladı. Saniyeler içinde kendimi yerde buldum. Yüz üstü yerde yatarken bir ses duydum: "Sen de dikkat et!" Sonra bir orkun inleme sesini duydum ve ceset yanıma düştü. Ayağa kalktığımda deri zırh içinde o suretle karşılaştım. Uzun sarı saçları ve mavi gözleri vardı. Ve hafif bir sakal bırakmıştı. Sonra bir grup orkun çift taraftan saldırıya geçtiğini gördük. Hemen yerdeki kılıcımı ve kalkanımı aldım. Adam başını çevirdiğinde bir kulağını gördüm. O bir yarı-elfdi. Orklarla dövüşmek için sırt sırta verdik. Karşımda üç ork duruyordu. Birinin yaptığı hamleyi kılıcımla blokladıktan sonra diğer iki saldırıyı kalakanımla savuştururken orklardan birinin başını uçurdum ve hızla kalkanı çekip diğerini şişledim. Ölen iki orkun yerini başkaları doldururken diğerini de hakladım. Ancak kısa bir süre sonra etrafımız tamamen orklarla kaplanmıştı ve gelen bütün hamleleri kalkanımla ve kılıcımla hızla savuştururken saldırmaya fırsat bulamıyordum. Birden önümdeki iki ork boğazlarına saplanan oklarla yere düştü ve ileride bana yardıma gelen askerleri gördüm. Kısa sürede birçok orku daha hakladık ve yarı elf ve ben yerde savaşırken yanımızdan geçen atlılar her geçişinde bir orkun daha yaşamına son veriyordu. Bir süre sonra Bütün orklar ölmüştü.
Sonra yarı-elf bana döndü ve "Hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim. Horcoel" dedi ve elini uzattı. "Ben de teşekkür ederim. Feoran" diye karşılık verirken el sıkıştık.
Horcoel'le tanışmamın hikayesi buydu. Ondan sonra da bir çok düşmana da berarber karşı koyduk. Beraber savaştık. "Bu Horcoel'in özel günlerinde güydüğü cübbesi. Buraya gelmiş olmalı. Belki şu an bu tapınaktadır."
Odadan hızla çıktım ve koridorda koşmaya başladım. Bir süre sonra kendimi yeniden avluda buldum.
İki yıl önceydi. Bir köyün yakınlarında orkların görüldüğüne dair haber almıştık. Komutan devriye birlik olarak beni ve emrimdeki yaklaşık 15 süvariyi gönderdi. Hepimiz ağır zırhların içinde ve savaş atlarının üzerindeydik. Uzun yol katetmiştik fakat orklara dair herhangi bir ize rastlamamıştık. Yolculuğun sonunda köye ulaştık fakat köy normal görünüyordu. Ancak üzgün görünen bir köylü, bir yakının iki gün önce ormana girdiğini ve bir daha geri dönmediğini söyledi. Kısa sürede grubu topladım ve hızla ormana daldık. Ağaçlar yanımızdan hızla geçiyordu. Bir süre sonra ağaçların arasında bir kamp gördüm. Atımı durdurdum ve kolumu kaldırarak diğerlerine de durmalarını işaret ettim. Kampın tam ortasında bir grup ork toplanmış bir şeyi izliyordu. Daha dikkatli baktığımda bunun bir düello olduğunu farkettim. İri yarı bir ork elindeki çift taraflı ağır bir baltayı rakibine tüm gücüyle savuruyor, ancak tüm hamleleri boşa çıkıyordu. Orkun rakibi....... O ork değildi bir insan ya da bir elf olabilirdi ama bir ork değildi. Deri zırh giymekteydi ve orkun yaptığı tüm yamlelerden rahatça sıyrılmaktaydı. Bu düelloya karışmak onursuzluk olurdu. O yüzden burda düellonun sonucunu bekliyecektim. Ork, biri diğerinden daha kısa olan iki kılıç kullanan adamın hamlelerinden kaçınmak için bir adım geriledi. Yorulmuş görünüyordu. Kalan son gücüyle bir hamle yapmak için baltasını havaya kaldırdı ve adamın üzerine indirdi. Ancak balta adamın vücuduna değil, sert toprağa saplandı. Adam bu hamleden hızla sıyrıldı ve ork baltasını topraktan kurtarmaya çalışırken uzun olan kılıcını iri orkun karnına sapladı. Ork bir inledi. Adamın kısa olan kılıcıyla orkun boğazında derin bir kesik açması bu inlemeyi bitirdi. Ork yüz üstü yere yığıldı. Adam kılıcını orkun vücudundan çekip aldı. Ve başını kaldırdığında şaşırmıştı. Onlarca ork adamın üstüne yürümeye başlamıştı. Adam savunma pozisyonu aldı ve orkların yaklaşmasını beklemeye başladı. Anlaşılan ölümüne savaşacaktı. Düello bitmişti. şimdi onu kurtarmalıydım. Tek işaretimle grubun saldırı pozisyonuna geçme emrini verirken kılıcımı çektim ve diğer elime de kalkanımı aldım. yanıma iyi yay kullanan dört askeri çağırdım. Verdiğim emirle ikişerli gruplara ayrıldılar. Bir grup sağ tarafa diğer grup sol tarafa dolaştı. Birliğin geri kalanı da benim arkamda üçgen oluşturmaktaydı. Kılıcımı havaya kaldırdım ve indirirken ayklarımla ata saldırı emri verdim. Bir anda bütün atlardan kişneme sesi geldi. Ve bu sesleri atların koşarken sert toprağa vurma sesleri takip etti. Adamın etrafında daire oluşturmuş orklar şaşırmıştı. Bir andan dört ork yere düştü. Dördünün de bedenine saplı birer ok durmaktaydı. Orklar etrafa dağılırken birkaç ork daha gelen oklarda yere düştü. Orkların bazıları dağılırken bazıları da adama saldırdı. Adam çevik bir hareketle önündeki. Orku biçerken Arkasında başka bir ork mızrağıyla adamı şişlemek üzeriydi. Kılıcımı elimde bir kez döndürdüm ve adamı şişlemek üzere olan orka yaklaşırken "ARKANA DİKKAT ET!" diye bağırdım. Orkun yanında rüzgar gibi geçtimde kılıcımda ork kanı vardı. Orkun başını vücudundan ayırmıştım. Atımla üç orkun bulunduğu bir gruba daldım ve kılıcımla birini şişlerken kalkanımla diğerinin hamlesini blokladım ve kısa bir süre sonra üç ork da yerdeydi. Atımı geri çevirdim ve adama doğru atımı hızla sürmeye başladım. Bir süre karşıma hiç ork çıkmadı. Sonra aniden bir ağacın arkasından bir ork belirdi ve elindeki uzun bir mızrakla atımı karşıladı. Saniyeler içinde kendimi yerde buldum. Yüz üstü yerde yatarken bir ses duydum: "Sen de dikkat et!" Sonra bir orkun inleme sesini duydum ve ceset yanıma düştü. Ayağa kalktığımda deri zırh içinde o suretle karşılaştım. Uzun sarı saçları ve mavi gözleri vardı. Ve hafif bir sakal bırakmıştı. Sonra bir grup orkun çift taraftan saldırıya geçtiğini gördük. Hemen yerdeki kılıcımı ve kalkanımı aldım. Adam başını çevirdiğinde bir kulağını gördüm. O bir yarı-elfdi. Orklarla dövüşmek için sırt sırta verdik. Karşımda üç ork duruyordu. Birinin yaptığı hamleyi kılıcımla blokladıktan sonra diğer iki saldırıyı kalakanımla savuştururken orklardan birinin başını uçurdum ve hızla kalkanı çekip diğerini şişledim. Ölen iki orkun yerini başkaları doldururken diğerini de hakladım. Ancak kısa bir süre sonra etrafımız tamamen orklarla kaplanmıştı ve gelen bütün hamleleri kalkanımla ve kılıcımla hızla savuştururken saldırmaya fırsat bulamıyordum. Birden önümdeki iki ork boğazlarına saplanan oklarla yere düştü ve ileride bana yardıma gelen askerleri gördüm. Kısa sürede birçok orku daha hakladık ve yarı elf ve ben yerde savaşırken yanımızdan geçen atlılar her geçişinde bir orkun daha yaşamına son veriyordu. Bir süre sonra Bütün orklar ölmüştü.
Sonra yarı-elf bana döndü ve "Hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim. Horcoel" dedi ve elini uzattı. "Ben de teşekkür ederim. Feoran" diye karşılık verirken el sıkıştık.
Horcoel'le tanışmamın hikayesi buydu. Ondan sonra da bir çok düşmana da berarber karşı koyduk. Beraber savaştık. "Bu Horcoel'in özel günlerinde güydüğü cübbesi. Buraya gelmiş olmalı. Belki şu an bu tapınaktadır."
Odadan hızla çıktım ve koridorda koşmaya başladım. Bir süre sonra kendimi yeniden avluda buldum.
Vilthas tapınağa yaklaştığında yorgunluğun o tatlı duygusu ve sınavı geçmenin verdiği neşeyle donanmıştı. Tapınağı tekrar görmek onun ruhunu birkat daha rahatlattı.. Eh bakalım İlyamain bunu görünce ne diyecek? Ah horcoel, en çok senin beni böyle görmeni isterdim? Acaba onlar ne yaptılar on kasabada.. Umarım düzeni sağlamışlardır.
Vilthas önünde kapı belirince biran şaşkınlığa uğradı.. Bir an için daldığımı sanmıştım, oysaki onbeş dakikadır düşünceler içerisindeyim..
Kapıyı yavaşça yerinden oynattı, avludaki sessizliği bozan hafif bir gıcırtı sesi çıkardı kapı. Hımm tapınak tam bıraktığım gibi, sessiz,boş.. Ah evde olmak ne güzel. Sınavını hiç bir zaman unutmayacaktı.. Cehennem.. Eh belki bir gün tekrar girerim oraya.. Hadi sen de.. Daha sen tapınaktan bir yere gidemiyorsun..
"İlyamain, burada mısın? Kimse var mı tapınakta?" diye bağırdı avluda, gülen ve ağlayan çocuk heykellerine yaslanarak.
Vilthas önünde kapı belirince biran şaşkınlığa uğradı.. Bir an için daldığımı sanmıştım, oysaki onbeş dakikadır düşünceler içerisindeyim..
Kapıyı yavaşça yerinden oynattı, avludaki sessizliği bozan hafif bir gıcırtı sesi çıkardı kapı. Hımm tapınak tam bıraktığım gibi, sessiz,boş.. Ah evde olmak ne güzel. Sınavını hiç bir zaman unutmayacaktı.. Cehennem.. Eh belki bir gün tekrar girerim oraya.. Hadi sen de.. Daha sen tapınaktan bir yere gidemiyorsun..
"İlyamain, burada mısın? Kimse var mı tapınakta?" diye bağırdı avluda, gülen ve ağlayan çocuk heykellerine yaslanarak.
Avluya çıkar çıkmaz birinin sesini duydum. Avluda biri vardı. Sesin geldiği yere doğru yöneldim. Heykellerin arasından bol beyaz bir cübbe içerisinde bir suret gördüm. Ona doğru yürümeye başladım. Yaklaştıkça suretin bir elf olduğunu anladım. Parlak cübbenin göğüs kısmında bir tüy figürü dikkatimi çekti. Elf elinde kahverengi bir kumaş tutuyordu. Belki bu kumaşın içinde birşey saklıydı, belki de başka birşeydi. Bu kumaşa kısa bir süre baktıktan bakışlarımı elfin yüzüne çevirerek gülümsedim. "Selam. Ben Feoran Fireblade. Tapınağa yeni geldim."
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
