Büyü Konseyi (RPG)
Toplantının uzak bir köşesinde bir şekil maddeleşti sradan herhangi bir büyüye benzemiyordu. Bilinen statik büyü olmadığını anlayabilmek için acemi olmamak yeterliydi. Kukuletasını açtığında gelenin başbüyücü Efla olduğu göze çarptı. Toplantıya biraz geç kalmış gibiydi. Bir açıklama yapmadı sadece başbüyücülerin yanına doğru yavaşça ilerledi.
Toplantının konusu kafasının bir köşesindeydi. BElki büyücülerin sıradan toplanmalarındandı belki değildi. Toplanmak için kendilerine göre önemli bir konu bulmaları zor olmazdı. Fakat durumun ciddi olduğunu anlamak pek zor değildi. Gözleri diğer başbüyücüleri aradı. Sadece yemineri görebilmişti. Lich Yeminer. Eski ustası. Yüzünün kenarının kıvrılarak hafifçe gülümsemesine neden oldu bu düşünce daha sonra hemen kendini toparladı. Ciddiyetini bozmadan ilerledi...
Toplantının konusu kafasının bir köşesindeydi. BElki büyücülerin sıradan toplanmalarındandı belki değildi. Toplanmak için kendilerine göre önemli bir konu bulmaları zor olmazdı. Fakat durumun ciddi olduğunu anlamak pek zor değildi. Gözleri diğer başbüyücüleri aradı. Sadece yemineri görebilmişti. Lich Yeminer. Eski ustası. Yüzünün kenarının kıvrılarak hafifçe gülümsemesine neden oldu bu düşünce daha sonra hemen kendini toparladı. Ciddiyetini bozmadan ilerledi...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Lich beklediği gibi Necros salondan hemen uzaklaşıvermişti ama son anda Efla salona girmişti. Bu toplantı kısa süremeyecek gibi görünüyordu.
"Bilmeniz gerekenleri öğrendiniz büyücü yoldaşlarım, şimdi canlarınızı kurtarmasnız için size bir fırsat vermiş bulunuyorum. Bir yol bulun, arayın... Bir şekilde bazılarınız bu işe bri çare bulacaktır, bulamasanız da bulabilecek guruplara yakın durun... Söyleyceklerim bu kadar" dedi lich ve yeni gelen Efla'yı selamladı.
"Hoş geldin başbüyücü"
"Bilmeniz gerekenleri öğrendiniz büyücü yoldaşlarım, şimdi canlarınızı kurtarmasnız için size bir fırsat vermiş bulunuyorum. Bir yol bulun, arayın... Bir şekilde bazılarınız bu işe bri çare bulacaktır, bulamasanız da bulabilecek guruplara yakın durun... Söyleyceklerim bu kadar" dedi lich ve yeni gelen Efla'yı selamladı.
"Hoş geldin başbüyücü"
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Zakhurr yine keskin gözlerini önüne dikmişti, Yeminer' i dinliyordu. Bir süre beklemeyi tercih ettiğinde Necros isimli büyücünün garip bir şekilde toplantıdan ayrılma kararı aldığına şahit oldu. Sunduğu gerekçe saçmaydı, burada ortak bir karar alarak çalışmalara başlamaları gerekirken kendisi çalışmalara başlamak üzere odasına çekilme kararı vermişti. Yeminer in ,büyücü ayrılırken sadece onu izleyerek yetinmesine bir türlü anlam verememişti. Konsey toplantısının lideri önemli kararlar vermek üzere toplanmış bu kurultayda herkesin kendi bireysel tercihleri yönünde ilerlemesine göz yummalı mıydı?yeminer wrote: "Son zamandlarda diyarda çok şey değişiyor büyücü yoldaşlarım... Çok emekharcadığımız,kurmak için çabaladığımız konseyimiz de dahil diyardaki herşeyi tehdit eden gelişmeler sözkonusu. Tanrılar affedilmez şeyler yaptılar,bu diyarla asla oynamamaları gerektiğikadaroynadılar." dedi Lich ve bir süretepkileri izlemek için nutkuna ara verdi.
"şimdiyse bizi bu sorunla başbaşa bıraktılar. Kendi saçma kuralları yüzünden bizi yüz üstü bıraktılarve bizim kendi başımızakurtulmamızı bekliyorlar. Bu konuda yapabileceğimizçok fazla şey yokmuşgibi görünüyor, sadece kendi varlığımızı devam ettrimenin dışında tabi.. " dedi lich ve konuşmasına devam etti.
"Bu diyarla ilgili birçokşey sanırım sizin için bile muammadır, neredeolduğumuz,nasılvar olduğumuz gibi konular. şu anda bulunduğumuz diyarı çok inceledim ve bulgularımaslında bizim gerçekten varolmadığımızı, en azından maddedüzlemindevar olmadığımızı kanıtlıyor. Burdan çıkaracağımızeğeryokolmakistemiyorsak bir şekildemaddedüzleminegeçmeliyiz. " dediLich ve büyücüleredüşünmekiçinsürevermek üzerekonuşmasına ara verdi.
Zakhurr bir yandan çevrede gelişen olayları anlamlandırmaya çalışırken diğer yandan da konuya yoğunlaşmıştı. Yeminer in söyledikleri gerçekten çarpıcıydı fakat Zakhurr bu sözlerden hiçbir şekilde etkilenmemişti. Sağlam savlara dayandırılmadan söylenebilecek milyonlarca söz çarpıcı ve belki de ürkünç sayılabilirdi. Ama bu sadece şarlatan ve kıvırgan sözlerle han müdavimlerini eğlendirenlerden başkaları için gerekliydi. Yeminer söylediklerini iyice açıklamalıydı. şeffaf kararlar verebilmek için bu şarttı.
Tam bu esnada kurultaya bir başka büyücü, başbüyücü, katılım gösterdi. Zakhurr onu da görüp görmediğini farketmeden ince bir selamla karşıladı. Sonra söz istemek üzere elini kaldırdı. Ardından yavaş yavaş olduğu yerden kalktı, sözlerine başladı.
"Efendi Yeminer. Söylediklerinizden önce söylediklerinizin dayanaklarından bahsederseniz bizde daha temiz bir karar alacağız. Buranın madde düzlemi olmadığından bahsediyorsunuz, bunun için tezleriniz nelerdir? Düzlemler hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Eminim bizlerden çok daha fazla kaynak kadim parmaklarınızın arasında dolanmıştır. Ã?ne sürdüğünüz tezleri ve varolan durumu bizlere teorik olarak açıklamalısınız.
Ve tanrıların oyunları. Bunları hemen hemen heryerde duyuyoruz zaten.Peki nedir bu oyunlar, kim ne peşinde? Eminim sadece tanrılar değil oyun peşinde olan.
Madde düzlemine geçiş...Peki bu nasıl mümkün. Madde düzlemi ve geçiş üzerine araştırmalarınızdan bizlere bahseder misiniz."
"Veya bu konuda başka bilgisi olan var mıdır?"
Yeni gelmiş olan başbüyücüye ufak bir bakış attı. Belki onun bu konuda bilgisi vardır diye düşündü. Ne de olsa o da bir başbüyücüydü.Ama söze girecek miydi bilmiyordu. Konseyin nişanını taşımayan büyücülere de söz hakkı tanınıyor muydu acaba, birazdan bunu da görecekti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Kibar bir referans yaparak lichi kibarca selamladı. Belki de orada bir lichin varlığındsan rahatsızlık duymayan tek kişiydi. "Selam olsun üstad Yeminer." dedi gülümseyerek. ufak bir hareketle büyücüleri de selamladı. Süregelen diyaloğu bozmak istemedi. Zira kendisi henüz konuya ısınma aşamasındaydı.
Konuyu idrak ettiğinde bunu beklemediğini iltiraf etii kendine. Haberler ne kadar da tez yayılmıştı diyara. şimdiden büyücü meclisi olup bitenin bilincindeydi. Bu kötü değildi. SAdece avantajlı ve dezavantajlı yanları vardı değerlendirmek kendisine kalmıştı.
Pek sanmıyordu ama yeni birşeyler öğrenebileceğini umarak kara cübbesinin kollarını birleştirerek dinlemeye devam etti. Sarı saçları, mavi gözleri cübbesinin rengiyle bir tezat oluşturuyordu...
Salonu biraz daha incelediğinde diğer başbüyücülerin orada olmadığını gördü. Eldarin, Erethan, Dareth... Hiçbiri ortalarda yoktu. Hala şu garip maceranın peşinde olmalılardı. Ne durumda olduklarını merak etti. Kimbilir belki geri gelmezlerdi...
Konuyu idrak ettiğinde bunu beklemediğini iltiraf etii kendine. Haberler ne kadar da tez yayılmıştı diyara. şimdiden büyücü meclisi olup bitenin bilincindeydi. Bu kötü değildi. SAdece avantajlı ve dezavantajlı yanları vardı değerlendirmek kendisine kalmıştı.
Pek sanmıyordu ama yeni birşeyler öğrenebileceğini umarak kara cübbesinin kollarını birleştirerek dinlemeye devam etti. Sarı saçları, mavi gözleri cübbesinin rengiyle bir tezat oluşturuyordu...
Salonu biraz daha incelediğinde diğer başbüyücülerin orada olmadığını gördü. Eldarin, Erethan, Dareth... Hiçbiri ortalarda yoktu. Hala şu garip maceranın peşinde olmalılardı. Ne durumda olduklarını merak etti. Kimbilir belki geri gelmezlerdi...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Vampir'in sorularının ardından Lich konuşmayı tekrar ele aldı.
"Bu diyarın madde düzleminde olmadığı sonucuna nasıl vardığımın ayrıntılarını tam olarak sizlere anlatmam neredeyse araştırmalarım kadar uzun sürecektir vampir ve bunların birçoğunu da zaten anlamayacaksınız. Ama genel olarak düşünürseniz bu diyarda birçok büyü normal yoldan farklı şekilde yapılıyor. Bu ilk başta birçok büyücünün dikkatini çekmemiş olabilir ama sanatlarda ustalaşan kişiler, onu sadece belli ritüellerin ardarda yapılması değil de hissederek, izleyerek yapan kişiler bu ayrıma varabilir. Eminim cüppe liderleirmiz de bu konularda birçok şüpheye sahipti ama bu diyarda yaşadığım binlerce yıl ve yoktan var ettiğim bu kule bana bu diyar hakkında hepinizden çok daha fazla bilgi sahibi olma fırsatı tanıdı. " dedi lich ve kısa bir aradan sonra tekrar konuşmasına devam etti.
"Tanrıların oyunları konusuna gelince, diyarlarda normal şeyler olmadığı hepimizin malumu olsa gerek... Hiç normal olmayan şeyler görülyor son zamanlarda ki gözlerini uzaklarda tutanlar bunu birçok kişinin farkettiğinden çok daha ileri seviyede olduğunu fark edebilir, diyarın dokusunu bozacak derecede felaketler yaşanmaya başlandı vampir. Yakında kocaman dağların yerini denizler alırsa ya da bu diyardan geriye hiçbirşey kalmazsa çok beklenmedik bri durum olmayacak... Peki bunun sebebi nedir ? Bunun sebebinin tanrılardan başkasının olması imkanı olduğunu düşünen varsa bence hata ediyor demektir, binlerce yıldır dengede duran bu düzlem neden bir anda böyle değişiklikler yaşasın ? Ortada hiçbir sebep yokken... Ama yine de tanrılar arasında neler geçtiğini bilebilecek kadar ali bir kudretim yok. Oralarda neler olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde bu diyar bozuluyor ve de şimdiye kadar hiçbir yüce tanrı bu meseleye müdahale etmiş değil. "
"Bu diyarın madde düzleminde olmadığı sonucuna nasıl vardığımın ayrıntılarını tam olarak sizlere anlatmam neredeyse araştırmalarım kadar uzun sürecektir vampir ve bunların birçoğunu da zaten anlamayacaksınız. Ama genel olarak düşünürseniz bu diyarda birçok büyü normal yoldan farklı şekilde yapılıyor. Bu ilk başta birçok büyücünün dikkatini çekmemiş olabilir ama sanatlarda ustalaşan kişiler, onu sadece belli ritüellerin ardarda yapılması değil de hissederek, izleyerek yapan kişiler bu ayrıma varabilir. Eminim cüppe liderleirmiz de bu konularda birçok şüpheye sahipti ama bu diyarda yaşadığım binlerce yıl ve yoktan var ettiğim bu kule bana bu diyar hakkında hepinizden çok daha fazla bilgi sahibi olma fırsatı tanıdı. " dedi lich ve kısa bir aradan sonra tekrar konuşmasına devam etti.
"Tanrıların oyunları konusuna gelince, diyarlarda normal şeyler olmadığı hepimizin malumu olsa gerek... Hiç normal olmayan şeyler görülyor son zamanlarda ki gözlerini uzaklarda tutanlar bunu birçok kişinin farkettiğinden çok daha ileri seviyede olduğunu fark edebilir, diyarın dokusunu bozacak derecede felaketler yaşanmaya başlandı vampir. Yakında kocaman dağların yerini denizler alırsa ya da bu diyardan geriye hiçbirşey kalmazsa çok beklenmedik bri durum olmayacak... Peki bunun sebebi nedir ? Bunun sebebinin tanrılardan başkasının olması imkanı olduğunu düşünen varsa bence hata ediyor demektir, binlerce yıldır dengede duran bu düzlem neden bir anda böyle değişiklikler yaşasın ? Ortada hiçbir sebep yokken... Ama yine de tanrılar arasında neler geçtiğini bilebilecek kadar ali bir kudretim yok. Oralarda neler olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde bu diyar bozuluyor ve de şimdiye kadar hiçbir yüce tanrı bu meseleye müdahale etmiş değil. "
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Elf kenarları keskin ama yorgun görünen gözleri ile Necros a bakmaktaydı. Burada korkuyordu, çünkü kim olduğunu tanımadığı birisiyle bilinmedik bir yerdeydi. Dudakları tiriyordu ve kirlenmiş yüzünü Necros a çevirmişti.Necros_Spellweaver wrote: "Ah, uyandın demek. İnan bana elf, seni odama alma konusunda cömert davrandığım için kendini şanslı saymalısın. Koruların yabancı büyücüler için ne gibi dehşetler barındırdığını ancak tanrılar bilebilir. Evet, adını ver bana."
Elf sesini çıkaramadı ilk önce, bu laboratuvar hiçte elf bilginlerinin laboratuvarları gibi değildi, ortam loştu ve sağda solda ölü hayvan artıkları, kurumuş bitki parçaları kötü kokulu büyü bileşenleri bulunmaktaydı.
Elf gözlerini tekrar Necros a çevirdi.
"Neredeyim ben? Ve sen kimsin? Niçin buradayım? Ve ismim, bunun senin için hiçbir önemi yok!"
Elf son sözleri zorlukla sarfedebilmişti. Dudakları titrerken ses uzaya uzaya boğazından çıkıvermişti. Korkudan gözleri tomurcuk yaşlarla dolmuştu. Yine de o keskin gözlerini sonuna kadar açarak Necros a çevirmişti. Üzerindeki korkunun yarattığı öfke bu gözlerden okunabiliyordu...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
zignarutsilver
- Kullanıcı

- Posts: 27
- Joined: Sat Jul 23, 2005 10:00 am
- Contact:
Zignarut Silver, karşılaştığı şeyler ile resmen afallamıştı. Söylenen sözlere hiç anlam veremiyordu. Madde düzlemi de neydi? Olmazsa ne olacaktı? Kafası fena halde karışmış olan büyücü izlemeye devam edip anlamaya çalışmaktan başka çaresinin olmadığının farkındaydı.
İsim: Zignarut Silver
Yetenek:Büyücü
Irk:İnsan
Chaos Tapınağı
Yetenek:Büyücü
Irk:İnsan
Chaos Tapınağı
Efla yeminerin sözünü bitirmesini ardından söz almaya karar verdi. Bir vazifeyi ifa etmek için buraya gelmişti. Konseye de saygı duyardı bu yüzden gerekeni yapıp ayrılmayı düşünüyordu.
"Üstad Yeminer görüşlerinize saygı duymakla beraber katılmadığım noktalar olmadığını belirtmek durumundayım. Aslında bir madde düzleminde olup olmadığımız mevzusundaki görüşlerinize doğru veya yanlış demeyeceğim. Zira hiçbirşey tamamen doğru ya da yanlış olmak zorunda değildir. Bizim madde düzleminde olduğumuz hem doğrudur hem de yanlıştır.
şahsen diyarımızın bulunduğu düzlem dışında düzlemlerde bulundum. Maddesel olarak nitelendirilen ya da nitelendirilemeyen düzlemler. Ve kişisel kannaatim maddesellik olayının sadece algılarımızın bir sonucu olduğu yönündedir. Neticede madde diyebileyeceğimiz katı sıvı ve gaz maddeler, toprak, ateş, su vede büküp şekillendirdiğimiz büyü ve saf enerjiler... Bunlar özünde birbirinden pek de farklı değildir.
Tabii bu hususun yaşanacak tehlikeler konusunda size ne kadar fayda sağlayabileceği de ayrı bir tartışma konusu. Sanırsam ne benim ne de sizlerin fazlaca tartışmaya vaktiniz yok.
Tanrılar konusuna gelince:
Diyar üstünde yürüyenlerin oluşturduğu en yüce güç olarak kabul edilebilecek büyücülük kulesinin bile tanrılar konusunda yapabilecek pek birşeyi olmamıştır. Burada sizlere verebileceğimyegane tavsiye tanrıları yargılamakla vakit kaybetmek yerine mevcut durumlar altında verilebilecek en münasip kararı incelemektir. Durum fevkalade de olsa elem verici de olsa yapılması gereken en doğru hamleyi yapmaktır. Be size bu konuda çabuk davranılmasını öneririm."
Konuşurken yer yer yeminerin gözerine bakıyor zaman zaman da salonda onu dinleyenleri süzüyordu.
"Üstad Yeminer görüşlerinize saygı duymakla beraber katılmadığım noktalar olmadığını belirtmek durumundayım. Aslında bir madde düzleminde olup olmadığımız mevzusundaki görüşlerinize doğru veya yanlış demeyeceğim. Zira hiçbirşey tamamen doğru ya da yanlış olmak zorunda değildir. Bizim madde düzleminde olduğumuz hem doğrudur hem de yanlıştır.
şahsen diyarımızın bulunduğu düzlem dışında düzlemlerde bulundum. Maddesel olarak nitelendirilen ya da nitelendirilemeyen düzlemler. Ve kişisel kannaatim maddesellik olayının sadece algılarımızın bir sonucu olduğu yönündedir. Neticede madde diyebileyeceğimiz katı sıvı ve gaz maddeler, toprak, ateş, su vede büküp şekillendirdiğimiz büyü ve saf enerjiler... Bunlar özünde birbirinden pek de farklı değildir.
Tabii bu hususun yaşanacak tehlikeler konusunda size ne kadar fayda sağlayabileceği de ayrı bir tartışma konusu. Sanırsam ne benim ne de sizlerin fazlaca tartışmaya vaktiniz yok.
Tanrılar konusuna gelince:
Diyar üstünde yürüyenlerin oluşturduğu en yüce güç olarak kabul edilebilecek büyücülük kulesinin bile tanrılar konusunda yapabilecek pek birşeyi olmamıştır. Burada sizlere verebileceğimyegane tavsiye tanrıları yargılamakla vakit kaybetmek yerine mevcut durumlar altında verilebilecek en münasip kararı incelemektir. Durum fevkalade de olsa elem verici de olsa yapılması gereken en doğru hamleyi yapmaktır. Be size bu konuda çabuk davranılmasını öneririm."
Konuşurken yer yer yeminerin gözerine bakıyor zaman zaman da salonda onu dinleyenleri süzüyordu.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Tanrılar bozmşsa tanrılar yapamaz mıydı? O zaman tanrılardan öte bir gücün varlığından şüphe edilmemeliydi. Ama yine burdan doğru bakıldığında olacak bir felaket varsa bunun tanrılardan ileri geldiğini düşünmek pekte doğru bir yaklaşım olamazdı.
Yeminer onun vampir olduğunu anlamıştı. Ama b mahremiyeti herkesi önünde açığa çıkarması garibine gitmişti. Her yönüyle kaos ve karmaşayı temsil eden bir lichten başka birşeyde beklenemezdi doğrusu.
Kon hakkında ise fakta olsa bir açıklama bekliyordu. Ama sorularının kestirilip atılması ve yine savlara dayandırılmadan konşmanın ilerlemesi onu rahatsız etmişti. Yine de üslubunu değiştirmedi ve szlerine devam etti.
"Sizin bilgilerinizin doğruluğuna güvenmemiz gerek o halde Efendi Yeminer..."
Durdu ve bekledi. Bir onay hareketi bekliyor gibiydi. Yeminer den kısa süre içersinde hiçbir tepki gelmeyince sözlerini bağladı.
"Peki yapılacaklar...Açıkçası konu hakkındaki detayları bilmememiz, fikir üretebilme konusunda bizim önümüzü tıkıyor. Biz çıraklar içinde bulunduğumuz durum hakkında en fazla mantık yürütebiliriz ama teoriye dayandırılmadan da bu mantığın pek bir anlamı olacağını sanmıyorm..."
Zakhurr karambolde kalmış gibi başını yana çevirdi. Yeminer i ve diğer konsey üyelerini dilese fena olmayacaktı.
Hiçbirşey bilmiyormuş grüntüsü çizmek Zakhurr un pek bi hoşuna gitmişti. Diyalektik Nhimmar Ormanının efendisine bildiğinden de fazla şey öğretiyordu şimdi. Bunlardan e esprilisi ise Yeminer in onun vampir oldğn şıp diye anlaması fakat büyü gücü üzerindeki muazzam kudretini farkedememesiydi. Bunu düşünmek gerçekten eğlenceli sayılabilirdi...
Yeminer onun vampir olduğunu anlamıştı. Ama b mahremiyeti herkesi önünde açığa çıkarması garibine gitmişti. Her yönüyle kaos ve karmaşayı temsil eden bir lichten başka birşeyde beklenemezdi doğrusu.
Kon hakkında ise fakta olsa bir açıklama bekliyordu. Ama sorularının kestirilip atılması ve yine savlara dayandırılmadan konşmanın ilerlemesi onu rahatsız etmişti. Yine de üslubunu değiştirmedi ve szlerine devam etti.
"Sizin bilgilerinizin doğruluğuna güvenmemiz gerek o halde Efendi Yeminer..."
Durdu ve bekledi. Bir onay hareketi bekliyor gibiydi. Yeminer den kısa süre içersinde hiçbir tepki gelmeyince sözlerini bağladı.
"Peki yapılacaklar...Açıkçası konu hakkındaki detayları bilmememiz, fikir üretebilme konusunda bizim önümüzü tıkıyor. Biz çıraklar içinde bulunduğumuz durum hakkında en fazla mantık yürütebiliriz ama teoriye dayandırılmadan da bu mantığın pek bir anlamı olacağını sanmıyorm..."
Zakhurr karambolde kalmış gibi başını yana çevirdi. Yeminer i ve diğer konsey üyelerini dilese fena olmayacaktı.
Hiçbirşey bilmiyormuş grüntüsü çizmek Zakhurr un pek bi hoşuna gitmişti. Diyalektik Nhimmar Ormanının efendisine bildiğinden de fazla şey öğretiyordu şimdi. Bunlardan e esprilisi ise Yeminer in onun vampir oldğn şıp diye anlaması fakat büyü gücü üzerindeki muazzam kudretini farkedememesiydi. Bunu düşünmek gerçekten eğlenceli sayılabilirdi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Başbüyücü sakin durmaya çalıştı. Burnunu çekti, soluklandı. Bir eliyle cüppesini sımsıkı kavradı. Ama daha sonra kendine hakim olamadı ve gözlerinden ateş saçarak elfe zehir tükürürcesine tısladı.
"Ben bir başbüyücüyüm, elf! Tanrılar adına, bir başbüyücü! Hangi cüretle benimle böyle konuşursun?! Seni odama aldım, ve senin bana yaptığına bak! Seni kulenin merhametine terk etmem gerekirdi!"
Necros odanın kapısını açtı. Sonra da elfi yakasından tuttuğu gibi sürükledi ve dışarı fırlattı.
"Seni kuleye emanet ediyorum elf!"
Başbüyücü güm diye kapıyı kapattı. Sonra da arkasına dönüp korkmuş çocuklara baktı. Onlara müşfik bir şekilde gülümsedi.
"Gelin çocuklar, o aptal elfi unutalım. Beni izleyin."
Necros bir başka kapıya gitti ve orayı açtı ve laboratuarına girdi. Ã?ocuklar da hemen peşindelerdi. Başbüyücü onları laboratuarın ortasındaki açıklığa götürdü ve orada sıraya dizdi.
"Pekala şimdi kıpırdamadan durun bakalım."
Necros bir kesesinden bir avuç kum çıkardı ve yere serpeledi. Havaya tek bir rün çizerek anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı ve eliyle önünde geniş bir yay çizdi. Ã?ocuklar gözlerini kırpıştırdılar ve birer birer yere düştüler.
Başbüyücü gülümsedi ve odasına geri dönüp uzun bir ip getirdi. İpleri hançeriyle kesip parçaladı ve sonra da sırayla hepsinin el ve ayak bileklerini bağladı. Bittiğinde doğruldu ve ellerini çırptı. Büyünün bitmesine hâlâ biraz zaman vardı. Büyünün bitmesini bekleyecekti. Ayin sırasında çocukların korkularını görmek istiyordu. Kimi çağıracağına karar vermişti. Ailesinin birkaç nesildir birlikte çalıştığı bir çukur iblisi. Avernus"ta kendine ait küçük bir bölgesi vardı. Lord Bel ile iyi ilişkilere sahipti. Necros onunla anlaşabileceğini düşünüyordu.
Başbüyücü laboratuardaki sandalyelerden birisine oturdu. Planladığı şey için bir şeyler sunması gerekliydi. Yeminer"in tapınağında öğrendiği bazı bilgiler ve elindeki çocuklarla kızlar yeterli ödemeyi sağlayacaktı. En azından Başbüyücü böyle düşünüyordu.
Ã?ocuklar kıpırdanmaya başladığında Necros zamanın geldiğini anladı. Yerinden yavaşça doğrulan Başbüyücü, kollarını sıvayarak işe koyuldu.
Minik bir tebeşirle açıklığa büyük bir pentagram çizdikten sonra beş çocuğu bunların köşelerine yuvarladı. Necros diğer çocukların görebilmesi için öbür tarafa geçti. Sonra iplerde çırpınan çocukların dehşet dolu bakışları karşısında hançerini çekti ve ilk çocuğun gırtlağını yavaş yavaş kesti.
Pentagramın üzerine kan fışkırırken Necros çocuğun bedenini uygun bir pozisyona getirerek sürükledi. Pentagramın ilk köşesi kanla kaplandı. Sonra cesedi köşenin ucuna yerleştirdi.
Başbüyücü aynı işlemi diğer çocuklarda da yaptı. Sağ kalan diğer çocuklar dehşet içinde ağlıyorlardı. Pentagram artık tamamen kandan oluşmuştu. Tıpkı Başbüyücü"nün hedeflediği gibi. Necros kızlardan birisini sürükleyerek pentagramın tam ortasına attı.
Oda muhtemelen çukur iblisinin koklayabileceği gibi bol bol korku kokuyordu. Bu koku bile iblisin dikkatini çekmeye yeterdi. Ama ayinin gerektirdiği bazı şeyler vardı. Başbüyücü homurdanarak pentagramın çevresine bazı otlar yerleştirdi ve bunları yaktı. Yavaş yavaş yanan otlar laboratuarı ağır bir kokuya boğdu.
Başbüyücü hançeriyle eline küçük bir çizik attı. Kendi kanıyla pentagramın çevresine bazı rünler işleri. Baator"un dokuz boyutunun isimleri ve yöneticileri. Hepsi bittiğinde Başbüyücü Pentagramın önüne geçip yere oturdu ve bağdaş kurdu. Savunma büyüleri kurmamıştı. Böyle bir şey iblise hakaret olurdu. Onu kendi istediği bir şey uğruna zorlamaya değil, onunla anlaşmaya çalışıyordu.
Başbüyücü bir tür transa geçti. Bir süre derin derin soluk aldı. Sonra konuştuğunun farkına bile varmadan bir şeyler söyledi. Söyledikleri, iblislerin kara lisanındaydı. Baator"u ve onun yöneticilerini öven ve onlara yakaran sözlerdi bunlar. O konuştukça pentagramın çevresindeki rünler alev aldı. Tüm rünler alev alınca Başbüyücü kanla kaplı hançeri iki eliyle kavrayıp havaya doğrulttu ve o kara lisanda konuşmaya devam etti.
"Nesillerdir ortağın olan Spellweaver"ların sonuncusu konuşuyor. Bu bakireyi, çocukların cesetlerini ve ruhlarını sana sunuyorum. Duy beni Zek"arab! Ã?ağrımı yanıtsız bırakma!"
Necros"un gözleri kapalıydı. Kendini tamamen ayine vermişti. Eski ortağı olan çukur iblisinden cevap bekliyordu sabırla. Eğer işe yararsa ve oraya gelirse...
"Ben bir başbüyücüyüm, elf! Tanrılar adına, bir başbüyücü! Hangi cüretle benimle böyle konuşursun?! Seni odama aldım, ve senin bana yaptığına bak! Seni kulenin merhametine terk etmem gerekirdi!"
Necros odanın kapısını açtı. Sonra da elfi yakasından tuttuğu gibi sürükledi ve dışarı fırlattı.
"Seni kuleye emanet ediyorum elf!"
Başbüyücü güm diye kapıyı kapattı. Sonra da arkasına dönüp korkmuş çocuklara baktı. Onlara müşfik bir şekilde gülümsedi.
"Gelin çocuklar, o aptal elfi unutalım. Beni izleyin."
Necros bir başka kapıya gitti ve orayı açtı ve laboratuarına girdi. Ã?ocuklar da hemen peşindelerdi. Başbüyücü onları laboratuarın ortasındaki açıklığa götürdü ve orada sıraya dizdi.
"Pekala şimdi kıpırdamadan durun bakalım."
Necros bir kesesinden bir avuç kum çıkardı ve yere serpeledi. Havaya tek bir rün çizerek anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı ve eliyle önünde geniş bir yay çizdi. Ã?ocuklar gözlerini kırpıştırdılar ve birer birer yere düştüler.
Başbüyücü gülümsedi ve odasına geri dönüp uzun bir ip getirdi. İpleri hançeriyle kesip parçaladı ve sonra da sırayla hepsinin el ve ayak bileklerini bağladı. Bittiğinde doğruldu ve ellerini çırptı. Büyünün bitmesine hâlâ biraz zaman vardı. Büyünün bitmesini bekleyecekti. Ayin sırasında çocukların korkularını görmek istiyordu. Kimi çağıracağına karar vermişti. Ailesinin birkaç nesildir birlikte çalıştığı bir çukur iblisi. Avernus"ta kendine ait küçük bir bölgesi vardı. Lord Bel ile iyi ilişkilere sahipti. Necros onunla anlaşabileceğini düşünüyordu.
Başbüyücü laboratuardaki sandalyelerden birisine oturdu. Planladığı şey için bir şeyler sunması gerekliydi. Yeminer"in tapınağında öğrendiği bazı bilgiler ve elindeki çocuklarla kızlar yeterli ödemeyi sağlayacaktı. En azından Başbüyücü böyle düşünüyordu.
Ã?ocuklar kıpırdanmaya başladığında Necros zamanın geldiğini anladı. Yerinden yavaşça doğrulan Başbüyücü, kollarını sıvayarak işe koyuldu.
Minik bir tebeşirle açıklığa büyük bir pentagram çizdikten sonra beş çocuğu bunların köşelerine yuvarladı. Necros diğer çocukların görebilmesi için öbür tarafa geçti. Sonra iplerde çırpınan çocukların dehşet dolu bakışları karşısında hançerini çekti ve ilk çocuğun gırtlağını yavaş yavaş kesti.
Pentagramın üzerine kan fışkırırken Necros çocuğun bedenini uygun bir pozisyona getirerek sürükledi. Pentagramın ilk köşesi kanla kaplandı. Sonra cesedi köşenin ucuna yerleştirdi.
Başbüyücü aynı işlemi diğer çocuklarda da yaptı. Sağ kalan diğer çocuklar dehşet içinde ağlıyorlardı. Pentagram artık tamamen kandan oluşmuştu. Tıpkı Başbüyücü"nün hedeflediği gibi. Necros kızlardan birisini sürükleyerek pentagramın tam ortasına attı.
Oda muhtemelen çukur iblisinin koklayabileceği gibi bol bol korku kokuyordu. Bu koku bile iblisin dikkatini çekmeye yeterdi. Ama ayinin gerektirdiği bazı şeyler vardı. Başbüyücü homurdanarak pentagramın çevresine bazı otlar yerleştirdi ve bunları yaktı. Yavaş yavaş yanan otlar laboratuarı ağır bir kokuya boğdu.
Başbüyücü hançeriyle eline küçük bir çizik attı. Kendi kanıyla pentagramın çevresine bazı rünler işleri. Baator"un dokuz boyutunun isimleri ve yöneticileri. Hepsi bittiğinde Başbüyücü Pentagramın önüne geçip yere oturdu ve bağdaş kurdu. Savunma büyüleri kurmamıştı. Böyle bir şey iblise hakaret olurdu. Onu kendi istediği bir şey uğruna zorlamaya değil, onunla anlaşmaya çalışıyordu.
Başbüyücü bir tür transa geçti. Bir süre derin derin soluk aldı. Sonra konuştuğunun farkına bile varmadan bir şeyler söyledi. Söyledikleri, iblislerin kara lisanındaydı. Baator"u ve onun yöneticilerini öven ve onlara yakaran sözlerdi bunlar. O konuştukça pentagramın çevresindeki rünler alev aldı. Tüm rünler alev alınca Başbüyücü kanla kaplı hançeri iki eliyle kavrayıp havaya doğrulttu ve o kara lisanda konuşmaya devam etti.
"Nesillerdir ortağın olan Spellweaver"ların sonuncusu konuşuyor. Bu bakireyi, çocukların cesetlerini ve ruhlarını sana sunuyorum. Duy beni Zek"arab! Ã?ağrımı yanıtsız bırakma!"
Necros"un gözleri kapalıydı. Kendini tamamen ayine vermişti. Eski ortağı olan çukur iblisinden cevap bekliyordu sabırla. Eğer işe yararsa ve oraya gelirse...
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Konuşmasının bitmesinin ardından Efla bir süre ortalığı yokladı. ilk kez gördüğü vampir büyü kullanıcısının konuştuğunu gördü yine. Büyücüler konseyi de bayaa renklenmişti. İnsanlar, elfler lichler hatta vampirler...
-Konseyin sayın üyeleri.
diye söz aldı yine.
-Size görüşlerimi de beyan ettiğime göre şu anda ilgilenmek zorunda olduğum bazı meseleler var. Dilerim ki beni mazur görürsünüz. Saygılarımı sunarım...
Kibarlığı hiçbir zaman elden bırakmıyor gibiydi. Fakat ifadesine bakılarak çok da umursadığı söylenemezdi. Neticede orada olmayan başbüyücüler bile varken kimse ona birşey söyleyemezdi. Söylese bile ne değişirdi ki...
Anlaşılmaz birkaç söz mırıldandı. Statik büyülerin sözleri karmaşık sayılabilirdi fakat bunlar büyü kullanıcılarına daha anlamsız geldi. Büyü olduğu aşikardı fakat acemi olanlar bunun ne olduğunu anlayamayacaklardı. Ardından Efla'nın bedenin yerine parlayan soluk ışık da yokoldu. Aynı geldiği gibi yok olmuştu...
-Konseyin sayın üyeleri.
diye söz aldı yine.
-Size görüşlerimi de beyan ettiğime göre şu anda ilgilenmek zorunda olduğum bazı meseleler var. Dilerim ki beni mazur görürsünüz. Saygılarımı sunarım...
Kibarlığı hiçbir zaman elden bırakmıyor gibiydi. Fakat ifadesine bakılarak çok da umursadığı söylenemezdi. Neticede orada olmayan başbüyücüler bile varken kimse ona birşey söyleyemezdi. Söylese bile ne değişirdi ki...
Anlaşılmaz birkaç söz mırıldandı. Statik büyülerin sözleri karmaşık sayılabilirdi fakat bunlar büyü kullanıcılarına daha anlamsız geldi. Büyü olduğu aşikardı fakat acemi olanlar bunun ne olduğunu anlayamayacaklardı. Ardından Efla'nın bedenin yerine parlayan soluk ışık da yokoldu. Aynı geldiği gibi yok olmuştu...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Kendisini dışarıya atan başbüyücünün arkasından baktı estalus.Yüzüne kapıyı kapatan başbüyücünün arkasından.Bu durum açıkcası estalus u sinirlendirmişti.Fakat sinirlense bile ona karşı yapacağı hiç bir şey yoktu nede olsa bir başbüyücüydü.Ama yakın bir zaman da tekrar onun la görüşcekti ozman intikamını alıcaktı.
Bunları kafasından uzaklaştırararak kulenin boş ve soğuk koridorlarında ilerlemeye başladı.Fakat bu kısa yürüme bile estalus un canını acıtmaya yetmişti.
-"Lanet olsun düştüğüm duruma da bak.Kuledeyim fakat sanki..sanki kendimi kenara fırlatılmış bir paçavra gibi hissediyorum.Bu diyara ben bunun için gelmedim !!!"
dedi bağırarak....
Bunları kafasından uzaklaştırararak kulenin boş ve soğuk koridorlarında ilerlemeye başladı.Fakat bu kısa yürüme bile estalus un canını acıtmaya yetmişti.
-"Lanet olsun düştüğüm duruma da bak.Kuledeyim fakat sanki..sanki kendimi kenara fırlatılmış bir paçavra gibi hissediyorum.Bu diyara ben bunun için gelmedim !!!"
dedi bağırarak....
No one hears him cry so he turns to evil...
"Evet, aynen anladığın gibi... " dedi Yeminer ve birkaç saniyelik kısa bir aradan sonra ekledi.
"Bu söylediklerimi sizlere bildirmek sorumluluğumun gereğiydi. Daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız kendiniz bulmalısınız, çalışmalarımı sizinle paylaşmamı bekllemiyorsunuzdur umarım." dedi habis lich ve birkaç saniye düşünme arasından sonra konuşmalarına devam etti.
" Ama eğer aranızda bu diyardan tek başına ya da birileri ile çıkamayacağına inanan büyücüler varsa benimle birlikte gelebilirler, çünkü ben de her akıllı kişi gibi gerçeğe giden yolu arayacağım. Ama şimdiden belirteyim, ben bakıcılık yapmam, ölmeniz ya da yaşamanız benim için bir engel teşkil etmemenize bağlı. "
"Bu söylediklerimi sizlere bildirmek sorumluluğumun gereğiydi. Daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız kendiniz bulmalısınız, çalışmalarımı sizinle paylaşmamı bekllemiyorsunuzdur umarım." dedi habis lich ve birkaç saniye düşünme arasından sonra konuşmalarına devam etti.
" Ama eğer aranızda bu diyardan tek başına ya da birileri ile çıkamayacağına inanan büyücüler varsa benimle birlikte gelebilirler, çünkü ben de her akıllı kişi gibi gerçeğe giden yolu arayacağım. Ama şimdiden belirteyim, ben bakıcılık yapmam, ölmeniz ya da yaşamanız benim için bir engel teşkil etmemenize bağlı. "
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Zakhurr demin gelen büyücünü bir anda ortadan kaybolduğunu gördü. Tekrar geri gelecek miydi yoksa amacı neydi?
Eğer geri dönecekse buna sözü olaazdı, ama öylesine gelip geri dönmüşse, Yeminer in artık buna bir dur demesi gerekliydi. Konsey toplantısı çocuk oyuncağına dönsün istemiyordu çünkü.
"Efendim, sizin ile beraber gelebilirim. Henüz sanata pek hakim değilim fakat size elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Ve elbetteki hayatımdan sadece kendim sorumluyum."
Bir lich ile beraber maceralara atılmak. Bu kulağa oldukça komik geliyordu belki. Ama Zakhurr un korkacak birşeyi yoktu. şayet Yeminer ile beraber yola çıkarsa çok şey kazanacağını düşünüyordu.
Daha şimdiden Yeminer üzerine komplolar türetmeye başlamıştı bile Nhimmar ın vampir büyü efendisi...
Eğer geri dönecekse buna sözü olaazdı, ama öylesine gelip geri dönmüşse, Yeminer in artık buna bir dur demesi gerekliydi. Konsey toplantısı çocuk oyuncağına dönsün istemiyordu çünkü.
"Efendim, sizin ile beraber gelebilirim. Henüz sanata pek hakim değilim fakat size elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Ve elbetteki hayatımdan sadece kendim sorumluyum."
Bir lich ile beraber maceralara atılmak. Bu kulağa oldukça komik geliyordu belki. Ama Zakhurr un korkacak birşeyi yoktu. şayet Yeminer ile beraber yola çıkarsa çok şey kazanacağını düşünüyordu.
Daha şimdiden Yeminer üzerine komplolar türetmeye başlamıştı bile Nhimmar ın vampir büyü efendisi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Necros Spellweaver'ın Zek'arab'ı Ã?ağırma Denemesi
*****
Necros Spellweaver'ın Zek'arab'ı Ã?ağırma Denemesi -FRPWorld 2005-
Oyuncu: Necros spellweaver
DM: Eldarin
İzleyenler: Yilmax, Squan
*****
Dragonlord of Melnibone:
Pentagramın çevresindeki kan birikintileri şimdi birbirleri ile birleşmişti. Ölü elflerin bilekleri, boğazları kesilmiş, pentagramın çevresinde mosmor kalmış bedenleri ile yatakalmışlardı.
Dragonlord of Melnibone:
Necros un sözlerinin ardından pentagram daha da kararmaya başlamıştı. Zemin yerinden oynuyordu ve yerin dibinden çatırtılar gelmekteydi. Ã?atlayan zemin tarafından emilen kan birikitileri şimdi yer yer leke gibi durmaktaydı. Zemin çatlarken zeminin dibinden fısıltılar duyulmaya başlıyordu şimdi
Dragonlord of Melnibone:
Bitmek tükenmek bilmeyen ölümcül fısıltılar tüm odaya dolmuştu şimdi. Uğuldayan sesler gitgide yükseliyor, gaddar ve zalim bir hale bürünüyordu. Yere çizilmiş pentagramın silueti gitgide daha da kara bir hal alıyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Tepeden bakıldığında yere çizilniş kara bir leke gibiydi ve lekenin kaynağı elf kanıydı, pentagram elf kanı ile besleniyordu. Aralarına dolan kan ile çatlaklar dışarıya gürleyen alevler püskürtmeye başlamıştı şimdi.
Dragonlord of Melnibone:
Pentagramın çevresindeki rünler kızıl ışıklar ile tavana yansıyor, alevlerin berraklığı ile bütünleşiyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Ve sesler, yerin dibinden gelen kulak tırmalayıcı sesler boyutötesinde yaşayan binlerce şeytanın vahşi ve zalim seslerinden başka bir şey değildi.
Dragonlord of Melnibone:
Seslerin içnide akla hayale sığmayacak büyüler, karşı durulamayacak emirler, ölümün kendisine yeğ tutulduğu tehditler vardı. Hepsi beraber Necros un üzerine yükleniyor, büyücünün zihninde karşı karşıya olduğu dehşetin ve tehlikenin gerçekliğini yaşatıyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Necros laboratuvarının içine adeta kısılıp kalmıştı. Ritüel gerçekleşiyordu, güç tetiklenmişti. Geri dönüş yoktu"
Dragonlord of Melnibone:
Laboratuarın içini kapkara sisler çevrelemeye başlamıştı şimdi. Sisler Necros un üzerine düştüğünde büyücü karanlıktan bile korkunç olan bu sislerin kendisini alacağını hissetmeye başlamıştı.
Dragonlord of Melnibone:
Sisler bir gölge gibi, yavaş yavaş tüm odayı kaplıyorlar, her yönden birleşerek hareket ediyorlardı. Koyu karanlık bir şeytanın devasa kanatları gibi iki yandan kıvrılarak Necros un üzerine çökmüştü.
Dragonlord of Melnibone:
Sonra alevlerin arasından sisleri yaran görüntüde zeminden tavana doğru yükselen kurukafalar görüldü.
Dragonlord of Melnibone:
yerde birikmiş ve tavana kadar uzanan bir çukuru çevreleyen kurukafalar bir bilye tanesinden dev bir ejderha kafatasına kadar çeşitli büyüklüklere sahipti
Dragonlord of Melnibone:
Laboratuvarın çatlamış zemini şimdi derinlik boyutuna sahipti, kurukafalar bu dipsiz çukurun görülebilen her noktasında vardılar.
Dragonlord of Melnibone:
Hepsi birden titriyorlar, ağızlarından vahşi ve tehdit dolu sesler, çığlıklar yükseliyordu. şimdi korku hat safhadaydı!
Dragonlord of Melnibone:
Pentagram şimdi kapkara bir lekeden başka birşey değildi, çukurdan yükselen alevler tavana kadar uzanıyordu, gürleyişiyle Necros laboratuvarın öte tarafına kadar uzaklaşmıştı
Dragonlord of Melnibone:
Ve çukurun içinde patlamaya benzeyen sesler duyuldu, sonsuz çığlıkları bastıran ve kulakları sağır eden bir patlama gibiydi bu, ve ardından gelen güçlü böğürtü
Dragonlord of Melnibone:
Yerin en dibinden gelen korkunç bir ses Necros un kulağında çınladı.
Dragonlord of Melnibone:
*Infernal* "Spellweaver!!!"
Dragonlord of Melnibone:
Alevler dipten gelen bir orkestra gibi hızlı hızlı gümbürdemekteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Ve korkunç bekleyişin sonunda çukurun içinden dev bir şeytan ortaya çıkıverdi.
Dragonlord of Melnibone:
Kapkara boynuzları iki yandan dışarı doğru bükülmüş, tüm vücudu bir alev lerle yanan bir çukur şeytanı Necros un tam karşısındaydı.
Dragonlord of Melnibone:
Necros un görüşü şimdi iyice kısılmıştı, büyülü olduğuna inandığı bir karanlık her yana kapkara lekeler halinde saçılmıştı
Dragonlord of Melnibone:
Kızıl pullar o lekeli karanlığın içinden yer yer görülebiliyordu, dev bir kırbaç o esnada havada şakladı,
Dragonlord of Melnibone:
sonra şeytan ellerin içindeki kara alevi zorlayarak sıktı, tıpkı bir pandomim gibiydi bu
Dragonlord of Melnibone:
ve kara alevlerin içinden müthiş bir kılıç ortaya çıktı.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Büyü Konseyi'ndeydi! Ve tüm Necros u ölümcül formunun karşısına almıştı.
Dragonlord of Melnibone:
Ã?ukur şeytanının boğazından vahşi ve kesin bir çığlık duyuldu, cehennem komutanı, Necros un üzerine doğru ağır ağır yürümeye başladı.
Dragonlord of Melnibone:
Bu esnada cehennem dilinde söylenen o sözler Necros un zihninde bildiği bir dilde anlamlandı.
Dragonlord of Melnibone:
*Spellweaver!!!*
Necros:
Korku.. Başbüyücü'nün, Baator'da geçirdiği zamanlarda alışkın olduğu korku. Alışkın, ama bağışık değil. Kadim çukur iblisinin çevresine yaydığı korku Necros'u sararken büyücü bir an eski bir dostun dokunuşunu hissetmiş gibi gülümsedi. Sonra gülümsemesi yerini dehşete bıraktı. Görünüşe göre Zek'arab geçen sürede daha da güçlenmişti. Sıradan ölümlülerin anlayamayacağı bir dilde kendisine seslenmişti çukur iblisi. Necros, hala hatırlandığını görünce sevindi. Ailesiyle uzun zaman müttefikti Zek'arab. Bunu bozmayı gerçekten isteyebilir miydi acaba? Necros hızlı bir şekilde cüppesinin altındaki Beş Başlı Ejderha madalyonunu çıkarttı ve elini, parmağındaki yüzük görülebilecek şekilde tuttu. Titremesine engel olamıyordu ama belki sesine hakim olabilirdi. "Evet, Ulu Zek'arab, Kan Ovaları'nın Efendisi, Kızıl Avernus'un Gözdesi. Seni ben çağırdım. Eski müttefiklerini unutmadığını görüyorum Ulu Zek'arab."
Dragonlord of Melnibone:
Cehennem komutanı öne doğru bir adım daha attı, Arkasında alevler gümbürderken, çukurun içinde oynaşan kızıl ışıklar onun kızıl pullarını görülebilir kılıyordu, 3 metrenin üzerinde boyuyla Zek'arab Necros un tam karşısındaydı, iki yana açılmış gölgemsi kanatları Necros a karanlıktan daha korkutucu gelmekteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Necros muazzam korkuyu elindeki madalyonun manevi gücüyle atmaya çalışıyordu. Bu sırada zihninde başka bir söz daha yankılandı. Zek'arab ın ağzı açılıp ardındaki yüzlerce diş ortaya çıktığı an Necros zihninde şu sözleri duydu.
Dragonlord of Melnibone:
*Konuş ya da Öl!!!"
Dragonlord of Melnibone:
Ve Zek'arab Necros a doğru tehditkar bir adım daha attı...
Dragonlord of Melnibone:
Alevlerin içinden izleyen gözleri soğuk bir şekilde Necros u izliyordu, madalyonu ve yüzüğü de görmemiş değildi...
Necros:
Konuş yada öl? Tamam Necros'un korkusunun yersiz olmadığı anlaşılır olmuştu. "Sizi rahatsız etmemin nedenleri var Ulu Zek'arab. Sizi bazı potansiyel tehlikeler konusunda uyarmak istedim. Aynı zamanda sizinle eski anlaşmalarımızı yineleyip, yeni anlaşmalar yapmak. Siz de biliyorsunuz ki, hiçbir Spellweaver sizi Avernus'taki mühim işlerinizden sebepsiz yere çağırmaz Ulu Zek'arab. Zira sizin öfkenizin gücünü hepimiz biliriz."
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab beklemeye devam etti.
Dragonlord of Melnibone:
*Burasını betimle bana! Ve konuşmanı yarıda kesme asla !*
Necros:
Necros itaatkâr bir şekilde başını salladı. "Nasıl arzu ederseniz Kan Ovaları'nın Efendisi." Necros derin bir nefes aldı ve devam etti. "şu anda bulunduğum yere nasıl geldiğimi anlatsam iyi olacak. Sizin de bildiğiniz gibi Majesteleri Takhisis ve onun tanrı ailesindeki tanrılar, ne kadar geçtiğini tam kestiremediğim süre öncesinde yaratıcıları olan Kaos'a karşı Avernus'ta bir savaş verdiler. Savaş sonunda Majesteleri Takhisis ortadan kayboldu. Ben de onu aramaya başladım ama nerede olduğu benim bilgimin bile dışındaydı. Bir süre sonra Sigil'de karşılaştığım bir adam bana Yeminer isimli bir tanrının bilgisinin çok engin olduğunu ve Majesteleri'ni bulmama yardım edebileceğini söyledi. Ben de bu sebeple bu diyara geldim."
Necros:
Kısa bir sessizlikten sonra Necros devam etti.
Necros:
"Sizi çağırmadan az önce öğrendiğime göre burası Madde Boyutu'nda olmayan, yerini henüz tespit edemediğim bir boyuttaaki bir yarı boyutmuş. Bu yarı boyut, Madde Boyutu'na çok fazla benziyor. Bu yüzden ben bile buraya ilk geldiğimde Madde Boyutu'nde olduğumu düşünmüştüm. Bu diyar son derece önemsiz gibi görünüyor. Güçlü kimseler anlayabildiğim kadarıyla çok az. Ve dahası, diyar yok oluyormuş. Ben de bu sebeple burada fazla kalmaya niyetli değilim. Zaten aradığımı da bulamadım."
Necros:
"Ama malesef ki amacımı araştırırken bazı şeylere rastladım ve burada sizin için potansiyel bir tehlikenin yattığını düşündüm."
Necros:
"Tanar'ri!" dedi Başbüyücü zehir tükürürcesine. "Tanar'ri lordlarından birisinin bu diyarda tanrı gibi tapınıldığını fark ettim. Anladığım kadarıyla bu tanar'ri lordu, bu basit düzlemi ele geçirip buradaki ölümlülerin ruhlarını ordusu için toparlayacakmış. Sanırım ikimiz de bu ordunun ne için toparlandığını anlayabiliyoruz." Necros duraksadı. Sonra devam etti. "Tanar'r, lordları-her ne kadar sizin ve Dokuz Cehennem'in diğer efendileri kadar olmasa da-zekiler Kızıl Avernus'un Gözdesi, Ulu Zek'arab. Bu diyarın şu anda yok oluyor olmasından da bu lordun sorumlu olduğunu düşünüyorum. Anladığım kadarıyla bu yarı boyutu yok ederek ruhları tek hamlede toplayacak."
Necros:
"Ben bizzat görmesem de siz muhtemelen Lord Bel'in, Avernus ile ödüllendirildiği o büyük seferi hatırlarsınız. Lord Bel olmasaydı Baator'un çoğu düşerdi. Bugün bu tanar'ri lordunun da benzer bir şeye kalkışmadığını nereden bileceğiz?"
Necros:
"Bu tehlike henüz son aşamasına gelmedi. Sizin için sadece potansiyel bir tehdit. Onları durdurabilirsiniz. Ben de bu diyarda size yardım etmeye çalışacağım. Sizi çağırma sebeplerimden birisi buydu. Baatezu'nun gücünü talep ediyorum sizden. Bana ihtiyacım olduğunda belli sayıda baatezu'nun yardım etmesine ihtiyacım olacak Ulu Zek'arab. Sizden bu gücü istiyorum. Sizi çağırma sebeplerimden birisi buydu."
Necros:
"şimdi eğer arzu ederseniz bu konu üzerinde konuşabiliriz. Eğer isterseniz diğer sebepleri de sıralayabilirim." Necros sessizliğe gömülüp Zek'arab'ın cevabını bekledi.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab söylenenleri en ince ayrıntısına kadar dinledi. Bu sırada zehir gibi işleyen zekası her bir kelimenin ne anlama geldiğini, ne için söylendiğini kavrıyordu. Necros un kısıtlı zekası Zek'arab ın muazzam zihninin altında ezilmiş, tozlar halinde dağılmıştı.
Dragonlord of Melnibone:
*Bir Tanar'ri sikilmişi...Onun kim olduğunu söyle bana...*
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab ın gözünde, bahsigeçen Tanar'ri Kan Ovalarında hiç yürümemiş olsagerekti...
Necros:
Necros derin bir soluk alıp ismi hatırlamaya çalıştı. "Bu diyarda kendisine Apocalypse adını vermiş Ulu Zek'arab. Gerçek adıyla ilgili bilgim yok malesef. Kendisinin buradaki varlığıyla ilgili çok az şey okuyabildim malesef. Bunları öğrendiğim tanrının tapınağından kısa süre sonra ayrılmak zorunda bırakıldım. Anladığım kadarıyla bu tanar'ri lordunun kendisine ait-bu diyardaki ölümlüler için kuvvetli-bir grup elit inanaı var. Kendilerine Kaos Lejyonu yada ona benzer bir isim takmışlar."
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Spellweaver ı dinlemeye devam ediyordu. Düşmekte olan bir düzlemi tamamiyle ele geçirmeye çalışan ve düzlem üzerinde yaşayan canlıları önce yokederek kendi ordusuna katmak isteyen bir Tanar'ri den bahsediliyordu.
Dragonlord of Melnibone:
NOT:
Bluff Check:
Necros: 9+3=12
Sense motive:
Zek'arab: 29+7=36
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Necros a bir adım daha yaklaştı...Demin elinde tuttuğu ve alevlerin içinden ortaya çıkmış kılıç şimdi ortalıkta yoktu.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab pençeli devasa elleriyle Necros u tek hamlede yakaladı.
Dragonlord of Melnibone:
Alevlerin üzerinde dolandığı elleri Necros un cüppesini yakıp yırtarak göğsünden büyücüyü kavradı
Dragonlord of Melnibone:
Sonra Zek'arab ın ağzından çıkan sözcükler yeniden Necros'un zihninde anlamlandı.
Dragonlord of Melnibone:
*Benimle geliyorsun Spellweaver!!!*
Dragonlord of Melnibone:
Necros un bedeni alevlerin verdiği acı ile yanmaktayken Ã?ukur şeytanı onu pentagramın ortasındaki çukurun içine doğru yöneldi.
Dragonlord of Melnibone:
Necros alevlerin içindeydi şimdi, tüm giysileri alevlerin etkisiyle yanıp kül olmuş, büyücü şeytanın alevlerle boğulmuş kapkara ellerinin içinde çırpınır vaziyetteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Sonra Zek'arab çukurun içine dalışa geçti, Necros neler döndüğüne anlam verememişti. Zek'arab ın düşündüklerini anlayabilmek onun için imkansızdı. Tüm vücudu alevlerle dağlanırken vahşi çığlıklara kendisininki de eklenmişti.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Necros' u Avernus un Kan Ovalarına götürmek üzere pentagramın içinde oluşmuş çukura girdi...
Dragonlord of Melnibone:
--------------------Kısım 1 Burada Sona Eriyor--------------------
*****
Necros Spellweaver'ın Zek'arab'ı Ã?ağırma Denemesi -FRPWorld 2005-
Oyuncu: Necros spellweaver
DM: Eldarin
İzleyenler: Yilmax, Squan
*****
Dragonlord of Melnibone:
Pentagramın çevresindeki kan birikintileri şimdi birbirleri ile birleşmişti. Ölü elflerin bilekleri, boğazları kesilmiş, pentagramın çevresinde mosmor kalmış bedenleri ile yatakalmışlardı.
Dragonlord of Melnibone:
Necros un sözlerinin ardından pentagram daha da kararmaya başlamıştı. Zemin yerinden oynuyordu ve yerin dibinden çatırtılar gelmekteydi. Ã?atlayan zemin tarafından emilen kan birikitileri şimdi yer yer leke gibi durmaktaydı. Zemin çatlarken zeminin dibinden fısıltılar duyulmaya başlıyordu şimdi
Dragonlord of Melnibone:
Bitmek tükenmek bilmeyen ölümcül fısıltılar tüm odaya dolmuştu şimdi. Uğuldayan sesler gitgide yükseliyor, gaddar ve zalim bir hale bürünüyordu. Yere çizilmiş pentagramın silueti gitgide daha da kara bir hal alıyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Tepeden bakıldığında yere çizilniş kara bir leke gibiydi ve lekenin kaynağı elf kanıydı, pentagram elf kanı ile besleniyordu. Aralarına dolan kan ile çatlaklar dışarıya gürleyen alevler püskürtmeye başlamıştı şimdi.
Dragonlord of Melnibone:
Pentagramın çevresindeki rünler kızıl ışıklar ile tavana yansıyor, alevlerin berraklığı ile bütünleşiyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Ve sesler, yerin dibinden gelen kulak tırmalayıcı sesler boyutötesinde yaşayan binlerce şeytanın vahşi ve zalim seslerinden başka bir şey değildi.
Dragonlord of Melnibone:
Seslerin içnide akla hayale sığmayacak büyüler, karşı durulamayacak emirler, ölümün kendisine yeğ tutulduğu tehditler vardı. Hepsi beraber Necros un üzerine yükleniyor, büyücünün zihninde karşı karşıya olduğu dehşetin ve tehlikenin gerçekliğini yaşatıyordu.
Dragonlord of Melnibone:
Necros laboratuvarının içine adeta kısılıp kalmıştı. Ritüel gerçekleşiyordu, güç tetiklenmişti. Geri dönüş yoktu"
Dragonlord of Melnibone:
Laboratuarın içini kapkara sisler çevrelemeye başlamıştı şimdi. Sisler Necros un üzerine düştüğünde büyücü karanlıktan bile korkunç olan bu sislerin kendisini alacağını hissetmeye başlamıştı.
Dragonlord of Melnibone:
Sisler bir gölge gibi, yavaş yavaş tüm odayı kaplıyorlar, her yönden birleşerek hareket ediyorlardı. Koyu karanlık bir şeytanın devasa kanatları gibi iki yandan kıvrılarak Necros un üzerine çökmüştü.
Dragonlord of Melnibone:
Sonra alevlerin arasından sisleri yaran görüntüde zeminden tavana doğru yükselen kurukafalar görüldü.
Dragonlord of Melnibone:
yerde birikmiş ve tavana kadar uzanan bir çukuru çevreleyen kurukafalar bir bilye tanesinden dev bir ejderha kafatasına kadar çeşitli büyüklüklere sahipti
Dragonlord of Melnibone:
Laboratuvarın çatlamış zemini şimdi derinlik boyutuna sahipti, kurukafalar bu dipsiz çukurun görülebilen her noktasında vardılar.
Dragonlord of Melnibone:
Hepsi birden titriyorlar, ağızlarından vahşi ve tehdit dolu sesler, çığlıklar yükseliyordu. şimdi korku hat safhadaydı!
Dragonlord of Melnibone:
Pentagram şimdi kapkara bir lekeden başka birşey değildi, çukurdan yükselen alevler tavana kadar uzanıyordu, gürleyişiyle Necros laboratuvarın öte tarafına kadar uzaklaşmıştı
Dragonlord of Melnibone:
Ve çukurun içinde patlamaya benzeyen sesler duyuldu, sonsuz çığlıkları bastıran ve kulakları sağır eden bir patlama gibiydi bu, ve ardından gelen güçlü böğürtü
Dragonlord of Melnibone:
Yerin en dibinden gelen korkunç bir ses Necros un kulağında çınladı.
Dragonlord of Melnibone:
*Infernal* "Spellweaver!!!"
Dragonlord of Melnibone:
Alevler dipten gelen bir orkestra gibi hızlı hızlı gümbürdemekteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Ve korkunç bekleyişin sonunda çukurun içinden dev bir şeytan ortaya çıkıverdi.
Dragonlord of Melnibone:
Kapkara boynuzları iki yandan dışarı doğru bükülmüş, tüm vücudu bir alev lerle yanan bir çukur şeytanı Necros un tam karşısındaydı.
Dragonlord of Melnibone:
Necros un görüşü şimdi iyice kısılmıştı, büyülü olduğuna inandığı bir karanlık her yana kapkara lekeler halinde saçılmıştı
Dragonlord of Melnibone:
Kızıl pullar o lekeli karanlığın içinden yer yer görülebiliyordu, dev bir kırbaç o esnada havada şakladı,
Dragonlord of Melnibone:
sonra şeytan ellerin içindeki kara alevi zorlayarak sıktı, tıpkı bir pandomim gibiydi bu
Dragonlord of Melnibone:
ve kara alevlerin içinden müthiş bir kılıç ortaya çıktı.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Büyü Konseyi'ndeydi! Ve tüm Necros u ölümcül formunun karşısına almıştı.
Dragonlord of Melnibone:
Ã?ukur şeytanının boğazından vahşi ve kesin bir çığlık duyuldu, cehennem komutanı, Necros un üzerine doğru ağır ağır yürümeye başladı.
Dragonlord of Melnibone:
Bu esnada cehennem dilinde söylenen o sözler Necros un zihninde bildiği bir dilde anlamlandı.
Dragonlord of Melnibone:
*Spellweaver!!!*
Necros:
Korku.. Başbüyücü'nün, Baator'da geçirdiği zamanlarda alışkın olduğu korku. Alışkın, ama bağışık değil. Kadim çukur iblisinin çevresine yaydığı korku Necros'u sararken büyücü bir an eski bir dostun dokunuşunu hissetmiş gibi gülümsedi. Sonra gülümsemesi yerini dehşete bıraktı. Görünüşe göre Zek'arab geçen sürede daha da güçlenmişti. Sıradan ölümlülerin anlayamayacağı bir dilde kendisine seslenmişti çukur iblisi. Necros, hala hatırlandığını görünce sevindi. Ailesiyle uzun zaman müttefikti Zek'arab. Bunu bozmayı gerçekten isteyebilir miydi acaba? Necros hızlı bir şekilde cüppesinin altındaki Beş Başlı Ejderha madalyonunu çıkarttı ve elini, parmağındaki yüzük görülebilecek şekilde tuttu. Titremesine engel olamıyordu ama belki sesine hakim olabilirdi. "Evet, Ulu Zek'arab, Kan Ovaları'nın Efendisi, Kızıl Avernus'un Gözdesi. Seni ben çağırdım. Eski müttefiklerini unutmadığını görüyorum Ulu Zek'arab."
Dragonlord of Melnibone:
Cehennem komutanı öne doğru bir adım daha attı, Arkasında alevler gümbürderken, çukurun içinde oynaşan kızıl ışıklar onun kızıl pullarını görülebilir kılıyordu, 3 metrenin üzerinde boyuyla Zek'arab Necros un tam karşısındaydı, iki yana açılmış gölgemsi kanatları Necros a karanlıktan daha korkutucu gelmekteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Necros muazzam korkuyu elindeki madalyonun manevi gücüyle atmaya çalışıyordu. Bu sırada zihninde başka bir söz daha yankılandı. Zek'arab ın ağzı açılıp ardındaki yüzlerce diş ortaya çıktığı an Necros zihninde şu sözleri duydu.
Dragonlord of Melnibone:
*Konuş ya da Öl!!!"
Dragonlord of Melnibone:
Ve Zek'arab Necros a doğru tehditkar bir adım daha attı...
Dragonlord of Melnibone:
Alevlerin içinden izleyen gözleri soğuk bir şekilde Necros u izliyordu, madalyonu ve yüzüğü de görmemiş değildi...
Necros:
Konuş yada öl? Tamam Necros'un korkusunun yersiz olmadığı anlaşılır olmuştu. "Sizi rahatsız etmemin nedenleri var Ulu Zek'arab. Sizi bazı potansiyel tehlikeler konusunda uyarmak istedim. Aynı zamanda sizinle eski anlaşmalarımızı yineleyip, yeni anlaşmalar yapmak. Siz de biliyorsunuz ki, hiçbir Spellweaver sizi Avernus'taki mühim işlerinizden sebepsiz yere çağırmaz Ulu Zek'arab. Zira sizin öfkenizin gücünü hepimiz biliriz."
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab beklemeye devam etti.
Dragonlord of Melnibone:
*Burasını betimle bana! Ve konuşmanı yarıda kesme asla !*
Necros:
Necros itaatkâr bir şekilde başını salladı. "Nasıl arzu ederseniz Kan Ovaları'nın Efendisi." Necros derin bir nefes aldı ve devam etti. "şu anda bulunduğum yere nasıl geldiğimi anlatsam iyi olacak. Sizin de bildiğiniz gibi Majesteleri Takhisis ve onun tanrı ailesindeki tanrılar, ne kadar geçtiğini tam kestiremediğim süre öncesinde yaratıcıları olan Kaos'a karşı Avernus'ta bir savaş verdiler. Savaş sonunda Majesteleri Takhisis ortadan kayboldu. Ben de onu aramaya başladım ama nerede olduğu benim bilgimin bile dışındaydı. Bir süre sonra Sigil'de karşılaştığım bir adam bana Yeminer isimli bir tanrının bilgisinin çok engin olduğunu ve Majesteleri'ni bulmama yardım edebileceğini söyledi. Ben de bu sebeple bu diyara geldim."
Necros:
Kısa bir sessizlikten sonra Necros devam etti.
Necros:
"Sizi çağırmadan az önce öğrendiğime göre burası Madde Boyutu'nda olmayan, yerini henüz tespit edemediğim bir boyuttaaki bir yarı boyutmuş. Bu yarı boyut, Madde Boyutu'na çok fazla benziyor. Bu yüzden ben bile buraya ilk geldiğimde Madde Boyutu'nde olduğumu düşünmüştüm. Bu diyar son derece önemsiz gibi görünüyor. Güçlü kimseler anlayabildiğim kadarıyla çok az. Ve dahası, diyar yok oluyormuş. Ben de bu sebeple burada fazla kalmaya niyetli değilim. Zaten aradığımı da bulamadım."
Necros:
"Ama malesef ki amacımı araştırırken bazı şeylere rastladım ve burada sizin için potansiyel bir tehlikenin yattığını düşündüm."
Necros:
"Tanar'ri!" dedi Başbüyücü zehir tükürürcesine. "Tanar'ri lordlarından birisinin bu diyarda tanrı gibi tapınıldığını fark ettim. Anladığım kadarıyla bu tanar'ri lordu, bu basit düzlemi ele geçirip buradaki ölümlülerin ruhlarını ordusu için toparlayacakmış. Sanırım ikimiz de bu ordunun ne için toparlandığını anlayabiliyoruz." Necros duraksadı. Sonra devam etti. "Tanar'r, lordları-her ne kadar sizin ve Dokuz Cehennem'in diğer efendileri kadar olmasa da-zekiler Kızıl Avernus'un Gözdesi, Ulu Zek'arab. Bu diyarın şu anda yok oluyor olmasından da bu lordun sorumlu olduğunu düşünüyorum. Anladığım kadarıyla bu yarı boyutu yok ederek ruhları tek hamlede toplayacak."
Necros:
"Ben bizzat görmesem de siz muhtemelen Lord Bel'in, Avernus ile ödüllendirildiği o büyük seferi hatırlarsınız. Lord Bel olmasaydı Baator'un çoğu düşerdi. Bugün bu tanar'ri lordunun da benzer bir şeye kalkışmadığını nereden bileceğiz?"
Necros:
"Bu tehlike henüz son aşamasına gelmedi. Sizin için sadece potansiyel bir tehdit. Onları durdurabilirsiniz. Ben de bu diyarda size yardım etmeye çalışacağım. Sizi çağırma sebeplerimden birisi buydu. Baatezu'nun gücünü talep ediyorum sizden. Bana ihtiyacım olduğunda belli sayıda baatezu'nun yardım etmesine ihtiyacım olacak Ulu Zek'arab. Sizden bu gücü istiyorum. Sizi çağırma sebeplerimden birisi buydu."
Necros:
"şimdi eğer arzu ederseniz bu konu üzerinde konuşabiliriz. Eğer isterseniz diğer sebepleri de sıralayabilirim." Necros sessizliğe gömülüp Zek'arab'ın cevabını bekledi.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab söylenenleri en ince ayrıntısına kadar dinledi. Bu sırada zehir gibi işleyen zekası her bir kelimenin ne anlama geldiğini, ne için söylendiğini kavrıyordu. Necros un kısıtlı zekası Zek'arab ın muazzam zihninin altında ezilmiş, tozlar halinde dağılmıştı.
Dragonlord of Melnibone:
*Bir Tanar'ri sikilmişi...Onun kim olduğunu söyle bana...*
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab ın gözünde, bahsigeçen Tanar'ri Kan Ovalarında hiç yürümemiş olsagerekti...
Necros:
Necros derin bir soluk alıp ismi hatırlamaya çalıştı. "Bu diyarda kendisine Apocalypse adını vermiş Ulu Zek'arab. Gerçek adıyla ilgili bilgim yok malesef. Kendisinin buradaki varlığıyla ilgili çok az şey okuyabildim malesef. Bunları öğrendiğim tanrının tapınağından kısa süre sonra ayrılmak zorunda bırakıldım. Anladığım kadarıyla bu tanar'ri lordunun kendisine ait-bu diyardaki ölümlüler için kuvvetli-bir grup elit inanaı var. Kendilerine Kaos Lejyonu yada ona benzer bir isim takmışlar."
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Spellweaver ı dinlemeye devam ediyordu. Düşmekte olan bir düzlemi tamamiyle ele geçirmeye çalışan ve düzlem üzerinde yaşayan canlıları önce yokederek kendi ordusuna katmak isteyen bir Tanar'ri den bahsediliyordu.
Dragonlord of Melnibone:
NOT:
Bluff Check:
Necros: 9+3=12
Sense motive:
Zek'arab: 29+7=36
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Necros a bir adım daha yaklaştı...Demin elinde tuttuğu ve alevlerin içinden ortaya çıkmış kılıç şimdi ortalıkta yoktu.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab pençeli devasa elleriyle Necros u tek hamlede yakaladı.
Dragonlord of Melnibone:
Alevlerin üzerinde dolandığı elleri Necros un cüppesini yakıp yırtarak göğsünden büyücüyü kavradı
Dragonlord of Melnibone:
Sonra Zek'arab ın ağzından çıkan sözcükler yeniden Necros'un zihninde anlamlandı.
Dragonlord of Melnibone:
*Benimle geliyorsun Spellweaver!!!*
Dragonlord of Melnibone:
Necros un bedeni alevlerin verdiği acı ile yanmaktayken Ã?ukur şeytanı onu pentagramın ortasındaki çukurun içine doğru yöneldi.
Dragonlord of Melnibone:
Necros alevlerin içindeydi şimdi, tüm giysileri alevlerin etkisiyle yanıp kül olmuş, büyücü şeytanın alevlerle boğulmuş kapkara ellerinin içinde çırpınır vaziyetteydi.
Dragonlord of Melnibone:
Sonra Zek'arab çukurun içine dalışa geçti, Necros neler döndüğüne anlam verememişti. Zek'arab ın düşündüklerini anlayabilmek onun için imkansızdı. Tüm vücudu alevlerle dağlanırken vahşi çığlıklara kendisininki de eklenmişti.
Dragonlord of Melnibone:
Zek'arab Necros' u Avernus un Kan Ovalarına götürmek üzere pentagramın içinde oluşmuş çukura girdi...
Dragonlord of Melnibone:
--------------------Kısım 1 Burada Sona Eriyor--------------------
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
