Beşinci Bölüm:
Ölüm ve Yaşam
Recep Akar, Bursa-Merkez Karakolu cinayet masası şefi olarak, son işlenen cinayetlerin, sadece psikopat biri tarafından yapılabileceğini düşünüyordu. Bunu öğrenmek için psikologların katilin profilini çıkarmasına ihtiyacı da yoktu.
Recep, çok zengin bir ailenin en büyük çocuğuydu. Geniş ve yavan alnının altındaki sulu kahverengi gözleri, ona ciddi bir görünüm kazandırmıştı. O bu ciddiliği artırmak için bir de gözlük takıyordu. Doktor "Sadece dinlendirici" demişti gözlükler için. Sinema jönü olacak kadar yakışıklı olmasa da; sürekli spor yaptığı için kaslı bir vücudu vardı. Bu da çoğu kadını etkilemesine yetiyordu. Ancak şimdiye kadar çok ciddi bir ilişki yaşamamıştı.
Konuşmalarındaki sadelik, onu bu zengin çocuğu yani züppe havasından biraz da olsun kurtarıyordu. Yine de, meslektaşlarının onun hakkında pek iyi şeyler düşünmediklerini biliyordu.
Kırk yaşındaydı. Ve bir kere onun yaşındaki polislerin çoğunun saçları dökülmüş ve neredeyse hepsi evliydi. Hatta çocukları bile vardı. Fakat o, kendisini çalışmaya adamıştı. Gecelerinin çoğunu İnternette kriminoloji araştırması yaparak geçirirdi. Evde onu bekleyen kimse olmadığı için, en sona kalarak dosyaları, tekrar gözden geçiren kişi hep Recep olurdu. Aslında bu çalışma ve mesleğine bağlılık onun için yaşam demekti.
Babasının konfeksiyon fabrikalarında çalışmayı hiçbir zaman istememişti. Bu işlerin hepsini küçük kardeşi Cemil"e bırakmıştı. İlk önce İstanbul Ã?niversitesi Ã?apa Tıp Fakültesini bitirmiş, orada işi bittikten sonra ise asıl ilgisini çeken şeye, yani polisliğe geçmişti. Zaten hiçbir zaman parası sorunu olmadı. Onu daha çok cinayet davaları ilgilendiriyordu. Fakat bu zamana kadar, çözdüğü cinayet davaları sadece basit şeylerdi.
Melekler şehri Los Angeles"a gidip, bu işin eğitimini oradaki eski bir ceza hukuku Profesörü olan Alan Gerald"dan almıştı. Adam hayatı boyunca, seri cinayet davalarını takip etmiş biriydi. Aynı Recep gibi alanı olmamasına rağmen, özel olarak ilgileniyordu, bunlarla. Seri cinayet işleyenlerin genel özelliklerini bir bir anlatmıştı Recep"e. Adamın ağzından çıkanları yutan Recep"in bilgisi, yine de biraz yüzeysel olarak kalmıştı. Ã?ünkü altı ay sonra annesinin hastalığı yüzünden, Türkiye"ye geri dönmüştü. Ã?ğrendiği birçok şey vardı tabii.
Katilin cinayetleri hangi aralıklarla ve hangi şartlarda cinayet işlediğine göre, bir karakter profili çıkarılıyordu. Aslında bunu FBI"da yıllar boyu çalışmış, profil uzmanları yapıyordu.
Seri katillerin ortak noktaları kısaca şunlardı:
Masum yüzlü ve toplumda kabul gören işlerde çalışıyorlar. Birçok seri katilin akrabası ya da yakını ""Onun cinayet işlediğine asla inanamam"" şeklinde ifade veriyor. Birçoğu dindar ve düzenli ibadet ayinlerine katılıyor.Muhafazakar ve Heteroseksüeller. Hepsi kurbanına ait bir eşyayı saklamayı seviyor. Kurbanlar çoğunlukla kadınlar, çocuklar ve eşcinsellerden seçiliyor. Fakat geçmişlerinde, aile içi şiddet veya küçük yaşta taciz görmüş olan insanların, cinayet işleme olasılığı daha yüksek oluyordu. Amerika"da yüzden fazla seri katil vardı. Aslında basına sızdırılan bu kadardı. Yani sayıları daha çoktu. Rakam tam olarak açıklanamıyordu çünkü, polislerin bir cinayet dizisini anlamaları için uzun araştırmalar yapmaları gerekiyordu. Olay tam basına duyurulacakken, ya katil yakalanıyor, ya da katil öldürmekten vazgeçiyordu. Ayrıca bir cinayet davasının seri olup olmaması bir rakama bakıyordu:3. Yani eğer üç kurban da, aynı yöntemle öldürülmüş ve aynı katilin imzasını taşıyorsa, onun seri olduğu söyleniyordu.
Profesörün anlattığına göre, her seri katilin belirli bir özelliği yani bir imzası vardı.
"Yani vücudundan bir parça almak gibi mi?" diye sormuştu Recep.
"Sayılır" diye cevaplamıştı Profesör. "Aslında her kurbanın öldürülüşünde, duruş biçiminde, belki yazdığı ufak bir not da, tabii kurbanın üzerine de yazılabilir bu, derisine kazınmış olarak bulunan bir imza vardır- diye eklemişti- "Bazen de kurbanın kişiliğinde veya görünüşünde, katile onun geçmişini çağrıştıran veya onun fantezilerini süsleyen bir gizem yüklü olur. Bu onun işaretidir, imzasıdır. Kendini dünyaya bir şekilde kabul ettirmesi gerekir. Bunu sosyal yaşantısıyla başaramadığı için, cinayet işlemeye başlayabilir. Hepsinin farklı bir huzura erişim biçimi vardır"
"Huzura erişim mi? Ne demek istiyorsunuz?"
"Kendilerini toplumdan soyutlanmış olarak hissederler. Etraflarında kendilerinden başka sığınacak kimseleri yoktur. Birçoğu kendisine aşıktır. Dışarıda diğer insanlara kibar ve iyi davranmaya devam ederler. Ama kimse gerçekten neler hissettiğini bilemez. Çok derin hayalleri ve arzuları vardır. Bu fantezileri insanları öldürerek giderip, huzura erişirler. Bir şekilde belirli bir yol izleyip kurbanlarını öldürürler. Fazlalaşan her cinayette katilin kimliği biraz daha ortaya çıkar. Eğer katil kendisini polisten zeki görmeye başlarsa, cinayet işleme aralıkları sıklaşır. Ã?nce aylarken, haftalar ve günlere iner"
"Seri katillerin yakalanmasının zorluğu da burada zaten. Kurbanlar öldükçe soruşturma devam eder. Tabii katil ardında iz bırakmadan yani titiz çalışıyorsa" Böyle zamanlarda soruşturmayı yürütenlerin üzerine çok yük biner. Bir yerde katili bulmaya çalışmak, bir yerde artan cinayetlere engel olamamak. Aslında kolayca yakalananlar olduğu gibi, bir sürü cinayet işleyip doyuma ulaştıktan sonra bile yakalanamayanlar olmuştur. Belirli bir kadın, çocuk tipi seçerek onları öldürenler olabilir. Kurbanlarını rasgele seçen de olabilir. Sadece içindeki şehveti söndürüp onunla öldürmeden önce, birkaç saat geçirip onun soluduğu havayı solumak, belki kaçırılan kadınsa ellerini vücudunda gezdirmek, hatta cinsel olarak ilişki kurmak isteyen bile çıkabilir. Bunu ölümünden sonra, yaparak arzularını tatmin edenler de var"
"Kurbanın vücudundan koparılan bir parça ise onun sanatını temsil edebilir. Bu imza değil, onun için daha çok bir yaşantı biçimidir, bir hatıradır, katilin yakalanmasına ışık tutabilir. Gayet sakin görünen ve düzgün bir işte çalışan insanların, iç dünyalarında kurdukları hayallerin nasıl çılgınca olduklarını, onların hayatı nasıl gördüklerini tahmin etmek de çok zordur. Onların kişiliklerini bir ayna gibi yansıtarak kağıt üzerine çıkarmak istiyorsan, onlar gibi düşünmeyi ve hareket etmeyi öğrenmen gerekir. Bu da ancak tecrübeyle olur"
"Kendini bütün bunlara fazla kaptırmamalısın. Sadece iş olduğunu hiçbir zaman unutmamalısın. Ã?ünkü zamanla zihnin bütün bunlardan bunalır ve bir bakmışsın, hayatında cinayetlerden başka bir şey kalmamış"
Birlikte çıkmış bütün seri cinayet dosyalarını tek tek incelediler ve Profesör ona hepsinin karakter analizini ve cinayetleri nasıl işlediklerini ve yakalandıklarını anlattı.
Fakat, Türkiye"de bu tür seri cinayetlere hiç rastlamamıştı. Onun çözdüğü davalar, genelde kendisini taciz eden üvey babasını, av tüfeğiyle öldürerek kaçan on altı yaşında bir kızın, ya da iş yeri kar etmediği için iyi kazanamayan ve para yüzünden zengin iş arkadaşının karnını bıçakla deşen, otuz beş yaşlarında bir adamın davalarıydı. Böyle daha bir sürü sıradan sayılabilecek davalardı. Suçlarını onları biraz sıkıştırarak itiraf ettirtmişti, zaten.
Sabahın erken saatlerinde ekip arabasıyla olay yerini incelemeye gitmişti. İki sokağın çevresi polis kordonuyla çevrilmiş ve gelen giden yollar tamamen kapatılmıştı. Bu olayı, incelemesini, ondan Emniyet Amiri Mesut Özak istemişti. Bu özel bir istekti aslında. Bu bölge, Recep"in yetki bölgesinin dışındaydı.
"Bu bir seri mi?" diye sormuştu Recep hevesle, cep telefonundan konuşarak. Sesindeki heyecanı ister istemez ortaya çıkmıştı. Sonra bunu bastırarak "Yani neden ben?" diye ekledi.
"Saçmalama oğlum. Henüz emin değilim" diye karşılık verdi Mesut. "Ancak eski bir olayın tekrarına benziyor"
"Eski mi?" diye afallamıştı Recep.
"Sen git, geldiğinde her şeyi anlatırım" dedi Mesut kısaca. "Oradakilere, geldiğini haber vereceğim"
Sivil kıyafetiyle, olay yerine vardığı zaman, hiç değilse, kanıtlara dokunulmamış olmasını diledi.
Her yerde, üniformalı tanımadığı polisler vardı. Dar ve uzun olan sokağa tüm girişler polis arabalarıyla tutulmuştu. Üzerlerindeki alarmlar yanıp sönüyor ama ses çıkarmıyorlardı. Recep "Bu kadar polis arabasının burada ne işi var" diye düşündü. Herhalde olay, burası için gerçekten büyüktü.
Sokak, sarı polis şeritleriyle de çevrilmişti.
Ã?evrede ne bir dükkan, ne de doğru düzgün bir bina vardı. Recep buradaki sokak lambalarının ne işe yaradığını pek anlamadı. Ã?ünkü etrafta yaşayan kimse yoktu. Yıkık, dökük ve terk edilmiş eski apartmanların olduğu mahallenin, soğuk ama ferah bir havası vardı.
Bu çevredeki polislerin bir cinayet araştırmasının nasıl yürütüldüğünü bilmediğini anlayabiliyordu. Hepsi birbirleriyle konuşuyorlar, veya arabaların üstüne çökmüş bir şeyler yiyorlardı. şeridin önünde duran, uzun boylu ve üniformalı, çok esmer tenli bir polis "Komserim!" diye seslendi ona.
Recep hemen onun yanına gitti.
"Merhaba" dedi Recep adamın yanına gelip onun elini sıkarak. Polisin iki elinde birden yara izleri vardı. Simsiyah gözlerinin yansımasından, pek de mutlu olmadığı anlaşılıyordu. "Ben Recep Akar, Bursa-Merkez"den olayı incelemek için gönderildim"
"Biliyorum efendim. Geleceğiniz söylendi. Ben Mehmet Göçebe, buradaki polis şefiyim" diye karşılık verdi polis. Ağustos böceklerini aratmayacak kadar ahenkli, bir o kadar da cırtlak bir sesi vardı. Saçlarının üstü biraz açılmıştı ve hafif saf görünüşlü biriydi.
Ã?evredeki tek sivil kıyafetli polis olduğu için, bütün polisler onlara doğru bakıyordu. Ã?ünkü Recep, onlar için yabancıydı.
"Olay yerinde ön inceleme yapıldı mı?" diye sordu Recep. Sorunun cevabının keyfini kaçıracağını düşünürken Mehmet "Hayır!" diye cevap verdi. "Aslında kimse oranın yakınına gitmek istemedi. Sadece her şeyin fotoğrafın çekebildik" diye ekledi sokağın içini işaret ederek.
Recep bir yandan rahatlarken, bir yandan da şaşırdı.
"Neden ki? Beni mi beklediniz?"
"Adli Tıp"tan arkadaşları bekliyoruz. Onlar gelene kadar kendiniz görseniz, daha iyi olur" dedi Mehmet kara yüzünü ekşiterek. Ona kendisini takip etmesini işaret etti. Polis şeridini geçebilmek için eliyle kaldırdı.
Dar sokağa girdiklerinde, Recep etrafta hiç pencere göremedi. Sanki bu sokak iki bina arasına yanlışlıkla girmişti. Yani burasının boş olması gerekmiyordu. Büyük ihtimalle bunu yapan müteahhit, binaların planını becerememişti. Aslında burası bir sokak bile değildi. İki bina arasında kalan bir boşluktu.
Recep, ilerde görünen bir çöp bidonuna yaklaştıkça, eski mahallenin berrak havasına, kan kokusunun karıştığını anladı. Biraz duraksayıp, parmak izi bırakmamak için cebinden lateks eldivenlerini çıkardı ve bir çift de şef Mehmet"e verdi. Recep eldiveni giyerken, eline tam oturması için kenarından çekip bırakarak şaklattı. Mehmet korkuyla yerinden zıplarken, eldivenlerden birini yere düşürdü. Sesin kaynağını görmeden önce, alçak sesle küfretti ve sonra başını sağa sola sallayarak, düşen eldiveni yerden aldı. Recep "Dakka bir gol bir" dedi içinden. şimdiden milletin sinirine dokunmaya başlamıştı. Zaten üzerine giydiği son moda mavi çizgili Gucci markalı gömleği ve siyah kumaş pantolonu, onu şu partilere gidip, sosyetedekilerle sohbet ederek karışık kokteyller içen Playboylara benzetiyordu. Kıyafet seçimine dikkat etmemesinin bedelini, daha çok ödeyecekti.
Oraya, daha da yaklaştıklarında ise, kana, çürümüş ceset kokusu da karıştı. Sanki yıllardır mantarlarla rutubetin birlikte, bir hayvan leşini yavaş yavaş kemirmesiyle oluşarak bir varlığa dönüşmüştü, koku. Bunun insan yaradılışı ile alakası olamazdı. Bu insandan bile öteydi. Bu tür kokulara alışmış olan Cerrah Recep"in bile midesini kaldırmıştı. Ã?ğle güneşi başlarına vururken, kendini tutmak zorunda kaldı.
Yerde, pıhtılaşıp kararmış, bir kan gölü vardı. Üzeri yeşil bir çeşit yosunla kaplanmış gibiydi. Üzerine basmadan yavaşça kenarından geçtiler. Mentollü mendille ağzını ve burnunu kapatan polis şefi Mehmet, parmağıyla aynı yer gibi tüylü gibi görünen yeşilimsi mantar veya yosun tabakasıyla kaplı dev çöp bidonunun arkasını gösterdi. Bidonu birlikte geri çektiklerinde, bej rengi kirli duvarların üstünde duranları gördüler.
Recep, bir cerrah olmasına rağmen, bu manzarayı asla unutamayacaktı. Kendisini bu gezegenden soyutlanmış hissediyordu, adeta. Nefes alıp verdiğini duyuyor ve kulağına kendi kalp atışlarının sesi geliyordu. Dehşet, soluğunu kesmeden önce bedenine oksijenin girmesine izin veriyordu, şimdilik.
Üzerlerini çeşit çeşit yaratığın yiyerek çürüttüğü üç ayrı ceset, duvarda yan yana asılı duruyordu. Toprağın içinde olması gereken bu olay, gözlerinin önünde gerçekleşiyordu. Hepsinin kolları, yanlara elleri birbirlerine değecek şekilde açılmıştı. Dinsel bir tören gibi, bulundukları duvarın üzerinde bir çeşit tarikat sembolü çizilmişti. Dairenin içine çizilmiş üçgenin bütün köşeleri kendisini çevrelemiş çembere değiyordu. Üçgenin içi yine kıpkırmızı kanla boyanmıştı.
Sembolün altına ise, üç kurbanı işaret eden oklar yapılmıştı. Duvardaki bütün yazılar kıpkırmızıydı, ancak üzeri o yeşilimsi yosunla, mantar arası maddeyle kaplanmıştı. Aklına önce şeytana tapanlar geldi. Bu tarikatları çok duymuştu, ama hiçbirine daha önce rastlamamıştı. Özellikle böyle bir şeyin yapıldığını ne görmüştü, ne de duymuştu.
Recep onları incelemek için biraz yaklaştı, ama Mehmet arkada kaldı. Kurbanlar omuzlarından duvara, keskin metallerle çakılmışlardı.
Aralarında birer metre aralık olan cesetlerin, elbiselerinden anlaşıldığına göre, bunlar evsizlerdi. Yırtık pırtık gömlekler, üzeri çamurlu tişörtler, her yerine yama yapılmış kot pantolonları giyiyorlardı. Hepsinin kolları çıplaktı ve üzerlerinde bir sürü morluklar vardı. Sanki öldürülmeden önce bir çok darbe yemiş gibilerdi. Bu morluklar sadece kollarında da değildi. Bedenlerinde görünen bütün kısımlarında, yüzlerinde, bacaklarında, göğüs kafesinin üstünde de bulunuyordu.
Hepsinin de bütün dişleri ortadaydı. Sapsarı görünen dişler de yine aynı yeşil maddeyle kaplıydı. Gülümsüyorlar mıydı yoksa? Hangi cani ölüleri zorla gülümsetmek için bu kadar, uğraşırdı ki?
"Böyle bir dehşetin karşısında gülümseyecek tek kişi, ruhu olmayan biridir. Ruhu ölmüşse onu geri getirmenin yolu yoktur. Karşısında insan dayanamaz. O kişi şeytanın ta kendisidir. Kilisenin bize söylediği şeytanı bir anda karşında bulmuş olursun. Normalde bir hiçken yani sadece bir düşünce biçimindeyken, ete kemiğe bürünmüş halde capcanlı bir insanın bedeninde karşına çıkar. Böyle zamanlarda dikkatli olsan iyi olur"
Bunu Profesör Gerald söylemişti. Havada aniden başlayan tatsız rüzgar, terlemiş vücudunda bir serinliğe yol açmış, onu derin düşüncelerinden çıkarmıştı. Terden sırtına yapışmış olan gömleğinin, karşısındaki manzarayla daha çok körüklendiğini anladı. Artık alnı ve yüzü de terliyordu. Hava çok sıcak değildi, ama buranın boğucu havası ve derin bir çürümenin verdiği koku, uzun yıllar önce yanlışlıkla düştüğü çukuru hatırlattı, ona. Daha kendini tutamadan tekrar düşüncelere gömülmüştü.
Kuyuda kolu kırık halde geçirdiği saatler boyunca, onu karanlığın içinde izleyen bir surat olduğunu fark etmişti. Onun acısıyla ve korkusuyla alay ediyor, sanki onunla besleniyordu. Gözleri aynı kedilerinki gibi sarıydı ve karanlıkta parıldıyordu. Recep, onun gitmesini gözlerini kapayıp dua ederek beklemişti. Ama orada karanlığın içinde pusuya yatmıştı, o. Recep ona daha sonra karabasan ismini vermişti. Çok derinlerde, bir musluktan tek tek damlalar halinde akan suyun verdiği his gibi, bir ses geliyordu. Dehşetin soluğunu duyar gibi olmuştu, orada, ta ki babası onu kurtarana kadar. İple yukarı çekilirken derinden gelen bir kahkaha duyduğuna yemin edebilirdi.
"Efendim!" dedi arkasından Mehmet. Recep birden gerçeğe döndü. Bütün bu kabuslar nerden aklına gelmişti ki şimdi. Kendisine çeki düzen vererek, cesetleri incelemeye başladı.
Yanlarına gelince, dişlerinin neden bu kadar apaçık görüldüğü anladı. Sonuçta uzaktan da olsa, hiçbirinin gülümsemediğini fark etmişti. Hepsinin alt ve üst dudakları kesilmişti. Sadece dişleri değil, diş etleri de görünüyordu. Sanki çok ince bir iş yapılmıştı. Daha iyi anlamak için yakından incelemek gerekiyordu. Yüzlerce değişik böcekle kaplı duvara yaklaşmak için önce geriye çekildi ve derin bir nefes aldı.
Soldakinin yanına ağır adımlarla, kendi kalbinin sesini dinleyerek geldi. Bu kurban genç biriydi. En fazla yirmi yaşındaydı. Burnunun altından itibaren diş etleri görünüyordu. Dudakları gerçekten bir usturayla, kesilmiş gibiydi. Tek dehşet veren şey bu değildi. Göz kapakları açıktı ancak, gözleri çok garipti. Sanki yuvalarından çıkarılıp tekrar yerlerine geri koyulmuşlardı. Recep, bir cerrah olduğundan bunu anlayabiliyordu. Zaten, eliyle dokunduğunda bunun gerçek olduğu kanıtlanmış oldu. Ã?ünkü siyah gözlerinin akının içini kan doldurmuştu ve dokunduğunda göz kıpırdadı. Ã?ocuk daha canlıyken zorlan çıkarıldıklarını düşündü, Recep. İçine böyle bir his doğmuştu. Dehşetle kasılarak kalmış olan suratından, bu ifade okunuyordu çünkü. Göz çukurlarından, yanaklarına inerek kurumuş olan kan lekeleri bütün yüzünü kaplamıştı.
Sağdaki gence yaklaştığında ise hemen, elini ağzına götürdü. Ã?ünkü, asıl çürüme kokusu bundan geliyordu. Dişleri ortadaydı. Normalde hangi renk olduğu belli olmayan saçları çamurla ve kanla kaplıydı. Ã?ocuğun boynunun altında gördüğü kesik izi, aslında bütün boynunu kaplamıştı. Yani açılmış çenesi ile kocaman görünen ağzının durduğu başı, vücudundan ayrıydı. Sanki aptalca bir şaka gibi, başı, vücudunun üstüne kesildikten sonra tekrar konulmuştu. Bu çocuğun yüzünde de aynı dehşet ifadesi vardı. Ã?ocukların gördüğü her neyse onları ölecek kadar korkutmuştu, anlaşılan. Yani bu darbelere ihtiyaçları yok gibiydi.
Ortadakinin yanına gitmeden önce, kokudan kurtulmak için polis şefi Mehmet"ten mentollü bir kağıt mendil alıp ağzını kapadı.
İçlerinde en yaşlısı buydu. Ã?ünkü elleri kırışıklarla doluydu. Adamın koyu renkli teni olduğu belliydi ancak, suratı tanınmayacak halde kesilmiş ve çürümüştü. Binlerce böceğin hala kemirmekle meşgul olduğu kollarındaki deri çok garipti. İyice yaklaşınca elini tekrar ağzına götürüp kusmamak için kendini zor tuttu. Zavallı adamın kollarının üstündeki deri tamamen koparılmıştı. Kıpkırmızı et parçası gibi duran kasları dışarıya çıkmıştı.
Yüzü de benzer durumdan nasibini almıştı. Sanki serserinin biri eline usturayı almış da, adamın yüzünün çevresinde rasgele sallamıştı. Kalkan derisinin altından görünen kırmızı eti bile yavaş yavaş morarmaya başlamıştı. Bütün kurbanlara hakim olan bu çürümede doğal olmayan bir şey vardı, sanki. Üstelik bu üzerlerindeki madde de neyin nesiydi? Katil onların daha hızlı çürümesi için, bu maddeyi mi kullanmıştı?
Sonra bu soruları kafasından kovduğu an başkaları belirdi. Bu üç kişiyi biri tek başına mı öldürmüştü? Hem şu tepelerindeki sembol de neyin nesiydi? Evsizler genelde birbirlerinden ayrılmazlardı. Bu yüzden katil birden fazla kişiydi. Hepsini tek başına öldüremezdi. Recep adamların üzerlerini arasa, kesin bir çeşit bıçak bulacağından da emindi. Bu adamlar boş gezmezlerdi çünkü.
Recep kurbanların hepsinde, ölüm sonrası katılığın çoktan bitmiş olduğunu fark etti. Bu da demek ki; kurbanlar en az kırk sekiz saattir, ölüydü. Ã?ünkü ölümden sonraki katılık, ilk kırk sekiz saatten sonra, kalkardı.
Kurbanın gözleri kapalıydı ve etrafında derin kesikler olan ve eti ortaya çıkmış çenesi, beyaz bir çamaşır ipiyle başının çevresinden bağlanmıştı. Alt çenesindeki ön dişlerinin, üstteki ön dişlerinin üzerine çıkmış olduğunu fark etti. Ã?enesi çok uzun birinin dişleri ancak böyle görünebilirdi. Bu da Recep"e çok saçma görünmüştü.
Bunun da kanla kaplı vücudu, diğerleri gibi duvara asılmıştı. Elbiseleri yıllardır yıkanmamış gibiydi. Omuzlarından içeri girmiş olan, onları duvara asmış metaller ise bir çeşit demir kamaydı. Özellikle bu iş için bir torna veya freze tezgahında yuvarlatılmış gibi görünüyorlardı.
Recep, kurbanın çenesini bağlamış olan ipi çözmek için, yanına yaklaştı. Kurbanın kanla ve yeşil maddeyle kaplı elbiselerine değmeden ipi yavaşça çözdü. İpi eline alınca, korkuyla nefesini içine çekti. Adamın parçalanmış alt çenesi birden yere düştü. Recep refleksle geriye çekildi.
Yarısı kopmuş olan ağzından dışarıya, bir sürü kapkara şey uçuştu. Recep"in yüreği ağzına geldi. Kara sinekti, bunlar. Az kalsın kusacaktı.
Ã?enesi koparılmış ve sonra tekrar takılmıştı. Dehşetin soluğu eser gibi bir rüzgar daha esti. Sinekler vızıldayarak, cesetlerin etrafında gezen böceklere katıldılar. Doğa, ziyafetini çekiyordu. Adamın küçük dilini ve kurumuş kanla kaplı ağzını gördü. Yere baktığında ise, düşmüş çenesinin içinde et parçaları olduğunu fark etti. Biraz daha yakından bakınca, bunların kurbanlardan kesilen dudak parçaları olduğunu anladı.
Mehmet ise onu omzundan çekti ve çöp bidonunun arkasına getirdi.
Recep soluğu kesilmiş ve terden sırılsıklam halde "Bu cesetlerin otopsi raporlarını istiyorum. Ã?evrede kanıt olabilecek en ufak şeyi bile görmeliyim" dedi ona zar zor nefes alarak.
"Sizce- bu-nu kim- yapmış olabilir?" diye sordu Mehmet hayretten kesik kesik konuşarak.
"Hasta biri olduğu kesin" diye cevap verdi Recep arkasını dönüp sokağın dışına doğru giderek. Yürürken kösele ayakkabılarından çıkan sesler, dar sokağın kirli duvarlarında yankılanıyordu.
Sınav Ondokuz
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
