YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,
-
dreamshadow
- Kullanıcı

- Posts: 138
- Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
- Location: karşıyaka
- Contact:
Thor içinde bulunduğu duruma lanetler yağdırır bir şekilde elini alnına koydu ve kafasını salladı. Bu hiçte hoşuna gitmemişti çünkü bu işe başlarken akıllıca diyerek yaptığı dilsiz taklidi başına bela olmuştu. Yapacak bir şey yok görev görevdir yerine gelmeli diye düşündü. Ama bir türlü nasıl bir handikap yapıp çocukların geri kalanını toparlayacağını bulamıyordu. Yapması gereken ilk şey Andreo ve Peygamberin kendilerine ayırdığı çocuklar haricindekilerin hangileri olduğunu bulmaktı. Ama onların ne yapmak istediğini ve çocuklardan hangilerini almak istediklerini bilmediği için çocukların hepsini götürüp soytarının onları ayırmasını istemekti. Bir süre hareketsiz kaldı aklına hiçbir şey gelmiyordu ki birden harekete geçti. Soytarının yakınına giderek yere eğildi. Toprağa bıçağıyla ufak bir soytarı ve etrafını çevreleyen bir ok işareti çizdi, ardından çizgilere bir son vermeden ok işaretine dik ve uzun bir çubukla yaptığı şeye bir son verdi. Düşündüğü olmuştu. Bir tabela istiyordu ve toprağa çizdiği tabela yoktan var olmaya başladı. "Birkaç tane daha istiyorum" dedi sessizce ve ardından çizdiği yerde beş adet tabela meydana geldi. şimdi sadece bir tek şeye ihtiyacım var diye düşündü. Düşünmesi yetmişti. Bir sopanın üzerinde dönen ve çok ses çıkaran bir çan belirdi parmaklarının arasında. Tabelaları yerden toparladı ve insanlara doğru ilerlemeye başladı yaklaştıkça elinde salladığı çanın çıkardığı ses insanların dikkatini çekiyordu. Tam birkaç çocuğa yaklaşmıştı ki elindeki çanı sımsıkı tutarak gür bir ses çıkarması için ileri geri salladı. Ã?anın sesini duyanların ona baktığını görünce elindeki tabelalardan birini toprağa sapladı ve eliyle soytarının yarattığı küçük evi gösterdi. Birkaç çocuk çanın sesini duyup yanına gelmişti bile. Sonrasında diğerlerine yaklaşarak çanı daha hızlı sallamaya başladı ve elindeki diğer tabelaları farklı yerlere saplayarak bütün okları soytarının yarattığı eve doğru çevirdi. Bu sırada annelerinin yanından ayrılan birkaç çocuk küçük eve ilerlemeye başlamışlardı bile. Sanırım istediğin oldu soytarı diye düşündü Thor yüzündeki gülümsemeyle.
...........................S.D.W...........................
-
_Nightfall_
- Kullanıcı

- Posts: 297
- Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
- Location: İzmir
- Contact:
Liraxle gozlerine inanamamıstı... karsısında kocaman bir iblis vardı Menzoberranzandan alışkındı iblisler gormeye ama bu dokuz cehennemde gordugu en buyuk yaratıktı...
İşte buralara efendisine hizmet etmek için gelmişti.. ve işte amacına ulaşmak için tek yapacagı efendisine sadakatını gostermekti..
Liraxle dev iblisin onunde egildi ve ''saygılar yuce kaos efendimiz bu liraxle hizmetkarınız emirlerinizi bekler'' diyip reverans yaptı
Artık hedefine cok yakındı tüm dunyaya kaosun gucunu ispatlayacaktı ve kendini efendisine kanıtlayacaktı....
İşte buralara efendisine hizmet etmek için gelmişti.. ve işte amacına ulaşmak için tek yapacagı efendisine sadakatını gostermekti..
Liraxle dev iblisin onunde egildi ve ''saygılar yuce kaos efendimiz bu liraxle hizmetkarınız emirlerinizi bekler'' diyip reverans yaptı
Artık hedefine cok yakındı tüm dunyaya kaosun gucunu ispatlayacaktı ve kendini efendisine kanıtlayacaktı....
Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir şafaga...<br><br>Değişik bişey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid= ... IKLASIN</a>...
İblis alay edercesine kahkahalar attı.darkefe wrote: Liraxle dev iblisin onunde egildi ve ''saygılar yuce kaos efendimiz bu liraxle hizmetkarınız emirlerinizi bekler'' diyip reverans yaptı
"Kaos'un efendisi hakkında *O*nun hakkında hiç bir şey bilmediğin belli ölümlü. Bakalım hizmetini kabul edecek mi... Yoksa canını mı alacak... Hahahahaha..."
İblis kara elfin omzuna yanan alevli elleriyle dokunduğunda Liraxle zırhının altından etinin dağlandığını hissetti ve korkunç acıyla yere yıkıldı, karanlık acı içerisindeki adamın renkli gözlerinin önüne perdesini çekti.
"Alevlerin içerisinde yanıyordu ve acısı dayanılmazdı. Lavların üzerinde kurtulmak için koştu fakat alevler her yerdeydi... Kurtulamıyordu... Acısı dinmiyordu... Liraxle yardım istedi, dua etti...
İşte o anda alevler söndü ve her yer karanlığa boğuldu. Karanlık bariton bir ses ona seslendi...
"Cehennem'in alevleri etini yakmak için bekliyor ölümlü. Kaos'a hizmet et ve kaderini değiştir. Katlet, öldür, yık, savaş ve kaos'u yay. Orduya yenilerini kat... Ã?dülün karanlığın cenneti'ne gitmek olsun ve ruhundaki yara zayıflığın değil gücün olsun."
Karanlıkta bir anda tiz bir çığlık duyulurken alevden iki tane göz bir anda ortaya çıktı. Liraxle bunun kendi ölüm çığlığı olduğunu fark ettiğinde kan ter içerisinde pentagramın önünde hala korkudan titreyerek kendine geldi. İblis ortadan yok olmuştu fakat odadaki insan hala kenarda yüzünde gülümseyen bir ifadeyle duruyordu. Liraxle'nin sol omzu inanılmaz derecede acıyordu ve gördüklerinin bir hayal olmadığını her sızladığında ona hatırlatıyordu...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
"Hmm... bu ismi daha önce duymamıştım, ama eğer bir iblisse kaos efendisine hizmet etmeye ikna edilebilir belki de... Tanrı'nın nasıl biri olduğunu bilmiyorum ama sanırım izleyerek onu daha iyi tanıyabilirim... Bana yardım ettiğine göre, ben de ona hizmet edeceğim..."CHANGES wrote: Derin bir nefes aldı Brenne..
-Adı HELLFIRE...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Adamların kaşları çatılmıştı fakat Andero vücut dillerinden adamların korktuğunu anlayabiliyordu. O altın pırıltısının nasıl ortaya çıktığını ve birden nasıl ortadan çıktığını bilmiyorlardı, anlayamıyorlardı ve anlayamadıkları şeyden de korkuyorlardı... Basit bir ölümlü reaksiyonuydu bu...Andero wrote:Bu seçimi iyi düşünün ve kararınızı öyle verin. (bluff+diplomacy) dedi.
Sonra bakışlarını az önce koşmaya başlayan adamlara çevirdi. Gözleri kısılmış ve sert bir hal almıştı.
- Belki de inanç zincirini sizler başlatırsınız ha ne dersiniz? Sizler için *O*na tapmak eminim ki iyi bir seçim olacaktır. dedi sertçe. (initimidate)
Bu sırada bir grup insan Andero'nun yanına yaklaşmıştı. İçlerinden bir kadın heyecanlı gözlerle ona bakıyordu.
"Bize öğretin şovalye... Tanrınıza nasıl kendimizi adıyabiliriz?"
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne yarı meleğe baktı.
-Aslında sizin yardımınız olabileceğini ummuştum.Bu iblis hakkında bildiklerim eminim ki sizin bu ırksal düşmanınız hakkındaki bilgilerinizden çok daha azdır.Sürekli efendiye hizmet etmekten bahseden siz güzel hanım, belki ben ve kaosun diğer askerleriyle bu iblis ile yüzleşmek için Azalinin yıkılmış kalesine gelirsiniz.Umarım ki bu iblisle savaşmak zorunda kalmayız ama eğer böyle birşey olursa sizin gibi birisinin efendiye hizmeti çok değerli olacaktır.
Bir süre durakladı ve bu güzel kızın yüzüne baktı.Gerçekten çok uzun zaman önce ölümlüyken karşısına çıksa,Brenne muhtemelen kadının yüzünü ince bir bıçakla itinayla yüzer ve duvardaki en nadide sanat eserlerinin arasına asardı.Bu güzellik bunu hakediyordu.
-Evet hanımefendi ne diyorsunuz?
-Aslında sizin yardımınız olabileceğini ummuştum.Bu iblis hakkında bildiklerim eminim ki sizin bu ırksal düşmanınız hakkındaki bilgilerinizden çok daha azdır.Sürekli efendiye hizmet etmekten bahseden siz güzel hanım, belki ben ve kaosun diğer askerleriyle bu iblis ile yüzleşmek için Azalinin yıkılmış kalesine gelirsiniz.Umarım ki bu iblisle savaşmak zorunda kalmayız ama eğer böyle birşey olursa sizin gibi birisinin efendiye hizmeti çok değerli olacaktır.
Bir süre durakladı ve bu güzel kızın yüzüne baktı.Gerçekten çok uzun zaman önce ölümlüyken karşısına çıksa,Brenne muhtemelen kadının yüzünü ince bir bıçakla itinayla yüzer ve duvardaki en nadide sanat eserlerinin arasına asardı.Bu güzellik bunu hakediyordu.
-Evet hanımefendi ne diyorsunuz?
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero adamların içlerinde hissettikleri korkuyu yansıtmamaya çalışmalarını sinirle seyretti çünkü bir kaç vücut hareketinden başka bir şey yapmamışlardı. Kendine son bir kaç dakikadır tekrar tekrar telkin ettiği gibi yeniden bu adamları bunca insanın yanında cezalandırmaması gerektiğini geçirdi aklından.
Ardından insanlara baktı ve kendine yaklaşanları görünce hafifçe gülümsedi. İnsanları *O*nun yoluna çekmek kolay değildi çünkü bir çoğu korkak ve zayıf oluyordu. Aslında aralarında çoğu zaman dengesizlikler de olmuyor değildi. Bir kısmı yetiştirildiği değerlere sıkı sıkıya bağlı kalırken bir kısmı değişime açıktı. Bağnaz kısmın düşünelerini değiştirmek kolaydı. "Dert değil." diye düşündü. Odasındaki zincirleri süslerler ve kan hendeğine katkıda bulunurlardı. Bununla birlikte, diğer grupta olanları özenle seçmek gerekiyordu.
Andero bir kadın sesi duyunca, sesin geldiği yöne döndü ve kadına baktı. Kadının kahverengi gözleri merak ve istekle açılmıştı. Yeni bir bilgiye olan istek, bilinmeyen bir şeye karşı duyulan heyecan...
- Hanımefendi... İşte az önce söylediğim hatayı sizde de görüyorum. Ama suç sizin değil, sizin bu şekilde yetiştirilmenize sebep olanların. Bir tanrıya kendini adama öğretilmez, hanımefendi. Bir tanrıya tapabilmeniz için, onu tamamıyla kalbinizde hissetmeniz gerekir. Bunlar sizlere daha önce dikte edildi. Bir tanrıya tapıyordunuz. Neden? Ã?ünkü babalarınız, analarınız onlara tapıyordu. Yalan mı söylüyorum? Hanginiz büyükleriniz yada çevreniz ona tapıyor diye tapmaya başlamadı tanrısına? Hepiniz ibadetlerinizi büyüklerinizden gördüklerinizle yaptınız? Hanginiz tanrısına kendisini, kendi kalbinden geldiği gibi adayabildi şimdiye kadar?
-Kaosun tanrısı, tanrım, tanrımız, sadece kendisine inanılmasını ve tapılmasını istiyor ama bunun için doğru yolu sadece kalbiniz bulabilir. *O*ndan korkmayın. Kaos, çoğu zaman dehşetle beraber anıldı belki, kaosun ne olduğunu bileniniz var mı? Kaos, basitçe, değişimdir; vahşet değil. Değişimi hangimiz yaşamayız ki? Fiziğiniz değişir, duygularınız değişir, bir anınız başka bir anınızı tutmaz, çevreniz değişir... her şey ama her şey değişimi yaşar. Değişmeyen tek şey, süregelen değişimin ta kendisidir. Bu yüzden, *O* zaten herkesin kalplerinde tasavvur sahibidir. Sadece kalbinizi temizleyin hislerinizden ve bir anlığına inançlarınızdan... Açın onu *O*na ve hissedin anlattıklarımı çünkü bunları hissetmeden yaşayamazsınız. Seçim, önünüzde, doğru olanı seçmekse elinizde.
-Temizleyin kalbinizi, şimdiye kadar hep size dikte edilmiş olan şeyleri atın bir kenara bir süreliğine ve kendi hislerinizi, kendi arzularınızı, kendi isteklerinizi yaşayın ve *O*nu hissedin. Bırakın kalplerinize girsin ve size seçiminiz için ihtiyacınız olanı versin. Benimle hareket edin özgür insanlar. (diplomacy+bluff) dedi ve ellerini kaldırdı.
-Kaosun yüce lordu, kalplerimiz üzerinde hak sahibi olan, bizi saran, kuşatan, gerçeği görmemizi sağlayan. Kalplerimizi açıyoruz sana, öğretilerine, engin bilgine, bilgeliğine. Seni tanımak isteyen bu insanların sana açtıkları kalplerinde sahip olduğun tasavvuru hissettir onlara. Doğru olanı göster, sana tapmak için bilmeleri gerekeni öğret. İnananlarına, diğerlerinden farklı olduğunu, sana körü körüne inanmaları gerekmediğini, onları sürekli izlediğini kanıtla, kanıtla ki senin inancını yüceliğine olan korkuyla içlerinde taşısınlar. Bu topluluktan sana inanmak, sana tapmak isteyen bu ilkleri kutsa. Kalplerimizi ve zihinlerimizi senin için açtık ve senden başkası onlar üzerinde etki sahibi değil artık. Bize bilgeliğini göster.
Ardından insanlara baktı ve kendine yaklaşanları görünce hafifçe gülümsedi. İnsanları *O*nun yoluna çekmek kolay değildi çünkü bir çoğu korkak ve zayıf oluyordu. Aslında aralarında çoğu zaman dengesizlikler de olmuyor değildi. Bir kısmı yetiştirildiği değerlere sıkı sıkıya bağlı kalırken bir kısmı değişime açıktı. Bağnaz kısmın düşünelerini değiştirmek kolaydı. "Dert değil." diye düşündü. Odasındaki zincirleri süslerler ve kan hendeğine katkıda bulunurlardı. Bununla birlikte, diğer grupta olanları özenle seçmek gerekiyordu.
Andero bir kadın sesi duyunca, sesin geldiği yöne döndü ve kadına baktı. Kadının kahverengi gözleri merak ve istekle açılmıştı. Yeni bir bilgiye olan istek, bilinmeyen bir şeye karşı duyulan heyecan...
- Hanımefendi... İşte az önce söylediğim hatayı sizde de görüyorum. Ama suç sizin değil, sizin bu şekilde yetiştirilmenize sebep olanların. Bir tanrıya kendini adama öğretilmez, hanımefendi. Bir tanrıya tapabilmeniz için, onu tamamıyla kalbinizde hissetmeniz gerekir. Bunlar sizlere daha önce dikte edildi. Bir tanrıya tapıyordunuz. Neden? Ã?ünkü babalarınız, analarınız onlara tapıyordu. Yalan mı söylüyorum? Hanginiz büyükleriniz yada çevreniz ona tapıyor diye tapmaya başlamadı tanrısına? Hepiniz ibadetlerinizi büyüklerinizden gördüklerinizle yaptınız? Hanginiz tanrısına kendisini, kendi kalbinden geldiği gibi adayabildi şimdiye kadar?
-Kaosun tanrısı, tanrım, tanrımız, sadece kendisine inanılmasını ve tapılmasını istiyor ama bunun için doğru yolu sadece kalbiniz bulabilir. *O*ndan korkmayın. Kaos, çoğu zaman dehşetle beraber anıldı belki, kaosun ne olduğunu bileniniz var mı? Kaos, basitçe, değişimdir; vahşet değil. Değişimi hangimiz yaşamayız ki? Fiziğiniz değişir, duygularınız değişir, bir anınız başka bir anınızı tutmaz, çevreniz değişir... her şey ama her şey değişimi yaşar. Değişmeyen tek şey, süregelen değişimin ta kendisidir. Bu yüzden, *O* zaten herkesin kalplerinde tasavvur sahibidir. Sadece kalbinizi temizleyin hislerinizden ve bir anlığına inançlarınızdan... Açın onu *O*na ve hissedin anlattıklarımı çünkü bunları hissetmeden yaşayamazsınız. Seçim, önünüzde, doğru olanı seçmekse elinizde.
-Temizleyin kalbinizi, şimdiye kadar hep size dikte edilmiş olan şeyleri atın bir kenara bir süreliğine ve kendi hislerinizi, kendi arzularınızı, kendi isteklerinizi yaşayın ve *O*nu hissedin. Bırakın kalplerinize girsin ve size seçiminiz için ihtiyacınız olanı versin. Benimle hareket edin özgür insanlar. (diplomacy+bluff) dedi ve ellerini kaldırdı.
-Kaosun yüce lordu, kalplerimiz üzerinde hak sahibi olan, bizi saran, kuşatan, gerçeği görmemizi sağlayan. Kalplerimizi açıyoruz sana, öğretilerine, engin bilgine, bilgeliğine. Seni tanımak isteyen bu insanların sana açtıkları kalplerinde sahip olduğun tasavvuru hissettir onlara. Doğru olanı göster, sana tapmak için bilmeleri gerekeni öğret. İnananlarına, diğerlerinden farklı olduğunu, sana körü körüne inanmaları gerekmediğini, onları sürekli izlediğini kanıtla, kanıtla ki senin inancını yüceliğine olan korkuyla içlerinde taşısınlar. Bu topluluktan sana inanmak, sana tapmak isteyen bu ilkleri kutsa. Kalplerimizi ve zihinlerimizi senin için açtık ve senden başkası onlar üzerinde etki sahibi değil artık. Bize bilgeliğini göster.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
"Elbette... İblisleri asla küçümsememem ama onların beni küçümsemelerini avantajıma kullanmak hoşuma gider..."CHANGES wrote: Bir süre durakladı ve bu güzel kızın yüzüne baktı.Gerçekten çok uzun zaman önce ölümlüyken karşısına çıksa,Brenne muhtemelen kadının yüzünü ince bir bıçakla itinayla yüzer ve duvardaki en nadide sanat eserlerinin arasına asardı.Bu güzellik bunu hakediyordu.
-Evet hanımefendi ne diyorsunuz?
Yarı melek kınından kılıcını çekti ve güzel yüzündeki elfleri anımsatan donuk ve asil bir ifadeyle Brenne'ye baktı:
"Ben hazırım bile... Tek ihtiyacım olan biraz kutsanmış su... Ama burada bulmam zor olacak gibi gözüküyor..."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Andero kendisine bakan insanların (ki 2.60'lık boyuyla ona bakmaları pek zor değildi) ellerini kavuşturup duasını kendi fısıltılarıyla takip ettiklerini ve son sözlerinden sonra amin dediklerini duydu.Andero wrote:Kalplerimizi ve zihinlerimizi senin için açtık ve senden başkası onlar üzerinde etki sahibi değil artık. Bize bilgeliğini göster.
İnsanlar garip beyaz bir ışıkla parlmaya başlamışlardı. Andero mağaranın tavanından akan şekilsiz karartıların hareket ettiğini gördü. İnsanlar, onun gördüklerinden tamamen habersiz gibiydi. Hepsinin parlak beyaz aurasına kara lekeler bulaştı. Kaos bu insanların ruhuna ve zihnine girmek için bir yol arıyordu ve bu yol yalnızca onların kendi istekleriyle açılabilirdi. Andero insanları kendilerini açmaya ikna etmişti. Kabus asıl şimdi başlıyordu...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne yarımeleğin sözlerini dinledi.Kutsanmış sudan bahsediyordu. Aslında su ile ilgili bir büyüsü vardı ama bu büyü ile suyu kutsamaktan çok lanetliyordu.Zaten katliam ve yıkım tanrısının ve ruhbanlarının kutsama ile ilgisi olmamalıydı.En azından Brenne bunun inancına ters düştüğünü biliyordu.Bunun yarımelekle bir ayet vasıtasıyla paylaştı.
"Bizim için kutsamak kurbanına en çok acıyı çektirmek,gerçek acının damarlarında dolaştığını hissettirmek ve korkuyu suratında resmetmektir.
(KAOSUN YOLU 176.ayet)"
-Sanırım size yardımı dokunacak olan bu kutsal suyu bu tapınak sınırlarında elde etmeniz çok zor.şimdi beni takip edin ve diğer kaos savaşçılarını da alıp yola çıkalım.
Brenne hızlı adımlarla piramit şeklindeki tapınağın çıkışına yöneldi.
"Bizim için kutsamak kurbanına en çok acıyı çektirmek,gerçek acının damarlarında dolaştığını hissettirmek ve korkuyu suratında resmetmektir.
(KAOSUN YOLU 176.ayet)"
-Sanırım size yardımı dokunacak olan bu kutsal suyu bu tapınak sınırlarında elde etmeniz çok zor.şimdi beni takip edin ve diğer kaos savaşçılarını da alıp yola çıkalım.
Brenne hızlı adımlarla piramit şeklindeki tapınağın çıkışına yöneldi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
"Pekala sayın Peygamber... İrfanınızdan elbette şüphe etmiyorum ama bir iblise en çok acı çektirmenin yöntemlerinden biri de kutsal su kullanmaktır. Ve suratında o aradığınız acı ve korku ifadesini rahatça görebilirsiniz. Emin olun, ben bir çok kez karanlığa karşı savaşırken gördüm..."CHANGES wrote:Sanırım size yardımı dokunacak olan bu kutsal suyu bu tapınak sınırlarında elde etmeniz çok zor.şimdi beni takip edin ve diğer kaos savaşçılarını da alıp yola çıkalım.
Brenne hızlı adımlarla piramit şeklindeki tapınağın çıkışına yöneldi.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Kutsal su ile acı çektirmek.Bunu daha önce duymuştu.Bazı ölemeyenlere bu şekilde zarar vermek mümkündü.Demek ki bu aynı zamanda iblislerle de savaşın bir yoluydu.bunu aklının bir köşesine not etti Brenne.Bu konuyla daha sonra ilgilenecekti.Yarımkan wrote:
"Pekala sayın Peygamber... İrfanınızdan elbette şüphe etmiyorum ama bir iblise en çok acı çektirmenin yöntemlerinden biri de kutsal su kullanmaktır. Ve suratında o aradığınız acı ve korku ifadesini rahatça görebilirsiniz. Emin olun, ben bir çok kez karanlığa karşı savaşırken gördüm..."
-Bu konuda size yardımcı olmaya çalışacağım bayan ama söz vermiyorum.
Piramit tapınağın dışına çıktıklarında Brenne'nin gözleri Andero'yu aradı.
-Gelin bayan sizi Katliamın Eli ile tanıştırayım.Ama ona şu kutsal su meselesinden bahsetmeseniz iyi olur.
Bu noktada yüzüne sinsi bir gülümseme yerleştirip Andero'ya doğru ilerledi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
dreamshadow wrote:Thor içinde bulunduğu duruma lanetler yağdırır bir şekilde elini alnına koydu ve kafasını salladı. Bu hiçte hoşuna gitmemişti çünkü bu işe başlarken akıllıca diyerek yaptığı dilsiz taklidi başına bela olmuştu. Yapacak bir şey yok görev görevdir yerine gelmeli diye düşündü. Ama bir türlü nasıl bir handikap yapıp çocukların geri kalanını toparlayacağını bulamıyordu. Yapması gereken ilk şey Andreo ve Peygamberin kendilerine ayırdığı çocuklar haricindekilerin hangileri olduğunu bulmaktı. Ama onların ne yapmak istediğini ve çocuklardan hangilerini almak istediklerini bilmediği için çocukların hepsini götürüp soytarının onları ayırmasını istemekti. Bir süre hareketsiz kaldı aklına hiçbir şey gelmiyordu ki birden harekete geçti. Soytarının yakınına giderek yere eğildi. Toprağa bıçağıyla ufak bir soytarı ve etrafını çevreleyen bir ok işareti çizdi, ardından çizgilere bir son vermeden ok işaretine dik ve uzun bir çubukla yaptığı şeye bir son verdi. Düşündüğü olmuştu. Bir tabela istiyordu ve toprağa çizdiği tabela yoktan var olmaya başladı. "Birkaç tane daha istiyorum" dedi sessizce ve ardından çizdiği yerde beş adet tabela meydana geldi. şimdi sadece bir tek şeye ihtiyacım var diye düşündü. Düşünmesi yetmişti. Bir sopanın üzerinde dönen ve çok ses çıkaran bir çan belirdi parmaklarının arasında. Tabelaları yerden toparladı ve insanlara doğru ilerlemeye başladı yaklaştıkça elinde salladığı çanın çıkardığı ses insanların dikkatini çekiyordu. Tam birkaç çocuğa yaklaşmıştı ki elindeki çanı sımsıkı tutarak gür bir ses çıkarması için ileri geri salladı. Ã?anın sesini duyanların ona baktığını görünce elindeki tabelalardan birini toprağa sapladı ve eliyle soytarının yarattığı küçük evi gösterdi. Birkaç çocuk çanın sesini duyup yanına gelmişti bile. Sonrasında diğerlerine yaklaşarak çanı daha hızlı sallamaya başladı ve elindeki diğer tabelaları farklı yerlere saplayarak bütün okları soytarının yarattığı eve doğru çevirdi. Bu sırada annelerinin yanından ayrılan birkaç çocuk küçük eve ilerlemeye başlamışlardı bile. Sanırım istediğin oldu soytarı diye düşündü Thor yüzündeki gülümsemeyle.
"Vay vay vay durun bakalım yumurcaklar....hemen girmeyin içeriye daha sonra hep beraber içeriye neşe ile gireceğiz!!! Ã?yle değil!!! Ã?yle öyle...siz burda kapıda bekleyin bakalım ben hemen dönüceem!!!"
Soytarı koşa koşa thor'un yanına gitti...
"Ne yazıyo o kartlarda çakal herif seni...." soytarı gülmeye başladı yavaş yavaş konuştuktan sonra.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Brenne yarımelek ve yarıiblise selam verdi ve yanlarından ayrıldı.Artık planının son kısımlarını uygulamalıydı.Efendinin verdiği ilk görevini sonlandırıp yeni göreviyle ilgilenmeliydi.Doğruca kalabalığın içine girdi,yüksekçe bir platform düşündü ve o anda yoktan varolan platformun üzerine çıktı.Gözler ona çevrilmişti;
-Dostlarım,eski on kasabanın halkı!
Sesinin kişiler üzerinde yarattığı etkiyi görmek için duraksadı.
-Sizlere zor gününüzde O* nun emriyle yardım elimizi uzattık.Kalacak yer,yiyecek ve güvenlik verdik.Hepiniz O* nun mucizesine tanık oldunuz.
Ã?oğunuz O* na inanıyor.Görüyorum ki bir kısmınız burada olmaktan oldukça memnun iken bir kısmınız on kasabaya dönüp sevdiklerini görmek istiyor.
Brenne'nin nefret dolu gözleri halkın üzerinde dolaştı.Brenne bu kişilerin herbirinden nefret ediyordu.Onların burada bulunma nedenlerinin sadece ihtiyaç olduğunu biliyordu.
-Dostlarım biz size yardım ettik,inananlar O* na duasını ve inancını verdi.
Ama kalmak istemeyenleri burada zorla tutmuyoruz.şimdi dostlarım geri dönmek isteyenler,lütfen bir kez daha düşünüp kararınızı verin.Eğer hala gitmek istiyorsanız şu tarafa ayrılın.Az sonra gitmek isteyenlere de her türlü yiyecek yardımı yapılacak ve yollardaki güvenlikleri sağlanacaktır.
Brenne halkın kendi arasındaki konuşmalarını ve mırıldanmalarını duyuyordu.Ama gözlerini açıp ne olacağını izlemeye başladı.
-Dostlarım,eski on kasabanın halkı!
Sesinin kişiler üzerinde yarattığı etkiyi görmek için duraksadı.
-Sizlere zor gününüzde O* nun emriyle yardım elimizi uzattık.Kalacak yer,yiyecek ve güvenlik verdik.Hepiniz O* nun mucizesine tanık oldunuz.
Ã?oğunuz O* na inanıyor.Görüyorum ki bir kısmınız burada olmaktan oldukça memnun iken bir kısmınız on kasabaya dönüp sevdiklerini görmek istiyor.
Brenne'nin nefret dolu gözleri halkın üzerinde dolaştı.Brenne bu kişilerin herbirinden nefret ediyordu.Onların burada bulunma nedenlerinin sadece ihtiyaç olduğunu biliyordu.
-Dostlarım biz size yardım ettik,inananlar O* na duasını ve inancını verdi.
Ama kalmak istemeyenleri burada zorla tutmuyoruz.şimdi dostlarım geri dönmek isteyenler,lütfen bir kez daha düşünüp kararınızı verin.Eğer hala gitmek istiyorsanız şu tarafa ayrılın.Az sonra gitmek isteyenlere de her türlü yiyecek yardımı yapılacak ve yollardaki güvenlikleri sağlanacaktır.
Brenne halkın kendi arasındaki konuşmalarını ve mırıldanmalarını duyuyordu.Ama gözlerini açıp ne olacağını izlemeye başladı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Küçük bir alevin yangını...CHANGES wrote: -Bu hainin cezasını verin!
İnsanlar adamı linç etmeye fazlasıyla hazırdı. Nereden geldiği belli olmayan bıçaklar sopalar bazılarının ellerindeydi ve kadın, erkek çocuk adamı kollarından bacaklarından tutup çekiştiriyor aynı anda ona tüm güçleriyle hınç ve nefretle vuruyorlardı.
Brenne kendisine saldıran adamın bir anda kan gölüyle yıkandığını farketti. Adamın çığlıkları cehennemdekileri anımsatan bir semfoni gibiydi...
Kara nehire düşmüş olanlar sıvının içinde kaybolmuşlardı diğer adam korkuyla dizleri üzerine çökmüş gırtlağında bıçak olan peygambere "Merhamet, merhamet " diye yalvarıyordu.
İnsanların gözlerindeki delirmişlik açıktı. Kaderlerine, yaşamlarına lanetler okuyorlar içlerinde tuttukları üzüntülerini hınçlarını çoktan son nefesini vermiş olan adamdan çıkarıyorlardı. Sonra kalabalığın bakışları başka bir yöne kaydı...
Kendileri gibi bu korkunç linçe katılmayan ve şaşkın korkulu gözlerle olanları izleyenlere baktılar... Ã?fkeden dişlerin gıcırtısı mağarada yankılanıyordu, ve büyük kalabalık linç hareketine katılmayan bir kaç kişiye yöneldiğinde ellerinde yoktan silahlar var olmaya başlamıştı sanki...
Anlamsız kahkahalar, savaş naraları ve çığlıklar mağarayı doldurdu...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests