YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Post Reply
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne kaosun özünden yaratılmış vücudunda varlığını devam ettiren Kaosun Peygamberi.Kanında kaosun özü dolaşan müridleri ile konuşmak için sözlerden çok daha azı onun için yeterliydi.Drowun gözleri peygamberin gözleri ile kilitlendi,şimdi Drow un aklında yankılanan sözler sadece Drowa hitap ediyordu.

"Sen kaosun kanlı eli.Buraya güç ve hizmet amacıyla geldin.Yaşamının amacına ulaşmak istiyorsun bunun için zaman geldi.Ölüm dağıtan olarak diyara çıkacaksın ve alacağın görevi yerine getirmek tek amacındır.Unutma başarızlık O* nun için zayıflık anlamına gelir ve karşılığının ölüm olması için dua edersin.şimdi git ve görevini tamamladığına dair bir kanıtla bana dön.Belki seni ödüllendiririm."
*************************************************************
(RP DIşI: Görevin özel mesaj olarak gönderilmiştir başarılar.)
*************************************************************
Sonrasında peygamberin gözleri suikastçiye kaydı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Par-Salian
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 184
Joined: Tue May 04, 2004 10:00 am
Location: Sanane taniyorsan beni zaten biliyorsundur...
Contact:

Post by Par-Salian »

Efendisinin sözcükleri kafasının içinde konuşuyordu efendisinin yüzüne bakınca ne bir dudak kıpırtısı nede bir tepki vardı sonra anlamıştı efendisinin konuşmaya zaten ihtiyacı yoktu bu büyülü bir yoldu

Efendisi görevini anlatırken dikkatlice odaklandı bazı yerlerde kanı en üst seviyeye çıkmış heycanı artmıştı en sonunda görevi kendince tarttı

"Ne yapabilirim hmm ilk önce kendi çöplüğüme bir gitmem lazım diye düşündü , ordan birkaç malzeme ondan sonra yola koyulabilirim"

Peki efendim diye bitirdi düşüncelerin arasından sıyrılırken izninizle şimdi yola çıkacağım efendisini selamladı sonra kapıya doğru yöneldi kapıya varmadan önce diğer adama bir göz attı kapıya vardıktan sonra efendisiyle adamı yanlız bırakmak için kapıyı kapatıyordu bu arada kapıyı kapatırken karşısındaki adama bir bakış fırlattı bu bakışın içinde ; hem sinsice hemde alaylı tabir vardı.

"Mağranın azına vardığında etrafa bir göz gezdirdi lanet güneş tepesinde büyük bir kzıgınlıkla parlıyordu sanki ona nispet yaparmış gibi etrafın iyice güvenli olduğuna dair kanı getirince güneşe bir lanet yağdırıp pelerinini kafasna geçirdi vede kasabaya doğru yol aldı"
<div>In a time of crisis a hero must rise...from his sofa.</div><br>
DeS
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 73
Joined: Tue Feb 08, 2005 10:00 am
Location: Kurtarılmış Bölge
Contact:

Post by DeS »

Deffas sarışın adamın odaya girmesiyle düşüncelerinden sıyrılmış sarışın adama sanki aradığı her cevabın sahibi o imiş gibi bakıyordu ki büyük ihtimalle gerçekten öyleydi.
Sarışın adam öylece durur iken hiçbir şey söylemedi ve bekledi sonunda sarışın adam kendisine baktığında heyecandan midesinin kalktığını hissetti.Sinirlerini yatıştırması kısa sürdü ama salgıladığı adrenalinin etkisi devam ediyordu.
Vücudunun verdiği tepkileri normak buldu çünkü zihni de benzer tepkiler veriyordu.Düşündüğü şeyler sarışın adama konsantre olmasını engelliyordu.Ama yine de Des tüm dikkatini ona yöneltmekte ısrarlıydı ve bunu birkaç saniye içerisinde başardı.
Artık sarışın adamın kendi kaderi hakkındaki yargısını dinlemeye hazırdı bedenen ve zihnen O*'na hizmet etmeye hazırdı...
Gott weiss ich will kein Engel sein
Rammstein
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Kaosun peygamberi Drowun saygısını sunup odadan çıkmasından sonra suikastçi ile yalnız kalmıştı.
Brenne kaosun özünden yaratılmış vücudunda varlığını devam ettiren Kaosun Peygamberi bir diğer müridi suikastçi ile konuşmak için de sözlerden çok daha azı onun için yeterliydi.Suikastçinin gözleri peygamberin gözleri ile kilitlendi,şimdi suikastçinin aklında sözler yankılanıyor ama Brenne nin ağzı hareket etmiyordu.

"Sen kaosun kanlı eli.Buraya güç ve hizmet amacıyla geldin.Yaşamının amacına ulaşmak istiyorsun bunun için zaman geldi.Ölüm dağıtan olarak diyara çıkacaksın ve alacağın görevi yerine getirmek tek amacındır.Unutma başarızlık O* nun için zayıflık anlamına gelir ve karşılığının ölüm olması için dua edersin.şimdi git ve görevini tamamladığına dair bir kanıtla bana dön.Belki seni ödüllendiririm."
*************************************************************
(RP DIşI: Görevin özel mesaj olarak gönderilmiştir.Başarılar.)
*************************************************************
Kaosun peygamberi sözlerini tamamladı ve odadan dışarıya çıktı.Artık çalışmalarına dönmek için acele ediyordu.Kaldığı yerden,kitapları tekrar indirdi ve okumaya başladı.Buldukları ilgi çekiciydi.
"Kaosun tanrısının yeryüzündeki görüntüsü albino adam savaşçıların tanrısının avatarı ile olan savaşında düştü."Kaosun Tarihi CILT II Syf 394
Bu da ne demekti;Brenne sorularına yanıt ararken aklına gelen Kaos boyutundaki tapınağa doğru gitmek için hızla yerinden kalktı.Albino adam,iblis,kaos tapınağı...Her şey yerli yerine oturmaya başlasa da hala yanıt bekleyen bir çok soru vardı.
Last edited by CHANGES on Mon Feb 21, 2005 11:58 pm, edited 1 time in total.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero Brenne'in oluşan şekle verdiği cevabın ardından yapılan konuşmaları duyamamıştı. Görüntünün büyüsel özelliğinin bunu engellediğini düşündü. Önemli değildi. Alev topları gibi içten gelen kızıl bir alevle parlayan gözleri etrafını büyük bir dikkatle süzüyor, her an gelebilecek bir tehlike arıyordu.

Brenne'in sözleri duydu sonradan;

-Verdiğin güç için sağol kaosun sahibi. dedi. Özel görüş gücünü bırakmıştı.

Katana ve wakizashisini sakince kınlarına soktu.

-Ã?yle diyorsan öyle olsun kaosun peygamberi. dedi.

Bir şeyler saklıyordu ondan. O garipliği hissetmişti. Brenne'de öyle. Göz göze geldiklerinde anlamıştı bunu. Ardından kan havuzuna yapılan koşuşturma. Hayır, bunlar sadece diyardan bilgi için değildi. Ama nasıl olsa... peygamber asla *O*nun aleyhine bir şeyler yapmazdı. O zaman öğrenmeye çalışmasının bir anlamıda yoktu. "Büyücüler.." diye düşündü "ve onların işleri...".

Peygambere başıyla hafif bir selam verdi ve Brenne'in odasına geri gitti soytarıyı almak için. Tapınağın güç saçan rünlerle kaplı koridorlarında ilerledi.

Odaya geldiğinde içeride soytarıyı yere oturmuş üstü başıyla oynarken buldu.

- Komutan... Kendinize çeki düzen verin. dedi sert bir sesle.

-Bana peygamberimizin bahsettiği yeri göstermenizi istiyorum hemen.

Bariton ses odayı çok hafif yankılarla dolduruyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
DeS
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 73
Joined: Tue Feb 08, 2005 10:00 am
Location: Kurtarılmış Bölge
Contact:

Post by DeS »

Deffas Sereveant içiinde yükselen o alevi hissetmişti o alev bir insanın taşıyabileceği en korkunç duygulardan besleniyordu.O alev Deffas'a görevini yapmasında yardımcı olacaktı.
Deffas tapınağı terk ederken görevini düşünmeye başladı.Bu şimdiye kadar yaptıklarının tümünden daha zor olacaktı.Ama sadece hedefi bu sefer kendilerinin ne kadar mükemmel olduğundan başka bişeyi göremeyen salak soylular değildi , tek fark buydu.
Deffas bunu yapacaktı , yapmak zorundaydı gideceği yere doğru ilerlerken kafasında planlar yapmaya başlamıştı bile....
Gott weiss ich will kein Engel sein
Rammstein
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Soytarı dışarıda dönen olaylara ilgisiz kalmıştı. Daha önceki planına peygamberim konması onu gerçekten çok rahatsız etmişti, bu seferkini ise Katliamın eline kaptırmaya hiç niyeti yoktu. O yüzden de burada tek başına oturup düşünmüştü...

Katliamın eli geldiğinde ise yavaş yavaş başını çevirdi soytarı. Ardından hemen yerinden fırladı...andero baktıüı zaman soytarı ellerini kullanmamasına rağmen soytarının üstü düzelmişti...

"Tabii Katliamın Eli neden olmasın...beni takip edin lütfen..."

soytarı merdivenlere doğru gitti...Andero'ya gelmesini işaret ederik aşağıya doğru inmeye başladı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero soytarının ayağa kalkıp ona yol göstermek için kapıya gelişini izledi. Soytarının davranışlarının karşılıklı saygı kuralları çerçevesinde oluduğuna kanaat getirerek soytarıyı takip etmeye başladı. Siyah çizmeler zeminde sert sesler çıkartırken;

-Haydi komutan. Mümkünse acele edin. dedi bariton ve genizden gelen sesiyle.

-İlerlerken anlatsan iyi olacak. Peygambere bahsettiğin şu planın ne bakalım?

Katliamın eli bir an için bir soytarının aklına ne kadar güvenebileceğini düşündü. Cevap basitti. " Elbette hiç.", ama belki, eğer bu soytarı bu orduda yükselebilmişse, özel bir şeyler olmalıydı onda ama ne? Bunu öğrenecekti. Ayrıca, o adamların da boşa harcanmasına izin veremezdi. Bu yüzden soytarının planı aklına yatmalıydı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Soytarı başının arkasından sırıtarak Andero'ya baktı...gözleri hinlik ve delilikle doluydu. Ama bir süredir daha önce hiç tatmadığı duyguylada doluydu bu gözler. Parıldamaları farklıydı. Hırsla doluydu adam...yok etme hırsı gözlerini bürümüştü. Eğlence ikinci planda kalacak gibi gözüküyordu artık onun için. Tek tutkusu öldürmek, zarar vermek ve masumların çığlıklarını işitmek olmuştu...ve tabii ki bu güzel tabloyu kahkahalaraı ile süslemek. Ama bu tabloyu kendisi yapmalıydı, sadece kendisi yardım alacaksa bile onun emöri altından alınmalıydı. Emir almaya alşık değildi soytarı hemde hiç değildi...
Bir süre duraladıktan sonra kafasını tekrar önüne çevirerek aynı neşeli tonunda kafasında daha yeni filizlenen bu planı anlatmaya başladı neşeyle. Yaşayacağı eğlence ve göreceği,i tadacağı vahşet onun daha da tutkuyla anlatmasına yetiyordu...


Ne olursa olsun, insanlar acı çekecekti...

"PLanı mı duymak istiyorsun Katliamın Eli? hahahaa....işte..."
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Katliamın eli palyaçonun gözlerindeki değişen ifadeyi görünce zevkle sırıtıp sivri dişlerini açığa çıkarttı. Bu gözlerde gördüğü şey, palyaçoda görünenden fazlası olduğunu ona kanıtlıyordu. Andero'nun bu gözlerde gördüğü şey, *O*na hizmetinde yaratılış nedenini tamamiyle yansıtıyordu. Bu, hoşuna gitmişti.

Tapınağın güç yüklü, rünlerle dolu koridorlarında ilerlerken planını dinledi Andero soytarının. Soytarı aklındakileri bir bir açıkladıkça katliamın elinin sırıtışı tüm suratına yayıldı. Gözlerinin kenarları, sırıtış yüzünden hafifçe kırıştı ve sivri dişler yüzünden yüzü iyice vahşi bir hal aldı. En sonunda da kahkahaya benzemeyen ama sadece o şekilde isimlendirilebilecek bir ses doldurdu koridoru.

-Tebrikler komutan. Son derece zekice. Tebrikler... Bu planınızı en kısa sürede uygulamaya koymak için size bizzat garanti veriyorum. dedi kahkası arasında.

Kahkahası yavaşça söndü. Ardından yüzü tekrar ciddi bir hal aldı.

-Unutmayın komutan. Planınız yüksek oranda risk unsuru da içeriyor zira başarı şansı da asla göz ardı edemeyeceğimiz kadar yüksek. Bu konuda neredeyse bütün sorumluluğu sana veriyorum ama düzenli olarak rapor istiyorum. Unutma, çok küçükler bana lazım. Onları alamazsın ama diğerleri, zaten sanırım senin işine de daha çok yarayacaklardır.

Sonra bir an sustu. Ardından devam etti.

-Bu arada, başarısızlığınızın benim tarafımdan verilecek cezası ölümdür komutan. Ölümünüzün ardından çekeceklerinizi ise... Omuzlarınıza büyük bir yük alıyorsunuz. Eğer bundan eminseniz, bu işe hemen başlayabilirsiniz.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Soytarı Andero'nun son sözlerini duyunca durdu ve arkasını döndü

"Tabii ki pek çok değişken var ama onu zevkli kılan da bu değil mi?" kahkahalar attı soytrı "Risk almak, bu işlerin baharatı...başarısız olmayacağım Katliamın Eli. Ben bir kere öldüm zaten Katliamın Eli...ve bir daha da yok olmaya niyetim yok...ölümden sonrasını ise hiçbir zaman bilmeyeceğim...çünkü ben başarısız olmayacağım..." sinsi sinsi sırıttı soytarı...

Sonra omzundan geriye baktı...
"AH işte geldik...neden aşağıya inmiyoruz? Aşağısı cıvıl cıvıldır şimdi bütün o çocuklar, kadınlar mutluluk dolu çığlıkları....
ay ay evet duyuyorum onları! Hadi biraz çabuk olalım!!"
Kahkahalar atarak koçmaya başladı soytarı ve merdivenlerden hızlı hızlı inmeye başladı.
Andero ise onun kahkahalarının yankılarını duyuyordu şimdi geriden...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero soytarının cevabını dinlerken olumlu anlamda başını salladı. Nasıl isterse öyle olsundu bakalım. Bu planı yapan onu yönetebilecek miydi merak ediyordu ama soytarının zekası saygı uyandırıcıydı gerçekten. Yapacağı şey, *O*na hizmet için kullanılabilirdi.

Konuşmanın ardından bir süre daha ilerlediler. En sonunda soytarının geldiklerini bildirişiyle beraber fırlayışını görünce içinde kabaran derin bir öfke hissetti. Bu komutan, saygısızın tekiydi. Bunu ona öğretebilir miydi? Bilmiyordu ama deneyecekti. Sonuçta, herhangi bir canlı *O* na hizmet ettiği sürece yaşayabilirdi *O*nun saf iradesi altında. *O*nun iradesinden çıkmanınsa bir yolu yoktu nasılsa. Bu soytarının *O*na hizmetinde problem yoksa yaşardı ama diğer türlü....

Katliamın eli kapıdan rahatça geçebilmek için kanatlarını iyice toplayıp, pelerininin altında vücuduna yaklaştırdı ve içeri girdi.
*O*nun hediye ettiği bu boyuta geçtiğinde diğer insanlar onları görmeden önce yapması gereken ufak bir şey geldi birden aklına. Onu böyle gördükleri zaman insanlar büyük bir korkuya kapılabilirdi. İnsanların neler bildiğini bilmiyordu açıkcası ve bu şekilde görünmek, bilemiyordu. Brenne onları buraya nasıl getirmişti? Kandırarak olmalıydı zira hiçbirinin kendi ayaklarıyla buraya geleceğini zannetmiyordu. Ã?yleyse.... Neler öğrenmişlerdi? Andero yapılanları tehlikeye atamayacağını düşündü. Madem boyutta istedikleri oluyordu.

-Deneyelim bakalım... dedi.

Katliamın eli kendi görünüşünü değiştiremediğini fark etti fakat belki bir yanıltma bir ilüzyon oluşturabilirdi... Etrafında sarı bir ışık parlamaya başladı ama aydınlık yaymıyordu. Işık, bir süre Andero'nun üzerinde kaldı ve sonra yavaşça söndü. Işık onu normal halinden bile büyük bir vücuda benzetti. Beyaz bir levha zırh giyen, belinde altın bir kemer bulunan, kısa kar beyazı saçlı bir adam çıktı. Adamın dostane mavi gözleri yeni boyutu süzüyordu. Belinde üzerinde güneş resimleri olan bir katana bir wakizashi taşıyan bu adamın sırtında beyaz bir pelerin vardı. Kanatları yok olmuştu. İstediği olmuştu, katliamını durduran o şövalyeye benzemişti. Adam şu anda onun görünümünden çok daha ufaktı fakat bunun dışındaki ayrıntıları ayırt etmek neredeyse imkansızdı Andero'nun onu hatırladığı kadarıyla.

Ellerine ve üzerine şöyle bir baktı.

-Gerçekten etkileyici... dedi. Sesi de incelip normal bir ses tonu almıştı.

Dikleşti. İlerlemeye başladı insanların bulunduğu kısma doğru.

///İsteğin üzerine iki mesajın birleştirilmiştir////
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne çalışma odasından çıktığında cücenin çalışmalarına geri döndüğünü görmüştü,zaten tapınakta yankılanan bitmek bilmeyen o çekiç sesi ve her çekiç sesiyle ortaya çıkan huzursuz ruhların inlemeleri bunu kanıtlıyordu.Brenne uzun koridoru hızla geçerken pelerini arkasında savruluyordu,iki ölüm muhafızının yanından aşağıya indi.Giriş katında sunak odalarına doğru hareketlendi,cehennemin güç rünleri mum alevleriyle bitmak bilmeyen oyunlarını oynarken Brenne nin aklında tek şey vardı.

"Kaos,albino adam,tapınak"

Bu üç kelime bitmek bilmez bir döngü ile kafasının içerisinde dönüyordu.
On kasaba halkının dualarından sonra oluşan merdivenlerden aşağıya indi,boyut kapısının yanına geldi.Kara kapıdan hiç düşünmeden geçerken vücuduna dolan gücü hissetti ama Brenne nin kafasında yankılanan o üç kelime dış dünya ile olan tüm ilişkisin kesmişti.Bir ara halkın yanına doğru seyirten Andero ve palyaçoyu,halkın arasındaki askeri gördü ama Brenne nin tek hedefi piramit şeklindeki tapınağa gitmekti.Kapıdan içeriye girdi,ortaya doğru ilerledi,buradan etraftaki koridorlara yöneldi.Kaos tanrılarının resmedildiği duvara doğru,emin di.Onu görmüştü,albino adam ve o iblis.Mutlaka bir şeyler bulacağını hissediyordu.Duvarlara yaklaştı,efendiyi gördü ve diğerlerini diğer kaos tanrılarını;var olan ve düşmüş olan,en sonunda aradığını bulmuştu...
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Starfall wrote:"Ey ulu olan , sen ki kudretinle bizleri kutsayan, kanat geren kollayan.. Kulak ver ve teşekkür duamızı kabul et... Amin...
bizim kalbimizi ısıt ve bize güç ver..senin kudretin sorgulanmaz ve bilgeliğinden şüphe duyulmaz.. Büyük olanyardımlarını bizden esirgeme..."
Kalabalık yarı meleğin piramit şeklindeki tapınağın dış yüzündeki merdivenlerde ışıklar saçan görüntüsü karşısında adeta büyülenmiş gibiydi. Gözyaşlarını duygu selinden dolayı tutamayanlar bile vardı... İnsanlardan "Amin" sözleri yükselirken bir çoğu dizlerinin üzerine çökmüş dua ediyorlardı.

İşte Andero tam bu sırada Kaos boyutu denen yerin içini gördü. Doğal bir mağarayı andıran garip boyutta bir dere ve balıkçı klübesi su kaynağı olarak göze çarpıyor ve tavanı metrelerce yükselen dev mağaranın ortasındaki 20 metre boyundaki bir piramit ve etrafında 3 tane büyük barınak göze çarpıyordu. İnsanlar piramitin üstünde ışıks açan bir meleğe odaklanmışlardı...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero yeni formundan son derece memnun olarak ilerlemişti kaos rünlerinin işlendiği merdivenden aşağı, yeni boyuta doğru. *O*nun kudretini ilerledikçe daha da fazla hissediyordu içinde. *O*nun iradesi, diğer her yerden daha fazla vuruyordu üzerine dalgalar gibi...

Merdivenlerden inişi bitince mağaraya benzer bir yere geldi. Yüksek ama sıradan bir mağaraya benziyordu duvarları itibariyle. Ama *O*nun safkan iradesinin hissedilişi buranın apayrı bir yer olduğunu kanıtlıyordu. Mağaranın tavanını göremiyordu. İçerideki dereyi görünce Andero'nun aklına Kara Nehir gelmişti birden.

Ne çok şey değişmişti bu kadar zamanda. Dulbırakanda başlayan ve *O*nunla biten o rüya sefer. Kendini buluşunun hikayesi... Ve şimdi... Diyarın en güçlü, en korkutucu tanrısının seçilmişliği...

şimdi el gibi görünen pençelerine baktı. Evet, çok şey değişmişti, yapması gereken, bu değişimin sahibine korkusuzca hizmet etmekti, tek korkusu *O* olarak...

Devasa tapınağı incelemeye başladığında aşağıdaki insanlara seslenen....

-Yarı melek mi? diye sordu kendi kendine...

Bu görüntü karşısında çok şaşırmıştı. Bir yarı melek... *O*nun tapınağında insanlara sesleniyor... İçeri nasıl girmişti? *O*nun iradesine nasıl karşı koyabilmişti? Elleri bir an silahlarına kaydı. Ama sonra, yarı meleğin sözleri çalındı kulağına. Elleri silahlarından uzaklaştı. Bunun, *O*nun iradesi sonucu olan bir olay olduğunu anlamıştı zira bir yarı melek başka türlü insanları kandırıp onları *O*nun yoluna çekmezdi.

Gerçek bir yarı melek miydi bu? Belki de onun gibi bir ilüzyondu. Ama içinde hissettiği sinir bunun böyle olmadığını söylüyordu ona.

-Demek onlar arasında da *O*nun kudretini kabul edecek kadar zeki olabilenler varmış. Yarı meleklere saygı duyardı, ama neden güçlerini böyle bir seçimle harcadıklarını merak ederdi. Anlaşılan bu yarı melek, seçimini doğru yönde yapmıştı.

İnsanların arkasına ilerledi yavaşça. Yürürken beyaz pelerinini hafif hışırtı yaparak dikkat çekmesi için sallıyordu sol eliyle fark ettirmeden. İnsanların bu şövalyeyi tanıyıp tanımadıklarını merak etti. Onlara bir kaç metre kala durdu ve kollarını kavuşturarak topluluğun yavaşça kalkmaya başlamasını ve yarı meleğin konuşmasının bitmesini bekledi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest