şARKILARIN LÖNETİ VE BİTMEYEN şARKI!
"Sen! Pis ellerini hemen çek!"
Kadında dahil bütün herkes bakışlarını dümenin yanında durmakta olan zırhlar içindeki adama çevirdiler. Kadın "Lord Amber!" dedi. "Odanızdan çıkmayacağınızı sanıyordum. Belliki bundan cesaret almıştı.
"Sana dedim Porthius!" dedi adam kızın üzerine doğru gitmekte olan korsanı göstererek "Ã?ek ellerini o kızın üzerinden." şövalye Amber yavaş adımlarla merdivenlerden inmeye başladı. "Rüzgârın şarkısı!" dedi yavaşça kızın karşısına gelip durarak.
Sonra kadına döndü ve kaşlarını çatarak "Onu benim kamarama getirin!" dedi. "Aşçıya söyle iki kişilik yemek istiyorum."
Sonra kamaralara giden yolda kayboldu.
Kadında dahil bütün herkes bakışlarını dümenin yanında durmakta olan zırhlar içindeki adama çevirdiler. Kadın "Lord Amber!" dedi. "Odanızdan çıkmayacağınızı sanıyordum. Belliki bundan cesaret almıştı.
"Sana dedim Porthius!" dedi adam kızın üzerine doğru gitmekte olan korsanı göstererek "Ã?ek ellerini o kızın üzerinden." şövalye Amber yavaş adımlarla merdivenlerden inmeye başladı. "Rüzgârın şarkısı!" dedi yavaşça kızın karşısına gelip durarak.
Sonra kadına döndü ve kaşlarını çatarak "Onu benim kamarama getirin!" dedi. "Aşçıya söyle iki kişilik yemek istiyorum."
Sonra kamaralara giden yolda kayboldu.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Bu boşluktan çıkıyordu ama nedense çıkmak istemedi, kendisine gelmeye başlamıştı. Lord Alemnan'ın ismini duyduğunu sandı gözlerini yavaşca istemesede açtı. Etrafını saran leş kargaları artık geri çekilmiş durumdaydılar. Neler olduğunu bilmiyordu ama tok derinden gelen bir sesin konuştuğunu duyuyordu. Yavaşca kafasını çevirdi, zıhlar içerisinde duran adamı gördü. Ona doğru geliyordu, bu adamı tanımıyordu ama etrafındaki her kezin ondan çekindiği anlaşılıyordu...
- "Rüzgârın şarkısı!" şimdi karşısında duruyordu ve ona ismiyle hitap etmişti, İsmini nerden bilebilirdi ki? Kimseye söylemişti. Ama bunu düşünmek için uygun bir zaman değildi. şu an yaşlı çirkin kadına bazı emirler veriyordu, gerçi bu durumdan pek hoşlanmadığı anlaşılıyordu . Ağzında gevelediği sözleri bile istemeden çıkıyordu. Ellerini sıkan bağlardan kurtulmuştu, bileklerinde derin izler oluştuğunu gördü ve inanılmaz derecede sızlıyorlardı. Lord Alemnan biraz tuhaftı ama şimdilik onun dediklerini yapmalıydı yoksa asla kurtulma şansı olmaya bilirdi...
-"Emerald nerdesin sana ihtiyacım var" bu sözleri nerdeyse içinden söylemişti ama hafif bir rüzgar dudaklarını yalayıp geçmişti. O an sadece onu merak ediyordu ve bir şekilde tekrardan bir araya gelene kadar rüzgara iletecekti sözlerini.
- "Rüzgârın şarkısı!" şimdi karşısında duruyordu ve ona ismiyle hitap etmişti, İsmini nerden bilebilirdi ki? Kimseye söylemişti. Ama bunu düşünmek için uygun bir zaman değildi. şu an yaşlı çirkin kadına bazı emirler veriyordu, gerçi bu durumdan pek hoşlanmadığı anlaşılıyordu . Ağzında gevelediği sözleri bile istemeden çıkıyordu. Ellerini sıkan bağlardan kurtulmuştu, bileklerinde derin izler oluştuğunu gördü ve inanılmaz derecede sızlıyorlardı. Lord Alemnan biraz tuhaftı ama şimdilik onun dediklerini yapmalıydı yoksa asla kurtulma şansı olmaya bilirdi...
-"Emerald nerdesin sana ihtiyacım var" bu sözleri nerdeyse içinden söylemişti ama hafif bir rüzgar dudaklarını yalayıp geçmişti. O an sadece onu merak ediyordu ve bir şekilde tekrardan bir araya gelene kadar rüzgara iletecekti sözlerini.
Amber kamarasına doğru giderek gözden kaybolduğu sırada çirkin, kadın onun yanına yaklaştı ve "Amber'in söylediklerini duydun güzelim!" dedi. "Seni yemeye bekliyor." Sonra kızı yavaşça ittirdi. Ona sert davranmaya korktuğu belliydi. Özellikle Lord Amberin koruması altına girdikten sonra.
Amber odasına girdi ve suratında sıkıntılı bir ifade ile bir sandalyeye oturdu. Masada durmakta olan bir şarap şişesini alarak aldığı bilgileri düşündü. Alknear şehrine bilgiler ve esirlerle gidince çok büyük bir şekilde karşılanıcaktı.
Ama içinde bir tereddüt vardı. Her zaman olan bir şey değildi bu. Doğru olanı mı yapıyordu acaba? Hayır bunun doğru olduğunu düşünmüyordu. Yalnış bir şeyler vardı. Özellikle de olmaması gereken bir şeyler. Neredeyse bir pişmanlık...
Kapı açıldı ve o tarafa baktı. "İçeriye gir Findina!" dedi. Kadın kapıyı açtı ve bir reverans yaparak Amber'e selam verdikten sonra "İstediğiniz gibi nu getirdim Lordum!" dedi.
Kıza baktı ve "Lütfen içeriye gir tatlım!" dedi. Ama Lorda arkası dönükken suratında iğrenç bir ifade vardı kadının. Sanki rüzgârın şarkısını öldürmek ister gibiydi.
Amber odasına girdi ve suratında sıkıntılı bir ifade ile bir sandalyeye oturdu. Masada durmakta olan bir şarap şişesini alarak aldığı bilgileri düşündü. Alknear şehrine bilgiler ve esirlerle gidince çok büyük bir şekilde karşılanıcaktı.
Ama içinde bir tereddüt vardı. Her zaman olan bir şey değildi bu. Doğru olanı mı yapıyordu acaba? Hayır bunun doğru olduğunu düşünmüyordu. Yalnış bir şeyler vardı. Özellikle de olmaması gereken bir şeyler. Neredeyse bir pişmanlık...
Kapı açıldı ve o tarafa baktı. "İçeriye gir Findina!" dedi. Kadın kapıyı açtı ve bir reverans yaparak Amber'e selam verdikten sonra "İstediğiniz gibi nu getirdim Lordum!" dedi.
Kıza baktı ve "Lütfen içeriye gir tatlım!" dedi. Ama Lorda arkası dönükken suratında iğrenç bir ifade vardı kadının. Sanki rüzgârın şarkısını öldürmek ister gibiydi.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Findina demişti içeriden gelen ses. Kadın tam bir çirkinlik abidesi ve kötülük için yaşayan biriydi sanki, ama kadının adını duyduğunda biraz olsun şaşırmıştı. Ne de olsa şimdiye kadar hiç ismini söylememiş ve duymamıştı. Kamaraya girdi karşısında ona bakan adamı gördü, biraz tedirgin olmuştu, ürkek olmamakla birlikte kesin adımlarla adamın karşısında durdu. şu an tam olarak gözleri birbirine kenetlenmiş durumdaydı. Bu durumdan rahatsız oldu ve merak ettiği soruyu sordu.
-"Emerald! benimle birlikte olması gereken kişi, nerede? ne yaptınız ona? " Bu soruyu sorduğunda adamın tek tepkisi kaşlarını çatmak olmuştu. Ama hala cevap vermesini bekliyordu...
-"Emerald! benimle birlikte olması gereken kişi, nerede? ne yaptınız ona? " Bu soruyu sorduğunda adamın tek tepkisi kaşlarını çatmak olmuştu. Ama hala cevap vermesini bekliyordu...
"Onu nereden tanıyorsun?" diye sordu adam. "Onun geçmişini biliyor musun?" Eli ile bir sandalyeyi göstermekten vazgeçerek yavaşça ayağa kalktı ve kız doğru ilerledi. "Geçmişini bilmiyorsan neden onun gibi birisi ile birlikte yolculuk diyorsun?"
Bakışlarını hâla kapıda beklemekte olan kadına çevirdi. "Sen çıkabilirsin Findia!" dedi.
Findia son kez ikisine baktı ve çıkmadan önce rüzgârın şarkısına bakarak "Sana onun öldüğünü söyledim ve ben yalan söylemem!" dedi. Ardından kapıyı hızla arkasından çarparak kamaradan çıktı.
Amber kıza baktı ve cevap vermesini bekledi.
Bakışlarını hâla kapıda beklemekte olan kadına çevirdi. "Sen çıkabilirsin Findia!" dedi.
Findia son kez ikisine baktı ve çıkmadan önce rüzgârın şarkısına bakarak "Sana onun öldüğünü söyledim ve ben yalan söylemem!" dedi. Ardından kapıyı hızla arkasından çarparak kamaradan çıktı.
Amber kıza baktı ve cevap vermesini bekledi.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Karşısındaki adamdan bir cevap beklerken, başka bir soru yöneltilmişti ona. Ve cevap vermeden önce aslında Emerald'ın geçmişini bilmediğini düşündü... Ama ne olursa olsun ona hayatını borçluydu ve onu merak etmeden duramıyordu. Bu yeni duygu onu biraz tedirgin etsede Emerald'a sonuna dek güveneceğini biliyordu...
- " Onu nerden tanıdığım kimseyi ilgilendirmez , ayrıca geçmişini bilmeme de gerek yok, ben şu an ile ilgilenirim." Karşısında duran adamın gözlerine öyle keskin bakışlarla bakıyordu ki, bir an için onu tekrardan gözlerini açtığında bulunduğu odaya geri gönderecek diye endişelenmişti. Ama adamın tek tepkisi eliyle masanın yanında duran sandalyeyi göstermek olmuştu. Aniden ortamdaki gerilim yok oldu. şimdi burnuna gelen kokuların farkına varmış olacak ki karnından garip sesler gelmeye başlamıştı. Çok acıkmıştı, sandalyeye oturmadan önce son kez adama bakmıştı ama düşüncelere dalmış olan adam bu bakışını farketmemişti bile...
- " Onu nerden tanıdığım kimseyi ilgilendirmez , ayrıca geçmişini bilmeme de gerek yok, ben şu an ile ilgilenirim." Karşısında duran adamın gözlerine öyle keskin bakışlarla bakıyordu ki, bir an için onu tekrardan gözlerini açtığında bulunduğu odaya geri gönderecek diye endişelenmişti. Ama adamın tek tepkisi eliyle masanın yanında duran sandalyeyi göstermek olmuştu. Aniden ortamdaki gerilim yok oldu. şimdi burnuna gelen kokuların farkına varmış olacak ki karnından garip sesler gelmeye başlamıştı. Çok acıkmıştı, sandalyeye oturmadan önce son kez adama bakmıştı ama düşüncelere dalmış olan adam bu bakışını farketmemişti bile...
Amber masada duran bir şişe şaraba doğu yöneldi ve şarabı alarak kupalara doldurmaya başladı. Başını iki yana sallayarak "Ne yazık!" dedi. "Tanımadığınız bir adamla birlikte yolculuk yapmak ve onu bu kadar çok düşünmek."
"Bir krallık vardı!" dedi. "Çok büyük bir krallıktı ve halk kralları ile çok uyumluydu. Krallığın kapılarından bir gün bir ozan girdi. O ozan o kadar etkileyiciydi ki elinde tuttuğu fülüdü ve altın saçları ile insanlara büyük birliktelikler aşılıyor, ruundaki gücü tüm her yere yayıyordu. Ozan o kadar tatlı dilliydi ki tüm herkesi büyülüyor ve herkesin içine şeytanın tohumlarını aşılıyordu. Bir gün bu şeytan tohumluğu güzel krallıktaki birlikteliği ve sevgiyi bozdu ve halk ayaklanarak onlara her şeyden çok değer veren kişiyi, krallarını öldürdü. Halk şeytanla doldu..." Amber derin bir iç çekti ve anlatmaya devam etti. "Ama her şey bununla da kalmadı. Aynı olay bir krallığın daha başına geldi. Ozanın söylediği yalan ve dolanla dolu şarkılar iki büyük krallığı çökerttiler. İnsanların içindeki sevgi ve dostluk yok oldu ve geriye bir iç savaş kaldı. şeytana karşı verilen iç savaş."
Bakışlarını kızın gözlerine kaldırarak anlatmaya devam etti. "Büyücüler konseyi adama karşı bir savaşa giriştiler. Tek bir büyücünün gücü ya da toplanmış bir grup büyücünün gücü bu adamın şarkılarındaki güce eş değer değildi. Bu ozan o kadar kudretli bir düşmandı ki onlarca büyücü bile onunla savaşamıyordu. Zaten onu büyücüler konseyi dahi yenemedi. O sadece bu topraklardan kaçtı. Büyücülerin ise ona verebildikleri tek zarar o gözlerdi." Bardağı kıza uzattı ve "Gözlerinin içine bakarsan Rüzgârın şarkısı... O gözlere bakarsan şeytanı görebilirsin. Büyücüler daha fazla kişi onun yalan ve dolanlarına kanmasın diye gözlerine içindeki ruhunu yansıtan bir büyü yaptılar. O ruhun lekesi o gözlerden gözükebiliyor Rüzgârın şarkısı." Lord Amber kıza baktı ve hala bardağı kıza doğru alması için uzatmaya devam ederek "şimdi bana anlatır mısın güzelim. Bu şeytanla neden yolculuk yapıyordun? Yoksa herkes gibi senin ruhunuda mı lekeledi?"
"Bir krallık vardı!" dedi. "Çok büyük bir krallıktı ve halk kralları ile çok uyumluydu. Krallığın kapılarından bir gün bir ozan girdi. O ozan o kadar etkileyiciydi ki elinde tuttuğu fülüdü ve altın saçları ile insanlara büyük birliktelikler aşılıyor, ruundaki gücü tüm her yere yayıyordu. Ozan o kadar tatlı dilliydi ki tüm herkesi büyülüyor ve herkesin içine şeytanın tohumlarını aşılıyordu. Bir gün bu şeytan tohumluğu güzel krallıktaki birlikteliği ve sevgiyi bozdu ve halk ayaklanarak onlara her şeyden çok değer veren kişiyi, krallarını öldürdü. Halk şeytanla doldu..." Amber derin bir iç çekti ve anlatmaya devam etti. "Ama her şey bununla da kalmadı. Aynı olay bir krallığın daha başına geldi. Ozanın söylediği yalan ve dolanla dolu şarkılar iki büyük krallığı çökerttiler. İnsanların içindeki sevgi ve dostluk yok oldu ve geriye bir iç savaş kaldı. şeytana karşı verilen iç savaş."
Bakışlarını kızın gözlerine kaldırarak anlatmaya devam etti. "Büyücüler konseyi adama karşı bir savaşa giriştiler. Tek bir büyücünün gücü ya da toplanmış bir grup büyücünün gücü bu adamın şarkılarındaki güce eş değer değildi. Bu ozan o kadar kudretli bir düşmandı ki onlarca büyücü bile onunla savaşamıyordu. Zaten onu büyücüler konseyi dahi yenemedi. O sadece bu topraklardan kaçtı. Büyücülerin ise ona verebildikleri tek zarar o gözlerdi." Bardağı kıza uzattı ve "Gözlerinin içine bakarsan Rüzgârın şarkısı... O gözlere bakarsan şeytanı görebilirsin. Büyücüler daha fazla kişi onun yalan ve dolanlarına kanmasın diye gözlerine içindeki ruhunu yansıtan bir büyü yaptılar. O ruhun lekesi o gözlerden gözükebiliyor Rüzgârın şarkısı." Lord Amber kıza baktı ve hala bardağı kıza doğru alması için uzatmaya devam ederek "şimdi bana anlatır mısın güzelim. Bu şeytanla neden yolculuk yapıyordun? Yoksa herkes gibi senin ruhunuda mı lekeledi?"
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Adamın ona anlattığı hikayede eksik olan noktalar olsada Emerald'ın şeytanın hizmetkarı olduğunu kabul edemiyordu. Evet gözlerindeki ateş onun kalbinide yakıyordu ama o sadece ona hissettiği duygulardan ileri geliyordu. Bu konuşma sandığı gibi gitmiyordu ve bundan pek hoşlanmadı. Düşüncelerinden sıyrıldığında ona uzatılan şarap kadehini gördü ama alıp almama arasında düşünürken, adamın son sorusuyla iyice afalladı.
-" Ne sana nede bir başkasına anlatacağım bir şeyim yok, ayrıca bana anlatığınız hikaye çok dokunaklıydı ama beni etkileyemediniz üzgünüm." Gözlerindeki kızgınlığı farketmişti karşısında duran adam, elinde tuttuğu kadehi geri masaya bıraktı...
-" Ne sana nede bir başkasına anlatacağım bir şeyim yok, ayrıca bana anlatığınız hikaye çok dokunaklıydı ama beni etkileyemediniz üzgünüm." Gözlerindeki kızgınlığı farketmişti karşısında duran adam, elinde tuttuğu kadehi geri masaya bıraktı...
Lord Amber gözlerinde acının belirtileri ile elindeki kadehi masaya bırakırken "Anlamıyorsunuz Rüzgârın şarkısı!" dedi. "Amacım sizi etkilemek değildi. Ben sadece gerçekte olanları kayıtlara geçtiği şekli ile anlattım. Gerçekler ise çok daha acı vericiydi." Derin bir iç çekti. "Ama madem anlattıklarımı gereksiz görüyorsunuz..." Kapıya yöneldi ve kapıyı açarak az önce masadan almış olduğu zili çaldı. Sonra geriye döndü ve oturdu. Bir an sonra kapı açılıp kapanmaya, sıra sıra yemeklerin olduğu tepsiler kamaraya getirilmeye başlandı. Kokular kamaranın her tarafını kaplamıştı.
Tüm yemekler geldi ve tüm herkes odayı boşalttı ardından Lord Amber yeniden kızın gözlerine bakarak konuştu. "Siz benim sorumu cevaplamasanızda ben sizin sorunuzu cevaplayacağım leydim!" dedi. "Emerald öldü. Onu ben, bizzat ben öldürdüm ve artık sizin inanmanızında inanmamanızında hiç bir önemi kalmadı." Sözlerinin kızdaki etkisini görmek için kızın gözlerine odaklandı. Sadece gözlerine...
Tüm yemekler geldi ve tüm herkes odayı boşalttı ardından Lord Amber yeniden kızın gözlerine bakarak konuştu. "Siz benim sorumu cevaplamasanızda ben sizin sorunuzu cevaplayacağım leydim!" dedi. "Emerald öldü. Onu ben, bizzat ben öldürdüm ve artık sizin inanmanızında inanmamanızında hiç bir önemi kalmadı." Sözlerinin kızdaki etkisini görmek için kızın gözlerine odaklandı. Sadece gözlerine...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Artık iyice sıkılmıştı bu tarz konulardan bahsetmek istemiyor ayrıca karşısında duran adamında konuşmasına bir son vermesini umuyordu. her zaman olduğu gibi bu düşüncelerini belli etmedi . Sanki bu isteğini anlamış gibi birden konuyu kapatmış ve enfes kokular yayan yemeklerin gelmesi için işaretini vermişti. şimdi artık önünde çeşit çeşit yemeklerin olduğu güzel bir sofra vardı. Aklında sadece masada duran yemekler varken, duyduğunu sandığı şeyin tam olarak ciddiyetini farkedemedi.
"Emerald öldü. Onu ben, bizzat ben öldürdüm " Bu sözler beyninde sürekli yankılanıyordu... Gözlerini bu sözleri sarfeden adama çevirmişti ama gördüğü sadece boşluk ve karanlıktı. Ã?ylece duruyordu ne bir söz söyleyebiliyor nede bir tepki verebiliyordu. Ortalığı kaplayan yemek kokuları bile şimdi miğdesini bulandırmaya başlamıştı.
"Emerald öldü. Onu ben, bizzat ben öldürdüm " Bu sözler beyninde sürekli yankılanıyordu... Gözlerini bu sözleri sarfeden adama çevirmişti ama gördüğü sadece boşluk ve karanlıktı. Ã?ylece duruyordu ne bir söz söyleyebiliyor nede bir tepki verebiliyordu. Ortalığı kaplayan yemek kokuları bile şimdi miğdesini bulandırmaya başlamıştı.
Bir gün önce denizde sürüklenen bir kapının üzerinde:
Emerald gözlerini zorlukla açtı ve bir filikanın kendilerine doğru yaklaştığını gördü. Gözlerini zorlukla açık tutuyordu. Sonra gözleri filikanın üzerindekilere odaklandı. Zırhlar içerisinde bir şövalye! Nasılda korkusuzca filikanın ucuna tek ayağını koymuş kendilerini gözlüyordu! Nasılda korkusuz, onurlu bir lord gibi... "Lord Alemnanın şövalye generali Amber!" dedi adamı tanıma ile sona kadar açılan gözlerini adamın üzerinden ayırmadan.
Rüzgârın şarkısı kapının üzerinde uykuya dalmıştı ve belkide bu gemi onun tek kurtuluşu idi. Peki ya kendisinin?
Bedeni daha fazlasına dayanamayacaktı belki ama buna mecburdu. Amber denen bu şövalye general ya onu öldürecekti ya da işkenceler çektirerek Alemnanın daha fazla işkence göreceği ellerine götürecekti. İşte böyle bir andan korktuğu için yer altını terk etmemişti bunca zamandır ve o an şimdi gelmişti!
Yavaşça kapıyı bıraktı ve kapıyı ayakları ile tekneye doğru ittirdi. Rüzgârın şarkısı kapı ile birlikte tekneye doğru sürüklendi. Hemde olağandan hızlı bir şekilde ve teknedekiler kapı ile çarpışınca dengelerini kaybettiler. Çok iyi bir şekilde dengede kalan Amber dışındaki üç kişi suya düştü. Kapı ise ters döndü ve rüzgârın şarkısı suya düşerken Lord Amber zırhının göğsünde duran bıçaklardan birisini sıkıca kavradı. Belli ki amacı esir almak değildi!
Suya düşmüş tayfalardan birisi rüzgârın kızını kolları arasına alıp filikaya çıkarken Emerald bir an rahatladı ama o ânın sonunda rüzgârın kızına sadece sessiz bir şekilde"Elveda!" diyebildi.
Bir an sonra ise "Cehenneme git Ozan!" diye haykıran Amberin sesi duyuldu. "O yalanlarla ve zehirlerle dolu hayatınıda yaında götür!"
Bıçak Amberin elinden çıktı ve büyük bir hızla döne döne hedefine doğru ilerledi. Bir an bir saplanma sesi geldi. Bir an sonra ise suda büyük bir şapırtı. Beden suyun altına doğru inerken suyun yüzeyi kanla kaplanmıştı ve bıçakta dahil suyun üzerinde hiçbir şey kalmamıştı.
Lord Amber hızla hayallerden sıyrıldı. "Onu ben öldürdüm!" dedi ve elindeki şarabı tutup bir dikişte içti. "O bunu hakediyordu!"
Emerald gözlerini zorlukla açtı ve bir filikanın kendilerine doğru yaklaştığını gördü. Gözlerini zorlukla açık tutuyordu. Sonra gözleri filikanın üzerindekilere odaklandı. Zırhlar içerisinde bir şövalye! Nasılda korkusuzca filikanın ucuna tek ayağını koymuş kendilerini gözlüyordu! Nasılda korkusuz, onurlu bir lord gibi... "Lord Alemnanın şövalye generali Amber!" dedi adamı tanıma ile sona kadar açılan gözlerini adamın üzerinden ayırmadan.
Rüzgârın şarkısı kapının üzerinde uykuya dalmıştı ve belkide bu gemi onun tek kurtuluşu idi. Peki ya kendisinin?
Bedeni daha fazlasına dayanamayacaktı belki ama buna mecburdu. Amber denen bu şövalye general ya onu öldürecekti ya da işkenceler çektirerek Alemnanın daha fazla işkence göreceği ellerine götürecekti. İşte böyle bir andan korktuğu için yer altını terk etmemişti bunca zamandır ve o an şimdi gelmişti!
Yavaşça kapıyı bıraktı ve kapıyı ayakları ile tekneye doğru ittirdi. Rüzgârın şarkısı kapı ile birlikte tekneye doğru sürüklendi. Hemde olağandan hızlı bir şekilde ve teknedekiler kapı ile çarpışınca dengelerini kaybettiler. Çok iyi bir şekilde dengede kalan Amber dışındaki üç kişi suya düştü. Kapı ise ters döndü ve rüzgârın şarkısı suya düşerken Lord Amber zırhının göğsünde duran bıçaklardan birisini sıkıca kavradı. Belli ki amacı esir almak değildi!
Suya düşmüş tayfalardan birisi rüzgârın kızını kolları arasına alıp filikaya çıkarken Emerald bir an rahatladı ama o ânın sonunda rüzgârın kızına sadece sessiz bir şekilde"Elveda!" diyebildi.
Bir an sonra ise "Cehenneme git Ozan!" diye haykıran Amberin sesi duyuldu. "O yalanlarla ve zehirlerle dolu hayatınıda yaında götür!"
Bıçak Amberin elinden çıktı ve büyük bir hızla döne döne hedefine doğru ilerledi. Bir an bir saplanma sesi geldi. Bir an sonra ise suda büyük bir şapırtı. Beden suyun altına doğru inerken suyun yüzeyi kanla kaplanmıştı ve bıçakta dahil suyun üzerinde hiçbir şey kalmamıştı.
Lord Amber hızla hayallerden sıyrıldı. "Onu ben öldürdüm!" dedi ve elindeki şarabı tutup bir dikişte içti. "O bunu hakediyordu!"
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hey Belar biliyorsun sınırın ötesine geçmek yasak, her seferinde beni neden kandırmana izin veriyorum bilmiyorum.
- " Sende biliyorsun buralar çok sıkıcı, hem çıktığımızı kimse bilmezse sorun olmaz..."
- "Tamam, ama bu sefer mercan kayalıkların oraya ilk giden ben olacağım."
- " Ama oyun bozanlık yapıyorsun Kelaen, (heheh) ama unutma ben senden daha hızlıyım..."
- "Neden durdun yoksa korktun mu? Nereye bakıyorsun Belar?" ileride mercan kayalarının üzerine doğru düşmekte olan insanı gördüler. Bir an korkudan öylece durmuşlar ve mercan kayalarına çarpan insanı izlemişlerdi. Ama Belar denen küçük su perisi hızla yabancıya doğru yüzmeye başladığında, arkadaşı Kelaen korkudan hareket bile edememişti.
yabancıyı incelemeye başladı, ama insanlar su altında yaşayamazlardı ve galiba ölmek üzereydi. Kelaen' in olduğu yere doğru bakıp onu yanına çağırmayı düşündü. Bir şekilde bu insan hala yaşıyor olabilirdi. Bunu anlamaları için onu gecen sefer oyun oynarken keşfettikleri su altı mağrasına götürmeyi düşündü. Oradaki mağra yüzeye çıkış kapısı görevini görmesinin yanı sıra, insan yaşıyorsa nefes almasınada yardımcı olacaktı...
-" Bak gördünmü yaşıyor!, sana dedim" İnsanı mağraya getirmeleri zor olmamıştı ama arkadaşı Kelaen hep sızlanmış hatta korkudan bırakıp gitmeye bile kalkmıştı.
-" Belar , ya bu insana yardım ettiğimizi duyarlarsa, o zaman ne yapacağız söylermisin ?"
-" Kimse bilmeyecek ki!! Hem sen demezmiydin suyun üzerinde yaşam nasıldır diye? al işte elimize çok iyi bir fırsat çıktı. Hem bu seferki hala hayatta, diğerleri gibi ölü değil."
- " Ama yaralı ve her an ölebilir, hem ölmese bile onu burda tutamayız biliyorsun"
............
- " Tamam işte oldu, burada hem nefes alabilir hemde kuru ve rahat eder şimdi gitmeliyiz, ama bu olanlardan kimseye bahsetmeyeceksin Kelaen!!. Beni duydun değil mi? ayrıca bu seninle benim sırrımız olarak kalacak. şimdi söz ver bana , tamam mı ? dedim" İnsanı mağranın kuru yüzeyine kadar taşımış ve ona sıck bir yer hazırlamışlardı. Gerçi bu sıcaklık ne kadar işe yarardı bilmiyordu Belar, ilk iş olarak büyücüleri olan yaşlı Malear' dan insanı iyileştirmek için bazı iksirlerini almalıydılar ama bu kolay olmayacaktı.
-" Tamam söz veriyorum , sadece sen ve ben bileceğiz. Ama adam ileştiği zaman bize zarar vermeye kalkarsa o zaman ne yapmayı düşünüyorsun?"
Bu hiç aklına gelmemişti, biraz düşününce aklına bir fikir gelmişti. şimdi yüzünde koca bir sırıtışla cevap verdi.
-" İnsan iyileştiği zaman onu bir güzel bağlarız, bizim şu sağlam olan yosunları hatırlıyorsun değil mi. işte onlarla her yanını sararız yardımımız olmadan asla kurtulamaz ve bize zarar vermeyi bile düşünemez. Hadi geç kalıyoruz, şimdi anlayacaklar sınırı geçtiğimizi, elini çabuk tut. " Yaralı olan yabancıyı mağranın zemininde bırakıp hızla uzaklaştılar...
- " Sende biliyorsun buralar çok sıkıcı, hem çıktığımızı kimse bilmezse sorun olmaz..."
- "Tamam, ama bu sefer mercan kayalıkların oraya ilk giden ben olacağım."
- " Ama oyun bozanlık yapıyorsun Kelaen, (heheh) ama unutma ben senden daha hızlıyım..."
- "Neden durdun yoksa korktun mu? Nereye bakıyorsun Belar?" ileride mercan kayalarının üzerine doğru düşmekte olan insanı gördüler. Bir an korkudan öylece durmuşlar ve mercan kayalarına çarpan insanı izlemişlerdi. Ama Belar denen küçük su perisi hızla yabancıya doğru yüzmeye başladığında, arkadaşı Kelaen korkudan hareket bile edememişti.
yabancıyı incelemeye başladı, ama insanlar su altında yaşayamazlardı ve galiba ölmek üzereydi. Kelaen' in olduğu yere doğru bakıp onu yanına çağırmayı düşündü. Bir şekilde bu insan hala yaşıyor olabilirdi. Bunu anlamaları için onu gecen sefer oyun oynarken keşfettikleri su altı mağrasına götürmeyi düşündü. Oradaki mağra yüzeye çıkış kapısı görevini görmesinin yanı sıra, insan yaşıyorsa nefes almasınada yardımcı olacaktı...
-" Bak gördünmü yaşıyor!, sana dedim" İnsanı mağraya getirmeleri zor olmamıştı ama arkadaşı Kelaen hep sızlanmış hatta korkudan bırakıp gitmeye bile kalkmıştı.
-" Belar , ya bu insana yardım ettiğimizi duyarlarsa, o zaman ne yapacağız söylermisin ?"
-" Kimse bilmeyecek ki!! Hem sen demezmiydin suyun üzerinde yaşam nasıldır diye? al işte elimize çok iyi bir fırsat çıktı. Hem bu seferki hala hayatta, diğerleri gibi ölü değil."
- " Ama yaralı ve her an ölebilir, hem ölmese bile onu burda tutamayız biliyorsun"
............
- " Tamam işte oldu, burada hem nefes alabilir hemde kuru ve rahat eder şimdi gitmeliyiz, ama bu olanlardan kimseye bahsetmeyeceksin Kelaen!!. Beni duydun değil mi? ayrıca bu seninle benim sırrımız olarak kalacak. şimdi söz ver bana , tamam mı ? dedim" İnsanı mağranın kuru yüzeyine kadar taşımış ve ona sıck bir yer hazırlamışlardı. Gerçi bu sıcaklık ne kadar işe yarardı bilmiyordu Belar, ilk iş olarak büyücüleri olan yaşlı Malear' dan insanı iyileştirmek için bazı iksirlerini almalıydılar ama bu kolay olmayacaktı.
-" Tamam söz veriyorum , sadece sen ve ben bileceğiz. Ama adam ileştiği zaman bize zarar vermeye kalkarsa o zaman ne yapmayı düşünüyorsun?"
Bu hiç aklına gelmemişti, biraz düşününce aklına bir fikir gelmişti. şimdi yüzünde koca bir sırıtışla cevap verdi.
-" İnsan iyileştiği zaman onu bir güzel bağlarız, bizim şu sağlam olan yosunları hatırlıyorsun değil mi. işte onlarla her yanını sararız yardımımız olmadan asla kurtulamaz ve bize zarar vermeyi bile düşünemez. Hadi geç kalıyoruz, şimdi anlayacaklar sınırı geçtiğimizi, elini çabuk tut. " Yaralı olan yabancıyı mağranın zemininde bırakıp hızla uzaklaştılar...
Karanlık...
Su sesleri var etrafta! Bazı şapırtılar...
Öldü sanılanın uyanışı diyorlar buna!
Emeral gözlerini açtı ve etrafına baktı. Yanında konuşan bir ses duyduğunu sanmıştı ama aslında ses filan yoktu. "Rüzgârın şarkısı!" dedi hızla yerinden doğrularak ama bir anda gözleri kaydı ve başı gerisin geri düştü.
Yıllardır şarkıların dostluğunu almıştı. şimdi ise bu dostluğu kullanabiliyordu. Her şarkının bir gücü vardı. Bunu biliyordu. Bilinci kayma noktasındayken ruhu ile şarkı söylemeye çalıştı.
Yaşamın şarkısı!
Gönül ferahlatan bir nefes
Onu içine çekersen anlarsın
Böyle bir enerjiyi
Ne verebilir sana?
Gözlerdeki yaşlar bile doku ile gelir
Onları hissetmek lazım
Yaşamın dokuları onlar
Gözlerindeki dokular
Ruhuna şifa veren
Onları saran bazı eski tatlar!
Emerald'ın ruhu yaşamın şarkısını söylüyordu ve Emerald şarkının yaşamdan çektiği güçle ruhunun iyileştiğini hissediyordu. Evet artık biliyordu! Yaşayacaktı!
Su sesleri var etrafta! Bazı şapırtılar...
Öldü sanılanın uyanışı diyorlar buna!
Emeral gözlerini açtı ve etrafına baktı. Yanında konuşan bir ses duyduğunu sanmıştı ama aslında ses filan yoktu. "Rüzgârın şarkısı!" dedi hızla yerinden doğrularak ama bir anda gözleri kaydı ve başı gerisin geri düştü.
Yıllardır şarkıların dostluğunu almıştı. şimdi ise bu dostluğu kullanabiliyordu. Her şarkının bir gücü vardı. Bunu biliyordu. Bilinci kayma noktasındayken ruhu ile şarkı söylemeye çalıştı.
Yaşamın şarkısı!
Gönül ferahlatan bir nefes
Onu içine çekersen anlarsın
Böyle bir enerjiyi
Ne verebilir sana?
Gözlerdeki yaşlar bile doku ile gelir
Onları hissetmek lazım
Yaşamın dokuları onlar
Gözlerindeki dokular
Ruhuna şifa veren
Onları saran bazı eski tatlar!
Emerald'ın ruhu yaşamın şarkısını söylüyordu ve Emerald şarkının yaşamdan çektiği güçle ruhunun iyileştiğini hissediyordu. Evet artık biliyordu! Yaşayacaktı!
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Miğdesi bulanıyordu, düşüncelere daldığı anda uzaklardan bir melodi geliyordu kulaklarına. Ã?ylesine bitkin ve öylesine umut dolu bir sesle gelmişti... Biliyordu o ölmemişti ve kim bunun aksini iddia etsede inanmayacaktı. Gözlerindeki yeni parıltılarla karşısındaki adama döndü ve
-" Lordum lütfen bu üzücü ama ne yazık ki gerçek olan olayları konuşmayalım. Beni yemekte size eşlik etmem için davet etmenize inanın çok sevindim. Ayrıca baştaki kabalığımı lütfen affedin. Nede olsa biraz şaşkındım yabancı bir yerde uyanmak beni biraz asabi ve hırçın yapmıştı. Sizin asil kalbinizi ve iyi niyetinizi şimdi farkediyorum ve şu andan itibaren sizinleyim her şekilde " Bu kelimeleri ustalıkla söylemiş ve birazda cazibesiyle bütünleştirmişti. Emerald'a yardım etmek istiyorsa karşısındaki adamın güvenini kazanmalıydı böylece her istediğini rahatça yapabilecekti.
-" Lordum lütfen bu üzücü ama ne yazık ki gerçek olan olayları konuşmayalım. Beni yemekte size eşlik etmem için davet etmenize inanın çok sevindim. Ayrıca baştaki kabalığımı lütfen affedin. Nede olsa biraz şaşkındım yabancı bir yerde uyanmak beni biraz asabi ve hırçın yapmıştı. Sizin asil kalbinizi ve iyi niyetinizi şimdi farkediyorum ve şu andan itibaren sizinleyim her şekilde " Bu kelimeleri ustalıkla söylemiş ve birazda cazibesiyle bütünleştirmişti. Emerald'a yardım etmek istiyorsa karşısındaki adamın güvenini kazanmalıydı böylece her istediğini rahatça yapabilecekti.
Amber Rüzgârın şarkısının oturduğu yerin karşısına oturup ona gülümserken ve yemeğini yemeye başlarken uzaklarda iki çocuk yanlarında yaşlı bir bilgeden aldıkları ilacı almış geliyorlardı ve geldiklerinde Emerald'ı uyanmış, çırılçıplak bir halde bir kayaya sırtını vermiş denizin dalgalarını izlerken buluyorlardı.
Emerald çırıl çıplaktı ama çocuklar onu uyanık görünce korkup utansalarda Emerald buna aldırmadı. "Benim için yaptıklarınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim!" dedi Emerald ve mağaranın ortasında yanmakta olan ateşe bakarak "şarkılar ve onların güçleri!" dedi çocuklara. Gözlerindeki kızıl ışık çocukları korkutmuştu bir an ama sonrasında çocuklar her nasılsa korkmamaya başlamışlardı. Yarım saat kadar bir sürenin ardından ise Emeraldın yanına oturmuş onun söylediği şarkıları dinliyor, başka diyarların hikayelerini tekrar tekrar anlatmasını istiyorlardı. Gece nasıl geldi hiç birisi anlamadı ama Emerald'ın artık yorgunluğu geçmiş, kıyafetleri kurumuştu.
Ã?ocuklar ondan ayrılmak istemiyorlardı ama gitmeleri gerektiğini biliyorlardı. Emerald ise onları hiç bir şekilde zorlamıyordu. Onlara yarın yeniden gelirlerse onu orada bulabileceklerini söylüyordu ama yarın orada olmayacağınıda biliyordu. Kelaen ve Belar ismindeki iki çocuğu asla unutmayacaktı. Onun hayatını kurtaran iki ismi aklının bir köşesine yazdı. Bu iki çocuğu hap hatırlayacaktı.
İki çocuk gittikten sonra Emerald kalktı ve denizin sonsuz güzelliğine bakarak yeni şarkısını söylemeye başladı. Bu yunusların şarkısıydı. Denizin salgaları boyunca denize doğru yürüdü ve bir yandan da "Geliyorum Rüzgârın şarkısı!" diye haykırdı. Bir an sonra başıda denize girmişti ve Emerald denizin içerisinde kaybolmuştu! Ama Yunusların şarkısı artık suyun altında sürüyordu!
Emerald çırıl çıplaktı ama çocuklar onu uyanık görünce korkup utansalarda Emerald buna aldırmadı. "Benim için yaptıklarınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim!" dedi Emerald ve mağaranın ortasında yanmakta olan ateşe bakarak "şarkılar ve onların güçleri!" dedi çocuklara. Gözlerindeki kızıl ışık çocukları korkutmuştu bir an ama sonrasında çocuklar her nasılsa korkmamaya başlamışlardı. Yarım saat kadar bir sürenin ardından ise Emeraldın yanına oturmuş onun söylediği şarkıları dinliyor, başka diyarların hikayelerini tekrar tekrar anlatmasını istiyorlardı. Gece nasıl geldi hiç birisi anlamadı ama Emerald'ın artık yorgunluğu geçmiş, kıyafetleri kurumuştu.
Ã?ocuklar ondan ayrılmak istemiyorlardı ama gitmeleri gerektiğini biliyorlardı. Emerald ise onları hiç bir şekilde zorlamıyordu. Onlara yarın yeniden gelirlerse onu orada bulabileceklerini söylüyordu ama yarın orada olmayacağınıda biliyordu. Kelaen ve Belar ismindeki iki çocuğu asla unutmayacaktı. Onun hayatını kurtaran iki ismi aklının bir köşesine yazdı. Bu iki çocuğu hap hatırlayacaktı.
İki çocuk gittikten sonra Emerald kalktı ve denizin sonsuz güzelliğine bakarak yeni şarkısını söylemeye başladı. Bu yunusların şarkısıydı. Denizin salgaları boyunca denize doğru yürüdü ve bir yandan da "Geliyorum Rüzgârın şarkısı!" diye haykırdı. Bir an sonra başıda denize girmişti ve Emerald denizin içerisinde kaybolmuştu! Ama Yunusların şarkısı artık suyun altında sürüyordu!
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
