YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,
Rhonin arkadaşına yapılan şeyden dolayı sinirlenmişti ve " efendim biz birer ölümlüyüz burda olmamız hatalarımızı hemen düzelteceğimiz anlamına gelemiyor bize zaman verin elbet düzelteceğiz..." diyerek dışarı sinirli bir şekilde çıktı ama kendisine vurulmasından çok arkadaşına vurulmasına sinirlenmişti... Hiç birşey demeden darenn'in yanına gitti ve bekledi...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Kaosun peygamberi tapınak kişisinin davranışlarına bir anlam veremediyse de yargılamanın sadece O* na mahsus olduğunu biliyordu.
Herkesin yapılacak işleri var diye düşündü Kaosun Peygamberi ve kendisinin de yapacakları vardı.şimdiden çok geç kaldığını düşünüyordu,yavaşça eli boynuna gitti odasında bulduğu efendinin hediyesine.Sonra asasına baktı ondan emirler bekleyen şimdi kapalı olan gözler...
-Herkesin kendine göre bir görevi var.
Kafasıyla küçük bir reverans yapar.
-Kaos kalbinizi kavursun
Kaosun peygamberi yavaş adımlarla yanlarından ayrılır.Gideceği yer bellidir.Koridorlarda ilerler devasa kapıdan dışarıya çıkar,gecenin karanlığında yüzüne çarpan ay ışığına bakar.Artık yönü bellidir.
Herkesin yapılacak işleri var diye düşündü Kaosun Peygamberi ve kendisinin de yapacakları vardı.şimdiden çok geç kaldığını düşünüyordu,yavaşça eli boynuna gitti odasında bulduğu efendinin hediyesine.Sonra asasına baktı ondan emirler bekleyen şimdi kapalı olan gözler...
-Herkesin kendine göre bir görevi var.
Kafasıyla küçük bir reverans yapar.
-Kaos kalbinizi kavursun
Kaosun peygamberi yavaş adımlarla yanlarından ayrılır.Gideceği yer bellidir.Koridorlarda ilerler devasa kapıdan dışarıya çıkar,gecenin karanlığında yüzüne çarpan ay ışığına bakar.Artık yönü bellidir.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero askerlerin sinirlenişlerini ve korkularını zevkle izledi. Ã?ğreneceklerdi. Acı çekerek, dayak yiyerek, yara alarak ama öğreneceklerdi. Onlar *O*'nun askerleriydi ve bu sıfata layık olmalıydılar. Ã?elik gibi sinirler ve sadece göreve olan konsantrasyon... Bunları onlara verecekti. Ama zamanla. Biraz eğlenmişti. Aklında bu ona zevk verdiyse kısa bir süre sonra yapacaklarının vereceği zevk vardı.
Seçilmişlerin hızlı ayrılışını seyretti. Onun sahip olduğu gibi diğer seçilmişlerin de sahip oldukları ve yapmaları gereken görevler vardı. Oda acele etmeliydi. Az önce payladığı askerlerin ardından dışarı çıktı. Onlara baktı şöyle bir.
-Madem kaosun askerlerisiniz bunu bana gösterin bakalım. Kaosun askerlerinin onur duygusu olmaz. Onlar görevleri için her şeyi yapar. Kaosun askerlerinin korkusu olmaz. Zira karşınıza çıkan hiçbir şey *O*nu hayal kırıklığına uğrattığınız da karşınıza çıkacak şeyler kadar korkunç değil. Kaosun askerlerinin acıması olmaz. Size karşı duranları ezin, yok edin, parçalayın, katledin, kurban edin. Ama unutmayın, yolumuza, doğru yola girmek isteyenleri toplayın. Onları, doğru yola sokun. Kaosu, katliamı güçlendirin. Diyar ayaklarımız altında ezilene, kaos tüm diyarı kaplayana, diğerleri bize tapana, çizmelerimiz bize baş kaldıranların kafataslarını paramparça edene kadar durmayın. İçinizdeki kaosu ortaya çıkartın. Zira o herkeste vardır. Bırakın içinizdeki kaos sizi kontrol etsin. Bırakın içinizdeki kaos bize karşı duranların yüreklerine korku salsın. şimdi *kaosun askerleri* beni takip edin.
Sunak odalarının önünden ayrılarak arkasına bakmadan koridor boyunca ilerledi ve tapınağın girişine geldi. Büyük adımlarla ve kendinden emin bir şekilde tapınaktan dışarı çıktı. Bu, tapınaktan dışarı ilk çıkışıydı. Bu, yeni hayatının başlangıcıydı. Hangilerinin onu takip ettiğini bilmiyordu ama ardından gelen kaosun askerleri için de yeni sıfatlarıyla yeni bir başlangıçtı. Katliam, artık diyarda kol gezmeye başlayabilirdi.
Seçilmişlerin hızlı ayrılışını seyretti. Onun sahip olduğu gibi diğer seçilmişlerin de sahip oldukları ve yapmaları gereken görevler vardı. Oda acele etmeliydi. Az önce payladığı askerlerin ardından dışarı çıktı. Onlara baktı şöyle bir.
-Madem kaosun askerlerisiniz bunu bana gösterin bakalım. Kaosun askerlerinin onur duygusu olmaz. Onlar görevleri için her şeyi yapar. Kaosun askerlerinin korkusu olmaz. Zira karşınıza çıkan hiçbir şey *O*nu hayal kırıklığına uğrattığınız da karşınıza çıkacak şeyler kadar korkunç değil. Kaosun askerlerinin acıması olmaz. Size karşı duranları ezin, yok edin, parçalayın, katledin, kurban edin. Ama unutmayın, yolumuza, doğru yola girmek isteyenleri toplayın. Onları, doğru yola sokun. Kaosu, katliamı güçlendirin. Diyar ayaklarımız altında ezilene, kaos tüm diyarı kaplayana, diğerleri bize tapana, çizmelerimiz bize baş kaldıranların kafataslarını paramparça edene kadar durmayın. İçinizdeki kaosu ortaya çıkartın. Zira o herkeste vardır. Bırakın içinizdeki kaos sizi kontrol etsin. Bırakın içinizdeki kaos bize karşı duranların yüreklerine korku salsın. şimdi *kaosun askerleri* beni takip edin.
Sunak odalarının önünden ayrılarak arkasına bakmadan koridor boyunca ilerledi ve tapınağın girişine geldi. Büyük adımlarla ve kendinden emin bir şekilde tapınaktan dışarı çıktı. Bu, tapınaktan dışarı ilk çıkışıydı. Bu, yeni hayatının başlangıcıydı. Hangilerinin onu takip ettiğini bilmiyordu ama ardından gelen kaosun askerleri için de yeni sıfatlarıyla yeni bir başlangıçtı. Katliam, artık diyarda kol gezmeye başlayabilirdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Darenn El Gothe
- Kullanıcı

- Posts: 17
- Joined: Thu Jan 06, 2005 10:00 am
- Contact:
Andero yu dikkatlice dinler ve baştan aşağı süzer ... Konuşurken o kadar dikkat eder ki Andero nun söylediği şeylerden ne kadar zevk aldığını fark eder ve gülümser ... Kafasını kaldırıp Andero nun iri kıyım vücuduna , güçlü kaslarına baktı . Ardından " Haklısınız , bunlar çok güzel ve eminim ki bunları yakında elimizden en iyi geldiği şekilde yapacağız " dedi ve ekledi " Biz tam olarak değişime uğramadık sanırım ama içimdeki birşey bunu çok uzak olmadığını söylüyor ... Yakınlarda ... Çok yakınlarda ... " Sıkılgan bir şekilde suratını asar " Umarım sizi mahçup etmedik .. " der ve Andero nun gösterdiği yoldan gider ..
Non Nobis Domine Non Nobis , Sed Nomini Tuo Da Gloriam ....
Boy : 1.85
Kilo : 70
Irk : Elf
Uzun sarı saçları , özel deri zırhı belindeki elf kılıcı , sol kolunda küçük bir kalkan ve elindeki özel Elf büyÃÂ
Boy : 1.85
Kilo : 70
Irk : Elf
Uzun sarı saçları , özel deri zırhı belindeki elf kılıcı , sol kolunda küçük bir kalkan ve elindeki özel Elf büyÃÂ
Reda vurulmanın etkisiyle patlayan dudağına dokundu hafif kanıyordu eliyle Kanı silmiş sadece yumruklarını sıkmaktan başka hiçbir tepkide bulunmamıştı.Seçilmişn konuşması üzerine itaat ederek sorgulamadan takip etmeye başladı,Elflere öfkeli bir bakış attı acele edin der gibi..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Andero'nun dediği her şeyi dinler ve " dediklerim için özürdilerim efendim , gerçekten sizi mahçup ettiysem beni bağışlayın lordum artık ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum arkdaşımın dediği gibi aradığınız şey çok yakında efendim ve en kısa zamanda istediğiniz gibi birer savaşçı olacağız " der ve andero'nun peşinden emin adımlarla gider... İşte artık istediği oluyordu rhonin in caos başlıyordu ardından gülümseyerek yoluna devam etti...kendini eğitecekti ve kendini caos a adıyacaktı...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
RP DIşI NOTLAR:
Brenne(Changes) tapınaktan ayrılmış ve eski kasabaya gitmiştir.
10 kasabanın eskiden olduğu yerde.
Andero, Reda(Lysana), Rhonin, Darenn ve Miez'Khal(Odhismharr) tapınaktan ayrılarak 10 kasaba yoluna gitmiştir...
10 kasabaya giden yol üzerinde
Brenne(Changes) tapınaktan ayrılmış ve eski kasabaya gitmiştir.
10 kasabanın eskiden olduğu yerde.
Andero, Reda(Lysana), Rhonin, Darenn ve Miez'Khal(Odhismharr) tapınaktan ayrılarak 10 kasaba yoluna gitmiştir...
10 kasabaya giden yol üzerinde
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
-
Odhismharr
- Kullanıcı

- Posts: 15
- Joined: Wed Jan 05, 2005 10:00 am
- Location: istanbul
- Contact:
Tokatı yiyip kalkan Miez'khal'ın gözlerinden alevler fışkırıyordu.. Her ne kadar üstü de olsa onları çağıran asıl reda idi.. hiçbiri onun hatası değildi.. olsaydı tek bir düşünce bile geçmezdi aklından.. "dsaha sonra.." diye geçirerek aklından dışarı yavaşça çıktı ama hala sinirli bir şekilde Andero'ya bakıyordu.. Kara tenine dokunan kim olursa olsun ona böyle davranamazdı..
Dışarı çıktığında ise direk önüne çıktı Andero'nun.. "itaat bildiğim şeydir Efendim.. Ama bir daha nedensiz yere bana herhangi bir şekilde vurmaya kalkarsanız karşılığını vermekten çekinmem çünkü "O" dışında kimseden korkmam ben burda.. Bu arada bilginiz olsun diye söylüyorum biz kendi isteğimizle orda değildik.. Reda(!) Hanım(!) bizi oraya götürdü.. Bu yüzden davranışlarınıza dikkat edin derim.!" Drowuun gözlerinden hala dışarı alevler çıkıyordu.. eğer birinin gözleri ısıyı algılıyacak olsa öfkesinden ısısınını ne kadar yüksek olduğunu görebilirdi.. Hatta kendisini Nerdunn'u çekmemesi üzere zor tutuyordu.. "Ama itaatse ittat Sayın Andero.. "O" nun hizmetinde olduğumu daha önce açıklamıştım bundan kaybettiğim hiçbişey yok.. şimdi Buyrun Gidelim.." der ve geri çekilir diğer elflerin yanına.. Sert gözlerle geçerken elflere ve Reda'ya bakar..
Dışarı çıktığında ise direk önüne çıktı Andero'nun.. "itaat bildiğim şeydir Efendim.. Ama bir daha nedensiz yere bana herhangi bir şekilde vurmaya kalkarsanız karşılığını vermekten çekinmem çünkü "O" dışında kimseden korkmam ben burda.. Bu arada bilginiz olsun diye söylüyorum biz kendi isteğimizle orda değildik.. Reda(!) Hanım(!) bizi oraya götürdü.. Bu yüzden davranışlarınıza dikkat edin derim.!" Drowuun gözlerinden hala dışarı alevler çıkıyordu.. eğer birinin gözleri ısıyı algılıyacak olsa öfkesinden ısısınını ne kadar yüksek olduğunu görebilirdi.. Hatta kendisini Nerdunn'u çekmemesi üzere zor tutuyordu.. "Ama itaatse ittat Sayın Andero.. "O" nun hizmetinde olduğumu daha önce açıklamıştım bundan kaybettiğim hiçbişey yok.. şimdi Buyrun Gidelim.." der ve geri çekilir diğer elflerin yanına.. Sert gözlerle geçerken elflere ve Reda'ya bakar..
Are You Afraid Yet.?
You Should Be.!
-------------------------------
Save your Breath , weak one.! No one will hear your screams.. Now Aid me on my journey back to Haqim's grace..
You Should Be.!
-------------------------------
Save your Breath , weak one.! No one will hear your screams.. Now Aid me on my journey back to Haqim's grace..
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Böcayı rahibi kendisini çeken gücün kaynağına, uzaktaki bir kayanın arkasında bağdaş kurmuş bakıyordu. Girenler, çıkanlar... Burası en az bir fahişe uçkuru kadar kalabalıktı. Böyle bir yere adamlarını sokmaya değmezdi... Böcayıları, erkek hayvanı kandıran dişi kokuları gibi çeken bu hisse direnmelerini söyleyecekti... Buranın sahibinin "şimdilik" kendisinden başka ilgilenecek bir yığın adamı vardı...
Ses çıkarmadan izledi. Tapınağın hiç bir gözcüye ya da koruyucuya sahip olmaması düşmanları için bir avantaj olacaktı... Bunların hepsini bir kenara yazdı. Memnuniyeti yüzüne alabildiğine yansımıştı. Tapınaktan çıkan kalabalığı izledi ve düzensiz yürüyüşlerini, önlerinde yürüyen zırhlı adamı inceledi...
Pek durmamıştı, ayağa kalktı ve hiç bozuntuya vermeden kayaların arasında kayboldu. Elbette bu yeni geldikleri diyarda önce gözetlemeleri gerekliydi... Onlar da öyle yapacaklardı...
Türklider...
Mesaj yerine ulaşmıştı. Düşünceler kafasında berraklaştı. Yapması gerektiğini biliyordu, nasıl daha iyi hizmet edeceğini, nasıl daha güçlü olacağını. Beyni yığınla fikir üretti. Hiçbiri büsbütün bir plan değildi. Zaten olmazdı da. Kaos'un gözlerinin düşünceleri bu kadar düzenli olamazdı. Amacı vardı ve yeri geldiğinde doğaçlama da yapabilirdi. Yapmayı düşündüklerini yapacaktı. Daha sonra Talonun Andero ve Brenee yi çağırdığını duydu. Kendisini dışlamış olması garibine gitmişti. Tanımlayamadığı duygular hissetti. O kadar çok şey tanımsız dı ki, o kadar çok şey yeniydi ki zaten... Bir tanımı olması da gerekmezdi varsın öyle kalsındıç. Ama buna kayıtsız kalmayacaktı. Sanırım bu pek kibar bir davranış değildi sayın Kaosun Kalbi. Ama eminim önmli şeyler konuşacaksınızdır. Gayet güzel görünen gözleri bir an için kırmızıya dönmişti sanki. Ama bu kadar kaosla dolu bir yerde hiçbir şeyden emin olmak mümkün değildi neredeyse... Kibar bir referans yaparak ayrıldı. Ayrılırken Katliamın Eli'ne kaydı gözleri. Evet hala en güvendiği insandı sanırsa Andero onca şeye rağmen. Zihinsel bir ileti yolladı. Kelimemelerden oluşmuyordu daha çok bir telkin... Güven bildiren bir telkin... Yeni gelen zavallıların yaptığı saygısızlık da cezalandırılacaktı. şimdilik bunla ilgilenmesi gerekmiyordu. Daha önemli şeyler yapacaktı... Dah sonra ortadan kayboldu. Mekanına gitmişti muhtemelen.
RP Dışı: toparlamak zorunda olduğumdan biraz kısa kestim kusura bakmazsınız.Birden ortadan kayboldunuz bir şekilde yetişmeliyim...
RP Dışı: toparlamak zorunda olduğumdan biraz kısa kestim kusura bakmazsınız.Birden ortadan kayboldunuz bir şekilde yetişmeliyim...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Soytarı On Kasabayı birden bire basan şövalyelerden beri oldukça durgunlaşmıştı. elemanlar bütün planlarını alt üst etmişti! Körolasıcalar diye düşündü içinden. Artık yeni plalnlar, yeni şakalar bulmalıydı. Yol boyunca neler yapacağını kafasında defalarca kurdu ve defalarca bozdu. Tapınağa gelene kadar susmuştu; ama suskunluğu tapınakta da devam etti. Ne yeniyetme zibilerle dalga geçerek ne de haşmetli tavırlarla etrafta dolanan seçilmişlerle konuşmamıştı. Hayatında - en azından hatırladığı kadarıyla- bu kadar çok susmamıştı soytarı. Seçilmişlere nasıl davaranacağı hakkında bir fikri de yoktu, her zaman nasıl davrandıysa öyle davranamazdı yoksa gerçekten çok kötü sonuçlar doğururdu bu kendisi için, hoş aslında adamların sinir küpü olmalarını izlemek çok
hoşuna giderdi ama ileriki safhalar pek eğlenceli olmazdı.
Kendini Bağdaş kurduğu yerden kaldırıp gerindi o sırada etrafına bakındı ve da deminki telaşeden eser kalmamıştı. Bu komik duruma hafif hafif gülerek tepki verdi. Etrafına bir bakındı ve boş boş dolandı bir süre ellerini arkasında kavuşturmuş bir şekilde.
O sırada kıyafetlerine baktı...sıradan bir ilüzyondan başka bir şey değildi aslında buna canı fena halde bozuldu. O kadar kıymet verdiği kiyafetleri dandirik bi çarpışmada paramparça olmuştu. Hoş o döğüş ölümüyle sonuçlanmıştı; ama ne olacaktı ki zaten yeni ve ilginç bi yere adımını attı. Sonra aklına geldi o şimdiki kiyafetini değiştirebilirdi ya! Elbette neden olmasındı ki. Kontrol tamamen ondaydı.
Kendi kendine düşünmeye başladı şöyle güzel ve modayada uygun olmalıydı her şeyi...
Bu sefer yeni bir şey deneyip yüzünü her zamanki kırmızı boyasından kurtarıp beyaz olmasını istedi hem böylece güzel ve sıralı(!) dişleri daha çok belli olurdu. BUnu geçince en önemli kısım olan kiyafetlere geldi.
Ã?ncelikle tepesinden beline kadar gelen saçlarının yeşil olmasını istedi çok açık bir yeşil...saçlarını elleri arasına aldı ve sonuçtan oldukça memnun kalmıştı. Ardınan bu yeşil renkle gidecek bir toka düşündü kendine ve küçük mor bir toka oldukça güzel olurdu onun için. Evet evet işte o da ordaydı küçük mor toka!
Soytarı bu olaya inanılmaz sevinmişti ve ince bir kahkaha attı. BAşka başka...eski kiyafetlerinin hatrına kırmızı ve siyah kare kare bir tulum oldukça güzel olurdu. Bunların üstüne de pofuduk bir gömlek tabii ki yine kırmızı ve siyah.
Ama bu sefer elleri açıkta kalmıştı. Ah evet onu da halletmek kolaydı. Sol eline saçıyla aynı renk, sağ eline de tokasıyla aynı renk bir çift eldiven. Aman aman pek de şıktı bu eldivenler ellerine de pek yakışmışlardı doğrusu. Sonrasında ise eldivenleri ile aynı renkte bir çift çizme gerekiyordu. Evet işte sağ ayağına eldiveni ve saçıyla uyumlu bir çizme ve sola ise tokası ve diğer eldiveni ile uyumlu mor bir çizme...ardından soytarı şişlerini beline takması için yeşilli kırmızılı bir kemere de ihtiyacı olduğunu hatırladı soytarı. Bir kaç saniye sonra şişleri uygun yerlere yerleştirmişti.
Kendini yenilenmiş hissediyordu soytarı...ama...bir tek şey eksikti bütünleyici tek bir unsur...
Parmağını şaklattı soytarı:
"TAbii ya!!!!" diye bağırdı. Bir pelerin. Arkasında beline kadar gelen bir tarafı kırmızı, bir tarafı siyah bir pelerin belirdi bir anda. SOytarı her zamaki şapkasını kafasına yerleştirdi ve zillere dokundu zillerin rahatsızlık verici tınısı kulağına müzik gibi gelmişti...
İşte şimdi tamamdı! Kendini capcanlı, fıkır fıkır hissediyordu; ama işin kötüsü etrafta kimseyi de göremiyordu bir türlü nereye gittikleri hakkında ise bir fikri yoktu adamın. O yüzden kendini tahtın yakınlarında bir yerde yer bıraktı ve tavanı izlemeye koyuldu.
Ne olduğunu anlamadan kendinden geçmişti bile. hatta ve hatta horluyordu da!!!
hoşuna giderdi ama ileriki safhalar pek eğlenceli olmazdı.
Kendini Bağdaş kurduğu yerden kaldırıp gerindi o sırada etrafına bakındı ve da deminki telaşeden eser kalmamıştı. Bu komik duruma hafif hafif gülerek tepki verdi. Etrafına bir bakındı ve boş boş dolandı bir süre ellerini arkasında kavuşturmuş bir şekilde.
O sırada kıyafetlerine baktı...sıradan bir ilüzyondan başka bir şey değildi aslında buna canı fena halde bozuldu. O kadar kıymet verdiği kiyafetleri dandirik bi çarpışmada paramparça olmuştu. Hoş o döğüş ölümüyle sonuçlanmıştı; ama ne olacaktı ki zaten yeni ve ilginç bi yere adımını attı. Sonra aklına geldi o şimdiki kiyafetini değiştirebilirdi ya! Elbette neden olmasındı ki. Kontrol tamamen ondaydı.
Kendi kendine düşünmeye başladı şöyle güzel ve modayada uygun olmalıydı her şeyi...
Bu sefer yeni bir şey deneyip yüzünü her zamanki kırmızı boyasından kurtarıp beyaz olmasını istedi hem böylece güzel ve sıralı(!) dişleri daha çok belli olurdu. BUnu geçince en önemli kısım olan kiyafetlere geldi.
Ã?ncelikle tepesinden beline kadar gelen saçlarının yeşil olmasını istedi çok açık bir yeşil...saçlarını elleri arasına aldı ve sonuçtan oldukça memnun kalmıştı. Ardınan bu yeşil renkle gidecek bir toka düşündü kendine ve küçük mor bir toka oldukça güzel olurdu onun için. Evet evet işte o da ordaydı küçük mor toka!
Soytarı bu olaya inanılmaz sevinmişti ve ince bir kahkaha attı. BAşka başka...eski kiyafetlerinin hatrına kırmızı ve siyah kare kare bir tulum oldukça güzel olurdu. Bunların üstüne de pofuduk bir gömlek tabii ki yine kırmızı ve siyah.
Ama bu sefer elleri açıkta kalmıştı. Ah evet onu da halletmek kolaydı. Sol eline saçıyla aynı renk, sağ eline de tokasıyla aynı renk bir çift eldiven. Aman aman pek de şıktı bu eldivenler ellerine de pek yakışmışlardı doğrusu. Sonrasında ise eldivenleri ile aynı renkte bir çift çizme gerekiyordu. Evet işte sağ ayağına eldiveni ve saçıyla uyumlu bir çizme ve sola ise tokası ve diğer eldiveni ile uyumlu mor bir çizme...ardından soytarı şişlerini beline takması için yeşilli kırmızılı bir kemere de ihtiyacı olduğunu hatırladı soytarı. Bir kaç saniye sonra şişleri uygun yerlere yerleştirmişti.
Kendini yenilenmiş hissediyordu soytarı...ama...bir tek şey eksikti bütünleyici tek bir unsur...
Parmağını şaklattı soytarı:
"TAbii ya!!!!" diye bağırdı. Bir pelerin. Arkasında beline kadar gelen bir tarafı kırmızı, bir tarafı siyah bir pelerin belirdi bir anda. SOytarı her zamaki şapkasını kafasına yerleştirdi ve zillere dokundu zillerin rahatsızlık verici tınısı kulağına müzik gibi gelmişti...
İşte şimdi tamamdı! Kendini capcanlı, fıkır fıkır hissediyordu; ama işin kötüsü etrafta kimseyi de göremiyordu bir türlü nereye gittikleri hakkında ise bir fikri yoktu adamın. O yüzden kendini tahtın yakınlarında bir yerde yer bıraktı ve tavanı izlemeye koyuldu.
Ne olduğunu anlamadan kendinden geçmişti bile. hatta ve hatta horluyordu da!!!
Sensei atından yere düşmesiyle bir an için ne olduğunu tam olarak algılayamamıştı, ilk atına baktı. Atın kızıl gözlerinden kan akıyordu, çığlıkları tiksinti vericiydi, sensei ata doğru yaklaşarak, onu kontrol etti. Atın ayağının çok kötü bir şekilde kırılmıştı, iyileşmesinin imkanız olduğu her halinden belliydi. Sensei atının başını okşamaya başladı.
-- Benim için yeterince çalıştın, beni uzun bir süre taşıdın. Mükafatını en iyi şekilde alacaksın.
Sensei sırtındaki kınında bulunan zümrüt kılıcını çıkardı. Tanrısına dua etmeye başladı, kılıcını havaya kaldırırarak son sözleri söyledi...
-- Ruhlar Yeminer'e, bedenler toprağa!!!
Kılıcını atın boynuna geçirdi, atın boynu tek bir darbeyle bedeninden ayrıldı, atın parlak kırmızı akan kanı toprağa karışmaktaydı.
Sensei arkasında karanlıklar içinde belirmekte olan çift kanatlı kapıya baktı, kılıcını kınına soktu. Arasından parlak sarı bir ışığın sızmakta olduğu kapıya baktı. Etrafında yayılan gücü hissetmekteydi.Yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi. Kapıya doğru ilerlerken aynı anda Efendisi'ne dua etmekteydi.
Kapıdan etrafa yayılan güç inanılmaz büyüklükteydi. Sensei aradığı yere gelmiş olabileceğini düşünüyordu...
-- Benim için yeterince çalıştın, beni uzun bir süre taşıdın. Mükafatını en iyi şekilde alacaksın.
Sensei sırtındaki kınında bulunan zümrüt kılıcını çıkardı. Tanrısına dua etmeye başladı, kılıcını havaya kaldırırarak son sözleri söyledi...
-- Ruhlar Yeminer'e, bedenler toprağa!!!
Kılıcını atın boynuna geçirdi, atın boynu tek bir darbeyle bedeninden ayrıldı, atın parlak kırmızı akan kanı toprağa karışmaktaydı.
Sensei arkasında karanlıklar içinde belirmekte olan çift kanatlı kapıya baktı, kılıcını kınına soktu. Arasından parlak sarı bir ışığın sızmakta olduğu kapıya baktı. Etrafında yayılan gücü hissetmekteydi.Yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi. Kapıya doğru ilerlerken aynı anda Efendisi'ne dua etmekteydi.
Kapıdan etrafa yayılan güç inanılmaz büyüklükteydi. Sensei aradığı yere gelmiş olabileceğini düşünüyordu...
Gitarım Aşkım... My Guitar My Soul...
Atın müthiş miktardaki kanı toprağı sularken, Katliam Tanrısı'nın tapınağının kapısı adeta kalp atışları gibi parlamaya başladı. Atın vücudundaki canın dışarı akmasıyla cehennem rünleri tempo tutuyordu adeta... Sensei kulaklarında ölümsüzlerin ve ölülerin anlamsız fısıltılarını işitti...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Sensei kapının açık aralığından sızan ışığa doğru yavaş adımlarla hareket etmekteydi, ışığa yaklaştıkça, üzerine yüklenen gücün büyüklüğünü hissediyordu. Yürürken aynı zamanda Yeminer'e de dua etmekteydi. Kapıdan içeriye girerken ışığın tüm vücudunu ölü eller gibi sardığını hissetmekteydi. İçeride uzun bir koridor vardı, sonunu görmek imkansızdı, ama sadece tek bir şey vardı,m koridorun görülebilen en uzak yerinden ürpertici bir ışık yayılıyordu. Sensei holdeki duvalara baktı, kızıl bir şekilde yanan bu rünler , bakıldığı anda cehennemin korkunç gücü hissedilebiliyordu, kızıl yanan rünler sanki ona yol gösteriyordu. İlerledikçe sensei sağında ve solunda tüm koridor boyunca dizilmiş olan korkunç heykellere bakıyordu. Hepsi birbirinden farklıydı ama tek şeyi anlatıyorlardı, tek şeyi hissettiriyorlardı, kaosu... Kaos tarafından her biri ayrı ayrı şekillendirilmişti.Sensei buranın daha da ilginçleştiğini farkediyordu. Yüzünde şeytani bir gülümsemeyle yoluna ilelemeye devam etti. Tanrısı'na dua ederken , yeşil gözleri etrafı süzmekteydi. Koridorun sonu olarak görünen bölgede dev nöbetçiler, gözlerini koridorun sonunda doğru dikmiş ellerinde devasal silahlarıyla sanki birini bekliyorlar ve girişi koruyorlardı. Yüzlerinde hiç bir ifade yoktu, ama kızıl bir şekilde parlayan gözlerinden kaosun gücünü hissetmek mümkündü.Sensei bu nöbetçilerin yanından dikaktlice geçiyordu. İleriye baksalar bile gözlerinin gerçekte sensei'nin üzerinde olduğu hissediliyordu. Sensei onları arkada bıraktıktan sonra , bir hole çıktı. Bu diğerlerinden daha genişti. Orasında büyük bir havuz vardı. İçinde kokusunu tüm benliğinde hissetmekte zorlanmadığı kan vardı. Kan bir kaosla biçimlendirilmiş dev bir heykelin ağzından ve ona havuza bakan el ayalarınıdan akmaktaydı. Sensei bu durum karşısında adeta mest olmaşutu, açlık tüm bedenini havuza doğru yöneltiyordu. Havuza yaklaştıkça ileride kara zırhları içinde ona dikkatle bakan iki death knight gördü.Sensei onları dikkate almadan kan havuzuna doğru ilerledi.Açlık tüm bedenini sarmıştı. Ellerini kana sokarak çıkardı. Tıslamaya benzer bir ses çıkarıd, dişlerini gösterdi. Elllerindeki kanı diliyle yalamaya başladı bunu yaparken hayvanlara özgü selser iniltiler çıkarmaktaydı...
Gitarım Aşkım... My Guitar My Soul...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
