Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Miria oturduğu yerden kalktı etraftaki koşuşturmaların yoğunluğuna baktı. Ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydi etrafına baktı uzakta bir ahırda 3 kişi gördü bunlardan birisi kadındı. Hatta omzu yaralıydı galiba sargı vardı o tarafa doğru yöneldi aralarındaki konuşmaları duyabiliyordu. Artık yanlarına geldiğinde konuşmalar kesilmişti. Miria "korkmayın ben size zarar vermek için gelmedim sadece bu olup bitenlerin ne olduğunu öğrenmek ve size yardım etmek istiyorum çünkü geçmişimde bende çok acı çektim..." dedi.
///Edit by Raistlin. 3 kişi gördün. Tudor ve Romedahl beraber dolaşıyorlar. Biraz önce Esen'le buluştular (ve de ahırdalar).
///Edit by Raistlin. 3 kişi gördün. Tudor ve Romedahl beraber dolaşıyorlar. Biraz önce Esen'le buluştular (ve de ahırdalar).
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor'un öfkesi bir nebze dahi dinmemişti. 'Madem karşıma çıkacak cesaretin yok seni aşağılık; öyleyse saklandığın deliğie ben geliyorum!!! Sana istediğini vereceğim, şimdilik...' Tenthor arkasını dönüp etrafına baktı. İki gün evvel handa gördüğü soytarı kılıklı kendisine yakın duruyordu, onlardan ilerdeyse seçemediği bir grup silüet vardı. Tenthor eli kılıcının kabzasında garip kıyafetli soytarıya doğru ilerledi...
Andero bir elinde kılıcı, diğer elinde kalkanı gözlerini bugbeardan ayırmadan anlatılanları dinliyordu sadece. Aslında çoğu sözcüğü kaçırıyordu. Konsantrasyonunu sözlere değil bugbeara yöneltmişti. Rakibinden gelecek herhangi bir hamleye hazırlıklıydı her ne kadar uzak da olsalar. Bugbear'ın sözlerini dinledi. "Grubu bölmeye çalışıyor." diye düşündü. Bu gruba birinin daha girmesini istemiyordu ama gruptan birinin çıkmasını da istemiyordu. Bugbear sinirlerini bozmaya başlamıştı. Sonra Brenne'in yavaşça ayrılmaya başladığını gördü göz kenarıyla. Sonra, bugbearın son sözünden sonra, Brenne'in durduğunu ve onlara baktığını gördü. Sonra Efla konuştu. Andero Efla'ya bakmadı.
-Onunla konuşmana gerek yok Efla. Nasıl bir neden gösterdiğinin hiçbir önemi yok. Etrafımda zaten yeterince tanımadığım insan var. Bir bugbear çekecek halde de değilim. Sırtımı daha kaç kişiden korumam gerekli? Burada sırtımı korkmadan dönebileceğim sadece iki kişi var. Hayır. Bir bugbear çekemem. dedi. Konuşma boyunca gözlerini bugbeardan ayırmamıştı.
-Git buradan ve bu grubu rahat bırak. diye bağırdı bugbeara. Zaman kaybediyorlardı. Kılıcını daha sıkı kavradı, kalkanını düzeltti gerekirse diye. Gerekmeyeceğini umuyordu. Bu işi konuşarak halledebilirlerdi. Zira karşılarındaki bugbear kendi ırkı için oldukça zeki görünüyordu.
-Onunla konuşmana gerek yok Efla. Nasıl bir neden gösterdiğinin hiçbir önemi yok. Etrafımda zaten yeterince tanımadığım insan var. Bir bugbear çekecek halde de değilim. Sırtımı daha kaç kişiden korumam gerekli? Burada sırtımı korkmadan dönebileceğim sadece iki kişi var. Hayır. Bir bugbear çekemem. dedi. Konuşma boyunca gözlerini bugbeardan ayırmamıştı.
-Git buradan ve bu grubu rahat bırak. diye bağırdı bugbeara. Zaman kaybediyorlardı. Kılıcını daha sıkı kavradı, kalkanını düzeltti gerekirse diye. Gerekmeyeceğini umuyordu. Bu işi konuşarak halledebilirlerdi. Zira karşılarındaki bugbear kendi ırkı için oldukça zeki görünüyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Sinirler gerilmişti. Demek ki kimse birbirine güvenmiyordu... Bunu öğrendiği iyi olmuştu. Sırıtarak konuştu; "Kimseye benimle gelmesini söylemedim. Kimseyle gideceğimi de söylemedim. KAfanızdan bir şeyler uydurup saçmalamayın..." Efla'ya bakarak konuşuyordu. "Amacınızı öğrenmeye geldim... Hiç biriniz tekin tipler değilsiniz... şu nehiri geçemeden hepiniz birbirinizi öldürürsünüz... Sizin aranızda durmam zaten..."
Sırıttı; "Özellikle de şunun... Rezil!" dedi gardını almış olan adama bakarak. "Sağdakinin soldakinin kuklası olmuş..."
Baltalarından sadece birini çıkarıp iki eliyle kavradı, adamın tavırları üzerine. "Bana karşı konuşmalarına dikkat et ufaklık... Sadece cevaplar arıyorum. Ben kendiminkileri buldum ve sizin aptallıklarınıza da HİÃ? ihtiyacım yok... Sadece size dair sorularıma cevap vereceksiniz... O kadar!"
Böcayının yüzü, artık ne salak görünüyordu, ne de sırıtıyordu... Daha çok tehditkar bir ifade almıştı bunların yerini...
Grup çözülüyordu... Az kalmıştı...
Türklider...
Andero bugbearın anlattıklarını dinledi. Sonra bir süre durdu. Ardından büyük bir kahkaha koyverdi. Kahkahası kasvetli topraklarda yankılandı bir süre. Sonra yavaşça kendine geldi. Tekrar pozisyon aldı. Konsantrasyonunu sağladı. Hala gülümsüyordu. Bugbeara baktı.
- Daha senin neden burada olduğundan haberin yok. Etrafını incelemekten ve analiz etmekten acizsin. Konuşmasını bilmiyorsun. Etkileyici konuşmanın her yerde herkesi iğnelemek olmadığını bilmiyorsun. İstediğin kadar konuş bugbear. Nefesini boşa harcıyorsun. Defol git buradan ve bizi rahat bırak.
Artık sonucu görebiliyordu Andero. Üzerindeki hakimiyeti sıkılaştırdı. Yan gözle Efla'ya baktı. Dostuna. Bunca yılın onlara verdiği iletişim gücünün ne kadar işe yarar olduğunu anlayacaklardı. Burada ölebileceğini biliyordu. Ama bu, ıstıraplarının sonu olacağından onun için bir ödül olurdu. Bu yüzden rahattı. Ölümden korkmuyordu. Zira hayatında çektiğinden daha fazla acıyı ölümünde çekeceğini zannetmiyordu. Bugbear'a ve elindeki baltaya baktı. Vücudunun karıncalandığını hissetti. Nihayet, uzun bir aradan sonra, onuru ve kendi için savaşabilecekti.
- Daha senin neden burada olduğundan haberin yok. Etrafını incelemekten ve analiz etmekten acizsin. Konuşmasını bilmiyorsun. Etkileyici konuşmanın her yerde herkesi iğnelemek olmadığını bilmiyorsun. İstediğin kadar konuş bugbear. Nefesini boşa harcıyorsun. Defol git buradan ve bizi rahat bırak.
Artık sonucu görebiliyordu Andero. Üzerindeki hakimiyeti sıkılaştırdı. Yan gözle Efla'ya baktı. Dostuna. Bunca yılın onlara verdiği iletişim gücünün ne kadar işe yarar olduğunu anlayacaklardı. Burada ölebileceğini biliyordu. Ama bu, ıstıraplarının sonu olacağından onun için bir ödül olurdu. Bu yüzden rahattı. Ölümden korkmuyordu. Zira hayatında çektiğinden daha fazla acıyı ölümünde çekeceğini zannetmiyordu. Bugbear'a ve elindeki baltaya baktı. Vücudunun karıncalandığını hissetti. Nihayet, uzun bir aradan sonra, onuru ve kendi için savaşabilecekti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne şiddetlenen tartışma karşısında memnuniyetsizlik hissetti.O tarafa yaklaştı.Elleri yavaşça büyü komponentlerine uzandı.Her an çıkabilecek bir savaşta saldırmaya hazırdı.
-Seninleyim Andero ölmeyi hakediyor.
diye fısıldadı.Bu sözün yeterli olmasını umuyordu.Aslında bu savaşı kimin kazanacağı Brenne yi ilgilendirmiyordu ama bu böcayıya karşı içinde büyüyen nefret ve söylediği sözlerle içinde uyandırdığı o tanıdık intikam duygusu yine Brenne yi etkisi altına aldı.
Sonra bu böcayı neye güveniyor diye düşündü o her neyse ölümüne neden olacaktı.
-Seninleyim Andero ölmeyi hakediyor.
diye fısıldadı.Bu sözün yeterli olmasını umuyordu.Aslında bu savaşı kimin kazanacağı Brenne yi ilgilendirmiyordu ama bu böcayıya karşı içinde büyüyen nefret ve söylediği sözlerle içinde uyandırdığı o tanıdık intikam duygusu yine Brenne yi etkisi altına aldı.
Sonra bu böcayı neye güveniyor diye düşündü o her neyse ölümüne neden olacaktı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Efendisinin neler düşündüğünü neler yapabileceğini hissedebiliyordu Kharon. Kötü bişeyler. Bu Böcayı etrafa huzursuzluk yayıyordu ve Kharon bunun kokusunu alabiliyordu.
Efendisinin yardıma ihtiyacı olabilirdi. Babasının ardında birini daha öldürmek... Ah ne güzel bir duygudur öldürmek. Ne büyük haz, zevklerin en güzeli. Kıpkırmızı gözlerini dahada kısarak sessiz ama hızlı adımlarla gruba yaklaştı. Olası bir saldırıda Efendi büyücüye zarar gelmemesi için bütün gücünü kullanabilirdi.
Warhammerını sıkıca kavrayarak sessizliğini korudu, her an saldırmaya hazır vahşi bir hal aldı. Nefes alış verişlerini kontrol edemiyordu.
Tek bir aksi haraket saldırısını tetikleyecekti.
Artık gruba çok daha yakındı...Ve Efendisine
Efendisinin yardıma ihtiyacı olabilirdi. Babasının ardında birini daha öldürmek... Ah ne güzel bir duygudur öldürmek. Ne büyük haz, zevklerin en güzeli. Kıpkırmızı gözlerini dahada kısarak sessiz ama hızlı adımlarla gruba yaklaştı. Olası bir saldırıda Efendi büyücüye zarar gelmemesi için bütün gücünü kullanabilirdi.
Warhammerını sıkıca kavrayarak sessizliğini korudu, her an saldırmaya hazır vahşi bir hal aldı. Nefes alış verişlerini kontrol edemiyordu.
Tek bir aksi haraket saldırısını tetikleyecekti.
Artık gruba çok daha yakındı...Ve Efendisine
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Brenne uzakları göremiyordu ama yakınlarda tanıdık bir enerji hissetti.Tıpkı sırtında kılıçla hana giren adamdan hissettiği aynı enerjiydi bu.Yakınlardan geliyordu ama Brenne tam yerini hissedemedi.Yalnız olmadığını hissetti,bu olabilirmiydi.Acaba sırtında kılıç olan o adam mı gelmişti ya da bir başkası.Sonra aklına han kavgası geldi.Yarı ork geldi.Olabilir diye düşündü ama yine de yüksek bir olasılık olarak görmedi.Konsantrasyonunu tekrar sağladı ve önündeki olası savaşa odaklandı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Gelen adam baktı soytarı bağdaş kurmuş otururken. Elleri ile ayaklarını kavramıştı ve bir öne bir arkaya yavaşça sallanıyordu.
"Selamlar beyefendi...aaa seni tanıyorum! sen handaki zibidilerden birisin öyle değil mi? Evet evet öyle! Gel yanıma senle şu diğer manyakları izleyelim. Hayrola elin mi kanıyor senin? neden böyle bir şey yaptın? Yoksa akli dengen mi bozuk?" Kafasını geriye atarak büyük bir kahakaha atmaya başladı...
"Selamlar beyefendi...aaa seni tanıyorum! sen handaki zibidilerden birisin öyle değil mi? Evet evet öyle! Gel yanıma senle şu diğer manyakları izleyelim. Hayrola elin mi kanıyor senin? neden böyle bir şey yaptın? Yoksa akli dengen mi bozuk?" Kafasını geriye atarak büyük bir kahakaha atmaya başladı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor bağdaş kurmuş ileri geri sallanan şaklabanı süzdü. Adam her sallandığında kıyafetindeki sayısız zil rahtsız edici bir şekilde şıngırdıyordu. Soytarı görünüşlü adam ukala ve rahatsız edici bir ses tonuyla bir şeyler söyledi. Tenthor adama bir daha baktı, ağzından hiçbir şey çıkmaksızın, kılıcını çekip doğruca şaklabanın göğsüne doğru hamle etti...
"Kesin bu tartışmayı" diyerek beklenmedik bir şekilde bağırdı.Grup içinde herhangi bir kavga veya tatsızlık istemiyordu "Ne için tartıştığınızı bile bilmiyorsunuz". sinirlerini kontrol altında tutmaya çalışıyordu,Bakışlarını kılıcı elinde hazır bir şekilde bekleyen Anderoya çevirdi "Andero lütfen biraz bekleyin,bırakın Ezakiel'le ben konuşayım".Böcayıya bir iki adım daha yaklaştı.Böcayının bu davranışlarından sonra ona güvenmek konusunda emin olamıyordu.Hatta karşısındakinin Ezakiel olmadığına bile yemin edebilirdi,ama o sırıtışlar ezakiel den başka bir böcayıya ait değildi...
"Söyle bana,neden oraya gitmemizi engelliyorsun" eliyle nehrin karşısını gösteriyordu "Birşeyler gördüğünü söyledin ,Tehlikeli şeylermi? biz zaten bunu biliyoruz ben bir söz verdim ve bu sözden böyle bu şekilde ayrılamam ama bildiklerini paylaş beynindeki düşünceleri anlamak gerçekten çok zor" gözleri Thlyrotel'i aradı hemen arkasındaydı,en azından sırtını güvenle dönebileceği biri vardı, sonra yanıt beklercesine tekrar böcayıya baktı.
"Söyle bana,neden oraya gitmemizi engelliyorsun" eliyle nehrin karşısını gösteriyordu "Birşeyler gördüğünü söyledin ,Tehlikeli şeylermi? biz zaten bunu biliyoruz ben bir söz verdim ve bu sözden böyle bu şekilde ayrılamam ama bildiklerini paylaş beynindeki düşünceleri anlamak gerçekten çok zor" gözleri Thlyrotel'i aradı hemen arkasındaydı,en azından sırtını güvenle dönebileceği biri vardı, sonra yanıt beklercesine tekrar böcayıya baktı.
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
- "Adınızı hiç söylemeyeceğinizi sanıyordum Esen" dedi gülümseyerek Tudor. İlk karşılaşmalarında olumsuz havanın verdiği etkiyle kadının güzelliğin fark edemeyen Tudor bin anda bu kadının ne kadar güzel olduğunu fark etti. Hala acele gitmesinin gerekli olduğundan bahseden ve endişeli tavırlarından bir şey kaybetmeyen Esen"e sordu "Bizi biraz bilgilendirebilir misiniz? Nereye gidiyoruz? ve bizi ne gibi tehlikeler bekliyor? Sakın korktuğumu sanmayın, sadece nasıl bir şeyin içine girmek üzere olduğumuzu bilmek istiyorum. Savaşmayı çok sevdiğimi beni tanıyan herkes iyi bilir. He he.."..
Only God can Judge me!
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla..."Ölmeyi kimin hakettiğine bırak kader karar versin şerefsiz..." Cüppelinin her hareketine dikkat ediyordu ve açıkça adamın yanına gidip fısıldıyordu. Bunun gibi ölümcül bir ipucunu dinlemeyecek kadar aptal değildi. Baltasını tehditkar bir ifade ile kaldırdı. "şimdi derdim siz değilsiniz..."
Yayını hazır tutan elfe bakarak "Sen rahibeyi böyle mi koruyorsun? Heh! Elflerin onurlu olabileceğini bir an için bile düşünmekle hata ettim... Sen ne rahibeyi korursun ne de bir işe yararsın..."
"Ã?ekil rahibe... Sen de bozulmuşsun... Sandığım gibi temiz ve iyi değilmişsin..." ardından sadece kendisinin duyacağı kadar kısık, hatta içten içe fısıldadı. Dudakları dahi oynamamıştı neredeyse.. "Ya da umduğum gibi..."
Yüzünde sitemkar bir ifade ile baltasını yerine koydu. "Gidin... Size mani olmayacağım... Ne b*k yerseniz yiyin... Zaten burnunuz kurtulmayacak... Klavuzunuza bakın. Karga! Yüzünü bile sizden gizliyor. Siz de böyle bir adamı takip ediyorsunuz... Gidin... Bu saatten sonra size yapabileceğim hiç bir şey kalmadı..."
Ellerini iki yana açtı. Yüzünde pes etmiş bir ifade vardı. "Gidin...Ama tek kelime daha etmeyin!"
Türklider...
Thlyrotel, olanları sessizce izliyordu, her dakika artan gerilimde elf'i etkiliyordu şüphesiz, tüm bunların yanında, karşısındakini tanıyor olması elf'i daha önce hiç yaşamadığı bir ikilemin içine sürüklüyordu...
Kaskatı kesilmiş bedeni, yapılacak en ufak bir yanlış hareketi bekliyordu, orda Lysana'ya hasar verecek en ufak hareket... elf'in hiddeti ile son bulacaktı...
"Sen rahibeyi böyle mi koruyorsun? Heh! Elflerin onurlu olabileceğini bir an için bile düşünmekle hata ettim... Sen ne rahibeyi korursun ne de bir işe yararsın..."
Ã?ekil rahibe... Sen de bozulmuşsun... Sandığım gibi temiz ve iyi değilmişsin..."
Böcayı'nın sözleri gurur kırıcıydı ve elf'i öfkelendirmişti, ama gururunu dizginlemeyi bilirdi, duygularını disipline etmeyi öğrenmişti bu uzun yıllarda, ve ne olursa olsun elf.. bu kavganın olmaması için herşeyi yapacaktı.. Böcayı'ya azda olsa güveniyordu çünkü..
Kaskatı kesilmiş bedeni, yapılacak en ufak bir yanlış hareketi bekliyordu, orda Lysana'ya hasar verecek en ufak hareket... elf'in hiddeti ile son bulacaktı...
"Sen rahibeyi böyle mi koruyorsun? Heh! Elflerin onurlu olabileceğini bir an için bile düşünmekle hata ettim... Sen ne rahibeyi korursun ne de bir işe yararsın..."
Ã?ekil rahibe... Sen de bozulmuşsun... Sandığım gibi temiz ve iyi değilmişsin..."
Böcayı'nın sözleri gurur kırıcıydı ve elf'i öfkelendirmişti, ama gururunu dizginlemeyi bilirdi, duygularını disipline etmeyi öğrenmişti bu uzun yıllarda, ve ne olursa olsun elf.. bu kavganın olmaması için herşeyi yapacaktı.. Böcayı'ya azda olsa güveniyordu çünkü..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Andero bugbearın aniden tavır değiştirmesi üzerine kaşlarını çattı hafifçe. Aklında bir şeyler olduğu belli idi. Hiçbir canlı bu kadar çabuk fikir değiştirmezdi. Andero kararını verdi.
-Arkamda beni gece vakti bıçaklayacak birini bırakmaya niyetim yok. Bu iş çok uzadı. dedi. Kafasını arkaya doğru sağa ve sola sallayarak Efla ve Brenne'e geri çekilmelerini işaret etti. Sonra kılıcını kaldırdı ve 3 kere kalkanına vurdu. Gel bakalım bugbear. Gel de hatanı anla.
-Arkamda beni gece vakti bıçaklayacak birini bırakmaya niyetim yok. Bu iş çok uzadı. dedi. Kafasını arkaya doğru sağa ve sola sallayarak Efla ve Brenne'e geri çekilmelerini işaret etti. Sonra kılıcını kaldırdı ve 3 kere kalkanına vurdu. Gel bakalım bugbear. Gel de hatanı anla.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
