Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Efla şaşkınlığını attıktan sonra büyüsüne başlayabildi. Çok ani verilmiş bir karardı fakat kararsızlık daha kötü sonuçlara yol açabilirdi. Sözleri haykırdı ve ellei havada gezdi. Büyü oluşuyordu. Mavi ışıklar yoğunlaştı. Sonunda Efla'nın elinden bir yıldırım çıktığı görüldü. Yıldırım Kharon'a çartptı ve bedeninde ışıldadı. Bu yıldırım Kharon'un bedeninin kasılmasına neden olsa bile onu durduramadı, deliye dönmüştü.
Daha sonra içeriye giren şeyi hissetti. Gözle görülebilecek elle dokunulabilecek birşey değildi. Sanki bir enerji dalgası geçiyordu. Ã?rpertici bir rüzgar gibi. Hancı ve çocuğu küle dönmüştü. Manzara iğrençti. Bu rüzgar korku getirmişti, ölüm getirmişti ama güç de getirmişti. Garip bir şekilde kendini güçlü hissetmesine neden oldu Efla'nın. Midesi bulanıyordu. Bu sırada Kharon'un da küle dönüşmüş şekilde yerde yattığını fark etti. Hanı et kokusu sarmıştı. Miğde bulantısı arttı. Bir rüya gibi geldi olanlar, sanki gerçekte yaşanmamış gibi. Gözlerini yumdu ve tekrar açtığında gerçek olduğuna inandı. Bir savaş olmuştu, birileri ölmüştü... Ve kendisi de katılmıştı bu savaşa. Daha önce de can almıştı. Ama olanlara hayret etti. Herkes bir anda savaşa girmişti. Bu kargaşa da neyin nesiydi. Kan dökülüyor, can alınıyordu. Tam bir kaos hakimdi handa. Bunu düşününce "KAOS" sözcüğü yankılandı beyninde. Bütün bu olanlar bir amaç için miydi? Bilmediği bir iradenin olaylara hakim olduğu gerçeği Efla'nın ruhuna başka bir darbe gibi indi. Ruhu acı çekiyordu. Mide bulantısı da düşüncelerle birleştikçe arttı.
Kendini handan dışarı atmaya çalıştı. Apar topar ayağa kalktı. Aayağı neredeyse cübbesine takılacaktı. Handan çıkabildi. Dışarıda birkaç adım atabildi ardından yere çöktü. Midesinde ne varsa dışarı çıktı. Bu geçici bir rahatlama hissi verse de kalıcı olan çok şey vardı.
Birden aklında Andero ile Majenta'nın bir resmi belirdi. Ne olduğunu anlayamadı ama ruhunun çektiği acı arttı. Birşeyler olduğunu hissetti. Dehşetle doldu yeniden. Ayağa doğruldu. Beyni eriyor, ruhuna türlü işkenceler yapılıyordu sanki. Ayağa doğruldu. Ayağa doğrulmasını sağlayan başka birşey vardı sanki. Ellerini yumruk yapıp havaya kaldırdı. Gözlerini kapatıp suratını gökyüzüne çevirdi. Ã?ıkarabileceği bütün sesle haykırdı. "YETEEEEEEEEER"
Daha sonra içeriye giren şeyi hissetti. Gözle görülebilecek elle dokunulabilecek birşey değildi. Sanki bir enerji dalgası geçiyordu. Ã?rpertici bir rüzgar gibi. Hancı ve çocuğu küle dönmüştü. Manzara iğrençti. Bu rüzgar korku getirmişti, ölüm getirmişti ama güç de getirmişti. Garip bir şekilde kendini güçlü hissetmesine neden oldu Efla'nın. Midesi bulanıyordu. Bu sırada Kharon'un da küle dönüşmüş şekilde yerde yattığını fark etti. Hanı et kokusu sarmıştı. Miğde bulantısı arttı. Bir rüya gibi geldi olanlar, sanki gerçekte yaşanmamış gibi. Gözlerini yumdu ve tekrar açtığında gerçek olduğuna inandı. Bir savaş olmuştu, birileri ölmüştü... Ve kendisi de katılmıştı bu savaşa. Daha önce de can almıştı. Ama olanlara hayret etti. Herkes bir anda savaşa girmişti. Bu kargaşa da neyin nesiydi. Kan dökülüyor, can alınıyordu. Tam bir kaos hakimdi handa. Bunu düşününce "KAOS" sözcüğü yankılandı beyninde. Bütün bu olanlar bir amaç için miydi? Bilmediği bir iradenin olaylara hakim olduğu gerçeği Efla'nın ruhuna başka bir darbe gibi indi. Ruhu acı çekiyordu. Mide bulantısı da düşüncelerle birleştikçe arttı.
Kendini handan dışarı atmaya çalıştı. Apar topar ayağa kalktı. Aayağı neredeyse cübbesine takılacaktı. Handan çıkabildi. Dışarıda birkaç adım atabildi ardından yere çöktü. Midesinde ne varsa dışarı çıktı. Bu geçici bir rahatlama hissi verse de kalıcı olan çok şey vardı.
Birden aklında Andero ile Majenta'nın bir resmi belirdi. Ne olduğunu anlayamadı ama ruhunun çektiği acı arttı. Birşeyler olduğunu hissetti. Dehşetle doldu yeniden. Ayağa doğruldu. Beyni eriyor, ruhuna türlü işkenceler yapılıyordu sanki. Ayağa doğruldu. Ayağa doğrulmasını sağlayan başka birşey vardı sanki. Ellerini yumruk yapıp havaya kaldırdı. Gözlerini kapatıp suratını gökyüzüne çevirdi. Ã?ıkarabileceği bütün sesle haykırdı. "YETEEEEEEEEER"
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
öylece oturduğu sandalyeden ayağı kalktı '' kharon '' diyebildi
Gördüğü yüzlerce ölünün hiçbiri tekrar ayağı kalkmamıştı. bu oğluydu ama gözleri eskisi kızıl alev rengi değildi sanki
belkide acıdan dolan gözleri kırmızıyı bozuyordu.
sonra elfe baktı.
''şimdi daha acil işlerim var elf'' diyebildi
oğluna doğru yürürken ''belki sonra'' sözleri ağzından döküldü.
Gördüğü yüzlerce ölünün hiçbiri tekrar ayağı kalkmamıştı. bu oğluydu ama gözleri eskisi kızıl alev rengi değildi sanki
belkide acıdan dolan gözleri kırmızıyı bozuyordu.
sonra elfe baktı.
''şimdi daha acil işlerim var elf'' diyebildi
oğluna doğru yürürken ''belki sonra'' sözleri ağzından döküldü.
MelkorTR
Defender of GAİA
Defender of GAİA
Tüm istediği bu yaşanan olayların bir an önce son bulmasıydı. Ve son ne şekilde olacaksa bir an önce olmalıydı. Gözlerinde öfkenin pırıltılar vardı, ve karşısında kimin durduğu onun için artık önemli değildi...
Tam artık burda olanlara bir son vermek için hamlesini yapacakken, yıkılmış ve yanmış han kapısından içeri ork girmişti. Yerde yatan yarı orkun babası. İçinden iğrenme geçti... Nede olsa arkasından bıçaklamıştı onu. Hana yeni gelmiş olan başka birine oğlunu diriltmesi için yalvarıyordu. Saniyeler gibi kısa bir sürede olanlar olmuştu. Yerde yanmış ve ölü olan yarı ork sanki hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkmıştı. Gözlerine baktı. Hayır sen o değilsin !!! Bunları kendine söylemişti. Han birden sessizliğe büründü. şimdi neler olacak ne yapmalıyım. Neden biri bir şey söylemiyor. Sessiz ve kimsenin duymadığı bu yakarışı kendi içinde bastırdı.
Tam artık burda olanlara bir son vermek için hamlesini yapacakken, yıkılmış ve yanmış han kapısından içeri ork girmişti. Yerde yatan yarı orkun babası. İçinden iğrenme geçti... Nede olsa arkasından bıçaklamıştı onu. Hana yeni gelmiş olan başka birine oğlunu diriltmesi için yalvarıyordu. Saniyeler gibi kısa bir sürede olanlar olmuştu. Yerde yanmış ve ölü olan yarı ork sanki hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkmıştı. Gözlerine baktı. Hayır sen o değilsin !!! Bunları kendine söylemişti. Han birden sessizliğe büründü. şimdi neler olacak ne yapmalıyım. Neden biri bir şey söylemiyor. Sessiz ve kimsenin duymadığı bu yakarışı kendi içinde bastırdı.
Kharon Ayağa kalktığında etrafındakilere birdaha göz attı. şu an şaşkınlık içinde kendisine bakanlar sanki birkaç dakika önce kendine bunu yapmamış gibi bakıyorlardı ona...
Artık ne bunları nede karşısındakileri düşünmeye gücü kalmamıştı. Kendini eskisinden daha güçlü hissediyordu.
Sanki hiç birşey olmamış gibi kimseyi umursamadan. O'nu gördü kendine bakıyordu. Uğruna kendinden vazgeçtiği barbar kadın yanına gittiğinde korku dolu bakışlarla Kharon'a bakıyordu. şimdi herşey daha farklı geliyordu.
Barbar kadına arkasına dönerek içeridekilere:
"Benim adım KHARON" yerden warhammerını alarak. "Emrinizdeyim!!"
Sonra barbar kadına dönerek: "Bana yardımcı olacağını biliyorum ve seni hep yanımda istiyorum!!" diyerek hanın ortasında duran warhammerını aldı.
Sonra babasına dönerek : "Yapacağın her neyse bir an önce son ver!!!"...
///Edit by Raistlin: Kharon'un son görünüşü aşağıdaki gibidir. Ölmeyen olduğu gayet açıkça fark ediliyor.

Artık ne bunları nede karşısındakileri düşünmeye gücü kalmamıştı. Kendini eskisinden daha güçlü hissediyordu.
Sanki hiç birşey olmamış gibi kimseyi umursamadan. O'nu gördü kendine bakıyordu. Uğruna kendinden vazgeçtiği barbar kadın yanına gittiğinde korku dolu bakışlarla Kharon'a bakıyordu. şimdi herşey daha farklı geliyordu.
Barbar kadına arkasına dönerek içeridekilere:
"Benim adım KHARON" yerden warhammerını alarak. "Emrinizdeyim!!"
Sonra barbar kadına dönerek: "Bana yardımcı olacağını biliyorum ve seni hep yanımda istiyorum!!" diyerek hanın ortasında duran warhammerını aldı.
Sonra babasına dönerek : "Yapacağın her neyse bir an önce son ver!!!"...
///Edit by Raistlin: Kharon'un son görünüşü aşağıdaki gibidir. Ölmeyen olduğu gayet açıkça fark ediliyor.

Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Thlyrotel yalpalayarak kendini handan dışarı attı, hava o kadar huzur bozucuydu ki, sanki herşey, elf'in içini karartmak içindi...
Ruhu acı çekiyordu sanki, kaynağını bilmediği bir karanlık iradesine hükmediyordu... ona huzur veren o eski rüzgar.. şimdi kulaklarının, gözlerinin içini dolduruyor.. onu rahatsız ediyordu...
Sonra Lysana yanına geldi.. o iyiki buradaydı... yaklaşıp gözlerini karşıladı elf'in.. rüzgar saçlarını, pelerinini yana savuruyordu, yüzündeki tüm bu endişe maskesine rağmen, o kadar güzeldi ki...
"İyi görünmüyorsun senin için yapabilceğim birşey varmı?"
Thlyrotel soruya sadece gülümsedi, bir adım daha atıp Lysana'nın yanına yaklaştı, ellerini avucunun içine alıp.. gözlerini direk onunkilere dikti, rahibe belliki şaşırmıştı, ama hiçbirşey yapmadı.. oda sessizce elf'in gözlerine bakıyordu... bu an Thlyrotel için yabancıydı, elf tüm iradesiyle bir olmuş.. ruhunu Lysana'ya sunmuştu...
Sonra tüm bu an, Efla'nın gelişi ile bozuldu, büyücü sarhoş gibi sallanarak handan dışarı fırladı ve daha bir iki adım atmadan yere diz çöktü, şimdi midesinde ne varsa dışarı çıkıyordu.. elf bir kez daha Lysana'ya döndü..
"Sanırım benim değil, ama onun yardıma ihtiyacı var" dedi ve Efla'nın yanına doğru yürümeye başladı.. tam onu kaldırmak için elini uzatacaktı ki, Efla'nın haykırışı ile irkildi...
" YETEEEEER!!! "
Elf bir süre daha bekledi.. sonra yanına yaklaşıp elini Efla'ya uzattı...
"Hadi dostum, bu yerde en son ihtiyacımız olan şey.. irademizi kaybetmemiz olacaktır.."
Ruhu acı çekiyordu sanki, kaynağını bilmediği bir karanlık iradesine hükmediyordu... ona huzur veren o eski rüzgar.. şimdi kulaklarının, gözlerinin içini dolduruyor.. onu rahatsız ediyordu...
Sonra Lysana yanına geldi.. o iyiki buradaydı... yaklaşıp gözlerini karşıladı elf'in.. rüzgar saçlarını, pelerinini yana savuruyordu, yüzündeki tüm bu endişe maskesine rağmen, o kadar güzeldi ki...
"İyi görünmüyorsun senin için yapabilceğim birşey varmı?"
Thlyrotel soruya sadece gülümsedi, bir adım daha atıp Lysana'nın yanına yaklaştı, ellerini avucunun içine alıp.. gözlerini direk onunkilere dikti, rahibe belliki şaşırmıştı, ama hiçbirşey yapmadı.. oda sessizce elf'in gözlerine bakıyordu... bu an Thlyrotel için yabancıydı, elf tüm iradesiyle bir olmuş.. ruhunu Lysana'ya sunmuştu...
Sonra tüm bu an, Efla'nın gelişi ile bozuldu, büyücü sarhoş gibi sallanarak handan dışarı fırladı ve daha bir iki adım atmadan yere diz çöktü, şimdi midesinde ne varsa dışarı çıkıyordu.. elf bir kez daha Lysana'ya döndü..
"Sanırım benim değil, ama onun yardıma ihtiyacı var" dedi ve Efla'nın yanına doğru yürümeye başladı.. tam onu kaldırmak için elini uzatacaktı ki, Efla'nın haykırışı ile irkildi...
" YETEEEEER!!! "
Elf bir süre daha bekledi.. sonra yanına yaklaşıp elini Efla'ya uzattı...
"Hadi dostum, bu yerde en son ihtiyacımız olan şey.. irademizi kaybetmemiz olacaktır.."
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Thlyrotel ellerini tutunca yüz ifadesi değişti,Endişeli ifadesi gitmiş yerini gülümsemeye bırakmıştı. şaşkındı ne diyeceğini bilememişti o an.Herşey o kadar hızlı oluyorduki,hazmetmekte zorlanıyordu.Ama karşısındaki elfe olan duyguları ve hisslerininde değişmeye başladığını farketti,birşeyler söylicektiki Efla'nın apartopar handan çıktığını gördü.Thlyrotel'le ikisi eflanın yanına gitti.Thlyrotel'in eflaya dediklerini kafasıyla onayladı,sonra eflanın yanına dizçöktü ve onu yatırştırmaya çalıştı "Doğru söylüyor,efla sakin olmalısın seni tanırım güçlü bir iraden var,seni rahatsız eden şeyin ele geçirmesine izin verme" sonra yavaşça ayağa kalktı bakışlarını tekrar Thlyrotel'e çevirdi..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Talon kanlanmış gözlerle etrafı süzüyordu cene kasları öylesine kenetlenmişti ki dişlerinden gıcırtılar çıkıyordu. Ellerindeki Rapierler kınlarına girmekten çok uzaktılar ve sırtını kollarcasına bir duvara soğru sinmişti... Her hareket ona bir tehdit olarak geliyordu..
hareketlilik, lanet okumalar yıldırımlar bağrışmalar.. hepsi onla çarpılıp elfin beyninde yankılanıyordu...
hareketlilik, lanet okumalar yıldırımlar bağrışmalar.. hepsi onla çarpılıp elfin beyninde yankılanıyordu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Bıçağın parlak yüzeyinin yavaşça yokolup yerine dipsiz karanlığın alışını hayretle izledi adam. Baştan sona simsiyah olmuştu. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı...
"Hey! Hey! Böcayı dur bekle!" Böcayının peşinden koştu. "şunu gördün mü! Metali tamamen kapladı! Nedir bu nehir böyle..."
Sesi tuhaflaşmıştı adamın...daha doğrusu normal mi olmuştu ne! Eski deliliği yoktu sanki. Kafasını kaldırıp ayıya baktığında ise o deli ifadesinin silindiğine hayretle tanık oldu Böcayı.
"Burası nedir böyle ha?" Dudaklarını ısırdı Soytarı Bıçağını yerine soktu ve beline astı. Hafifçe güldü.
"Sanırım doğru düzgün konuşmanın vakti geldi." Kafasınaki soytarı şapkasını çıkardı. "Ben Emrahab. Belli bir yerden gelmedim, belli bir yere gitmiyorum. Bütün bu kıyafet, boyalar deli davranışlarım ise benim için sadece bir koruma. gördüğün gibi fazla yapılı değilim. En azından senin gibi birine karşı hiçbir savunmam olamaz. O yüzden bu görünüşü seçtim. Güvenebileceğim birine karşı sadece gerçek yüzümü gösteririm. Sana neden mi güveniyim? Dışardan bakıldığında hayır hiçbir şekilde güven vermiyorsun; ama ben sezgilerimde yanılmam." Adam olduğundan daha uzun gözüküyordu şimdi. Kambur duruşu gitmişti, dimdik duruyordu şu anda.
"Sana elimi uzatıyorum ve belkide bir arladaşlığın doğmasını bekliyorum. ne dersin?"
Emrahab yavaşça elini Böcayıya doğru uzattı ve umutla beklemeye başladı...
"Hey! Hey! Böcayı dur bekle!" Böcayının peşinden koştu. "şunu gördün mü! Metali tamamen kapladı! Nedir bu nehir böyle..."
Sesi tuhaflaşmıştı adamın...daha doğrusu normal mi olmuştu ne! Eski deliliği yoktu sanki. Kafasını kaldırıp ayıya baktığında ise o deli ifadesinin silindiğine hayretle tanık oldu Böcayı.
"Burası nedir böyle ha?" Dudaklarını ısırdı Soytarı Bıçağını yerine soktu ve beline astı. Hafifçe güldü.
"Sanırım doğru düzgün konuşmanın vakti geldi." Kafasınaki soytarı şapkasını çıkardı. "Ben Emrahab. Belli bir yerden gelmedim, belli bir yere gitmiyorum. Bütün bu kıyafet, boyalar deli davranışlarım ise benim için sadece bir koruma. gördüğün gibi fazla yapılı değilim. En azından senin gibi birine karşı hiçbir savunmam olamaz. O yüzden bu görünüşü seçtim. Güvenebileceğim birine karşı sadece gerçek yüzümü gösteririm. Sana neden mi güveniyim? Dışardan bakıldığında hayır hiçbir şekilde güven vermiyorsun; ama ben sezgilerimde yanılmam." Adam olduğundan daha uzun gözüküyordu şimdi. Kambur duruşu gitmişti, dimdik duruyordu şu anda.
"Sana elimi uzatıyorum ve belkide bir arladaşlığın doğmasını bekliyorum. ne dersin?"
Emrahab yavaşça elini Böcayıya doğru uzattı ve umutla beklemeye başladı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Thlyrotel gülümseyerek, Lysana'nın bakışlarına karşılık verdi.. bu birazda olsun elf'e huzur vermişti.. huzur ve umut, elf şimdi eskisi kadar kötü hissetmiyordu.. yavaşça hana doğru yürümeye başladı..
Hana girdiği anda ikinci şok dalgası elf'i karşıladı... elf gözlerine inanamıyordu... yarı ork yeniden ayaktaydı ve ona ait olan kan yığını ise elf'in ayaklarının dibinde.. elf kan yığınına ardındandan Talon'a baktı, kılıçları elindeydi elf savaşçının...
"bir sorunmu var??" diye geçirdi içinden.. ama silahına davranmadı, sert bakışları yarı ork'a yöneldi.. vücudu tetikteydi..
"sen ork!! hala savaşmı istiyorsun??"
Hana girdiği anda ikinci şok dalgası elf'i karşıladı... elf gözlerine inanamıyordu... yarı ork yeniden ayaktaydı ve ona ait olan kan yığını ise elf'in ayaklarının dibinde.. elf kan yığınına ardındandan Talon'a baktı, kılıçları elindeydi elf savaşçının...
"bir sorunmu var??" diye geçirdi içinden.. ama silahına davranmadı, sert bakışları yarı ork'a yöneldi.. vücudu tetikteydi..
"sen ork!! hala savaşmı istiyorsun??"
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
şimdi bir nebze rahatlamış olarak han'a girmiştiki, az önce ölmüş olan ork'u tekrar ayakta görünce ürkerek geri çekildi.Öldürmekte işe yaramıyordu bu topraklarda anlaşılan.Handa ölüm kokusu vardı ve bundan rahatsız olmuştu artık gitmek istiyordu.Nereye olduğu farketmez yeterki bu handa artık oyanlanmasalardı.Nerde kalmıştı bu andero?.
Kapının yakınlarında duruyordu,her an gitmeye hazır bir şekilde.Arada bir dirilen ork'a tedirgin bakışlar atıyordu.Orkun yanındaki barbar kadını yeni farketmiş,artık tuhaf olaylara alışmıştı.Bu garip yerde herşey ona normal gelmeye başlamıştı...
Kapının yakınlarında duruyordu,her an gitmeye hazır bir şekilde.Arada bir dirilen ork'a tedirgin bakışlar atıyordu.Orkun yanındaki barbar kadını yeni farketmiş,artık tuhaf olaylara alışmıştı.Bu garip yerde herşey ona normal gelmeye başlamıştı...
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Miria geçmişini hatırlamış acıkan karnını doyurmak için hana doğru ilerliyordu fakat geçtiği yollardan hiç de iyi şeyler hissetmiyordu.Bu yüzden temkinli adımlarla yürümeye başladı.Uzakta hanın kapısında siluetler vardı ama ne olduklarını net bir şekilde göremiyordu.Bu arada kendi kendine belki hancı bana olup bitenleri anlatır diyordu.Havanın karanlığında ve ağaçların yere yansıyan gölgelerinin arasında oldukça yalnız hissetti kendini Miria.Adımlarını hızlandırdı.şİmdi az çok han kapısındaki konuşmaları duyabiliyordu.Ne olduğunu anlamak için bekledi biraz, anlamayınca ilerlemeye devam etti.İçini bir huzursuzluk kaplamıştı.Meraklı bakışlar içinde kapıya yaklaştı. 2 elf hareketsiz bir şekilde içeriye dönük duruyorlardı.Elflerden birisi bayandı.Hafif adımlarla ona doğru yaklaştı ve meraklı gözlerle "selam" dedi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Andero karşısında doğrulan surete bakıyordu sessizce. Az önce hissettiği sıcaklık, kadının ona dokunuşu, inanılmaz duygusal acı, hepsi ama hepsi bir denizin dev dalgaları gibi vururken üzerine şimdi karşısındaki bu şey... Aceleyle ayağa kalktı Andero. Ufak bir inilti koyuverdi kalkarken. Gözlerini eskiden Majenta olan şeyden ayırmadan kapıya doğru geriledi. Eli istemsiz olarak kılıcına gitti ama avcu kılıcın kabzası yerine havayı avuçladı. Bir an vücudunu bir panik kapladı. Döndü ve kapıdan çıktı. Kapıyı ardından çabucak kapattı. Bu çabukluk kapının kapanırken büyük bir gürültü çıkarmasına sebep oldu. Hemen merdivenlere yöneldi ve aşağı indi.
Bir an karşısındaki manzaraya baktı. "Her yer aynı. Kaçış yok.". "Artık yetti.". Düşünemiyordu. Etrafına bakındı. Kalkanını gördü. İlerledi ve onu alıp sırtladı. Etrafında onun için önemli hiçbir şey yoktu. Kapıya doğru hareketlendi.
-Artık yeter. Haydi arkadaşlar. Gidelim buradan. Başlayalım artık. diye bağırdı. Hiç birine bakmadı. İlerledi ve kapıdan çıktı. Seyis çocuğu aradı. Göremedi.
-Lanet olsun. Nerede bu? diye bağırdı. Bir kılıca ihtiyacı vardı. Yola baktı. Soldan ilerlemeyi seçti. Nedenini bilmiyordu. İlerledi, ilerledi.
Sonra gözüne yolun sağ tarafında ufak bir dükkan çarptı. Alçak ahşap kapının üstünde "Kara Ã?elik" yazılı bir tabela duruyordu. Oraya yöneldi. Dükkan zeminin bir miktar altında kalıyordu. Merdivenlerden indi. Kapıda eğildi ve içeri girdi. Etrafa göz gezdirdi. Loş bir ortamdı. Duvarlarda sıra sıra silahlar ve diğer savaş malzemeleri dizilmişti. Dükkanın arkasında, alçak bir tezgahın başında başını eğmiş bir cüce duruyordu. Andero oraya doğru ilerledi.
-Bir uzun kılıç istiyorum. İyi bir şey olsun. dedi sertçe. Sinirliydi. O gün yaşadıkları üzerinden böyle boşalıyordu. Cüce gitti ve bir süre sonra geri döndü. Elinde kını ve kınının bağlı olduğu kemeriyle beraber duran bir uzun kılıç taşıyordu. Kılıcı Andero'nun önünde tuttu. Andero uzandı ve kılıcı tuttu. Kılıcı kından çekti. Kabzasından metaline, kılıç tamamen siyahtı. Bir an kaşları çatıldı. Sonra tekrar eski haline döndü. "Renginden bana ne?" diye düşündü Andero. Kılıcı salladı, yavaşça elinde çevirdi, hafif kavisler çizdi. Dengesi çok iyiydi. Başını olumlu anlamda salladı. Kılıcı cüceye geri verdi. O da kına geri soktu.
-Alıyorum. dedi. Bir süre cüceyle fiyat konusunda tartıştılar ama ne cüce konuşmaya hevesliydi ne de Andero tartışmaya. Kısa sürede anlaştılar. Andero kılıcın parasını verdi. Bunu yaparken ne kadar az parası kaldığını üzüntüyle farketti.
Artık boş olan kınının durduğu kemeri söktü ve bir kenara fırlattı. Yeni kemeri alıp beline bağladı. Kemer, kın ve kılıç... Üçü de siyahtı. "Önemsiz" dedi tekrar kendi kendine. Döndü ve dükkandan çıktı.
Kapıdan çıkınca bir an sokağa baktı. Kimseyi göremedi. "Ne yani? Gelmediler mi?" diye düşündü. Dükkana inen merdivenlerin yanına oturdu. Bir süre bekleyecekti.
Bir an karşısındaki manzaraya baktı. "Her yer aynı. Kaçış yok.". "Artık yetti.". Düşünemiyordu. Etrafına bakındı. Kalkanını gördü. İlerledi ve onu alıp sırtladı. Etrafında onun için önemli hiçbir şey yoktu. Kapıya doğru hareketlendi.
-Artık yeter. Haydi arkadaşlar. Gidelim buradan. Başlayalım artık. diye bağırdı. Hiç birine bakmadı. İlerledi ve kapıdan çıktı. Seyis çocuğu aradı. Göremedi.
-Lanet olsun. Nerede bu? diye bağırdı. Bir kılıca ihtiyacı vardı. Yola baktı. Soldan ilerlemeyi seçti. Nedenini bilmiyordu. İlerledi, ilerledi.
Sonra gözüne yolun sağ tarafında ufak bir dükkan çarptı. Alçak ahşap kapının üstünde "Kara Ã?elik" yazılı bir tabela duruyordu. Oraya yöneldi. Dükkan zeminin bir miktar altında kalıyordu. Merdivenlerden indi. Kapıda eğildi ve içeri girdi. Etrafa göz gezdirdi. Loş bir ortamdı. Duvarlarda sıra sıra silahlar ve diğer savaş malzemeleri dizilmişti. Dükkanın arkasında, alçak bir tezgahın başında başını eğmiş bir cüce duruyordu. Andero oraya doğru ilerledi.
-Bir uzun kılıç istiyorum. İyi bir şey olsun. dedi sertçe. Sinirliydi. O gün yaşadıkları üzerinden böyle boşalıyordu. Cüce gitti ve bir süre sonra geri döndü. Elinde kını ve kınının bağlı olduğu kemeriyle beraber duran bir uzun kılıç taşıyordu. Kılıcı Andero'nun önünde tuttu. Andero uzandı ve kılıcı tuttu. Kılıcı kından çekti. Kabzasından metaline, kılıç tamamen siyahtı. Bir an kaşları çatıldı. Sonra tekrar eski haline döndü. "Renginden bana ne?" diye düşündü Andero. Kılıcı salladı, yavaşça elinde çevirdi, hafif kavisler çizdi. Dengesi çok iyiydi. Başını olumlu anlamda salladı. Kılıcı cüceye geri verdi. O da kına geri soktu.
-Alıyorum. dedi. Bir süre cüceyle fiyat konusunda tartıştılar ama ne cüce konuşmaya hevesliydi ne de Andero tartışmaya. Kısa sürede anlaştılar. Andero kılıcın parasını verdi. Bunu yaparken ne kadar az parası kaldığını üzüntüyle farketti.
Artık boş olan kınının durduğu kemeri söktü ve bir kenara fırlattı. Yeni kemeri alıp beline bağladı. Kemer, kın ve kılıç... Üçü de siyahtı. "Önemsiz" dedi tekrar kendi kendine. Döndü ve dükkandan çıktı.
Kapıdan çıkınca bir an sokağa baktı. Kimseyi göremedi. "Ne yani? Gelmediler mi?" diye düşündü. Dükkana inen merdivenlerin yanına oturdu. Bir süre bekleyecekti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero birden kalkanını alıp çıkı vermişti.Ã?ylece bakakalmıştı,peki majenta nerdeydi? beyninde o kadar çok soru dolu vermiştki.Ama bu handa beklicek değildi.Hızlıca etrafındakilere baktı,bakışları Thlyrotel'de biraz daha fazla oyalandı.Sonra hızlıca dönüp kapıya doğru yönelmiştiki birine çarptı,çarptığı kişiyi hızlıca süzdü, alelacele konuşuverdi "Özürdilerim bayan" dedi ve koşar adımlarla han'dan çıktı.Andero'nun sola giden bir sokaktan saptığını gördü.Durakladı ve arkasına baktı gelen birileri varmı diye,ama kimseyi göremedi,tekrar koşmasına devam etti.Sokağa girdiğinde adımlarını yavaşlattı ve etrafına bakınmaya başladı.İlerde bir dükkanın önündeki merdivende oturan Anderoyu gördü.Soluk soluğa yanına gitti "Andero neler oluyor?" konuşmaya daha fazla nefesi yetmemişti ve duraksayıp derin derin nefes almaya çalıştı "Majenta nerelerde o iyimi? yoksa bizle gelmekten vazmıgeçti?" bu durum hoşuna gitmemişti.Herzamanki gibi ters giden birşeyler vardı...
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Efla nefesi tükenene kadar bağırmıştı. Ardından gücü tükendi ve tekrar dizlerinin üztüne çöktü. Nefes nefeseydi. Başını öne eğmiş gözlerini fal taşı gibi açmıştı. Gözlerinden hiddet okunuyordu. Sanki artık çektiği acıyı da umursamaz olmuştu. Bu işe iyiden iyiye bulaştığını farketti. Birşey aklıyla oynuyordu ve Efla artık onu bulmalıydı. Artık sadece Andero için yollarda değildi.
Thlyrotel'ın yanına geldiğini farketti. İradeyi korumakla ilgili birşeyler söylüyordu. Hak verdi elfe. İradesini kaybetmeye başlamıştı. Faltaşı gibi açtığı gözleriyle elfe bir göz attı. Ã?rkütücü görünüyor olabilirdi. Elf pek korkmuşa benzemiyordu. "Haklı olabilirsin" dedi belli belirsiz. Lysana da gelmişti. Kalkmasına yardım ettiler. Ayağa kalktıklarında Efla yardımları reddetti kollarını silkerek. Boğazını temizledi ve "Saolun" dedi mırıldanırcasına.
Masaya yönedi. Ayakta durmak konusunda pek başarılı değildi ama kararlıydı. Ruhu yine bir umursamazlık dalgasıyla kaplandı. Bu sıralar ona huzur veren tek şeydi bu. İçeri girdiğinde ölen orkun dirildiğini gördü. Ne biçim bir yerdi burası. Lanetten öte birşey. Ama umrunda değildi. Yerden kalkan ork da artık onu şaşırtmadı. Sadece kaşlarını biraz çattı. Topallayarak masaya yürüdü ve oturdu. Andero'nun aşağı indiğini gördü. Kalkanını alıp doğruca dışarı çıkmıştı. Majentayı uyandırmaya gitmemiş miydi? Ã?ylece Andero'nun gidişi izledi bir süre. Ã?ıkıp yukarı bakmalı mıydı? Her yer aynı demekle neyi kastetmişti? Merak ettiği şeyler vardı. Fakat artık merak da pek birşey ifade etmiyordu onun için. Majenta'ya ne olduğunu tahmin etti bir an için. Sonra bunu yapmaktan vazgeçti. Olan olmuştu ve Efla'nın dökebileceği daha fazla gözyaşı kalmamıştı. Bir amacı varsa o da bunlara artık bir son vermek olacaktı. Amacına ulaşmadan üzülmeyecekti bile...
Ayağa kalktı pek hızlı ilerleyemiyordu. Handan çıktı.Lysana'nın bir köşeyi döndüğünü gördü. Andero'nun peşinden gidiyor olmalıydı. O tarafa yürüdü. Bir kadının onlara garip ve korku dolu şekilde bakmasına şahit oldu. Umursamadı. Cübbesi sokağın tozunu süpürürken Efla ilerledi. Köşeyi döndü. İleride Andero ve Lysana duruyordu. Lysana soru soruyor gibiydi. Ne sorduğunu tahmin etmek güç değildi. Onların yanlarına yürüyerek ilerledi.
Thlyrotel'ın yanına geldiğini farketti. İradeyi korumakla ilgili birşeyler söylüyordu. Hak verdi elfe. İradesini kaybetmeye başlamıştı. Faltaşı gibi açtığı gözleriyle elfe bir göz attı. Ã?rkütücü görünüyor olabilirdi. Elf pek korkmuşa benzemiyordu. "Haklı olabilirsin" dedi belli belirsiz. Lysana da gelmişti. Kalkmasına yardım ettiler. Ayağa kalktıklarında Efla yardımları reddetti kollarını silkerek. Boğazını temizledi ve "Saolun" dedi mırıldanırcasına.
Masaya yönedi. Ayakta durmak konusunda pek başarılı değildi ama kararlıydı. Ruhu yine bir umursamazlık dalgasıyla kaplandı. Bu sıralar ona huzur veren tek şeydi bu. İçeri girdiğinde ölen orkun dirildiğini gördü. Ne biçim bir yerdi burası. Lanetten öte birşey. Ama umrunda değildi. Yerden kalkan ork da artık onu şaşırtmadı. Sadece kaşlarını biraz çattı. Topallayarak masaya yürüdü ve oturdu. Andero'nun aşağı indiğini gördü. Kalkanını alıp doğruca dışarı çıkmıştı. Majentayı uyandırmaya gitmemiş miydi? Ã?ylece Andero'nun gidişi izledi bir süre. Ã?ıkıp yukarı bakmalı mıydı? Her yer aynı demekle neyi kastetmişti? Merak ettiği şeyler vardı. Fakat artık merak da pek birşey ifade etmiyordu onun için. Majenta'ya ne olduğunu tahmin etti bir an için. Sonra bunu yapmaktan vazgeçti. Olan olmuştu ve Efla'nın dökebileceği daha fazla gözyaşı kalmamıştı. Bir amacı varsa o da bunlara artık bir son vermek olacaktı. Amacına ulaşmadan üzülmeyecekti bile...
Ayağa kalktı pek hızlı ilerleyemiyordu. Handan çıktı.Lysana'nın bir köşeyi döndüğünü gördü. Andero'nun peşinden gidiyor olmalıydı. O tarafa yürüdü. Bir kadının onlara garip ve korku dolu şekilde bakmasına şahit oldu. Umursamadı. Cübbesi sokağın tozunu süpürürken Efla ilerledi. Köşeyi döndü. İleride Andero ve Lysana duruyordu. Lysana soru soruyor gibiydi. Ne sorduğunu tahmin etmek güç değildi. Onların yanlarına yürüyerek ilerledi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Brenne yarı orkun yerden kalkışını ilk önce tereddütle izlediyse de onun ne olduğunu anladığında rahatladı.Bu sırada Andero nun hızla merdivenlerden inişi ve dışarı çıkması kafasını biraz karıştırdı.şu gelen aptal orkun meydan okumasına karşılık bile vermeyecekti artık biliyordu ki onunla yüzleşecek olan kişi kendisi değil orkun ölemeyen oğluydu.Artık Brenne ve ölemeyen aynı taraftaydı.
"Onu rahat bırakın!" diye haykırdı Brenne iki elf savaşçıya.İkisi de bu ölemeyeni yok etmek için hazırdı.
-O artık lanetlendi ve huzur istiyor ondan uzak durun.Siz de lanetlenmeyin.
Aslında bu ikisinin lanetlenmesi Brenne nin umurunda değildi ama henüz zamanı değil diye düşündü.En azından efendiye ulaşana kadar.Yavaşça dışarıya yöneldi ölemeyenin yanından geçti o henüz ayağa kalkmışken.Pis kokulu ork sol tarafındaydı ölemeyen ise tam aralarında.Brenne oradan uzaklaştı ve dışarıya yöneldi.
-Haydi buradan gidelim önümüzde daha çok lanet ve lanetli olacak hepsiyle savaşamayız.
Brenne artık biliyordu ki bu huzursuz ruh tüm yaşayanlara nefret ile doluydu ve onlardan intikam alacaktı,kim olursa olsun!
Ã?ıkarken gözleri yeni ayağa kalkmış Esen in üzerinde dolaştı ama ona sadece bir zavallıymış gibi bakıyordu.Dışarıya doğru çıktı karşısında bir başka kadın daha belirdi yanından asasına dayanarak geçti.Merdivenlerde oturmuş Andero nun önüne geldi.
-Artık gitmeliyiz hem de hemen,lanet çok hızlı büyüyor ve durdurulmalı.
"Onu rahat bırakın!" diye haykırdı Brenne iki elf savaşçıya.İkisi de bu ölemeyeni yok etmek için hazırdı.
-O artık lanetlendi ve huzur istiyor ondan uzak durun.Siz de lanetlenmeyin.
Aslında bu ikisinin lanetlenmesi Brenne nin umurunda değildi ama henüz zamanı değil diye düşündü.En azından efendiye ulaşana kadar.Yavaşça dışarıya yöneldi ölemeyenin yanından geçti o henüz ayağa kalkmışken.Pis kokulu ork sol tarafındaydı ölemeyen ise tam aralarında.Brenne oradan uzaklaştı ve dışarıya yöneldi.
-Haydi buradan gidelim önümüzde daha çok lanet ve lanetli olacak hepsiyle savaşamayız.
Brenne artık biliyordu ki bu huzursuz ruh tüm yaşayanlara nefret ile doluydu ve onlardan intikam alacaktı,kim olursa olsun!
Ã?ıkarken gözleri yeni ayağa kalkmış Esen in üzerinde dolaştı ama ona sadece bir zavallıymış gibi bakıyordu.Dışarıya doğru çıktı karşısında bir başka kadın daha belirdi yanından asasına dayanarak geçti.Merdivenlerde oturmuş Andero nun önüne geldi.
-Artık gitmeliyiz hem de hemen,lanet çok hızlı büyüyor ve durdurulmalı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
