Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Brenne yarı ork olan bu yaratığın darbesiyle kaburgalarının içine göçtüğünü farketti az daha devriliyordu,nefesi kesildi ama sadece bir kaç saniye içerisinde vücudu tekrar dikleşti ölüm Brenne için çok uzaktı.Her geçen saniye aldığı darbenin etkisi azalıyordu.Hala Talonun arkasına geçmeye çalışıyordu.Böylece ölümcül büyüsü için biraz olsun zaman kazanabilirdi.
///Edit by Raistlin: Elfbeyinin adı Talon
///Edit by Raistlin: Elfbeyinin adı Talon
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Hissettiği acı bir anda son bulmuştu. Gözlerini yavaşca açtı, nerde olduğunu bilmiyordu ama bulunduğu yer daha önce hiç görmediği kadar güzel ve huzur vericiydi. Yavaşca ayağa kalktı, yeşillikler içerisindeydi. Etrafında baharın tüm renklerini içerisinde barındıran çiçekler vardı. Derin bir nefes aldı, yavaş adımlarla yürümeye başladı. Susamıştı, tam bu sırada küçük gölü gördü. Adımları hızlandı gölün kenarına geldiğinde eğildi ve susuzluğunu dindirene kadar su içti. Aklı şu an hiç bir şeyi düşünmüyordu, buraya nasıl gelmişti yada gerçekte böyle bir yer varmıydı, bunlar o an için önemli değillerdi. Yavaş ve telaşsız yerden kalktı. Gözlerine inanamadı tam karşısında, mavi gözlerini ona dikmiş bakan bir boz ayı vardı. İnanamıyorum sen gerçekmisin! Sanki kaşısında duran ona cevab verebilirmiş gibi bu soruyu sormuştu. Ama bir cevab duydu ...
Evet karşında duran gerçek...
Lanetlendim, hemde o siyah cübbeli büyücü tarafından, evet kesin öyle olmalı yoksa böyle bir şey olamaz, sen konuşamazsın...
Neden konuşamam? Ayrıca böyle düşünmen doğal çünkü daha tam olarak kendini bulamadın. şimdi konuşmadan önce beni dinle!...
Nasıl anlamıyorum hem ben buraya nasıl geldim omzumda bir yara olmalıydı...
Bunları anlayacaksın ama şimdi burada olmanın asıl nedeni senin yardımına ihtiyacı olacak birilerine yardım etmen.
Anlamıyorum, kim yardıma ihtiyaç duyacak
Bunu anlayacaksın...
Nereye kayboldun, hey...
Evet karşında duran gerçek...
Lanetlendim, hemde o siyah cübbeli büyücü tarafından, evet kesin öyle olmalı yoksa böyle bir şey olamaz, sen konuşamazsın...
Neden konuşamam? Ayrıca böyle düşünmen doğal çünkü daha tam olarak kendini bulamadın. şimdi konuşmadan önce beni dinle!...
Nasıl anlamıyorum hem ben buraya nasıl geldim omzumda bir yara olmalıydı...
Bunları anlayacaksın ama şimdi burada olmanın asıl nedeni senin yardımına ihtiyacı olacak birilerine yardım etmen.
Anlamıyorum, kim yardıma ihtiyaç duyacak
Bunu anlayacaksın...
Nereye kayboldun, hey...
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Acıyla böğüren Kharon yanında gördüğü sandalyeyi alarak elfin üzerine fırlatarak hızla handan çıkmaya çalıştı acısı çok büyük olmasına rağmen hızla koşmaya devam ediyordu...Tek amacı bir an önce dışarı çıkmaktı...
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Büyük bir acı hissederek gözlerini açtı. Kafası tamamen karışmış bir haldeydi. Biraz zorlansada yerden kalkmayı başardı. Ortalık tamamen karışmıştı, şu an onun varlığını kimse farketmemişti. Neler olacak diye beklemesi gerekmemişti. Omzundaki yara onu kısıtlıyordu ama tetikte bekledi...
Tam bu sırada , kendisine doğru koşan yarı orku gördü . Onun burada işi neydi, bu düşünceler hızla aklından geçti ama yüzünde büyük bir ızdırap vardı. Ne yaptığını anlamadan bir kaç adım attı ve elindeki silahını büyük bir kuvvetle yere vurdu...
Tam bu sırada , kendisine doğru koşan yarı orku gördü . Onun burada işi neydi, bu düşünceler hızla aklından geçti ama yüzünde büyük bir ızdırap vardı. Ne yaptığını anlamadan bir kaç adım attı ve elindeki silahını büyük bir kuvvetle yere vurdu...
Adrenalin elf'in vücudunu tümüyle kapladı, artık yaptığı tüm hareketler bir anlık emirlerden ibaretti, beyini söylüyor.. vucüt hızla yerine getiriyordu..
yarı ork'un çekicinden basitçe kurtulmuştu elf.. ve şimdi kaçtığını görüyordu... elf yayını tekrar doğrulttu, bu sefer vucüdünun bütün potansiyelini kullanacaktı....
dişleri hırsla gerildi, ork sandalyenin birini Talon'a fırlatmıştı ve kaçıyordu.. elf'in kolları adeta bir piston gibi çalışıyordu şu an.. elf düşünmüyor, hissetmiyor... sadece saldırıyordu... (Rapid shot)
yarı ork'un çekicinden basitçe kurtulmuştu elf.. ve şimdi kaçtığını görüyordu... elf yayını tekrar doğrulttu, bu sefer vucüdünun bütün potansiyelini kullanacaktı....
dişleri hırsla gerildi, ork sandalyenin birini Talon'a fırlatmıştı ve kaçıyordu.. elf'in kolları adeta bir piston gibi çalışıyordu şu an.. elf düşünmüyor, hissetmiyor... sadece saldırıyordu... (Rapid shot)
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Andero aşağıdan kalın bir savaş çığlığını duydu. Ortalık bir anda karışmıştı. Majenta uyanıp gerinirken Andero korkuyla sarsıldı:Andero wrote:Andero; Majenta ve Efla'yı uyandırmak amacıyla masadan ayrılmak üzere arkasını döndü ve Efla'yı gördü. Bir an için durdu. Gülümsedi. Onun odasını bilmiyordu nasılsa. Sonra Efla'nın yanına gelişini izledi ve anlattıklarını dinledi.
-İnan bu söylediklerin çok güzel şeyler ve böyle düşündüğün için inan çok mutlu oldum. dedi. Masayı göstererek devam etti. Bu masada gördüklerin de bizimle geliyor. Bayağı büyük bir grup olarak gidiyoruz. dedi. Sonra aklına Majenta geldi. Neyse; ben Majenta'yı uyandırmak için yukarı çıkmalıyım. dedi ve Efla'nın kolunu hafifçe sıktı. Sonra ayrıldı.
Merdivenlere yöneldi. Yavaşça yukarı çıktı. İlerledi ve Majenta'yla yattıkları odanın kapısını açtı. İçeri girdi. Elf hala yatağında uyuyordu. Andero bir an Majenta'ya baktı. Sonra yanına gitti ve Majenta'yı uyandırmak için sarstı.
"şimdi tam zamanı Andero... Lanetinden kurtulmak için bazı fedakarlıklar yapmalısın. Dostun için üzülme... Ã?ünkü o bu yolculuğa kendi hayatı pahasına çıktı senin için... Tanrını kaybettin, güçlerini kaybettin, dostlarını da kaybedeceksin! İrademi kabul et, kaybedeceğin hiç bir şey yok... Ama kazanabileceğin çok şey var... Öldür onu Andero... Ruhu acılar içinde... KURTAR ONU! RUHU ACILAR İÃ?İNDE... KURTAR ONU! Ã?LDÃ?R ONU!"
Sesler Anderonun zihninde dolanıp tekrarlanırken, sesin gücü artmaktaydı. Andero kulaklarını tıkadı fakat sesleri durdurmanın hiç bir yolu yoktu.
"Ã?LDÃ?R ONU! Ã?LDÃ?R! KURTAR ONU! Ã?LDÃ?R ONU!"
Bir anda pencerenin dışından bir karanlık hanı süpürdü. Andero kaslarına pompalanan korkunç kudreti hissetti, ve rüzgarla içeri dolan çürümüş asit kokusunu. İster istemez eli kılıcına gitti ve kılıcı iki eliyle tutup havaya kaldırdı. Tam majentanın kafasını vücudundan ayırmak için ayarladı. Majentanın başucundaki çiçekler toza dönüşmüştü.
"KATLET ONU ANDERO! BU ELDE EDEBİLECEğİN GÃ?CÃ?N UFACIK BİR PARÃ?ASI!"
(RP dışı: Andero +4 STR -2 WIS)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Bütün bu adrenalin dolu ortamın uzağında iki sıra dışı siliuet kara nehrin dibinde duruyordu.
Yol boyunca o böcayıyı görmezden gelmişti. Kendi kendine holayıp zıplıyor şarkılar söylüyordu. arada sırada ise adam kötü kötü bakışlar attıktan sonra yoluna devam ediyordu.
Nehre geldiklerinde durdu Emrahab. çenesinde çıkan seyrek sakalını kaşıdı.
"Evet demek öyle burdan geçmek gerekiyor. Hem ben neden gidiyorum oraya? Napıcam ki? Nedir beni oraya çeken? hahhah Evet bunu sanırım oraya varınca anlarım..."
Kara nehire doğru eğildi Emrahab. Kollarını dizlerinin üstüne koydu. zilleri hafif hafif korkaça çınladı. Nehire dikatle, gözlerini kısarak baktı.
Bu kadar canlı bir görüntüsü olduğuna inanamıyordu. hayatında gördüğü belki de en büyüleyici şeydi bu nehir. Civa gibi yavaş yavaş hareket ediyordu. Nefes alıyormuş gibiydi. İnanılmaz yumaşak kıvrımlarla akıp gidiyordu sıvısı.
Emrahab elini nehre sokmamak için kendini zorladı...zorladı....zorladı.
Kemerinde asılı duran sopayı çıkardı. üstünde bir sürü işleme olan ve ucunda bir soytarı kafası vardı. Kafayı kayıtsızca yere vurdu Emrahab komik bir ses çıktıktan sonra sopanın arkası açılarak bir şiş çeliğe sürtünme sesi çıkararak çıktı.
Yüzüstü yattı adam ve şişi yavaşça suya daldırdı...
Yol boyunca o böcayıyı görmezden gelmişti. Kendi kendine holayıp zıplıyor şarkılar söylüyordu. arada sırada ise adam kötü kötü bakışlar attıktan sonra yoluna devam ediyordu.
Nehre geldiklerinde durdu Emrahab. çenesinde çıkan seyrek sakalını kaşıdı.
"Evet demek öyle burdan geçmek gerekiyor. Hem ben neden gidiyorum oraya? Napıcam ki? Nedir beni oraya çeken? hahhah Evet bunu sanırım oraya varınca anlarım..."
Kara nehire doğru eğildi Emrahab. Kollarını dizlerinin üstüne koydu. zilleri hafif hafif korkaça çınladı. Nehire dikatle, gözlerini kısarak baktı.
Bu kadar canlı bir görüntüsü olduğuna inanamıyordu. hayatında gördüğü belki de en büyüleyici şeydi bu nehir. Civa gibi yavaş yavaş hareket ediyordu. Nefes alıyormuş gibiydi. İnanılmaz yumaşak kıvrımlarla akıp gidiyordu sıvısı.
Emrahab elini nehre sokmamak için kendini zorladı...zorladı....zorladı.
Kemerinde asılı duran sopayı çıkardı. üstünde bir sürü işleme olan ve ucunda bir soytarı kafası vardı. Kafayı kayıtsızca yere vurdu Emrahab komik bir ses çıktıktan sonra sopanın arkası açılarak bir şiş çeliğe sürtünme sesi çıkararak çıktı.
Yüzüstü yattı adam ve şişi yavaşça suya daldırdı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Belli bir süre Orkla yapılan mücadeleyi karışmadan izledi,ama bu zaman zarfında eli hep madalyonundaydı.Sadece doğru anı bekliyordu.
şimdi ork diğerlerini atlatmış çıkış kapısına doğru ilerliyodu,kimsenin onu durdurmak için zamanı olmadığını gördü,bu ork'un kaçmasına izin veremezdi,niyeti onu öldürmek değildi sadece durdurmaktı.Tek eliyle madalyonunu daha sıkı kavradı ve Ruhunun derinliklerinden Tanrısına dua etmeye başladı"Tanrım yapcağım büyüde gücüne ihtiyacım var,gücünle yardım et ve bizi koru ,ve heryer ihtişamınla aydınlansın" duasını tamamladıktan sonra,sol elinde madalyonunu tutarken sağ elinde parlak bir ışık belirdi.Işık huzmesi yarı ork'a doğru gitti ve kafasında çarparak son buldu.Ork'un acıyla yüzünü buruşturduğunuve sendelediğini görebiliyordu,muhtemelen bu ani darbeyi beklemiyordu.Tekarar dua ederek şükretti ve elini madolyonundan çekti.
rp dışı :yapılan büyü searing light
şimdi ork diğerlerini atlatmış çıkış kapısına doğru ilerliyodu,kimsenin onu durdurmak için zamanı olmadığını gördü,bu ork'un kaçmasına izin veremezdi,niyeti onu öldürmek değildi sadece durdurmaktı.Tek eliyle madalyonunu daha sıkı kavradı ve Ruhunun derinliklerinden Tanrısına dua etmeye başladı"Tanrım yapcağım büyüde gücüne ihtiyacım var,gücünle yardım et ve bizi koru ,ve heryer ihtişamınla aydınlansın" duasını tamamladıktan sonra,sol elinde madalyonunu tutarken sağ elinde parlak bir ışık belirdi.Işık huzmesi yarı ork'a doğru gitti ve kafasında çarparak son buldu.Ork'un acıyla yüzünü buruşturduğunuve sendelediğini görebiliyordu,muhtemelen bu ani darbeyi beklemiyordu.Tekarar dua ederek şükretti ve elini madolyonundan çekti.
rp dışı :yapılan büyü searing light
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Han Kavgası İllüstrasyonu
--------B-----
-----Ta---E--
K-----------
-----Th---L--
--------------
Hareket sırası: Efla(ready) - Talon - Kharon - Lysana(ready) - Thlyrotel- Brenne
Round 2:
Efla, Kharon Brenne'ye saldırdığında bir anlık şaşkınlıkla donakalmıştı. Kafasını yerine toplayan büyücü büyü sözlerini söylerken elleriyle garip şekiller çiziyordu. Ellerinde mavi-beyaz bir ışık oluşurken, saçları hafifçe hareketlendi. Bir anda bir yıldırım fırlayarak Brenne'nin yanındaki Kharon'a çarptı. (Kharon -28 damage )
Kharon acı içerisinde inleyerek önündeki sandalyeyi Talon'a fırlattı ve ilk saldırısını engelledikten sonra kaçmak için arkasını döndü.
O anda hanı korkunç bir karanlık süpürdü ve hancı ve garsonlar herkesin gözü önünde küle dönüştüler... hanın içerisindeki bitkiler ise toza...
Handaki herkes içeri giren rüzgarın iğrenç çürümüş ekşi kokusunu damağında hissetmişti ve garip bir sarhoşluğun vücutlarını sardığını farkettiler. Müthiş bir kudret kaslarına ateş gibi kan pompalarkan kendilerini daha önce hiç bu kadar kuvvetli hissetmemiştiler.
(RP DIşI: Herkes +4 STR -2 WIS)
Talon çektiği ikinci rapierini de kullandığı anda yine o bilindik kuvvetin ve sarhoşluğun vücuduna yayıldığını farketti ve kaçmakta olan Kharon'un boşluğundan da yararlanarak böbreğine doğru bir saldırı daha yaptı fakat son saldırısını ıska geçti. (Kharon -15 damage)
Kharon kapıya koşarken acıyla yere yığılmak üzereydi fakat lysananın elinden çıkan ışık huzmesi yarı-ork'un tam sırtından isabet etti ve vücudunu delerek göğsünden dışarı fırladı. (Kharon -18 damage)
Aynı anda kan içerisinde yere düşmekte olan Kharon'a Thlyrotel 3 el ok atışı yaparak sol kaburga kemiğinden iki kez boynundan ise bir kez vurdu. (13 damage)
Brenne half-orkun yere düşmekte olmasına aldırmadan ellerinden yıldırımlar saçarak bağırdı ve vücuduna dolan korkunç kuvvetle kendinden geçti. Kharon'un cesedi kızararak yerde bir kaç saniye kıvrandı. (25 damage)
Round 2 Sonu:
(Kharon karakteri Rp dışı kalmıştır)
--------B-----
-----Ta---E--
K-----------
-----Th---L--
--------------
Hareket sırası: Efla(ready) - Talon - Kharon - Lysana(ready) - Thlyrotel- Brenne
Round 2:
Efla, Kharon Brenne'ye saldırdığında bir anlık şaşkınlıkla donakalmıştı. Kafasını yerine toplayan büyücü büyü sözlerini söylerken elleriyle garip şekiller çiziyordu. Ellerinde mavi-beyaz bir ışık oluşurken, saçları hafifçe hareketlendi. Bir anda bir yıldırım fırlayarak Brenne'nin yanındaki Kharon'a çarptı. (Kharon -28 damage )
Kharon acı içerisinde inleyerek önündeki sandalyeyi Talon'a fırlattı ve ilk saldırısını engelledikten sonra kaçmak için arkasını döndü.
O anda hanı korkunç bir karanlık süpürdü ve hancı ve garsonlar herkesin gözü önünde küle dönüştüler... hanın içerisindeki bitkiler ise toza...
Handaki herkes içeri giren rüzgarın iğrenç çürümüş ekşi kokusunu damağında hissetmişti ve garip bir sarhoşluğun vücutlarını sardığını farkettiler. Müthiş bir kudret kaslarına ateş gibi kan pompalarkan kendilerini daha önce hiç bu kadar kuvvetli hissetmemiştiler.
(RP DIşI: Herkes +4 STR -2 WIS)
Talon çektiği ikinci rapierini de kullandığı anda yine o bilindik kuvvetin ve sarhoşluğun vücuduna yayıldığını farketti ve kaçmakta olan Kharon'un boşluğundan da yararlanarak böbreğine doğru bir saldırı daha yaptı fakat son saldırısını ıska geçti. (Kharon -15 damage)
Kharon kapıya koşarken acıyla yere yığılmak üzereydi fakat lysananın elinden çıkan ışık huzmesi yarı-ork'un tam sırtından isabet etti ve vücudunu delerek göğsünden dışarı fırladı. (Kharon -18 damage)
Aynı anda kan içerisinde yere düşmekte olan Kharon'a Thlyrotel 3 el ok atışı yaparak sol kaburga kemiğinden iki kez boynundan ise bir kez vurdu. (13 damage)
Brenne half-orkun yere düşmekte olmasına aldırmadan ellerinden yıldırımlar saçarak bağırdı ve vücuduna dolan korkunç kuvvetle kendinden geçti. Kharon'un cesedi kızararak yerde bir kaç saniye kıvrandı. (25 damage)
Round 2 Sonu:
(Kharon karakteri Rp dışı kalmıştır)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne vücudundaki tüm yaraların iyileştiğini farketti. Zaten Kharon'un saldırılarından canı da yanmamıştı.
Lysana Tanrısı'yla iletişiminin ve iradesinin hafif zayıfladığını hissetmişti. Handaki kavgaya katılanlar kendilerini anlaşılmayan bir nedenle çok güçlü hissediyorlardı. Etraflarında her yerde ölüm vardı fakat ölüm artık "o kadar da" rahatsız edici değil gibiydi artık onlar için...
(RP DIşI: Efla - Talon - Lysana - Thlyrotel - Brenne
+1 Karma almıştır)
Lysana Tanrısı'yla iletişiminin ve iradesinin hafif zayıfladığını hissetmişti. Handaki kavgaya katılanlar kendilerini anlaşılmayan bir nedenle çok güçlü hissediyorlardı. Etraflarında her yerde ölüm vardı fakat ölüm artık "o kadar da" rahatsız edici değil gibiydi artık onlar için...
(RP DIşI: Efla - Talon - Lysana - Thlyrotel - Brenne
+1 Karma almıştır)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Emrahab hayatı boyunca girdiği en eğlenceli yerdeydi. Salak salak yaratıklar birbirini dövüyor, sıcak kanları suratına sıçrıyordu. Ne kadar aptaldı şu yaratıklar birbirlerini öldüreceklerine biraz eğlenmek daha iyi bir fikir değil miydi? Ama zaten her ölümde biraz da eğlence yok muydu?Hükümlü wrote: Yüzüstü yattı adam ve şişi yavaşça suya daldırdı...
Emrahab karşısında Alevle yanan dev gözleri gördüğünde vücudunun kuruduğunu hissetti ve tüm tadı kaçmıştı. Yerleri titreten gökgürültüsünü andıran ses neredeyse kalbini patlatacak, dehşetten ruhunu eritecekti.
"Hoşgeldin..."
Emrahab çığlık çığlığa gülmeye başladı bu müthiş eğlence yüzünden...
...
Kendine geldiğinde elindeki şiş daha yeni suya temas etmiş gibiydi... şişinin üzerindeki kurumuş kanın sıvılaşarak nehire katıldığını farketti. şişinin rengi ise siyaha dönmüştü...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne yavaşça kendisine geldi,derin derin nefes aldı ciğerlerine dolan ölüm kokusu adeta ona güç verdi.Vücudu dikleşti ,ayağını yere daha bir sağlam basar oldu ,artık asası onu değil o asasını taşıyordu.Değişmeyen tek şey Brenne nin kapüşonunun gölgeleri içerisindeki yüzüydü.O ölümü bir kez daha görmüştü her ne kadar pis kokulu bir orkun ölümü olsa da, bu ona güç verdi.Etrafına bakındı memnuniyetle gülümsedi daha şimdiden kendisi ile birlikte savaşacak daha doğrusu arkalarına saklanabileceği bir çok kişi bulmuştu.Onlara döndü;
-Sizlere hepinize daha şimdiden borçlandım.
Bu sözlerini küçük bir kaç öksürükle süslemeyi ihmal etmedi.
-Gördüğünüz gibi daha şimdiden sizin yardımınıza muhtacım.
Sanki konuşmakta zorlanıyormuş gibi asasına dayandı.
-Ama size bu borcumu ödeyeceğim,emin olun.
Artık en yakın sandalyeye oturmuş kafası öne eğik bir şekilde öksürüyordu.Gözüne gelen ışıktan korunmak için kapüşonunu daha da çekti ve kafasını iyice önüne eğdi.Kafasında binbir tilki dönmeye başlamıştı bile.Gözleri yerden kalkan esen e kaydı.
-Sizlere hepinize daha şimdiden borçlandım.
Bu sözlerini küçük bir kaç öksürükle süslemeyi ihmal etmedi.
-Gördüğünüz gibi daha şimdiden sizin yardımınıza muhtacım.
Sanki konuşmakta zorlanıyormuş gibi asasına dayandı.
-Ama size bu borcumu ödeyeceğim,emin olun.
Artık en yakın sandalyeye oturmuş kafası öne eğik bir şekilde öksürüyordu.Gözüne gelen ışıktan korunmak için kapüşonunu daha da çekti ve kafasını iyice önüne eğdi.Kafasında binbir tilki dönmeye başlamıştı bile.Gözleri yerden kalkan esen e kaydı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
'Lanet olsun...'; ağzından çıkan bu son lanet olsun çatallaşmış bir fısıltıydır artık. Diz çökmüş olan Tenthor elleriyle başını tutmuş kendinden geçerek herşeye sesi kısılana kadar lanet okumuştu. Buğulanmış gözlerini açıp etrafına çaresizlik penceresinden baktı. Dünya acımasızdı ve hain; yaşamsa bitmek bilmeyen bir işkenceydi adeta. Tenthor kısa kılıcını seri bir hamleyle kınından çekti. Eli kılıcında bir an öylece durdu... Hayır; yapamazdı - bu inandığı her şeye tersti. Niye ters olsunmuş dedi içinden bir ses; o inandıkların seni kurtarmaya yardımcı oluyor mu? Kabusların ortasında çırılçıplakken ya da imgelemler seni boğarken neredeydi o inandıkların??? Onu yorgun ve yumuşak bir ses cevapladı; onlar hep oradaydı; eğer şu an burada kendini bilerek duruyorsan onlar sayesindedir. Onlar hep vardı ve hep var... Hahhahaha, öteki ses -çirkin ve çatallı olan- diğerini çirkin bir kahakayla böldü. Onlar mı var olacak, güldürme beni -soğuk bir tonla- onlar öldü. Tüm sevdiklerinle birlikte onlar da öldü. Tıpkı sevdiklerin gibi inandıklarını da sen öldürdün! Hayır bu doğru değil, diye cevaplamaya çalıştı yumuşak sesin sahibi fakat öncekinden daha yorgundu ve artık telaş da içeriyordu. Diğeri güven kazanarak devam etti; Öldüler, ve onlar gibi sen de öleceksin, sadece ben olacağım... Sadece ben nıhahahahhah! Sonra bu iki sese de benzemeyen bir ses duyuldu: 'Boşuna çabalıyorsun Tenthor. Sana benden başkası huzur veremez. Beni bul ve bana hizmet et....' Nasıl, nasıl diye haykırmak istedi Tenthor fakat boğazından yükselen sadece bakır tadındaki kandı. Eski şövalye dizlerinin üstünde boğuk boğuk öksürerek, kan kusarken güneş iyice yükselmişti...
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Talon dövüş esnasında, kemik titretecek derecede korkunç manzarayı kaçırmamıştı.. Hancı ve yardımcıları küle dönmüştü..
"Lanet olsun, bu kadar oyalanmak yeter, sıkıldım bu aptal yerden , acelem var ve ben işe yaramaz şeylerle zaman öldürüyorum... artık handan ayrılalım Brenne..bize yolu göstersen fena olmayacak."
"Lanet olsun, bu kadar oyalanmak yeter, sıkıldım bu aptal yerden , acelem var ve ben işe yaramaz şeylerle zaman öldürüyorum... artık handan ayrılalım Brenne..bize yolu göstersen fena olmayacak."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests