Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Brenne kadının sözlerini küçümseme olarak algıladı ve bundan çok mutlu oldu.Demekki handa çizdiği yaşlı ve hasta adam portresi işe yaramıştı ama yine de bu kadına bir gözdağı vermek gerekliydi.Hiç kimse ona bu şekilde bir şey söyleyemezdi.Hiddeti üst noktaya çıktı avucundaki komponentleri sıkarken,hazırladığı büyünün sözlerini aklından bir kez daha tekrar etti.Ama bu sırada efendisinin sözleri aklına geldi,ürperdi.Olacakları düşündü ve rahatladı.En masum maskesini takındı.
-Evet bayan benim gibi bir adamın size tehdit oluşturmayacağı açık ama yine de içeride tehlikeli başka bir çok şey olabilirdi.
Bu sözleri söylemek aslında Brenne ye acı veriyordu ama yine de buna dayandı.
-Evet bayan lütfen eğer sorularınız yarını bekleyemeyecek kadar acilse yöneltin ve elimden geldiğince yanıtlayayım.
Bir kaç kuru öksürük daha attı,içerideki hava nemli ve pis kokuluydu.Bu kokunun kadının yüzünü buruşturması Brenne nin gözünden kaçmadı.Bu kadın kapalı yerlere alışık değildi,acaba mabedimde olsa ne yapardı diye düşündü ve gülümsedi.
-Evet bayan benim gibi bir adamın size tehdit oluşturmayacağı açık ama yine de içeride tehlikeli başka bir çok şey olabilirdi.
Bu sözleri söylemek aslında Brenne ye acı veriyordu ama yine de buna dayandı.
-Evet bayan lütfen eğer sorularınız yarını bekleyemeyecek kadar acilse yöneltin ve elimden geldiğince yanıtlayayım.
Bir kaç kuru öksürük daha attı,içerideki hava nemli ve pis kokuluydu.Bu kokunun kadının yüzünü buruşturması Brenne nin gözünden kaçmadı.Bu kadın kapalı yerlere alışık değildi,acaba mabedimde olsa ne yapardı diye düşündü ve gülümsedi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Talon ve Thlyrotel'in anlattıklarını sessizce dinledi,her ikiside geçmişlerini hatırladıkları için üzüldükleri belliydi.Bir an kendiside geçmişe gitti yaşadığı elf köyü,oranın güzellikleri ve huzuru ogrelerin saldırısıyla son bulmuştu..Hayır şimdi bunları hatırlamanın zamanı değildi.Elini Thlyrotel'in omzuna destek verircesine koydu "sizleri anlıyorum.Nereye gidersek gidelim geçmişde hemen bizim arkamızdan gelir.onu görmek için şöyle bir arkamıza bakmak yeterli,ama yapabilceğimiz birşey yok sürekli önümüze bakmaktan başka".sonra net bir sesle devam etti "Demek Brenne dediğiniz şu garip büyücü bize yol göstericek bir çeşit rehber yani" amacı herkesi asıl konuya döndürmekti "Ne derece güvelinir bir rehber orasını bilemem" diye sessizce ekledi..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Orman bir kurdun uluyuşyla yankılandığnda Tenthor sudan çıkmaktaydı. Bir süre sesin nerden geldiğini kestirmeye çalıştı, sonra vazgeçip su kıyısındaki kıyafetlerini giydi. Kılıcını kuşandıktan sonra misafierlerine baktı, ikisi de uyanmış benziyordu. Onlara doğru ilerledi; 'Günaydın baylar. Akşamki kabalığımı bağışlayın. Ben Tenthor Falleth, kahvaltıda bana eşlik eder misiniz?'
Andero elflerin yurtlarını yad edişini dinledi sessizce. Aklına eski yılları gelmişti ister istemez. Eski yıllar ama güçlü, inançlı olduğu yıllar. Bir an Efla'yla kılıç çalışmaları geldi aklına. Gülümsedi. Ne kadar çocukça geliyordu şimdi ona. Oysa o zamanlar için için yanan bir ateşin aleviydi. Hüzün kapladı bir an her yanını. "Acaba her şey eski haline dönebilecek mi?" diye düşündü. "Hayır. Burada yaptığım ufacık bir konuşma bile her şeyimi değiştirirken nasıl her şey eski haline dönebilir ki?"
-Eski günleri yad edin dostlar. Zira onlar bizim en büyük destekçimiz, yoldaşımız ve inancımızdırlar. Onlarsız ne siz siz olursunuz ne de amaçlarınız amaç. Evet Lysana haklısın. Tanımadığımız birini rehber tuttuk. Hem de pek tekin görünmeyen biri. Her an sırtında bir bıçak bulabilirsin. Ama hayatta öyle değil mi? Ben bunları bir savaşçı olarak söylüyorum tabii. Ama Brenne dışında da tanımadıklarımız var ve her an sırtımızı kollamalıyız. Hiç kimse diğerlerine güvenmemeli bence. Zira ben son zamanlarda bana neler olduğunu anlamıyorum. Belki sizlerde aynı durumdasınızdır. dedi.
-Eski günleri yad edin dostlar. Zira onlar bizim en büyük destekçimiz, yoldaşımız ve inancımızdırlar. Onlarsız ne siz siz olursunuz ne de amaçlarınız amaç. Evet Lysana haklısın. Tanımadığımız birini rehber tuttuk. Hem de pek tekin görünmeyen biri. Her an sırtında bir bıçak bulabilirsin. Ama hayatta öyle değil mi? Ben bunları bir savaşçı olarak söylüyorum tabii. Ama Brenne dışında da tanımadıklarımız var ve her an sırtımızı kollamalıyız. Hiç kimse diğerlerine güvenmemeli bence. Zira ben son zamanlarda bana neler olduğunu anlamıyorum. Belki sizlerde aynı durumdasınızdır. dedi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
RP DIşI: Ben hana hiç girmedim. Beni görmüş olman imkansız.Sırıttı böcayı... "Selam kendisine şöyle hitap edilen adam" kahkaha atarak cümlenin devamını getirmedi "Nereye böyle?"
Kocaman bir sırıtma ile ayakta duruyordu. Bu sırıtma sayesinde çoğu kişi kendisini aptal sanarak küçümsemişti. Bu tekinsiz görünen adama karşı dikkatli olmalıydı.
"Köyden haber var mı?" dedi sırıtmasına devam ederek. "Bir iki elf arkadaşım vardı orada. Biri yüzündeki dövmelerle senin makyajından komiktir. Diğeri de kadın, kızıl saçlı."
Yakınlara düşen kırmızı bir yıldırıma döndüğünde gözlerindeki tetiktelik sırıtmasını yalanlayacak bir zeka pırıltısı sergiliyordu. Fakat bir anlık kaş oynaması idi ve dikkatli olmayan birisi belki de bunu fark etmezdi bile.
Sırıtmasına devam ederek soytarıya döndü; "Buralar da pek acayip değil mi?"
Daha cevabı beklemeden taşın üzerine oturup sağa sola bakmaya başladı.
Saygılarımla...
Türklider...
Andero Talon'un cevabı üzerine ona gülümseyerek baktı.
-Bu elfler için büyük bir yemin dostum. Böyle kaldığın sürece senden bana bir zarar gelmeyeceğine inanıyorum artık. Ama ihtiyatı da elden bırakamam. Kişisel algılama. Sen de bilirsin sanırım. Bir savaşçının iç güdüleri bunlar ve hayatta kalmak için uyması gereken kurallar. Hıh... Ağaçlar kadar uzun yaşamak için derdi biri eskiden bana.
Başını çevirip kapıya baktı. "şu Brenne de nerede?" diye sordu kendine. Sonra merdivenlere baktı. "Peki bizimkiler nerede?" diye bir soru daha sordu. Onların cevaplarını duymak istiyordu. Yanında ne kadar tanıdık kişi olursa o kadar rahat hissedecekti kendini. Bir an bunu düşündü. Acaba hata mı yapıyordu? Onları da peşinden getirerek kendi ölümlerine mi sürüklüyordu? Bir şekilde onları bırakmalı mıydı acaba? Bunlar üstünde düşündü bir süre. "Hayır. Eğer onlardan birinin benimki gibi bir amacı olsaydı ben de onlarla giderdim. Ayrıca kim bilir? Belki de vardır." diye bir cevap verdi sonradan ama aklının bir köşesi bunu reddetti. "En azından eskiden öyle yapardım. Ya şimdi?". Sorular ve sorular. Hayatı boyunca kendine şu son bir kaç günde sorduğu kadar soru sorup sormadığını merak etti. Kapıya baktı tekrar. Artık şu Brenne gelse ve Majenta'yla Efla uyansaydı da başlasaydı şu yolculuk. Sıkılmaya başlamıştı artık. Canı uzun zamandır antremanlar hariç yapmadığı şeyi yapmayı, kılıç savurmayı istiyordu artık.
-Bu elfler için büyük bir yemin dostum. Böyle kaldığın sürece senden bana bir zarar gelmeyeceğine inanıyorum artık. Ama ihtiyatı da elden bırakamam. Kişisel algılama. Sen de bilirsin sanırım. Bir savaşçının iç güdüleri bunlar ve hayatta kalmak için uyması gereken kurallar. Hıh... Ağaçlar kadar uzun yaşamak için derdi biri eskiden bana.
Başını çevirip kapıya baktı. "şu Brenne de nerede?" diye sordu kendine. Sonra merdivenlere baktı. "Peki bizimkiler nerede?" diye bir soru daha sordu. Onların cevaplarını duymak istiyordu. Yanında ne kadar tanıdık kişi olursa o kadar rahat hissedecekti kendini. Bir an bunu düşündü. Acaba hata mı yapıyordu? Onları da peşinden getirerek kendi ölümlerine mi sürüklüyordu? Bir şekilde onları bırakmalı mıydı acaba? Bunlar üstünde düşündü bir süre. "Hayır. Eğer onlardan birinin benimki gibi bir amacı olsaydı ben de onlarla giderdim. Ayrıca kim bilir? Belki de vardır." diye bir cevap verdi sonradan ama aklının bir köşesi bunu reddetti. "En azından eskiden öyle yapardım. Ya şimdi?". Sorular ve sorular. Hayatı boyunca kendine şu son bir kaç günde sorduğu kadar soru sorup sormadığını merak etti. Kapıya baktı tekrar. Artık şu Brenne gelse ve Majenta'yla Efla uyansaydı da başlasaydı şu yolculuk. Sıkılmaya başlamıştı artık. Canı uzun zamandır antremanlar hariç yapmadığı şeyi yapmayı, kılıç savurmayı istiyordu artık.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Thlyrotel eskinin günlerinde ufak bir gezintiye çıkmıştı, ama omzunda hissettiği el onu bu hatıralardan çekip çıkardı, Lysana'nın dokunuşuna gülümseyerek karşılık verdi elf, sonra masada konuşulanları sessizce dinledi.. güvenilmeyen bir rehber'den bahsediyorlardı.. ne kadar güvenilmez olduğunu kendi gözleri ile görmeliydi elf, bu yüzden bu Brenne denen adamla tanışana kadar yorumdan kaçınacaktı....
Düşüncelerden sıyrılan Thlyrotel sessizce sohbetleri dinlemeye devam etti...
Düşüncelerden sıyrılan Thlyrotel sessizce sohbetleri dinlemeye devam etti...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
"Kötyden nasıl bir haber beklediğine bağlı bu tabii" hafif hafif kikirdedi. "Eeğer ki zibidiler toplantısı olup olmadığı gibi bir şeyse sorduğun...köy onlarla kaynıyo." abartılı bir şekilde göz kırptı.
"Ama sorduğun kişileri görüp görmediğimi hatırlamıyorum. gereksiz kişiler herahalde benim için aklıma yer edinmemiş. ama kaıdn arkadaşını biraz daha tanımlarsan belki hatırlarım" yaratığı diresiğiyle dürttü pis pis gülerken. Ardından devam etti.
"Evet her taraf garip herif kaynıyor. İpini koparan buralara gelmiş." gözleirni yuvarladı adam. "e peki sen neyin nesisin? insan olmadığın kesin. gördüğüm kadarıyla bir lef veya cüce de değilsin. ehe-he nesin peki."
oturduğu yetden fırladı ve amuda kalktı cevabını beklerken tek elini üstünde durmaya çalışarak vakit geçiriyordu...
"Ama sorduğun kişileri görüp görmediğimi hatırlamıyorum. gereksiz kişiler herahalde benim için aklıma yer edinmemiş. ama kaıdn arkadaşını biraz daha tanımlarsan belki hatırlarım" yaratığı diresiğiyle dürttü pis pis gülerken. Ardından devam etti.
"Evet her taraf garip herif kaynıyor. İpini koparan buralara gelmiş." gözleirni yuvarladı adam. "e peki sen neyin nesisin? insan olmadığın kesin. gördüğüm kadarıyla bir lef veya cüce de değilsin. ehe-he nesin peki."
oturduğu yetden fırladı ve amuda kalktı cevabını beklerken tek elini üstünde durmaya çalışarak vakit geçiriyordu...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Söyledikleri,karşısında duran büyücüyü sinirlendirmiş gibiydi. Ama inanılmaz sakin ve yumuşak şekilde konuşuyordu. Evet bayan lütfen eğer sorularınız yarını bekleyemeyecek kadar acilse yöneltin ve elimden geldiğince yanıtlayayım. Neden bu kadar acele ediyordu. Bu düşünceler aklından geçerken vücudunun buz gibi olduğunu farketti. Birden etrafa baktı, siyah cübbeli sorduğu sorunun cevabını sabırsızca beklerken, yavaş hareketlerle köşede duran odun parçalarının yanına gitti. Bu arada en ufak hareketinin gözlendiğini biliyordu. Ateşi yeniden yakabileceği kadarını yerden aldı. Sönmüş ateşin başına geldiğinde, büyücü artık iyice sabırsızlanmıştı. Elindeki odunları yere koydu ve meşalesiyle tutuşturdu. Karanlık mağranın duvarlarında alevler dans ediyordu, üzerindeki ıslak pelerinini çıkardı. şimdi, size sorularımı sorabilirim ama öncelikle adınızı bilmem gerekiyor ...İçindeki tedirginlik hala devam ediyordu, sorması gereken soruları olmasa bu mağrada bir an bile durmazdı ya. Büyücü bir an kafasını ateşe cevirdi ...
Mağaranın karanlık ağzı, insanı yutacakmış gibi duran bir yaratığı andırıyordu. Ellerini mağaranın soğuk duvarlarına koyup kafasını içeri uzattı ve havayı kokladı.
İçgüdüleri onu karanlığın içine doğru çekerken, geriye doğru dönüp kırmızı gözlerini babasına dikerek: "Sen burda bekle!" dedi. Artık attığı adımları kendisi bile engelleyemiyordu...
Zayıf ışığın parıltısı yüzüne vurduğunda, içerde yaşanacakları önceden hissetmiş gibiydi...
İçgüdüleri onu karanlığın içine doğru çekerken, geriye doğru dönüp kırmızı gözlerini babasına dikerek: "Sen burda bekle!" dedi. Artık attığı adımları kendisi bile engelleyemiyordu...
Zayıf ışığın parıltısı yüzüne vurduğunda, içerde yaşanacakları önceden hissetmiş gibiydi...
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ateşin başında oturan biri siyah cüppeli, biride rüyalarında gördüğü barbar kadını andıran iki kişi susmuş, adete fırtına öncesi sessizliği andıran saniyeler yaşıyorlardı.
Sabırlı olmak doğasında yoktu, yanlarına gidip konusmak içinse bir sebep olması gerektiğini zannetmiyordu.
Ateşe doğru yaklaştı ve ateşten bir odun aldı. Kara cüppeliye uzattı. Ne görmeyi umduğundan bile emin değildi fakat yinede içindeki merağı tatmin etmesi gerekiyordu...
Sesi karanlık mağaranın duvarlarında defalarca yankılandı.
"KİMSİN SENN!!!"
Fısıltısının vahşiliğini ayarlayabilecek durumda değildi fakat yarattığı etkiyi yavaşça dönen cüppenin içindeki iki sert bakışlı gözden tahmin edebildi...
"sen......"
hava daha da soğumuştu....
Sabırlı olmak doğasında yoktu, yanlarına gidip konusmak içinse bir sebep olması gerektiğini zannetmiyordu.
Ateşe doğru yaklaştı ve ateşten bir odun aldı. Kara cüppeliye uzattı. Ne görmeyi umduğundan bile emin değildi fakat yinede içindeki merağı tatmin etmesi gerekiyordu...
Sesi karanlık mağaranın duvarlarında defalarca yankılandı.
"KİMSİN SENN!!!"
Fısıltısının vahşiliğini ayarlayabilecek durumda değildi fakat yarattığı etkiyi yavaşça dönen cüppenin içindeki iki sert bakışlı gözden tahmin edebildi...
"sen......"
hava daha da soğumuştu....
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
"Günaydın" dedi Tudor şovalyeye bakarak. Romedahl bir şey anlamamıştı;
- "Siz tanıştınız mı?"
- "Evet. Gece bir ara şovalye beni uyandırdı ve neden burada olduğumuzu sordu. Durumu anlattım ve o da anlayışla karşıladı. Bu sırada sen uyuyordun."
- "Anlıyorum."
Tudor şovalyenin nazik teklifini geri çeviremezdi. Hem nezaketen hem de karnının aç olması sebebiyle bu teklifi kabul etti;
- "Kahvaltı iyi fikir şovalye tabii ki size eşlik etmek isteriz."
- "Siz tanıştınız mı?"
- "Evet. Gece bir ara şovalye beni uyandırdı ve neden burada olduğumuzu sordu. Durumu anlattım ve o da anlayışla karşıladı. Bu sırada sen uyuyordun."
- "Anlıyorum."
Tudor şovalyenin nazik teklifini geri çeviremezdi. Hem nezaketen hem de karnının aç olması sebebiyle bu teklifi kabul etti;
- "Kahvaltı iyi fikir şovalye tabii ki size eşlik etmek isteriz."
Only God can Judge me!
Melkortr, mağaranın önünde beklerken günün ilk ışıkları gökyüzünü aydınlatmaya başladı. bulutları yaran ışık hüzmeleri yeryüzüne düşmeye başladı.
Melkortr 'nin daha fazla dayanacak gücü yoktu. ışıktan kaçmak için mağaranın karanlık ortamına kendini attı.
mağaranı dayanılmaz hafifliği gücüne güç katmıştı. derin bir nefes alarak mağaranın içinde ilerlemeye başladı. mağara onun için ev gibiydi, kısa süreli bir hasret gidermeden sonra bir ses duydu ve sesin geldiği yere doğru gitti. oğlu kharon birisine birşeyler söylüyordu. eli kılıcına doğru gitti diğer eliylede sırtından kalkanını almak için hamle yapıyordu.
Melkortr 'nin daha fazla dayanacak gücü yoktu. ışıktan kaçmak için mağaranın karanlık ortamına kendini attı.
mağaranı dayanılmaz hafifliği gücüne güç katmıştı. derin bir nefes alarak mağaranın içinde ilerlemeye başladı. mağara onun için ev gibiydi, kısa süreli bir hasret gidermeden sonra bir ses duydu ve sesin geldiği yere doğru gitti. oğlu kharon birisine birşeyler söylüyordu. eli kılıcına doğru gitti diğer eliylede sırtından kalkanını almak için hamle yapıyordu.
MelkorTR
Defender of GAİA
Defender of GAİA
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor akşamdan toplamış olduğu kuru dalları kav ve çakmak taşı yardımıyla kısa sürede tutuşturdu. İnce dallara geçirdiği kurutulmuş etleri pişirmeleri için misafirlerine uzattı, etin yanında ufak birer ekmek somunu ve taze meyve sundu. Tahta bardağını şarapla doldurduktan sonra tulumu misafirlerine uzattıç Bir yandan kendi etini pişirirken bir yandan da misafirlerini süzüyordu. 'Evet yabancılar. Sizi buralara getiren nedir?'
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests