Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Andero Talon'un sorusunu düşünüyordu. Tanımadığın birine ne anlatabilirdin ki?
-Hayır Talon. dedi. Sanırım size adınızla hitap etmemin bir sakıncası yoktur. Bildiğim bir laneti yok etmek için yola çıkacağımız. dedikten sonra bir süre durdu. Umarım çıktığımız gibi dönebiliriz de. diye ekledi sessizce.
Arkasından gelen günaydın üzerine oraya baktı ve Lysana'yı gördü. Dinlenmiş görünüyordu. Gülümsemesi yüzündeydi. Söylediklerini dinledi.
- Benimle gelme kararın inan beni çok mutlu etti. Anlatılamayacak kadar çok. Bu yolculukta senin gibi bir dostu yanımda görmek beni gerçekten rahatlatacak. dedi. Sonra Lysana'nın anlattıklarının devamını dinledi ve Thlyrotel'e baktı.
-Demek yol arkadaşı oluyoruz ha. dedi hafifçe. Sonra bir kahkaha kopardı. Bak Lysana bu Talon dedi. Oda bizimle geliyor. Bayağı bir kişi olduk. Çok ilginç olacak hem de çok dedi.
Sustu bir an. "Bu yola üç kişi çıktık. şimdi ise kaç kişi olduğumuzu bile bilmiyorum. Hmm. Ben,Lysana,Talon,Thylrotel,Brenne ve eğer kabul ederlerse Efla ve Majenta." Gülümsedi. "Umarım unuttuğum biri yoktur." Sonra birden yüzü asıldı. "Acaba kaçımız geri dönebileceğiz?"
-Hayır Talon. dedi. Sanırım size adınızla hitap etmemin bir sakıncası yoktur. Bildiğim bir laneti yok etmek için yola çıkacağımız. dedikten sonra bir süre durdu. Umarım çıktığımız gibi dönebiliriz de. diye ekledi sessizce.
Arkasından gelen günaydın üzerine oraya baktı ve Lysana'yı gördü. Dinlenmiş görünüyordu. Gülümsemesi yüzündeydi. Söylediklerini dinledi.
- Benimle gelme kararın inan beni çok mutlu etti. Anlatılamayacak kadar çok. Bu yolculukta senin gibi bir dostu yanımda görmek beni gerçekten rahatlatacak. dedi. Sonra Lysana'nın anlattıklarının devamını dinledi ve Thlyrotel'e baktı.
-Demek yol arkadaşı oluyoruz ha. dedi hafifçe. Sonra bir kahkaha kopardı. Bak Lysana bu Talon dedi. Oda bizimle geliyor. Bayağı bir kişi olduk. Çok ilginç olacak hem de çok dedi.
Sustu bir an. "Bu yola üç kişi çıktık. şimdi ise kaç kişi olduğumuzu bile bilmiyorum. Hmm. Ben,Lysana,Talon,Thylrotel,Brenne ve eğer kabul ederlerse Efla ve Majenta." Gülümsedi. "Umarım unuttuğum biri yoktur." Sonra birden yüzü asıldı. "Acaba kaçımız geri dönebileceğiz?"
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Talon masadan kalkıp eğilerek Lysana yı selamladı.
Andero'nun konuşmasını dinledikten sonra..
"Bence bu yolculukta herkesin farklı bir amacı var ama çağrımız aynı,
neden hepimiz dönüp dolaşıp Brenne de kitleniyoruz. Bu adamdaki özellik ne, niçin burda ve biz bugün niçin onu izleyeceğiz?? "
Elf derin bir ah çektikten sonra;
"belki de Güney Ormanlarından hiç çıkmamalıydım, belki o zaman herkes daha mutlu olurdu...Anavatanımdan ayrıldığımdan beri hiçbirşey yolunda gitmedi..sevdiğim insan öldü, halkım tarafından kabul edilmez oldum, şimdi buraya geldim ve bilmediğim birinden sevdiğim insanı benim öldürdüğümü öğrendim...Biraz sonra ise bir kader yolculuğuna çıkacağım."
"Bir bakıma ben memnunum her iki şekilde de bu azap bitecek..Ya sorunları çözeceğim ya da denerken öleceğim ve bu dünyanın sorunları benim için anlamsız kalacak..."
Andero'nun konuşmasını dinledikten sonra..
"Bence bu yolculukta herkesin farklı bir amacı var ama çağrımız aynı,
neden hepimiz dönüp dolaşıp Brenne de kitleniyoruz. Bu adamdaki özellik ne, niçin burda ve biz bugün niçin onu izleyeceğiz?? "
Elf derin bir ah çektikten sonra;
"belki de Güney Ormanlarından hiç çıkmamalıydım, belki o zaman herkes daha mutlu olurdu...Anavatanımdan ayrıldığımdan beri hiçbirşey yolunda gitmedi..sevdiğim insan öldü, halkım tarafından kabul edilmez oldum, şimdi buraya geldim ve bilmediğim birinden sevdiğim insanı benim öldürdüğümü öğrendim...Biraz sonra ise bir kader yolculuğuna çıkacağım."
"Bir bakıma ben memnunum her iki şekilde de bu azap bitecek..Ya sorunları çözeceğim ya da denerken öleceğim ve bu dünyanın sorunları benim için anlamsız kalacak..."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
KOnuşmaya çalıştığı buçukluktan da bir yanıt alamayan soytarı duvarın yanında bir masaya oturdu ve çıkardığı uzun şişle tırnaklarını temizlemeye başladı. gecelyin orada sızıp kalmıştı. anlaşılan han çalışanları ona fazla yaklaşmak istemediği için bulaşmamıştı o
Zilleri her hareketini takiben rahatsızlık verici sesler çıkarıyordu. Dah acıkmamıştı anlaşılan. Koltuğuna tekrar oturup gelen geçeni izlemeye başladı ve konuşulanlara kulak kabarttı.
Herkes ne kadar problemliydi ulan! Doğru dürüst yaşamayı bilen bir kul dahi yok muydu şu garip dünyada. sanki bütün karizmatik takılmaya çalışan, problemli herif varsa bu hana doluşmuş olmalıydı. BU herifler doğru düzgün espiriden ve şakadan da anlamazdı kesinlikle.
Handan ayrılmak bu garip adam için en ideal seçenk olacaktı kesinlikle. Kahkahalar atmaya başladı. bU herifler yanında birden kendini çok normal hissetmişti. Hoplayıp zıplayarak handan dışarıya çıktı.
tabii ki aldığı hiçbir şeyin hesabını ödemeden.
Kapıdan çıltıktan sonra yolun ortasında durdu ve ne ratafa gideceğine karar vermek için bağdaş kurup oturdu.
BUlmuştu!
Hortumun olduğu taraf doğru gidecekti. orasının daha eğlenceli oldupu kesindi.
Hafif bir şarkı mırıldanmaya başladı...
"Koca kestane ağacının altında,
Sen beni sattın, ben de seni..."
Zilleri her hareketini takiben rahatsızlık verici sesler çıkarıyordu. Dah acıkmamıştı anlaşılan. Koltuğuna tekrar oturup gelen geçeni izlemeye başladı ve konuşulanlara kulak kabarttı.
Herkes ne kadar problemliydi ulan! Doğru dürüst yaşamayı bilen bir kul dahi yok muydu şu garip dünyada. sanki bütün karizmatik takılmaya çalışan, problemli herif varsa bu hana doluşmuş olmalıydı. BU herifler doğru düzgün espiriden ve şakadan da anlamazdı kesinlikle.
Handan ayrılmak bu garip adam için en ideal seçenk olacaktı kesinlikle. Kahkahalar atmaya başladı. bU herifler yanında birden kendini çok normal hissetmişti. Hoplayıp zıplayarak handan dışarıya çıktı.
tabii ki aldığı hiçbir şeyin hesabını ödemeden.
Kapıdan çıltıktan sonra yolun ortasında durdu ve ne ratafa gideceğine karar vermek için bağdaş kurup oturdu.
BUlmuştu!
Hortumun olduğu taraf doğru gidecekti. orasının daha eğlenceli oldupu kesindi.
Hafif bir şarkı mırıldanmaya başladı...
"Koca kestane ağacının altında,
Sen beni sattın, ben de seni..."
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Etrafı araştıran Ezakiel nehirden çekinerek sağda solda dolaşmış ve iri bir taşa dayanarak uyumuştu. Rüyasında hatırlayamadığı bir yığın gariplik görmüştü. Kalktığında hiç birini umursamamıştı, hatırlasa bile...
Garip zillerin sesine uyandı. Saçma bir şarkı takılmıştı diline. Belki de bu, diline takılmamıştı, çünkü söyleyen kendisi değildi!
Ã?abucak ayağa kalkıp etrafına bakındı. Gündüz olmasına karşın bulutlardan dolayı karanlık sayılırdı. Hemen sesin geldiği yere doğru döndü ve metrelerce uzaktan sesi duyulan garip soytarıyı gördü.
"Koca kestane ağacının altında,
Sen beni sattın, ben de seni..."
Sırıtarak şarkının devamını dinlemeye koyuldu. Ã?ylece ayakta duruyor ve şarkıyı dinliyordu. Adam farkında olmadan ona yaklaştıkça şarkıyı daha da seçebilmeye başlamıştı.
Taşa oturdu ve adamın gelmesini beklemeye başladı...
Türklider...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor uyku ihtiyacını gidermiş olmaktan çok alışkanlıktan uyandı. Güneş doğalı fazla olmamıştı. Gece yağan çiğ battaniyesini ve çimenleri gümüşten bir örtü gibi örtmüştü. Yattığı ağacın arkasından yıldız çiçeklerinin kokusu geliyordu. Ufak yıldızlara benzeyen bu gümüşi çiçekler güneş yeni doğduğunda açar, hep birlikte bir yıldız tarlasını andırıcasına bir iki saat güzelliklerini sergiler sonra da kendilerini gizlerlerdi. Tenthor ellerini hafifçe onların üzerinde gezdirdikten sonra o mis kokulu çiğ tanelerini yüzüne götürdü. Bu iyi gelmişti, rahatlamış olarak battaniyenin altından çıktı ve etrafına göz gezdirdi. Misafirleri hala uyumaktaydı, memnun olan Tenthor su kenarına indi. Kıyafetlerini ve kılıcını nehir kenarına bırakıp suya girdi. Su sadece vücudunu değil beynini de rahatlatıyordu adeta. Suya girdikten sonra omzunu daha rahat kullanabildiğini farketti, atından düştükten sonra oluşan diğer berelenmeler de daha iyi bir hal almıştı. Yeni doğan güneşi, uyanan ormanı ve ferahlatıcı suyu selamlayarak bu kısa lüksün tadını çıkardı..
Genç Romedahl, uykusundan rahatsız bir yüz ifadesiyle uyanır zira sırtı ağrımaktadır "Yerde yatmaktan kaynaklanıyor herhalde" diye düşünür. Sabahın ilk saatlerinin esintisini yüzünde hissetse de güneşte bir yandan göz kırpıyordu Romedahl"a. Uyuduğu yerden yavaşça kalktı ve bir güzel gerildi. Bu, sanki ağrısını biraz hafifletmiş gibiydi. Tudor"a doğru dönüp baktı ve hala uyuduğunu gördü. Kafasını şovalyenin uyuduğu ağacın dibine doğru çevirdiğinde şovalyenin orada olmadığını gördü ve bir hışımla Tudor"un kolundan tutup "Kalk Tudor! Uyan! şovalye yerinde değil" dedi. Tudor sanki dürtülen kendisi değilmişçesine derin uykusuna devam etti. Romedahl şansını tekrar denedi "Uyan lütfen hayatımız tehlikede olabilir!" dedi ama yine işe yaramadı. Tudor uyumaya devam ediyordu adeta bir ölü gibi. Romedahl"ın kafası son söylediği cümleye takılmıştı; "Uyan lütfen hayatımız tehlikede olabilir!" Ellerini Tudor"un üzerinden çekerek ve başını yavaşça kaldırarak "Ama eğer..." dedi "Eğer şovalyenin bize zarar vermek gibi bir düşüncesi olsaydı uyandığında; yani biz uyurken bunu yapardı zaten" diye mırıldandı kendi kendine.. Artık endişelenmiyordu. Tudor"un yanına oturdu ve uyanmasını bekledi..
Only God can Judge me!
-
Dragonfly
- Kutsanmış Kişi
- Posts: 1262
- Joined: Thu Mar 25, 2004 10:00 am
- Location: DoÄ?u Limerik
- Contact:
Bir ses kulaklarında çınladı yerde yatan bedenin.Baygın gözlerinini araladığında sabah güneşinin ışıkları tören için boyanmış kirpiklerinden geçip siyah gözlerine mızrak gibi saplanıyordu.
Sesin kaynağına kafasını çevirdi ama hala gözlerini açamıyordu kaç gün boyunca kapalıdı gözleri ki bu kadar zor açılıyordu çapaklanan gözlerini ovalayarak yattığı yerde oturur duruma geçti.
Gözlerini tam açtığında ise oturana kadar sesini kesmeyen kurtun uluması durdu.Nerdeyse bütün ormanı uyandıracak kadar bağırmıştı.
Yine iç güdüsel olarak tamam uyandım dedi kendince ve karşısındaki kurta.
Ayağa kalkmayı denedi pek kolay olmasa da zorlukla başardı.Öztünü temizlemesi garakiyordu toz ve kir içindeydi.Havayı kokladı havada ormanın sabah sisinden başka bir şey kokmuyordu.
Yanlız uhun içlerinde bir yerde burasının farklı olduğunu anlayabilriyordu.
Aklından babasının öğrettiği yol bulma tekniğini geçirdi ve rüzgarı arkasına alıp yürümeye başladı.
Sesin kaynağına kafasını çevirdi ama hala gözlerini açamıyordu kaç gün boyunca kapalıdı gözleri ki bu kadar zor açılıyordu çapaklanan gözlerini ovalayarak yattığı yerde oturur duruma geçti.
Gözlerini tam açtığında ise oturana kadar sesini kesmeyen kurtun uluması durdu.Nerdeyse bütün ormanı uyandıracak kadar bağırmıştı.
Yine iç güdüsel olarak tamam uyandım dedi kendince ve karşısındaki kurta.
Ayağa kalkmayı denedi pek kolay olmasa da zorlukla başardı.Öztünü temizlemesi garakiyordu toz ve kir içindeydi.Havayı kokladı havada ormanın sabah sisinden başka bir şey kokmuyordu.
Yanlız uhun içlerinde bir yerde burasının farklı olduğunu anlayabilriyordu.
Aklından babasının öğrettiği yol bulma tekniğini geçirdi ve rüzgarı arkasına alıp yürümeye başladı.
Dragonfly ;
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Aniden kulaklarında çınlayan bir kurt ulamasıyla uyandı Tudor. Romedahl"ı fark etti ama gözleri bu kurdu arıyordu. Ã?evresine ani hareketlerle bakındı ama nafile duyduğu sadece bir kurdun şiddetle ulumasıydı görüntüde herhangi bir şey yoktu. Romedahl sakin sakin otururken Tudor'un böyle irkilerek uyanmasını beklemediği için korkmuştu ve şaşkın yüz ifadesiyle sordu;
- "İyi misin? Ne oldu?"
- "Hiç hiç.."
- "İyi misin? Ne oldu?"
- "Hiç hiç.."
Only God can Judge me!
Brenne efendisiyle olan iletişimini bitirmişti,ona saatler gibi gelen süre boyunca gördükleri ve duvarda danseden gölgelerin anlattıkları,aslında bir kaç saniye içerisinde olup bitmişti.Henüz kesikten çıkan kan yere düşmemişti Brenne kendisine geldiğinde.
Gördüklerini düşündü kafasında tekrar yorumlamak istedi ama gördüklerini anlayabilmesi için zamana ihtiyacı vardı.Tam bu sırada bir tıkırtı duyuldu mağarada.Arkasından bir kaç küçük ayak sesi.
Brenne bu durumdan hoşnut değildi,karanlığın içine gömüldü.Koridorun ucunda bir an bir ışık parladı ve sonra koridorun sonu aydınlandı.Kendisine doğru yaklaşan elinde meşalesiyle bir suret gördü.
Bu sırada ölüm kalkanı büyüsünü başlamıştı.İçeri giren öksürdü,ama o sırada tamamiyle konsantre olan Brenne buna tepki vermedi.Büyüsünü tamamladığında kendisine yaklaşan eli gördü,ani bir hareketle geri çekildi.Bu el havada kalmıştı,zaten eğer Brenne'ye dokunmayı başarsaydı bu elin sahibini bekleyen acı bir son vardı ama Brenne yine de bu dokunuşu reddetti ve geri çekildi.Aniden ayağa kalktı ve asasını tehditkar bir şekilde iki eliyle kavradı.Ã?nündeki surete henüz odaklanmıştı.Bu içerideki kişi...Evet ,evet.Bu o diye düşündü.Handaki şu garip kadın.Peki ama burada ne işi vardı.Tabii ki onu takip etmiş olmalıydı.Ama neden?Bunu öğrenmek gerekliydi.
-Benden uzak dur,yoksa
Sağ eli çoktan bir kaç büyü bileşenini eline almıştı.Sol elinde tuttuğu siyah kurumuş ağaç asa önündeki kadına doğru uzanmıştı.
Karşısındaki tereddüt edince sordu.
-Burada ne arıyorsun,ölümünü mü?
Bir yandan kendisine kızıyordu,bu kadar da dikkatsiz olduğu için.
Gördüklerini düşündü kafasında tekrar yorumlamak istedi ama gördüklerini anlayabilmesi için zamana ihtiyacı vardı.Tam bu sırada bir tıkırtı duyuldu mağarada.Arkasından bir kaç küçük ayak sesi.
Brenne bu durumdan hoşnut değildi,karanlığın içine gömüldü.Koridorun ucunda bir an bir ışık parladı ve sonra koridorun sonu aydınlandı.Kendisine doğru yaklaşan elinde meşalesiyle bir suret gördü.
Bu sırada ölüm kalkanı büyüsünü başlamıştı.İçeri giren öksürdü,ama o sırada tamamiyle konsantre olan Brenne buna tepki vermedi.Büyüsünü tamamladığında kendisine yaklaşan eli gördü,ani bir hareketle geri çekildi.Bu el havada kalmıştı,zaten eğer Brenne'ye dokunmayı başarsaydı bu elin sahibini bekleyen acı bir son vardı ama Brenne yine de bu dokunuşu reddetti ve geri çekildi.Aniden ayağa kalktı ve asasını tehditkar bir şekilde iki eliyle kavradı.Ã?nündeki surete henüz odaklanmıştı.Bu içerideki kişi...Evet ,evet.Bu o diye düşündü.Handaki şu garip kadın.Peki ama burada ne işi vardı.Tabii ki onu takip etmiş olmalıydı.Ama neden?Bunu öğrenmek gerekliydi.
-Benden uzak dur,yoksa
Sağ eli çoktan bir kaç büyü bileşenini eline almıştı.Sol elinde tuttuğu siyah kurumuş ağaç asa önündeki kadına doğru uzanmıştı.
Karşısındaki tereddüt edince sordu.
-Burada ne arıyorsun,ölümünü mü?
Bir yandan kendisine kızıyordu,bu kadar da dikkatsiz olduğu için.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Adam şarkının geri kalanını bilmiyor gibiydi çünkü sadece o bölümü söleyip ardından şarkının ezgisini mırıldanıyordu
"Koca kestane ağacının altında,
Sen beni sattın, ben de seni...
hm hmmm hmm hm hm..."
O sırada yolunun üstünde bir yaratığın oturduğunu gördü.
"uhuhuh..." diye bir nida yükseldi yüzünden. bu yaratığı galiba handa görmüştü. handaki zibidilere nazaran normal kaçıyordu bu yaratık.
Yaratığın önünde abartılı bir reverans yaptı. öne doğru eğilirken parmak uçlarında kalktı ve geri kalkarken topuklarında yükseldi.
"Selamlar yaratık efendi. ben...bendeniz...ben kendim....bena şöyle hitap ediliyor..." kahkahalar atarak cümlenin devamını getirmedi. "peki siz kimsiniz?"
"Koca kestane ağacının altında,
Sen beni sattın, ben de seni...
hm hmmm hmm hm hm..."
O sırada yolunun üstünde bir yaratığın oturduğunu gördü.
"uhuhuh..." diye bir nida yükseldi yüzünden. bu yaratığı galiba handa görmüştü. handaki zibidilere nazaran normal kaçıyordu bu yaratık.
Yaratığın önünde abartılı bir reverans yaptı. öne doğru eğilirken parmak uçlarında kalktı ve geri kalkarken topuklarında yükseldi.
"Selamlar yaratık efendi. ben...bendeniz...ben kendim....bena şöyle hitap ediliyor..." kahkahalar atarak cümlenin devamını getirmedi. "peki siz kimsiniz?"
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Elf gülümseyerek konuşmaları dinliyordu, sonra Talon'un sözleri dikkatini çekti.. Güney Ormanları demişti..Thlyrotel'de oradan geliyordu.. ama oradan çok uzun bir süre önce ayrılmıştı..
Ciddi bir yüz ifadesi ile Talon'a döndü;
"Talon demek güney ormanlarından geliyorsun, bende bir zamanlar oradaydım, eğitimimi oradan almıştım... belki sende biliyorsundur, ormanın görünmeyen savaşçıları.. bende onlardan biriydim.."
sonra elf'in gözleri dalgın dalgın yana düştü.. bakışları derinlere yönelmişti yeniden.. 80 yıl kadar öncesine..
"Ama birgün hepsi yokedildi.." dedi elf sessizce...
Ciddi bir yüz ifadesi ile Talon'a döndü;
"Talon demek güney ormanlarından geliyorsun, bende bir zamanlar oradaydım, eğitimimi oradan almıştım... belki sende biliyorsundur, ormanın görünmeyen savaşçıları.. bende onlardan biriydim.."
sonra elf'in gözleri dalgın dalgın yana düştü.. bakışları derinlere yönelmişti yeniden.. 80 yıl kadar öncesine..
"Ama birgün hepsi yokedildi.." dedi elf sessizce...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Yerde yatan siyah cübbeli ani hareket etmişti. Eli havada neler olduğunu anlamadan şaşkın bir ifadeyle karşısında duran siyah cübbeliye baktı. Kendisine cevrilmiş bir asa vardı. BÃ?YÃ?CÃ?!...
Kafasının içinde bu düşünce öyle büyük bir etki yapmıştıki , bir an afallamış şekilde olduğu yerde öylece durdu. Bu kadar aptal olduğu için kendisine söyleyecek bir laf bulamıyordu. Ama karşısındaki büyücü oan ona bir şeyler söylüyordu. Kendisine sorulan soru karşısında öfkelenmişti.
Adım esen , ve sizinle yalnız konuşabilmek için bütün gece handa bekledim. Ama ne yazık ki bir anlık dalgınlığım yüzünden sizi kaçırdım. şimdi burda olmamın tek nedeni size sorulalım olmasıdır
Kafasının içinde bu düşünce öyle büyük bir etki yapmıştıki , bir an afallamış şekilde olduğu yerde öylece durdu. Bu kadar aptal olduğu için kendisine söyleyecek bir laf bulamıyordu. Ama karşısındaki büyücü oan ona bir şeyler söylüyordu. Kendisine sorulan soru karşısında öfkelenmişti.
Adım esen , ve sizinle yalnız konuşabilmek için bütün gece handa bekledim. Ama ne yazık ki bir anlık dalgınlığım yüzünden sizi kaçırdım. şimdi burda olmamın tek nedeni size sorulalım olmasıdır
-
Dragonfly
- Kutsanmış Kişi
- Posts: 1262
- Joined: Thu Mar 25, 2004 10:00 am
- Location: DoÄ?u Limerik
- Contact:
Yüksek ağaçların altında sabahın temiz havasını koklarken tanıdık bir şeyler arıyordu.Ama her yaprağını ezberlediği büyüdüğü ormandan farklı bir yerdeydi.şimdi bunu düşünmemeli ve bir an önce kendisine kalıcak yer yapmalıydı.
Arkasındaki kurdun onu takip ettiğini bile farketmeden yoluna devam etti taki midesinn açlıktan bir ayıyı bile korkutacak sesler çıkarana dek yürüdü.
Acıkmıştı etrafına bakındığında bir ağacın üstüne yılan gibi sarılan sarmaşığı farketti.Evet işte yiyecek bir şey diye düşündü sarmaşıktaki tohumlar hem sulu hemde lifliydi ve oldukçada doyurucuydu.
Ama çıkacağı ağaç tam bir ağaç değildi aslında küçük bir çalılık bile denilebilri di.Açken bunları düşünemiyeceğim dedi ve kendisini çalılığın içine attı elinin altındaki tohumları avuçlarına doldurum onar onar azına götürüyordu.O kadar mutluyduki yemek yerken babası ile söylediği şarkıyı mırıldanıyor ama ağzı dolu olduğu için homurtudan başka bir şey duyulmuyordu.
Nihayet doymuştu.Gücü yerine gelmişti bir su birikintisi aramaya başladı ama yakınlarda en ufak suyun kokusunu bile alamıyordu çünki havada hala sabah sisi vardı açıkçası ayırt etmek heniüz onun için zordu.
Çalılarla çevrilmiş yarım daire şeklindeki alanda oturdu aklını tokken daha iyi topladı ve meditasyona başladı.
Arkasındaki kurdun onu takip ettiğini bile farketmeden yoluna devam etti taki midesinn açlıktan bir ayıyı bile korkutacak sesler çıkarana dek yürüdü.
Acıkmıştı etrafına bakındığında bir ağacın üstüne yılan gibi sarılan sarmaşığı farketti.Evet işte yiyecek bir şey diye düşündü sarmaşıktaki tohumlar hem sulu hemde lifliydi ve oldukçada doyurucuydu.
Ama çıkacağı ağaç tam bir ağaç değildi aslında küçük bir çalılık bile denilebilri di.Açken bunları düşünemiyeceğim dedi ve kendisini çalılığın içine attı elinin altındaki tohumları avuçlarına doldurum onar onar azına götürüyordu.O kadar mutluyduki yemek yerken babası ile söylediği şarkıyı mırıldanıyor ama ağzı dolu olduğu için homurtudan başka bir şey duyulmuyordu.
Nihayet doymuştu.Gücü yerine gelmişti bir su birikintisi aramaya başladı ama yakınlarda en ufak suyun kokusunu bile alamıyordu çünki havada hala sabah sisi vardı açıkçası ayırt etmek heniüz onun için zordu.
Çalılarla çevrilmiş yarım daire şeklindeki alanda oturdu aklını tokken daha iyi topladı ve meditasyona başladı.
Dragonfly ;
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Brenne karşısındakini süzdü.Söylediklerini dikkatle dinledi.
-Adım esen , ve sizinle yalnız konuşabilmek için bütün gece handa bekledim. Ama ne yazık ki bir anlık dalgınlığım yüzünden sizi kaçırdım. şimdi burda olmamın tek nedeni size sorulalım olmasıdır
Kadının söylediklerini tarttı.Doğruydu bu kadın kapıdaki o garip kadındı ve Brenne ona hiç güvenmiyordu.Aslında Brenne kimseye güvenmezdi ama bu kadında garip olan bir şeyler vardı.
-Beni buraya kadar sadece bir kaç sorunuz olduğu için mi takip ettiniz?Bunlar çok önemli sorular olmalı bayan yoksa niçin bu karanlık mağaraya korumasızca giresiniz ki?Hem soruların yanıtlarının bende olduğunu nereden biliyorsunuz?
Sözler hafif hırıltı biçiminde dudaklarından dökülüyordu Brenne'nin.Avucunda sıkı sıkıya tuttuğu büyü bileşenleri adamın kendisini tehdit altında hissettiğinin göstergesiydi.Üzerindeki güçlü büyü zırh gözle görünmese de Brenne nin kendine güvenini tazeliyordu.
Kadının ıslanmış görüntüsüne baktı,büyük bir gökgürültüsü tekrar ortalığı inletti.
-Adım esen , ve sizinle yalnız konuşabilmek için bütün gece handa bekledim. Ama ne yazık ki bir anlık dalgınlığım yüzünden sizi kaçırdım. şimdi burda olmamın tek nedeni size sorulalım olmasıdır
Kadının söylediklerini tarttı.Doğruydu bu kadın kapıdaki o garip kadındı ve Brenne ona hiç güvenmiyordu.Aslında Brenne kimseye güvenmezdi ama bu kadında garip olan bir şeyler vardı.
-Beni buraya kadar sadece bir kaç sorunuz olduğu için mi takip ettiniz?Bunlar çok önemli sorular olmalı bayan yoksa niçin bu karanlık mağaraya korumasızca giresiniz ki?Hem soruların yanıtlarının bende olduğunu nereden biliyorsunuz?
Sözler hafif hırıltı biçiminde dudaklarından dökülüyordu Brenne'nin.Avucunda sıkı sıkıya tuttuğu büyü bileşenleri adamın kendisini tehdit altında hissettiğinin göstergesiydi.Üzerindeki güçlü büyü zırh gözle görünmese de Brenne nin kendine güvenini tazeliyordu.
Kadının ıslanmış görüntüsüne baktı,büyük bir gökgürültüsü tekrar ortalığı inletti.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Söylediklerinin büyücü üzerinde etkili olduğunu gördü. Ama büyücü hala tam emin değildi. Derken büyücü konuşmaya başladı , söyledikleri bir bakıma doğruydu.
Buraya kadar sizi takip ettiğim doğru , ama korumaya ihtiyaç duymamı gerektirecek bir durumda olduğumu hiç zannetmiyorum . Bir an bekledi bu söyledikleri büyücü üzerinde ne gibi bir etki yapacaktı acaba..
Buraya kadar sizi takip ettiğim doğru , ama korumaya ihtiyaç duymamı gerektirecek bir durumda olduğumu hiç zannetmiyorum . Bir an bekledi bu söyledikleri büyücü üzerinde ne gibi bir etki yapacaktı acaba..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests