Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Savaşçı Andero nun garip davranışları Brenne nin gözünden kaçmadı ama şimdilik ne olduklarını anlamlandıramadı.Andero nun sorusuyla kendine geldi.
-Kimsin sen?
Sesindeki bezginlik ve bitkinlik yüzüne de yansımıştı.
"Ben" dedi Brenne yavaşça "sadece bir zavallıyım,kaderi burayı göstermiş olan bir zavallı.Sizden tek farkım savaşçı benim o lanetin merkezine gitmek zorunda olmam."
Son sözleri söylerken sesini titretmiş ve sanki büyük bir duygu yoğunluğu içindeymiş gibi söylemişti.Oysa Brenne nin içinde yaşayan sadece intikam ve yıkım duygularıydı gerisi çok uzun zaman önce kalbini birer birer terketmişti.
"Gitmeli ve bu laneti sonsuza dek ortadan kaldırmaya çalışmalıyım yapamasam bile bunu denemeliyim.Ancak böyle bir ölüm zavallı ruhumu huzura kavuşturabilir."
"Ben kim miyim Andero,ben ölümün içinde yaşadığı adamım."
İlk kez savaşçıya adıyla hitap etmişti bunun karşısındakine bir güven duygusu oluşturmasını bekliyordu.Ama Brenne asla kimseye güvenmezdi,bu onun yıllar içinde yaşamdan öğrendiği yegane doğruydu ve onun hayatta kalmasını sağlamıştı.
-Kimsin sen?
Sesindeki bezginlik ve bitkinlik yüzüne de yansımıştı.
"Ben" dedi Brenne yavaşça "sadece bir zavallıyım,kaderi burayı göstermiş olan bir zavallı.Sizden tek farkım savaşçı benim o lanetin merkezine gitmek zorunda olmam."
Son sözleri söylerken sesini titretmiş ve sanki büyük bir duygu yoğunluğu içindeymiş gibi söylemişti.Oysa Brenne nin içinde yaşayan sadece intikam ve yıkım duygularıydı gerisi çok uzun zaman önce kalbini birer birer terketmişti.
"Gitmeli ve bu laneti sonsuza dek ortadan kaldırmaya çalışmalıyım yapamasam bile bunu denemeliyim.Ancak böyle bir ölüm zavallı ruhumu huzura kavuşturabilir."
"Ben kim miyim Andero,ben ölümün içinde yaşadığı adamım."
İlk kez savaşçıya adıyla hitap etmişti bunun karşısındakine bir güven duygusu oluşturmasını bekliyordu.Ama Brenne asla kimseye güvenmezdi,bu onun yıllar içinde yaşamdan öğrendiği yegane doğruydu ve onun hayatta kalmasını sağlamıştı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero Brenne'in sözlerini dinledi. Acısı biraz hafiflemişti. En azından rahatça düşünebiliyordu ve konuşacak güce sahipti.
- Demek zavallı birisin. dedi yavaşça. Ve ruhunun zavallı olduğunu söylüyorsun. Pekala, bu laneti yok etmek.... Evet. Bu kutsal bir görev ama böyle bir göreve çıkmak için.... Bilemiyorum. Buraya yalnız geldin demek ki bu işe yalnız başına kalkışacaktın. Ne tarz bir lanetten bahsettiğin hakkında açıkcası bir fikrim yok ama sanırım bu şeye karşı koymak için güçlü olmalısın. Peki sendeki güç ne Brenne. Senin sırrın ne? Bir şeylere sahip olduğun o kadar belli ki... Hırstan, istekten, inançtan öte bir şey. Aslında böyle düşünmemin iki sebebi var. Birini söyleyemem ama öbürü... Neden o lanetli adam sana efendi dedi Brenne? Neden? Neden senden onu azad etmeni istedi. Soruma tekrar cevap ver. Kimsin sen?
- Demek zavallı birisin. dedi yavaşça. Ve ruhunun zavallı olduğunu söylüyorsun. Pekala, bu laneti yok etmek.... Evet. Bu kutsal bir görev ama böyle bir göreve çıkmak için.... Bilemiyorum. Buraya yalnız geldin demek ki bu işe yalnız başına kalkışacaktın. Ne tarz bir lanetten bahsettiğin hakkında açıkcası bir fikrim yok ama sanırım bu şeye karşı koymak için güçlü olmalısın. Peki sendeki güç ne Brenne. Senin sırrın ne? Bir şeylere sahip olduğun o kadar belli ki... Hırstan, istekten, inançtan öte bir şey. Aslında böyle düşünmemin iki sebebi var. Birini söyleyemem ama öbürü... Neden o lanetli adam sana efendi dedi Brenne? Neden? Neden senden onu azad etmeni istedi. Soruma tekrar cevap ver. Kimsin sen?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Handan içeri girmiş olan Elf Brenne ye döndü..kendisi bir şovalye ile konuşmaktaydı..
kara cübbeli adam kendinden ' bir zavallı' olarak bahsetmişti ancak zavallı olan kimse bir başkasının efendisi olamazdı.
BU adam sorularının cevabını en azından gitmesi gerektiği yolu biliyordu ve Talon bunu öğrenmeliydi..
normalde hiç yapmayacağı bir şeyi yaptı..
şovalye ile siyah cübbeli adamın masasına yaklaştı..
"Ben Talon Suncrown, izin verirseniz size katılabilirmiyim..??"
kara cübbeli adam kendinden ' bir zavallı' olarak bahsetmişti ancak zavallı olan kimse bir başkasının efendisi olamazdı.
BU adam sorularının cevabını en azından gitmesi gerektiği yolu biliyordu ve Talon bunu öğrenmeliydi..
normalde hiç yapmayacağı bir şeyi yaptı..
şovalye ile siyah cübbeli adamın masasına yaklaştı..
"Ben Talon Suncrown, izin verirseniz size katılabilirmiyim..??"
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Yeteri kadar kalmıstı magarasında Kharon, yeterli erzağı kalmamıştı. Ay ışığının altında elinde savaş çekici ile mağarasından çıktı.
Dolunayın yüzüne vuran ışığı belkide kendini daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Ama şu kurtlar kulakların yırtarcasına uluyorlardı. Kharon hem açlığın verdiği kızgınlık hemde kurtlara olan öfkesinden dolayı bu geceki avlarını çoktan seçmişti.
Bağırarak ormana daldı ve önüne çıkan kurtları insafsızca çekiciyle, başlarını ezerek öldürüyordu. Yarım saat geçmemişti bile ama yerde on kurdun cansız bedeni vardı.
Beş tanesini yanına alarak köye doğru ilerlemeye başladı. İçindeki nefret kendini derin bir korkuya bırakıyordu. İnsanların daha önceki gibi ondan kaçmaları onu korkutuyordu. Bu hayatta yapayanlız oluşu zaten bu kinin sebebi değil miydi? Ama bir şekilde köye gitmeliydi ve bu dolunay gecesinden daha güzel bir gece göremiyordu.
Köye ayak bastığında burnuna dolan toprak kokusu, birdaha köye inmeme hissi uyandırsada buna mecburdu. Hanın ışıkları hala yanıyordu. şimdi tek sorun, hancının onu nasıl karşılayacağıydı...
Dolunayın yüzüne vuran ışığı belkide kendini daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Ama şu kurtlar kulakların yırtarcasına uluyorlardı. Kharon hem açlığın verdiği kızgınlık hemde kurtlara olan öfkesinden dolayı bu geceki avlarını çoktan seçmişti.
Bağırarak ormana daldı ve önüne çıkan kurtları insafsızca çekiciyle, başlarını ezerek öldürüyordu. Yarım saat geçmemişti bile ama yerde on kurdun cansız bedeni vardı.
Beş tanesini yanına alarak köye doğru ilerlemeye başladı. İçindeki nefret kendini derin bir korkuya bırakıyordu. İnsanların daha önceki gibi ondan kaçmaları onu korkutuyordu. Bu hayatta yapayanlız oluşu zaten bu kinin sebebi değil miydi? Ama bir şekilde köye gitmeliydi ve bu dolunay gecesinden daha güzel bir gece göremiyordu.
Köye ayak bastığında burnuna dolan toprak kokusu, birdaha köye inmeme hissi uyandırsada buna mecburdu. Hanın ışıkları hala yanıyordu. şimdi tek sorun, hancının onu nasıl karşılayacağıydı...
Kharon han' dan içeri eğilerek elindeki kurt kürkleri ile birlikte girdi. Han kapısından girişte konuşan üç kişi ona bakarak konuşmalarına devam ettiler.
O hancıya doğru ilerledi, kurt kürklerini göstererek: "Buraya yiyecek için geldim" diyerek elindekileri masaya attı. Diğer elindeki devasa savaş çekicini gören hancı ise korku dolu bakışlarla ona ne istediğini sordu.
"Açlığımı dindirecek kadar et ve susuzluğumu dindirecek şarap ver." diyerek bir köşeye çöktü.
Ona sinirli bir bakış atarak konuşmasına devam eden şövalye içkisinden bir yudum alarak konuşmasına devam etti.
Ama siyah cüppeli adam için aynı şeyleri söylemek mümkün değildi. Kharon'daki farklı yapıyı sesinlemişti.
Kharon büyük bir iştahla önündekileri yedikten sonra etrafı süzmeye başladı.
O hancıya doğru ilerledi, kurt kürklerini göstererek: "Buraya yiyecek için geldim" diyerek elindekileri masaya attı. Diğer elindeki devasa savaş çekicini gören hancı ise korku dolu bakışlarla ona ne istediğini sordu.
"Açlığımı dindirecek kadar et ve susuzluğumu dindirecek şarap ver." diyerek bir köşeye çöktü.
Ona sinirli bir bakış atarak konuşmasına devam eden şövalye içkisinden bir yudum alarak konuşmasına devam etti.
Ama siyah cüppeli adam için aynı şeyleri söylemek mümkün değildi. Kharon'daki farklı yapıyı sesinlemişti.
Kharon büyük bir iştahla önündekileri yedikten sonra etrafı süzmeye başladı.
Ne saçma olaylar olmaya başlamıştı. Katşısında iki elf vardı, ve öyleki birbirlerini tanıyorlardı. Ama tuhaf olan isminin Mythel olduğunu söyleyen elf gerçekte Thlyrotelmiydi. Esen sessizce konuşan iki elfe baktı. Mythel dişi olan elfe bakıp "Leydim sizinle konuşabilirmiyiz, lütfen hana geçelim..."
dedi. Esen hala orada bu konuşmanın nereye varacağını merak etti. Çok beklemesi gerekmedi. Dişi olan elf Mythel teklifini olumlu şekilde karşıladı. Esenin orda olduğu artık onlar için pek bir şey ifade etmiyor olacak ki birlikte han kapısından içeri girdiler. Esen artık birşeyleri anlamak istiyordu, bunun içinde orada durup bu küçük gösteriyi izlemeye devam edemezdi. Elfler hanın içine girmişti. Arkalarından Esende Hana girdi. Girer girmez hanı şöyle bir inceledi. Hana yeni birileri daha gelmişti. Gelen kişilerde öyle sıradan tiplere pek benzemiyordu. Sonra aradığı adamı gördü. Siyah cüppesiyle hanın köşesindeki bir masada biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kişi görünüşüne göre bir savaşcıydı. Esen bu manzara karşısında kararlı adımlarla masaya gidip o siyah cüppeliyle konuşmaya karar vermiştiki, savaşcı ve siyah cüppelinin masasına biri daha yaklaşmıştı...
dedi. Esen hala orada bu konuşmanın nereye varacağını merak etti. Çok beklemesi gerekmedi. Dişi olan elf Mythel teklifini olumlu şekilde karşıladı. Esenin orda olduğu artık onlar için pek bir şey ifade etmiyor olacak ki birlikte han kapısından içeri girdiler. Esen artık birşeyleri anlamak istiyordu, bunun içinde orada durup bu küçük gösteriyi izlemeye devam edemezdi. Elfler hanın içine girmişti. Arkalarından Esende Hana girdi. Girer girmez hanı şöyle bir inceledi. Hana yeni birileri daha gelmişti. Gelen kişilerde öyle sıradan tiplere pek benzemiyordu. Sonra aradığı adamı gördü. Siyah cüppesiyle hanın köşesindeki bir masada biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kişi görünüşüne göre bir savaşcıydı. Esen bu manzara karşısında kararlı adımlarla masaya gidip o siyah cüppeliyle konuşmaya karar vermiştiki, savaşcı ve siyah cüppelinin masasına biri daha yaklaşmıştı...
Elfin yüzüne bakarken ona ne olmuş böyle diye düşünüyordu,Üstelik çok tuhaf bi gülümsemesi vardı.Derin bir iç geçirdi son zamanlarda bunu çok yapar olmuştu zaten...Tekrar karşısındaki tanıdığı ama yabancı görünen elfe baktı "Sen zaten o sun Thlyrotel sin,doğanın seçilmişi Thlyrotel..eğer zihnini biraz zorlarsan hatırlıyacaksın sana ne olduğu bilmiyorum ama bu yeni kişliğinin içinden kurtul seni hapsetmesine izin verme".
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Yemeği bittikten sonra böcayı kara topraklara girdi. Tekinsiz topraklarda zamanı ve gücünün elverdiğinde dolaşmaya kararlı idi. İki baltasını da eline alarak mümkün olduğunca dikkatlice ilerledi kara nehire doğru...
"Karanlık... Zayıflık ve korkaklığın sığınağı..." diye düşünürken kaşları çatılmıştı. "Ruhun derinliklerinin dışa vurumu gibi bu yer. Hastalıklı ve rahatsız. Doğaya verilen bu zarar mutlaka karşılık görür. Ã?ünkü kötülük ancak kendine zarar verir. Eğer zararı dışa vurursa, cezasını mutlaka çeker..."
Sakin sakin ilerliyordu. Daha bir kilometre kadar yolu vardı yıldırımların düşmekte olduğu yere. Bulutlar yüzünden, yerden yükselen garip hava ve belki kokudan bile hava kararıyordu. Bir yere kadar karanlık görüşü olan gözleri onu idare edecekti... Sonra?
Sonrası için ise, ruhunun gözlerine ihtiyaç duyacaktı...
Türklider...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor'un koruluğa ulaşması iki saatini almıştı. Yükünün ağır olmasına, çıkık omzu ve berelenmiş vücudu da eklenince oldukça yavaş yol kat etmişti. Koruluğun huzurlu gölgesine ulaşınca derin bir nefes aldı. Islak toprak, ağaç ve yaprak kokusunu içine çekti. Kara topraklardan sonra burası cennet sayılırdı. Hafif çiseleyen yağmur yeri ıslattığından dökülmüş yapraklar fazla hışırdamıyordu. Tenthor bir süre sessizce ormanı dinledi, daha sonra hafif bir su sesinin geldiği yöne yürümeye devam etti. On - on beş dakika yürümemişti ki ufak bir çay tatlı şırıltısıyla onu selamladı. Eşyalarını hemen bir ağaç dibine bırakan Tenthor olabildiği kadar çabuk zırhını ve elbiselerini çıkarıp yorgun bedenini çayın serin sularına bıraktı...
Esen bu yaklaşan üçüncü kişiyi görünce birden durdu. Beklemeye karar vermesinin nedenini bilmiyordu, ama şu an siyah cüppeliyle konuşması için uygun bir zaman değildi. Bir şekilde siyah cüppeliyi yanlız yakalamalıydı. Başbaşa oldukları zaman daha iyi konuşabilirdi. Ama hanın ortasında böylece onları izleyerek duramazdı. Etrafında boş masa varmı diye bakındı. Gözüne tek başına oturan biri takılmıştı. Bordo uzun saçları, iri bir vücudu ve yeşil bir teni vardı. Masada tek başına oturuyor, önündeki etle birlikte şarabını yudumluyordu. Esen bu yeni geleni epey ilginç bulmuştu. Bir ara göz göze geldiler. Gözleri kırmızıydı. Esen gözleri kırmızı olan hiç kimseyi görmemişti. Aralarında dört masa olmasına rağmen esen ondaki vahşiliği anlamıştı. Birden birisi ismini seslendi. Kafasını cevirdiğinde, Başbaşa oturmuş konuşan elfleri gördü. Dişi olan esenin olduğu yere baktı. Gözlerinden hiç bir şey anlaşılmıyordu.ama Mythel Esene seslenmişti tekrardan.
Esen bizim masaya buyurun
Esen tereddüt etsede elfin davetini kabul ederek masalarına doğru yürüdü. Masaya oturmadan önce son kez köşedeki yeşil tenli olan yaratığa baktı.
Esen bizim masaya buyurun
Esen tereddüt etsede elfin davetini kabul ederek masalarına doğru yürüdü. Masaya oturmadan önce son kez köşedeki yeşil tenli olan yaratığa baktı.
Mythel Esen'i ayakta görmüştü, yer arıyordu belliki..
"Bu kadın yalancı olduğumu düşünüyor.." diye geçirdi içinden.. ama başka bir düşünce.. bir refleks gibi adeta, aklında yankılandı...
"o sadece olaylara anlam vermeye çalışıyor.."
"hayır.. yakında adım yalancıya çıkacak sırf bunun yüzünden.."
"öyle olmayacak hayır..."
"göreceğiz"
elf'in içinde yaşadığı çatışma yüzüne yansıyordu.. suratı bir kasılıyor, bir gevşiyordu.. hatta bu sözcükler bir mırıldanma olarak ağzından dökülüyordu..tam olmasada Lysana'da bu mırıldanmaları duymuştu... en sonunda yüzü son bir kez kasıldı ve öyle kaldı.. aynı şeytani bakışlar gözlerindeydi yeniden.. Esen'e döndü...
"Esen bizim masaya buyurun"
sonra yanına gelen dev savaşçıyı selamladı yeniden, boş bir sandalyeyi eliyle işaret etti..
"buyrun.. bişeyler içmek istermiydiniz??"
"Bu kadın yalancı olduğumu düşünüyor.." diye geçirdi içinden.. ama başka bir düşünce.. bir refleks gibi adeta, aklında yankılandı...
"o sadece olaylara anlam vermeye çalışıyor.."
"hayır.. yakında adım yalancıya çıkacak sırf bunun yüzünden.."
"öyle olmayacak hayır..."
"göreceğiz"
elf'in içinde yaşadığı çatışma yüzüne yansıyordu.. suratı bir kasılıyor, bir gevşiyordu.. hatta bu sözcükler bir mırıldanma olarak ağzından dökülüyordu..tam olmasada Lysana'da bu mırıldanmaları duymuştu... en sonunda yüzü son bir kez kasıldı ve öyle kaldı.. aynı şeytani bakışlar gözlerindeydi yeniden.. Esen'e döndü...
"Esen bizim masaya buyurun"
sonra yanına gelen dev savaşçıyı selamladı yeniden, boş bir sandalyeyi eliyle işaret etti..
"buyrun.. bişeyler içmek istermiydiniz??"
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Andero Brenne'in cevabını beklerken yanından bir ses duydu. O tarafa baktı. Üstünde kir ve yer yer kan izleri olan biri yanlarına gelmişti. Daha doğrusu bir elf. Andero bir an "Ã?evremde ne çok elf var böyle." diye düşündü. Sonra elfin isteğini duydu. Kaşları çatıldı. Alması gereken ceavplar vardı ve araya kimsenin girmesini istemiyordu. Bu onun hayatıydı, bu onun ruhuydu. Bu adam bir çeşit anahtardı ve Andero o anahtarı kullanabilmeliydi. Elfe bakarak;
-Özgünüm dostum ama gördüğün gibi konuşuyoruz ve daha konuşmamız gereken şeyler var. Oturmak istediğine göre amacın herhangi birimizle konuşmak. Sanırım bunun için biraz bekleyeceksin. dedi yavaşça. Brenne'e döndü tekrar. Cevabını istiyordu, doğru ve açık olarak.
-Özgünüm dostum ama gördüğün gibi konuşuyoruz ve daha konuşmamız gereken şeyler var. Oturmak istediğine göre amacın herhangi birimizle konuşmak. Sanırım bunun için biraz bekleyeceksin. dedi yavaşça. Brenne'e döndü tekrar. Cevabını istiyordu, doğru ve açık olarak.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Kafası tam masaya düşecekken omzunda bir el hissetti. Kafasını kaldırıp adama baktı. Oda ayarlamasını istediği garsondu bu. "Efendim odanız hazır." Uykulu gözlerle garsona baktı ve gözünü ovuşturuken yarım yamalak teşekkür etti. Tam merdivene gelmişti ki aklına bişey gelip durdu ve geriye döndü."Afedersin ama oda nerede?" Garson hızla Majenta'nın yanından geçti ve Majenta da onu takip etti.
Merdivenlerin sağındaki ikinci odanın kapısını açtı garson ve yana çekildi. Majenta içeri girip kapıyı kaparken teşekkür etti. Odadaki yatağı görünce uykusu daha da fazla geldi ve yatağın yanına giderek kendini bıraktı.
Merdivenlerin sağındaki ikinci odanın kapısını açtı garson ve yana çekildi. Majenta içeri girip kapıyı kaparken teşekkür etti. Odadaki yatağı görünce uykusu daha da fazla geldi ve yatağın yanına giderek kendini bıraktı.
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest