Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Bu da ne demek oluyordu? Az önce rahatça yürüyerek! Han'dan içeri giren adam -ki sırtınıza saplanmış bir kılıç varken bunu yapmanız emin ol oldukça zordur- şimdi içeride yardım istiyordu? Lanet mi... kesinlikle diye düşündü Tenthor; lanet... Fakat senin için mi yoksa bizim için mi? Adamı ihtiyatla süzerek, kendisine yöneltilen soruları cevaplamasını bekledi.
Andero sırtında kılıç saplanmış duran savaşçının sözlerini duyunca geriledi. Görüntü iğrençti ve buna zor dayanıyordu. Zaten yorgundu şimdi üstüne bir de bu... "Lanet" demişti adam, "lanetlendim" kim, niye... "Arkadaşlarım, onlara yardım edin."....
Derken arkadan bir ses duydu. "Eğer gerçekten lanetlenmişse ona yardım edemezsiniz,kaderini sadece kendisi değiştirebilir.Ama belki geride kalanlar için bir şey yapılabilir." Andero arkasına baktı ve demin gördüğü siyah cübbeli adamın konuştuğunu farketti. Adam devam ediyordu. "Ne oldu? Anlat. Anlat ve dostlarını kurtar."
"Ne oldu?" Evet. Andero'da bu sorunun cevabını çok merak ediyordu.
Derken arkadan bir ses duydu. "Eğer gerçekten lanetlenmişse ona yardım edemezsiniz,kaderini sadece kendisi değiştirebilir.Ama belki geride kalanlar için bir şey yapılabilir." Andero arkasına baktı ve demin gördüğü siyah cübbeli adamın konuştuğunu farketti. Adam devam ediyordu. "Ne oldu? Anlat. Anlat ve dostlarını kurtar."
"Ne oldu?" Evet. Andero'da bu sorunun cevabını çok merak ediyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Ã?imleri ve ağaçlarıyla küçük bir ormanı anımsatan bu yerde atını ararken yakınında duran çalılar ve yabani otlar arasından gelen hışırtılar duydu. O anda olası bir saldırıya karşı hızlı davranabilmek için tedbirini aldı ama istifini hiç bozmadı - sesin geldiği yabani otlara doğru dönüp bakmadı - yavaş ve emin adımlarla yürürken sürekli tetikteydi. İkinci kez aynı hışırtıyı duyunca bir hışımla elini belindeki kılıcını almak için kabzasına uzattı ve kılıcını çekti. Kafasını sesin geldiği yöne çevirdiğinde beyninde beliren ilk göröntü uzun boylu yabani otlar içerisinde görebildiği kadarıyla bir insan silüyetiydi. kılıcını iki eliyle kavradı ve silüyeti gördüğü otların önüne geldi. keskin kılıcıyla yere paralel bir hamle yaptı yabani otlara doğru ve otlar kesildi fakat kimseyi göremedi Tudor. "Vay canına! Adam hızlı hareket ediyormuş" diye mırıldandı kendi kendine ve yanında biri varmışcasına "şimdi seninle uğraşamayacağım atımı bulmam gerekiyor" dedi ve elindeki kılıcıyla birlikte -kabzasına geri koymadan- yoluna devam etti..
Only God can Judge me!
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Ezakiel açılan derisine baktı, yara ete ulaşmamıştı. Sırıttı...
"Derim, sandığından kalındır elf... Ama bir daha saldıracağın zaman haber ver de seni bağlayayım Hahaha..."
Elini elf'e yeniden kalkmasına yardımcı olmak için uzattı. Büyük ağzını daha da kocaman kılan sırıtması hala yüzünde idi.
"Çok oyalandık." dedi sırıtması yüzünden kaybolurken. "Gizlenerek ilerleyeceğiz. Bize gerek olmadığında da ortaya çıkmayacağız..."
Elfi kaldırdıktan sonra iri adımları ile kasabaya doğru yokuş aşağı yürümeye başladı.
Yolda, az önce fırlattığı kafayı gördü ve bir tekme daha yerleştirdikten sonra yürümeye devam etti...
Türklider...
Efla dulbırakana doğru yola çıktı. Yolculuğun zahmetine aldırmıyordu. Yorulsa bile buna da aldırmıyordu. SAdece yol alması gerektiğini biliyordu. Ulaşmalıydı. Köye yaklaşırken bile kasvet kuvvetle sezilebiliyordu. Burası birşeylerin merkeziydi. Ama umrunda olan bu da değildi. Aklından binbir türlü şey geçiyordu. Ã?ingenin kehaneti aklını yiyordu. Düşünemez olmuştu. Sadece inandığını yapıyordu.
En sonunda Dulbırakana ulaşmayı başardı.Yolculukta toz ve toprağa bulanmış beyaz cübbesinin yatıştırıcılığına rağmen herkes kuşkuyla izliyordu. Her geçen insan için açık olan pencereler kapatılıyor kapılar sürgüleniyordu. Zaten çoğu önceden kapatılmıştı. Eflanın umrundaydı sanki. Ruhundaki çığlıklarla birlikte Andero'yu bulmak için uğraşıyordu. Mantıklı düşünmesini engelliyordu kendi aklı. Bir an için yere çöktü. Konsantre olmaya çalıştı. Düşünmek onun için en zor şeylerden biriydi. Konsantre olması biraz sonuç vermiş gibiydi, aklındaki çığlıkların sesi azaldı. Han diye düşündü. Handa olmalı. Andero da Efla'nın onunla geleceğini biliyordu bu yüzden Ã?atlak Kazan'a mesaj bırakmıştı. Kararlı adımlarla hana yürüdü. En sonunda bulmuştu. Sessiz han yazıyordu. "Hıh" diye mırıldandı. "Daha uygun bir isim olabilir miydi acaba?" Sessiz handa kapının gıcırtısı yankılandı. Ve Efla'nın gözleri Andero'yu aradı...
En sonunda Dulbırakana ulaşmayı başardı.Yolculukta toz ve toprağa bulanmış beyaz cübbesinin yatıştırıcılığına rağmen herkes kuşkuyla izliyordu. Her geçen insan için açık olan pencereler kapatılıyor kapılar sürgüleniyordu. Zaten çoğu önceden kapatılmıştı. Eflanın umrundaydı sanki. Ruhundaki çığlıklarla birlikte Andero'yu bulmak için uğraşıyordu. Mantıklı düşünmesini engelliyordu kendi aklı. Bir an için yere çöktü. Konsantre olmaya çalıştı. Düşünmek onun için en zor şeylerden biriydi. Konsantre olması biraz sonuç vermiş gibiydi, aklındaki çığlıkların sesi azaldı. Han diye düşündü. Handa olmalı. Andero da Efla'nın onunla geleceğini biliyordu bu yüzden Ã?atlak Kazan'a mesaj bırakmıştı. Kararlı adımlarla hana yürüdü. En sonunda bulmuştu. Sessiz han yazıyordu. "Hıh" diye mırıldandı. "Daha uygun bir isim olabilir miydi acaba?" Sessiz handa kapının gıcırtısı yankılandı. Ve Efla'nın gözleri Andero'yu aradı...
Yaralı savaşçı siyah cüppeli adamı fark ettiğinde dizlerinin üzerine çöktü ve adamın yüzüne bakakaldı.
"Lütfen bize acıyın efendi... Diğerlerini kurtarın ve bu acıdan beni azat edin... Size hizmet edeceğim..."
Siyahi adam Dharron'un ayaklarına kapanıp sarıldı. Sırtındaki kılıç Dharron'un bacağına çarptığında adamın biraz daha etine saplandı. Dharron kılıcın adamın içine girerken çıkardığı sesi adeta zihninde hissetti. Artık bu adamın "ne" olduğundan emindi...
Neler olduğuyla ilgili soru yağmuru karşısında siyahi adam yeniden dizlerinin üzerinde oturdu:
"Karargahtan iki tabur asker yola çıktık... Amacımız büyüyen garip fırtınayı araştırmaktı. İki büyücü bizimle beraber geldiler... Siyah akıntıları geçip merkeze doğru ilerlemeye başladık. Üstümüze bulaşan zifti çıkarmak imkansızdı. Ã?aresiz devam ettik... Sonra... bir şeyler yanlış gitmeye başladı..."
"Lütfen bize acıyın efendi... Diğerlerini kurtarın ve bu acıdan beni azat edin... Size hizmet edeceğim..."
Siyahi adam Dharron'un ayaklarına kapanıp sarıldı. Sırtındaki kılıç Dharron'un bacağına çarptığında adamın biraz daha etine saplandı. Dharron kılıcın adamın içine girerken çıkardığı sesi adeta zihninde hissetti. Artık bu adamın "ne" olduğundan emindi...
Neler olduğuyla ilgili soru yağmuru karşısında siyahi adam yeniden dizlerinin üzerinde oturdu:
"Karargahtan iki tabur asker yola çıktık... Amacımız büyüyen garip fırtınayı araştırmaktı. İki büyücü bizimle beraber geldiler... Siyah akıntıları geçip merkeze doğru ilerlemeye başladık. Üstümüze bulaşan zifti çıkarmak imkansızdı. Ã?aresiz devam ettik... Sonra... bir şeyler yanlış gitmeye başladı..."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
yanına oturan freya'ya nazikçe selam verdi neden burda olduğunu merak ediyordu sormak üzereydeki yanlarına bir soytarı geldi,soytarılara pek alışık değildi yaptıkları gösterilerde ilgisini çekmezdi soytarıya soğuk bir bakış attı ve yanlarından gitmesini söyliycektiki o sırada Andero nun apartopar masandan kalktığını gördü. içeriye yaralı bir savaşçı girmiş yardım çağrılarında bulunuyordu Andero da savaşçıya yardım etmek için hızlıca kalkmıştı, kendiside yardım etmek için Andero nun yanına koştu savaşçının kötü haline yüzünü buruşturarak baktı....
savaşçı birden gerilemiş yardımı reddetmişti savaşçıdan "lanetlendim" cümlerlerini duydu tam savaşçıya neler olduğunu öğrenmek için konuşcaktıki gölgelerden gelen bir ses duydu bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdi siyah bir cüppeli vardı. bu esrarengiz kişinin ne ima ettiğini anlamaya çalışıyordu, sonra savaşçı neler olduğunu anlatmaya başladı anlatılanları soğukkanlıkla dinliyordu...
savaşçı birden gerilemiş yardımı reddetmişti savaşçıdan "lanetlendim" cümlerlerini duydu tam savaşçıya neler olduğunu öğrenmek için konuşcaktıki gölgelerden gelen bir ses duydu bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdi siyah bir cüppeli vardı. bu esrarengiz kişinin ne ima ettiğini anlamaya çalışıyordu, sonra savaşçı neler olduğunu anlatmaya başladı anlatılanları soğukkanlıkla dinliyordu...
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
savaşçıyı hana girerken görmüştü , durumu kötü gözüküyordu ama ona yardım edemeyeceğini biliyordu. Nede olsa uzun zamandır kendisini gizliyordu . Yaralı savaşcı han kapısından içeri girdi . Rüzgaz pelerinini havalandırdı acaba hana girsemiydi diye düşündü.
Adımları yavaş yavş han kapısının önüne kadar götürdü , derken yavaşça kapıyı araladı ve tam osırada içeride kopan kargaşayı farketti.
Daha ne olduğunu anlamadan içeri birisi tarafından ekilmişti . Gördükleri karşısında ne yapması gerektiğini düşünemeden köşedeki siyah cüppeli adamı farketti . Tam osırada birisi daha ona bakıyordu. Derken kapıya doğru döndü tam çıkmak için bir hamle yapmıştı ki kolundan biri geriye doğru çekti
Adımları yavaş yavş han kapısının önüne kadar götürdü , derken yavaşça kapıyı araladı ve tam osırada içeride kopan kargaşayı farketti.
Daha ne olduğunu anlamadan içeri birisi tarafından ekilmişti . Gördükleri karşısında ne yapması gerektiğini düşünemeden köşedeki siyah cüppeli adamı farketti . Tam osırada birisi daha ona bakıyordu. Derken kapıya doğru döndü tam çıkmak için bir hamle yapmıştı ki kolundan biri geriye doğru çekti
Andero adamın sırtında silahla siyah cübbeli adamın önünde eğilişini izledi. Biraz rahatlamıştı. Adam her ne kadar berbat görünse de iyi gibiydi. Andero adamın anlattıklarını dinledi. Aslında sadece dinliyor gibi görünüyordu. Aklında düşünceler ve sorulardan başka bir şey yoktu. "Lütfen bize acıyın efendi... Diğerlerini kurtarın ve bu acıdan beni azat edin... Size hizmet edeceğim..."..... Adam bunları söyleyip siyah cüppeli adamın ayaklarına kapanmıştı. Kimdi bu efendi? Bu siyah cüppeli adam mı? Yoksa o da başkasına mı hizmet ediyordu? Andero bilemiyordu. Başı ağrımaya başlamıştı yeniden. Ne yapacaktı? Gerçekten bilemiyordu. Kendini bir an soyutlanmış hissetti. "Dinlenmeliyim" dedi kendi kendine. Elini başına götürdü ve yavaşça masalarına ilerledi. Hala şu adama bakıyordu. Yanlış bir şeyler vardı. Bunu bulacaktı ama konuşmanın gidişatını öğrenmek istiyordu öncelikle.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Elf şaşkın şaşkın böcayı'ya bakıyordu.. nefes alış verişi kesik kesikti hala.. terlemişti ve başı şiddetle ağrıyordu... yavaşça kılıcını kınına yerleştirdi.. bu sırada Böcayı kasabaya doğru ilerlemeye başlamıştı bile.. çevreye pek dikkat edecek halde değildi şu an... çantasını yere indirdi.. ordan yeşilin oldukça koyu bir tonundan bir bitki çıkardı.. ardındanda matarasını, sonra özenle bitkiden büyükçe bir yaprak kopardı ve bu yaprağı dilinin üstüne yerleştirdi.. sonra hızla matarayı ağzına dayadı.. uzunca bir süre suyu içti... içtiği şeyin tadı o kadar iğrençti ki elf'in yüzü şiddetle kasılmıştı... iğrendiğini belli eden bir takım seslerden sonra elf.. ağzındaki ufalanmış yaprağı dışarı tükürdü... bu baş ağrısına iyi gelecekti, sonra Böcayı'nın oldukça uzaklaşmış olduğunu fark etti.."nasıl bir kişiliği var bunun böyle" dedi içinden, sonra kurt'a döndü ufak bir ıslık çaldı.. ve hızla böcayı'nın ardından yokuş aşağı inmeye başladı...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Bir yandan atını ararken diğer yandan da kimliği belirsiz kişiyi düşünüyordu. Acaba izleniyor muydu? Yoksa sadece kendisini korkutmak için planlanmış basit bir oyun muydu bu? Uzun süredir yürüyordu "Biraz dinlensem iyi olacak galiba" diye düşündü ve gölgede kalan bir ağacın dibine oturdu. Yorgundu.. Bitkindi ama uyumamalıydı. Özellikle de çevresinde dolaşan tehlikeleri göz önünde bulundurunca bu eylem -uyumak- ölüme davetiye çıkarmakla aynı anlama geliyordu. İşin kötü yanı olayların başlangıcında köye yakın olmasıydı fakat şu anda nerede olduğunu bile tam olarak kestiremiyordu Tudor. Görebildiği tek şey uzun kavak ağaçları, düşünebildiği tek şey ise ormanın derinliklerinde olduğuydu. Ã?nceden belini dayadığı ağaca usulca kafasını da dayadı. Gözleri durgundu. Artık dayanamıyordu ve önce düşünceden daha sonrada ruhundan özgür kaldı bedeni.. Uyumuştu..!
Only God can Judge me!
Masaya doğru hafifçe abandı ve sandalyesinden birkaç santim kalktı. Bu şekilde kalabalığın arasından bir nebze de olsa adamı görebiliyordu. Ama hala yeterince iyi göremiyordu. Bir sorun var. Yardım etmeliyim.Buna mecburum. Sandalyesinde hızlıca kalktı ve oturduğu sandalye hafif bir gıcırtıyla birkaç santim geri kaydı.
Adamın yanına giderken dalgınca elindeki şarabı masaya bıraktı. Cübbesinin kolu kadehe takılınca şarap tehlikeli bir şekilde sallandı ve ufak bir kısmı masaya döküldü. Majenta farketmedi bile.
Adamın mümkün olduğunca yanına gitti ve önündekilerin omuzlarının üzerinden adama baktı. Lanet olası kör aptalın tekiyim. Adamın sırtında bir kılıç var ve ben yeni farkediyorum. Tüm dikkati adama yoğunlaştı. Zira adamın fırtınayla ilgili birşeyler söylediğini duymuştu. Kapının açıldığını farketmedi bile.
Adamın yanına giderken dalgınca elindeki şarabı masaya bıraktı. Cübbesinin kolu kadehe takılınca şarap tehlikeli bir şekilde sallandı ve ufak bir kısmı masaya döküldü. Majenta farketmedi bile.
Adamın mümkün olduğunca yanına gitti ve önündekilerin omuzlarının üzerinden adama baktı. Lanet olası kör aptalın tekiyim. Adamın sırtında bir kılıç var ve ben yeni farkediyorum. Tüm dikkati adama yoğunlaştı. Zira adamın fırtınayla ilgili birşeyler söylediğini duymuştu. Kapının açıldığını farketmedi bile.
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Elf beyinin nutku tutulmuştu... anlattıklarının karmaşık ve garip olmasının dışında , Corellan adına bunları sırtında kılıç saplı olan bir adam anlatıyordu....
Elf beyi gözlerini ovuşturdu ve bir rüyada olmasından şüphelenerek kendine bir çimdik attı. Hayır uyumuyordu ve o adam hala karşısında dizleri zerine çökmüş, kara cübbe içerisindeki bir adama yakarıyordu..
Bu sahnenin, yorgun zihni tarafından düzenlenmiş bir oyun olmasını dilemişti ancak bu olanlar da kensini kadar gerçekti.. Bel, Macera kalsındı onlardan son zamanlarda bolca yaşamıştı..
handan çıkmak çok göze batardı belki de bütün gözler adamda olduğundan batmazdı..
ya dışarıdan gelenler?? farkedilmek istemiyordu..oyüzden kuytu bir köşeye doğru sıyırılmaya çalışacaktı...
çok aç ve kirliydi, tek istediği güzel bir yemek ve temizlenmekti.. bu handa şu anda bulunan şeylerin aradıkları ile uzaktan yakından alakası yoktu..
yavaş adımlarla ilermeye başladı ve hiçbir gözün onu farketmemesi için dua etti..
Elf beyi gözlerini ovuşturdu ve bir rüyada olmasından şüphelenerek kendine bir çimdik attı. Hayır uyumuyordu ve o adam hala karşısında dizleri zerine çökmüş, kara cübbe içerisindeki bir adama yakarıyordu..
Bu sahnenin, yorgun zihni tarafından düzenlenmiş bir oyun olmasını dilemişti ancak bu olanlar da kensini kadar gerçekti.. Bel, Macera kalsındı onlardan son zamanlarda bolca yaşamıştı..
handan çıkmak çok göze batardı belki de bütün gözler adamda olduğundan batmazdı..
ya dışarıdan gelenler?? farkedilmek istemiyordu..oyüzden kuytu bir köşeye doğru sıyırılmaya çalışacaktı...
çok aç ve kirliydi, tek istediği güzel bir yemek ve temizlenmekti.. bu handa şu anda bulunan şeylerin aradıkları ile uzaktan yakından alakası yoktu..
yavaş adımlarla ilermeye başladı ve hiçbir gözün onu farketmemesi için dua etti..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Derin denilebilecek bir uykuya dalmıştı. Ã?yle ki ağacın arkasından ona doğru yaklaşan yabancıyı bile duyamıyordu. Yabancı giderek yaklaşıyordu ve elinde bir hançer vardı. Tudor"a yaklaştıkça adımlarını daha dikkatli atmaya başladı ve sonunda Tudor"un yanına ulaştı. Hançerini saplamak için elini havaya kaldırdı ki o anda bir at kişnemesi duyuldu yakınlardan ve irkilerek gözlerini açtı Tudor. Yabancı, korku içerisinde hançeri saplayabilmek için Tudor"un vücuduna doğru dengesiz bir hamle yaptı. Tudor kendisine doğru yapılan hamleye daha hızlı bir refleksle yanıt verdi; Yabancının sağ kolunu, sağ eliyle yakaladı ve çevirdi. Yabancı " Aaaaahh!!" diye inledi ve "Dur, dur lütfen yapma, beni öldürme..!" diye ekledi. Tudor sinirli bir yüz ifadesiyle sordu; "Kimsin sen? Neden beni öldürmek istedin?"..
Only God can Judge me!
esen teretdüt ederek elini tutan kişiye doğru döndü. ne olduysa o zaman olmuştu. Birden durduğu yerin hanın kapısı değil farklı bir yer olmasıydı. ve tuhaftırki yaralı olan adamın cevresinde gördüğü kişiler şu an bulunduğu yerdeydiler ama etrafta başka hiç bir şey yoktu. Esen ürperdi bir rüzgarın esmesi gibi değildi orada dolaşan her ne ise onu farkedebiliyordu . Birden bir ses duydu ...
" Sonunda hepiniz aynı zamanda ve aynı yerde birleştiniz..."
sen kimsin ? ve neden bahsediyorsun,
"bunu anlayacaksın, diğerlerinin anlayacağı gibi."
sonra ürpertiyle birlikte seste yok oldu.Bunlar ne demek oluyorda. Kesin bir karar vererek handan bir an önce uzaklaşmak istedi. Ama onu engelleyen birşey vardı. Biri bileyini sıkıca tutmuş onu engelliyordu . Kafasını salladı nelen oluyordu ona , daha demin olduğu yerden farklı bir mekandaydı ve cevresinde olanlar sadece handaki ...
rüzgar tanrısı adına. Galiba annesine olan onada oluyordu .
hayır ! dedi
öyle güçlü bağırmıştı ki handaki her kez yaralı adamdan kafalarını esene cevirmişti. Ne yaptığını anladığında bileyinde acı hissetti . Sonra bileyini tutan kişiyi gördü . Siyah cüppeli
" Sonunda hepiniz aynı zamanda ve aynı yerde birleştiniz..."
sen kimsin ? ve neden bahsediyorsun,
"bunu anlayacaksın, diğerlerinin anlayacağı gibi."
sonra ürpertiyle birlikte seste yok oldu.Bunlar ne demek oluyorda. Kesin bir karar vererek handan bir an önce uzaklaşmak istedi. Ama onu engelleyen birşey vardı. Biri bileyini sıkıca tutmuş onu engelliyordu . Kafasını salladı nelen oluyordu ona , daha demin olduğu yerden farklı bir mekandaydı ve cevresinde olanlar sadece handaki ...
rüzgar tanrısı adına. Galiba annesine olan onada oluyordu .
hayır ! dedi
öyle güçlü bağırmıştı ki handaki her kez yaralı adamdan kafalarını esene cevirmişti. Ne yaptığını anladığında bileyinde acı hissetti . Sonra bileyini tutan kişiyi gördü . Siyah cüppeli
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
