>ÖATLAK KAZAN<

Anlatacak komik veya enteresan FRP anıları olanlar için. Geyiğin sınırları burada belirlenecektir...
Ayyaş Porsuk Hanı'nın bu güzide salonu, tüm ziyaretçilerimize açıktır.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Aşık gülümsedi ustaya ve "Majenta diyarda değil!" dedi. "Azerada!" Sonra gülümsemesi soldu. "Justarius..." dedi ve önündeki şarba baktı. "Derin bir iç çekerek "şarkılara konu olan Drow!" diye mırıldandı. "şarkılar onunla birlikte..."
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

HAtırladılar
Hikaye anlatan ın Justarius hakkında anlattıkları bunlardı

Bundan 91 yıl önce Karanlıkaltı"ndaki drow şehirlerinden Ched Nassad"da doğdu bir drow. Kendisi silah ve hırsızlık eğitimini tamamladıktan sonra Vhaeraun"a bağlılığını sunmadığı için şehirden sürüldü. Bu sırada dövüş stilini ve okçuluğunu inanılmaz decede geliştirdi. Diğer şehirlere gitse hemen öldürülürdü. O da yüzeye çıkmaya karar verdi.
Yüzey yolculuğu sırasında onu bir Menzoberranzan rahibesi bir yaratıkla dövüşürken gördü. Dişi hemen onu sorguladı, yalan büyüsü yaptı ve gerçekten şehirden sürülmüş olduğunu anladı. Stiline ve hızına hayran kalan rahibe onu en şeytani drow şehri olan Menzoberranzan"a götürdü. Kendi evine kabul etti. Ve Menzoberranzan stiline alışması için tekrar onu eğitime soktu.Eğer buna değmeseydi evin anası onun için bu kadar uğraşmazdı. Kısa süre sonra Melee-Margethe"deki hocalar ondan korkmaya başladı.
Bir gün drow oraya ait olmadığını anladı, o daha farklıydı. Daha önce yüzeye gitmeye karar vemekle çok iyi yapmıştı. Menzoberranzan"ın bir tüccar grubunu ayarladı ve onlarla birlikte yüzeye çıktı. Bir daha asla geri dönmemek üzere.
İlk tattığı duygu korku olmuştu, tepesinde devasa bir ateş topu duruyordu ve gözlerine inanılmaz bir acı veriyordu. GÃ?ndüz boyunca yeryüzüne ulaştığı mağradan çıkamadı,gece gelince ise kurtuldum düşüncesi ile dışarı adım atan drow sabah aynı şeyin onu bulacağını bilmiyordu. Sabah yaklaştı ve ateştopu dağların arkasından yükselmeye başladı ama gözlerini acıtmaktan başka bir zarar vermiyordu ona..
İlk yıllarında sabahları yürüyemiyordu bile. Ama yaklaşık on sene sonra güneş onun dostu gibi olmuştu. Karanlıktan çok güneşi tercih etmeye başladı. Kendine edindiği birkaç arkadaşı vardı sadece. Onlar da yabanda gezen -onun gibi- ve kişiyi ırklarına göre değerlendirmeyen saygın kolculardı.
En iyi arkadaşı her zaman için druid Curthans olmuştu. O bir yarım-elfti. Ama kendini beğenmiş bir elf kibiri yoktu. Bu yüzden drowu direk olarak silmemişti. İlk önce onu tanıdı ve sonra çok iyi dostlar oldular.
Curthans"ın ölümü drowa hayatında yaşamadığı bir hissi öğretmişti: hüzün. Onun ölümünden sonra hayat ne kadar boştu. O da yalnız kalamayacağını anladıktan sonra bir şehre yollandı. Para kazanması gerekiyordu ve o da yeteneklerini kullanabileceği bir işe girdi.
gündoğumları birbirini takip etti ve Drow hareketten yoksun olmayan ama huzurlu hayatına devam etti..
( bir sessizlik oldu)
Taa ki büyük savaşa kadar, inanılmaz bir katliam oldu ve drow da bu savaşa katılmak zorunda kaldı...
Savaş bitti ortalık dinginleşti ama o savaştan sonra drowa ne olduğunu duyan gören ya da bilen çıkmadı...

dediği çıkmıştı Justarius yoktu kimse de ne olduğunu bilmiyordu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Aşık ustaya gülümsedi ve "Güzel hikâyeydi!" dedi. "urda olmadığım halde hikâyeyi anlatışını ruhumda hissettim usta. O hikâyenin derinliğini hiç unutmadım."
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
wicked_one
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 595
Joined: Sat Jun 19, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by wicked_one »

Wick elindeki flüdün büyüsünü hissediyordu...sanki flüt de onla beraber yaşıyordu...Kendi ruhu yaşamaya başladı...Ve huzuru ruhunu kavradı...Sevdiği kız yaralanmıştı,hemde diyarın en güçlü büyücüsü-ve tek lich i-tarafından...Onu kurtarmıştı...En azından yaralarını iyileştirmişti...Ve birkaç şövalye onu götürmüştü...'Belki de gerekli olan buydu'diye farketmeden düşündü erantel...'Nasılsa benim iyileştirme büyüm bir lich açtığı yarayı kapatacak kadar güçlü değil...'Farketmeden düşündü bunları...Ama gözünden yaşlar düşmeye başladığında bunları farketti...Her damla flüde damladı...Her damla kıza olan sevgisini arttırdı...
Gözlerinden yaşlar damlarken flüdü ağzına götürdü...Çalmaya başladı...İlk başta kimse farketmedi onu...Farkedilmek de istemiyordu aslında...O sadece sevdiği kişi için çalmaya başladı bu parçayı...Ama farkettiler...O kadar hüzünlüydü ki bu parça,insanların gözünden yaşlar süzüldü...Bir sevgiliye çalınıyordu bu parça...Ve bunu çok az kişi biliyordu...
Melodi sonlandığında kimse tek kelime etmedi...Kimse kafasını çevirip başka yöne bakmadı...Kimse birşey sipariş etmedi...Erantel elinde flüt le Adoris'in yanına gitti...'şimdi melodiyi çalma sırası sende dostum'dedi ve kafasını izin istermiş gibi yaşlı adama çevirdi...Adam eliyle Adoris'in biraz önce çıktığı masayı gösterdi...Erantel,sadece bir defa kafasını teşekkür edermiş gibi eğdi ve lavtasını aldı...Gözünden bir damla yaş lavtaya düştü...Hüzün lavtaya da sıçramıştı...
Adoris Erantel'in şiirine başlayacağını anladığında flüdüyle notaları çalmaya başladı...Erantel de elindeki lavtayla flüde eşlik etmeye başladı...Sanki kuşlar bile onu dinlemek için susmuştu...
Erantel şiirini söyleme başladı:
Sessizce göçüp gitti...
Gizliden gizliye...
Gölgeden gölgeye...
Her adımı bir izdi...
Her bıraktığı iz...
Hüzündü benim için...
Belki arkasında bıraktıklarının üzülmesi için...
Belki de sadece benim üzülmem için
Sessizce göçüp gitti...
Gizliden gizliye...
Gölgeden gölgeye...
Her adımı bir izdi...
Her bıraktığı iz...
Hüzündü...
şiirini bitirdiğinde Erantel,hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı...Eski bir ozanın ona söylediği söz aklına geldi...'En büyük lanettir aşk çocuğum...Hele bu tek taraflıysa...Ve unutma çocuğum,aşk lanettir-evet-ama n büyük kutsayıştır da...Karşındaki seni severse...'
<div>De profundis clamavi at de Domine, serva animos nostros...</div><br>
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Wick ağlarken aşık dudaklarından fülüdünü indirdi ve ona bakarak dein bir iç çekti. "Aşk!" dedi. "O kadar güzelki..." Tüm han yeniden onu dinlemeye başladı...

Güzel kız drow diyarını terk edeli uzun zaman olmuştu ve intikam için Azaline gitmişti. Ellerinde sadece bir intikam duygusu vardı...

Tüm zihinlerde Galadlirimin sesi duyuldu ve şu anda tapınakta kâbuslar görmekte olan acılar içindeki güzel drowun büyü ile hayat bulan sesi hepsine hikâyesini anlatmaya başladı. Aslında Adorin anlatıyor ve dudaklarını oynatıyordu ama dinleyen herkesin zihninde Galadlirimin sesi duyuluyordu:

Azalinin ilk müridiydim, aşk acısı çekiyordum. Azalin bana onu terk eden beyaz cübbeli büyücüden intikam aldırtacağına "ruhunu bulacağına" -çünkü ben onu öldürmüştüm- söz verdi. Sonra işte intikamımı neden ve kimden alacağımı unuttum galiba. Sonra Unholy ye gelince benim acıları okuma gibi yeteneklerim var ona geçmişindeki acıları gösterdim bir nevi lanet oldu ve hiç hissetmeyen bana aşk duymaya başladı zaten bende ona duyuyordum"

Sonra Unholy, Azalinden beni istedi Azalin onu öldürdü bende Azaline sadece ondan intikam alacağım için taptığımı söledim. Ardından ağladım Unholynin, Azalinin isteği buydu onu diriltti ama ben bilmiyodum. Bu arada ben Coraxla göreve çıktım. Büyülü kılıç bulduk Azalin de bana verdi onu. Görevdeyken Oren bana Unholynin yaşadığını fısıldamıştı. Geri döndüğümde diyara kalenin dışında bekleyen Unholy ile düello ettik, aşk için! Böylece duyguların var olduğunu tanrılara kanıtlamıştık. Onun ruhunu aldım"

Galadlirimin kabuslarda çığlık atışı tüm handakilerin kulaklarında yankılandı ve kızın acı dolu hıçkırıkları hepsini sardı. O sırada Galadlirim çığlıkların kalesinde bir kâbustan uyanıyordu"

Adoris flüdü yeniden dudaklarına götürdü ve çalmaya başladı. Artık herkes diyardaki en büyük aşkı biliyor ve onu tanıyordu. Bunu diyara duyurduğu için mutluydu. şimdi unutulmaması gereken diyer hikâyeleri anlatma zamanıydı"
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
NIGHT
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Sun Feb 01, 2004 10:00 am
Location: bursa
Contact:

Post by NIGHT »

Tek başına oturmak bir süre sonra canını sıkmaya başlamıştı.
-Hey ortak! Neden bardak bir şişe şarap kapıp masaya gelmiyorsun?
Eflanın cevabı ozanların sesleri tarafından bastırılmıştı..
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

bu seferi hikayen iyi o yüzden iyi yemek isterim...

"öhöm" diye boğazınıtemizledi...

Kimilerine göre trajik kimilerine göre sıradan bir hayat öyküsü bu aslında. Ama hiçbir zaman rahat olduğu söylenemez. Anlatacaklarımın çoğu acı vericidir ama yapması gerekenleri yapmak onun en büyük özelliğiydi.
şimdi adını vermek istemediğim bir kasabada doğdu bundan tam 24 yıl önce. Kasaba fakirdi,ailesi zengindi. Sadece kasaba için değil, civardakiler ve hatta oraya yakın birkaç daha zengin kasabanın sakinlerine oranla bile zengin. Tüccarlık yaparlardı. Ticaretle ilgili (sonradan öğrenildi ki sattıkları malların arkasından köle ticareti yapıyorlarmış. Ne yazık) birçok alanda civar içinde söz sahibiydiler.
Ailesi bana fazla değer vermezdi. Olsa olsa onlara reklam olan basit bir tabela kadar büyük bir değer. İşlevide buydu zaten, müşterilere ailesini sempatik göstermek. Bu görevi başarıyla yerine getirdiğini de söyleyebilirim. şirinmiş o zamanlar. Büyüdüğünde yani 5-6 yaşlarında yavaş yavaş arkadaşlarına önem vermeye başladığında bu görevide kayboldu. Kasabada onlardan başka zengin olmadığı için hala anlamadığı tabaka kavramında ailesinin deyimiyle "alt tabaka" insanların çocuklarıyla olması onların itibarlarına leke sürüyormuş. Böyle demişti annesi. Anlamamıştı tabii o zaman bu sözlerden hiçbir şey. Haliyle ona engelde olmadı. Bu şekilde dışarı çıkmaya başladıkça kasabadaki çoğu insanın ailesine kuşkuyla bakmakta olduğunu fark etti. Hatta çocuklarının onunla oynamasına bile izin vermiyorlardı. Ailesinin ticaret yaptıkları kişiler de genelde oradan geçen zenginler, soylular, yolcular vs. oluyordu. Halk ailesine kuşkuyla baktığından az arkadaşı vardı. Bunlardan biri hala görüştüğü ve o arkadaş gurubundan tek dostu olarak çıkan Efla"ydı. Gerçekten iyi anlaşırlardı onunla. İkiside şehirden geçen süvarileri, askerleri seyretmek için koşuşturmayı severdi ama sanırım onları izlemekten Efla onun kadar hoşlanmazdı. Parlak zırhları içinde onu büyülerlerdi. Kimi zaman beraber eğlenirlerdi, kimi zamansa kasabanın yakınındaki çalıklarda yalnız başına dolanırdı. İçini kurcalayan garip şeyler vardı. Bu yaşımdaki berrak düşüncesi ve nasıl bu yaşta korkmadan buralarda yalnız olabildiği gibi. şu an deliler gibi onu çağıran, kendine çeken, kendine gömen bu çağrıyı o zamanlar rahatlatıcı bir rüzgar gibi hissediyordu tabii, ona yön veren, yavaş yavaş hayata bakışını şekillendiren bir rüzgar.
Bir gün yine Efla"yla oynarken onlara ait şehrin biraz dışındaki bir ambara gelmişti. Buraya arada bir gelir orayı koruyan paralı askerlerden arada bir hikayeler dinlerdi. O zaman bile anlayabildiği üzere bunların çoğu safsataydı tabii. Efla"yla ambarın etrafında oynarken babasının sesini duymuştu. Ona doğru gitti ama hisleri onu durması konusunda uyardı, Efla"yla sinip olanları izlediler. Babası birkaç soylu adamla (pelerinlerindeki armalarından anlaşılıyordu bu) hararetle konuşuyor birkaç fakir ve yarı çıplak adamsa arkada onları büyümüş gözlerle seyrediyordu. Bu sahne karşısında nereden geldiğini bilmediği bir öfke bütün benliğini sarmıştı. Aslında ne yaptıklarını bilmiyordu ama sinirlenmişti işte. Efla"yı orada bırakıp koşa koşa eve döndü. Annesine olanı biteni anlattı. Hastaydı ve yatağında yatıyordu ama yinede onu dövecek ve yaka paça bir odaya atıp kilitleyebilecek gücü kalmıştı. Annesinden nefret etti o ölene dek, ki bu da sadece bir gün eder. Annesi ertesi gün ölmüştü.
Aradan iki yıl geçti. Hala Efla"yla beraberdi . Olay hakkında babaıyla annesinin ölümünden sonra konuştuğunda oda onu dövmüştü ama sonra onu yanına almış bunun ailelerinin geleceği için gerekli olduğunu söylemişti. İşte o anda babasıdan nefret etti ve geçen bu iki yıllık zaman zarfında onunla hiç konuşmadı. Babası çok gülen bir adamdı. O kadar çok ki yüz yapısının o şekilde olduğunu bile sanabilirdiniz. Onunla konuşmadığı halde yine de gülmesi üstelik annesinin ölümünden sonra dahi gülümsemesi sinirlerini bozardı.
İşte o yıl,yani 10 yaşında yine çalılıktaki düşünce seanslarının birinden dönmüştü. Hava biraz kararmıştı ama hala yeteri kadar ışık vardı. Eve yaklaştı ve içeriden boğuşma sesleri duydu. Korkmuştu. Saklandı ve olanları izledi. Boğuşma sesleri kısa süre sonra kesildi. İki adam kapıdan çıktı. Yüzlerini görmedi. Uzaklaştılar. Daha sonra eve girdi. Evlerinin ilk katı ana hol, ona bağlı üç oturma odası ve mutfaktan oluşur, mutfakta bulunan bir merdivenle de ikinci kata çıkılırdı. Orada da iki yatak odası, banyo ve tuvalet bulunurdu. Hizmetçiler eve sabahın erken saatlerinde gelirlerdi ve akşam güneş batmadan önce babasına yemeği vererek ayrılırlardı. O genelde yalnız yerdi. İşte bu saatte hizmetçilerin ayrıldığı saatti. Babası holün ortasında yavaş yavaş büyüyen bir kan gölünün ortasında sırt üstü yatıyordu. Yanına yaklaştı. Gözlerinden habersizce akan yaşlar görüşünü buğulandırırken diz çöktü ve iki yıldan sonra onunla konuştu "Baba"" diye ağlamaklı bir sesle. Babası ona baktı zor nefes alıyordu ama bu cümleleri söyleyebildi.
"Oğlum. (öksürdü) Bana bu zamana kadar hep kin ve nefret duydun. Haklıydın da aslında. Çok büyük hatalar yaptım. Sonunu yaşamadan göremediğim büyük hatalar. Emin ol bir yaşam hakkım daha olsaydı böyle yaşamayı seçmezdim. Sana son bir öğüt vereceğim. Biliyorum sinir oluyorsun bunu yapmama ama senin de yapmanı istiyorum. Her zaman gülümse oğul, hayata karşı gülümse, dostlarına karşı gülümse, düşmanına karşı gülümse" Gülümse ki ne yaparsan yap hayattan zevk al, hiçbir zaman korkma. Gülümse ki kalbindeki cesareti gör, o cesaretle kendi yolunu kendin çizebil. Ve bana söz ver ki bunu yapanların peşine düşme, çünkü haklıydılar." Sonra gülümsedi, yavaş yavaş inen göğsü durdu ve ona sessiz bir veda etti. Yanından uçup gitti. Göz yaşları içinde orada öylece kalakaldı birkaç saat belki de birkaç dakika belki de birkaç gün ta ki birileri onu bulana kadar. Onlar ki söylediklerine göre onu bulduklarında babasının yanında gülümsüyormuş.
Cenazeden uzun süre eve kapandı ve kimseyle konuşmadı. Aklında hep katilleri saklanarak izleyişinden duyduğu pişmanlık vardı, kılıç kullanmayı bilmeyişinden duyduğu utanç vardı, daha tahta bir kılıç bile tutmayışından ötürü öfke vardı. Hepsi birikip göz yaşı olarak döküldü bedeninden. Utancı dindirmenin farklı yolları vardır. Bu seferki çalışmaydı. Kasabada bir oymacı vardı. Ondan küçük tahta kılıçlar aldı. Efla"yla beraber antremanlar yaptılar. İki küçük çocuğun oynaması gibi görünüyordu dışardan bakana ama içindeki ateş beni kılıç kullanmayı öğrenmeye hızla itiyordu.
Altı yıl böyle geçti. Yavaş yavaş içindeki çağrının ne olduğunu anlamaya başlamıştı. Ama çağrının nereden geldiğini bilemiyordu. Bu sesin kaynağını aramaya karar verdi. On altı yaşında, o on altı yılını küçük bir kasabada geçiren artık genç bir adamın kendi başına yollara düşmesi şaşırtıcı olmasa gerekti. Evet, altı yıl onu gerçekten çok değiştirmişti. İnsanlara yaklaşımın olumlu olmasının, kibarlığın özellikle ikili ilişkilerde çok önemli olduğunu keşfetmişti. İçinden de farklı davranmak gelmiyordu zaten. Efla"yla konuştu. Ona içindeki çağrıdan bahsetti. Anlayıp anlamadığını bilmiyordu. Neyse, o günlerde kasabadan geçmekte olan bir korucuyla beraber ayrıldı hayatının gençliğinden bir daha dönmemek üzere kader onu oraya düşürmedikçe.
İlk başlarda korucuya karşı biraz sakıngan davranmıştı. Kılıç becerisi tahta kılıçlarla sınırlıydı ve kasabadan (yakındaki çayırlık hariç) hiç çıkmamıştı ne de olsa. Ormanda konakladığı bir akşam yaşanan ufak bir olay bu sakınganlığı yok etti. Gece vaktiydi. Ã?evrede az da olsa goblin olduğu söylentileri son çıktıkları köyde alıp başını gitmişti. Köylüler kendi aralarında gruplar oluşturup nöbetleşe köylerini bekliyorlardı. Ateş yakmamışlardı. Ormanda buldukalrı hafif bir açıklıkta yatıyorlardı. Korucunun onu sarsmasıyla uyandı. Sessiz olmasınıı işaret ediyordu. Kasabadan ayrıldığı gün ona verdiği uzun kılıcı çekti. Olabildiğince sessiz doğrulup elinde kılıcı beklemeye başladı. Korucu yayını eline aldı ve sırtındaki sadaktan bir ok çıkararak yayına sürdü. Elleri okun dibindeki tüyleri okşuyordu. Hafif bir rüzgar saçlarını arkaya atıyor, ne şans ki görüşünü engellemiyordu. Bir süre bekledi, sonra yavaşça yayı gerdi. Ağaçların arasına bir ok fırlattı. Boğuk bir ses duyuldu. Ona baktım. Gülümsüyordu korucu. Yayına bir ok daha sürerken ağaçların arasından dört goblin çıktı. Heyecanlanmıştı ama bu heyecan kesinlikle sonunda sizi mutlu edecek türden bir heyecan değildi. Hatta oturup ağlamıştı savaştan sonra. Goblinlere saldırdı amatör bir savaşçının beceriksizliği ve heyecanıyla. yerinden kalkıp onlara ulaşamadan bir tanesi daha yere yığılmıştı göğsüne aldığı okla. Daha ne olduğunu anlamadan kendisinii iki goblinle baş başa buldu. şaşırmış ve kızmışlardı. Aralarından ikisini kaybedeceklerini hiç düşünmüyorlardı. Aslında biri ona diğerinden çok daha yakındı. Kılıcını ona soktu. Direnç ilk başta biraz zorladı ama sonra kılıç rahat kaydı. Elinin üstünden sıcak bir sıvı akıyordu. Tiksinmişti. Kılıç yavaş yavaş aşağı inmeye başladı. Goblinin onu çekmesiyle beraber kendine geldi. Düşen goblin kılıcını da beraber indiriyordu. Kılıcı çekip goblinin cesedinden kurtardı. O sırada diğer goblini tam karşısında kılıcını kafasına indirmek üzereyken gördü. Hayatının buraya kadar olduğunu düşünürken goblin kafasına giren okla yere yığıldı. Nasıldır bilinmez ama beraber savaşan insanlar dostlukları rahat kurabiliyor. O günden sonra sıkı iki dost oldular diyebilirim. ona kılıç ve yay dersleri verdi. Kılıçla onu bir çok kez yendi ama yayda bir türlü beceremedi. Korucu ona savaş sanatını öğretiyor, oda üstün diplomasi yeteneğiyle uğradıkları her yerleşim yerinde rahat konaklamalarını sağlıyordu. Gerçekten mutlulardı.
Bir sınır şehrindeydiler. Daha doğrusu bir garnizon kalesinde. Sınırın diğer tarafına yaban topraklar demek doğru olur. Uygarlığın henüz gelişmediği yerlerdi oralar kendilerine uygar dersek. Aslında toprakların öte tarafları hakkında da fazla bir bilgi yoktu. Bilindiği kadarıyla buralarda orklar, goblinler vb. ırklardan başkaları yaşamıyordu. Burada birkaç gün kalmayı planlıyorlardı. Kaledeki ikinci günlerinde köylerden toplanmış gençleri getirmişlerdi. Asker olmadıkları her hallerinden belli oluyordu. 19 yaşındaydı o zamanlar. Üç yıldır kolcuylaydı ve kasabadan ayrıldığı zamana oranla büyük bir ilerleme kaydetmişti. Kaleye gelenleri inceliyordu. Aralarında eski bir tanıdığı görmek onu şoka uğratmıştı. Efla"ydı bu. İki eski dost hasret giderdi. Daha sonra korucunun yanına gidip üçü beraber sohbet ettiler. Anlattığına göre o gittikten sonra köyde hiç bir şey değişmemiş. Ã?yle ki en değişik şey savaş için eli kılıç tutanları toplamaya gelen askerlermiş. "Savaş" sözcüğünü duyunca çok şaşırmıştı. Korucuyla göz göze geldiler. Göz kapaklarını yavaşça kapatıp açtı. Bu, konunun başka bir zaman tartışılacağı anlamına geliyordu. Daha sonra Efla"ya yaşadıklarını anlattı. İlk goblin olayından sonra birçok olay yaşamıştı ama onları burada anlatmaya lüzum yok. Sık sık korucu söze girip onu öven bir şeyler anlattı. Efla bu kadar övülmesine şaşırmıştı. Akşam olduğunda toplanan gençlerin tutulduğu barakaya gitmek zorunda kaldı.
O akşam korucuya neler olduğunu sordu. Savaş söylentileri olduğunu, yaban toprakların bu taraflarında goblin ve ork savaşçıların kümelendiğini yanlarında da kuşatma kuleleri taşıdığı gözcülerce doğrulanmıştı. Garnizon da köylerden topladıkları gençlerle kaleyi güçlendirmişti. Bunları ona bu zamana kadar anlatmaması onu sinirlendirmişti ama artık o sinir çıkışlarının hiçbir işe yaramadığını hatta işi daha da kötüleştirdiğini öğrenmişti.
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

başlarda hikayenin fazlasıyla tanıdık olduğunu düşünüyordu ki. Buna gerek kalmadı...
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

Ona bunları bana neden daha önce anlatmadığını sordu. Bir süre düşünceli gözüktü. Sonra şu cevabı verdi:
- Onurlu bir gençsin. Hem de fazlasıyla. Bu savaşa katılmak istemiyorum bu yüzden buradan gidecektim. Ama seni de burada bırakmak istemiyordum. Bu yüzden sana bundan hiç bahsetmeden buradan ayrılmayı planlamıştım. Ama artık kalacağız herhalde.
İnsanları, çoğunu tanımasam da, yüz üstü bırakmak beni en çok yıkan şeylerden biriydi onlar bana ve doğrularıma karşı olmadıkça.
-Evet, diye cevap verdi. Gitmeyeceğiz.
Ertesi sabah savunucular gruplara kısa sürede ayrıldı. Korucu okçulara gitmişti. O ise 2. kılıçlı grubundaydı. Üstünde örme zincir zırhı vardı.Bir an Efla"yı arandı. İyi silah kullanamayanları arka gruba koymuşlardı. Savaş sırasında cephane, sağlık malzemesi vb. yardımında bulunacaklardı. Efla"da onların arasındaydı. Gerektiğinde kullanmaları için her birine birer kısa kılıç verilmişti. Efla"nın da ona baktığını gördüm. Birbirinin gözlerine baktılar. Sonra kafasını öne çevirdi ve artık bir tanrı çağrısı olduğunu bildiği bu çağrının sahibinden, her ne kadar kim olduğunu bilmese de, bu savaştan Efla"nın da korucunun da sağ çıkmasını diledi. Surlara merdivenleri ittirmek için ellerinde uzun sırıklar taşıyan adamların arasına yığıldı. Bu herkesin yerini öğrenmesi ve yenilerin silahlarına alışması için yapılan ufak bir tatbikattı. Düşman ordusu ufukta ancak görünüyordu. Akşamsa kalenin surlarının önündeki alan ok menzili dışında kamp ateşleriyle dolmuştu. Askerlerle beraber o da surda geceledi. Sabah davul sesleriyle uyandı. Düşman orduları ok menzili dışına dizilmiş sıralarını oluşturuyor, kuşatma merdivenlerini hazırlıyorlardı. Büyük bir ordu değildi ama kalede de eğitimli asker sayısı azdı. Yaşlı bir asker tek elle silah kullananlara sürdüğü el arabasından kalkan dağıtıyordu. o da bir tane aldım. Kalkan sık kullanmıştı ve onu sadece bir savunma aracı olarak değil ayrıca bir saldırı aracı olarak kullanmayı da becerebiliyordu. Boru sesleri duyuldu ve savaş başladı.
Üzerinde nereden geldiğini bilmediğim bir dinginlik vardı. Sur üstündeki okçular oklarını yağdırıyor, ok yağmuru altından geçebilen orklar surlara merdivenleri dayıyordu. Sırıklı adamlarda bu merdivenleri indirmeye çalışıyordu. İlk başlarda başarılı oldular ama daha sonra ilginç merdivenler gelmeye başladı. Merdivenler surlara dayandığında uçlarında metal konstrüksüyon inerek merdivenin sura tutunmasını sağlıyordu. Orklar bir anda surlara dolmuştu. Ve benim için savaş başladı.
Savaştan bahsetmeyeceğim. Klasik bir saldırı ve klasik bir kale savunmasıydı. Ama iyi savaşmış olacak ki korucunun kutlamaları arasında kale komutanının ondan sürekli askeri olmasını istediğini bile duydu. Savaşta en ilginç olayın içinde Efla vardı aslında. Orklar biraz içeri girmişti. Efla"nın çığlığını yakında duymuş ve sese doğru gitmişti. Oraya vardığımda bir ork garip bir şekilde yerde yatıyordu. Ölmüştü. Efla"da yere düşmüştü. Kendinde değil gibiydi. Kısa kılıcı yanında yerdeydi. Üstünde kan izi yoktu. O kılıca bakarken kendine geldi. Ona bakan gözleri sanki ondan fazlasını görüyormuş gibiydi. Orka ne olduğunu sordu, cevap vermedi. O da üstelemedi. Savaşın sıcaklığına geri döndü.
Savaştan sonra kutlamalar yapıldı. Mutluydu. Seviliyordu, saygı görüyordu, övülüyordu. Ama bazen mutluluk gerçekleri gizler. İçinde artan bir kaygı vardı. Bir görevi yapmamak gibi bir şey. Sonra onu çağıran bu sesi arama görevini, kasabadan ayrılışının esas amacını göz ardı ettiğini anladı. Artık bu işin üzerine yoğunlaşmaya karar verdi. Koruyucuyla ayrılmak zorundaydı. Çok zor oldu ama bu işi yalnız yapmalıydı. Efla"yla da vedalaştı. Ayrılırken ona düşünmesi gereken şeyler olduğunu ama bunun yanında bir han açmaya niyetli olduğunu söylemişti. Gülümsemişti. Uzun zamandır yapmadığı bir şeydi. İhmal edilmiş bir görev daha"
Tam beş yıl diyarda dolaştı. Hep onu çağıran bu sesin kaynağını aradı durdum. Tapınaklar gezdi, inançlar duydu. Rahiplerle, rahibelerle, keşişlerle, inanlarla konuştu. Amacına beş yıl sonra 24 yaşımda ulaştı. Aradığı Dragonfire"da buldu. Tapınakta eski dostu Efla"yla da karşılaştı. Hanını açmıştı. Onu oraya davet etti. Bir süre orada kaldı. şimdi ise Paladinliğini ispatlamak için Zamanın Karargahı"nda.
Korucuyla, ayrıldıktan sonraki bu beş yıllık zaman zarfında hiç görüşmedi. Merak ediyordu şimdi nerelerdedir? Korucubub onun hayatını çizmesi de, yolunu bulması da ona çok yardımcı oldu. Ailesi bana nasıl davranırsa davransın bu yola ilk taşı onlar koydu ve tüm tanıdıkları"


Hikaye anlatan durdu ve iç çekti" Efla ya baktı"..gözlerinden yeşil bir duman tüttü yaşlı adamın.. parmaklarını çatırdattı.. ve derin bir nefes aldı"


Zaman aktı geçti ve bu savaşcı paladinliğini ispatladı.. büyük işelere imza attı.. Dragonfire ın gözde savaşcılarından biri olmayı başardı"birçok iyiliğe imza atan kutsal şovalye.. inancındaki zehri farkettiğinde yıkıldı.. ve kendini arındırmak için bir yolcuğua çıktı.. kandırılmıştı ve kendinden utanıyordu..bu yolculuğu tamamlayamadan can Verdi kutsal şovalye.. artık ne kadar kutsal olduğu da tartışılırdı.. ama sadık arkadaşı efla onu asla unutmadı"
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Adam bir an için hikayeyi bırakmıştı. Efla hikayenin bittiğini düşündü fakat yaşlı adam garip şekilde büyücüye baktı. Gözünden çıkan yeşil dumanlara hayret etmişti fakat hikayenin devamı geldiğinde bu duygu diğerlerinin yanında eriyip gitti.
Neler diyordu bu ozan. Bir kahin miydi.(Ã?nceden anlattıkları hkayelerin doğru çıkması onu korkutan şeydi). Neredeyse hiddetten titreyecekti. Kendini kontrol etti. Ama gözlerinden hala alevler fışkıracak gibiydi. Siniri kimseye değildi belki de henüz bilmiyordu. Birşeyler söylemek için ağzını açtı. Hiçbir sözcük gelmedi ağzına. SAdece sanki intikam alacakmış gibi yapabileceği büyüler vardı. Tekrar bu ozana baktı hanın ilk açıldığı günlerde de gelip bu hikayelerden anlatan ozana(o kendini çingene diye tanıtmıştı) hiçbir suçu olmayacağını biliyordu. Sadece aptal bir hikayedir diye düşündü. Belki de kabullenmek istemiyordu. . Aslında bu anı o kale savunmasındaki anı hatırlatıyordu. İçine bunca kudret dolmuştu birden ama ne için...
Sert adımlarla içeri yürüdü, mutfağa...Düşünmeliydi.
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Mutfakta yanlız kalıp biraz düşündü büyücü kendini toparladı. Ã?ingeneye yemek götürmesi gerekiyordu. Bunu hatırladı. Sözünü yerine getirdi iltiraf etmeliydi ki hikayeyi iyi anlatmıştı. İyi bir yemek hazırladı ve mutfaktan çıktı. Ã?ingeneye yemeği verirken gözgöze geldiler. Bunları nereden biliyordu? bu adamda görünenden fazlası vardı ama hikayenin böye bitmesine izin veremezdi büyücü...
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

Yavaş yavaş titrek ellerle yemeğini yiyen Ã?ingene.. Efla nın gözlerine baktığında ona şöyle söyledi...

"kaderle oynamak hiçbirmizin elinde değil büyücü dostum..."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Aoris altın saçları gibi ışıl ışıl parlayan gözlerle ustaya baktı ve gülümseyerek tebrik etti. Oda bir bardak içicek bir şeyler istedi ve sadee dinledi. Dinlemesi gerekliydi. Bir aşık ne zaman susması gerektiğini iyi bilirdi. Dinlemeli ve bu diyarda olanları öğrenmeliydi. Böylece dış dünyaya bu diyarda yaşayan kahramanları daha iyi anlatabilirdi. Bu diyarda yaşayan bunca yüce kuvveti dış dünyaya daha iyi duyurabilirdi...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Bu hikayenin devamının kader olduğundan çok emin konuştunuz sanki yaşlı kişi. Kaderi değiştiremeyiz bunu biliyorum bilmediğim şey neyin kader olduğu. Bu kader mi yoksa hikaye mi yaşlı kişi? Bunu siz bilebilir misiniz?
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

zar zor lokmasını yutan adam

"Justarius u hiakyemden sonra gören oldumu??

peki efla ya senin çektiğin kart , güneş kartı.. hala saklıomusun onu..."

dedi geri yemeğini yemeye koyuldu....

o sırada Efla nın eli çantasına gitmişti..

"Onu sakla Efla ama o güneş sadece seni aydınlatabilir.. başkasını değil.. bunu sakın unutma.."

diyara köklü bir değişim gelecekbunu bütün kemiklerimde hissediorum...


yaşlı adamın gözleri bir an için daha yeşil dumanlar saçtı havaya..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest