Dışlanmış Bir İblis, Hilkat Garibesi Bedeninde

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Post Reply
feverbeast
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 158
Joined: Fri May 14, 2004 10:00 am
Location: In Hell
Contact:

Dışlanmış Bir İblis, Hilkat Garibesi Bedeninde

Post by feverbeast »

Zamanın öldürdüğü yerden... Zamanın olmadığı yerden...

Cehennem yaratıldıktan sonra, sonsuz acı dolu milyonlarca dünya yılının ardından, efendim işkence çeken insanların acılarından beni yarattı. Ve bana sordu:

"Efendin kimdir?!"
"Ateştir," diye yanıtladım.
"O halde Ateş'in her hâlini bileceksin. Ateş'i seveceksin. Var olduğun müddetçe Ateş sana zarar veremeyecek. Ama sen, Ateş'i kullanarak düşmanı yok edeceksin."
"Dileğiniz benim için emirdir, efendim."

Ve böylece bir bedene sahip oldum. Cehennem savaşçılarından biri oldum. Beni yaratan efendime bile tapmıyordum. Sadece Ateş'e tapıyordum. Var oldukça, bir iblis olarak karanlığı içtim, gücüme güç kattım. Belirli zamanlarda dünyaya inip korku ve "hummâ" saldım. İnsanlarda, topluluklarda, köylerde, şehirlerde, imparatorluklarda görülen hummânın sebebi oldum.

Fakat bir gün, lânetli bir dünya günü, bir görevi reddettim. "Herşey olur ama o olmaz," dedim. O ana kadar güçlerimi herkes ve her şey üzerinde kullanmıştım. Ama o kadından yayılan "ateş" gözlerimi kamaştırdı. Böylece insanları merak etmeye başladım. Bu merakın, Cehennem'in Yüce Ordusu'nun en iyi generallerinden biri olan ben, "Nokhthar" için aynı anda hem bir "son" hem de bir "başlangıç" olacağını kim bilirdi? Sen mi, şu anda bir hilkat garibesinin bu saçma sapan cümlelerini okuyan dostum, ha, sen mi?

Sonunda, efendim beni kendimi affettirene (tüm dünyada en büyük hummâ salgınına) kadar dünyada, iblis güçlerimin bazılarıyla ve "insan" bedeninde yaşamaya mahkûm etti...

Birçok yer gezdim. Ã?oğu insan benden ürktü; hem de ilk bakışta. Kucak açtığın, uğruna evinden kovulduğun "insan"lar tarafından kalbine saplanan güvensiz bakışlar ne demektir bilir misin? Ah, ben çok iyi biliyorum. Ama yine de henüz içimde onları kırıp geçirmek için fışkıran bir istek yok. Bir süre daha bu (chaotic neutral) insan bedeninde başıboş gezineceğim. Ayaklarım nereye götürürse oraya gideceğim.

şimdilik adım "Mordred." Başıboş bir Hırsızım. Bir dokunuşumla bedenine ateşlerin en sıcağını (ama öldürmeden, acı vererek) salabilirim. Yanımdaysan, aşımı paylaşırım, düşmanımsan kanımın son damlasına kadar savaşırım.

Yeni bir Dünya'ya için üç kere:
ÇOK YAşA!
ÇOK YAşA!
ÇOK YAşA!
feverbeast
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 158
Joined: Fri May 14, 2004 10:00 am
Location: In Hell
Contact:

Post by feverbeast »

Günlük'ten alıntılar:
------------------------------------------------------------------------------------------------
Dünya... Ne garip bir yer...

Buraya geleli ne kadar oldu bilmiyorum. Zamanımı benden korkan insanlardan saklanarak harcıyorum. şu anda varlığımı bir Yarı-İblis olarak sürdürüyorum. İblis yanım her zaman birilerini -yeni insan bedenimin deyişiyle- "kızartmak" için yanıp tutuşuyor. Ama insan yanım bunu istemiyor. İnsan yarım iblis yarımı kabullenemiyor, her an, bu kızıl hummâyı içinden söküp atmak istiyorum. Ama olmuyor! Ben neysem oyum!...

Çok iyi hatırlıyorum, ah, nasıl unutabilirim ki! İblisken etkilendiğim tek insanı, o kadını bulmaya çabaladım. Ama efendim bunu düşünmüştü; o ölmüştü, hem de evindeki çürük yatağa bağlannarak ve ölene kadar işkence yapılarak. Ah! O'nun tekniklerini çok iyi biliyorum, lânet olsun biliyorum! Yıllarca yaşayacak kadar canlı tutar ve yıllarca acıların en kötüsünü yaşatır. O sahneyi görmek! Artık yaşamak için hiç umudum yok. Hiçbir şeyim yok. Başıboşum...

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Yukarıdaki satırları yazalı ne kadar oldu bilmiyorum. Ã?ünkü tarihi tutacak kadar "yukarıda" kalmıyorum. Sadece önemli birşey olduğunda yukarı çıkıyorum. Mesela acıktığım zaman. Ama İblis olmanın avantajları da var. Çok az besinle çok uzun süre dayanabiliyorum. Bu süre içinde önemli hiçbir şey olmadı. Sadece sıkıntıdan yazıyorum...

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Sonunda! Kendimi gördüm! Yemek için yukarı çıktığımda bir ayna buldum. Akşam yemeğimin çantasından çıktı. Ve kendime, yüzüme baktım. Diğer insanlara çok benziyorum fakat üç farkla; bakışlarım hakikten ürkütücü, çok kıllıyım ve tenim ölü beyazı...

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Artık daha fazla dayanamayacağım! Yukarı çıkmak istiyorum. Onlar gibi yaşamak istiyorum! Artık Ateş'e hizmet etmiyorum -güçlerimi kaybetmemiş olsam da. Yeni, tamamen farklı bir hayat istiyorum!

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Bu, yukarıda geçirdiğim ilk gün. Daha önce hep geceleri dolaşmıştım. Sanki bir vampirim de, şafakla birlikte küle dönüşecekmiş gibi... Güneş'i gördüm ve beni kendine çekti, farklı bir şeyler vardı. Ve sanırım benim (yeni) tanrım Güneş'i yönetiyor. Bu bir ip ucu olabilir.

Artık özgür hissediyorum! Ve güçlerimi daha çok kullanmaya ve bazı işler yapmaya karar verdim. Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Ben de devam edeceğim...

Mordred "The Chaotic Fire"

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Not: Bu olayların arası tahminen 7-8 ay sürmüştür...

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
If you"re with me, i share my house and food;
If you"re my enemy, i"ll fight till last drop of my blood.
feverbeast
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 158
Joined: Fri May 14, 2004 10:00 am
Location: In Hell
Contact:

Post by feverbeast »

Not: Tenim için çok kırmızı demişim, "Ã?LÃ? BEYAZI" olacaktı...
-----------------------------------------------------------------------

Aşağıda bulunduğum zaman içerisinde, hep o kadını düşündüm. Bana kendimi ve ne olduğumu unutturacak alevi içime salan kadını. Ve onu -ya da ondan kalanları- aramaya karar verdim. Sonuçta bütün bunları onun için kabullenmiştim. Onu ilk ve son görüşümü hatırladım: dünya yılıyla üç sene önce, bir kasabadaydı. Efendim orayı anılarımdan silmemişti ve gitmek için sabah olması beklerken, sürekli düşündüm. Sonra, insan yanımın zayıflığı olan uyku, önce bana dokundu, sonra bana sarıldı ve son olarak yanağıma o sihirli öpücüğünü kondurdu.

Uyandığımda daha güneş doğmamıştı. Oysa çok geç yatmıştım. İblis yanım, insan yanımın bazı eksi özelliklerinin derecesini azaltıyordu, sanırım. Uyku, benim için çok da önemli bir ihtiyaç değildi.

Ulaşım araçları, yola 1-2 saat geçmeden çıkmayacaklardı. Zamanım olduğuna göre biraz düşünmek istedim. Onu düşünmek...

Nedense sürekli onu düşünmek istiyordum. Sadece bir kere görebilmiştim: Görevi reddetmeden önce kasabaya kadar inmiştim. Hatta birkaç kişiye dokunmuştum (hummâ salmak anlamında) bile. Her zamanki gibi, freskler (keskin gözlü ucube asker) daha önceden keşif yapmışlardı. Drogo, (çavuş olmak üzere yetiştirilen iri yaratıklar) bana önemli bilgileri ulaştırmak için bizzat gelmişti.

"Efendim," dedi ve önümde eğildi. Ben söyleyene kadar ne ayağa kalkabilir, ne de konuşabilirdi. Gözlerimeyse, hiçbir zaman bakamazdı.
"Konuş, Drogo!" dedim, cehennemvari sesimle.
"Fresklerden biri çok güçlü bir artikaftın, kasabanın ortasındaki kilisede bulunduğunu söylüyor, efendim," dedi ezilip büzülerek.
"Ne tür bir artifakt?"
"şu an bilmiyoruz, efendim. Bir tür Ateş Parçası olduğuna inanıyoruz. İsterseniz hemen bakabiliriz, efendim." İyi birşey yaptığını düşünerek gözleri parladı. Belki bir ödül bekliyordu ama cehennem ödül vermez...
"Hayır! Savaşçılar yayılırken bizzat ben bakacağım. Kilisede nerede?"
"Saklamamışlar, efendim. Girişten ilerledikten sonra, o iğrenç sunağın ortasında, efendim."
"Anlaşıldı. şimdi, savaş pozisyonuna, Drogo!"

Sonunda birliklerimiz savaş pozisyonunu aldı. Benim işim kasabanın ortasına varmak olduğu için onlardan önce davrandım ve gölgelere (ateşin olduğu yerde gölge de vardır) bürünüp kiliseye vardım. Kapıyı parçalayarak açtım. İçeride çelimsiz bir rahipten başkası yoktu. Fakat iki yandan aşağı inen merdivenlerin esrarengiz görüntüsünün verdiği his beni şaşırttı. Korku nedir bilmez bir general için garip bir deneyimdi. O anda sanki kendini tanrısına adamış, gücüme denk bir savaşçının varlığını hissettim. Bu her kimse, çelimsiz rahip olamazdı; biri daha olmalıydı.

Bu tür kiliselerde, sunak genelde giriş katında olurdu. Sıradan, basit, saçma sapan bir kilise gibi görünüyordu. Fakat alt katta olma ihtimalini düşününce, hiç de o kadar sıradan olmadığını anladım ve hissettiğim garip, açıklanamaz bir şey yüzünden savunma pozisyonu aldım. Silah yerine özel güçler ve büyüler kullanıyordum; gücüm inanılmazdı. Ama karışmda tir tir titreyen cılız rahibe bile saldıramıyordum...

Daha zihinsel saldırı emrimi vermemiştim. Rahip, karşısında dev gibi bir cehennem yaratığı görünce, önce ağzından bir bağırtı koptu. Sanırım "Syleén" demişti. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum fakat yakında öğrenecektim. Güneş ışığı dünyaya nasıl ulaşıyorsa, ben de o hızla adama koşup, onu paramparça ettim. Sonra, etrafta beni engelleyecek bir tılsım var mı diye bakındım ama bir şey yoktu. Alt kata inmeye karar verdim, fakat sol taraftakini mi yoksa sağ taraftakini mi seçmeliydim? Burnuma güvendim... Artifakt olan yerde, onu korumak için insan da vardır. Kokladım... Soldan güçlü kokular geliyordu. Bir sürü insan kokusu; değersiz bir sürü hayat... Sola yöneldim. Aşağı indim. Uzun bir yoldu ama inerken garip hisler geçmişti. Gıcırdayan merdivenler gelecek katliamın şarkısını söylüyordu sanki. Sonunda karanlık bir odaya geldim; fakat karanlık sorun değildi, gözlerim cehennem boşluklarının zifiri karanlığında bile görürdü.

Yukarıdan gelen bağırışmaları, inlemeleri ve haykırışları duyduğumda, fazla ilerlememiştim. Aniden koridorun sağ ve sol taraflarındaki kapılar açıldı ve ellerinde meşaleleri, değersiz kılıçları ya da topuzlarıyla, bir avuç insan üzerime çullandı...

Dünya'da her cehennem yaratığının gücü sınırlıdır. Bu yüzden akıllıca kullanmak gerekir. Ben de yere çömeldim ve -sanırım on iki kişiyi- alev hortumu büyümle yaktım. Sonra aniden geri dönüp merdivenleri çıktım. Artifakta ulaşmadan ve savaş başlamadan önce daha çok insanla uğraşmak istemiyordum...

Yukarıda gördüğüm manzara karşında şoka uğradım: Dokuz savaşçı çember oluşturmuştu; güçlerini açıkça hissedebildiğim, dört bir yanda duran dört rahibi ve ortada duran güzeller güzeli bir kadını koruyordu. Savaşçılar tek tip giyinmişti; bu da kilise korumaları olduklarını gösterir. Ama herhangi bir büyülü güçleri yoktu. Rahiplerse güçlüydüler, ellerindeki kitaplara baktıkça öfken kabardı ama bana denk değillerdi; sorun bunlar değildi. Sorun ortada duran kadındı. Beyaz bir elbise giymişti. Elinde kızıl bir yakut tutuyordu. Boynunda ince, altın bir kolye vardı; üzerindeki sembol de, kalp şeklinde bir çiçekti. Güzelliği ve yakuttan yayılan enerjiyle, bana denk, hatta benden üstündü.

Eğer lânetle yoğurulmuş bir iblisseniz, güzellik, sizin için kıskanılan, harap edilmesi gereken, yok edilmesi gereken, katledilmesi gereken bir şeydir. Ama ben yapamadım! O kadın... O kadın da ateşin ta kendisiydi. Tıpkı benim olduğum gibi, ama sadece aynı gemide, farklı yönlere seyehat ediyorduk. Biz, yine de birdik...

O anda efendimin sesi zihnimde çınladı:
"Saldır ve onu al! Hepsini yok et! Saldırı başladı. İnsanlar anlamadan al onu!"

Ve ben de emre uydum. Harekete geçtiğimi gördükleri anda, rahipler dualarını okumaya başladılar. O anda zaten askerler saldırıya geçmişti. Dualar okurken ve silahlar savrulurken, kadın da yakutu kaldırıp büyülü sözleri söyledi. Cümlesi bitince bir patlama oldu ama sadece ben etkilendim. Bir süre için sanki benden güçlü biri beni yerime mıhlamış tutuyordu. Kasabalılar askerlerime, kilisedekiler de bana saldırmaya devam ediyordu. Derken, efendimin sesini tekrar duydum. Bu sefer benim bile bilmediğim kadim bir büyünün sözlerini söylüyordu. Son hece de söylenince, görünmez bağlarımdan kurtuldum ve tek bir sözcüğümle elimde sapı cehennem alevinden bir kılıç belirdi. İşim bittiğinde, dokuz savaşçı tanınmaz halde çarpık çurpuk yatan dokuz cesetten ibaretti. Dört rahibe kılıç işlemedi; korumaları vardı. Ama hummâlı dokunuşum, onları kısa sürede çok istedikleri cennetlerine gönderdi.

"Senden korkmuyorum iblis! Babamı öldürdün. Ama o gidince inan, yerine yeni bir rahip gelip, dünyayı sizin gibi pisliklerden arındıracak!" dedi kadın. Gerçekten de hiç korku belirtisi yoktu.

O an içimde beliren onlarca duygudan yalnızca ikisi beynimi kemiriyor, birbirleriyle çarpışıyordu:
- Kadını öldür, artifaktı al!
- Onu sevip, canını bağışla!...

Ama ben bunları yapmadım. Yapamadım. İçimden, cehennemi bile delecek bir güçle fışkıran duygu seli yüzünden önünde diz çöktüm. Artık anladım ki, ona bir insanın olabileceğinden daha üstün bir şekilde aşıktım. İnsanları araştırırken öğrendiğimiz bu duygudan nefret ederdik. Oysa ki ben, artık bu duygu için efendime karşı gelmeye hazırdım...
If you"re with me, i share my house and food;
If you"re my enemy, i"ll fight till last drop of my blood.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests