Prologue: Karanlığın habercisi

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Prologue: Karanlığın habercisi

Post by Raistlin »

Corax Tigerheart kanlar içerisinde odaya girer. Dev kılıcı kurumuş kanla kaplıdır. Üzerindeki yaralar normal bir insanı defalarca öldürebilecek kadar derindir fakat bu savaşçıyı pek etkilememiştir.
Gözleri dönmüş bir şekilde etraftaki insanları süzer. Kalabalığın arasında bir kişiye gözlerini diker. Keskin gözleri, insanüstü hisleri ve içgüdüleri ile bir hırsızı saptamıştır.
Gözleri bir anda zevkle parlar. Bu savaşçı savaştan yeni çıkmasına rağmen hala savaşa açtır. Öldürürken salgıladığı adrenalini arzular. Gücünü başka bir canlının üzerinde denemekten sapık bir haz duyar. Göz açıp kapayana kadar gözlerini sonuna kadar açar ve kendinden geçer. Ömrünün hayatının o andaki tek amacı bu hırsızı cehenneme gördermektir. Hiçbir kanun hiçbir hüküm hiçbir kural artık geçerli değildir. Bir şahin gibi avının üzerine acımasız ve beklenmedik bir hızla saldırır. Koşarken sırtındaki dev kılıcı cüssesinden hiç beklenmedik bir hızla çeker ve tam darbesini vuracağı anda bir savaş narası atar. Barbar 160 feeti o kadar kısa bir sürede katetmiştirki hırsızın kalabalığın arasına karışacak zamanı bile kalmamıştır.
Hırsız çevik fakat cılız kollarında tuttuğu kısa kılıcını çeker. Kararlı bir şekilde barbarın ona saldırısını hızıyla savuşturacağını düşünmektedir. O anda rakibiyle gözgöze gelir. Barbar ona öyle bir kudret ve vahşetle saldırmıştırki hırsızın aklı başından gider (Hırsız bu karşılaşmadan 24 saat sonra bile titremeye devam edecektir). Korkudan donakalan ve kendini bile savunamayacak halde olan hırsızın imdadına, etrafındaki gizlenmiş arkadaşları yetişir; fakat "biraz" geç kalmışlardır. Arkadaşlarının kafası çoktan uçmuş, göğüs kafesi parçalanmış içorganları etrafa saçılmıştır bile. Atardamarlarındaki kanı barbarı yıkarken barbar bariton sesiyle zevk çığlıkları atmaktadır.
Bu dehşet sahneyi gören hırsızlardan biri arkadaşının intikamını almak için barbarın arkasından tam böbreğine nişanladığı zehirli bir kama saplayacaktır. Fakat o da ne? Barbar bir anda ona yüzünü döner ve bir nara daha patlatır. şaşıran hırsız kamayı böbreğine saplayamasa da nası olsa zehirle barbarı öldürecektir. Barbarın kendi kolunun 4 katı kalındığındaki şişmiş pazusuna kamayı saplar. Barbarın gözü o kadar dönmüştür ki kılıcıyla kendini savunmamıştır fakat kılıcını rakibini parçalamak için havaya kaldırmıştır. Kolunda dev bir yarık açılan barbarın yüzü acıyla buruşur. Hırsızın yüzü zevkle çarpılır, bir öküzü bile devirebilecek kadar güçlü bir zehiri barbara saplamayı başarmıştır. Hemen kaçıp bayıldıktan sonra işini bitirmek için uzaklaşmaya çalışır. Fakat barbar'ın bünyesi zehiri saniyeler içinde yener ve kendisine salak salak gülen hırsıza 5 kez vurur. Hırsız üzerine yağan korkunç kılıç darbelerinden kaçmaya çalışır fakat ne mümkün?
Bir anda kendini barbarın kılıcında karnından asılı duruken bulur. Bacaklarından biri yerde durmakta, sağ kolu dirseğinden, sol kolu ise omzundan kopmuştur. Barbar daha çok ister gibi etrafında bakınır, kılıcının ucunda ölmekte olan kolsuz bacaksız hırsıza önem bile vermeden. kalabalık bu vahşi kasaplık başladığı anda çoktan mekanı terketmiştir ve sadece gözleri açık barbara bakan 4 hırsız ve 2 ceset odada kalmıştır. En az 2 metrelik barbar, çelimsiz ve ufak hırsızlar daha kıllarını kıpırdatamadan başka bir tanesine saldırır. 5 feet daha ilerleyip bir hırsıza öyle vahşi bir dabe vururki elinde tuttuğu bir buçuk metrelik kılıç hırsızın karnını yarıp omurgasını parçalar ve onun hemen solundaki hırsızında leğen kemiklerini parçalar.
Vahşetten korkunç hoşlanan barbar kılıcını kestiği 2. hırsızdan söküp ayağıyla kafatasını ezer ve son rakibine gözleri aç bir şekilde bakar. 4 arkadaşının gözleri önünde vahşice katledilmesini seyreden hırsız'ın korku duygusu intikam duyusunu bastırır ve refleks olarak cebindeki bir torbadan bir toz çıkarıp barbarın gözüne doğru fırlatır. Odun gibi yerinde durmakta olan barbarın gözleri bir anda korkunç bir acıyla yanar. Yüzü çarpılan ve siniri katlanan barbar nefretle kılıcına bir söz bağırır. "Darkness...". Hırsız etrafını saran karanlık içinde hapsolmuştur. "Allah kahretsin Büyü!" diye bağırır. Yere eğilip üstün sürünme yeteneği ve el yordamıyla çıkışa doğru ilerlemeye çalışır. O anda bir kahkaha yükselir. "Hahahahahahaaaa Büyü diye bir şey yoktur zayıf ahmak Hahahahaha" ve hırsız el yordamıyla bir ayak bulur, 51 numara büyüklüğünde deri bir bot... Kafatası da karalıkta savaşmayı seven barbarın kılıcını bulur.
Barbar içgüdüleri ile bir köşe bulur ve oraya oturur. Kendine gelmek ve ona ölümü tattıran deliliğinin geçmesi için konsantre olmaya çalışır. Kendine gelmek için çok büyük çaba sarfeder ve bir kaç saniye içinde kaslarına hücum etmiş olan kan beynine gitmeye başlar. Biraz önce vücuduna girmiş olan ölümcül zehirin hafif bir yan etkisi olsa gerek kusmaya başlar. Hemen çantasından bir matara çıkarır. Matarada ormanda bulduğu faydalı otlardan yapmış olduğu bir içecek vardır. İçeceği içer ve mide bulantısı ve boğazındaki yanma yavaşça kaybolur. Gözlerine de su matarsından biraz su döküp temizlemeye çalışır. Gözleri hala yanmaktadır fakat görüşünün geri geldiğine inandığı anda kılıcına bakıp bir söz söyler. Etraftaki karanlık bir anda kaybolur. "Bana gücünü bahşettin Kord." der ve tavana gözlerini diker. Başka hiçbir şey söylemez. Tanrısına sözle teşekkür etmez fakat Kord'un onun minnettar olduğunu bildiğini bilir.
Bir anda karnının ne kadar acıkmış olduğunu farkeder ve cesetlerden bacağı kopmuş olanın bacağını alır. Parçalara ayırıp çantasına atar. Kanları hala akmakta olan bacak deri çantanın içinden belli olmaz. Hırsızların cesetlerinden işine yarayacak eşyaları alır ve hızla arka kapıya yönelir. Amacı ormana gidip yemeğini yemektir. Öantasına atmış olduğu yemeği...
Last edited by Raistlin on Tue Aug 26, 2003 7:17 am, edited 2 times in total.
User avatar
Estebin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 105
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

örümceğin ağları

Post by Estebin »

Estebin arka sokaklardan birinde üstünde civardaki fakir halkın yırtık pırtık giysileri ile yürümektedir. İki kırık dökük ahşap binanın arasında yolu görebilecek aynı zamanda yoldakilerin dikkatini çekmeyecek bir açı bulur ve beklediği gibi yoldan geçmekte olan barbarı izlemeye başlar. Kendine kendine "Ne kadar da kaygısızca yürüyor." diye düşünür "Sanki o geçerken ayağının altındaki toprağın titremesini bekliyormuş gibi bir hali var.". Loncaya bu kadar sorun yaşatan barbarın bu olması gerçekten ilginç gelmiştir. Aldığı bilgilere göre loncaya ve başkanına hatta hırsızların tanrısı MASK"a dahi açık açık meydan okumuştu. Bunun yanı sıra bir bar kavgasında kendi halinde akşam evine yemek götürmek için uğraşan fakir, acemi ve ateşli birkaç genç hırsız çırağını da öldürmüştü. "Bu barbarlar arka sokakta yaşam hakkında ne bilirler ki?" diye mırıldandı Estebin "Kim bilir kendince çaresizleri öldürmekten zevk bile almıştır. Acaba öldürmek için bir neden aradı mı?". Hırsızların da kendince bir onuru ve yöntemleri olduğunu bu barbara öğretmek lazım geliyordu. Bu sırada Estebin bir an için elini göğsüne koydu. Üstüne giydiği çulun içinde barda ölen sevdiği bir tanıdığının kolyesi vardı. Karanlığın hakim bu gibi ortamlarda arkadaşlık ve sevgi gibi duygular dışa vurulmazdı. Bu onların hissedilmesine tabii ki engel olmuyordu. Gençti hevesliydi ve çabuk öğreniyordu. Kendince bir stil bile geliştirmeye başlamıştı. Ona başlangıç düzeyi bir zehir yapmayı bile ben öğretmiştim. Silahını zehirlemiştik bu zehirle. Ceset parçalarının arasında o silahı göremedim, belli ki silahını ölmeden önce bir ara denk getirip kullanmış. "Bu yaşam için fazla onurlu ve arkadaşlarına bağlıydı." diye Estebin içinden geçirdi "O diğer sefilleri barbarın kan için sallanan pençelerinden kurtarabilmek için oyalanmasaydı kaçabilirdi.". O çocuğun bu hayattan kurtulabilmek için ufak da olsa bir şansı vardı. Bilginin dışarı sızmayacağını bilsem ona bunun için yardım bile edebilirdim.
Estebin saklandığı köşede düşüncelere fazla daldığını fark ederek irkildi. Her an tetikte olmalıydı. Açık verdiği her saniye onu bir uçuruma sürükleyen adım olabilirdi. Belki vermek üzere olduğu karar mantığı ile çelişiyordu fakat o ölen çocuğun hoş sohbeti aklına geldikçe onun için ardından bir şeyler yapmak istiyordu. Bu yapacağının meslekte yeri olmadığını ve kendini aşırı riske attığını bildiği halde.
"Kendini güvende bil koca adam." dedi Estebin zar zor duyulacak bir fısıldama ile "Artık her adımında gölgende olacak birisi var. Asla senin dikkatini çekecek kadar fazla yaklaşmayacağım ve asla sana saldırarak öldürme girişiminde bulunmayacağım. Yakında ölümden daha kötü sonların varolduğunu öğreneceksin.". Estebin derin bir nefes aldı ve verirken son sözlerini söyledi "Benim ellerimden.". Sonra barbarı görüş açısı kaybolunca daha uygun bir mekan aramak için arka sokakta kalabalığın arasına karıştı. Gerçek bir başarının çabuk ve ani verilen kararlarla, yetersiz istihbaratlara dayanılarak kısa sürede sonuçlanacak şekilde yapılan planlarla gelmediğini öğrendiği için bu kadar sene yaşayabilmişti. şimdi de bu nedenle hala yaşıyordu.
Karanlık yolumu gösterir, sessizlik gerçeği bana fısıldar. Onlar benim yoldaşım, ben onların parçası.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

cüce yuvarlanırcasınahana girdmişti; ama galiba biraz geç kalmıştı. Duyunduğu anda gelmişti fakat...Handa oturmuş ağlayan bir kadın, onu sakinleştirmeye çalışan hanın sahibi bir de parçalanmış cesetleri izleyen heyecanlı bir grup vardı. Dolfar ne olur, ne olmaz Celebgurth'ü(Elfçe Gümüş Ölüm demek. Y.E'sindendir ve gerçek elfçedir) çıkarttı. Yavaşça ilerlerdi.
"Ne tarafa gitti?" diye sordu. Kim olduğunu belirtmesine gerek yoktu. Kadın inleyerek yanıtladı. Adam sokakta kaybolmuştu fakat herhalde adam çok iriydi ve onu bulması fazla zor olmazdı. Gitmeden önce cesetlere baktı. Adam gerçekten güçlü ve iri olmalıydı. Ayrıca cesetlerden birinin bacağı yoktu! Ne iğrenç bir sahne! Bu işi Celebguth ile aynı soydan olan bir aletin yapmış olduğunu düşünmek. İğrenç bir şey! Son kez cesetlere baktı. İki adamı bunları alıp yakmaları için yollacayacaktı sonradan.
Kapıdan çıktı ve yerde ilginç bir şey gördü. Kan lekeleri. Ya adam yaralnmıştı ya da...herhalde değildir diye düşündü. Eğer öyleyse, yani adam onu yiyorsa....işi zor demekti! Lekeleri takip etmeye karar verdi.
Lekeler koruya doğru gidiyordu ve cüce takip ediyordu.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
MaNiak
Gölge Ustası
Posts: 492
Joined: Sat May 17, 2003 10:00 am
Location: Luskan
Contact:

Post by MaNiak »

olaylar bittikten hemen sonra hana gelmiş ama adamı görememişti hana göz atmak için bir gölgeye girdi hemen arkasından bir cüce olanlara baktı tiksin di dışarı çıktı ve kan izlerini fark etti ama içerde kopan bacaktan habersizdi umursamadı içerden cüce çıktı kan izlerini takip etmeye başladı gölgenin içinden çıktım ve cüceye yaklaştım oldukça sessiz bir ortamda hiç ses çıkarmadan sora iyi akşamlar dedim irkildi ne kadar iyiyse artık die yaepıştırdı cevabı sustum takib etmeye devam ettik koruların orda tekrar gölgenin içine girdim ortadan kayboluşum cüceyi ilgilendirmedi ama ben gölgelerin içinde onun yanındaydım ve onun görmediği çoğu şeyden haberdardım...
legacy_user_4

Post by legacy_user_4 »

Malovan yakınlardaki bir silah satıcısında kendi hoşuna gidecek bir silah bakarken civarda bir panik ve kaçışma farkeder. Son olarak eline aldığı ve dengesine hayran kaldığı için son yarım saattir elinden bırakamadığı çift elli kılıcı en sonunda alıyorum der. Satıcı muhtemelen uzun süredir uğraşmasından olsa gerek normalden yüksek bir fiyat söylemiştir. Malovan o an buna aldırmaz, parayı öder ve yeni kılıcını kınına takıp çıkar. Eskisini ise çantasında yedek olarak tutar. İnsanların kaçtığı yönü ters olarak takip eder ve sonunda bir hana varır. Kapının altından kan sızmaktadır. "İçerideki eğlenceyi görünüşe göre kaçırmışım. Bir bakalım bahtıma yeni kılıcı deneyecek bir yer bulma şansı elbet çıkar." der Malovan ve içeri dalar. Han Malovan girdiğinde tamamen boştur, cesetler haricinde. Hancı saklandığı tezgah arkasından yeni yeni kafasını dışarı uzatmaktadır. Uzanan kafa karşısında Malovan'ın kendisine çevrilmiş gözlerini bulur. Malovan sorar: "Kim bunları yaptı?". Hancı önce biraz tereddüt eder gibi olur, sonra Malovan'ın bakışlarında belirmeye başlayan öfkeyi farkedince konuşur: "İri cüsseli kızıl sakallı bir adam... Bir barbar."
Malovan bu cevapla şaşırır: "Bir barbar mı? Niye bir barbar handa kavga çıkarsın? Sizin burada kan döken herkese barbar mı derler?". Hancı: "Bir kaç hırsızla dövüştü. Onları parçalarına ayırdı. Hatta bir tanesinin bacağını da yanında götürdü." duraksar sonra ilave eder "Barbar olduğundan o kadar emin değilim.". Malovan bu haber üzerine meraklanır: "Bacağını mı yanında götürdü? Senin gördüğün ölümbüyücüsü ustasına büyü malzemesi götüren bir paralı asker olmasın? Bu adamı bir de ben görsem fena olmayacak galiba.". Hancı paralı asker lafına bir an itiraz edecek gibi oldu, sonra Malovan'ın bakışlarındaki kararlı ve kendinden emin değişmez tavrını görünce vazgeçti. Bu barbar ne yapacaksa yapsın, cehenneme kadar yolu vardı. Malovan dışarı çıkıp olay sonrası durumu izlemeye gelen halktan birkaç kişiyi daha sorguladı. İnsanlar karmaşayı yaratanın koruluk yönüne doğru gittiğini gösteriyorlardı. Malovan yola koyuldu. Yolda bir süre sonra devamlı ayağının altında kalan kan izlerinin kendisine doğru yolu göstereceğinin farkına vardı. Yüzünde bir gülümseme vardı: "Bir ölümbüyücüsü ha! Bu kılıcı ilk denenmesi için bu kadar şanslı olabileceğimi sanmıyordum. Bakalım bir barbara karşı koyabilecek kaç büyüsü var bu büyücünün!". Yolda Malovan arada bir kılıcı çıkarıp yeniden elinde dengesini hissediyor sonra yürümeye devam ediyordu. Güzel bir deneme için güzel bir gün!
MaNiak
Gölge Ustası
Posts: 492
Joined: Sat May 17, 2003 10:00 am
Location: Luskan
Contact:

Post by MaNiak »

arkadan gelen hışırtılarla tetiğe geçti hemen bir kaç adım geride güçlü kuvvetli bir adam sanki peşlerindeydi sessizce gölgelerin içinde görünmeyeceğinden emin ilerledi adamın arkasına geçti saf alkol dolu şırıngayı çıkarttı ve sadece sakin ol nie bizi izliyorsun dedi biz die bahsettiği cücenin biz die bişeyden haberi olmasada adam irkildi soğukkanlılığını koruyarak sizmi senden bile haberim yok dedi ama o inanmamıştı ve üsteledi yalan söyleme biraz bastırdı şırıngayı ilerdeki cüce bu olanları biraz sonra duymuş ve duraksamıştı hemen arkasını döndüğünde tek bir süliyet farketti arkasın ama konuşma duyduğuna emindi. cüce arkasını döner dönmez bir gölgenin içine sıvıştı ve olacakları bekledi...
legacy_user_4

Post by legacy_user_4 »

Sırtına çöp kalınlığında bir şeyler dayayıp sanki kontrol kendisindeymiş gibi konuşan o adam da kimdi? Arkamı döndüğümde yoktu. Ne zaman böyle garipliklerle karşılaşsam yakında bir dövüş olurdu ve ben de yeni kılıcı denemeyi iple çekiyordum. İleriden yürüyen cüce dost gibi gözüküyordu. Bana şaşırmış bakıyordu ama düşmanca olmadığına emin gibiydim. Arkamdan bir hamle gelmemesi için son bir kez kontrol ettim sonra cüceye doğru yürümeye başladım.
Yaklaşırken bağırdım: "Tempus adına burada neler olduğunu bana anlatabilir misin?"
MaNiak
Gölge Ustası
Posts: 492
Joined: Sat May 17, 2003 10:00 am
Location: Luskan
Contact:

Post by MaNiak »

tempus die tekrarladım ve gölgenin içinden çıktım hafifçe yürüdm irkilen savaşçı bir anlık da olsa sılahına atılacaktı ama vaz geçti belkide dinlemeyi yeğelersin dedim hemen ardından kan izleri hakkında fikri olan warmı bu arada bizden ilerde biri daha war onu tanıyorum kormamız gereksiz hızlı hızlı konuşmayı devam ediyordum ki çalılar hışırdadı ben konuşurken cüce yanımıza kadar gelmişti bu başka biri olmalıydı kukriyi çıkardım savaşçı güldü hayırdır beni bunlamı öldüreceksin belliki hışırtıyı duymamıştı ama cüce ikinci hışırtıyla irkildi orda biri var dedim yavaşça eğlenceye hazır ol dedi savaşçı...birden yok oldum ortadan aldırmadılar...
Last edited by MaNiak on Fri Jun 27, 2003 7:54 pm, edited 1 time in total.
raini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 449
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by raini »

Raini uzun ve zorlu yolculuktan sonra yolunu maceracılardan ayırmıştı.. Aklında bir tek şey vardı aranıyordum.. Arkadaşları ondan ayrılmayı reddetmişti ama yapamazdı hpsinin ayrı kaderi vardı onunla kaçışa ortak olmamalıydılar.. alinde çok para yoktu ama namyarın ona verdiği değerli taşlar cebinde idi.. Akşam kafasuında karmaşık düşüncelerle hana girdi civarında handa olan olaylarla ilgili söylentileri duymadı bile aranıyordu önemli olan buydu aranıyordu... Kaçmalı idi.. Han girer girmez şok edici bir manzara ile karşılaştı kanlar içinde cesetler.. Hancının o barbar yaptı hepsini dediğini duydu barbar olamaz!!!! Onu arayan ork aklına geldi sürüklenerek handan çıktı... Yolda han dışında kalacak yer var mı diye sordu Bir taverna diye cevap verdiler.. Aklına bir an kentten çıkmak geldi.. Çok yorgundu.. İzcilik yaşamından tecrübeli olsa da bugun zihni onu tehlikelere karşı koruyamazdı.. Taverna çok mu güvenliydi.. O öyle olmasını umdu.... İçeri girdiğinde hancı önünde duran cılız buçukluğa huzursuzca baktı . Ne istiyorsun? diye sordu raini kekeledi....
şey ben kalmak istiyordum... Eeee paran var mı.. Raini taşı çıkardı bunla kaç gün kalabilirim dedi.. Ve bi de yemek yiyebilirim. Adamın gözü hırsla parladı bu taş hanı satın almaya rahatça yeterdi.. Kalmaya ve yemeğe gelince iki yıl rahatlıkla kalınırdı ve iyi bir fiyat olurdu.. Ama buçukluk bunu her halde bilmiyordu bilse... Belliki hırsızsdı.. Önce iki gün demk istedi sonra yok dedi içinden hırsız olduğuna göre daha değerli olduğunu tahmin eder... Bir ay dedi iki öğün dahil.. Buçukluk rahatlamış gibi göründü.. Adam da rahatlamıştı ama buçukluğa bak aslında o kadar etmez ama seni sevdim dedi.. Odan yukarda soldan ikinci kapı... Anahtarı alabilirsin.. İçideden de şu gidene kadar bunu saklayayım dedi... Buçuklukodasına çıktı.. Yatmadan önce bir ses duydu.. içini korku kapladı ve camdan baktı bir cüce ile bir barbar tartışıtordu.. Daha dikkatle baktı barbar insandı bu onu rahatlattı barbarı tanıyordu sanki ama gece bunu düşünemedi.... o gece onun heeşeyi unutup dinlenmeye ihtiyacı vardı... Ve elimde sıkı sıkı sembolünü tuttuğu şans tanrıçası ona en azından bunu bahşedecekti...
User avatar
Nodaril
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 30
Joined: Fri May 16, 2003 10:00 am
Contact:

laboratuarıma kim girdi?

Post by Nodaril »

* Yukarıdan bir yerlerden boğuk ayak sesleri duyulur *
Burada büyü çalışmak için aklı hangi yarımakıllı cüceden aldığımı merak ediyorum. Düzeltiyorum; kim olduğunu gayet iyi biliyorum. "Ormanın şehre yakın bir kısmında yeraltında bir mekan." demişti, "Hem büyü malzemelerini almak ve toplamak için yeterince şehre ve ormana yakın, hem de kimse seni rahatsız etmeden büyü deneylerini yapabileceğin kadar sakin.". Bir dahaki sefere bir cücenin sözlerine kanmadan önce iki defa düşüneceğim. Bu mekanda her gün üstümden geçen birkaç kişinin ayak seslerini duyuyorum.şehrin fakir semtlerinde kapımı çalıp kaçan çocukları buna tercih edebilirim. Geçende olduğu gibi buraya "ölmüş ünlü bir büyücünün mezarındaki hazineleri almak için" girmeye kalkışırlarsa gerçekten burasını bir mezara çevirebilirim. Cücenin buranın yerini belirten bir haritayı satmaya başladığından şüphelenmeye başladım.
Ayak sesleri tepemde kesildi bu sefer. Geçip gitmeyecekler demek ki. Beni rahatsız etmek için gelen birkaç maceracı ise bu sefer onlara hadlerini bildirebilirim. Önce beni büyü yaparken fark etmemeleri için şu büyülü boyunluğu takayım. Böylece büyü yapmak için konuşmaya gerek kalmayacak.

* Gidip boynuna büyülü boyunluğu takar ve sonra camdan bir kürenin başına gidip bir gözetleme büyüsü yapar *

Maceracılar! Buraya her ne iş için geldiyseniz, ister ölmüş büyücünün hazinesini çalmak ister burada geceleri çıkan ışıkların kaynağı periyi bulmak için, şimdi bir daha gelmeyeceğinizden emin olmak istiyorum.

* Bir ogre büyücünün kirpiği, ufak fildişinden bir kadın heykeli bolca cıva kullanarak contingency büyüsünü yapar. Birisi kendisine saldırdığında büyü kendisini taşten büyüsüyle koruyacaktır. *
Beline ufak mavi kristalimsi bir camı andıran yarım metre uzunluğunda bir çubuk takar ve dışarıya doğru giden yola hışımla birkaç adım atar. Sonra durur; ya kendisi için gelmemişlerse? Önce bir ilüzyon yollamak daha mantıklı olabilir.

* Bir parça yün çıkarıp büyünün gereklerini yerine getirdikten sonra büyücünün karşısında kendisiyle tıpatıp aynı bir ilüzyon belirir.Sarı dalgalı saçları beline kadar uzanan, mavi gözlü, uzunca boylu bir elf kadını. *

"Bu ilüzyonu ben bile kendimden ayıramazdım." diye düşünür Nodaril. İlüzyonun görsel, işitsel, kokusal ve ısısal tüm faktörleri tamamdır.

İlüzyonun kendisinden çok fazla uzaklaşmaması gerekmektedir, fakat bu sorun olmayacaktır çünkü maceracılar nerdeyse tam tepesindedir. İlüzyonu çalışma mekanının dışına çıkan gizli kapıya yollar. Sonra aniden ilüzyonu durdurur, gidip kapıyı kendisi açar. İlüzyon dışarı çıkar. Kapı kendisinden başka birisi açmaya kalkıştığında çalışacak büyülü bir tuzakla korunmaktaydı.

İlüzyonun hareketlerini daha rahat yönetebilmek için kristal kürenin başına geçer. İlüzyon çalıların arasından geçer. Öalıların arasından çıktığında bir insan, bir elf ve bir cücenin gözleri ilüzyona dikilmiştir. İlüzyon çalıların arasından dışarı adımını atar ve konuşur: "Kimin adına ve ne amaçla burada beni rahatsız etme cüretini gösteriyorsunuz? Yalan söylemeyin yoksa lanetim üzerinize olur!"
Işık ışıyanla gelir.
MASK
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 276
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Contact:

Post by MASK »

şehrin bu yanında bu olaylar olurken öteki yanda bir gölge yavaşça kente giriyordu... Onu ne guardlar fark ettiler ne de dolaşan insanlar hedefi lonca binası idi... hızla oraya sürüklendi İçeri gşirdi yatak odalarına girdi bir süre hırsızların birbirlerine korku dolu hikayeyi dinledi... Sonra ilerledi binanın altlarına en altlarına lonca başkanın durduğu gizli tapınağa kadar ilerledi.. Lonca başkanı onu bekliyordu yine de sesini duyunca irkildi onu göremiyordu.. Ne istiyorsun Mask dedi... MASKtan hiçbir zaman hoşlanamamıştı... Loncaya kattığı gücü hiç unutmazdı.. Lonca onun sayesinde gizli kolları dört ülkede faliyet gösteren sayılı loncadan biri idi üstelik çok üst konumda olanlar dışındakiler bunu bilmiyodu da.... Ama o ürpertiyi atamıyordu işte Mask konuştuğunda o ürpeti onu yine sardı... Olaylar olmuş dedi.. Başkan ufak bir takım olaylar diye geçiştirdi. Öyle ama loncadakiler korkmuşlar.. O barbar dedi başkan bir sürü genç hırsızı kesti.. Acımasızca Bir an sesi kesildi.. Sonra bizim için bile dedi... Sonra MASK tekrar konuştu: Büyük savaş yaklaşıyor hata yapmamalıyız.. Öyle dedi başkan aslında barbarın peşine estebin takıldı önemli üyelerimizen intakam hırsı dolu.. Maskın sesi durgunlaştı. Başkan o anda hayal mayal görebildiği bir suratın gözünün kısıldığını gördü... Onu güçlü sanırdım.. Başkan tekrar hepimiz sarsıldık dedi... Birçoğumuz kendini kaybetti.. Sanırım Estebin başaramazsa lonca üyelerinin gözünde itibar yitirebilir.. Böyle ufak bir olaydan bu kadar korkma dedi Mask.. Başkanın tuttuğu öfkesini yüzünde gördü... :))) Bu olay henüz sadece tecrübesiz birkaç hırsızı öldürdü.. Ama .... Estebin e yardım edeceğim sanırım ilginç bir savaş olacak.. Başkan sağolun dedi.. SAKIN bu olay asıl savaş hazırlığınızı engellemesin dedi... Unutmayın asıl kaderinizi o savaş belirleyecek. Başkan sessizce teşekkür edercesine sağol dedi.. MASK yine hafif bir esinti yaratarak çıktı.. Kent sokaklarında ilerledi... Corax dedi demek bana meydan okuyan sensin Hadi balkalım dedi... Mrdivenleri hafif bir esintiden fazlasını çıkarmadan çıktı... Dv savaşçı uyuyordu.. İç güdüleri onu bir ara uyardı ama onu göremedi.. Mask gülümsedi... Mystra büyünün tanrıçası bile benzer numarayı yaparken farketmemişti.. Gerçi o savaş sırasında bu sorunu aşabilecek kadar yetenekli idi. Bakalım sen de öyle misin dedi?? Yavaşça barbarın dev kılıcını aldıüzerine eline çıkardığı büyülü tozu döktü.. Kılıç yok oldu... Sonra onun yerine çıkarttığı kılıcı koydu.. Barbarın yere düşmüş saç telini aldı ve sessizliğin içinde üç kelime yankılandı aroles dorekis fealos.. Barbar sıçrayarak uyandı... hiçbir fark yoktu odada... Mask dışarı süzülmüştü bile.. Estebin dedi içinden hadi bakalım ... Estebin loncada tek başına lkalabilen ayrıcalıklı kişilerden biriydi.. Kendisine seslenen Estebin fısıltılarını duyduğunda yarı uyanıktı.. Birden sıçradı ve kimsin sen diye sordu.. Beni tanımadın mı dedi ses.. Estebin içindeki o çılgınca sese inanmasa da onun söylediğini tekrarlamadan edemedi MASK.. Evet dedi ses Hayır olamaz dedi estebin söylemek istediği onca şey vardıki.. Ama sadece dinleyebildi..İki söz dedi onun kılcını lanetledim kzool ve frezx biri kılcı canlandırır ve sana sadık bir müttefik yapar ve sen ne istersen onu yapar tanrılar bile o kılıcı sözü söyleyen dur derse sallayamaz.. Sadece 25 dakika sürer ama güçlü bir büyüdür. Sonra mystranın kurtuluşu geldi aklına MASKın müridinin sesini çalmıştı.. İkinci kelime kılı aside çevirir.. İkisi de sadece tek bir defa söylenebilir ikici defa söylenmesinin anlamı olmaz... Estebin sessizce sağol dedi Mask alini kaldırsdı.. estebin esen rüzgarı hissetti bir şey dadha dedi masaya bak Estebin küçük şişeyi farketti... Onu öldürecek zehirlere karşı bağışıklığı var... Bir bölümüne.. Nerden biliyorsun dedi estebin eline bir saç teli düştü ve mask büyü dedi.. Ama buna ... :)))) iatese de yapamazdı zaten en büyük sırlardan biridir ve ayrı ayrı zehirle en alakasız yiyecek ve içeceklerden yapılır... Ve tabii başka bazı maddeler.. Kısa sürecek on dakika bütün gün yeymek pişirmek ve yemekten başka bir şey yapmayan bir buçukluktan daha güçlü olmayacak (strenghti 18 indiriyor tanrılarda bile etkili olduğu görülmüş ayrıca örneğin dex de 20 den fazlayken bu o kadar da sorun olmuyor diğer özelliklerini kullanıyorlar sadece greater powerlara etkili değil) Bunu iyi kullan güçlü bir büyüdür çok az ölümlüye bahşedilir... Estebinin başını salladığını gördü.. Seni izleyeceğim dedi.. ve bir esinti benzeri bir sesten falasını çıkarmadan odadan çıktı.. Evet diyordu sonunda yaptım tam o sırada onu gördü reyneld varisi.. Bu dünyada gözünü korkutacak sayılı insandan biri idi... Hele karşı karşı karşıya savaştı onu yine de yenebilirdi ama bunun tempusun öfkesini çekeceğini biliyordu.. Yine de o ölmeli idi eğer reyneldin ordusunun başına geçerse.. Babası cyric çılgınlığına esirdi.. Cyric in tesadüfen öğrendiği planı Neden ilk onu seçmişti?? Onlarca yerde olacak savaştan biriydi bu ama kaybedilmesi diyarların ikinci büyük kıtasında en güçlü olduğu yerde en büyük üssünü yok edecekti.. Onlarca yerde olacak savaştan ilki olacatı bir tür belirleyici bir savaş olacaktı çünkü başarısı tüm loncaları yok edebilecek bir süreç başlataktı... Çok zor bir şeydi bu ama cyric için imkansız değildi...Onra ona boyun eğdirmesi zor değildi ve malowan belki bu yolu açacaktı.. Hayır dedi durdurulmalı belki burda biraz daha kalmayı düşünmeliyim... O akşam hana geç gelen oğlu hancıdan azar işitiyordu ufak bir andı.. Hancı sustu oğlan baktığında ufak bir kızarıklık hissetti sonra geçti ve hancı devam etti... Oğlan bir şeylerden şüphelenmişti ama ne olduğunu açıklayamazdı.... Karşısında duranın bir tanrı olduğunu anlamak diyarlarda ancak çok güçlü birkaç insanın becerebileceği bir şeydi...
Hiç bir ışık aynaya baktığınızda gördüğünüz karanlığı yok edemez.
MaNiak
Gölge Ustası
Posts: 492
Joined: Sat May 17, 2003 10:00 am
Location: Luskan
Contact:

Post by MaNiak »

bunlar olurken korudayız

uzun boylu çok güzel bir kadın geliyor bir an estebini giç görmediğim için onu estebin sanıyorum ama değil, kısa süre sonra anlıyorum.gelip ne gürültü yapıyosunuz manasına gelen tehditkar athımlarda bulunuyor barbar biraz üstüne gidince hmmmm kadın köpürüyor işe el koymam lazım kadının arkasına geçiyorum şırıngalardan birini çıkarıp tam boynuna dayayacakken kadın yok oluyor kafam karışıyor barabarla ve cüceyle baş başa kalıyoruz ama onları düşman olarak kazanmam benim için çok kötü olur bu yüzden estebinin çıkagelmesi için dua ederken barbar kadın adam oldu diyor ve ben hiç bozmuyorum şırıngayı saklayıp evet şimdi gazabımı tadın diyorum sevimli olmaya çalışarak bir yandan yaklaşıyorum ama hep dolu olann özel silahlarımı hazırlayarak
Last edited by MaNiak on Fri Jun 27, 2003 7:57 pm, edited 1 time in total.
legacy_user_4

dalış

Post by legacy_user_4 »

"Dur! Beni buraya kimse göndermedi. Ve buradaki amacımın senle alakası yok." Malovan biraz duraklar "Tabi eğer bir ölümbüyücüsü değilsen.". Dur derken kaldırdığım sol elimi yavaşça indirdim. İndirirken her seferinde olduğu gibi sol elimde eksik olan yüzük parmağım gözüne çarptı ve parmağımı kaybettiğim olayın anıları yeniden canlandı. O zamanlar çok daha tecrübesizdim. Yanımda Marcelli adında bir elf hırsız, Handorn adında bir Lathander rahibi, Jokul adında gnom bir büyücü, Raini adında hobbit bit hırsız vardı yolculuğumuzda. Olayın bir gün öncesinde beni güçten düşüren lanetli bir yüzüğü takmış ve çıkaramamıştım.
Kalabalık bir goblin grubu ile karşılaştığımızda lanete rağmen her zamanki gibi savaşın kokusunun en rahat alındığı yerde, ön safta savaşmaya başladım. Goblinler sayıca çok fazlaydılar ve attıkları ufak çiziklerin sayısı gitgide artıyordu ve bilincim kayboluyordu. En son reflekslerimin iyice yavaşladığı bir ara bir goblinin kafama savaş çekici ile vurmakta olduğunu görebildim ve kendimden geçtim. Kendime geldiğimde Handorn"un iyileştirici büyülerinden birini üzerimde uyguladığını fark ettim. Yeniden savaşa katılmak için elimi kılıcıma attığımda sol elimde bir acı vardı, sol yüzük parmağım kesilmişti. Dövüş devam ediyordu ve goblinler hala sayıca üstünlüğe sahiptiler. Bunu yapan gobline (ki o an içgüdüyle bunun beni bayıltan goblin olduğunu düşündüm.) yaptığını ödetmek için savaş nefretimle fırladım. Kılıcımı hangi ara çektiğimi hatırlamıyorum ve kılıcımı tüm gücümle goblinin üstüne savurduğumda kılıcımı durdurmak için kalkan kolu vücudunun üstüyle beraber vücudunun kalanından ayrılmıştı. Goblinlerin kalanları bu goblinin başına geleni görüp kalanını da bekleyen sonun aynı olduğunu gözümdeki alevlerden okuyarak kaçtılar. İstediğim goblini öldürmenin etkisiyle savaş nefretim tahmin ettiğim kadar çok sürmedi.
Onun yerine o an içimi bir boşluk kapladı; artık bir parmağım yoktu. Sakat bir insandım! Sonra Marcelli gözüme çarptı, elinde bir parmağı kemiriyordu. İçimde öfke ve şaşkınlık beraberce büyüyorlardı; adi elf hırsız yüzüğümü çalmak için bayıldığım anı kollamıştı ve bunun için bir de parmağımı kesmişti! Marcelli baktı: "Sen de yüzüğü"" derken yüzüne yakın dövüş uzmanı olan Malovan"dan sert bir yumruk yeyip bayıldı. Kılıcımı kaldırdım, niyetim o an onu öldürmekti. Yandan diğer grup üyeleri durdurmaya uğraşıyorlardı. Kılıcımı indirmeden önce elf hırsızın baygın ve savunmasız olması beni duraklattı. Onu öldürmedim, savunmasızken öldürmezdim. Sonrasında ise bunu yaparsam diğerlerinin benim hakkımda düşünecekleri geldi. Marcelli bunu önemsemiyordu ama ben önemsiyordum. Elimden o gün canlı kurtuldu. Lakin kesilen parmağım bana hep hırsızların ne kadar aşağılık olabileceğine dair bir hatırlatma olarak kaldı. Fakat her hırsızın öyle olmadığını da aynı anda görmüştüm, Raini uzun zamandır sahip olduğu en iyi, saf yürekli arkadaşıydı. Kader ikimizin yollarını kesiştirmişti ve bunun beyhude bir kesişme olmadığının farkındaydım.
O geceye kadar yollarımız ayrılmadı ama o gece"
Bu arada Malovan Nodaril"in sesiyle irkilerek kendine geldi: "Ben ölüm büyücüsü falan değilim. şimdi ormanın bu bölgesini çabuk terk edin ve bir daha uğramayın."
Malovan cevap verdi: "Ormanın bu bölgesini kendinin ilan edebilecek cüreti nerden buluyorsun! Kral Gonam bile ancak bu kadar mantıksız davranabilir...". Malovan kullandığı sözlerle yeniden durakladı, kendisinin yeniden dalmasına neden olacaktı bu sözler. Oldukça derine"
Düzlük ovalara kurulmuş köylerde yaşayan yaşlı kadınlardan ve sakalı ağarmışlardan dinlemiş ve öğrenmiştim bu öyküyü. Rheyneld"in çok geçmişine ait öyküler. Vaktiyle ilim irfana çok fazla önem vermiş olan Thorsos, Arrufat yarımadasının çok geniş bir kısmında hakimiyet kurmuştu. Sonradan yeni krallar ordularını boşlamışlardı ve yönetim zayıflamıştı. Hanedan üyelerinin de salgın bir hastalık nedeniyle ölmesi başıboşluğu ve otorite boşluğunu artırıyor. İşte böyle bir zamana denk gelir ki Rheyneld"in barbar halkı özgürlüğünü kazanmak için ayaklanır ve kendi ülkelerini kurarlar. İlk kral yani dedem Shuran aynı zamanda isyana liderlik etmiş kimse de olarak halkın iyiliğini hep gözetmiş ve onlara iyi bir yönetim sunmuş. Thorsos Rheyneld üzerinde hak iddia etmeyi bırakmış. Ölkenin tek ufak sorunu komşu ork ülkesi Sarpatia"nın (insan büyücülerin orklara hükmettiği söylenir burası için) sınırdan içeriye yaptığı ufak akınlar olmuş. Fakat bu akınlardan birisi sırasında Rheyneld tahmin edilemeyecek büyüklükte bir darbe almış; o sırada sınırda olan genç barbar prensi Gonam orklar tarafından kaçırılıp Sarpatia"ya götürülmüş.
Dedem Shuran bu olaya çok üzülmüş. Prensi pislik orklardan geri almak için onlarla halk savaşmak istemiş. Yalnız Rheyneld o zamanlar Thorsos isyanından yeni çıkmış nüfusu az, nüfuzu az bir ülke imiş. Shuran savaş başlatılırsa bunun Rheyneld"in kazanamayacağı bir savaş olduğunu görmüş ve acısını kalbine gömüp sonuç gelmeyeceğini bildiği halde diplomatik yollardan prens Gonam"ı geri almaya uğraşmış. Hep bu olayın acısını içinde taşıyan ilk Kral Shuran birkaç yıl sonra ölmüş. Onun ölmesi ile yerine onun kadar halkını seven ama onun kadar bilge ve liderlik yeteneğine sahip olmayan amcam Elyvan başa geçmiş. Sarpatia ile sınırdaki rahatsızlıklar bir yandan tüm hızıyla devam ederken bu sefer bunun üstüne çok daha büyük bir sorun eklenmiş. İsyana liderlik eden Shuran"ın ölümü ile yönetimde yaşanan güç kaybı barbar kabilelerine cesaret vermiş ve bağımsız olabilmek için onlar da baş kaldırmaya başlamış. Kabileleri kendi altında güç kullanmadan birleştiremeyecek olan Elyvan
ülkenin bölünmemesi için gücünü dağıtmış.
Elyvan, her zaman olagelmiş olan Sarpatia"nın kısa vur kaç akınlarına karşı ülkesini gerektiği kadar iyi savunamadı. Shuran"ın zamanında onun kurduğu istihbarat teşkilatı bu tür saldırıları önceden haber alıp orduyu yeterince hızlı korunacak bölgeye gönderebiliyormuş. Elyvan zamanında ise artık sadece cesetleri toplayıp yanmakta olan evleri söndürebilecek kadar erken haber alır olmaya başlanır olmuş. Ordunun Elyvan"a bağlılığı aldığı yanlış kararlarla gün be gün sarsılmış. Ölkeyi kabilelerin başkaldırısından bile daha çok yıpratan olaylar da zaten Sarpatia"nın sonu gelmeyen vur kaç saldırıları olmuş.
Artık bu hikayeleri o kadar çok değişik olayın şahitinden dinledim ki kendim görmüş kadar biliyorum dersem yeridir.
Gene diğerlerinden farkı olmayan başka bir gün orkların gene saldırı yapacakları haber alındı ve komutanlar geç kalınmasını engellemek için daha hızlı hareket edebilecek ufak bir atlı birlik yolladı ve bu sefer geç kalınmadı. İlk defa orklar saldırılarını sürdürürken birlikler varabilmişti, yalnızca bir farkla. Bu sefer sınırları aşan orklar 40 " 50 kişilik bir yağmacı sürüsü değil, sayıları onbini geçen düzenli bir ork ordusuydu. Orduyu asalarının üstündeki hançerle önü kapanmış göz sembolüyle kendilerini belli eden Gizli Asa"nın büyücüleri yönetiyordu ve önlerine çıkan her yerleşim ve ordu kırıntısı etkili bir şekilde süpürülüyordu. Gelmekte olan ordunun bu saldırıyı uzun süredir planladığı ve Rheyneld savunmasının her detayını bildiği barizdi. Çok az sayıda adam kaybediyorlardı ve bu da Rheyneld ordusunun moralini bozuyordu, çünkü gelmekte olanın Rheyneld"in sonu olduğunu düşündürüyordu. Hatta cepheden adamlarıyla beraber savaşırken dövüşerek ölenlerin haberleri de başkenttekilerin kulağına geliyordu.
Ordu Rheyneld"in başkenti Sookah"a doğru düz bir çizgide ilerlerken Elyvan karşı saldırı yerine bulunduğu yerde savunma yapmayı seçti. şehir savunulacaktı ve bunun için tüm askerler savunma için pozisyon alıyordu. şehir içinde korkuyla saraya akın eden halka karşı saray kapısı saray muhafızlarınca korunuyordu.
İstila süresince geçen iki ayda halkın "Yıkımın pençeleri" adını koyduğu bu ordu Sookah şehrinin yakınlarına kamp kurdu ve beklemeye başladılar. Saatler süren bekleme sürecinde Rheyneld birlikleri yıkımın pençelerine ok atabilmek için oldukça hevesliydi ama en kuvvetlilerinin bile ok yetiştiremeyeceği kadar uzaktı kamp yerleri.
Birkaç tane atlı kamp yerinden ayrılıp şehre doğru yöneldiğinde okçular hevesle beklemeye başladılar. Üç atlı vardı; bir tane Gizli Asa"nın büyücüsü ve iki tane ork. Orklardan birisi yaklaşırken beyaz bayrak çıkardığında bekleyen okçuların hevesleri kırıldı, gelenler görüşme amaçlı geliyorlardı ve savunma ordusunun komutanları böyle yaklaşanlara ok atılmasına izin vermezdi. Atlılar şehir kapılarının açılmasıyla içeri girdikten sonra kapıdaki rütbeliyle bir şeyler konuştuktan sonra saraya yöneldiler. Saraya üç atlı ve bir de savunma ordusu komutanı yaklaştı ve komutan geçmelerine izin verilmesini söyledi. Bir süre durumlarını bozmadan kapıyı korumadan bekleyenler olunca sert bir dille emri tekrarladı. Kapı korumaları gönülsüz de olsa kenara çekildi ve büyücü ve orklar atlarından inip Sarayın kutsal Kahramanlar Salonu"na açılan kapılarından ilerleyip içeri girdiler ,peşinden de kapı korumaları. İçerde orklar sessiz beklerken Gizli Asa"nın büyücüsü, Elyvan"a tahtın gerçek varisi Prens Gonam"ın tahtında hak iddia etmek üzere geldiğini söyledi ve Elyvan eğer kendi isteğiyle teslim olup kendileriyle Gonam"ın huzuruna çıkarsa şehrin yıkılmayacağını ilave etti. Zaten huzursuzca kıpırdanmakta olan kapı korumalarından biri son sözlerle beraber tutma girişimlerine rağmen kılıcını çekip "barış" elçilerine saldırdı ama gelen orklar çok usta savaşçılardı ve baltaları sanki sahiplerinden bağımsız kendi iradeleri varmış gibi bu korumanın boynuna yönlendiler. Bu olayla kutsal Kahramanlar Salonu tarihinde ilk defa kan dökülmüş oldu. Gizli Asa"nın büyücüsü, karmaşa kopan kafayla yerini gerginliğe bırakınca Elyvan"a döndü ve teslim olmak için gelirken yanında fazla heyecanlı korumalarını alamayacağını söyledi, tek başına gelmeliydi.
Sessiz ve gergin geçen birkaç dakika sonunda Elyvan şehre dokunmayacaklarsa gelmeyi kabul ettiğini ilan etti.
Elyvan şehirden ayrıldıktan birkaç saat sonra Yıkımın pençelerinden 100 kişilik bir birlik şehre doğru ilerlemeye başladı, zaten Elyvan"ın şehirden teslimiyetini açıklayıp gitmesi şehrin düşüşünü belgeliyordu ve şimdi de Yıkımın Pençeleri Sookah"a girmekte zorluk çekmeden içeri girdiler. Direnen ufak grupları öldürmek kahrolasıca orklar için biraz eğlence oldu o arada. Direnişçilerin halledilmesi ile geçen kısa bir süreden sonra Gonam olduğu söylenen dev cüsseli bir barbar yanında ork ve büyücü korumaları ve elinde de bir "kalp"le içeri girdi. Bir orkun mızrağına saplı halde getirilen Elyvan"ın cesedi bu kalbin Elyvan"a ait olduğunu düşündürüyordu. şehrin ortasında bir yerde insanların atlarını bağlamaları için konulmuş sivri bir taş kazığın yanına gelince Gonam ve korumaları durdu. İri cüsseli barbar bu taş kazığa elindeki kalbi sapladı ve bağırarak ülkenin yeni başlayacağı dönemi bunla hatırlamalarını söyledi, o zamandan beri şehir meydanındaki o kazığa Başlangıç Anıtı denir ve kimse atını oraya bağlamaz.
Gonam"ın hükmü başlayınca ülke görülmemiş bir zulümle yönetildi, sanki Kral Gonam halkından öç almak ister gibiydi. Orkların artık vur kaç saldırılarıyla uğraşmasına gerek kalmamıştı, çünkü Kral Gonam orkların ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına göz yumuyordu, belki de halktan kişilerin söylediği gibi zevk alıyordu bundan.
İnsanların Gonam"ın kendi halkının ölmesiyle zevk aldığını düşünmesini sağlayan en önemli olaylardan biri de her sene Sookah"da yapılan arena dövüşleridir. Bu dövüşlerde halkın içinde eli kılıç tutan kim bulunursa arenaya sürülür. İster kasap olsun ister demirci ister çoban fark etmez. Yeter sayıda dövüşçü bulunduğunda bunlara zırh giydirilip ellerine silah tutuşturulur ve arenaya sürülürdü. Arena"ya çıkan insan ya ölür ya öldürülürdü, başka bir şekilde dövüşler sonlanmazdı.
Belki dövüşenler kendi isteği ile gelen gladyatörler olsaydı durum farklı olurdu ama şu durumda halkın içinde pek nadir kişi kendi tanıdıklarının Gonam"ın zevki için öldürülmesini zevk alarak izleyebiliyordu. Her arena dövüşünün sonunda yalnızca ve yalnızca bir kişi sağ olarak arenadan çıkardı ve o kişi gelecek arena dövüşlerine katılmak zorundaydı, ta ki ölünceye kadar.
Bağlılığı Rheyneld"in kendisine olan askerler ya öldürüldü ya da ülkeden sürüldü. Lakin Kral Gonam"ın emrindeki Rheyneld ordusu kana susamışçasına civarlarını istila ederek yayılmacı bir politika izlemeye başladılar. Eskiden ufak bir ülke olan Rheyneld geçen senelerde Arrufat yarımadasının en büyük ülkeleri arasına girdi. Böyle geçen senelerde Kral Gonam"ın Elyvan"ın ölünce geride bıraktığı karısından bir kız ve bir oğlan çocuk sahibi oldu. Kızı yani kızkardeşim Gizli Asa"nın Büyücülerinden bir tanesi tarafından çırak alındı ve hala yetiştiriliyor.
Ve ben, yani Gonam oğlu Malovan, babam Gonam tarafından tek erkek evladı olarak kendisi yerine
geçecek diktatör olarak görüldüm. Öyle yetiştirildim. Savaşçı olmalıydım; Gonam"a göre bir kral savaşçı olurdu. Onun için kılıç ve yakın dövüş ustaları tarafından eğitildim. Fakat özellikle kılıç hocam Montar halkın içinden birisiydi, kördü ve onda hep Gonam"ın baskısının yarattığı etkiyi ve halkımızın gerçekte çok güçlü olduğunu hissettim. Halkım hakkında daha çok şey öğrenme arzusuyla doldum. Her fırsatını bulduğumda saray dışına kaçıp halkın arasına karışmaya çalışıyorum. Kıyafetim ve üstümdeki arma (Gonam hanedanının arması sırtlandır) nedeniyle bir çekingenlikle karşılanmıştım ilk zamanlar. Fakat niyetimin halkımın geçmişini, geleneklerini ve bildiklerini öğrenmek olduğunu anlayınca artık beni daha doğal karşılar olmaya başladılar. Zamanla barbar halkımıza her yönüyle hayran oldum ve her yeni öğrendiğim şeyle bu halka bağlılığım daha da arttı.
Halk da benim yani prens"in halkseverliğini umut verici bulmuş olmalı ki prens Malovan"ın babası gibi zalim kalpli olmadığı halkın arasında olan onlardan arkadaşlar edinen birisi olduğu söyleniyordu. Halk kendilerine zulmeden Kral Gonam"ın yerine ben geçtiğimde ülkenin Shuran"ın zamanındaki gibi huzurlu olacağını düşünüyordu. Geriye kalan tek umutları belki de ben olmuştum, o zamanlar Gonam"ı düşürmek gibi bir amacım daha yoktu ama.
Bir seferinde babam kral Gonam"ın ağır vergilerini toplamak için gelen vergi memurlarının fakir bir aileden vergi almasını engellemek için bizzat araya girdim.
Ancak bu olay ve halk arasında isyana yol açabilecek dedikodular babam Kral Gonam"ın hiç hoşuna gitmiyordu. 18 yaşına bastığımda babam Kral Gonam"ın özel isteği üzerine arenaya dövüşmek üzere sürüldüm. Beni cezalandırmak için ise "o çok sevdiğim" halk tarafından öldürülmemi istiyor ve beni de gladyatör olarak diğerleriyle aynı şartlarla arenaya gladyatör olarak sürüyor.
Genelde halktan iki kişi dövüşürken herkes kendi yakını kimse onun kazanmasını dilerdi ama benim canını alacak olan gladyatör kimse o kişi ülkenin geleceğine dair uzun süredir varolan tüm umut kırıntılarını öldürmüş olacaktı. Yani kendi geleceğini öldürmüş olacaktı.
Ancak o sene ben ölmedim. Arena şampiyonu ben oldum fakat mucize eseri o sene arenadan tek sağ çıkan kişi ben değildim. Yakın dövüş yeteneğimle bana yenilenleri etkisiz hale getirdim,çünkü halktan savaşçı kökenli bile olmayan bir kimseyi öldurmek istemiyorum. Babam her seferinde öldürmemi söylese de gene onun sözünü dinlemeyip öldürmedim. Her ne kadar canlı kurtulan gladyatörü arenadan çıkar çıkmaz istese adamlarına öldürebilecek olsa da kraliyetin geleneklerine çok ters bir gelen durum olduğu için bunu tercih etmiyor.
Arenadan sağ çıkınca babam Gonam sinirlendi elbet ama benim arena dövüşlerinden galip çıkabilmem onun yerine geçecek diktatör hayallerini yeniden kurmaya başladı. Benden 6 yaş büyük ve karakter olarak bu işe çok daha uygun olan kız kardeşimi ise kız olduğu için hep göz ardı etti. 25 yaşıma kadar her sene arena dövüşlerine katıldım. Bir dahaki seferlerde babam Gonam"ın cezalandırma düşüncesi yanında yeni diktatörün gücünü herkese gösterme de yatıyordu sanıyorum. Artık saraydan çıkışlarım daha sık kontrol edilir olmaya başlamıştı ve dışarı çıkış gitgide daha zorlaşıyordu. Halkla bağlantımı koparmak için elinden geleni ardına koymuyor gibiydi.
25 yaşında saraydan tamamen kaçmaya karar verdim ve hala kılıç dersi alıyor olduğum kör hocam Montar"ın yardımıyla saraydan, başkent Sookah"dan ve dahası Rheyneld"den kaçtım. Artık babama halkımıza yaptıklarının bedelini ödetmeye tam olarak karar vermiştim. Babama" Hayır, Kral Gonam"a. Ona olan nefretim geçen senelerle katlandı, kurduğu baskı sisteminde insanları ezmesi ve askerlerin onun emirlerine itaat etmesi" Askerlere muhtemelen başka seçenek verilmiyordu ama bu onların emirleri yerine getirmesi için yeterli sebep olamazdı. Kurulan garnizonlarda civar halkına saldırıp kızları kaçıranlar da pek çok vardı. Bu durumdan zevk almakta olan bir kesim olduğu açıktı. Yolda ülkemiz hakkındaki düşünceler birbirini kovaladı ve Rheyneld"i nasıl kurtarabileceğim hakkında kafamda düşünceler oluşmaya başladı. Rheyneld içinde fazla bir aktivitede bulunmamı rahatlıkla engellerlerdi. Bana katılan herkesi daha güçlü bir topluluk oluşturamadan öldürürlerdi. Fakat ülke dışında tahtı geri alabilecek bir orduyu bulabilirdim. Rohtam kralı belki de beni davamda destekler ve bir ordu verirdi. Olmazsa ben kendi başıma insanlara yardım için maceralara atılarak adımın duyulmasını sağlayabilir ve onurlu davama insanların katılmasını daha olası hale getirirdim. Belki de maceralarımda iyi para kazanabilir ve bu parayla Rheyneld"i zalim yönetimden kurtarmak için paralı askerler kiralardım. Ne yapacağıma tam olarak karar vermek için erkendi. Rheyneld dışındaki dünyayı önce kendi gözümle görmem lazımdı.
Kuzey komşumuz Rohtam"ın sınırına varmama tahmini bir saat kala biraz dinlenmek ve bir şeyler içmek için bir hana girdim. Orada diğerleri ile sohbet ettim, kimi şeyler öğrendim. Birisi vardı orda, bir rahip. Yardım için gelecek birilerini arıyordu. Yaklaştım, anlattı. Bana kuzeyde Rohtam sınırları içinde bir kasabanın halkının yardıma ihtiyacı olduğundan bahsetti. Kasabanın yönetimi sorunlarını çözene bir ödül de vaat ediyordu. Hem onurlu bir görev hem de para kazanma şansı" Katıldım. Bir süre sonra göreve bizimle gelecek bir elf hırsız ve bir de büyücü bulduk. Görev hakkında detaylı konuşmadan önce diğerlerinin nerelerden geldiğini öğrendim. Sonra görev hakkında Lathander rahibi Handorn"un bildiklerini ve neler yapabileceğimizi konuşmaya başlamıştık ki bir buçukluk masaya geldi ve konuştu: "Beni de Brasia"dan görev için yolladılar.". Hepimiz biraz afalladık. Ben buraya gelince daha yeni bu görevden haberdar olmuşken o nasıl ta Brasia"dan (tırıs tempoda atla bir saatlik mesafe) bunu duymuş ve bizim de görev için burada bulunacağımızı kestirmişti? Sonra buçukluğun gözlerine daha dikkatli baktım, orada çaresizlik gördüm. Çok enteresandı, ilgimi çekti, daha fazlasını öğrenmek istedim. "Peki katıl bize." Dedim. Masaya oturdu ve tanışma sırasında isminin Raini Mayos olduğunu söyledi. İsim tanıdık geliyordu nedense, konuşmalar sırasında bir yandan nereden bu ismi bildiğimi hatırlamaya çalışırken gözlerimle buçuklukta bana ipucu verebilecek bir şeyler aradım. Ve bir süre sonra ismi hatırlamamla neden burada olduğunu çıkarmış gibiydim, ama o yılar önceydi...şimdi nasıl"
Bu konuyu buçuklukla şimdi konuşmamız iyi olurdu, ve ben de bu arada şüphelerimde haklı olup olmadığımı anlardım. Ancak herkesin arasında değil, yalnız konuşmak istedim. Görev hakkında rahibin bildiği az bilgiyi paylaştıktan sonra han odalarımıza dönmeden önce buçukluğa "Gel biraz dışarıda konuşalım." dedim.
Aramızda şu diyalog geçti:
Malovan:Raini Mayos.... Mayos bu ismi bir yerden hatırlıyorum.(Raini"nin yüzünün rengi değişir dili tutulur ve ağzından sadece nereden sözcüğü çıkar) Rheyneld"e vergilerini ödememişlerdi.
Raini:(kekeleyerek) Bunu nerden biliyorsun?
Malovan:Ben Rheyneld prensiyim Kral Gonam'in oğlu.(Raini geri geri gitmeye başlar yere düşer bulduğu bir dalı havaya kaldırır ve yaklaşma bana der.) Korkma arkadaşım . Sana garip gelecek ama ben de babamdan nefret ediyorum. (Raini"ye biraz yaklaşır Raini dalı daha da yukarı kaldırır.) Bak Raini ben Rheyneld"in en güçlü savaşçısıyım, yıllardır arenada beni yenen olmadı. İstesem seni tek başıma rahatça yakalar Gonam"a teslim ederim ama aslinda buna da gerek yok buralar ve daha epey ilerileri bizim kontrolümüzde. Bu hanın birkaç yüz metre ilerisinde bile garnizonumuz var ve senin atın bile yok di mi.......... Evet yok onlara bildirince onlarda senin işini hallederler. (Raini son kalan gücünü harcayarak biraz daha geriler) Ama bunu yapmam korkma. İnan bana o garnizonlardan ve içindeki askerlerden ben de nefret ediyorum. Hadi indir o dalı.(Raini"yi durumun ümitsizliği ve o günkü olaylar tüketmiştir. Öaresizce kendini akıntıya teslim eder ve dalı indirir. Malovan gelerek onu kaldırır, beraberce otururlar.)
Malovan: dost muyuz?
Raini :(bir süre duraklar) dostuz (bir süre susarlar.)Ailem......öldüler di mi?
Malovan: Evet üzgünüm keşke bir şeyler yapabilseydim.............. Son ana kadar onurlu bir şekilde davrandılar. Babama o ölümden çıkarmak istediği zevki tattırmadılar. Seni, başka bir Mayos"un varlığını bu seneye kadar bilmiyorduk. Bu sene Gonam"a ulaştı bu bilgi ve sanırım ailenin ona verdiği kızgınlık onun senin de Rheyneld"e getirilmeni istemesine neden oldu.(Raini Malovan"a korkuyla bakar.) Korkma sırrını onlara vermem başka kimseye de. Sen de bu durumu ben hariç grup üyelerine açıklama..... Gonam"a ulaştırıp ulaştırmayacakları belli olmaz. Bu hançerle arbaleti de al gerekirse kendini savunursun. Yeteneklerin var mıdır?
Raini:İyi iz sürerim saklanırım...... sanırım. Yıllardır Rheyneld askerlerini takip ettim onlardan saklandım ve onları dinledim.
Malovan:İyi o zaman bu işimize yarar Güzel .. Yeni bir hırsızımız oldu grupta (Raini anlamaz.) Neyse boşver ........... merak etme eğer gerekirse seni korurum.... Rheyneld"de benimle karşılaşacak insan tanımıyorum özellikle onca arena zaferimden sonra.
Raini: Merak ettiğim bi şey var. Bizim öykülerimizde sizin arenalarınızda kölelerin dövüştüğü anlatılır. Sen prenssen???
Malovan:Evet ama babam kölelerle fazla yakın olduğum için onlar tarafından öldürülmemi istedi ama ben karşıma çıkan herkesi yendim.
Raini: Ne kadar adam öldürdün?
Malovan:Hiç......... Kralın dövüş sonundaki öldür emrine itaat etmedim Öyle yapsa idim ondan farkım kalmazdı. O da beni öldürtmeye cesaret edemedi.
Raini: (hem babasının onu öldürtecek kadar babalık duygusundan uzak olmasına üzülmüş hem de köleleri öldürmeyişinden etkilenmiştir.) Sen gerçekten iyi adammışsın. Sanırım dost olabiliriz.
Malovan: (gülümseyerek) Sağol ..... hadi geç oldu odalarımıza gidelim yarın çok zorlu olacak.
Han odama döndüğümde bütün gece aklımda bu konu vardı. Rheyneld"in zulmünden canını kurtarmaya uğraşan bir hobbit. Sanki tüm bu olanların suçlusu kendimmiş gibi hissediyordum. Kral Gonam"ı tahtından indirmem tüm halkların iyiliği için doğru olandı ama ben bunu yapana kadar kaybettiğim zaman sırasında kim bilir daha ne zulümler gerçekleşecekti" şu an büyücü toprağı kendi malı sayıyordu, belki geciktiği süre içinde bir gün gelecek ve burada da Gonam hüküm sürecekti"
şimdi bu topraklara da diğer yerlere olduğu gibi Raini"yi bulmaya gelmişti. Halkından birini, zamanla en yakın dostlarından biri olmuş bir dostunu Rheyneld"den bu kadar uzakta görüp sonra talihsiz bir olayla kaybetmiş olmak şok etkisi yaratmıştı. Gonam"ın Raini"yi bulmuş olabileceğinden şüpheleniyordu yoksa o kadar ani ortadan kaybolmazdı. Geride bırakılan saptırma amaçlı delilleri Gonam"ın ajanlarının yaptığına şüphe yoktu. Ama bu dikkat dağıtma numaralarını yemeyecektim. Raini"yi Gonam"ın elinden kurtarmak için zamanım azalıyor olmalıydı, hissediyordum. Yetişmeliydim.

Malovan konuşma sırasında düşüncelerinde çok derinlere dalmıştı. Öevresindeki konuşmalar onun için bir sineğin vızıltısı kadar bile dikkat çekici değildi. İçinde bulunduğu durumda tehlikeli bir dalıştı bu"
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Dolfar izleri takip ediyordu. Neden olduğunu bilmiyordu fakat takip ediyordu. Adamlarını geride bırakmıştı. İçindeki adalet ateşi hala yanmaktaydı. Bu ateşi söndürmesinin yararı yoktu. Pek çok kişiyi yargılamış(kendine göre) ve yakmıştı. Bu yüzden ona Hükümlü adını takmışlardı. Bu çok ironikti. İzleri takip ederken arkasından bir ses duydu. Cüceye sesleniyordu galiba. Neler olduysa sonra oldu zaten. Gelen savaşçıyla konuşacak iken işler karıştı. Etrafta pek çok insan belirdi ve yok oldu. Hatta bir tane de hobbit vardı. Hükümlü(artık benimsemişti bu adı ve hoşuna gidiyordu) CelebGurth'ü daha sıkı tuttu. Hekes o caninin peşindeydi anlaşılan. Konuşmalar oldu. Bu konuşmalar onu ilgilendirmiyordu ve onalrı geride bırakarak yeniden yola koyuldu. Bu sefer yolunu değiştirmişti. Kalabalığı sevmezdi.
Onları geride bıraktığnını düşünerek kendi kendine gururlanıyordu. Bu sırada önünden gelen sesler duydu. Birileri tartışıyordu. Öalıların arkasından izlemeye başladı. Karanlık yüzünden kim olduklarını seçemiyordu tam olarak. Tahminince yolda gördüğü azgın topluluktu. Hükümlü yüzünü buruşturdu. Onların geride olması gerekiyordu!
Hükümlü bir grubun 6-7 metre yanından geçmek için hareket etti. Bu sefer o caniyi bulacaktı ve galiba nereye gittiğini biliyordu. Azgın topluluk galiba biraz daha oyalanacaktı. Bu iyiydi. O adamı haklayacaktı ve sonra onu yakacaktı. Tabii bunu CelebGurth'ün sayesinde yapacaktı.
Hükümlü olabildiğince sessiz hareket etmeye çalışıyordu.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Corax handan arka kapıdan çıkıp ormana girer. Her zaman kullandığı patikayı kullanarak bir süre hızlı hızlı yürür, midesi zehrin tesirinden kustuğu için gerçekten acılar içindedir. Bu acıyı bastırabilecek tek şeyin iyi pişmiş güzel bir et olduğu gayet iyi bilen 2 metreden uzun dev barbar ağaçların dallarını elleriyle parçalayarak ilerler. Handan çıktıktan sonra biraz gürültü duymuştur fakat pek ilgilenmez. Zaten ne zaman birilerini haklı olarak (Corax her zaman haklıdır) öldürse böyle ufak patırtılar çıktığını ve bir süre sonra dindiğini Corax gayet iyi bilmektedir. Hiç kimsenin insanları gasp eden, paralarını çalan, evlerini talan eden, yakınlarına suikast düzenleyen bu leş hırsızları umursamadığına defalarca kez şahit olmuştur.
Fakat o da ne? Corax arkasında birkaç kişinin bağırışmalarını ve sövmelerini duyar. Konsantre olup kaç kişi olduklarını anlamaya çalışır, en azından 3 kişinin sesini duyar, fakat daha fazla kişi olmasından şüphelenmektedir. Peşine takılanları ekmenin iyi bir yolunu düşünür ve hemen aklına klasik ambush taktiği gelir. Bir anda inanılmaz bir hızda depar atmaya başlar. Bir anda kendi kendine gülümser, onlara neden kendine "Tigerheart" dendiğini öğretecektir. Bir anda barbar insanüstü bir hızla koşmaya başlar. Kendisine güçlü bir şaman olan babası tarafından bizzat bahşedilmiş olan armoru onun bir kaplan kadar hızlı koşmasını sağlar. Kendini ormanların hakimi olarak gören Barbar kısa zamanda aradığı yere ulaşır. Dakikalar içerisinde arkasındakilere yarım saatlik bir yol farkı atmış ve ormanın içinde çok kullanılan bir patikaya varır. Amacı izini burda kaybettirmek ve arkasından gelen "hiç şüphe yokki diğer hırsızları" kollarından ve bacaklarından "arındırmayı" planlamaktadır.
Patikada koşmaya devam eden barbar yolun içinden geçen ufak dereye girer ve yumuşak topraktaki ayak izlerini ustalıkla siler. Derenin ters yönünde büyünün elverdiğince tüm gücüyle koşar ve patikanın bir kaç yüz metre gerisinden ormana tekrar dalar. Amacı onları biraz geriden takip edip patikaya geldiklerinde yoldaki işaretleri incelerken gafil avlamaktır. Büyünün etkisi yavaş yavaş geçmektedir. Barbar üzerinde korkunç bir yorgunluk hisseder fakat yola devam edip kendisini izlemeye cüret eden diğer hırsızları da emekli etmektir, ama sonsuza kadar...
Tartışmaları en son duyduğu yere kadar koşar, karnı gerçekten çok açtır, fakat bazı şeyler beklemek zorundadır. Çok fazla ve çok hızlı koştuğu için biraz da safra kusar ve barbarın canı gerçekten sıkılır. Belki de izini kaybettirmişken oturup yemek yemeli ve dinlenmelidir. Hayır, asla olmaz diye düşünür. şimdiden çok şey biliyorlar ve savaş arzusu yeniden parlar. Bu sefer hepsini bayıltana kadar dövecek sonra hepsini kazıklara oturtacaktır. Barbarın beynini kemiren delilik bir kez daha su yüzüne çıkmıştır. Kendi kendine gülerek 15-20 dakika önce duyduğu grubun olması gerektiği yeri avucunun içi gibi bulur. Üstün yön bulma kabiliyetiyle bir kez daha gurulanır. Bu barbar kesinlikle bulunduğu dünyanın en narsist insanıdır, fakat bu yönünü dışa vurmayı sevmez, yalnızca delirdiğinde...
Koca postallarıyla koşarken yolları inleten bir ses çıkardığını farkeden barbar bir anda durur ve çok şaşırır. Konsantre olup en ufak bir ses veya pusu için etrafı dinlemeye başlar. Kılıcını çekip yere birkaç kez vurur. Sanki üstünde durduğu kayanın altı boştur. Meraklanan Corax postalını bir kez daha yere vurur. Yer, bir kez daha inler. Belki de orada bir hazine sandığının üzerindedir? Kim bilebilir diye düşünür. Emin olmak için son bir kez daha bütün kuvvetiyle havaya 2 metre zıplar ve postallarının topuklarıyla zemine vurmaya çalışınca zemin bir anda barbarın ayaklarının altından kayar ve çökmeye başlar. Corax serinkanlılığını bir an kaybeder ve bir nara atacakken vazgeçip kendine hakim olur. Saliseler içerisinde kendini kum, toprak ve kaya parçalarının arasında bulur.
Sinirlenip cehennemle ilgili bir kaç küfür savurduktan sonra ayağa kalkar. Bir kırığı olmadığı için memnun bir şekilde kendi kendine gülümser. Yalnızca bir kaç sıyrık vardır. Üstünden toprakları temizlerken bir anda bir ayı kükremesiyle irkilir ve şimşek gibi kılıcını çeker. Düştüğü mağara çok alçak olduğundan kılıcını rahatça kullanamadığını farkeder ve kısa kılıcını çıkartır. Tek problem barbarın boyunun da mağaraya sığmamasıdır.
"Yeter, Tüm Tanrılar adına benim şu dünyada rahatça büyü çalışmama imkan verecek bir yer yok mu?" diye bir ses duyar. Ses mağarada çok boğuk ve tiz gelmekte ve yankı yapmaktadır bu yüzden hangi yönden geldiğine emin olamaz. Göremediği bir büyücü fikriyle yüzü buruşan barbar kendini gölgelerin arasına çeker ve düşmanını aramaya başlar. Bir ayı sesi duyduğuna yemin eder. Bir anda barbarın önüne bir goblin çıkar ve gülmeye başlar "Hihihii, gördüm seni hihiihiii söyliyecem herkese haber vercem hihihih" der ve son hızla koşmaya başlar. Barbar yakalandığını farkeder ve diğerlerini uyarmaması için Goblini paramparça etmeye yemin eder. Goblinin arkasından yorulmuş ve ezilmiş bacak kasları elverdiğince hızlı koşmaya çalışır fakat kafası eğik mağarada dolaşmak hem sırtını zorlamış hem de sürekli başka bir deliğe kaçan goblini takip edebilmek daha da zor olmuştur sonunda gobline yetişir ve kılıcını tüm kudretiyle koşmakta olan goblinin boğazına vurur.
Goblin bir anda ortadan yokolur ve barbar daha şaşkınlığını gizleyemeden sağ tarafındaki karanlıktan 3 tane kurt üzerine atlar. Kurtlardan biri ayak bileğinden biri de kılıç tutan sağ bileğinden barbarı ısırıp çenelerini kilitlerler. Corax refleks olarak elindeki ufak kılıcı düşürür. O anda hızla üzerine suratına doğru atlayan kurtun alt ve üst çenesini tutacak zamanı yakalar.
Kurt kuvvetli çenesini vahşice kapamaya çalışıp dururken sağ koluna tutunmuş olan kurt kuvvetle barbarı yere düşürmek için çekmektedir. Bir anda dengesinin kaybolduğunu hisseden Corax, kurtların avlarını yere düşürünce ne kadar kolay boğazladıklarını hatırlar. Sağ ayağını yakalamış kurtun kafatasına vahşice bir tekme atarak hayvanın kafatasını çatlatır, fakat degesini kaybederek dizlerinin üzerine çöker. Kaslarındaki yorgunluğun arttığını farkeden barbar birazdan herşeyin bitebileceğini düşünerek, hayatta kalma içgüdüsüyle rage'e geçer. Vahşice uluyarak kurtlardan elinde tuttuğunun çenesini iki taraftan çekerek hayvanın çenesinin kuvvetini yener ve çenesini parçalayarak ileri fırlatır. Hayvan hırıltılar çıkartıp kanlar içerinde geri çekilmeye çalışırken barbar hayvanın boyununu zevkle kırar ve ellerinin arasında yokolduğunu görünce hiç şaşırmaz. Bu yaratıklar büyücünün çağırmış olduğu büyü aleminin zayıf yaratıklarıdır hiç kuşkusuz.
Sağ kolunu hala çekiştirmekte olan kurt kaslarına ciddi bir zarar veremeden onu da savuşturmalıdır. Kurt ikinci bir hırıltı çıkaramadan gırtlağından beynine kadar giren bir bıçak nedeniyle yokolur. Yerde acıyla kıvranmakta diğer kurt da kafatasına bir kez daha basılmak suretiyle büyü alemine geri yollanır. Barbar daha fazla ilerlemeden yaralarını sarmak amacındadır fakat ne mümkün? Biraz önce sesini duyduğundan emin olduğu ayı tam karşısındadır. Tüm görkemiyle 2 metrelik dev boz ayı sivri pençeleri ve bıçak kadar keskin dişlerini göstererek, yere çökmüş yaralarını bandajlamakta olan barbara bakmaktadır işte. Barbar sakince ayağa kalkar ve dev kılıcını çeker. Ayı korkusuz bir kükremeyle meydan okur.
Ayıya kendinden geçmiş bir şekilde kılıcını bir mızrak gibi kullanarak saldırır fakat ayı bir anda yokolarak onu şaşırtır ve kılıcını sert taşa saplar. Tekrar tüm kuvvetini harcayarak kılıcını taştan sökerek çıkarır ve parçalanarak düşen taş sesleri eşliğinde hemen bir kaç metre ilerideki bir mağarada büyü sözlerini yerni bitirmiş bir suret görür. Kılıcını indirmeden yavaş yavaş ilerleyerek daha yüksek tavanlı yeni mağaraya girer ve yavaşça ve dikkatlice surete yaklaşır. Aynı anda bir tuzak ya da ambusha karşı gözleri fıldır fıldır dönerek etraftaki değişik ayak izlerini incelemekte, tabandaki tozlarda görebileceği en ufak ipucuna kadar korkunç bir düşünme sürecindedir. Bir anda suret konuşur:
"Dur! Yoksa sana zarar vermek zorunda kalacağım. Düşman mısın dost mu?"
Barbar sözleri duyduğu anda durur. Korktuğundan değil fakat savaşacağı alanı ve kazanma olasılığını hesaplamak için düşünür. Kafasında kendince yaptıı ince hesaplardan sıyrılarak: "Benim üzerime yaratıklarını saldırttın, sen ne kadar dostça davranırsan ben de sana o kadar dost olabilirim". Suretin bir şeyleri değerlendirir gibi olduğu ortadadır. Barbar bu arada bir sonraki manevrasını hesaplamaktadır. Mağaranın tavanı yüksek ve barbarın ağrıyan sırtını gerebilmesine olanak sağlamaktadır. Dev kılıcı elindedir ve biraz aksayan sağ bacağı dışında pek bir yarası yoktur. Büyücü kapalı bir alanda kaçamayacağı şekilde kenara sıkışmıştır.
Büyücü tekrar konuşmaya başlayınca bir büyünün gelme olasılığı nedeniyle barbar irkilir. Hayvanca içgüdüleri ona saldırması gerektiğini söylüyor fakat mantığı durumu daha iyi analiz etmesi gerektiğini kulağına fısıldıyordur. Büyücü ortamı daha fazla gerginleştirmeye başlarsa barbar çileden çıkacak ve kulağındaki fısıltıyı duyamaz hale gelecektir. Fakat büyücü yumuşak ve melodik bir sesle konuşur:
"Burada büyü denemeleri yapıyordum ve sana saldıran yaratıklarda benim yarattığım ve üzerlerinde denemeler yaptığım büyülü hayvanlardan bazılarıydı. Buradaki mağaralar çok karışık ve bazı hayvanlar büyülü sözleri duyunca mağaranın diğer taraflarına kaçabiliyorlar."
Barbar işte o anda onun bir kadın olduğunu anladı. Ezgisel derecede güzel sesin asıl birine ait olduğunu kafasında düşündururken bir anda yeniden sinirlendi:
"Yalan söyleme büyücü! O goblin bana seni gördüğümü diğerlerine söyliyecem dedi. Apaçaık ortada bana bir tuzak kurmuşsun. Yoksa o toprağın çökmesini de mi sen sağladın" diye bağırır toprağı kendisinin zıplayarak çökerttiğini unutarak. Büyücü değerlendirir gibi elini çenesine koydu fakat hala tetikte olduğu belliydi.
"Bir çok goblin yarattım belki de onlarca hepsi de hızlıca kaçtı, acaba onların biraraya gelme ihtimali..."...
Bir anda avazı çıktığı kadar vızıl vızıl bağıran goblinler. Karanlık suretli kadının ve barbarın bulunduğu mağaranın etrafını sarar. Oklar yaylarda gerilmiş (çoğu ya korktuklarından ya da çok büyük bir hedef olduğundan barbarı hedef almış) kılıçlar çekilmiş hepsi ayrı bir ağızdan küfürler savurmakta ve gözleri dönmüş bi şekilde birbirlerini ısırıp ulumaktadır. Corax bu büyücüyle bu kadar meşgul olup etrafından gelen seslere aldırmadığı için kendi kendine küfreder. Ve bu kadar gürültücü bir grubu nasıl bu kadar geç fakettiğine bir kez daha şaşırır. Barbar artık arkasını dönmüş goblinleri süzmektedir. En azından 20 tanesini sayar fakat arkalarında savaşa katılamayan daha bir çok goblin olduğunu dev boyu sayesinde fakeder. Acaba bu büyücü 20 yıldır mı burada büyü çalışıyordu diye düşünür ve bir kez daha sinirlenerek büyücüye bağırır:
"Demek planın buydu beni konuşup oyalayıp bu sümüklü yeşil fareleri üzerime salacaktın öyle mi! Hahahahahaha" diye gürler. Büyücü:
"Hayır yanlış anladın, ben..." derken etrafta nerede yeşil fare olduğunu kontrol eden goblinlerin arasından 3 tanesi Corax'a ciyaklayıp çığlıklar atarak saldırır. Corax saldıran goblinlere daha hızlı bir şekilde koşarak üzerine gelen goblinleri tek bir kılıç darbesiyle parçalara ayırır. Arkalarındaki goblinler üzerlerine uçan arkadaşlarının parçaları karşısında korkarak etrafa dağılırlar fakat güvenli mesafedeki okçular güven tazeleyip oklarını Corax'a boşaltırlar. Kendi yeteneği ve goblinlerin yeteneksizliği sayesinde barbar yalnızca bir ok darbesi alır o da zırhından geri seker.
Corax okçulara doğru koşmaya devam ederken yanından dev bir alev topunun mağaranın içindeki havayı kurutup Corax'ın ciğerlerinin içindeki havayı emip derisinden su gibi ter damlamasını sağlayacak şekilde yanından çatırdayarak geçer ve goblinlerin üzerinde patlar. 10 kadar goblin cayır cayır yanan meşaleler olarak etrafta koşuşturmaya başlarken etrafındakilerden bazıları kaçışır fakat arka saflardaki goblin onları ileri iterek savaş çığlıkları eşliğinde ileri atılırlar. Corax kaç tane kafa uçurduğunu sayamamıştır fakat büyücünün de harika bir iş çıkardığını kabul etmelidir. Etrafının sarılma tehlikesi karşısında Corax yavaşça geriler ve goblinleri öldürmeye devam eder. O anda büyücünün başının dertte olduğunu fakeder. Goblinlere biraz açık vererek büyücünün etrafını sarmakta olan ve cüppesini çekiştiren goblinleri bir kaç vuruşta parçalayarak etrafı kana bular. O anda bu goblinlerden neden kan çıktığını düşünecektir, fakat zamanı olmadığından savaşmaya devam eder. Büyücünün zarar görüp görmediğini göz ucuyla kontrol edecekken gözleri bir anda büyücüye kilitlenir.
Kadın Corax'ın hayatı boyunca gördüğü en güzel kadındır. Üstü başı kana bulanmış olduğu için biraz şok geçirmektedir. Muhteşem ve görkemli sarı saçları göz alıcıdır. Boş boş bakan mavi gözleri Corax'ı hapsetmiştir. Bir büyücünün çok daha çirkin olmasını bekleyen Corax, kadının uzun boyuna ve endamına, üzerindeki cüppenin altından az da olsa belli olan kıvrak hatlarına hayran kalır. Bir anda sol kolundaki ufak bir sıyrıkla kendine gelir. Yanına yaklaşmaya korkan goblinlerden biri taş gibi dona kalan Corax'a ufak bir kılıçla çizik atmıştır. Corax, bu çok meşgul olduğu anda onu rahatsız eden münasabetsiz gobline özel bir teşekkürle cevap vermek için kafasını çevirip göz yuvalarından fırlamaya çalışan delirmiş gözleriyle bakar. Goblin bir saniye o gözlere baktıktan sonra silahını havaya fırlatıp çıplıklar atarak kaçmaya başlar.
Corax ise cebindeki ufak bıçağı çekip havaya atar daha havaya çıkmadan havada kaparak kaçan goblinin beynine kafatasına arkasından fırlatarak saplar. Bu arada diğer goblinlerin cesaret toplamakla meşgul olduklarını farkeder. Goblinler kendi dillerinde Barbar'a küfrediyor, ona nasıl gününü göstereceklerini birbirlerine bağıra bağıra anlatıyorlardı. Zaman kaybetmemden mağarayı temizlemesi gerektiğini bilen Corax, o anda goblinlerin kenara çekilip birine yol açtıklarını farkeder. Corax boyuna rağmen gelen kişiyi göremez. Yalnızca üzerinde mavi aylar bulunan deseniyle mavi bir kukuletalı şapka görür. Gelen goblin diğer goblinlerden en az 20 santim kısadır. Fakat kafasına giydiği şapka yüksek bir statüsü olduğunu göstermektedir, hatat belki de bu grubun lideri de odur. Yanında duran goblinlere 2 tokat patlatıp sinirli sinirli bir şeyler söyler ve cüppesinden bir şeyler çıkarır.
O anda barbar neler olduğunu anlar. Bu goblin bir şamandır ve büyük ihtimalle de bu kadar goblini yöneten bir goblin güçlü bir şaman olmalıdır. Mavi kukuletalı goblin büyülü örümcekimsi sözcükleri söylerken barbar yanındaki kadını bir anda belinden kapar ve kendi geldiği mağaraya doğru koşmaya başlar. O anda büyücünün bulunduğu noktadan dev bir yıldırım duvarlardan sekerek ortaya çıkar ve duvarlarda dokunduğu noktaları karartarak delice etrafta gezer. Corax duvardan sekecek olan yıldırımın açısını farkedip o anda kendini ve beraberinde kadını yere atar. Yıldırım üstlerinden onları yalıyarak geçerken yanındaki muhteşem kadının kulaklarının sivri olduğunu farkeder. Elflerin çok güzel olduğunu ve ormanları ve canlıları çok sevdiklerini hikayelerden ve ozanlardan duymuş fakat hiç bir varlığın ormanın kendisinden bile güzel olabileceğini düşünmemiştir. O anda kızararak çıplıklar atan goblinlerin sesleri duyulur. Mahşeri kalabalık arasında goblinler etrafa kaçamamış ve çoğu yıldırımın yaşamı tüketen gücüyle ölmekle kalmamış silahlarının dokunduğu arkadaşlarını da kendileriyle beraber hangi korkunç cehennemde sonsuz kadar yanacaklarsa oraya götürmüşlerdir. Barbar hiç zaman kaybetmeden kendini ayağa kaldırırken elfi de tek koluyla sarıp yanına alır ve mağarada kafası eğik koşmaya devam eder. Bu arada muhteşem elfin kolunu nasıl tırnaklayıp çimdiklediğini göğsüne attığı etkisiz yumrukların arasında hayal meyal:
"Ben kendim de yürürüm bırak beni! Her şey tamamen kontrolüm altındaydı!" diye bağırdığını hatta kolunda kadının dokunduğu yerlerin biraz yandığını bile hisseder. Fakat bunlara aldırmayarak tabana kuvvet düştüğü deliğe kadar geldi ve kadını bir anda havaya kaldırıp delikten hızlıca delikten yukarı gönderdi. Daha sonra kendisi de kenara tutunup hızlıca zıpladı ve deli gibi etrafına bakınmaya başladı. Bu arada elf kadını ona bişeyler söylemeye çalışır büyük ihtimalle küfrediyordu fakat barbar düşünürken ve kafasında bişey varken hiçbir şeyi duymazdı. Sonunda aradığını buldu. 1,5 metre çapındaki dev bir kayayı kaldırmaya çalıştı fakat başaramadı. Tekrar deneyip bir ucundan kaldırdı fakat toprakta sürüyemediğini görünce kendinden geçerek delirdi. Bariton fakat ciğerlerindeki havadanın kanına geçmesinden dolayı sessiz ve boğuk bir şekilde gürledi ve ciğerlerinde kalmayan havayla kükreyerek 500 kiloluk taşı havaya kaldırdı. Kalbi buharlı bir gnom makinası gibi damarlarına basınçlı kan pompalıyor, her an durmakla bütün bedenini tehdit ediyor. Tam duracağı anda ise adrenalin kalbini kan pompalamaya devam etmesi için zorluyordu. Barbar hiç bir insanın büyü gücü olmadan havaya kaldıramayacağı taşı sarfettiği olağanüstü çabadan dolayı korkunç bir şekilde çarpılan yüzündeki enterasan ifadeyle bir kaç feet taşıyıp az önce çıktıkları deliğe yavaşça götürdü. O anda delikte beliren goblinlerin üzerine zevkle karışık bir rahatlamayla yuvarladı ve çıplıklar atıp geri kaçmaya çalışan goblinlerin ezilen kemiklerini avuçlarının arasında hissetmiş kadar multu bir yüz ifadesiyle vücudunun yere düşmesine izin verdi.
Bir at çatlayacak kadar koşturulsa Corax kadar hızlı nefes alması imkansızdı. Rahatça nefes aldığı için kendini dünyanın en mutlu insanı gibi gören ve yaptıklarından bir kez daha gurur duyan Corax, ne üzerinden geçen karıncalara aldırdı, ne de boğazına ufak ve narin elleriyle küçük bir hançer dayayan büyücüye. Yalnızca büyücüye bakıp gülümsedi. Sanki hiç tehdit edilmiyormul gibi sordu
"Yaralanmadın değil mi? İyi misin?".
Büyücü kaşlarını çatmış, en ciddi ve sinirli üz ifadesiyle barbar'a bağırıyordu: "Sen ne yaptığını zannediyosun. Bak üstüme başıma kan bulaştırdın. Tam herşey kontrolümdeyken beni ordan yaka paça çıkardın beni çalıştığım yerden ettin sen kendini ne zannediyosun..." diye konuşurken yalnızca onun gözlerine baktı. Rüzgarla beraber muhteşem kokusu ya da parfümü barbarın aklını başından aldı. Barbar acaba bu büyü mü diye kafasından bir kez daha düşündü acaba beni büyüledi mi? Büyücü orda gırtlağını kesse gene mutlu mutlu ona bakacakmış gibi hissetti. Hem büyücünün kızgın ve sinirli hali onu daha da güzel ve güçlü gösteriyordu. Bıraksındı büyücü kontrolü ele alsın nasıl olsa barbar geçen her saniyenin onun kendi kontrolü altında olduğunu biliyordu.
Sinirli büyücünün tehditleri ve ültimatomları arasında
"Senin adın ne?"
diye sordu. Kadın bir an duraksadı.
"Neden seni öldürecek büyücünün adını mı merak ediyosun. Benim adım Nodaril ama bu senin bu adı son duyu..."
"Nodaril..." dedi barbar kendinden geçmiş bi şekilde. Sonra boğazına dayanmış bıçağa rağmen ayağa kalkmaya başladı. Nefes alış verişi düzelmiş, kaslarındaki ağrılar azalmış, üzerine biraz uyuşukluk çökmüştü. Kadın hala tehditler savuruyo ve bıçağı barbarın boğazına sıkı sıkı bastırıyordu. Barbar hiç önemsemeden ayağa kalkmaya devam etti ve boğazındaki acıyı hissetti. Kadın gözlerini açmış barbarın boğazına attığı ufak çizikten yavaşça sızan kana bakıyordu. Ellerini ağzına koydu ve dehşetle baktı. Barbarsa yarayı biraz dokunarak inceledi (leş gibi kirli olan eli ile) ve az kan aktığını görünce daha da az önemser gibi yaptı. Elindeki kanı emince ne kadar korkunç derecede acıktığı aklına bir daha geldi. Nodaril bu arada: "Çok üzgünüm.. İyi misin? Yarana bakabilir miyim?" derken barbar "Önemli değil" dedi fakat kadının yarayı incelemesine izin verdi. Kadın boğazını inceleyip dokunurken kendi kanının kaynadığını, kalbinin daha hızlı çarptığını farketti. Kadını öpmemek için kendini zor tuttu ve geri çekildi.
"Ama onu sarmalıyız, izin ver...".
Corax eliyle onun durmasını istedi. Kadın çaresizce barbara bakarken yaranın kapanmakta olduğunu farkedince şaşkınlığını gizleyemedi. Barbar bir anda ormanın içine doğru yöneldi sanki bir şey duymuş ya da görmüştü. Fakat Nodaril barbarın havayı koklardığını faketti. Barbarın arkasından ilerleyen Nodaril, Corax'ın yerde çok ilginç bazı çiçekleri incelediğini gördü. Corax merhem için hazırlayacağı kokulu güzel bir bitkinin kökünden bol bol topluyordu. Bu arada güzel elfin kokusundan ayırt edebildiği ve doğu rüzgarıyla gelen başka bir çiçeğin kokusunu daha aldı. Hızla o yönde ilerlemeye başladı.
Nodaril nedense Barbarın arkasından çekiliyormuş gibi hissetti. Belki de kendisine yardım eden ve büyük ihtimalle hayatını kurtaran barbara bir minnet duygusunu hissediyor, belki egzantirkliğine kapılmış belki de başka bir şey var diye kendi kafasında yargılıyordu. Barbar sonunda aradığını bulmuştu. Muhteşem güzellikte ufak bir gül korusu bulmuştu. Nodaril güllerin güzelliği karşısında içinin ferahlamış olduğunu hissetti. Barbar güllerin arasına girip. En güzellerinden 3 tane topladı. Bacaklarındaki çiziklerden kan damlayan barbar güllerin arasından çıktı ve 3 gülü dikenlerinden arındırdığı saplarından Nodaril'e uzattı. Nodaril bir anlık tereddür içinde gülleri aldı ve muhteşem kokularını içine çekti. Barbar sonra cebinden bir taş çıkardı. Kan rengindeki taşın içinde bir ışık yanıp sönüyor, sanki kalp atışı gibi oynuyordu. Nodaril anında taşın büyülü olduğunu anladı. Memnuniyetle taşı da kabul etti ve incelemeye başladı. Gene de büyüsünden emin olmak için bir detect magic attığında, kuvvetli bir ışıkla parladığı için gözleri biraz kamaştı. Evine gidip bu taşı incelemek çok ilginç olacak diye düşündü. Tam ne olduğunu sormak için Corax'a bakacakken Corax'ın dev kılıcının korkunç derecede güçlü büyüsel bir ışık yaydığını farkeder ve gözleri bir anlığını kör olur. Nefesi kesilen ve kısık bir çığlık atan Nodaril, Corax'ın kollarını hisseder. Corax Nodaril'in eline diken battığını zannedip kadının ellerini incelemektedir. Bir yandan da neden güllerin tüm dikenlerini soymadığıyla ilgili kendi kendine söylenmektedir. Nodaril:
"Dur lütfen elimde bir şey yok. Ama gözlerim şu anda görmüyo kılıcının çok güçlü bir büyüsü var ve gözlerimi kör etti." der. Corax kılıca garip garip bakar.
"Ama benim kılıcım büyülü değilki! Ben büyüye de inanmam!" diye gürler. Yavaş yavaş görüşü gözlerine gelen Nodaril kendini Corax'ın kollarından kurtarır. "Ne kadar safsın! O kılıcın bu kadar güçlü olmasaydı sen şimdiye kadar çoktan ölmüş olurdun. Büyüye inanmaya başlasan iyi edersin. Öünkü bu işte çok iyi olan biri karşında duruyor". Corax kahkahayı basar.
"Hahahahah! Kılıç olmasa ölmüş müydüm? Asıl sen çok safsın Nodaril. Madem kılıç büyülü diyosun al sana büyülü kılıç!" der ve kılıcı tüm kuvvetiyle ağaçların arasına uzak bir yere fırlatır. Sonra da zafer edasıyla Nodaril'e bakar ve "Bak onsuz da hayattayım" der. Corax başından sonuna kadar oalyı yanlış algılamıştır ama kılıcı fırlattığı için kendi kendinden gurur duyar. Madem kılıç büyülü, ondan kurtulmak gereklidir, çünkü büyü 2 yüzlüdür ve büyüye asla güvenilemez.
Nodaril Corax'ın bu saf hareketi karşısında hafifçe kıkırdar; fakat Coraxbir anda "Artık gitmeliyim" der.
"Yarın seni gördüğüm aynı saatte gene o deliğin yanında olucam. Hatta belki seni yeniden görürüm" der ve geri geri giderek ormanın sık bölümüne doğru ilerler. Nodaril, üzerinde kan lekeleri, başında büyüden dolayı şiddetli bir ağrı, elinde 3 adet gül ve büyülü bir taşla orada durmaktadır. "Peki senin adın ne?" diye bağırır barbar uzaklaşırken.
Corax'ın bariton sesi uzaktan duyulur. "Yarın!".
Nodaril aklı karışık bir şekilde barbarın kılıcını attığı yere gider ve kılıcın hala orada durduğunu görür. Acaba nasıl bir insanın bu kadar kuvvetli büyüsü olan bir kılıcı ormana atıp arkasına bile bakmadan terkedeceğini merak eder. Dev kılıcı incelemeyi çok istemektedir fakat kılıç taşıyabileceğinden çok daha ağırdır. Cüppesinin içinden ufak bir kese çıkarır ve büyülü sözleri söyler. Saniyeler içerisinde kocaman kılıç ufalarak küçücük torbanın içine girer ve büyücü keseyi tekrar cüppesinin gizli bölümüne yerleştirir. Artık eve dönüp çalışmalarına tekrar devam etmek için hazırdır. Sonra ellerindeki gülleri koklar. Belki de yarın buraya geri gelmeyi yeniden düşünmelidir... Belki de meraktan gelecektir, belki de asla gelmeyecektir. Buna kendisi üzerinde biraz düşünüp karar verecektir. Ah şu üzerindeki kanlardan yıkanıp bir kurtulabilse...
Last edited by Raistlin on Mon Jul 14, 2003 6:12 am, edited 1 time in total.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest