SON YAKARIş...
Aeron, her zamanki gibi gün doğumundan yarım saat kadar önce uyandı. Kendisini dinlenmiş hissediyordu, kollarını sonuna kadar açıp gerindi ve hazırlanmaya başladı. Merdivenlerden aşağı doğru inerken Kunik"in kendisine sus işareti yaptığını gördü. Masanın üzerine yığılıp kalmış kızı işaret ederek, "Bütün gece uyumadı, sızalı bir saat kadar oldu" dedi becerikli elleriye. Aeron, kalan basamakları ses çıkarmamaya çalışarak indi, kıza bir bakış attıktan sonra kupaları yerlerine dizmekle meşgul olan Kunik"in yanına gitti: "Yaşın küçük olmasına rağmen işaret dilini çok iyi kullanıyorsun" diye belirtti. Kunik sırıtarak "Belfas"ın kimden öğrendiğini zannediyordun? Bazı durumlarda kullanışlı oluyor" dedi "Senin sincabın da keyfi yerinde. Bir sincabın bu kadar obur olabileğini hiç düşünmemiştim". Sincap, fıstık kavanozunu yağmalamak ile meşguldü. Kunik, "Ona kavanozu açmayı öğrettim" dedi; kavanozun ağzına kalınca bir bez parçası geçirdi ve bir sicimle sıkıca sararak bağladı: "Seyret". Sincap, biraz dişleyerek biraz patileri ile çekiştirerek düğümü açmaya başladı. "şimdilik yirmi dakikasını alıyor ama giderek hızlanacağına eminim". Aeron, hayretle sincabı seyrederken "Bir baş belası yaratmış olabilirsin" dedi, Kunik"ten cevap olarak kocaman bir gülümseme geldi.
Günün ilk ışıkları pencereden dolmaya başlamıştı. "Belfas birazdan gelir" dedi Kunik "Ben, pazar yerine gidip günlük alışverişi yapacağım. Sen Rose"a göz kulak olursun". Aeron, bir tabureye yerleşerek kızı seyretmeye başladı. Hayat acılarla doluydu, belki azaltılabilirdi ama yüzeye çıkmak için her fırsatı değerlendirirdi acılar. Unuttuğunu zannettiğin hatıraların hepsi içerlerde bir yerde çöreklenirdi. Pembe renkli bir mendili avucunun içine hapsetmiş olan kıza baktı, ustasının sözlerini hatırladı: "Seçimlerimiz için ödediğimiz bedel bu".
Belfas, biraz yerinden kaymış olan göz bandını düzelterek salona girdi. Aeron, "Uyuyor" diye işaret etti, Belfas başını hafifçe iki yana doğru salladı ve mutfağa geçerek kahvaltı hazırlıklarına başladı. Kavanozu tekrar açmış ve tıkınmaya başlamış olan sincap Belfas"ın dikkatinden kaçmadı ve Aeron"a sorarcasına baktı. "Senin oğlan açmayı öğretmiş" diye işaret etti Aeron, "Becerikli çocuk". Belfas, başını tekrar iki yana doğru sallarken, tek gözünü havaya dikti. Aeron fıstıklar konusunda kendisini sorumlu hissediyordu, Belfas"ın yanına giderek "Yardım ister misin? Fıstıklar azalıyor" diye sordu ve hancının işaret diliyle çok rahat edemediğini düşünerek "dudak okuyabilirim" diye ekledi. "Gerekli değil" diye fısıltıyla cevap verdi Belfas, "Onların parasını Kunik"in haftalığından keseceğim. Ama rahat hissetmiyorsan, şuradaki ekmekleri kızartabilirsin".
Kahvaltı neredeyse hazırdı, Aeron, bir taraftan ekmek kızartırken, sert fakat nefis bir peynir parçasını dişliyordu. Izgaradan gelen nefis kokular muhteşem bir yemeğin habercisiydi ve Rose"un uyanma sebebi. "Günaydın" dedi Rose, bir taraftan kendine gelmeye çalışırken, "Nefis kokuyor". "Nasıl, iyi uyuyabildin mi?" diye sordu Belfas muzipçe. Rose"un konuşmasına fırsat kalmadan, saçları dağınık, kir pas içinde kısa boylu biri kapıdan gürültüyle içeri girdi. Heyecan içinde bağırarak birşeyler söylüyordu. "Yargıç" diye belirtti Belfas, "Biz ona öyle deriz. Aslında zararsız bir delidir, kendini yargıç zannediyor. Eskiden tarihçi olduğunu söylerler, galiba suçsuz yere 28 yıl zindanda kaldıktan sonra böyle olmuş." Aeron, ilgiyle Yargıç"ı izlemeye başladı, bağırıp çağırarak bir şeyler anlatmaya devam ediyordu.
"BÃ?YÃ?K TERBİYESİZLİK. HAKARET. HAYIR, CEZASIZ KALAMAZ. OLMAZ. SUÃ?LULAR YAKALANMALI, ASMAK LAZIM. HAYIR YETERLİ DEğİL, KOLAY OLUR. BAşKA CEZA LAZIM. DÃ?şÃƒ?N. KARINCALAR İYİ OLUR MU? HMM. DERİLERİNİ YÖZDÃ?KTEN SONRA OLABİLİR...."
Rose, bir yandan dinlerken düşünüyordu: Sokaklarda, loncanın tarihini yazmaya karar veren aptal gnomun hikayesi hala anlatılırdı. Delirmiş olmasının hayatını kurtardığının farkında bile değildi. Kunik, koşturarak kapıdan içeri girdi, nefes nefese "Tapınağa suikast yapmışlar" diyebildi. Bir an bocaladı, Rose"un gözlerine bakarak "Yeni baş rahibe yaralanmış" dedi. Rose, bir anda dondu, dudaklarındaki hafif bir titremeden sonra, hızla kapıdan fırladı. "Baş rahibe" dedi Kunik, "Rose"un annesi".
Günün ilk ışıkları pencereden dolmaya başlamıştı. "Belfas birazdan gelir" dedi Kunik "Ben, pazar yerine gidip günlük alışverişi yapacağım. Sen Rose"a göz kulak olursun". Aeron, bir tabureye yerleşerek kızı seyretmeye başladı. Hayat acılarla doluydu, belki azaltılabilirdi ama yüzeye çıkmak için her fırsatı değerlendirirdi acılar. Unuttuğunu zannettiğin hatıraların hepsi içerlerde bir yerde çöreklenirdi. Pembe renkli bir mendili avucunun içine hapsetmiş olan kıza baktı, ustasının sözlerini hatırladı: "Seçimlerimiz için ödediğimiz bedel bu".
Belfas, biraz yerinden kaymış olan göz bandını düzelterek salona girdi. Aeron, "Uyuyor" diye işaret etti, Belfas başını hafifçe iki yana doğru salladı ve mutfağa geçerek kahvaltı hazırlıklarına başladı. Kavanozu tekrar açmış ve tıkınmaya başlamış olan sincap Belfas"ın dikkatinden kaçmadı ve Aeron"a sorarcasına baktı. "Senin oğlan açmayı öğretmiş" diye işaret etti Aeron, "Becerikli çocuk". Belfas, başını tekrar iki yana doğru sallarken, tek gözünü havaya dikti. Aeron fıstıklar konusunda kendisini sorumlu hissediyordu, Belfas"ın yanına giderek "Yardım ister misin? Fıstıklar azalıyor" diye sordu ve hancının işaret diliyle çok rahat edemediğini düşünerek "dudak okuyabilirim" diye ekledi. "Gerekli değil" diye fısıltıyla cevap verdi Belfas, "Onların parasını Kunik"in haftalığından keseceğim. Ama rahat hissetmiyorsan, şuradaki ekmekleri kızartabilirsin".
Kahvaltı neredeyse hazırdı, Aeron, bir taraftan ekmek kızartırken, sert fakat nefis bir peynir parçasını dişliyordu. Izgaradan gelen nefis kokular muhteşem bir yemeğin habercisiydi ve Rose"un uyanma sebebi. "Günaydın" dedi Rose, bir taraftan kendine gelmeye çalışırken, "Nefis kokuyor". "Nasıl, iyi uyuyabildin mi?" diye sordu Belfas muzipçe. Rose"un konuşmasına fırsat kalmadan, saçları dağınık, kir pas içinde kısa boylu biri kapıdan gürültüyle içeri girdi. Heyecan içinde bağırarak birşeyler söylüyordu. "Yargıç" diye belirtti Belfas, "Biz ona öyle deriz. Aslında zararsız bir delidir, kendini yargıç zannediyor. Eskiden tarihçi olduğunu söylerler, galiba suçsuz yere 28 yıl zindanda kaldıktan sonra böyle olmuş." Aeron, ilgiyle Yargıç"ı izlemeye başladı, bağırıp çağırarak bir şeyler anlatmaya devam ediyordu.
"BÃ?YÃ?K TERBİYESİZLİK. HAKARET. HAYIR, CEZASIZ KALAMAZ. OLMAZ. SUÃ?LULAR YAKALANMALI, ASMAK LAZIM. HAYIR YETERLİ DEğİL, KOLAY OLUR. BAşKA CEZA LAZIM. DÃ?şÃƒ?N. KARINCALAR İYİ OLUR MU? HMM. DERİLERİNİ YÖZDÃ?KTEN SONRA OLABİLİR...."
Rose, bir yandan dinlerken düşünüyordu: Sokaklarda, loncanın tarihini yazmaya karar veren aptal gnomun hikayesi hala anlatılırdı. Delirmiş olmasının hayatını kurtardığının farkında bile değildi. Kunik, koşturarak kapıdan içeri girdi, nefes nefese "Tapınağa suikast yapmışlar" diyebildi. Bir an bocaladı, Rose"un gözlerine bakarak "Yeni baş rahibe yaralanmış" dedi. Rose, bir anda dondu, dudaklarındaki hafif bir titremeden sonra, hızla kapıdan fırladı. "Baş rahibe" dedi Kunik, "Rose"un annesi".
Boşuna mutluluğu aramayın, ancak acılarınızı azaltabilirsiniz.
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Lanet olası hayat neden benimle uğraşırdı ki? Ya hiç mi oyun oynamktan sıkılmaz bu zaman. Annem... Tam her şeye alışacağım derken, saldırıda nereden çıktı. Adımlarım o kadar hızlıydılar ki, koşmadan hızlı olunabileceğinin bir gerçeklğiydi ama koştum. Olabilecek en son gücümle koşltum. Estirdiğim rüzgarı, devirdiğim insanları düşünmüyordum bile. Zaten uyumaya hazır olmadığım bir anda kapanan gözlerim yüzünden boynum fena halde ağrıyordu ama hiç bir şey önemli değildi. Onun yaralandığını duyduğumda böyle yapabileceğimi asla tahmin etmezdim. Endişe...tüm bedenimdeydi.
Uğursuz bir kaç gün geçiriyordum anlaşılan, kendimi durduramadığım bir hızla gidrdim tapınağa. Annem...? Ã?evrede bir şeyleri düzenlemeye çabalayan rahiplerden birinin kolunu yakaladım.
"Annnem...şey ...yani baş rahibe nerede?"
Adam afallamış gözleriyle baktı ve sonrasında bana yukarıyı işaret etti. Odası...
Merdivenleri nasıl çıktığımı tapınakta gücünü kullanandan başkası göremezdi. Tanrıları...ne kadar komik, baş rahibesi tapınağın içinde yaralanır ve hatta öldürülmeye çalışılmış ama o kuvvetini kullanmaya bile tenezzül etmemişti. Annem tapınağın güçlerinin altına sığınmışken, tek bir yardım gelmemişti. Muhtemel ettiği dualara tek bir cevap gelmemişti.
Odasına çıktım ve içeride yatan güzelliğe bakkalmış halde hareket ettirdim bedenimi. Görmemesi ve beni fark etmemesi gerekiyordu. Ayak ucuna oturdum ve hala uyuyan güzelliğin ellerine cesaret edebilidğimce, haf,fçe dokundum. Gerçi dokunmamala, geri çekmem bir oldu ama bir anlık tenini hissettrim. Soğuktu, üşümüştü. Yüzünün bembeyaz rengi, daha da solmuştu. Uzun zaman onu hissetmek için kalacağım bir kesindi ama ya görürse diye geçiriyordum içimden. Beni reddeden biri olsada, bir anne olmaya devam ediyor muydu acaba?
Uğursuz bir kaç gün geçiriyordum anlaşılan, kendimi durduramadığım bir hızla gidrdim tapınağa. Annem...? Ã?evrede bir şeyleri düzenlemeye çabalayan rahiplerden birinin kolunu yakaladım.
"Annnem...şey ...yani baş rahibe nerede?"
Adam afallamış gözleriyle baktı ve sonrasında bana yukarıyı işaret etti. Odası...
Merdivenleri nasıl çıktığımı tapınakta gücünü kullanandan başkası göremezdi. Tanrıları...ne kadar komik, baş rahibesi tapınağın içinde yaralanır ve hatta öldürülmeye çalışılmış ama o kuvvetini kullanmaya bile tenezzül etmemişti. Annem tapınağın güçlerinin altına sığınmışken, tek bir yardım gelmemişti. Muhtemel ettiği dualara tek bir cevap gelmemişti.
Odasına çıktım ve içeride yatan güzelliğe bakkalmış halde hareket ettirdim bedenimi. Görmemesi ve beni fark etmemesi gerekiyordu. Ayak ucuna oturdum ve hala uyuyan güzelliğin ellerine cesaret edebilidğimce, haf,fçe dokundum. Gerçi dokunmamala, geri çekmem bir oldu ama bir anlık tenini hissettrim. Soğuktu, üşümüştü. Yüzünün bembeyaz rengi, daha da solmuştu. Uzun zaman onu hissetmek için kalacağım bir kesindi ama ya görürse diye geçiriyordum içimden. Beni reddeden biri olsada, bir anne olmaya devam ediyor muydu acaba?
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
"Rose"
Rose, arkasından gelen sesle yüzleşmek için hazır olup olmadığını bilmiyordu. Bir kaç saniye olduğu yerde kaldı, nemli gözlerini yüksek rahip Brien"in gözlerine dikti.
"Ben, ... duydum. Nasıl?"
"Yan odaya geçelim, annen hala çok yorgun"
Rose, sessiz adımlarla kapıya yönelirken sordu: "Çok mu kötü?"
"Zehir, iki farklı. İkinciyi geç farkettim, vücudu oldukça zarar görmüş ama şu an kontol altında"
"Kim yaptı bunu?"
"Katiller baştan aşağı siyah giysiliydi. Kapıdan gireni annen halletti, ama penceredekini farketmedik, hançerini fırlatmasına engel olamadım."
"Kim peki?"
"Belki sen söylersin. Ölen adam dün bizi ziyaret eden birisi ile ilgileniyordu."
"Ne demek istiyorsun."
"şimdiye kadar bizi çok üzdün, Rose. Kirli hayatın anneni neredeyse öldürüyordu."
"Hayatınızdaki kötülüklerden beni sorumlu tutmak en kolayı. Her zaman böyleydi zaten. Sen..."
"Ã?nce şuna bir bak istersen, anneni yaralayan hançer"
Rose"un gözleri babasının elindeki hançere sabitlendi. Siyah madenden bıçağı ve kabzasındaki kan kırmızısı akrep, daha önce de görmüştü bunu. "Loncanın katilleri" diye düşündü "Lonca niye peşimde olsun? Kovulmam yeterli değil mi?"
Rose, arkasından gelen sesle yüzleşmek için hazır olup olmadığını bilmiyordu. Bir kaç saniye olduğu yerde kaldı, nemli gözlerini yüksek rahip Brien"in gözlerine dikti.
"Ben, ... duydum. Nasıl?"
"Yan odaya geçelim, annen hala çok yorgun"
Rose, sessiz adımlarla kapıya yönelirken sordu: "Çok mu kötü?"
"Zehir, iki farklı. İkinciyi geç farkettim, vücudu oldukça zarar görmüş ama şu an kontol altında"
"Kim yaptı bunu?"
"Katiller baştan aşağı siyah giysiliydi. Kapıdan gireni annen halletti, ama penceredekini farketmedik, hançerini fırlatmasına engel olamadım."
"Kim peki?"
"Belki sen söylersin. Ölen adam dün bizi ziyaret eden birisi ile ilgileniyordu."
"Ne demek istiyorsun."
"şimdiye kadar bizi çok üzdün, Rose. Kirli hayatın anneni neredeyse öldürüyordu."
"Hayatınızdaki kötülüklerden beni sorumlu tutmak en kolayı. Her zaman böyleydi zaten. Sen..."
"Ã?nce şuna bir bak istersen, anneni yaralayan hançer"
Rose"un gözleri babasının elindeki hançere sabitlendi. Siyah madenden bıçağı ve kabzasındaki kan kırmızısı akrep, daha önce de görmüştü bunu. "Loncanın katilleri" diye düşündü "Lonca niye peşimde olsun? Kovulmam yeterli değil mi?"
Boşuna mutluluğu aramayın, ancak acılarınızı azaltabilirsiniz.
"Efendim, iş planladığımız gibi olmamış"
"Geri dönen adamı sorguladın mı?"
"Evet. Rahibe zorlu çıkmış, ağzından çıkan tek kelime ile adamımızı yere sermiş. Bu ise pencereden hançerini fırlatıp kaçmış."
"Neden baş rahibe olarak seçildiğini zannediyorlar bunlar. Ã?nce kadına dikkat etmelerini boşuna söylemedim. Aptal ve korkaklar için ne düşündüğümü biliyorsun."
"O işi kendim hallettim. Ã?dülünden pek hoşlanmadı."
"Kızın dikkatini çekebildik mi?"
"Rüzgar gibi annesinin yanına koştu."
"Belki de böylesi daha iyi oldu. Kız, olayları loncayaa bağlamakta gecikmeyecektir, yanında da hiddetten köpürmüş bir yüksek rahip olacak."
"Efendim, lonca bu olaydan tedirgin oldu."
"Loncadaki adamımıza şehir dışından gelen katiller masalını yaymasını söyle. Loncanın gözleri bu tarafa bakmamalı. Bir taraftan da loncayı kıza karşı kışkırtmak lazım, kovulmasını sağlamak oldukça kolay olmuştu, zor olacağını sanmam."
"Belfas hakkında bir şey yapmamız gerekir mi?"
"Kulağına lonca ile ilgili bir kaç fısıltının gitmesini sağlayın ve hanı izlemeye devam edin ama dikkat edin. Belfas pek göstermez ama oldukça zekidir, ve bu işlerde deneyimli."
"Başka bir emriniz var mı efendim?"
"Hayır, sen tapınaktaki işine geri dön."
"Rose" diye düşündü, "Loncaya koş kızım. Beni ona götür küçük av köpeğim, sonrasını ben hallederim."
"Geri dönen adamı sorguladın mı?"
"Evet. Rahibe zorlu çıkmış, ağzından çıkan tek kelime ile adamımızı yere sermiş. Bu ise pencereden hançerini fırlatıp kaçmış."
"Neden baş rahibe olarak seçildiğini zannediyorlar bunlar. Ã?nce kadına dikkat etmelerini boşuna söylemedim. Aptal ve korkaklar için ne düşündüğümü biliyorsun."
"O işi kendim hallettim. Ã?dülünden pek hoşlanmadı."
"Kızın dikkatini çekebildik mi?"
"Rüzgar gibi annesinin yanına koştu."
"Belki de böylesi daha iyi oldu. Kız, olayları loncayaa bağlamakta gecikmeyecektir, yanında da hiddetten köpürmüş bir yüksek rahip olacak."
"Efendim, lonca bu olaydan tedirgin oldu."
"Loncadaki adamımıza şehir dışından gelen katiller masalını yaymasını söyle. Loncanın gözleri bu tarafa bakmamalı. Bir taraftan da loncayı kıza karşı kışkırtmak lazım, kovulmasını sağlamak oldukça kolay olmuştu, zor olacağını sanmam."
"Belfas hakkında bir şey yapmamız gerekir mi?"
"Kulağına lonca ile ilgili bir kaç fısıltının gitmesini sağlayın ve hanı izlemeye devam edin ama dikkat edin. Belfas pek göstermez ama oldukça zekidir, ve bu işlerde deneyimli."
"Başka bir emriniz var mı efendim?"
"Hayır, sen tapınaktaki işine geri dön."
"Rose" diye düşündü, "Loncaya koş kızım. Beni ona götür küçük av köpeğim, sonrasını ben hallederim."
Boşuna mutluluğu aramayın, ancak acılarınızı azaltabilirsiniz.
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Babamın gözlerindeki nefreti görmek o kadar da olmuyordu. annemi bu hale sokanlarla aynı kefedeyd,im ama bu iş gitgide sinirime dokunmaya başlıyordu. bu işin içinde kim varsa oyun oynuyordu hem de tehlikeli bir oyun...!
Bunun loncayla nasıl bir ilgisi olabilirdi. beni öldürmerk isteyen adamlar neden anneme saldırmışlardı ki? bu işin en iyi yöntemi lonca patronuyla yani eski patronumla konuşmak olacaktı ama öncesinde hala derin derin içime işleyen nefretin hüküm sürdüğü gözlere odakladım gözlerimi.
"Bunu nasıl yapabiliyordun baba?"
"Rose...sana bu yolda ilerlememen için tüm işaretleri vermiştik ve kendi yolunu seçmen bizi en başta belanın içine gömdü."
"Her ne olursa olsun bu durum haberimde olsaydı engellemek için elimden geleni yapardım biliyorsun."
"Ondan bile emin olamıyorum Rose."
"Hayır ya! bunu nasıl düşünebiliyorsun?"
"Bana bunu yaptıkların düşündürüyor."
"Lanet olsun...neden bu işte bile...kendi yolumu seçmiş olmama ve yeteneklerimi ciddi anlamda geliştirmiş olmama rağmen hala en yüksekte değilim."
"Başladığını yarım bırakma gibi bir huyun var..."
"Hayır sebebi bu değil! Sebebi sizsiniz. siz bana nefretle baktıkça hala çocukluğuna geri dönmeye hedefli ruhum zaafım oluyor ve tam yükseğe çıkacakken geri düşüyorum toprağa."
"Buna üzüldüm..."
Bu cümle okadar duygusuz söylşenmiştiki acı bir kahkhadan alamdım kendimi. gözlerimin dolması an meselesiydi ama hayır bu kez önünde zayıf olmayacaktım "rahibin".
"Eminim çok üzülmüşsün yüce rahip....anneme iyi bak. iyi olmazssa kendimi sorumlu tuttuktan sonra seni sorumlu tutarım baba!"
Bunu öylesine bir nefretle ve sinirle söylemiştim ki, ağzımdan çıkan cümlelere yaptığım vurgunun sertliğini ben bile anlayamamıştım. Kesin ve netti herşey. Babamın gözlerini büyütecek kadar kendimden emindim bu kez ve sözümün üstüne söz beklemeden bacaklarım gerildi ve tapınaktan koşarak çıktım. Lonca...eğer bu işte eskide olsa kendi loncam varsa, alevler onların etrafını öylesine büyük bir güçle saracaktı ki, öylesine hırsla içtim ki andımı, nefretim şehre ve loncaya kan kusturacak kadar güçlüydü. Ama şans tanrıçamdan bazı dileklerimde olmuştu ve ilk kez yapmadığım, daha önce kimsenin bana yaptıramadığı, annemin rahibesi olduğu tanrıya duam içtendi. Yardımı tüm tanrı ve tanrçalardan bekliyordum. Yüreğim öylesine acı vererek yanıyordu ki, ne yapsam sönmez gibiydi. Bu işte olduğunu kesinleştirirsem eğer, eski patronumu gözümü kırpmadan öldürebilirdim...Ama yinede içimden bir ses çok kötü bir oyunun içine vezir girdiğimi söylüyordu ya...Koşarken göz yaşlarımda bu yüzden inmişti gözlerimden...
Bunun loncayla nasıl bir ilgisi olabilirdi. beni öldürmerk isteyen adamlar neden anneme saldırmışlardı ki? bu işin en iyi yöntemi lonca patronuyla yani eski patronumla konuşmak olacaktı ama öncesinde hala derin derin içime işleyen nefretin hüküm sürdüğü gözlere odakladım gözlerimi.
"Bunu nasıl yapabiliyordun baba?"
"Rose...sana bu yolda ilerlememen için tüm işaretleri vermiştik ve kendi yolunu seçmen bizi en başta belanın içine gömdü."
"Her ne olursa olsun bu durum haberimde olsaydı engellemek için elimden geleni yapardım biliyorsun."
"Ondan bile emin olamıyorum Rose."
"Hayır ya! bunu nasıl düşünebiliyorsun?"
"Bana bunu yaptıkların düşündürüyor."
"Lanet olsun...neden bu işte bile...kendi yolumu seçmiş olmama ve yeteneklerimi ciddi anlamda geliştirmiş olmama rağmen hala en yüksekte değilim."
"Başladığını yarım bırakma gibi bir huyun var..."
"Hayır sebebi bu değil! Sebebi sizsiniz. siz bana nefretle baktıkça hala çocukluğuna geri dönmeye hedefli ruhum zaafım oluyor ve tam yükseğe çıkacakken geri düşüyorum toprağa."
"Buna üzüldüm..."
Bu cümle okadar duygusuz söylşenmiştiki acı bir kahkhadan alamdım kendimi. gözlerimin dolması an meselesiydi ama hayır bu kez önünde zayıf olmayacaktım "rahibin".
"Eminim çok üzülmüşsün yüce rahip....anneme iyi bak. iyi olmazssa kendimi sorumlu tuttuktan sonra seni sorumlu tutarım baba!"
Bunu öylesine bir nefretle ve sinirle söylemiştim ki, ağzımdan çıkan cümlelere yaptığım vurgunun sertliğini ben bile anlayamamıştım. Kesin ve netti herşey. Babamın gözlerini büyütecek kadar kendimden emindim bu kez ve sözümün üstüne söz beklemeden bacaklarım gerildi ve tapınaktan koşarak çıktım. Lonca...eğer bu işte eskide olsa kendi loncam varsa, alevler onların etrafını öylesine büyük bir güçle saracaktı ki, öylesine hırsla içtim ki andımı, nefretim şehre ve loncaya kan kusturacak kadar güçlüydü. Ama şans tanrıçamdan bazı dileklerimde olmuştu ve ilk kez yapmadığım, daha önce kimsenin bana yaptıramadığı, annemin rahibesi olduğu tanrıya duam içtendi. Yardımı tüm tanrı ve tanrçalardan bekliyordum. Yüreğim öylesine acı vererek yanıyordu ki, ne yapsam sönmez gibiydi. Bu işte olduğunu kesinleştirirsem eğer, eski patronumu gözümü kırpmadan öldürebilirdim...Ama yinede içimden bir ses çok kötü bir oyunun içine vezir girdiğimi söylüyordu ya...Koşarken göz yaşlarımda bu yüzden inmişti gözlerimden...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
bir anda kendime geldim dünkü yağpnmurun sonucu bağzı yerlerde hala çamur vardı ve bir saniyede ne olduğunu anladım işte işte gene olmuştu tam olarak ne olduğunu ya da ne zamana denk geldiğini bilmiyordum ama bu yaşamım boyunca yani geçirdiğim 34 yaz boyunca başıma gelmişti gerçekten bunun ne olduğunu çok düşündüm bendeki farklılık nedir bu özelliklerim niye ve işte gene düşünmekteyim bir anda odamda adamlarımın başarısızlıklarını dinlerken kendimi tamamen başka bir yerde ve daha geç saatlarde buluyorum beni tanıyanlar ise benim işlerimi yaptığımı yada kendimin hatırlamadığı kararlar aldığımı söylerlerdi ilk zamanlar buna şüpeyle yaklaşıyordum acaba beni kullanıyorlarmı diye düşünüyordum amam bunun büyü yada başka birşeyle ilişkisi yoktu bu benim içimden gelen birşeydi ve 24 yılda bunu kontrol etmeyi en azından kendimde olmadığımda yaptığım şeyleri doğru yorumlamayı öğrenmiştim ve gene yorumlama zamanıydı anladığım kadarıyla belfasın hanının yakınlarındaydım ve daha kendime gelmemiştim çünkü hala yürüyordum ve bedenim nereden gitmesi gerektiğine kendisi karar veriyordu ve işte önden koşan avım görüş alanıma girmişti ve anladım o anda ben rose u kendim takip etmeye karar vermiştim tabiki kim olsa adamlarının o başarısızlığından sonra bunu yapardı hana çok yaklaştık ve o anda hanın kapısından bir adam çıktı uzun saçlı ve omuzunda bir hayvan olan bir adam bu mesafeden hayvanın ne olduğu belli olmuyordu ama bir kuş olmadığı kesindi çünkü adamın omuzunda dolaşıp duruyordu gözlerime birşey takıldı o anda adamın kulağının olması kereken yerde sadece karaltı sanki bir iz vardı diğer tarafa bakmaya çalıştım ama öbür taraf sçları ile örtülmüştü zaten adam hemen açığını kapattı ve rose u karşılamak için öne çıktı rose un görüntüsü karşısında rahatsız olmuş ve onunla ilgilenmeye gitmişti. ben bir anda durdum ve düşünmeye başladım rose un durumunu aslında hiç acımyordum ona hatta onun bu sefaletinden delice bir zevk duyuyordum ".... ne oluyor bana......ROSE SEN BENİM AVIMSIIINN... hayır neler söylüyorum ben neler oluyor.... ÇOK YAKINDA SENİN SAYENDE İSTEğİME ULAşICAğIM ÇOK YAKINDA. GEL KARDEşİM GİDELİM... kardeşimmi kardeşim kim ben ne diyorum kimse yok burada...TAMAM SUS GİDİYORUZ ARTIK SEN UYU" ve binanın gölgesindeki siluet karanlık sokaklara karışarak gölgelerde ilerledi.
aslında benim bir imzam yok; çünkü beni tanıyanlar bana ihtiyacı olanlardır, bana ihtiyacı olanlar ise benim ihtiyacım olanlardır.
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Beni hanın hemen kapısında karşılayan arkadaıma bile fazla bir tepki vermeden öylesine bir hışımla girdim ki içeriye, içeridekiler kendilerini kalkmaya zorunlu gibi hissetmişlerdi. Yine şöminenin önündeki masaya oturdum ve yumruğumu masaya indirdim. Dudaklarımdan kaçan "lanet olsun" nidası herkes için fazla yüksek ve öfkeli bir tondaydı. Garip bakışları umursamadım ama bu iş parmaklarımın arasında kötü bir bulmacaya dönecekmiş gibi geliyordu bana.
Eski dostlkardan yardım alsam? Eski loncamın hala bana yakın olan dostlarımı konuşmaya davet etsem? Belki içlerinden bir kaçı hala bana karşı olan sevgilerini ve yakınlıklarını kaybetmemiştir. Belki lonca içi,nde ki eski sevgilim bile bana yardım edebilirdi. herşeyi denemeye vardım ama bu iş böyle kalmayacaktı. İşin sorumlusu loncaysa, lonca; işin sorumlusu başka bir grupsa, onlar bu işten sağlam çıkamayacaklardı. İntikamımı aldığım hep bilinirdi ve bu bu kez de değişmeyecekti...!
Eski dostlkardan yardım alsam? Eski loncamın hala bana yakın olan dostlarımı konuşmaya davet etsem? Belki içlerinden bir kaçı hala bana karşı olan sevgilerini ve yakınlıklarını kaybetmemiştir. Belki lonca içi,nde ki eski sevgilim bile bana yardım edebilirdi. herşeyi denemeye vardım ama bu iş böyle kalmayacaktı. İşin sorumlusu loncaysa, lonca; işin sorumlusu başka bir grupsa, onlar bu işten sağlam çıkamayacaklardı. İntikamımı aldığım hep bilinirdi ve bu bu kez de değişmeyecekti...!
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
"Hayır efendim! Sincap bile olsa suçunun cezasını çekmeli."
Belfas, kuvvetli bir iç çekişten sonra bir an Yargıç"ı sakinleştirmek için ne yapması gerektiğini düşündü:
"Bak Yargıç, tekrar ediyorum. Sincap fıstıkları çalmıyordu, ben kendim izin verdim. Tamam mı? Ortalığın haline bak, ne masa kaldı, ne de tabure. Bundan sonra heryeri dağıtmadan önce bana sor."
"Suçluyu korumaya çalışma Belfas efendi, bunun cezası ağırdır."
"Be adam, dediklerimi niye dinlemiyorsun. Ortada suçlu falan yok, yeter artık."
Kunik, etrafı toparlamakla uğraşırken, Belfas"ın haline kıs kıs gülüyordu. Kapı şiddetle açıldı, içeri giren Rose kendini şöminenin önündeki masaya attı. Masayı parçalamak istercesine vurduğu yumrukla beraber haykırdığı "Lanet olsun!", handaki seslerin bir anda kesilmesine neden oldu. Belfas, Kunik"in endişeli bakışlarını yakaladı, ardından hala itiraz etmekle meşgul olan Yargıç"ı sürükleyerek dışarıya çıktı. Kunik, Rose"un sakinleşmesi için biraz zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu, bu durumdayken yanına yaklaşmak pek akıllıca değildi, işine devam etmeye karar verdi.
Rose"un aklından bin bir türlü olasılık geçiyordu. Büyük bir oyunun içine çekildiği açıktı, tapınağa saldırmaya cesaret edebilecek kaç kişi vardı ki. İpuçları loncayı işaret ediyordu ama lonca işlerini bu kadar açıkça yapmazdı, hele ki tapınağa yapılan bir saldırı. Kızıl akrep, loncanın açıkça meydan okuduğunu gösteriyordu, ancak bu sadece hainlerin başına ne geleceğini göstermek için kullanılırdı. Loncadan neden kovulduğunu düşündü. Loncaya ait sırları tapınağa taşıdığından mı kuşkulanmışlardı? O zaman kendisine niye saldırılmamıştı? Tapınağa saldırı başarılı olsaydı, belki de bir sonraki hedef kendisi olacaktı. Kendisinin farkında olmadığı önemli bir şey mi biliyordu? Yakınındakiler de tehlike altında olabilir miydi? Kunik, Belfas, hatta sincaplı adam. Belki de lonca"nın hedefi gerçekten de anne ve babasıydı, acaba lonca ile bir şekilde ilişkileri mi vardı? Bu olanaksız görünüyordu, ailesinin katı görüşlerini çok iyi biliyordu. Olayda başka birinin parmağı var mıydı, Rose"un veya tapınağın lonca ile karşı karşıya gelmesinden kimin çıkarı olabilirdi? Hem loncanın, hem de tapınağın bütün nefretini toplamaktan çekinmeyecek kadar güçlü veya çılgın biri. Her kim olursa olsun, kimse onunla oyun oynayamazdı. Cevap bekleyen çok soru vardı.
Kunik"in yanına gelmesiyle düşüncelerinden sıyrıldı, biraz sakinleşmişti. "Yardım ister misin?" diye sordu eski dostu Kunik, şu an güvenebileceği tek dostu.
Belfas, kuvvetli bir iç çekişten sonra bir an Yargıç"ı sakinleştirmek için ne yapması gerektiğini düşündü:
"Bak Yargıç, tekrar ediyorum. Sincap fıstıkları çalmıyordu, ben kendim izin verdim. Tamam mı? Ortalığın haline bak, ne masa kaldı, ne de tabure. Bundan sonra heryeri dağıtmadan önce bana sor."
"Suçluyu korumaya çalışma Belfas efendi, bunun cezası ağırdır."
"Be adam, dediklerimi niye dinlemiyorsun. Ortada suçlu falan yok, yeter artık."
Kunik, etrafı toparlamakla uğraşırken, Belfas"ın haline kıs kıs gülüyordu. Kapı şiddetle açıldı, içeri giren Rose kendini şöminenin önündeki masaya attı. Masayı parçalamak istercesine vurduğu yumrukla beraber haykırdığı "Lanet olsun!", handaki seslerin bir anda kesilmesine neden oldu. Belfas, Kunik"in endişeli bakışlarını yakaladı, ardından hala itiraz etmekle meşgul olan Yargıç"ı sürükleyerek dışarıya çıktı. Kunik, Rose"un sakinleşmesi için biraz zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu, bu durumdayken yanına yaklaşmak pek akıllıca değildi, işine devam etmeye karar verdi.
Rose"un aklından bin bir türlü olasılık geçiyordu. Büyük bir oyunun içine çekildiği açıktı, tapınağa saldırmaya cesaret edebilecek kaç kişi vardı ki. İpuçları loncayı işaret ediyordu ama lonca işlerini bu kadar açıkça yapmazdı, hele ki tapınağa yapılan bir saldırı. Kızıl akrep, loncanın açıkça meydan okuduğunu gösteriyordu, ancak bu sadece hainlerin başına ne geleceğini göstermek için kullanılırdı. Loncadan neden kovulduğunu düşündü. Loncaya ait sırları tapınağa taşıdığından mı kuşkulanmışlardı? O zaman kendisine niye saldırılmamıştı? Tapınağa saldırı başarılı olsaydı, belki de bir sonraki hedef kendisi olacaktı. Kendisinin farkında olmadığı önemli bir şey mi biliyordu? Yakınındakiler de tehlike altında olabilir miydi? Kunik, Belfas, hatta sincaplı adam. Belki de lonca"nın hedefi gerçekten de anne ve babasıydı, acaba lonca ile bir şekilde ilişkileri mi vardı? Bu olanaksız görünüyordu, ailesinin katı görüşlerini çok iyi biliyordu. Olayda başka birinin parmağı var mıydı, Rose"un veya tapınağın lonca ile karşı karşıya gelmesinden kimin çıkarı olabilirdi? Hem loncanın, hem de tapınağın bütün nefretini toplamaktan çekinmeyecek kadar güçlü veya çılgın biri. Her kim olursa olsun, kimse onunla oyun oynayamazdı. Cevap bekleyen çok soru vardı.
Kunik"in yanına gelmesiyle düşüncelerinden sıyrıldı, biraz sakinleşmişti. "Yardım ister misin?" diye sordu eski dostu Kunik, şu an güvenebileceği tek dostu.
Boşuna mutluluğu aramayın, ancak acılarınızı azaltabilirsiniz.
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Karşımda güveni en muhtşem haliyle telkin eden dosta baktım ve acılı da olsa iyi bir tebessümle karşılık verdim sorusuna ve oturması için önümdeki sandalyeyi işaret ettim. Gözlerimde ki siniri yok etmeye çalışıyordum, ne kadar başarmıştım o ayrı ama bunun için çaba gösterdiğim belliydi.
"Kunik çevikliğine ve şansına güvenirsen sana yardım edebileceğin bir durum söylerim."
Kunik gözlerimin içine öyle bir bakıyordu, anlamlar çözülemeyecek kadar birbiriyle bütünleşmişlerdi. Bu işe onu sokmanın ne kadar doğru olabileceğini bilşmiyordum ama eski loncama girip, eski sevgilimle iletişime girmek için ona ihtiyacım vardı. kabul etmeme olasılığına karşı birini daha aklımda bulunduruyordum ama güven anlamını veren tek kişi Kunikti. Cevabını içtenlikle bekledim ve bu arada sakinleşmeye başladığımı hissediyordum. Sadece bedenen!
"Kunik çevikliğine ve şansına güvenirsen sana yardım edebileceğin bir durum söylerim."
Kunik gözlerimin içine öyle bir bakıyordu, anlamlar çözülemeyecek kadar birbiriyle bütünleşmişlerdi. Bu işe onu sokmanın ne kadar doğru olabileceğini bilşmiyordum ama eski loncama girip, eski sevgilimle iletişime girmek için ona ihtiyacım vardı. kabul etmeme olasılığına karşı birini daha aklımda bulunduruyordum ama güven anlamını veren tek kişi Kunikti. Cevabını içtenlikle bekledim ve bu arada sakinleşmeye başladığımı hissediyordum. Sadece bedenen!
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Onun gözlerinde ki içtenlik o kadar netti ki! Yardım etmek için ölünsünü serebileceğine yemin edebilirdim...(sokakta büyüen kimse bi başkası için bunu yapmaz gibi geliyordu uzun zaman önce.) O merak beni bile cezbetmişti. Sinmirlerimi rahat bıraktım ve dirseklerimi masaya koyup ona doğru eğildim. konuşmaya başladığımda daha iyiydim. O bile muhtemelen fark etmişti. Tabii gözünden hiç bir şeyin kaçmadığı düşünülünce....
"şimdi dinle. şeyi....mmm..benim...loncada ki eslki sevgilimi tanıyor musun? Adı Matyre. Loncanın seçilmiş adamlarındandır. Mutlaka biliyorsundur. Onu benimle iletişime geçirmen lazım dostum."
"şimdi dinle. şeyi....mmm..benim...loncada ki eslki sevgilimi tanıyor musun? Adı Matyre. Loncanın seçilmiş adamlarındandır. Mutlaka biliyorsundur. Onu benimle iletişime geçirmen lazım dostum."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Uyandı... Rose'la sabaha kadar konuşmulardı ve genç kadın uykuya yatalı fazla olmuyordu. Matyre'i elbette tanıyordu, lonca'nın becerikli katili oldukça yakışıklı -ve bir o kadar da kendini beğenmiş- ve yetenekli bir adamdı. Mutfağa bitişik odasından çıkıp, mutfaktaki varillerden birinden aldığı bir avuç suyu yüzüne vurdu. Belfas uyanmış etrafı süpürmekteydi. 'Ã?ğleden sonra gelirim!' dedi ciddi bir tonla. Belfas 'Seni keçi boku gene nereye gidiyorsun!' demek için ağzını açtı, fakat Kunik'in yüzündeki ciddi ifadeyi görünce vazgeçti. Yeleğinin iç kısmından ufak bir hançer çıkarıp Kunik'e fırlattı: 'Kendine dikkat et!'. Kunik şaşırarak hançeri havada yakaladı. Krem rengi sapına çeşitli figürler işlenmiş parlak hançerin eline değmesiyle yüreğine bir sıcaklıkla birlikte güven doğdu. Belfas'a bakıp kafasıyla onayladı ve yola koyuldu.
Hırsız Loncası... Gizlice girilmesi en zor mekandı şehirde, belki de valinin konağına girmek bile daha kolaydı. Kunik sokak aralarında rahatça yürümeye devam etti. En azından şu an için avantajlıydı. Hangi salak hırsız loncaya gündüğz vakti girmeyi düşünebilirdi ki? Lonca binasının sokağındaki pazar yerine vardı. Ve tezgahlardaki malları izlemeye başladı. Zengin bir tüccar görünce hevesle gülümsedi, zarif parmaklarının adamın para kesesine uzanması çok da zor olmamıştı. Bir iki adım atıp keseyi başka bir adamın cebine bıraktı. Sonra loncaya biraz daha yaklaşıp 'Hırsız yakalayın!' diye bağırdı. Lonca'nın bulunduğu ara sokağa daldı ve lonca muhafızlarının hızla yan sokaktan fırlayıp pazar yerine koştuğunu görünce büyük bir tebessüm yayıldı yüzüne. Sessiz adımlarıyla loncaya doğru ilerlemeye devam etti.
Hırsız Loncası... Gizlice girilmesi en zor mekandı şehirde, belki de valinin konağına girmek bile daha kolaydı. Kunik sokak aralarında rahatça yürümeye devam etti. En azından şu an için avantajlıydı. Hangi salak hırsız loncaya gündüğz vakti girmeyi düşünebilirdi ki? Lonca binasının sokağındaki pazar yerine vardı. Ve tezgahlardaki malları izlemeye başladı. Zengin bir tüccar görünce hevesle gülümsedi, zarif parmaklarının adamın para kesesine uzanması çok da zor olmamıştı. Bir iki adım atıp keseyi başka bir adamın cebine bıraktı. Sonra loncaya biraz daha yaklaşıp 'Hırsız yakalayın!' diye bağırdı. Lonca'nın bulunduğu ara sokağa daldı ve lonca muhafızlarının hızla yan sokaktan fırlayıp pazar yerine koştuğunu görünce büyük bir tebessüm yayıldı yüzüne. Sessiz adımlarıyla loncaya doğru ilerlemeye devam etti.
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
şansına güvenmek ve bunu kimsenin beklemeyeceğini ummak zorundaydı, gayet rahat adımlarla lonca'nın ön kapısından içeri dalıverdi. Etraf sessizdi. Geniş holde üç kapı bulunmaktaydı. Bunlardan soldakini seçti ve üst katlara çıkan merdivenlerin bulunduğu koridora daldı. Matyre'in odası diğer önemli lonca sakinlerininki gibi üst kattaydı. Tam merdivene ulaşmıştı ki, bir başka muhfızla burun buruna geldi. Adam elini sertçe Kunik'in omzuna attı ve hırıltılı sesiyle 'Ne işin var burda!' dedi. Blöf ve yalan, Kunik için çocuk oyuncağıydı özellikle karşısındakilerin zekası çiftleşme mevsimindeki bir domuza denk olunca! Adamın elini sertçe ittirdi. 'Ã?ek o pis elini üzerimden seni sıçan! Usta'ya (şehirde lonca başkanının adı pek bilinmez ve ona Usta diye hitab edilirdi) hediyesini vermeye gidiyorum.' Belfas'dan aldığı parlak hançeri usulca pelerinin kıvrımlarından çıkarıp muhafızın şaşkın bakışlarına sergiledi. 'Hemen yolumdan çekil, bildiğin gibi Usta gecikmelerden hoşlanmaz ve geciktirmenin cezasını bildiğinden eminim!' Muhafız titreyerek kenara çekildi. Kunik gülmemek için kendini zor tutarak vakur adımlarla merdiveni tırmandı. Merdivenleri tırmanmayı bitirdiğinde muhafızın kesesini pelerinin kıvrımlarına saklayıp Matyre'in odasını bulmak için etrafına bakındı. Muhtemelen ortada bulunan en iyi döşenmiş odalardan biriydi.
Kunik dikkatlice gözünü kapı deliğine dayadı. Matyre şöminenin başında oturmuştu, karşısındaysa sırtı kapıya dönük bir başka adam oturmaktaydı. Sağ tarafından gelen bir çıtırtı Kunik'in ilgisini o yöne çekti, sadece bir fındık faresi... Gözünü tekrar kapı deliğine dayarken içeriden bir hırıltı yükseldi, sanki birinin boğazını temizlemesi gibi diye düşündü önce, fakat gözünü kapı deliğine dayadığında kesilmiş bir boğaz sesine daha çok benzediğini gördü. Matyre çaresizce boğazını tutmuş, kıymetli yaşamının boğazındaki derin kesikten akıp gitmesini engellemeye çalışıyordu. Kunik oradan hızla ayrılmadan önce sadece şunu duydu: 'Evet kardeşim tam istediğimiz gibi, o kahrolası ukalanın işi bitti. Artık ihanetinden korkmamıza gerek yok!'
Kunik dikkatlice gözünü kapı deliğine dayadı. Matyre şöminenin başında oturmuştu, karşısındaysa sırtı kapıya dönük bir başka adam oturmaktaydı. Sağ tarafından gelen bir çıtırtı Kunik'in ilgisini o yöne çekti, sadece bir fındık faresi... Gözünü tekrar kapı deliğine dayarken içeriden bir hırıltı yükseldi, sanki birinin boğazını temizlemesi gibi diye düşündü önce, fakat gözünü kapı deliğine dayadığında kesilmiş bir boğaz sesine daha çok benzediğini gördü. Matyre çaresizce boğazını tutmuş, kıymetli yaşamının boğazındaki derin kesikten akıp gitmesini engellemeye çalışıyordu. Kunik oradan hızla ayrılmadan önce sadece şunu duydu: 'Evet kardeşim tam istediğimiz gibi, o kahrolası ukalanın işi bitti. Artık ihanetinden korkmamıza gerek yok!'
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Durum oldukça endişe verici bir hal almaya başlamıştı. Belfas sıkıntıyla birasından bir yudum aldı, çocuğun sağ salim geri döneceğinden şüphesi yoktu. Fakat işler gitikçe daha da ciddileşiyordu ve Belfas loncanın yöntemlerini telaşlanıcak kadar iyi biliyordu. Ã?nündeki parşomeni dikkatle katlayıp mührünü bastı. Ahıra bakan seyisi çağırıp ona, bir an evvel Tentorania'ya gidip mektubu Radian Lightsabre'a vermesini söyledi. Garson kızlardan Matilda'ya büfede durmasını söyleyip, odasına çekildi. Elden geçirilmesi gereken eşyaları dolapta duruyordu. Uzun ve hafif kılıcını alışmış bir rahatlıkla eline aldı...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
