Skylancer'in yazısını okuduktan sonra, bir başka yere yazmış olduğum yazıyı buraya da yazma ihtiyacı hissettim.
[Oyuncu'nun El Kitabı: ]"[rol yapma oyununu] ingilizce bilmeyende [sic] oynamasın" derken kıt türkçe bilgilerinin yanısıra, seçkinci tavırlarını da yansıtan kişilerin beyhude çabalarını, tabiri caizse alınlarına bir tokat aşkederek, engelleme yoluna giden zindanlar ve ejderhalar oyunun kural kitabı. kendilerine altı üstü bir oyundan kimlik biçecek kadar aciz kişilerin -ki unutmamaları gerekir, ingilizce'sine çok özendikleri, aman ne karizmatik, diye yere göğe koyamadıkları bu oyunlardan kendilerine kimlik biçenlere, orada bile gerzek denmektedir (hadi iki harf atın, geek densin, ingilizcesi karizmatik oluyor değil mi? aferin!) - fatih altayli'nin programında iki kelam edebilip oyunu anlatabilmeleri için; iki tane pinpon, ekran budalası, sözde bilim adamı, pisikiyatristin maskarası olmamaları için; oynadıkları oyunun türkçe'ye çevrilmiş olması gerekmektedir. artık elde bir çeviri metin olduğundan seçkinci tavır nispeten engellenecektir. bu oyunları oynayan şurekadan "kitapları ingilizcesinden okuyorum," diyenlerin kaçının okuduğunu anladığı su götürürken, bunların yazdıkları, oynadıkları oyunların, öykülerin de ne kadar türkçe olabildiği, hatta ve hatta bir fikri ne kadar aktarabildiği de şüpheldir. en önemli yararı ileride yazın dizgesinde türkçe bir şeyler üretilmesine fırsat sağlamak olacak oyuncu'nun el kitabı'nın çevirisi eleştirilmelidir elbette; ancak daha iyi, daha türkçe bir metin çıkması için eleştirtilmelidir. bu çevrilemez diyen, altı üstü bir oyun olan zindanlar ve ejderhaları hayatlarının merkezine oturtup, bir de ingilizce oynadıkları için ulema kesilen madrabazların "oek ingilizce kalsın; oyun ingilizce oynansın" nidaları çok geç olduğu gibi, saçmadır da. türkçe oek ve türkçe ryo bir alt-kültürün gereksinimlerinin ötesine geçeli olmuştur -kanaatimce lara falay olayı bunun belirgin bir örneğidir. bunun yanısıra özellikle zindanlar ve ejderhalar oyununun bunca yıllık evrimi içerisinde batı kültürü odaklı olmaktan uzaklaşamadığı söylenebilirse de, kural sistemi ve oyun kültürü açısından türkçe'ye geçmesi için bir engel olmadığı, en azından yaklaşık on yıldır karınca sürüsü gibi artan oyuncu ve madrabaz sayısından anlaşılabilir.
Bu yazıyı yazdığım tarihi de belirtme ihtiyacı hissediyorum:
15.09.2003
Yani
Skylancer için yazılmış bir yazı değildir.
Ancak şu var, kendisini de kimlik alanını korumaya çalışan bir alt-kültürün üyesi olarak görüyorum.
Kendisi dilbilim çalışmaları hakkında bilgi sahibi olsa, çeviribilim çalışmaları hakkında bilgi sahibi olsa, aslında bu daha önce saydığım iki basamağın içinde olan İngilizce'yi ve özellikle Türkçe'yi iyi bilse, bu söylediklerinin ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaktır.
Birincisi diller birbiriyle kıyaslanmaz ve hiçbir dilin yetersizliğinden bahsedilemez; ikincisi eşsiz eserler olduklarını düşünüp çevirilemeyeceklerini savundukları bu kitapların kendi yazın dizgeleri içindeki yeri ve saygınlıkları hakkında bilgi sahibi olsa belki bu kitapları bu kadar da göklere çıkarmaz; üçüncüsü kendisinin
kesin bir yanlışı var:
Bu kitaplar kesinlikle ve kesinlikle İngilizce bilmeyenler için çevriliyor. Sizin gibi "eşsiz" İngilizcesi olan kişiler için değil.
Ã?evirinin amacı içerisinde "bunu bu kitabı İngilizce okumuş olanlara beğendirelim" gibi bir kaygı yoktur. Esas kaygı Türkçe bilen ve Türkiye'de yaşayan insanlar için
anlamlı bir metin ortaya çıkarmaktır. (Hatta çeviribilimdeki Skopos kuramını birazcık esnetirseniz, bu yolda her şey mübahtır.)
Bu kaygının kaybolduğu durumlarda "asla sadakat" (Skylancer'a göre çevirilerin eksik kaldığı nokta,) üzerinde duran (ki bu "asıl" ve "sadakat" sözcüklerinin ikisinin de birer "üst anlatı" öğesi olduğunu ve boş kavramlar olduğunu düşündüğümü söyleyeyim) bir metin çıkar. Bu metin çok fazla sayıda kaynak metin öğesi içerecektir (RYO kitaplarının çevirilerinde İngilizce öğelerin çokluğunu belirtmek gerekir.)
şöyle de bir tezim olacak: "Beğenmediğinizi" (ki neye göre kime göre sorularını da yinelemek lazım) söylediğiniz çevirileri bir gözden geçirin, çoğunun içlerinde "asla sadakat" öğesinin ağır bastığını ve "İngilizce" kalmış sözcük öbeklerinin çokluğunu göreceksiniz.
Aslında Skylancer'in yazısı faraziyeler üzerine kurulu, özellikle de çevirilere ve Türkçe'ye olan eleştirileri belli bir norm, yöntem ve üzülerek söylemeli, bilgi içermediği için dikkate almayı dahi gerektirmiyor.
Son olarak şu görüşleri vurgulamak istiyorum:
Ã?eviride sözcük karşılıkları matematiksel eşdeğerlilikler değildir.
Diller farklı düşünce dizgelerini/ farklı kültürleri yansıtır.
Kültürler arasında eşitlik yoktur.
Kültürler arasında bir hiyerarşi de yoktur ("Yukarı" ve "aşağı" gibi).
Yazında da çeviride de "norm"ları belirleyen o dönemin kültürüdür.
Yazında son dönemde altı çizilen konu, metnin "tek anlamlı" olmayışı ve tek anlamın her zaman karşıt anlamını içerdiğidir.
Tek anlamı olmayan bir metnin tek bir çevirisi de olamaz.
Doğru çeviriyi belirleyebilecek bir kişi yoktur, doğru çeviri bir uzlaşıdır.
Ã?evirmen kadar çok sayıda çeviri vardır.