İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)
Dumanlı dağlara varmışlardı. Reiwen attığı her adımda soğuk havayı biraz daha hisseder olmuştu. Dev dağların arasında henüz rahatsızlık duymadan sorunsuzca yürüyebiliyordu. Bir süre engebeli arazide yürümüşlerdi ve yavaştan dağı tırmanma vakti geldiğinde havanın daha da soğumaya başladığını muhtemelen herkes hissetmişti. Neyse ki pelerini bu tür hava koşulları için yaratılmıştı. Keskin havayı yumuşatıyordu.
Urithviel'e doğru yaklaştı, "Hava gittikçe soğuyor." dedi gülümsedi, "Carrock'a kadar yürüyeceğimizi tahmin ediyordum. Dev Kartallarla yolculuk yapacak olmamız... Heyecan verici, siz ne dersiniz leydim?."
Urithviel'e doğru yaklaştı, "Hava gittikçe soğuyor." dedi gülümsedi, "Carrock'a kadar yürüyeceğimizi tahmin ediyordum. Dev Kartallarla yolculuk yapacak olmamız... Heyecan verici, siz ne dersiniz leydim?."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"Benim adım Urithviel Peredhil leydim. Bu yolculukta sizin yanınızda olacağım. Bir dileğiniz olursa söylemekten çekinmeyiniz."
Adurant karşısındaki güzel elf kızına bakarak gülümsemişti. Sonra uzanıp onun elini sevgiyle tuttu. Görünüşe göre düşüncelerinden sıyrılmıştı.
"Sizi tanıdığıma sevindim Urithviel Hanım. Zor bir yolculuğa çıkıyoruz, ama kafiledeki iki hanım olarak hep birbirimize destek olacağımızı tahmin ediyorum. Lütfen, herhangi bir şeyi bana söylemekten çekinmeyin. Sizinle dost olmak istiyorum."
Kendi derin düşüncelerine dalıp gitmişken, acaba çevresindekilerin kalbini kırmış olabilir miydi? Başını iki yana salladı... Bunları telafi etmek için elinden geleni yapabilirdi...
---
Adurant, hızlı ve hafif adımlarıyla kafilenin ortasında bir yerde rahatlıkla tırmanıyordu dağa. Bir yandan gökyüzünü tarıyordu gözleri ile. Bazen de yanına dönerek Urithviel'e bakıyordu. Onunla ve diğerleri ile yan yana yürümek, böyle bir yolculuğa çıkıp maceraya atılmak kendisi için çok sıra dışı bir şeydi. İstemese de heyecanlanıyor, bazen fazla acele hareket ediyordu.
Bir kaç kere kısa bacaklarıyla tırmanma zorluğu yaşayan cücelere yardım etmeyi düşünse de, mizaçlarından korkarak kendini tuttu.
Ama sonunda adının Gmoen olduğunu öğrendiği cüce, tam önündeki kaya parçasına tırmanmak için of puf uğraşırken dayanamadı ve kendisine ağır da gelse cüceyi butlarından itekleyerek yukarı çıkarttı.
Gmoen'in vereceği tepkiden biraz da çekinerek üç adım yana sıçardı. Ama biliyordu ki bu yana bakarsa suratı bu işi kendisinin yaptığını açık edecekti...
Adurant karşısındaki güzel elf kızına bakarak gülümsemişti. Sonra uzanıp onun elini sevgiyle tuttu. Görünüşe göre düşüncelerinden sıyrılmıştı.
"Sizi tanıdığıma sevindim Urithviel Hanım. Zor bir yolculuğa çıkıyoruz, ama kafiledeki iki hanım olarak hep birbirimize destek olacağımızı tahmin ediyorum. Lütfen, herhangi bir şeyi bana söylemekten çekinmeyin. Sizinle dost olmak istiyorum."
Kendi derin düşüncelerine dalıp gitmişken, acaba çevresindekilerin kalbini kırmış olabilir miydi? Başını iki yana salladı... Bunları telafi etmek için elinden geleni yapabilirdi...
---
Adurant, hızlı ve hafif adımlarıyla kafilenin ortasında bir yerde rahatlıkla tırmanıyordu dağa. Bir yandan gökyüzünü tarıyordu gözleri ile. Bazen de yanına dönerek Urithviel'e bakıyordu. Onunla ve diğerleri ile yan yana yürümek, böyle bir yolculuğa çıkıp maceraya atılmak kendisi için çok sıra dışı bir şeydi. İstemese de heyecanlanıyor, bazen fazla acele hareket ediyordu.
Bir kaç kere kısa bacaklarıyla tırmanma zorluğu yaşayan cücelere yardım etmeyi düşünse de, mizaçlarından korkarak kendini tuttu.
Ama sonunda adının Gmoen olduğunu öğrendiği cüce, tam önündeki kaya parçasına tırmanmak için of puf uğraşırken dayanamadı ve kendisine ağır da gelse cüceyi butlarından itekleyerek yukarı çıkarttı.
Gmoen'in vereceği tepkiden biraz da çekinerek üç adım yana sıçardı. Ama biliyordu ki bu yana bakarsa suratı bu işi kendisinin yaptığını açık edecekti...

Gmoen, o kadar sinirlendi ki dili dönmedi bir türlü ve saçmalamaya başladı: "Prenses... Lokmamı yut deseydiniz de olurdu... Yani tutmasaydınız da düşerdim ne de olsa... Aaaa, rahat bırakın. Dokunmayın orama burama."
Adurant'ın aslında ona gizlice yardım etmeye çalışması hoşuna gitmişti az da olsa, ne de olsa gizlice yardım etmeye kalkmıştı. Ardından da sanki kendisi bir şey yapmamış gibi davranmaya kalkmıştı ama Gmoen, anında anlamıştı ona kimin dokunduğunu.
"şu işe bak ya, bir büyücünün yerini sormak için on kişi yola çıktık. Gören bakan da Mordor'a savaşa gidiyoruz sanır. Düşman dev kartalları görünce durumdan şüphelenecekmiş, sanki sülale gibi dolaşan farklı ırklardan kategorilere ayrılmış bizleri gördüklerinde pikniğe gidiyoruz diye düşünürler de..." diye homurdanıyordu boyuna.
Adurant'ın aslında ona gizlice yardım etmeye çalışması hoşuna gitmişti az da olsa, ne de olsa gizlice yardım etmeye kalkmıştı. Ardından da sanki kendisi bir şey yapmamış gibi davranmaya kalkmıştı ama Gmoen, anında anlamıştı ona kimin dokunduğunu.
"şu işe bak ya, bir büyücünün yerini sormak için on kişi yola çıktık. Gören bakan da Mordor'a savaşa gidiyoruz sanır. Düşman dev kartalları görünce durumdan şüphelenecekmiş, sanki sülale gibi dolaşan farklı ırklardan kategorilere ayrılmış bizleri gördüklerinde pikniğe gidiyoruz diye düşünürler de..." diye homurdanıyordu boyuna.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Ilthar biraz daha arkadan geliyordu. Rüzgarın sarf ettiği sözcükleri alıp götürmesini aldırmayıp konuştu "Soğuk mu? Nerede?" dedi Ilthar kaşını kaldırıp. "Aah, tabii siz elfler her şeye karşı dayanıksız olduğunuz gibi soğuğa karşı da dayanıksızsınız. Anlaşılabilir."
Ilthar bir elfin Gmoen'e yardım ettiğini görünce dili tutuldu. Keşke sırf elf olmayla kalaydı, bu bir orman elfiydi, hatta orman elflerinin prensesiydi! Bir şey söylemeye kalktı fakat kelimeler boğazına dizildi ve "Gah!" diye bir ses çıktı ağzından. "Gmoen...ahh! Cücelerin yüz karasısın!" dedi iğrenmiş bir surat ifadesiyle. "Bir prensesten yardım alıyorsun, bir prenses! Ã?elimsiz bir orman elfi!" kafasını salladı. Baltasını çıkartıp yere sapladı ve herkesin durup kendisine bakmasına sebep oldu. "Basit kurallara ihtiyacımız var. Elflere söylüyorum, evet size. Benden yardım beklemeyin, bana da yardım etmeyin. Gmoen, sen de ne halin varsa gör."
Baltasını yerden çıkarttı ve Gmoen'in takıldığı yerdeki kayaya baltasının altındaki sivri kısmı vurdu, sabitledi ve sanki ipe tırmanıyormuş gibi çıktı. Derin bir nefes aldıktan sonra hıhladı ve "Karşınızda şaklaban mı var? E hadi, yürüsenize be!" diye sert bir tonda çıkıştı.
Ilthar bir elfin Gmoen'e yardım ettiğini görünce dili tutuldu. Keşke sırf elf olmayla kalaydı, bu bir orman elfiydi, hatta orman elflerinin prensesiydi! Bir şey söylemeye kalktı fakat kelimeler boğazına dizildi ve "Gah!" diye bir ses çıktı ağzından. "Gmoen...ahh! Cücelerin yüz karasısın!" dedi iğrenmiş bir surat ifadesiyle. "Bir prensesten yardım alıyorsun, bir prenses! Ã?elimsiz bir orman elfi!" kafasını salladı. Baltasını çıkartıp yere sapladı ve herkesin durup kendisine bakmasına sebep oldu. "Basit kurallara ihtiyacımız var. Elflere söylüyorum, evet size. Benden yardım beklemeyin, bana da yardım etmeyin. Gmoen, sen de ne halin varsa gör."
Baltasını yerden çıkarttı ve Gmoen'in takıldığı yerdeki kayaya baltasının altındaki sivri kısmı vurdu, sabitledi ve sanki ipe tırmanıyormuş gibi çıktı. Derin bir nefes aldıktan sonra hıhladı ve "Karşınızda şaklaban mı var? E hadi, yürüsenize be!" diye sert bir tonda çıkıştı.
"Dostluğunuz beni onurlandırır leydim." dedi Urithviel mutlulukla. Kendi ırkdaşları ile anlaşması ne kadar da kolaydı! Kuytuorman Prensesi asil bir kandan geliyordu ama güzelliğinden başka hiç bir gösterişi yoktu. Tıpkı Elrond gibi o da asaletini engin bir alçakgönüllülükle taşıyordu.
Gandalf yükte hafif olmalarını söylemişti ama Urith yine de atlara yüklenmiş eşyaların arasından yedek kısa kılıçları, sadağı, ipi ve bir şişe yağı yanına almıştı. Ã?nlerinde uzanan uzun yolculukta bunlara ihtiyaçları olacaktı.
Nihayet ayrılık vakti geldiğinde diğerleri ile birlikte o da Ayrıkvadi’den ayrıldı. Vadinin tepesine çıktıklarında son bir kez arkasında uzanan evine ve artık yanmaya başlamış, titreyen ışıklarına baktı. Bir daha ne zaman döneceğini bilmiyordu, ama bir kez buradan temelli olduğunu düşünerek ayrılmıştı ve bu ondan daha zor olmayacaktı.
Dumanlı Dağlar’a tırmanış başladığında Urith Prensese ve Reiwen’e yakın yürüdü. Arada sırada fırsatını bulduklarında seslerini yükseltmeden konuşuyorlardı. Hava soğumaya başladığında Urith çantasına kaldırdığı pelerinini üzerine geçirdi ve ondan boşalan yere ipi ve kılıçları koydu. Kabzalar çantanın iki kenarından dışarıya taşıyordu ama taşınmaları böyle daha rahattı. Urithviel bu kadar yüke alışık olmadığı için biraz zorlanıyordu ama yorulmaktan henüz çok uzaktı. Bir avcı olarak yürümeye ve tırmanmaya alışıktı.
Reiwen kartallardan bahsedince denizci elfe bakıp gülümsedi. “Benim için bir ilk olacak ve çok heyecanlıyım. Sanırım bu heybetli dağlara tepeden bakmak fazla kimseye nasip olmamıştır.” Sonra Adurant’a bakıp sözlerine devam etti. “Birlikte olduğumuz için çok şanslıyız. En azından sizlere güvenebileceğimi biliyorum.”
Urith tam tempoya ayak uydurmuşken Gmoen bir kaya parçasında duraklayınca prensesin ona yardım ettiğini gördü. Adurant’ın üç adım kenara sıçradığını görünce “İyi, en azından o da biliyor başına gelecekleri.” diye geçirdi içinden. Gerçekten de bir kaç saniye sonra cücelerden ilk hakaretler duyulmaya başlanmıştı. Ilthar Kuytuorman prensesine “Ã?elimsiz” demişti ve bir kez daha baltasını çıkarmıştı.
Kendine söz vermiş Urith’in zümrüt gözleri yakut parçaları ile dolmuştu yine. Bu cüceler onu sinirlendirmeyi gerçekten de başarıyorlardı. Dilinin ucuna bir sürü söz geldi ama sabredip hepsini yuttu. Yanında Prenses varken ona karışmak düşmezdi ve Adurant’ın nasıl karşılık vereceğini merak ediyordu. Bu sayede belki ben de biraz zarafet ve diplomasi öğrenebilir, bu cüceler ile nasıl konuşmam gerektiğini anlayabilirim diye düşündü.
Cüce şimdi de hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığını söylüyordu. Sonra da baltasının yardımı ile kayaya tırmanmaya başladı. Urith ölümsüzdü ama cücenin çabasına baktıktan sonra diğer ırkların kullandığı “Bir ömür gibi geldi” kelimesinin ne anlama geldiğini daha iyi anlamıştı. Cüce kayanın tepesine çıkıp çıkışırken Urith önündeki kayaya doğru koştu, sıçradı ve kayanın dikey yüzeyinde iki adım atarak tepesine ulaştı. şimdi o da cücenin yanındaydı. Kızgın gözlerle Ilthar’a baktı ama bir şey söylemedi.
Gandalf yükte hafif olmalarını söylemişti ama Urith yine de atlara yüklenmiş eşyaların arasından yedek kısa kılıçları, sadağı, ipi ve bir şişe yağı yanına almıştı. Ã?nlerinde uzanan uzun yolculukta bunlara ihtiyaçları olacaktı.
Nihayet ayrılık vakti geldiğinde diğerleri ile birlikte o da Ayrıkvadi’den ayrıldı. Vadinin tepesine çıktıklarında son bir kez arkasında uzanan evine ve artık yanmaya başlamış, titreyen ışıklarına baktı. Bir daha ne zaman döneceğini bilmiyordu, ama bir kez buradan temelli olduğunu düşünerek ayrılmıştı ve bu ondan daha zor olmayacaktı.
Dumanlı Dağlar’a tırmanış başladığında Urith Prensese ve Reiwen’e yakın yürüdü. Arada sırada fırsatını bulduklarında seslerini yükseltmeden konuşuyorlardı. Hava soğumaya başladığında Urith çantasına kaldırdığı pelerinini üzerine geçirdi ve ondan boşalan yere ipi ve kılıçları koydu. Kabzalar çantanın iki kenarından dışarıya taşıyordu ama taşınmaları böyle daha rahattı. Urithviel bu kadar yüke alışık olmadığı için biraz zorlanıyordu ama yorulmaktan henüz çok uzaktı. Bir avcı olarak yürümeye ve tırmanmaya alışıktı.
Reiwen kartallardan bahsedince denizci elfe bakıp gülümsedi. “Benim için bir ilk olacak ve çok heyecanlıyım. Sanırım bu heybetli dağlara tepeden bakmak fazla kimseye nasip olmamıştır.” Sonra Adurant’a bakıp sözlerine devam etti. “Birlikte olduğumuz için çok şanslıyız. En azından sizlere güvenebileceğimi biliyorum.”
Urith tam tempoya ayak uydurmuşken Gmoen bir kaya parçasında duraklayınca prensesin ona yardım ettiğini gördü. Adurant’ın üç adım kenara sıçradığını görünce “İyi, en azından o da biliyor başına gelecekleri.” diye geçirdi içinden. Gerçekten de bir kaç saniye sonra cücelerden ilk hakaretler duyulmaya başlanmıştı. Ilthar Kuytuorman prensesine “Ã?elimsiz” demişti ve bir kez daha baltasını çıkarmıştı.
Kendine söz vermiş Urith’in zümrüt gözleri yakut parçaları ile dolmuştu yine. Bu cüceler onu sinirlendirmeyi gerçekten de başarıyorlardı. Dilinin ucuna bir sürü söz geldi ama sabredip hepsini yuttu. Yanında Prenses varken ona karışmak düşmezdi ve Adurant’ın nasıl karşılık vereceğini merak ediyordu. Bu sayede belki ben de biraz zarafet ve diplomasi öğrenebilir, bu cüceler ile nasıl konuşmam gerektiğini anlayabilirim diye düşündü.
Cüce şimdi de hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığını söylüyordu. Sonra da baltasının yardımı ile kayaya tırmanmaya başladı. Urith ölümsüzdü ama cücenin çabasına baktıktan sonra diğer ırkların kullandığı “Bir ömür gibi geldi” kelimesinin ne anlama geldiğini daha iyi anlamıştı. Cüce kayanın tepesine çıkıp çıkışırken Urith önündeki kayaya doğru koştu, sıçradı ve kayanın dikey yüzeyinde iki adım atarak tepesine ulaştı. şimdi o da cücenin yanındaydı. Kızgın gözlerle Ilthar’a baktı ama bir şey söylemedi.
Last edited by Bogus on Wed Jan 20, 2010 3:38 am, edited 1 time in total.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
"Ayağımı yerden kesilecek olması, hiç hoşuma gitmiyor, bana kalsa yolu uzatmak pahasına da olsa Kızılboynuzdan gitmeliydik." diye homurdandı Tumar. Grubun en arkasından geliyor, bir tehlike olursa diye Rohanlıyla beraber etrafı gözetliyordu. Ardından önündeki cücelerle elflerin münakaşasına doğru göz attı. Hızlı adımlarla ilerleyerek cücenin arkasına doğru yetişti.
" Ithar, sakin ol. Sadece yürü şimdilik." diye uyardı, cüceyi omzuna hafifçe dokunarak, Ardından elf kadına bakarak, "İlerleyin bayan, kartallar yüksekten uçar burada oyalanmak istemeyiz. Dumanlı dağlar, pek tekin değildir bilirsiniz."
" Ithar, sakin ol. Sadece yürü şimdilik." diye uyardı, cüceyi omzuna hafifçe dokunarak, Ardından elf kadına bakarak, "İlerleyin bayan, kartallar yüksekten uçar burada oyalanmak istemeyiz. Dumanlı dağlar, pek tekin değildir bilirsiniz."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Ã?nündeki büyük kayanın tepesine ellerini koydu, dağın tüm soğuğu kayalara işlemişti. Ã?nden çıkanların hemen arkasından, kollarına güç vererek bedenini saniyeler içerisinde kayanın üzerine çekmişti. Aksi cüceler yine diğerlerine homurdanıyordu. Reiwen pek tatsızlık çıkmasını istemiyordu ve bu tür ters konuşmalara bir süre cevap vermemenin iyi olacağını düşündü. Bu yükseklikte kayaların cüceler için zor engeller olduğunu biliyordu. şanslıydı ki hayatını kısa boylu birisi olarak geçirmiyordu.
Hava oldukça kararmıştı, etraflarındaki sis tabakası da gittikçe kötü bir hal alıyordu. Engin dağların arasında görüş mesafesi, tırmandıkça azalıyordu. Neyse ki aşırıya kaçan bir hava koşulunun olmaması rahatlatıcıydı. Denizyolcusu sağ kolu almıştı, dikkatli gözleriyle hem inceliyor hemde dönen muhabbetleri inceden dinliyordu. Dev Kartallara binme fikri heyecan verici olsa da korkutucuydu aynı zamanda. Gondor'lunun söylediğini duymuştu. Yürümenin daha iyi olacağı konusunda insanla aynı fikirde olsa da önlerine sunulan bu seçeneği kullanma fikri de kötü gelmiyordu. Havada kartallarla süzülürken bir sorun olmamasını diliyordu içten içe. Bir kartalın üzerinden düşerek kutsal hayatımın sonuna gelirsem, şu cücelerin dilinden ömürleri bitene kadar kurtulamam.
Yollarına devam ederlerken Gmoen ve Ilthar'ın yanına gereğinden fazla yaklaştığını fark etti. "Kartalın üstünde iki cüce, eğlenceli olacak anlaşılan!" dedi sessiz sessiz gülümserkeni. Gözünün önünde canlanan sahne elfe komik geliyordu. Gülümsemesini bastırdığında istifini bozmadan, bir yandan da kulak kabartarak dikkatini tekrar Dumanlıdağlara verdi.
Hava oldukça kararmıştı, etraflarındaki sis tabakası da gittikçe kötü bir hal alıyordu. Engin dağların arasında görüş mesafesi, tırmandıkça azalıyordu. Neyse ki aşırıya kaçan bir hava koşulunun olmaması rahatlatıcıydı. Denizyolcusu sağ kolu almıştı, dikkatli gözleriyle hem inceliyor hemde dönen muhabbetleri inceden dinliyordu. Dev Kartallara binme fikri heyecan verici olsa da korkutucuydu aynı zamanda. Gondor'lunun söylediğini duymuştu. Yürümenin daha iyi olacağı konusunda insanla aynı fikirde olsa da önlerine sunulan bu seçeneği kullanma fikri de kötü gelmiyordu. Havada kartallarla süzülürken bir sorun olmamasını diliyordu içten içe. Bir kartalın üzerinden düşerek kutsal hayatımın sonuna gelirsem, şu cücelerin dilinden ömürleri bitene kadar kurtulamam.
Yollarına devam ederlerken Gmoen ve Ilthar'ın yanına gereğinden fazla yaklaştığını fark etti. "Kartalın üstünde iki cüce, eğlenceli olacak anlaşılan!" dedi sessiz sessiz gülümserkeni. Gözünün önünde canlanan sahne elfe komik geliyordu. Gülümsemesini bastırdığında istifini bozmadan, bir yandan da kulak kabartarak dikkatini tekrar Dumanlıdağlara verdi.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Fırtınanın şiddeti beklenenden çoktu. Gandalf'ın günün güneşli geçeceği kehaneti çoktan unutulmuştu bile. Kartalların gözleri keskindi, bu fırtınada bile onları görebilirlerdi. Ama ayakları yürümekten donmuştu. Daha fazla ilerleyemeyeceklerdi.
Gorimac'ı zar zor sürükleyerek götüren Gmoen: "Sanırım kartallar bizi görsün diye açıkta bekliyoruz, ama bence iyice akşam olmadan sığınacak bir yer arayalım biz." diye düşüncesini dile getirdi.
İçi fazla geniş görünmeyen bir mağara gördüler ve oranın içine sığındılar. Gmoen: "Neyse ki Gloin, bana çakmağını vermeyi unutmamış." dedi ve Gloin'den öğrendiği bir dakikada ateş yakma hünerini sergiledi. Ã?antasında taşıdığı odunlar, ateşin etkisiyle yanmaya başlamıştı bile ve herkes bu doğal ısı kaynağına yanaştı.
Gorimac'ı zar zor sürükleyerek götüren Gmoen: "Sanırım kartallar bizi görsün diye açıkta bekliyoruz, ama bence iyice akşam olmadan sığınacak bir yer arayalım biz." diye düşüncesini dile getirdi.
İçi fazla geniş görünmeyen bir mağara gördüler ve oranın içine sığındılar. Gmoen: "Neyse ki Gloin, bana çakmağını vermeyi unutmamış." dedi ve Gloin'den öğrendiği bir dakikada ateş yakma hünerini sergiledi. Ã?antasında taşıdığı odunlar, ateşin etkisiyle yanmaya başlamıştı bile ve herkes bu doğal ısı kaynağına yanaştı.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Ilthar Tumar'ın samimi temasına hafif bir tebessüm ve kafasıyla onaylayarak cevap verdi. Uzunkulaklıların olduğu bu grupta en azından bir yandaşının olduğunu bilmek yüreğine su serpiyordu.
Yine de sinirliydi, hem kendisini yatıştırmak için, hem az da olsa ısınmak için piposunu yaktı. Tumar'ın dedikleri aklına takıldı, dev kartalların düşüncesi bile Ilthar'ın titremesine sebep oldu. Korku ve heyecanla karışık bir duyguydu, yine de kendisini avutmaya çalıştı. Bütün yolu yürümektense uçmak daha pratik olur. Hem daha önce sırtında yolcu taşımışlardır herhalde, düşürecek değiller ya. Düşmek değil de, o hızda ve o yükseklikte yüz felci geçirmek de var. Düşündükçe daha çok sorun çıkıyor, sorunlar Ilthar'ın gözünde dağ gibi büyüyordu. Eh, kartallara binmeyip elflere koz verecek halim yok ya. Oof, of... Bu inadım bir gün sonum olacak. Kafasını sağa sola salladı.
Nereye geldiklerini bilmiyordu, daha az da umursayamazdı. Ama bir yere gelmişlerdi işte. O da bir şey diye geçirdi içinden. Gmoen ateşi yakmıştı sonunda, Ilthar yardım etmeye ya da bir şey söylemeye kalkmadı. Gmoen'e küskündü, ama şu çocukların yaptığı gibi, küsüp de iki dakika sonra unutulan cinstendi. Gondorlu Tumar ve Rohanlı Eolin'in ortasına oturdu Ilthar. Eolin cücenin tarafından olduğunu gösterecek bir şey yapmamıştı ama Ilthar Rohanlıları severdi.
Tumar'ın omzuna attı elini "Cüce şarkısı bilir misin soylu savaşçı?"
Yine de sinirliydi, hem kendisini yatıştırmak için, hem az da olsa ısınmak için piposunu yaktı. Tumar'ın dedikleri aklına takıldı, dev kartalların düşüncesi bile Ilthar'ın titremesine sebep oldu. Korku ve heyecanla karışık bir duyguydu, yine de kendisini avutmaya çalıştı. Bütün yolu yürümektense uçmak daha pratik olur. Hem daha önce sırtında yolcu taşımışlardır herhalde, düşürecek değiller ya. Düşmek değil de, o hızda ve o yükseklikte yüz felci geçirmek de var. Düşündükçe daha çok sorun çıkıyor, sorunlar Ilthar'ın gözünde dağ gibi büyüyordu. Eh, kartallara binmeyip elflere koz verecek halim yok ya. Oof, of... Bu inadım bir gün sonum olacak. Kafasını sağa sola salladı.
Nereye geldiklerini bilmiyordu, daha az da umursayamazdı. Ama bir yere gelmişlerdi işte. O da bir şey diye geçirdi içinden. Gmoen ateşi yakmıştı sonunda, Ilthar yardım etmeye ya da bir şey söylemeye kalkmadı. Gmoen'e küskündü, ama şu çocukların yaptığı gibi, küsüp de iki dakika sonra unutulan cinstendi. Gondorlu Tumar ve Rohanlı Eolin'in ortasına oturdu Ilthar. Eolin cücenin tarafından olduğunu gösterecek bir şey yapmamıştı ama Ilthar Rohanlıları severdi.
Tumar'ın omzuna attı elini "Cüce şarkısı bilir misin soylu savaşçı?"
Last edited by Alenthas on Wed Jan 20, 2010 9:14 pm, edited 1 time in total.
yol boyunca pek konuşmadı.. bu bölgenin tekin olmadığını bildiğinden, daha çok grubun arka tarafını kollamaya gayret ederek ve etrafı dinleyerek ilerledi.. her an bir pusuya düşebilirlerdi.. çıktıkları görevin gizliliğinden de tam olarak emin olamıyordu.. kimse onu bu konuda bilgilendirmemişti ve bu özensizlik, askeri disipline sahip ve her tehlikeyi ve olasılığı hesaplamaya alışmış olan Eolin'i tedirgin etmişti.. bu gizli görevi yeterince gizli tutabilmişler miydi acaba..?
bu düşüncelerin dışında en büyük üzüntüsü sevgili yoldaşı Kumsal'ı Rivendell'de bırakmak zorunda kalmış olması idi.. en azından becerikli ve merhametli elf seyislerin ona iyi bakacağından emindi.. eğer bir şekilde dönemez ise onu özgür bırakmaları konusunda kendilerinden söz almıştı..
yol boyu Tumar'ı inceledi farkettirmeden.. bu sağlam yapılı askere mümkün olduğunca yakın durup hareketlerini ve tepkilerini tartmaya çalıştı.. yolun sonuna doğru Gmoen ile Adurant arasındaki kısa süreli basit bir münakaşaya verdiği yerinde ve ölçülü tepki ile içindeki şüpheler yerini rahatlığa bıraktı..
kamp yerine kadar pek muhabbet etmedi.. ara ara, istikametleri üzerinde farkettiği ötedeki muhtemel pusu mevkilerine yaklaşırken grubun takip ettiği hattın dışına çıkıp içlere doğru giriyor ve kısa süre için gözden kaybolduğu oluyordu.. o bölge geçildikten sonra ağaçların arasından tekrar ortaya çıkıyordu.. ama uçurumlu dağ sırtında yürürlerken bunu yapamadığından yayına bir ok takarak gözü yamacın sırtlarındaki kayalık girinti ve çıkıntılara çakılı bir biçimde yürüyordu..
kamp ateşi yakılıp, yiyecekler ve ateşin güvenliği biraz olsun grubun tedirginliğini gevşettiğinde Ilthar'ın Talendor oğlu Tumar'a laf atması ile yola çıktığından beri ilk kez gülümsedi.. ve ilgiyle karışık bir merakla Tumar'a çevirdi başını..
bu düşüncelerin dışında en büyük üzüntüsü sevgili yoldaşı Kumsal'ı Rivendell'de bırakmak zorunda kalmış olması idi.. en azından becerikli ve merhametli elf seyislerin ona iyi bakacağından emindi.. eğer bir şekilde dönemez ise onu özgür bırakmaları konusunda kendilerinden söz almıştı..
yol boyu Tumar'ı inceledi farkettirmeden.. bu sağlam yapılı askere mümkün olduğunca yakın durup hareketlerini ve tepkilerini tartmaya çalıştı.. yolun sonuna doğru Gmoen ile Adurant arasındaki kısa süreli basit bir münakaşaya verdiği yerinde ve ölçülü tepki ile içindeki şüpheler yerini rahatlığa bıraktı..
kamp yerine kadar pek muhabbet etmedi.. ara ara, istikametleri üzerinde farkettiği ötedeki muhtemel pusu mevkilerine yaklaşırken grubun takip ettiği hattın dışına çıkıp içlere doğru giriyor ve kısa süre için gözden kaybolduğu oluyordu.. o bölge geçildikten sonra ağaçların arasından tekrar ortaya çıkıyordu.. ama uçurumlu dağ sırtında yürürlerken bunu yapamadığından yayına bir ok takarak gözü yamacın sırtlarındaki kayalık girinti ve çıkıntılara çakılı bir biçimde yürüyordu..
kamp ateşi yakılıp, yiyecekler ve ateşin güvenliği biraz olsun grubun tedirginliğini gevşettiğinde Ilthar'ın Talendor oğlu Tumar'a laf atması ile yola çıktığından beri ilk kez gülümsedi.. ve ilgiyle karışık bir merakla Tumar'a çevirdi başını..
Aurë entuluva...!!
Grup mağaraya sığındığında Urith tedirginliğini gizlemeden bir süre mağaranın ağzında bekledi. Dağın bu yüksekliğinde, hele ki bu tür hava şartlarında mağaralar çok değerliydi ve doğanın kanunu gereği genelde yırtıcı hayvanların en güçlüsüne ait olurdu. Cüceler ateş yakmakla uğraşırken Urith mağarayı ve girişini inceledi, yerde pençe izleri aradı. Kendilerinden önce bu mağarayı neyin ne zaman kullanmış olabileceğini anlamaktı niyeti.
Not: Catboy ne gördüğümüzü, bulduğumuzu vs. sana bırakıyoruz değil mi? Bir sonraki postuna istinaden bunu notu buradan silicem.
Not: Catboy ne gördüğümüzü, bulduğumuzu vs. sana bırakıyoruz değil mi? Bir sonraki postuna istinaden bunu notu buradan silicem.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Gruba gönüllü olduktan sonra patlak veren tartışmaya hiç anlam verememişti Gorimac. Birkaç defa ortamı yatıştırmak için bir şeyler söyleyecek olduysa da her seferinde sözü ateşli bir konuşmacı tarafından kesildi. Sonunda tartışmayı yatıştıramayacağını anlayıp üzüntüyle omuz silkti. Yoldaşlarının daha ilk günden neredeyse birbirlerine bir kaşık suda boğacak duruma gelmeleri Gorimaci ziyadesiyle endişelendirmişti. Tartışma şiddetlendiğinde istem dışı olarak Gmoenin yanına sokuldu. Gandalfın müdahalesi gelene kadar da ağzını bile açmadı.
Yolculuk için son hazırlıklarını tamamlamadan önce önceki akşam çok fazla görme fırsatı bulamadığı yeğeni Meriadoc ve onun arkadaşlarının yanına gitti. Frodoya geçmiş olsun dileklerini hediye etti ve tüm genç hobbitlere çıkacakları zorlu yolculukta yetecek kadar tütün hediye etti. “Son doğum gününde Mavi Dağlarda olduğum için sana hediyeni verememiştim Meriadoc” dedi yeğenine ve ona kendi yapımı olan zarif bir pipo verdi…
Genç hobbitlerin yanından ayrıldıktan sonra son kez Bibloyla görüştü… “Silahın var mı?” dedi Bilbo. şaşıran Gorimac bir kaşı havada “Ne silahı kuzen savaşçı değilim ben.” dedi. “Ne olursa olsun yolda ne tür tehlikelerle karşılaşacağın belli olmaz. şu şanssızlığa bak ki elimdeki tüm kılıçları Frodo ve arkadaşlarına verdim. Bir şekilde bir silah edinmelisin. Belki yoldaşların sana yardımcı olurlar”. “Pek çok tehlikeden saklanarak uzak durabilirim kuzen. Ayrıca yoldaşlarım yetenekli savaşçılar ve bir hobbitin yardımına ihtiyaç duyacaklarını sanmıyorum. Ne tür tehlikelerle karşı karşıya kalırsam kalayım benim ellerim silah taşımaya uygun değil”
“Peki, madem silah almayacaksın o zaman sana maceralarımda kullandığım pelerinlerden bir kaç tanesini vereyim.” Odasındaki sandığı açtı ve içinden kahverengi ve yeşil renkli iki pelerin çıkardı. “Üstündeki pelerin çok gösterişli, yabanda çok fazla dikkat çeker. Ã?ayır, orman gibi alanlarda yeşil pelerini, dağlarda ise kahverengi olanı giy ki saklanman daha kolay olsun”. Gorimac elinden geldiğince memnun gözükmeye çalışarak Bilboya teşekkür etti ve odadan ayrıldı. Süslü pelerinini değiştirmek hiç işine gelmese de Bilbonun haklı olduğunu biliyordu. Yolculuk esnasında bunları giyecekti.
Dostu Gmoeni buldu ve beraber son hazırlıklarını tamamladılar. Gorimacin sırt çantasının büyük bir kısmını tütünler oluşturuyordu. Bunun dışında birkaç çeşit pahalı kıyafet, ateş yakmak için çakmaktaşı, cüceler ve hobbitler arasında yaygın olan şiir ve hikayeleri içeren birer kitap, birkaç parça parşömen ve bir parça kömür vardı. Ã?antası Gmoene gösterip “Bunlar yeterli mi?” diye sorduğunda Gmoenin kahkahası muhtemelen tüm Ayrıkvadide yankılanmış olmalıydı. Gorimac utançla başını eğdi ve kızaran yüzünü gizlemeye çalıştı. Neyse Urithviel yolculuk için gerekli her şeyi hazır etmişti…
Dumanlı Dağlar yolculuğu hiç de umduğu gibi gitmiyordu. Mavi Dağlara yaptığı ticari ziyaretler sayesinde dağ havalarına alışkın olduğunu düşünüyordu ama soğuk içine işlemişti bile. Dişlerinin birbirine vurarak çıkardığı takırtıyı yoldaşları duymasın diye ağzını sımsıkı kapatmıştı. Çok zorlandığı durumlarda Gmoen yardımına koşuyor ve ilerlemesi için ona destek oluyordu. Bacaklarının en son ne zaman bu kadar zorlandığını hatırlamıyordu Gorimac ve cüce dostuyla birlikte tıpkı onlardan biriymiş gibi homurdanarak yolculuğuna devam ediyordu. Yol boyunca ağzını bıçak açmamıştı ta ki konaklayacakları mağaraya varana kadar…
Mağaraya girdiklerinde neşe içinde Gmoenin ateş yakmasına yardımcı olmaya çalıştı. Bu esnada diğer yoldaşlar teker teker mağaraya girdiler. Boru gibi kalın bir sesin "Cüce şarkısı bilir misin soylu savaşçı?" dediğini duyduğunda yakmaya çalıştıkları ateşe dair her şeyi unutup ayağa fırladı. “Cüce şarkısı mı dediniz? Sanırım onları benden daha iyi bilen yoktur.” Cücenin tepkisini beklemeden sevdiği bir cüce şarkısını söylemeye başladı. şarkıyı yarıda kesip “Bu arada pipo isteyen varsa çekinmenize hiç gerek yok” dediğinde cücenin şaşkın bakışlarıyla karşılaştı ve ne kadar çocukça davrandığının farkına vardı…
Yolculuk için son hazırlıklarını tamamlamadan önce önceki akşam çok fazla görme fırsatı bulamadığı yeğeni Meriadoc ve onun arkadaşlarının yanına gitti. Frodoya geçmiş olsun dileklerini hediye etti ve tüm genç hobbitlere çıkacakları zorlu yolculukta yetecek kadar tütün hediye etti. “Son doğum gününde Mavi Dağlarda olduğum için sana hediyeni verememiştim Meriadoc” dedi yeğenine ve ona kendi yapımı olan zarif bir pipo verdi…
Genç hobbitlerin yanından ayrıldıktan sonra son kez Bibloyla görüştü… “Silahın var mı?” dedi Bilbo. şaşıran Gorimac bir kaşı havada “Ne silahı kuzen savaşçı değilim ben.” dedi. “Ne olursa olsun yolda ne tür tehlikelerle karşılaşacağın belli olmaz. şu şanssızlığa bak ki elimdeki tüm kılıçları Frodo ve arkadaşlarına verdim. Bir şekilde bir silah edinmelisin. Belki yoldaşların sana yardımcı olurlar”. “Pek çok tehlikeden saklanarak uzak durabilirim kuzen. Ayrıca yoldaşlarım yetenekli savaşçılar ve bir hobbitin yardımına ihtiyaç duyacaklarını sanmıyorum. Ne tür tehlikelerle karşı karşıya kalırsam kalayım benim ellerim silah taşımaya uygun değil”
“Peki, madem silah almayacaksın o zaman sana maceralarımda kullandığım pelerinlerden bir kaç tanesini vereyim.” Odasındaki sandığı açtı ve içinden kahverengi ve yeşil renkli iki pelerin çıkardı. “Üstündeki pelerin çok gösterişli, yabanda çok fazla dikkat çeker. Ã?ayır, orman gibi alanlarda yeşil pelerini, dağlarda ise kahverengi olanı giy ki saklanman daha kolay olsun”. Gorimac elinden geldiğince memnun gözükmeye çalışarak Bilboya teşekkür etti ve odadan ayrıldı. Süslü pelerinini değiştirmek hiç işine gelmese de Bilbonun haklı olduğunu biliyordu. Yolculuk esnasında bunları giyecekti.
Dostu Gmoeni buldu ve beraber son hazırlıklarını tamamladılar. Gorimacin sırt çantasının büyük bir kısmını tütünler oluşturuyordu. Bunun dışında birkaç çeşit pahalı kıyafet, ateş yakmak için çakmaktaşı, cüceler ve hobbitler arasında yaygın olan şiir ve hikayeleri içeren birer kitap, birkaç parça parşömen ve bir parça kömür vardı. Ã?antası Gmoene gösterip “Bunlar yeterli mi?” diye sorduğunda Gmoenin kahkahası muhtemelen tüm Ayrıkvadide yankılanmış olmalıydı. Gorimac utançla başını eğdi ve kızaran yüzünü gizlemeye çalıştı. Neyse Urithviel yolculuk için gerekli her şeyi hazır etmişti…
Dumanlı Dağlar yolculuğu hiç de umduğu gibi gitmiyordu. Mavi Dağlara yaptığı ticari ziyaretler sayesinde dağ havalarına alışkın olduğunu düşünüyordu ama soğuk içine işlemişti bile. Dişlerinin birbirine vurarak çıkardığı takırtıyı yoldaşları duymasın diye ağzını sımsıkı kapatmıştı. Çok zorlandığı durumlarda Gmoen yardımına koşuyor ve ilerlemesi için ona destek oluyordu. Bacaklarının en son ne zaman bu kadar zorlandığını hatırlamıyordu Gorimac ve cüce dostuyla birlikte tıpkı onlardan biriymiş gibi homurdanarak yolculuğuna devam ediyordu. Yol boyunca ağzını bıçak açmamıştı ta ki konaklayacakları mağaraya varana kadar…
Mağaraya girdiklerinde neşe içinde Gmoenin ateş yakmasına yardımcı olmaya çalıştı. Bu esnada diğer yoldaşlar teker teker mağaraya girdiler. Boru gibi kalın bir sesin "Cüce şarkısı bilir misin soylu savaşçı?" dediğini duyduğunda yakmaya çalıştıkları ateşe dair her şeyi unutup ayağa fırladı. “Cüce şarkısı mı dediniz? Sanırım onları benden daha iyi bilen yoktur.” Cücenin tepkisini beklemeden sevdiği bir cüce şarkısını söylemeye başladı. şarkıyı yarıda kesip “Bu arada pipo isteyen varsa çekinmenize hiç gerek yok” dediğinde cücenin şaşkın bakışlarıyla karşılaştı ve ne kadar çocukça davrandığının farkına vardı…
Tumar mağaraya, geldiğinde yavaşça oturdu. Etraf tekin değildi ama en azından mağara güvenli gibi görünüyordu.Hemen yanında cüce ile Eolin vardı. Buçukluk ise yanlarında bitmişti. Tumar cüce elini omzuna koyduğunda gülümsedi, o da elini cücenin omzuna koydu, Mızıkasını çıkardı.
" Komutan Faramir bana zamanında bir kaç cüce şarkısı öğretmişti. Uygun düşerse cüce efendi. Ateşin başında şarkı söylenmeli, tüm yaşayanların ortak noktası budur derdi Komutanımız. Doğru derdi, bize umut veren şarkılardır aslında..." diyerek şarkıya başladı....
Dünya gençti, yemyeşildi dağlar
Lekelenmemişti Ay'ın yüzü daha
Ne derelere isim konmuştu, ne taşlara
Durin uyanıp tek başına dolaştığında.
İsimsiz tepelerle vadilere isimler verdi;
Henüz tadılmamış kuyulardan su içti;
Eğilip baktığında Aynagöl'e Gördü başının gölgesi üzerinde
Dünya saftı, dağlar yüce mi yüce;
O eski günlerde, çok daha önce
Devrilişinden Nargothrond 'un yüce kralının
Ve göçmesinden Gondolin'in
Batı Denizleri'nin ötesine,
Saftı Dünya Durin 'in Günlerinde.
" Komutan Faramir bana zamanında bir kaç cüce şarkısı öğretmişti. Uygun düşerse cüce efendi. Ateşin başında şarkı söylenmeli, tüm yaşayanların ortak noktası budur derdi Komutanımız. Doğru derdi, bize umut veren şarkılardır aslında..." diyerek şarkıya başladı....
Dünya gençti, yemyeşildi dağlar
Lekelenmemişti Ay'ın yüzü daha
Ne derelere isim konmuştu, ne taşlara
Durin uyanıp tek başına dolaştığında.
İsimsiz tepelerle vadilere isimler verdi;
Henüz tadılmamış kuyulardan su içti;
Eğilip baktığında Aynagöl'e Gördü başının gölgesi üzerinde
Dünya saftı, dağlar yüce mi yüce;
O eski günlerde, çok daha önce
Devrilişinden Nargothrond 'un yüce kralının
Ve göçmesinden Gondolin'in
Batı Denizleri'nin ötesine,
Saftı Dünya Durin 'in Günlerinde.
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Sonunda bir mağarada mola verdiklerinde, Reiwen mızrağını sırtından çıkardı ve sağ omzuna yasladı. Mağaranın girişine en yakın oydu, Urithviel'den sonra. Kızıl saçlı elf mağaranın girişinde bir şeyler araştırıyordu belli ki. Sessizce dinleniyordu Denizyolcusu. Ateşe gözlerini dikmiş ve dalgalanışını izliyordu alevlerin. Her çatırtı da havaya saçılan kıvılcımların eşliğinde cüce, Gondorluya kendi şarkılarından bilip bilmediğini soruyordu. Imladris'ten ayrılmadan önce mızıkasından çıkan melodileri kısa bir süre de olsa duymuştu, savaşçı mızıkasını tekrar çıkarmıştı. şarkısı mağaranın içine huzur veriyordu adeta.
Reiwen şarkıyı sonuna kadar dinledi. Herkes gibi kendisi de bu güzel melodileri dinlemekten son derece mutluydu. Müzik huzur vericiydi, güzeldi. Reiwen içinde kalan isteğini Gondorluya bakarak belirtti.
"Telandor oğlu Tumar... Mızıkandan çıkan her melodi, söylediğin her söz huzur saçıyor. Lütfen devam edin. Sizden bir şarkı daha dinlemeyi çok isterim." dedi, aralarındaki gerginlikten kalıntı yoktu sözlerinde, daha çok neşeli ve istekli çıkmıştı sözleri. Ateşin başında dinlenirken çantasından koca koca 3 salkım üzüm çıkararak, ufak tahta tabakların üzerine koydu. Tabakları herkesin rahatlıkla uzanabileceği yerlere dağıtarak "Ağzımız tatlansın biraz efendiler, müzikler eşliğinde zihnimiz gibi midemizde neşelensin biraz."
Reiwen şarkıyı sonuna kadar dinledi. Herkes gibi kendisi de bu güzel melodileri dinlemekten son derece mutluydu. Müzik huzur vericiydi, güzeldi. Reiwen içinde kalan isteğini Gondorluya bakarak belirtti.
"Telandor oğlu Tumar... Mızıkandan çıkan her melodi, söylediğin her söz huzur saçıyor. Lütfen devam edin. Sizden bir şarkı daha dinlemeyi çok isterim." dedi, aralarındaki gerginlikten kalıntı yoktu sözlerinde, daha çok neşeli ve istekli çıkmıştı sözleri. Ateşin başında dinlenirken çantasından koca koca 3 salkım üzüm çıkararak, ufak tahta tabakların üzerine koydu. Tabakları herkesin rahatlıkla uzanabileceği yerlere dağıtarak "Ağzımız tatlansın biraz efendiler, müzikler eşliğinde zihnimiz gibi midemizde neşelensin biraz."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Gmoen: "Peh, meyveden başka ikram edecek bir şeyin yok mu?" diye homurdandı. Ardından çantasından kuru kayısı ile bir kısmı küflenmeye yüz tutmuş yarım sucuk çıkarttı. Kendi kendine onları yemeye başladı.
Mağarayı inceleyen bir tek Gmoen'in kendisi değildi. Pek de keskin olmayan gözleriyle etrafa göz attı sonra da: "Anlaşılan eski bir trol iniymiş eskiden, ama belli ki uzun zamandır kullanılmıyor. Meşhur trol pisliği kokusu burnuma gelirdi yoksa..." diye belirtti.
Mağarayı inceleyen bir tek Gmoen'in kendisi değildi. Pek de keskin olmayan gözleriyle etrafa göz attı sonra da: "Anlaşılan eski bir trol iniymiş eskiden, ama belli ki uzun zamandır kullanılmıyor. Meşhur trol pisliği kokusu burnuma gelirdi yoksa..." diye belirtti.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
