İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Post by Possessed »

"P-p-prenses mi??" diye kaldı Ekiel, bir adım atacakken ayağı takıldı iki güç adımda toparlanabildi. Hemen pelerinini düzeltti, belini dorulttu. Uzun zamandır bir elf prensesiyle karşılaşmamıştı, sakin kasaba yaşamından başka gördüğü yoktu. Deminki laubali bir şekilde etrafı izlediği halinden utandı.

"Takdir ediyorum sizi hanımefendi!" dedi ışıltılı prensese, sanki bir orman ruhları üzerine nur yağdırmıştı. "Eğer tüm topraklarımız fethedilirse unvanların bir anlamı kalmayacak. Sizin unvanınızın ilelebet kalması için savaşacağıma yemin ediyorum! Sizin de her elf gibi duyarlılığınızla bir şeyler yapmak istemenizi anlıyorum. Unvanınız için savaşmak sizin hakkınız. Sizin yanınızda olmak benim için bir gururdur!"

Yalnız kimse sakince konuşmayı becerememişti. Zaten hassas bir dönemden geçen dünya biraz anlayış bekliyordu. Ekiel de diğer ırklardan çok hoşlaşmasa da bugünlerde bir ittifak şarttı. Alevli tartışmaları da birkaç adım dışarıdan izliyordu Ekiel, ona biraz komik geliyordu bu durum. "İşte!" dedi kendi kendine, "İttifak kurmaya bile gelemeyen insan ırkından her şey beklenir!". Yalnız ortamın bir anda gerilmesiyle hazıra geçti. Hele cüce baltasını çekip elinde çevirdiği an Ekiel'in de eli kılıcının kabzasını kavramıştı. Sonra sakince peleriniyle kılıcını örttü.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Efendiler..." diye bağırdı Gandalf. Sesinde büyük bir hiddet vardı.

"Sizi buraya başta Elrond ve Aragorn'un önerisiyle çağırdım, onlar sizin güvenilir kişiler olduğunu anlattıkları için burada size çok önemli bir bilgiyi akrarıyordum. Ama görüyorum ki iş siyaset yapmaya kadar vardı. Siyasetten de çıkıp şiddete yönelmesi an mesele..."

Herkesi tek tek süzdü ve konuşmasına devam etti: "Unvanlar beni alakadar etmez, kişilerin en ufağının bile nelere cesaret edip başarılı olduğunu gördüm şu yerde. Mucizelere tanık oldum hiç ummayacağım zamanlarda, ihanetin en korkuncunu gördüm en desteğe ihtiyacımın olduğu karanlık zamanlarda."

"şimdi bana sordunuz bir soru, ama yanıtını bile bekleyemeden birbirinize sataşmaya başladınız. Ama ben yine de yanıt vereceğim. Radagast'ın yeri ile ilgili bir bilgiyi Grimbeorn'dan öğrenebilirseniz bize bu bilgiyi ulaştırmaya çalışmayacaksınız. Elrond size dün bahsetmiştir, sizden Radagast'ın nerede olduğunu bulmanız istendi. Bir ipucunun peşine düşüp geri dönmeniz değil..."

"Yakın zamanda başka bir grup yola çıkacak, bu sizin çıkacağınız yollardan daha tehlikeli, umutsuz bir yolculuk. Aranızda onları tanıyanlar, hatta akrabası bile olanlar var. Onlar için dua edin, çünkü çok ihtiyaçları olacak. Ben de onlara liderlik etme görevini üstlendim. Bu günlerde herkes bir sorumluluk üstlenmeli, bu nedenle ben Elrond gibi düşünmüyorum. Herkes gerekeni yapacak. Ayrıkvadi için değil, bunu kendi yurdunuz için yapıyorsunuz. Karanlık buraya vardığında bilin ki zaten geride gidebileceğiniz bir yurdunuz kalmamıştır artık, çünkü burası "Son Sıcak Yuva"dır. Kötülüğün ulaşacağı son yer, burası düştü mü her yer çoktan düşman tarafından ele geçirilmiştir bile."

Gandalf ayağa kalktı, beorna gelmesini işaret etti. Sonra Gloin'e döndü: "Umarım peşine taktığın cüce dostların sadece buraya yiyip içip eğlenmeye gelmemiştir."

Gloin: "Elbette, Gandalf. Oğlum Gimli'yi sizinle beraber yollayacaktım zaten. Gmoen'i de bu göreve yollamayı düşünüyorum." diye belirtti.

Gmoen: "Benim neden bundan haberim yok." diye homurdandı.

"Artık haberin oldu." diye söze karıştı Gimli. Elflere bakıyordu öfkeyle, ama ondan önce Ilthar harekete geçmişti. O da bir şey demeden beklemişti.

"İyi, şimdi kavga etmeye devam edebilirsiniz. Akşama doğru yola çıkacaksınız. Yanınıza alacaklarınızı hazırlasanız iyi olur." dedi Gandalf ve Bilbo ile beorn yanında ayrıldı.

Gloin: "Eh madem siz bu grupla beraber yolculuğa çıkacaksanız bizim burada sizinle olmamıza gerek yok." dedi Ilthar ve Gmoen'e. Sonra oğlu Gimli ile gitti.

Gmoen, Gorimac'a dönerek: "En azından sen de geliyorsun, yalnız kalmam." dedi.
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Mitrandir yanlarından Beorn'u da almış gidiyordu, ardından ise cüceler ayrıldı fakat hala dün tanıştığı somurtkan cüceyle, asil görünümlü olan bahçedeydi. Bütün ekibin etrafta olduğunun farkında olan elf söyleyecek fazla bir sözünün olmadığını düşündüğünde "Daha fazla bilgi sınamasına girişecekseniz, sizlere ferah bir zihin dilerim." dedi yavaş adımlarla yanlarından ayrılırken. Adımları koruya kadar götürdü Denizyolcusunu, uygun bir nokta gördüğünde ise mızrağını çıkararak bir ağaca sırtını dayadı ve bir süre kafasını toparlamaya çalıştı. Sadece rüzgarın ağaçlarla dans ederken çıkardığı hafif uğultu geliyordu kulaklarına, gerisi ise sadece zihninin bu dansa eşlik etmesine bakıyordu.

Gözünü açtı sonunda Reiwen deri ve oldukça büyük olan çantasının içinden, meyveleri içine sardığı bohçayı açtı. Taze meyvelerin kokusu rüzgarın yumuşacık esintisiyle birlikte burnuna geldiğinde, bir adet elma alarak kucağına koydu. Bohçayı tekrar kapatıp yerine koydu, ardından ise oval ve görüntüsüne göre katlarca ağır olan kahverengi, üzerinde koyu maviye boyanmış bir dümen işlemesi bulunan kutuyu aldı. Ã?antasını sakince sol yanına bırakarak elmasından bir ısırık aldı. Kutuyu açtı. İçinde üç farklı mızrak başlığı bulunuyordu. Aralarından hilal biçiminde olan uzun ve keskin ucu alarak, elmasının yanına koydu. Mızrağının ucundaki sivri metal parçasını çevirerek çıkarması yaklaşık bir dakikasını aldı ve çıkardığı başlığı kutunun içine koyarak deri çantasına yerleştirdi. Hilali yeşilin neredeyse her tonunu bulunduran mızrağın sapına monte etti. şimdi daha ihtişamlı görünüyorsun eski dostum, daha sert ve daha keskin... Mızrağını bir süre inceledikten sonra tatmin olan Reiwen, sulu elmasını midesine indirmeye başladı. Böylelikle mızrağını savurma amaçlı ve saplama amaçlı olmak üzere iki çeşit farklı kombinasyonla kullanabilecekti.

Akşam vakti gelmeden yola çıkacaklardı ve Denizyolcusu hazırdı. Tek bir eksik dışında hazırdı. Ã?antasını son kez kurcaladı ve denizler üzerinde seferlere çıkarken kullandığı pelerinini açtı. Ayağa kalkarak pelerini omuzlarına geçirdi. Siyaha yakın bir kahverengiydi pelerin ve sırtında tıpkı oval kutusunda olduğu gibi bir dümen işlemesi bulunuyordu, mavi renkte...

Denizyolcusu Mithlond'un o güzel deniz kokan rüzgarını böylelikle hissedebiliyordu. Hem görüntüsünü hem de gücünü böylelikle dışa vuruyordu. Pelerininin başlığını geriye attı ve siyah saçlarını düzeltti. Mızrağını elinde çeviriyordu, tıpkı denizler üzerindeyken kendisini rahatlattığı gibi burada da değişen bir durum yoktu. Aradan geçen vaktin farkına vardığında mızrağını ve çantasını sırtına astı. Geldiği yöne doğru, aynı hızda yavaş adımlarla Elrond'un Evinde aldığı son güzel havayı, derin derin içine çekiyordu. Imladris'ten ayrıldıklarında kimbilir bir daha ne zaman bu ferah havayı içine çekebilecekti. Belki hiç belki de yıllar sonra...
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Gandalf'ın sesindeki hiddet Urith'in aklını başına getirmişti. Gri Büyücü istediği zaman çok korkunç olabiliyordu.

"Nasıl bu kadar kaybettim kontrolümü?" diye sordu kendisine. Daha önce hiç bilmiyordu bu yönünü. Urith düşünürken Reiwen'de gitmişti. Tartışma hazır sönmüşken tekrar alevlenmemesi için o da gitmeye karar verdi.

Urithviel kahvaltıya yetişmek için apar topar ayrıldığı evine geri geldiğinde yolculuk için yapılması gereken hazırlıklarda sorumluluğun epeyce kendisine düştüğünü fark etti. Sonuçta ev sahibi oydu ve ayrılmadan önce alınması gereken şeylerle de o ilgilenmeliydi.

Ã?nce ahırlara gitti ve herkes için bir at ayarlamaya karar verdi, ama sonra bunun diplomatik bir krize neden olacağını fark etti. Grupta cüceler de vardı ve onların at sürmekten hoşlanmadıklarını duymuştu, şimdi onlar için de at ayarlar ise bu hareketini yanlış anlayabilirlerdi. At ayarlamaz ise bu sefer de siz at sürerken bizi yürütmek mi istiyorsun derlerdi. Buçukluğu da hesaba katarsa 3 tane midilli gerekiyordu ve biri doğum yaptığı, öbürü de hasta olduğu için yeterli midilli yoktu Ayrıkvadi'de. En sonunda Urith pes etti ve "hepimiz yürüyerek gider o zaman, veya bilmiyorum kendileri karar verirler en doğrusuna dedi." Sadece yükleri taşıması için iki güçlü at ayarlayacaktı.

Yolculukta onlara eşlik edecek atları seçtikten sonra Ayrıkvadi'de şölen yemeklerini yapan mutfağa gitti ve yolluk hazırlanmasını rica etti. Kurutulmuş et, peksimet, kuru ve taze meyve, baharatlar, yemek pişirmek için birkaç kap kaçak ayarlattı. Cüceleri ve hobiti de hesaba katınca yaklaşık beş günlük yemekleri olacaktı. Biraz dişlerini sıksalar aslında bu yemek onlara on gün yeterdi ve bir atın yükünü sırf yemekler oluşturucaktı. Urith unutmadan iki fıçı bira, bir fıçı da şarap koymalarını söyledi.

Yemek paketleri hazırlanırken yolculuk boyuna ihtiyaç duyacakları kamp araç gereçlerini temin etmek için bir zamanlar kendisinin de bir parçası olduğu, hali hazırda sınırları koruyan elflerin karargahına gitti. Burada herkese yetecek kadar çadır ve ip tertipledi. Meşale, çakmak taşı, kolay ateş yakmak için yağ, ve yağmura karşı çadırları korumak için vaks aldı. Bir kaç tane de yağ lambası ekledi bir kenarda duran yığına. Ne zaman ihtiyaç duyulacağı hiç belli olmazdı. Sonra sadağının eksiklerini farklı işlevi olan oklarla tamamladı, ve tıka basa okla dolu yedek bir sadak daha aldı ve diğer eşyaların arasına koydu. Son olarak da iki tane kısa kılıç seçti. Yol uzun olacak gibi gözüküyordu ve silahlar kaybolabilir veya kırılabilirdi. Yedek kılıç her zaman birilerinin işine yarayabilirdi.

Tüm hazırlıklar bittiğinde ahırdan atları aldı, mutfağa uğrayıp yiyecekleri, sonra da karargahta kamp malzemelerini yükletti. Birinin başına bir şey gelmesine karşın yemekleri ve kamp araç gereçlerini iki ata eşit paylaştırmıştı. Atları çıkacakları kapının yanındaki nöbetçiye emanet ettikten sonra sabah ayrıldığı bahçeye geri döndü. Henüz kimse gelmemişti ama akşam olmak üzereydi. Bahçedeki bir banka oturdu ve sadağındaki okların ne durumda olduklarını kontrol etti.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Ilthar "Biz yeterince kalabalığız. Sizin ise refakate ihtiyacınız olacaktır, muhafızlara benden daha çok ihtiyacınız var." diyerek at arabasını ve muhafızlarını Gloin'e emanet etti. Eşyalarını ise birkaç çantaya tıkıştırıp yola koyuldu. Günün geri kalanında Ayrıkvadiyi dolaşmıştı. Elf ya da değil, hakkını vermesi gereken bir şey varsa o da çok güzel bir şehir olduğuydu.

Güneş batmak üzereydi ve Ilthar yorulmuştu. Gmoen'i bulup buluşma mekanına gidecekti ama onu bir türlü bulamadı. Sonunda vazgeçip buluşma yerine gittiğinde sadece bir elf dişisinin orada olduğunu gördü.

Umursamaz bir tavır takınıp kafasıyla selam verdi. Hımm, her şey hazırlanmış. İyi, iyi...
Bir taşın üzerine oturup çantasından yontulmuş bir tahta parçası çıkarttı, botundan da bir hançer. Zaman geçirmek için bundan daha iyi bir uğraş olamazdı herhalde, başladı yontmaya. Daha ne şekil vereceğine karar vermemişti, ama bir şeyler düşünürdü artık.
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Tumar'ın söyleyecek sözü yoktu, Mithrandir her zamanki gibi onu terslemişti. Elflere kendi tarihini anlatmak zorunda değildi, Gondor ile Arnor apayrı krallıklardı. Üstelik İsildur'un felaketi yine insanların üzerine atılmış bir suçtu. O meşhur ali yüzükleri yapanlar, elflerden başkası değildi.

Gandalf döndükten sonra sırtını dönerek, buluşma yerine kadar oyalandı, Buluşma yerine gidip herşeyin hazırlanmış olduğunu gördü. Yürümeyle gideceklerdi demek neyse onun için fark etmezdi. Bir köşeye oturdu, cebinden eski mızıkasını çıkardı,

Kah ayağıyla tempo tutarak kah mızıkasıyla yavaş bir ritimde Komutan Faramir'in sevdiği eski, parçayı çaldı, muhtemelen elflerindi ama ezginin tonu, onu hep etkilemişti. mızıkayı çalıp hafif nefes alırken bir kaç dize mırıldanmaya başladı,

Gil-Galad bir elf kralıydı,
Ozanlar hüzünle söyler olanları
Uzundu kılıcı mızrağı siviri
Uzaklardan seçilirdi parlayan miğferi
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Dura
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 281
Joined: Tue Jan 27, 2004 10:00 am
Location: Derfas
Contact:

Post by Dura »

“şimdi kimler bugün ayrılacak grubun bir parçası olmak istiyor ve tabi sorularınız olabilir. Lütfen çekinmeden sorunuz.” diye sormuştu Gri büyücü..

onu ilk kez bu kadar yakından izleme fırsatı bulmuştu Eolin.. tahmininden daha uzun boylu olduğunu görmek şaşırtıcıydı.. nedense büyücüleri hep kamburu çıkmış zayıf ihtiyarlar olarak düşünürdü.. ancak Gri Gandalf son derece dinç ve sağlam yapılı görünüyordu.. bu yaşını tahmin edemediği kutsal varlığın karşısında kendini biraz aciz hissettiyse de diğerlerinin onun yanında içine düştükleri tartışmadan dolayı utandığını hissetti.. bu manasız tartışmaya müdahil olmamayı tercih etmişti.. çünkü öfke içindeki insanlara laf anlatmak mümkünsüzdür ve zaten içindeki önyargılardan sıyrılamayanların bir de öfkeli olduklarında hiç laf anlamayacaklarını biliyordu..

o yüzden sustu..

bir fırsatını bulup araya girebildiğinda Gandalf'ın yüzünde sabrının taşmak üzere olduğuna dair işaretleri görmek mümkündü.. gri büyücü ortama öfkesini göstermiş tartışmayı bitirmişti.. yine de henüz ayrılmadan evvel Eolin kendisine seslendi..

"Efendi Gandalf.. Rohan'da olup bitenler irfanınız içredir.. yurduma ulaşıp hoş karşılanmadan ayrıldığınızı biliyorum.. ve eminim ki siz de bunların sebeplerini bilmektesiniz.. ben derim ki, karanlık gölge dünyayı daha çok sarmadan evvel bu karanlığın müsebbipleri ortadan kaldırıla.. ihanet ile küfre sapanların, karanlığın uşağı olanların cezası tez elden verile.. Rohan bununla beni memur kılmıştır.. benimle aynı yolda yürüyecek olanlara hayır demem mümkünsüz.. hepbirlikte yürürüz.. yalnız.."

diğerlerine bakarak devam etti..

"..yalnız, aynı yolun yolcusu, aynı cephenin eri isek birbirimizin ardından kem söz etmemeli, kem nazarla bakmamalıyız.. niyetimiz de, hareketimiz de yoldaşlarımızı kollamak ve amacımızı her daim hatırlamak olmalı.. küçük anlaşmazlıklar hep olagelmiştir.. yine de bu tartışmayı hiç yaşanmamış sayıyorum.. tekrarı vahim sonuçlar doğurabilir.. her daim yanınızda arif bir büyücü olmayacak.. o zaman ne olacak, birbirinizi mi öldüreceksiniz..? yola çıktıktan sonra da bu kargaşalık devam ederse, anda bu grupla beraber yürümek benim için anlamlı olmaktan çıkar.. bu böyle biline.."


grubun orada bulunan üyelerini ve ayrılmak üzere hareketlenen Gandalf'ı selamlayıp geçen gün kıyafetlerini ve silahını bıraktığı konağa doğru hızlı adımlarla seyirtti..
Aurë entuluva...!!
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Post by Possessed »

Bilge büyücü Gandalf'ın araya girmesiyle gittikçe büyüyen tartışma nihayetinde bitmişti. Her söylenenle beraber gerginlik artıyor, Ekiel'in içindeki karamsarlık da çoğalıyordu. İyi ulusların, ortak düşmanın karşısında tek yürek olarak duramayıp antika düşüncelerle birbirlerini yemeleri Sauron'un muhakkak işine gelecekti; ona istediğini vermemeli.

Peki göreve çıkıldığında ne olacaktı? Gene çıkacak bir tartışmada bu seferki gibi kavgayı durduracak herkesçe saygı görmüş bilge bir kişi olmayacaktı. Birbirlerini yemeleri önemli değildi, görevi başaramamalarıydı asıl onursuzluk olan. Grup dağılsa da tek başına gidip görev yolunda gerekirse ölmek için and içti Ekiel tam orada. Ama Rohanlı at beyinin sözleri Ekiel'in içine su serpti. En azından herkes taşkınlığa meyilli değil demekti bu. Kendi değerlerinden öne yerleştirebilenler başarabilirdi bu görevi.

Yüksek tavanlı koridorlarda yürürken kafası bu dumanlı düşüncelerle doluydu. O sırada odasına vardı, sağlam kapısını açıp içeri girdi. Üzerindekileri çıkardı hızlıca ve kendini yatağa attı. Sırtüstü yatmış tavandaki işlemelere bakıyordu. Tahta oyası geldi o an, ne de güzel işlenmişti süslemeler; bir zanaatkara ilham vermemesi mümkün değildi. Tahta oymayı kendisine öğreten yüce insanı andı, marangozluğun tüm inceliklerini ondan öğrenmişti. Marangozluk her ne kadar ilk bakışta biraz kaba bir meslek gibi görünse de içinde ne sanatlar barındırıyordu.

Böyle geçti Ayrıkvadi'deki son günü, yatağında boş boş uzanarak. Keşke dışarı çıkıp buranın havasını son kez ciğerlerine çekseydi; ama belki de bir daha böyle boş boş uzanacağı rahat bir zamanı da olmayacaktı. Güneşin dağlar ardına kaçmasıyla ayağa kalktı Ekiel, yavaş yavaş giyindi ve son hazırlıklarını da tamamlayarak çıktı odasından. Sağlam kapısını yavaşça kapadı, sakin adımlarla yüksek tavanlı koridorlarda ilerlemeye başladı. Buluşma yerine vardığında kendisinden önce gelenlerin olduğunu gördü. Geç mi kaldığını düşünürken bir melodi işitti. Müziğin geldiği yere döndüğünde bir köşede duran Gondorlu Tumar'ı fark etti. Kendisinin gelmesiyle ona dönenlere bir selam verdi Ekiel ve bir köşeye de kendi kuruldu, diğerlerinin gelmesini beklemeye başladı Tumar'ın yaptığı ezgilerle.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Dura
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 281
Joined: Tue Jan 27, 2004 10:00 am
Location: Derfas
Contact:

Post by Dura »

konağa vardığında bahçedeki güzel elf nedimelerin ortasındaki Ayrıkvadi hanımını gördü.. nedimeler şarkı söylüyorlar, prenses ise gülümseyerek onları izliyor ve tempo tutuyordu.. bir an kımıldamadan izledi.. sadece bir an.. gerçek zamanda kısacık birkaç saniye ama o görüntü içinde dakikalar, saatler kadar uzun bir görüntü.. sanki ağıraksak zaman iyice esrimiş, akmaktan vazgeçmiş gibiydi o an.. Arwen hanım da onu gördüğünde gülümseyerek başıyla selamladı ve şarkısına geri döndü sonra..

alabildiği kadar derin bir nefes alıp yavaş yavaş bıraktı.. gülümsemeye çalışarak konağa meyletti.. kapıdaki nedime hanım kendisini görünce;

"Efendi Eolin, bu taraftan" diyerek yol gösterdi..

hızlıca konağa girdi.. kıyafetleri temizlenmiş, kılıcındaki ve zırhındaki çentikler usta demirciler tarafından tamir edilmiş ve ne olduğunu anlamadığı, ama içinde bir çeşit büyünün olduğunu düşündüğü bir metotla karartılmıştı.. gizli görevler sırasında bunu kendisi de yapardı.. isle, yahut kara çamurla zırh ve silah gibi metal aksamlar kaplanır ki parlayıp düşmanın dikkatini olması gerekenden önce cezbetmesin.. özellikle de karanlıkta..

zincir zırhı, miğferi ve kılıcı koyu gri renkte gizli gizli parlıyordu adeta.. bunu yapan usta ellere teşekkür borçluydu ama zamanı olmadığından, nedime hanıma, ustalara kendisinin minnettarlığını iletmesini tembihledi.. uygun bir odada giyinip hazırlandı.. çıktığında, içinde bulunduğu konağa nispetle biraz daha yukarıda kalan büyük ahırların o taraftan atının getirilmekte olduğunu gördü.. elf seyis efendiye ve nedime hanıma tek tek ellerini sıkarak teşekkür etti gülümseyen samimi çehresiyle.. kılıcını kuşanıp atını yedeğine alarak yola çıkacak olanlarla buluşmak için yukarı doğru seyirtti..

her nedense birden bire dudakları kurumuştu ve kalbi yerinden çıkacak kadar çok atmaktaydı.. ama dönüp geriye, Akşam Yıldızı na bakmadı.. ciğeri paralandı o güzelliğe son bir nazar etmemenin, onun su gibi huzur verici dingin sesini son bir kez duyamamanın sıkıntısıyla.. ve geriden şarkıları kulaklarına geldikçe daha da açılıyordu yüreğinin yarası..

en olmadık zamanda, en olmadık kişiye aşık olmuştu.. gözlerini kapadı ve adımlarını sıklaştırdı..

-----------------------------------------------------------

kapıda bekleyenler vardı.. oradakilere selam edip, yola çıkmadan evvel atının son bakımlarını yapmak için bütün ilgisini ve dikkatini biricik aygırı Kumsal'a yoğunlaştırdı.. hayvan güçlü bir göğüse ve güçlü bir sağrıya sahipti.. açık kahverengi gövdesine rağmen paçaları beyaz kırçıllı ve tüylü, yeleleri ve kuyruğu ise kapkaraydı.. yanında yürürken Eolin'in başı ancak sağrısına kadar gelebiliyordu.. hem iri hem de çevik bir görüntüsü vardı.. huyluydu.. yerinde duramıyor, sürekli arka bacaklarındaki adeleler seyiriyordu..

"nicedir bu bacakları açamadık değil mi sevgili dostum..?" dedi gülümseyerek.. "meraklanma.. bunun için çok fırsatımız olacak.."

eğerin sol tarafındaki bir kapaklı cepten çıkardığı kaşağı ile Kumsal'ı tımarladı ritmik daireler çizerek..
Aurë entuluva...!!
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Kendisi yapılan tartışmaya hiç katılmamıştı, sadece sessizce bekliyordu kenarda, bir ara Lothlorien'den olduğunu tahmin ettiği bir diğer elf kendsini korumak için yemin etmişti. Hafifçe gülümsedi ve teşekkür etti. şimdi kimseyi ismen tanımadığını biliyordu, ama yola çıktıklarında kısa zamanda herkese aşina olacağını tahmin ediyordu.

Akşam yola çıkılacağını öğrenince, önce geceden kalan yorgunluğu telafi etti, en son Kuyutorman'da iken rahatça uyumuştu çünkü. Güzel rüyaların aleminden Imladris'e döndüğünde tamamen dinlenmiş hissediyordu. Güneşe baktığında daha akşam olmasına vakit olduğunu görünce bu güzel elf yurdunu biraz gezöeğe karar verdi.

Hafif, orman yeşili pelerinini giyerek odasından çıktı, merdivenleri indi. Meraklı bakışları etrafında dükkanların arasında dolaştı. İhtiyacı olanları almaya kararlıydı zira gruba boş bir şekilde katılmak istemiyordu. Güzel zırhı Kuyutorman'da kalmıştı, bu yüzden dükkanları biraz dolaştıktan sonra gönlünü çelen bir zrıhı bulmuştu. Kalın deriden yapılmıştı bu zırh, rengi ise ıslak bir kumsala benziyordu. Üzerinde karmakarışık oyulmuş yaprak - ağaç desenleri vardı, boyu ise bir tunik kadar uzundu, dizlerinin altına uzanıyordu. Yırtmaçları beline taktığı ince

kemere kadar çıkıyordu, böylece zırhın diğer parçası olan pantolnun güzel işlemeleri gözüküyordu. Üstelik hafifti, sanki normal bir elbise giymişçesine hiç bir ağırlık hissetmiyordu.

Zırhını aldıktan sonra yeniden dükkanlar arasında dolaşmaya başladı, tek sahip olduğu silah babasının kendisine hediye ettiği değerli yayı ve gümüş oklarıydı. Bu yüzden özellikle ağabeyi Legolas'ın kullandıklarına benzeyen, bir bıçaktan uzun ama kılıçtan kısa, iki tane kılıç aldı. Bunlarda çok güzel ve hafif bir metalden yapılmıştı, tamamen Elflerin narin işlemeleri ile süslenmişti. Kınları ile birlikte bunları belindeki ince kemere takacaktı.

Sonunda kürklerle süslenmiş zırhından daha az koyu bir tona sahip botlarını aldığında, en azından yolculuğa çıkmaya hazır olduğuna karar verdi.

Güneş batarken odasına dönmüştü, zırhını ve silahlarını kuşandı. Saçlarını çok gözünün önüne gelmemesi için küçük gümüş tokası ile at kuyruğu yaptı. Sonunda pelerinini giyerek sabah toplandıkları yere gitti. Rastladığı herkese - ırkı ne olursa olsun tek tek selam verdi, ardından pelerinine iyice sarınarak, sabah oturduğu havuzun kenarına ilişti, nedense burasını pek sevmişti.

Derin düşüncelere dalmış bir şekilde herkesin gelmesini bekliyordu...
Image
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urith'den sonra ilk gelen Ilthar olmuştu. Başıyla elfe selam vermiş, sonra da botundan çıkarttığı bir bıçakla elindeki tahtayı yontmaya başlamıştı. Urith ise tereddüt etmeden cücenin selamını almış ve karşılık vermişti, sonra da o tahtasını yontarken göz ucuyla bakmaktan kendisini alıkoyamamıştı. Okları her zamanki gibi mükemmeldi, onları daha fazla kurcalayarak bir yere varamayacağını anlayınca, bu sefer büsbütün aklı cücenin elindeki yontulan tahta parçasına gitti. Güz Yaprağı cücenin ne şekil vermeye çalıştığını çok merak ediyordu ve kendi kendisine küçük bir tahmin oyunu oynadı. "Bir balta, ya da belki bir bira veya bal likörü kupası yapıyordur. Belki de tahtadan bir midilli, ya da bir keçi boynuzu..." Ama bir türlü cücenin ne yaptığını çıkaramamıştı. Sanki cüce de ne yaptığını bilmiyor gibiydi, tahta parçasını bir orasından bir burasından yontuyor, içeriye saklanmış figürün ilk hatlarını bulmaya çalışıyordu. Nasıl define avcısının toprağı kazan küreği sert bir cisme çarptığında içi hazine dolu bir sandığa denk geldiğini anlarsa, onun da bıçağı bir süre sonra tahtanın içindeki gizli figüre denk geldiğini anlamış, bu sefer yontmaya bu figürü serbest bırakma gayesi ile devam etmeye başlamıştı.

Genç elf cüceye bakarken bu sefer de Tumar geldi bahçeye. Urith'in adama karşı hiç bir öfkesi kalmamıştı. Belki de cücenin bakanı bile iç huzuru ile dolduran zanaatinden kaynaklanıyordu bu. “Bir daha ırkların farklılıkları ile ilgili herhangi bir konuda kavga etmeyeceğim.” diye söz verdi Urith kendsine. Hele bir de sonra Tumar’ın mızıkasından yayılan elf ezgilerini duyunca… Yüzünde bir gülümsemeyle Gondor’lunun şarkısı bitene kadar o da tempo tutmuştu ayağıyla.

Derken Lothlorien’li Ekiel geldi ve ona da selam Verdi Urithviel. Ekiel sessiz birisine benziyordu, “Ya da belki benim kadar çok konuşmuyordur.” diye geçirdi içinden. O da müzikten keyif alıyordu.

Ve işte tam da o anda Urithviel iyi ırklar ile arasındaki ortak noktanın ne olduğunu anlamıştı. Yaşamda keyif aldıkları şeyler vardı hepsinin. Yaratmayı seviyorlardı ya da güzel şeyleri ifade etmeyi. Buçukluk tütün ekip biçiyor, pipo yontuyordu, böylece bir masanın etrafında herkesi kaynaştıran sohpetleri yaratıyor, farklı ırkların bir arada keyif almasını sağlıyordu. Cüce tahtasını yontuyordu, bir orc’un böyle bir hüneri veya zevkinin olduğunu göremezdiniz. Tumar ise mızıkası ile elf melodileri döktürüyordu ve bir başka elf, Ekiel de oturmuş onu dinliyordu. Sonra ilerde Rohan’lıyı gördü ve ona da selam verdi, büyük bir ciddiyetle atını tımar edişini seyretti. Bir hayvan ile böylesi bir dostluğu kim kurabilirdi? şer ile dolu bir kalp bir atın güvenini, saygısını ve dostluğunu kazanabilir miydi?
Sabah tartışmalara tanık olmuş bahçe şimdi huzur dolu gelmişti Urithviel’e. “İşte bunu korumalıyım” diye mırıldandı. “İşte bunun için savaşıyoruz.” Sonra fark etti ki bu yoktu Gri Limanlar’ın ötesinde. Orada sadece elfler vardı. Belki kaos ve kötülük yoktu ama bir anda kendiliğinden bu bahçenin çimlerinde oluşan harmoni de yoktu. Elfler orada yalnızdı, burada ise bütünün bir parçasıydı, ve böyle de kalmalı diye düşündü Urithviel.

Güz Yaprağı düşünceler dalmışken Kuytu Orman’ın prensesi gelmiş ve herkes ile selamlaşmıştı. Urith prensesi görünce ayağa kalktı, sonra da saygıyla eğildi. Ã?nce yanına gidip doğru dürüst tanışmayı düşündü ama prenses bir havuzun başına oturup düşüncelere dalınca ne yapacağını bilemedi. Neden sonra cesaretini topladı ve Prenses Adurant’ın karşısına dikildi.

“Benim adım Urithviel Peredhil leydim. Bu yolculukta sizin yanınızda olacağım. Bir dileğiniz olursa söylemekten çekinmeyiniz.”
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Cüceler orman elflerini, Ilthar ise hiç bir elfi sevmezdi. Hele ki bu orman elflerinin pısırık prensesini hiç mi hiç sevmedi. Yine de kendileri iştirak ettiğinde elfe bakmadan hafifçe kafasını eğerek selam verdi.

Bütün bu yontma işi Ilthar'ı iyice acıktırmıştı, hatta pişirmek için çantasından koca bir et parçası almaya uzanmıştı bile. Ama eli havada asılı kaldı bir an, sonra vazgeçti. Muhtemelen kısa bir süre sonra yola çıkacaklardı, eti pişirmeye vakti olmadığını hatırlattı kendi kendisine. Ah şimdi yanımda birliğimin yarısı olsa kendimi çok daha güvende hissederdim. Sadece onlarla, artık her nereye gidiyorsak iki kere gidip dönerdik ve tek bir adam bile kaybetmezdim. şimdi ya? Bu elfler kıytırık prenseslerini korumak için görevi bile tehlikeye atarlar. Hem bir prensesi buraya getirme fikri hangi sivri zekalıdan çıktı, hı? Bizi yavaşlatmaktan başka bir şey yapmayacak, "asaletmeap"ları.

Dertli bir halde iç çekti. Sonra ne olacak peki? Orkun teki bunu parçalayacak, hesabı cüceden sorulacak! Vay dertli başım, ah dertli başım. Ulan Gloin, ulan şerefsiz herif, senden de bunun hesabını sormazsam bana da Gilden oğlu Ilthar demesinler. Aslında karşımıza hiç ork çıkmayabilir de. Ah işte o zaman tam anlamıyla felaket olur. Kesecek bir şey bulamayınca herkes birbirini boğazlamaya başlar falan... Böyle düşüncelere dalmışken Ilthar yonttuğu tahtayı paramparça, şekilsiz bir hale sokmuştu. Omuz silkip fırlattı tahtayı, ardından ayağa kalktı ve "Ee, hadi gidelim artık."

Ne kadar çabuk biterse o kadar iyidir.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Ayrıkvadi’den ayrılma vakti gelmişti. Onları uğurlamak için Gandalf ve Bilbo geldi. Gandalf’ın yüzünde sabahki endişeden iz kalmamıştı, gülümsüyordu.

“Dumanlıdağlar’da hava güneşli, ama o dağları bilen bilir her an hava değişebilir. Dikkatli olursanız dağları aşmanız bir gününüzü bile almaz. Lakin bugün sizinle olan görüşmemizin ardından bir gelişme yaşandı.” diye sözlerine başladı Gandalf.

“Gwaihir, kartalların lideri, beni Isengard’dan kurtarmıştı sonra da beni Rohan’a bırakmıştı. Ama benim Ayrıkvadi’ye varıp varmadığımı öğrenmek için bir kartal yollamış. Ben de kartalı, sizin yola çıkacağınız haberiyle geri yolladım. Sizin ama beklemeniz yersiz, hemen yola çıkmalısınız. Ã?ünkü birden fazla kartalın Ayrıkvadi’ye giriş yapmasına izin verilemez, düşmanın gözleri keskindir ve dev kartallar da düşmanın gözleri için ilginç hedeflerdir. Dağda ilerlerken kartallar sizi bulacaklardır ve sizi Carrock’a taşıyacaklardır ardından. Bu da sizin bir günlük yolculuğunuzu daha da kısaltır.”

Dev kartallar, Valar’ın efendisi Manwe’nin ilk çağda yarattığı canlılardandı. Dumanlıdağlar’dan uzaklaşmamayı yeğlerlerdi genelde. Radagast konuşan halk arasından güvendikleri tek kişiydi, zaten onun ricasıyla Gwaihir kendi başına Gandalf’ı kurtarmaya gitmişti.

Kartalların gelecek olması iyi hoştu ama bu demek oluyordu ki fazla yük alamazlardı, yani binekle yola çıkamazlardı. Yola çıkmak için artık tek gereken şey kapıdan çıkmaktı.

Gmoen pek istekli değildi hala, Gorimac ile Ayrıkvadi’de takılmak istiyordu. Ama Gloin’e karşı çıkamazdı. Hem Ilthar da vardı, cücelerin onuru ayaklar altına alınmayacaktı Gmoen’in olası salaklıkları yüzünden.

Ayrıkvadi’ye son bir defa bakan gözler artık karlı dağlara bakıyordu. Güneşi hava macera için hepsine cesaret veriyordu sanki. Legolas, Aragorn ve Arwen giden gruba veda etmek için geç kalmışlardı. Legolas: “Elveda kız kardeş.” dedi zor duyulan bir sesle. Aragorn da Legolas’ın omzuna değdi dostça: “Merak etme, kendine dikkat edecektir.”
Böylece macera başlamıştı…

1. Bölümün sonu
Last edited by catboy on Tue Jan 19, 2010 10:39 am, edited 1 time in total.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

2. Bölüm "Dumanlıdağlar"

Image

Dağ havası ciğerlerini açmıştı. Dik kayalıkların arasından ilerlediler bir süre. Dağı tırmanmaya başladıkları sırada hava soğumaya da başlamıştı. Gmoen, homurdanarak: “Uzaktan pek de görüldüğü kadar sevimli bir dağa benzemiyor.” dedi.

Not: Daha yazacaktım, ama durdum çünkü hızla ilerlemeyeyim dedim. Ã?ncelikle maceranın girişinde yazacaklarınız olur diye tabi ki de, bir de hemen bir tehlikeye girmeyelim istedim…
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Post by Possessed »

Kahkahayı patlattı Ekiel, Gmoen'in şikayeti çok da haksız sayılmazdı. şöyle mis kokulu çiçeklerle çevrili güzel bir kır yolunda başka bir yere gidemezler miydi? Zaten Gmoen'in kısa bacaklarının onu iki kat zorladığını fark etmek arif olmayanlar için bile kolaydı. Ekiel'in ise öyle bir derdi yoktu. Uzun bacaklarıyla keçi gibi sekiyordu engebeli arazide; ama gene de düz yolu tercih ederdi. Daha az yorucu olacağı kesin hem de yokuş aşağı yuvarlanma riski olan yolları kimse istemez. Tırmandıkça havanın soğuduğu gerçeği de yadsınamaz, gece donmazlarsa iyidir.

"Doğru söze ne denir cüce bey!" dedi Ekiel yüzündeki koca sırıtışla. "Dua edelim de yüce kartallar bir an önce gelsinler." Aslında kısa boylular kısa adımlarıyla grubu yavaşlatıyordu; ama yaradılış bu, kimse suçlanamaz. Koştura koştura gitseler ne olacaktı ki, sonuç değişmeyecekse yavaş ve çok yorulmadan gitmek en iyisiydi.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests