İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Post by Possessed »

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru artık elf beyleri yavaş yavaş masayı terk etmeye başlamışlardı. Yalnız sohbet koyulaştıkça Ekiel fark edememiş, şarabı biraz kaçırmıştı ve şu anda başı dönüyordu. Kalkıp dengesini kaybetme riskine giremedi, masadaki kişi sayısının azalmasını bekledi, belki bu süre zarfından sonra geçerdi alkolün etkileri. Bu arada da salon artık boşalmaya başlamıştı, hele bazı masalar tamamen boştu.

Salon baya boşaldıktan sonra ayağa kalktı Ekiel ve neyse dengesini kaybetmedi. Yalnız hala hafif başı dönüyordu, çaktırmamak için büyük asker adımlarıyla çıktı salondan. Gitti kendine hazırlanmış odayı buldu güç bela ve üzerindekileri hızlıca çıkarıp atladı yatağa, sabaha kadar deliksiz bir uyku çekti. Sabah odasına güneşin düz ışınları girince uyandığında başı ağrıyordu, yüzünü buruşturarak çıktı odasından, kahvaltının yapılacağı salona gitti.

Kahvaltı da gayet şıktı; ama Ekiel sade bir kahvaltı etmek istedi. Biraz reçelle ekmek aldı, boş bir masaya oturdu. Afiyetle yemeğini yerken salona da göz gezdiriyordu. O anda elf beyi Elrond'un danışmanlarından saygıdeğer Erestor dün ot toplamaya çıktığı kişilerin masalarına uğrayıp onlara birkaç cümle sarf ediyordu. Sıra Ekiel'e geldiğinde önce selamlaştılar. Ufak bir hatır sorma faslından sonra danışman Erestor söyledi kahvaltıdan sonra ön bahçede toplanılacağını. Ekiel bir an heyecanlandı, konu neydi acaba? Erestor'la konuşmasından sonra ekmeğini ağzına tıktı ve toparlanarak bir an önce bahçenin yolunu tuttu.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Dura
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 281
Joined: Tue Jan 27, 2004 10:00 am
Location: Derfas
Contact:

Post by Dura »

gece uzamış, gözleri dalıp gitmişti uzaklara.. ne yapmayı düşündüğü konuşmayı yapabilmişti ne de sohbetlere layığıyla katılabilmişti.. niyeyse bu mekana geldiğinden beri çok gevşemiş hissediyordu kendini.. konsantre olmakta güçlük çekiyordu.. hep hayal kurarken yakalıyordu kendisini.. sert geçen tehlikeli bir hayatın sonunda, buradaki huzur ve emniyet miydi buna sebep olan..? dalıp dalıp gitti bütün gece.. anasını, atasını, vatanını, henüz hiç karşılaşmadığı yavuklusunu, akşam üzeri karşılaştığı elf hanımı düşünüp durdu dolup dolup boşalan tabaklara, şen kahkahalara, endişeli fısıldaşmalara bakarken..

bütün gece oturdu.. ta ki herkes sofradan kalkana değin.. şarap içmezdi.. o yüzden ayık kafası bir türlü rahat bırakmıyordu onu.. herkes kalkıp, masalar boşaldıktan sonra bir süre daha yalnız başına oturmaya devam etti.. ama sonra etrafı derleyip toparlayan elf yardımcılar ve nedimeleri rahatsız etmemek için kalktı ve kendisine gösterilen oda yerine Ayrıkvadi'nin eşsiz bahçelerine doğru seyirtti.. ne tarafa gittiğini düşünmeksizin yürüdü ağır adımlarla..

bahçeler sırlı lambalarla aydınlatılmıştı.. ışıl ışıl küreler gökyüzündeki yıldızların yerdeki kardeşleriydi sanki.. onları izledi bir süre.. içlerinde ateş yoktu ama gözü okşayan parlak bir nur saçıyorlardı bu lambalar..

uzun süre yürüdü.. ne kadar yürüdüğünü kendisi de bilmiyordu ama bir süre sonra, belki 2 saat belki de daha fazla sonra, bir çardağın içinden geçerken arkasından seslenen birinin sesiyle irkildi..

"hey..! vakit oldukça geç oldu, hangi huzursuz peri rahatsız etti seni sevgili dostum..! "

konuşan Aragorn'du.. çardağın bir köşesinde bir hanımla birlikte oturuyordu.. sohbet ediyorlardı..

"hayaller Yolgezer.." (başını kaldırıp etrafına baktı) "burası insana amaçlarını unutturup hayaller kurduracak kadar güzel.."

"hayaller doğru kullanılırsa kişiyi kanatlandırır, atların efendisi.."
(dedi Yolgezer'in yanındaki hanım..)

bu ses oludukça tanıdık geldi ona..

Eolin'in yakasına taktığı çiçeği göstererek devam etti zarif hanım

"kasımpatı çok yakışmış size.. ara sıra zırhtan başka şeylerde giymelisiniz.." (dedi gülümseyerek.. ses tonu su gibi duru ve okyanuslar kadar derindi.. sadece zarif ve güzel değil fırtınalar kadar güçlüydü de..)

yutkundu, nutku tutuldu yine.. başını eğip sadece "leydim.." diyerek selamladı..

Aragorn girdi araya gülümseyerek

"ben de sizi tanıştıracaktım ama sanırım zaten tanıyorsunuz birbirinizi.."

"Akşam Yıldızı.."
(dedi Aragorn), "Rivendell'in ışığı, Efendi Elrond'un biricik kızıdır.. " (Aragorn ve elf hanımın konuşurlarken birbirlerine bakışları büyüleyiciydi..)

"efendim bağışlayın.." (diye araya girdi Eolin, Arwen'in gözlerine bakmamaya çalışarak güzel bir aksanda elfçe devam etti konuşmasına) "buralarda geziyor ve huzurun tadını çıkarıyordum ki farketmeden muhabbetinizi böldüm.. bağışlayın.. izninizle.."

"bağışlanacak bir kusurun yok Rohan'lı dostum.."
dedi Aragorn, "selamet içinde kalasın.. ama biraz dinlenmeyi ihmal etme.. sanırım yarın yola çıkılacak.."

"huzurlu geceler dilerim.." diyerek başıyla hafifçe selamladı Eolin.. sonra Arwen'e dönerek ona da selam verdi "leydim..!"

ve arkasını dönerek gölgelerin arasında kayboldu.. o gözler bir türlü aklından çıkmıyordu.. zihninde "Akşam Yıldızı" ismi yankılanıp duruyordu.. ama belli ki bir sahibi vardı.. hoş, olmasa ne olacaktı ki..? hızla ve kendine hakaretler ederek uzaklaştırdı onun hayalini zihninden..

sabaha kadar dolanıp durdu bahçelerde, bazen oturup ıssızlığı dinledi, bazense bir şarkı mırıldandı.. bir elf gözcüyle hasbıhal etti bir süre.. onları görebilmek maharet ister, ki o bile ancak birini farkedebilmişti.. kim bilir daha kaç gözcü vardı etrafta..

güneş doğduktan sonra dönüş yolunda bir elf haberci ile karşılaştı.. haberci ona bahçede beklendiğini bildirdi..

birlikte o tarafa doğru hızlı adımlarla yürüdüler..
Aurë entuluva...!!
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urithviel Gorimac’ın sohbetinden, enerjisinden, kibarlığından ve neşesinden çok etkilenmişti. Pipo içmek adeti değildi ama yine de kendinden emin buçukluğu kıramamış, ona uzatılan pipodan Erdiyarı’nın eşsiz tütünlerinden oluşmuş harmanın tadına bakmıştı. “Hiç de fena değil...” diye düşündü sonra da buçukluğa dönerek “Buna kolaylıla alışabilirim” diye itiraf etti. Duruşu, kıyafetleri ve hırpani görüntüsüne şimdi bir de piposu eklenmişti. Urithviel yeni piposundan çektiği dumanla halkalar yapmaya çalışırken yeşil pelerini ve şafakpusu renginde gözleriyle güzeller güzeli Kuytuorman Prensesi Adurant girdi salona. Urith’in ağzı hayranlık ve şaşkınlıkla açık kalmış, ama bu sayede de farkında olmadan ilk duman halkasını yapmayı başarmıştı. İşin sırrı ağız açııkken hafiften nefes vermekti.

Yanından geçip giden kızdan gözlerini alamadı Urith. Hem ona biraz özendi, hem de kendisine biraz kızdı. “Daha özenli olmalıyım... Üstelik Imladris’in yerlisi olan benim. Güzelliğim ile olmasa bile zerafetimle örnek olmalıydım. Ben ise oturmuş pipomdan halkalar tüttürüyorum” diye kızdı kendine ama bu kızgınlığı kısa sürdü çünkü Erdiyarı’nın harmanı şarabıyla çok güzel gidiyordu. Adurant bir güz meltemi gibi esip geçtikten sonra herkes yavaş yavaş sohbetlerine kaldıkları yerden devam etti. Urith buçukluğun önerisine uydu ve dışarı çıkıp bir süre de sohbetlerine orada devam ettiler.

şaraptan mıdır yoksa tütünden mi bilinmez, Urith sıyrılmıştı üzüntüsünden. Yeni kişiler tanıdıkça hafiflemişti kalbi, hatta bir kaç kez kahkahalarla gülmüştü buçukluğun başından geçenlere. Derken bir ara Urith’in kulakları bir tuhaflık sezdi... Sohbetin başından beri duymaya alışık olduğu uğultuya benzeyen gürültü bir anda yok olmuştu. Ne olduğunu anlamak için etrafına baktığında cücenin kalkıp gitmiş olduğunu gördü. Üstelik veda bile etmemişti. Reiwen de keyif alıyor gibi gözüküyordu ama bir süre sonra o da müsade istedi. Urith vedalaştı Denizyolcusu ile ve yarın tekrar görüşmeyi dilediğini söyledi. Bir süre sonra da onu buçukluk izledi. İçinden teşekkür etti buçukluğa tekrar gülmesini sağladığı için ama yüzüne karşı “Harika sohbetiniz için müteşekkirim. Ve ayrıca tütün için de...” diyebildi sadece. Sonra da buçukluğun piposunu geri verdi ve onu yatacağı odasına uğurladı.

Yalnız kalan Urith en sonunda dinlenmek için evine gitmeye karar verdi. Urith’in evi vadinin yamacına yaslanmış, hatta odaların bir kısmı da bu yamaca kazılmıştı. Ama yine de pencereler doğuya bakıyor, güneş doğduğunda evin holleri ışıkla doluyordu. Ev uzun yıllar boyunca kadim ailesinin yuvası olmuştu ama şimdi holleri bomboştu ve ocağı tütmüyordu. Güz Yaprağı evin içine girdiğinde bir kez daha ailesinin Orta Dünya ile birlikte onu da terk ettiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştı ve Elrond’un söylediklerini tekrar hatırladı. Karanlık düşüncelere dalmamak için yayını ve sadağını çıkartıp odasındaki özel yerlerine astı, sonra da yolun tozu ile kirlenmiş kıyafetlerini çıkartıp yatağına uzandı. Uzun zaman sonra ilk kez gözlerini yumdu ve zihnine hayatında mutlu olduğu günleri çağırıp hem bedenini hem de bedeninden daha da çok yorulmuş zihnini dinlendirdi.

Vadideki kuşlar adetleri üzere güneşin ilk ışıklarıyla birlikte şarkılarla cilveleşirlerdi ve Urithviel’i de uyandıran kuşların bu tatlı gevezeliği oldu. Elflere özgü uykusundan uyandığında bedeni de zihni de yepyeni bir güne hazırdı. Ã?nce kalkıp banyoya gitti ve çeşmeyi açıp metalden bir hazneyi doldurdu. Bu su vadinin üstündeki ovanın toprağından süzülüp evindeki çeşmeye geliyordu. Sonra da bu haznenin altındaki ızgarada bir ateş yaktı, su ısınırken Reiwen'in dün gece verdiği mendili temizleyip kuruması için astı, sonra da diğer hazırlıklarını tamamladı. İşlemeli deriden yapılmış bir sırt çantasına yedek kıyafetler, soğuk havalar için kendi yüzdüğü bir kurt kürkü ve içinde şifa araç gereçleri olan kutu şeklindeki küçük çantasını koydu. Odasındaki küçük cephanelikten ok yapımında kullanılan tüylerden ve ok uçlarından aldı. Her birinin farklı işlevleri vardı. Kimisi ok giderken ıslık gibi bir ses çıkarıyordu, kimisi de tam tersi okun havada ses çıkartmasını engelliyordu. Küt uçlu okların beklenmedik işlevleri olabiliyordu, bazıları da ince uzun ve sivriydi. Bu tür olanlar avda kullanılmaz, genellikle zırh giyen canlılara karşı işe yarardı.

Urith özenle bütün eşyalarını topladıktan sonra banyoya gitti ve ısınmış suyun içinde güzel bir banyo yaptı. Teninin gerçek rengi ortaya çıkmış, saçları daha canlı bir kızıla, gözleri de daha belirgin bir zümrüt yeşiline dönüşmüştü. Tekrar güzel hissetmeye başlamıştı kendini. Saçlarını kuruttuktan sonra aynanın karşısında topladı ve gözünü kapatabilecek salkımları ördü. Urith kıyafetlerini de değiştirmeyi unutmadı. Yine rahat kıyafetler geçirdi üstüne ama bu sefer işlevsel oldukları kadar güzel olmalarına da özen göstermişti. Yosun tutmuş meşe kabuğu renginde, uzun yola ve zor şartlara dayanacak, dizlerinin biraz üstünde biten hem deri hem de kumaştan yapılmış bir etek giydi. Eteğin deri kısımlarında kabartmalı işlemeler, kumaş kısımlarında ise ince gümüş rengi iplikten yapılmış, meşe yaprağı şeklinde dikişleri vardı. Üstüne ise yine aynı renk, omuzdan itibaren kolları açıkta bırakan tamamı deriden bir zırh giydi. Bu zırh aile yadigarıydı, üzerinde bir işleme veya kabartma yoktu ama özel bir yöntemle cilalanmış, böylece binlerce farklı tonla gölgelendirilmiş ve sadece dikkatli gözlerin görebildiği, belli belirsiz bir meşe ağacı silüeti ortaya çıkartılmıştı. Bu cila estetik olduğu kadar işlevseldi de... Zırhın dışını sert ve dayanaklı tutarken içini yumuşak ve konforlu kılıyor, böylece korunmadan fazla ödün vermeden derinin doğal esnekliğini muhafaza ediyordu. Ancak deri zırhın asıl işlevi gizlilikti. Yine de özellikle kesici silahların uzun ağızları ile verilen darbeleri bir yere kadar durdurabiliyordu. Botlarını giymeden önce bacağına taşıdığı bıçağı astı ve nihayet botlarını giydi. Bunlar her zamanki deri botlarıydı ve kıyafetleri ile uyumluydu. Bu botlara çok alışmıştı ve Urith’in asıl hüneri sessiz ve yorulmak bilmez ayaklarındaydı. Bu konuda hiç bir şeyi riske atmayacaktı. Daha sonra kullanmak üzere dün de üzerinde olan pelerinini çantasına koydu. Bu pelerin yağmurdan ve soğuktan koruyordu ama ihtiyaç duyulmadığında katlanıp küçücük de olabiliyordu. Sadağını ve çantasını sırtlanıp yayını eline aldı ve kahvaltısını etmek için dışarı çıktı. Evde yiyecek hiç bir şey yoktu ve aç kalmak istemiyorsa konuklara sunulacak kahvaltıyı kaçırmaması gerekiyordu. Tam kapıdan çıkacakken bir şey unuttuğunu hatırladı. Banyoya geri koştu ve Reiwen'in -hemen hemen- kurumuş mendilini aldı.

Urithviel kahvaltının ancak sonuna yetişebilmişti, bu yüzden hafif bir öğünle yetindi. Taze sıkılmış bir bardak meyve suyu içtikten sonra küçük, üzümlü bir keki çabucak ağzına tıktı. Yolda atıştırmak için de bir salkım üzüm aldı yanına. Etrafındaki misafirler yavaş yavaş ön bahçeye gidiyordu, henüz onu çağıran olmamıştı ama Elrond'un rızası ve tavsiyesi onun için yeterliydi. Urith kararını vermişti ve artık kaderinin Ayrıkvadi’nin dışında devam edeceğini biliyordu. Ã?ünkü Imladris’de kalamayacak kadar yalnızdı...

Reiwen'i görünce onun yanına doğru yürüdü ve elf onu fark etmeden arkasından usulca "Günaydın" dedi. Bu sırada yeşil mendil hala elindeydi.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Geceleyin, Elrond Bey ile görüştükten sonra, şafak sökene kadar uzun uzun konuşmuştu Adurant ağabeyi Legolas ile, ona olanları anlatmış, ve başından neler geçiğini öğrenmişti. Sonra gece boyunca ağlamış Legolas'a Mordor'a gitmemesi için yalvarmış, ya da kendisini yanına alması için baskı yapmıştı.

Ama Legolas, Elrond tarafından kurulan dokuz kişinin olduğu yüzük kardeşlğini kendisine anlatmış, gelemeyeceğini açıklamaya çalışmıştı. Ayrıca Adurant, Kuyutorman'a dönememek için ayak dirediğinde, doğal olarak bütün geceyi tartışarak geçirmişlerdi...

Sabah olduğunda, güneş yükselmeye başladığında bütün dargınlıklarını unutmuş, şimdiden vedalaşmaya karar vermişlerdi. Adurant ağabeyine sarılmış, son kez göz yaşlarını silmiş, sonra üzerine daha doğru düzgün bir elbise geçirerek herkesin toplandığı kahvaltı salonuna gitmişti. Diğer ırklardan çekinse de, bu karanlık zamanlarda böyle davranmaması gerektiğini hatırlattı. Hem mesela şu buçuklık ne kadar zarif ve küçük gözüküyordu, kimseye bir zarar verebileceği düşünmezdi, hem kendi ırkından olanlar da vardı burda. Ama insanlar...
Nazgulların önceki hayatlarında ait oldukları ırk... O kadar uzun boylu - ve şiddete eğilimli - olmaları kendisini korkutuyordu...

Yavaşça yürüyerek boş bir sandalye buldu kendisine, yüzü uykusuzluğunu belli etmese de mutsuz gözüküyordu. Biricik ağabeyini Mordor'un gölgeleri arasına gönderiyordu ne de olsa, yanında sekiz kişi ile. Ne yediğinin bile farkında olmadan bir kaç lokma attı ağzına, sonra kendisine yaklaşan Erestor Bey'i gördü. Kendisine saygıyla selam verdikten sonra bahçeye çağırıldığını söyledi. Az önce bir kaç kişiye daha aynı çağrıyı yapmıştı Erestor Bey, bu yüzden meraklanan Adurant, nazik adımlarını güzel bahçeye çevirdi.

Ah, tüm bu karanlık zamanlara rağmen Imladris'in güzelim manzarasını görmek nasılda dokunmuştu o küçücük yüreğine! Sonbaharın manzarası hüzünlü değildi burada, dünyanın güzelliklerinden birisini gösteren Eflerin anavatanıydı. Dalgın bir şekilde şu sesi ile şapırdayan mermer çeşmenin kenarına oturdu, havuza düşmüş sarı bir yaprağı izliyordu gözleri neşesizce...
Image
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Bahçedeki serin ve ferah hava Reiwen'in endişelerini alıp götürmüştü. Salondan çıkan herkesi görebileceği uzak bir köşe seçmişti. Miss kokulu, etrafında çeşit çeşit çiçekler bulunan çimenlik bir bölgeye oturmuş, yapmayı unuttuğu bir hazırlık var mı diye kontrol ediyordu. Görünüşe göre ilk gelen kendisiydi. Yola çıkmadan önce Urithviel'e veda etmek istiyordu, belki de kızıl saçlı elfi görebilirdi fakat bahçeden ayrılmamanın iyi olacağına karar verdi. Imladris tüccarlarından aldığı hançerini kalın deri çantasının sol yanına asmıştı. Eliyle hızlı bir biçimde hançeri kavradı ve havada savurdu. Güzel... Eli kolayca hançerine ulaşabiliyordu tekrar hançerini astıktan sonra uzun mızrağını bir süre süzdü. Ã?içeklerle beraber ne güzel bir uyum sağlıyordu yeşil saplı, keskin silah.

Kahverengi, üzerindeki deri zırhıyla uyum içerisinde olan çantasının içini kontrol etti. Güzel... çantasının içini, çıkarken iyice düzenlemiş olmasına sevindi. Aldığı kumaşlar, parşömenler, mürekkepler yerli yerindeydi, meyveler ise Mithlond'dan gelirken getirdiği bir bohçanın içerisinde uzun süre tazeliğini koruyacak şekilde yerleştirilmişti. İki adet koyu yeşil renkte iksir ve orta büyüklükte oval bir kutu. Kutuyu sallayarak içindeki metallerin yerinde olup olmadığına baktı. Ã?antasından emin olduktan sonra esen rüzgar beline kadar uzanan siyah, düz saçlarını dalgalandırmış ve havada süzülmelerine neden olmuştu. Kendisini fiziksel açıdan iyi hissediyordu Reiwen fakat bu bekleyiş sürecinde içinde olan heyecanı bir türlü bastıramıyordu. Ã?mrü boyunca bir çok kez göreve gitmişti soğuk kanlılıkla, fakat bu seferki hepsinden farklıydı. Bu seferki... yaşadığı dünyaya etki edebilecek nitelikteydi, Denizyolcusu hissedebiliyordu. Efendi Cirdan, güveninizi boşa çıkarmayacağım, bugüne kadar çıkarmadığım gibi...

Ayağa kalktı Reiwen, çantasını sırtına taktı ve mızrağını Mithlond'dayken deri zırhına kendisinin tasarlamış olduğu noktaya asarak yapması gerekenleri bitirdiğini fark edince bahçede yürümeye başladı. Artık gözleri bahçeye girenleri anlayamayacağı bir açıya bakıyordu, salonun tam aksine doğru. Sonunda kahvaltısını bitirenler bahçeye gelir olmuştu.

Lothlorien'den Ekiel, bahçeye girdiğinde göz göze gelmeleriyle birlikte uzaktan selam verdi elf kardeşine ve onun ardından ise Rohan'lı Eolin'e... İkisi de iyi savaşçılardı ve Reiwen neden bu görev için atandıklarını anlayabiliyordu. Başarısız olacağı düşünülen kimse, Efendi Elrond tarafından çağırılmazdı nede olsa.

Esen hafif rüzgarı dinlerken kendisini tıpkı bir uykuda, güzel bir rüya görüyormuş gibi hissetti Denizyolcusu. Düşüncelerini yine salıverdi rüzgara, her zaman yaptığı gibi...

Günaydın... ses huzur içinde dolanan zihnine usulca karışmıştı. Gözlerini açtı, bu ses...

"Urithviel!" dedi arkasına bir çırpıda dönen Reiwen. Karşısındaki kızıl saçlı elfi görünce, gözlerine inanamadı. Dün gece gördüğü elften çok daha güzeldi ve alımlıydı. Reiwen hemen kendisini toparlama çabasına girişti "Kabalığımı bağışlayın leydim." dedi elfin güzelliği karşısında ve ekledi "Sizi göreceğimi düşünmüyordum leydim. Imladristen ayrılmadan önce sizi görmek... Buraya geldiğinize göre...?" diyerek şaşkın tavrından bir an önce kurtulmak istese de başaramadı. Urithviel'de bizlerle beraber Radagast'ı aramaya mı gönderildi?. anlık düşüncesinden hemen uzaklaştı. Urithviel'in elindeki yeşil mendili gördüğünde gülümsedi. "Leydim, güzelliğiniz karşısında etkilenmemek elde değil. Buraya gelme sebebiniz mendili bana geri vermek ise, bunu kabul edemem. Sizin elinizdeyken mendilin, ne kadar huzur dolu olduğunu fark etmediniz mi?" dedi ince gülümsemesiyle birlikte, yeşil gözleri süzerek.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urithviel ise Reiwen'i gördüğünden beridir elinde tuttuğu mendili unutmuştu bile. Elfin iltifatları karşısında mahçup olmuş, ne söyleyeceğini bilememişti. Alışık değildi böyle şeylere.

Sonra Reiwen bahsettiğinde geldi ancak evden çıkarken eline aldığı mendil ve bu süre zarfında terden ıslatmamış olmayı diledi işlemeli mendili. Neyse ki korktuğu başına gelmemişti. Mendil zaten hala kurumadığı için ıslaktı ama en azından tertemizdi.

"Mendili yanıma size geri vermek niyetiyle aldım Efendi Reiwen. Ancak buraya gelişimin yegane nedeni bu değil. Dün gece haddimi aşarak anlatmıştım zaten size başımdan geçenleri. Imladris ebediyen yurdum olarak kalacak ama kaderim burada oturup her şeye seyirci kalmak değil. Nereye gideceğinizi bilmiyorum ama niyetim burada toplanmış kafileye eşlik etmek ve Elrond efendinin de tavsiyesine uymak."

Urith bir süre elindeki mendile baktıktan sonra konuşmasına devam etti.

"O halde bu mendili tanıştığımız gecenin anısına ve hürmetine saklayacağım. Benim için çok değerli olduğunu bilmenizi isterim, zira bende kaldığı müddetçe bu kafilede bir yerim olduğunu hatırlatacak bana."

Sonra Urithviel mendili özenle katladı ve çantasındaki gözlerden birine yerleştirdi. Üzerindeki her şey tüy kadar hafif geliyordu ona şimdi. Ã?nünde hangi görev, hangi yol uzanırsa uzansın hafif hissediyordu kendisini.

Sonra Reiwen'e yaklaştı ve sessizce kulağına fısıldadı.

"Beni burada yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

At arabasında sürücünün yanına oturmuş piposunu tüttürüyordu. Ayrıkvadiye varmak üzereydiler, o yüzden yürüme hızında ilerliyordu atlar. Ilthar dışında dört kişi vardı, Ayrıkvadiye giden. Sürücü ve üç muhafız. Muhafızlar bütün yol boyunca arabada oturmuşlardı, şimdi ise ayaklarını açmak için yürüyorlardı.
"Heyecanlı mısın?" diye sordu sürücü Ilthar'a.
"Niye olacakmışım?" diye cevap verdi Ilthar, umursamaz bir tonda.
"Elfleri göreceğiz, daha ne olsun?"
"Pöh." omuz silkti "Sivri kulakları görmeye pek istekli değilim doğrusunu söylemek gerekirse. Elflerle aynı masada oturacağıma goblinlerle yüzmeye giderim daha iyi."
Yolculuğun geri kalanı sessiz geçmişti. Ayrıkvadiyi gördüğünde Ilthar at arabasından atlayıp yürümeye başladı.
"Sonunda! Bu yolculuk sinirlerime dokunmaya başlamıştı."

"Dur, cüce! Ayrıkvadide işin ne?" Elf belli ki saklanıyordu. Ortalıkta kimse yoktu.
Ilthar iç çekti "Kral Dain'in emriyle gönderildim. Ayrıkvadideki işim ise sadece cüceleri ilgilendirir."
"Seni durduğun yerde öldürebilirim cüce efendi. Hayatın ve eğer doğruyu söylüyorsan görevin benim kararıma bağlı."
"Gloin'i görmeye geldim. Kral Dain haber bekliyor. Saçmalığı kes de bırak geçelim."
Ilthar bütün bu konuşma süresince tedirgin olduğunu hiç belli etmemişti, konuşurken çaktırmadan nerede olabileceğini arıyordu.
"İlerle." dedi elf sorun çıkartmadan.
Ilthar ise homurdanıyordu, piposundan derin bir nefes çekti.

Sur kapısına varmıştı sonunda. Kapı açıktı. Kapının üzerindeki muhafız bağırarak "Kimdir o?" diye sordu
Ilthar sıkılmıştı, bu sefer sorun çıkartmadan hepsini anlatmaya başladı "Gilden oğlu Ilthar, Kral Da..."
"Ah, buyrun içeri. Sanırım Gloin'i arıyorsunuz. Kendisi diğerleriyle birlikte Büyük Salon'da kahvaltı yapıyor." Adam arkasını dönerek daha yüksek sesle bağırdı "Aver, konuklarımızın atını ahıra kadar eşlik et." Çok geçmeden Aver denilen elf gelip atı sürücüden almış götürüyordu.
"Ormandan geçmemize izin yok ama şehre elimi kolumu sallaya sallaya girilebiliyor mu? Pek akıllıca gelmedi."
"Niyetimizin bir göstergesi olarak iyi halktan herkesi sorgusuz sualsiz alıyoruz, cüce efendi. Sanırım Leroanai size bir şaka yapmış." dedi gülümseyerek.
Ilthar kafasını salladı "Elfler..."
"Dümdüz gidiniz cüce efendi, Büyük Salon'u kaçıramazsınız."

Yaklaşık on dakika sonra Ilthar Büyük Salon'a varmıştı. Muhafızları odalarında bırakmıştı. Kapıyı hızla açtı.

Gloin'i gördüğünde başıyla selam verdi. "Selam olsun, Gloin. Kral Dain endişelerini iletmemi istedi. Uzun süre haber alamayınca meraklandılar. Beni hem haber almaya, hem de yardıma ihtiyacınız varsa o konuda yardım etmem emredildi."

Ilthar yemekleri görünce ağzı sulandı. Yemeklerin olduğu masaya doğru seğirtti. "Siz gittiğinizden beri Erebor'da pek bir şey olmadı. Peki buralarda durum nasıl?" O sırada tabağını tıka-basa doldurmakla meşguldü Ilthar.
Last edited by Alenthas on Fri Jan 15, 2010 9:12 pm, edited 2 times in total.
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Sabah dinç bir şekilde ayaktaydı, sessizdi. Dün gece sadece kişileri izlemiş, not almıştı. İki elf o " meşhur" soylu aşka doğru ilerliyor gibi görünüyordu. Aptal bir cüce ve işe yaramaz buçuklukta bu gruptaydı.

Sonra asi bir elf prensesi, ortalık da elflerden geçilmiyordu doğrusu. Bir de Rohanlı vardı, at üzerinde olmayınca sanki aklını yitirmişe benziyordu. Bu grup yola çıkarsa pek hayatta kalamazdı. Ah, şu elfler yerine, ister yiğit olsun ister olmasın bir kaç tane insan olmasını ne kadar isterdi.

Bahçeye çıktığında yine o iki elfle karşılaştı, böyle soylu tuhaf aşklardan pek hoşlanmıyordu, en azından grupta birbirini kollayacak iki kişinin olması güzeldi, onları umursamadan, zaten elfçe konuşuyorlardı onları anlayamazdı. Ne kadar elfçe öğrenmek istediyse de bu başarısız olmuş. Mithrandir onu hep terslemişti. Kahverengi, Boromir'in verdiği pelerini düzeltti, Aragorn'dan aldığı, kına dokundu.

Ã?ağının iki büyük insanı ona hediye vermişti.Bu gerçekten onur vericiydi. Gerçi Aragorn'dan pek hoşlanmıyordu ama o adamın İsildur'un Varisi olduğu gerçeğini de değiştirmezdi bu. Yavaş yavaş yürüyerek akan nehire doğru baktı. Acaba bu elflerin planı neydi ? Yardım ettikleri ayı adam ne gibi bir haber getirmişti ? Bunları gerçekten merak ediyordu....
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Moonwhisper
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 64
Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
Contact:

Post by Moonwhisper »

Haftalar sonra ilk huzurlu uykusunu uyumuştu Gorimac. Sıcacık yatağından esneyerek doğrulduğunda Bilbonun, üzerinden dumanlar tüten, mavi işlemeli porselen bir fincandan çay içtiğini gördü. “Günaydın kuzen” dedi gözlerini ovuşturarak “Biliyor musun burası tam bir cennet. Burada bir akşam daha geçirmek için Trolbükünü tekrar geçmeyi göze alabilirim.”

“Buraya neden geldin Gorimac?” diye sordu Bilbo, yüzünden endişenin belirtileri okunabiliyordu.
“Bunları dün konuştuk ya kuzen. Elrondun çağrısının haberini aldım ve elimden geleni yapmaya geldim.”
“Büyük bir tehlike yaklaşıyor Gorimac, yaklaşan karanlığa karşı koymak hobbitler için çok zorlu bir iş. Bu yolda ilerlemeye devam edersen kabuslarında dahi göremeyeceğin korkularla karşılaşman gerekebilir.”
“Yolculuğa çıkmadan önce tüm bunları uzun uzadıya düşündüm Bilbo ve sana katılmadığımı bilmelisin. Eğer sevdiklerimiz tehlikedeyse iyi halkın her mensubu, büyük ya da küçük, belirli fedakârlık yapmaktan çekinmemeli bence. Zamanında pek çok tehlikeli serüvenden başarıyla çıkmış olan Bilbo Bagginsin bunları söylemesinin tek mantıklı açıklaması beni korumak istemesi olmalı. Lakin ben kararımı çoktan verdim, kuzen.

Bu sözler üzerine derin bir iç çeken Bilbo “Ã?yle olsun Gorimac Brandybuck. Görüyorum ki cücelerin inatçılığı sana da bulaşmış. Söyle bana Ered Luin’e yaptığın yolculuklar mı sana bu huyu kazandırdı?”. Bu sözler üzerine iki akraba gülüştüler, birkaç dakika önce yaşanan tatsızlık yerini bir anda dün akşamki coşkuya bırakmıştı. Espriler eşliğinde kahvaltı yapmak için Büyük Salona ilerlediler.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Gloin, Ilthar’ın gelmesinden o kadar da memnun değildi. Kral Dain neden onu yollamıştı ki? Ã?ünkü aşırı yobazdı ve siyasetten pek anlamazdı yani Gloin’e göre. O esnada Bilbo ve kuzeni Gorimac da yanlarına geldiler.

“Sanıyorum Gandalf bizi bahçede bekliyordur. Kahvaltıyı fazla uzatmadan gitmek lazım, büyücüler sabahları genelde aşırı sabırsız olabiliyorlar birçok konuda.” diye uyardı Bilbo.

Hobbit ve cüce standartlarına göre hafif bir kahvaltının ardından bahçeye gittiler. Gmoen sessizce takip ediyordu sadece. Bir beorn ile büyücü Gandalf bahçede toplantıya çağrılan herkesin gelmesini bekliyorlardı.

Gandalf sessizce bir şey düşünüyor gibi görünüyordu. O derin gözlerde kim bilir nelerin yansımalarını görmek mümkündü? Gmoen, Gloin ve Bilbo’nun Gandalf ile sıkı dostlar olduğunu biliyordu. Gandalf gezgindi, yerinde durmazdı. Kuyutorman’a da gitmişliği vardı, Gondor’un başkenti Minas Tirith’e de. Bu yüzden iyi halktan olan herkes Elrond’dan sonra Gandalf’a saygı duyardı. Onun dediklerini ciddiye alırlardı.

“Elrond size bahsetmiştir, kuzenim Radagast’ın nerede olduğu bilinmiyor. Saruman’ın ona bir şey yapmış olmasından şüpheleniyoruz. Dün Ayrıkvadi’ye varan beornun anlattıklarına bakılırsa yakın zamanda Radagast, Carrock’a uğramış ve beornların lideri Grimbeorn ile konuşmuş, ardından da bir dev kartala binip ayrılmış. Grimbeorn, konuştuklarını diğer beornlara anlatmamış ama bir beornu Ayrıkvadi’ye bu konuda bilgilendirmesi için yollamış. Radagast ile ilgili önemli bir haber bu, şimdi Elrond ile sabah konuştuk ve bir karar verdik: Bir grubu bugün Carrock’a Grimbeorn ile görüşmeye yollayacağız. Radagast’ın ona neler anlattığını bilmemiz gerekiyor.” diye Gandalf uzun uzun anlattı.

Aralarında Kuyutorman Prensesi de vardı, Gandalf ona dönerek: “Haber tez yayılır Ayrıkvadi’de, ağabeyiniz Legolas ile olan konuşmanızdan haberimiz var. Gollum hakkında bir ipucuya ulaşmış orman elfleri. Moria’ya saklandığı düşünülüyor. Ben, Gollum’u Kuyutorman’da sorguladıktan sonra orman elflerine teslim etmiştim, ama orklar Kuyutorman’a saldırı düzenleyince Gollum kaçmayı başarmış. Orman elfleri dâhil nereye kaçtığını kimse bulamamıştı. Sanırım yüzüğe uzun bir zaman sahip olan Gollum bir şekilde, onu hissedebiliyor. Dumanlıdağlar onun yıllardır yaşamış olduğu bir yer, bu yüzden de altını üstünü bizden daha iyi biliyor. Moria’ya da saklanmış olması gayet anlaşılır. Neyse Gollum artık kendi kaderinin peşinde, biz de kendi dertlerimizle uğraşalım..” diye son gelişmeleri paylaştı.

“şimdi kimler bugün ayrılacak grubun bir parçası olmak istiyor ve tabi sorularınız olabilir. Lütfen çekinmeden sorunuz.” dedi ardından ve bekledi.
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Gandalf'ın konuşmalarını dinleyen, Tumar. En sonunda aradığı bilgiye ulaşmıştı. Demek olay boz hayvan büyücüsündeydi. Gollum denen yaratığı bile ellerinde tutamayan elflere içten içe lanet okumaktaydı. Saruman'ın ihanetine öğrenmişti en yakın zamanda Minas Tirith'e haber yollamalıydı. Gandalf onu hep terslemişti, çok şeyler bilmek istiyorsun demişti ona ama o zamanlar daha yeni yetmeydi, şimdi ise büyümüştü.

"Mithrandir, Beni bilirsiniz ben liderlerle konuşmaya alışkın bir haberci askerim. Efendi Denethor da beni başhaberci yaptı, bunun üzerine." dedi Gandalf'a doğru ilerleyerek " Bir çok yere gittim haber iletmek için. O yüzden ben giderim, Beyaz Kule, biz güneyde kanlarımızı akıtırken Kuytuorman dolaylarında neler olduğunu bilmek istiyor." ardından ters ters etraftakil elflere baktı. "Umarım Basit bir yaratığı ellerinde tutamamaktan daha iyisini yapıyorlardır."

Derin bir nefes aldıktan sonra ekledi

"İzniniz olursa bir soru sormak isterim. Yolculuğa ne zaman çıkacaksınız ?, Bu olayı sonuca erdirirsek size nasıl ulaşabiliriz ? En niyayetinde bu olay sizi de ilgilendiriyordur pekala."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Gandalf kendisiyle konuşmaya başladığında bir geyik gibi hızla sekerek çeşmenin kenarından inmişti, ve sessizce işitmişti sözlerini. Saygıyla selamladı büyücüyü ve itaatkar bir sesle konuştu yavaşça, bozuk ortak dil akasanıyla.

"Sevgili Gandalf, ağabeyim Mordor'un gölgeleri arasına gidiyor sekiz yoldaşı ile. Bende Radagast'ı arayacak gruba katılmak istiyorum, bu karanlık zamanda herkes bir şeyler için savaşırken Kuyutorman'a dönüp sükünet içinde bekleyemeyeceğimi biliyorum."

Bahçedeki diğerlerine döndü ve her birinin gözlerinin içinde baktı uzun uzun, sadece elflerin sahip olabileceği o ışıltılı sükünet ile. Kendi ırkından olan elfere, o derin ışıltılı yeşil gözlü kıza, hemen yanındaki siyah saçlı elfe, buçukluklara ve insanlara.

"Her ne olursa olsun, buradaki herkesin de beni bir yol arkadaşı olarak kabul etmesidir isteğim. Böylece hep birlikte karanlığa karşı bir şeyler yapabilelim."

Saygılı bir şekilde Gandalf'a döndü yeniden ve saygıyla bir selam verdi. Geriye doğru çekildiğinde edeceği sözlerin bu kadar olduğu duruşundan belli oluyordu prensesin.
Image
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urithviel Gandalf'ın söylediklerini dikkatle dinlemişti. Ã?mrü boyunca Imladris'i terk etmemiş olmasına rağmen yakın coğrafyası hakkında bilgisi vardı ve Carrock denilen yerin Anduin nehri üzerinde, Eski Nehir Gecidi'nin biraz kuzeyinde kaldığını biliyordu.

Anduin nehrinin isim babası Elf'lerdi ve elf dilinde bu isim "Uzun Nehir" anlamına geliyordu. Zaten ortak dilde nehre Ulu Nehir denirdi. Gerçekten de Orta Dünya'nın bilinen en uzun nehriydi. Uzunkaynak ve Greylin nehirlerinin birleşmesi ile doğar, Dumanlı Dağlar'a paralel bir şekilde kıvrılarak akar, Elf Diyarı Lorien'in doğusundan geçer, Rauros Ã?ağlayanları ile kavuştuktan sonra Osgiliath'a kadar uzanırdı. Osgiliath'ın berisinde ise geniş yatağında nispeten yavaşlasa da heybetinden bir şey kaybetmeden Belfalas körfezinde verimli bir deltaya dönüşüp nihayet Büyük Deniz'e kavuşurdu.

Anduin Ayrıkvadi'den çok da uzak olmamasına rağmen Doğu'da kaldığı için Urithviel bu muazzam nehri hiç görmemişti. Tıpkı Dumanlı Dağlar'ın doğusunda görmediği bütün diğer yerler gibi.

Carrock'a kadar uzanan yolda Urith ilk kez yürüyecekti ve yüreği bu düşünce ile birlikte heyecanla dolmuştu. Mithrandir'in onlara verdiği görev oldukça açıktı ama yine de görevin ne olduğunu öğrenir öğrenmez Urith'in aklına ilk sorusu gelivermişti.

Peki Grimbeorn'dan Radagast'ın akibetini öğrendikten sonra bu bilgiyi Ayrıkvadi'ye nasıl ulaştıracaklardı?

Urithviel gayri ihtiyari bir adım öne attı ve ilk sorusunu soracakken Tumar daha atik davranmıştı. Yine de elf kızı Tumar'ın Elf'ler hakkındaki sitemlerini dinledikten sonra soruyu yineleme ihtiyacı duymuştu. Nihayetinde Arifler muhakkak onlardan daha ilerisini görür ve düşünürdü.

"Saygıdeğer Mithrandir. Adım Urithviel Peredhil. Ben de bu kafilenin bir üyesi olacağım. Söylediklerini dikkatle dinledim lakin benim de sorum Gondor'lunun ki ile aynı olacaktı. Grimbeorn'dan Radagast'ın akibetini öğrendikten sonra bu bilgiyi size nasıl ulaştıracağız? Tüm yolu geri mi yürümemiz gerekiyor yoksa irfanınız bu bilgiyi size ulaştırabilecek daha hızlı ve kolay bir yöntemi düşündü mü şimdiden?"

Urith zümrüt gözleri ile gri sakallı Arif Mithrandir'e bakıyordu şimdi...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Moonwhisper
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 64
Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
Contact:

Post by Moonwhisper »

Boz Gandalfı en son Bilbonun doğum gününde görmüştü Gorimac. Elflerin diyarında kesinlikle daha heybetli görünüyordu ak sakallı büyücü. Gorimac daha önce Gandalftan neden bu kadar etkilenmediğini merak etti. Omuz silkip büyücüyü dinlemeye başladı.

“Carrock’a yolculuk ha? Pek zor olmasa gerek.” diye geçirdi içinden. Bu esnada yolculuğa çıkmaya gönüllü olacak cengaverler teker teker öne çıkıyordu. Daha önce görmediği bir insan öne çıkan ilk kişi oldu. Gorimac insanı takdirle süzdü. Daha sonra hayatında gördüğü en güzel elf öne çıktı. Gorimac bu çehreyi dün akşam kısa süreliğine görebilmiş olsa dahi en ince ayrıntısına kadar aklına kazımıştı. Onun Mirkwood prensesi olduğunu öğrendiğinde ise nedense hiç şaşırmadı.

Daha sonra dün gece tanıştığı elf dostu öne çıktı. Dünkü hırpaniliğinden eser yoktu şimdi. Gorimac onun yabani görüntüsünün altındaki potansiyeli görebildiği için kendini tebrik etti. “Eh en azından tanıdığım birisi gönüllü oldu” dedi içinden ve öne doğru birkaç adım attı.

“Selamlar olsun sana Boz Gandalf. Bu yiğit savaşçıların davasına küçük de olsa bir faydam dokunur belki.” Dedi. Arkasında Bilbonun derin bir iç çektiğini duysa da kendinden emin bir ifadeyle dimdik duruyordu.

Cesurca kadim büyücünün gözlerinin içine bakıyordu upuzun bir topluluğun arasında kısa bir figür…
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Reiwen, Mithrandir hakkında öğrendiklerini annesi Airena'ya borçluydu. Daha sonra gençliğe adım attığı yıllarda Mithlond'da, bu bilgileri diğer elflerden sıklıkla duymuş ve görev amaçlı gittiği seferlerde, insanlardan farklı bir anlatım ile Gri Gandalf hakkında pek çok bilgiyle donanmıştı lakin kendisiyle hiç tanışma fırsatı olmamıştı, tıpkı Efendi Elrond hakkında tonlarca bilgiyle kuşanıp, kendisini hiç görmemiş olduğu gibi. Imladris'e geldiğinden beri, bu iki önemli kişiyle tanıştığı için oldukça memnundu. Gandalf konuşmasını bitirdiğinde, Gondor'lu Tumar'ın konuşmasınıda dikkatle dikkatle dinledi. İğneleyici konuşmasına cevap vermek için ağzını açacaktı ki, bunun uygun bir zaman olmadığını düşünerek sessiz kalmayı tercih etti. İnsanın söyledikleri ve sordukları önemli konulardı. Ardından Mirkwood Prensesi olduğunu öğrendiği dişi elfin konuşmalarını dinledi, bir prensesin aralarında olduğunu bilmiyordu Reiwen ve kendi ırkından olan önemli bir prensesi nasıl tanımadığını düşündüğünde kendi kendine kızdı. Ardından kızıl saçlı Urithviel'i ve enfes tütünlerin sahibi olan hobbiti dikkatli gözlerle süzerek dinledi.

Derin bir nefes aldı Denizyolcusu. Imladris'e ayak bastığında Efendi Elrond'dan görevlerini öğrenmesi üzerine kendisini hazırlamıştı. Göreve her ne kadar hazır olsa da içindeki karıncalanmaya bazen engel olamıyordu. Yıllardır insan şehirlerine yaptığı seferlerden dolayı oldukça iyi olan ortak lisanıyla söze başladı.

"Mithrandir! kararlarınızı yargılamak haddime değil. Bu görev için dahil edilen her bireyin iyi savaşçılar olduğunu düşünüyordum." diyerek yarım adım öne çıktı " Fakat bizlerle beraber bir prensesin yolculuğa çıkacak olması!... Bu konuda gereğinden fazla rahat davranıldığını düşünüyorum. Eğer ki Mirkwood Prensesi'nin başına olası bir kaza gelirse, bunun sorumluluğu bizim üstümüze olmayacak mı?" diyerek hararetli konuşmasının farkına varınca sesini biraz daha düşürerek devam etti "Hayatım pahasına, prensesi koruyacağım ve hayatım pahasına görevime kendimi adayacağım! fakat! elf kardeşlerim dışında güvenlerini rahatlıkla kazanamayacağımız iki cüce ve iki insan yetmiyormuş gibi bir de... Kuyutorman Prensesi..." dedi Reiwen. Söylediklerinin hepsi endişelerinden kaynaklanıyordu ve her kelimesinden bunun anlaşıldığını umuyordu. Hiç bir zaman ırk ayrımı yapmamıştı Reiwen, dahası bir çok insan dostu vardı. Urithviel'in bu tehlikeli yolculuğa katılacağını yeni öğrenmişti ve üstüne bir de Prenses Adurant!... Kızıl saçlı elf kendisi için büyük önem taşıyordu, Prenses ise bütün kardeşleri için!
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest