Kara Toprak
Genç büyücü iki gündür yollardaydı. Aslında yürüyüş ona iyi gelmişti, ama şu öksürük nöbetleri olmasa daha iyi olacaktı. Anlaşılan biraz üşütmüştü. Soğuk algınlığı geçer diye düşündü. İlerde gözüne bir han iliştiğinde karnının acıktığını fark ediverdi.
"Aaa, bu ne şans! Belki bir şeyler yiyebilirim tabi ödeyecek kadar param varsa..." dedi kendi kendine. Yanında taşıdığı ufak çantaya göz attı. Fazla da para almamıştı yanına.
"Olsun, olmadı üç beş laf edecek birilerini bulurum." diye düşündü bu sefer. Hana girince samimi bir ortam buldu. Yani samimi derken hanın temiz ve dolu bir yer olmasını kast ediyordu.
"Yeni mi açılmış burası ne?" diye düşünürken uygun bir yer bulmak için dolaştı bir süre hanın içinde.
Güzel bir köşeyi gözüne kestirdi ve oturdu. Onunla ilgilenecek kişiyi beklemeye başladı.
"Aaa, bu ne şans! Belki bir şeyler yiyebilirim tabi ödeyecek kadar param varsa..." dedi kendi kendine. Yanında taşıdığı ufak çantaya göz attı. Fazla da para almamıştı yanına.
"Olsun, olmadı üç beş laf edecek birilerini bulurum." diye düşündü bu sefer. Hana girince samimi bir ortam buldu. Yani samimi derken hanın temiz ve dolu bir yer olmasını kast ediyordu.
"Yeni mi açılmış burası ne?" diye düşünürken uygun bir yer bulmak için dolaştı bir süre hanın içinde.
Güzel bir köşeyi gözüne kestirdi ve oturdu. Onunla ilgilenecek kişiyi beklemeye başladı.
Uzun narin ayaklar tepeden aşağı toprağı eşeleyerek iniyordu,arkasında küçük bir toz bulutu bırakıyordu inerken,yürümekten o kadar sıkılmıştıki adımlarına ve yürüyüşüne hiç özen göstermediği belliydi..Alnına düşmüş sarı kahküllerini geriye doğru üfledi,esen hafif rüzgarın teninde gezinmesine belli bir müddet izin verdikten sonra adımlarını hızlandırarak yürümeye devam etti..
Vücuduna oturan kahverengi bir pantolon giyiyordu,üstünde beyaz renkli dar bir gömlek ve komple bedenini saran yeşil kapşonlu bir cübbe vardı,sırtında küçük bir çanta ve elinde arada sırada yürümesine katkı sağlıyacak uzun bir değnek tutuyordu.Yüzü yaşlılığın getirdiği kırışıklıklardan ve yorgunluktan çok uzaktı.Henüz çok gençti ama ifadesi ve duruşu bazen onu daha olgun biri olarak gösterirdi, geldiği yerde ise kızların bu şekilde giyinmelerine asla müsade edilmezdi..Ama o geldiği yerden çok uzaktaydı hatta geldiği bir yer olmasını tercih bile etmiyordu, oraya ait değildi aslında hiçbiryere ait değildi, sadece gezerdi yeni insanlar, yeni maceralar ,yeni hikayeler bunlardan hoşlanırdı belli biryere bağlı olup orda yaşlanıp orada ölmek..Hayır ona göre değildi bu yaşam tarzı ve asla olmıyacaktı.
Tepeden aşağı inmesini tamamlamış yolun sonuna gelmişti, önünde engin bir alan uzanıyordu,az ilerde boşluğun ortasında bir han..Ã?arpık bir gülümseme belirdi yüzünde. boş bir vadide hanın olması hoşuna gitmişti beklenmedik şeylerle karşılaşmayı severdi.
Hanı görmek karnını acıktırdı,ceplerini yokladı ne yazıkki cepleride midesi kadar boştu,moralinde hiçbir bozulma olmadan hana yürüdü,hanın adını biraz kısık sesle mırıldandı '' Kara toprak'' bir han için iç karartıcı bir isimdi..Tereddüt etmeden içeri girdi insanlarla kaynaşmak onun işiydi, dışardaki sessizliğe ve ıssızlığa rağmen han gayet kalabalık görünüyordu, çoğu insan kızın geldiğini farketmemişti bile.Gülümsedi böyle olması çok daha iyiydi. Kafasında çoktan bir plan yapmıştı ve planını gerçekleştirmek için hanını sahibini bulması gerekicekti,Elindeki değneği bir masanın kenarına yaslayarak hanın içine doğru yürüdü yüzündeki sevecen ve gülümser ifadesiyle..
Vücuduna oturan kahverengi bir pantolon giyiyordu,üstünde beyaz renkli dar bir gömlek ve komple bedenini saran yeşil kapşonlu bir cübbe vardı,sırtında küçük bir çanta ve elinde arada sırada yürümesine katkı sağlıyacak uzun bir değnek tutuyordu.Yüzü yaşlılığın getirdiği kırışıklıklardan ve yorgunluktan çok uzaktı.Henüz çok gençti ama ifadesi ve duruşu bazen onu daha olgun biri olarak gösterirdi, geldiği yerde ise kızların bu şekilde giyinmelerine asla müsade edilmezdi..Ama o geldiği yerden çok uzaktaydı hatta geldiği bir yer olmasını tercih bile etmiyordu, oraya ait değildi aslında hiçbiryere ait değildi, sadece gezerdi yeni insanlar, yeni maceralar ,yeni hikayeler bunlardan hoşlanırdı belli biryere bağlı olup orda yaşlanıp orada ölmek..Hayır ona göre değildi bu yaşam tarzı ve asla olmıyacaktı.
Tepeden aşağı inmesini tamamlamış yolun sonuna gelmişti, önünde engin bir alan uzanıyordu,az ilerde boşluğun ortasında bir han..Ã?arpık bir gülümseme belirdi yüzünde. boş bir vadide hanın olması hoşuna gitmişti beklenmedik şeylerle karşılaşmayı severdi.
Hanı görmek karnını acıktırdı,ceplerini yokladı ne yazıkki cepleride midesi kadar boştu,moralinde hiçbir bozulma olmadan hana yürüdü,hanın adını biraz kısık sesle mırıldandı '' Kara toprak'' bir han için iç karartıcı bir isimdi..Tereddüt etmeden içeri girdi insanlarla kaynaşmak onun işiydi, dışardaki sessizliğe ve ıssızlığa rağmen han gayet kalabalık görünüyordu, çoğu insan kızın geldiğini farketmemişti bile.Gülümsedi böyle olması çok daha iyiydi. Kafasında çoktan bir plan yapmıştı ve planını gerçekleştirmek için hanını sahibini bulması gerekicekti,Elindeki değneği bir masanın kenarına yaslayarak hanın içine doğru yürüdü yüzündeki sevecen ve gülümser ifadesiyle..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
yıkık dökük sokaklardan geçti.. sadece sıçanların dolaştığı bu harap yer onun hatırladığı eski diyar değildi..
kapısı mühürlenmiş, önüne barikatlar yığılmış olan doğa tapınağına gitti önce.. o ulu ağaç kurumuş, tüm pencereleri ve kapıları sürgülenmişti.. o güzeller güzeli bahçesi dikenlerle kaplanmıştı.. gözleri gayrı ihtiyari Gölge ye doğru kaydı.. şimdi bu güçlü hayvan bile tapınağa bakarken hüzünlenmiş, boncuk kahverengi gözleri nemlenmişti.. ağır ağır ama sessiz bir ağıt gibi uludu ihityar kurt..
yavaşça eğilerek yeleli boynunu akşadı hayvanın..
"biliyorum dostum, biliyorum.. içeride kimse var mıdır acaba..?"
diye yüksek sesle düşündü ama bu ulu tapınağa tırmanıp bir giriş aramayı gereksiz buldu.. zaten bu yıkıntının içinde yaşama dair en ufak bir iz bile görünmüyordu.. belki sonra yine uğrar ve bir araştırma yapardı.. yıkıntıların arasında tanıdık bir bina ya da daha güzeli tanıdık bir yüz bulmak ümidiyle dolaşırken tepede daha önce orada olup olmadığını anımsayamadığı bir yapı gördü.. bu harabe içinde bacası tüten bir yer görmenin verdiği tarifsiz heyecanla tepeye doğru seyirtti..
bir kaç at bağlanmıştı geçici bir sundurmanın altındaki ahır benzeri yapıya.. belli belirsiz gülümsedi ve kapıyı iterek içeri girdi.. içeridekilere şöyle bir göz gezdirirken Gölge huzursuzca inleyince eski dostuna doğru eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı ve koca hayvan ağır adımlarla kapıya doğru ilerleyip onu göğsüyle iterek dışarı çıktı.. kapalı yerleri sevmezdi Gölge..
bu soğuk havada şömine yanında bir kuytu masa bulabilmek umuduyla kahverengi-bordo renkli ve hayli yıpranmış pelerinin başlığı altında parlayan gözleri ile etrafına bakındı..
kapısı mühürlenmiş, önüne barikatlar yığılmış olan doğa tapınağına gitti önce.. o ulu ağaç kurumuş, tüm pencereleri ve kapıları sürgülenmişti.. o güzeller güzeli bahçesi dikenlerle kaplanmıştı.. gözleri gayrı ihtiyari Gölge ye doğru kaydı.. şimdi bu güçlü hayvan bile tapınağa bakarken hüzünlenmiş, boncuk kahverengi gözleri nemlenmişti.. ağır ağır ama sessiz bir ağıt gibi uludu ihityar kurt..
yavaşça eğilerek yeleli boynunu akşadı hayvanın..
"biliyorum dostum, biliyorum.. içeride kimse var mıdır acaba..?"
diye yüksek sesle düşündü ama bu ulu tapınağa tırmanıp bir giriş aramayı gereksiz buldu.. zaten bu yıkıntının içinde yaşama dair en ufak bir iz bile görünmüyordu.. belki sonra yine uğrar ve bir araştırma yapardı.. yıkıntıların arasında tanıdık bir bina ya da daha güzeli tanıdık bir yüz bulmak ümidiyle dolaşırken tepede daha önce orada olup olmadığını anımsayamadığı bir yapı gördü.. bu harabe içinde bacası tüten bir yer görmenin verdiği tarifsiz heyecanla tepeye doğru seyirtti..
bir kaç at bağlanmıştı geçici bir sundurmanın altındaki ahır benzeri yapıya.. belli belirsiz gülümsedi ve kapıyı iterek içeri girdi.. içeridekilere şöyle bir göz gezdirirken Gölge huzursuzca inleyince eski dostuna doğru eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı ve koca hayvan ağır adımlarla kapıya doğru ilerleyip onu göğsüyle iterek dışarı çıktı.. kapalı yerleri sevmezdi Gölge..
bu soğuk havada şömine yanında bir kuytu masa bulabilmek umuduyla kahverengi-bordo renkli ve hayli yıpranmış pelerinin başlığı altında parlayan gözleri ile etrafına bakındı..
Aurë entuluva...!!
Hanın kapısı gürültüyle açıldı. Kapının girişinde orta boylu bir adam ve yanında köpeği gözüktü. Etrafa bir göz gezdirdi, sonra boş bulduğu bir masaya oturdu.
Koyu manda derisi yeleği ve eğri kılıçları vardı, kürk pelerini ve sırt çantasıyla her türlü doğa koşuluna ayak uydurabilecek gibi gözüken adam belli ki bir gezgindi. Hafif uzamış sakalı yıkanmadığı için yapaklanmış saçlarından de uzun süredir yolda olduğu anlaşılıyordu.
"Hancı, bana ve yoldaşıma yahni getir! Soğuk biran da varsa bir maşrapa benim için doldur."
Koyu manda derisi yeleği ve eğri kılıçları vardı, kürk pelerini ve sırt çantasıyla her türlü doğa koşuluna ayak uydurabilecek gibi gözüken adam belli ki bir gezgindi. Hafif uzamış sakalı yıkanmadığı için yapaklanmış saçlarından de uzun süredir yolda olduğu anlaşılıyordu.
"Hancı, bana ve yoldaşıma yahni getir! Soğuk biran da varsa bir maşrapa benim için doldur."
Korsan mı!! Hiç de kötü bi adama benzemiyor ama kim bilir nasıl bir adamdır. Neyse ne, tehlikeli adamlar bilgiyle dolup taşar gerçi çoğu abartı ve böbürlenmedir ama anlayan kulaklar için öğrenecek çok şey vardır bunun gibi adamlardan. Allahtan kasaba içinde silahla ya da büyüyle zarar verme amaçlı birşey yapmanın cezası çok ağırdı. Yoksa burası gibi bir hanı işletmek Archi gibi bir delikanlının boyunu çoktan aşardı!
"Lanet olası bir korsan!" diye düşündü içerisinden ve kendine hayret etti. Mutlu olmuştu.
"İlginç bir mesleğin varmış patron. Denizleri nasıl bu diyarın, ne taraflara gittin?" dedi ilgiyle. "Eminim hanımızda sizi ve diğer yolcuların diyarla ilgili fikirlerini dinlemek isteyenler olacaktır."
(Not: Diyarı tam olarak bilen kimse yok çünkü geçişten sonra çok uzun bir süre geçmedi. Ama tanımak için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni diyarla ilgili her bilgi önemlidir.)
Bu arada Posessed'e fazladan bir bira daha getirip koyuvermişti Salmir. "Aferim ulan" diye düşündü Archi. "Acaba bu herifin daha önceden deneyimi mi var?"
Salmir bir kupa birayı koyduktan sonra yeni gelen müşteriye baktı. "Patron bi çalışan daha şart!" anlamında bir bakış attı Archi'ye yeni gelen müşteriye doğru giderken. Bir anda patlama yapmıştı han. Bu gidişle kat bile çıkarız üste haha...
Yeni gelen adam hafif kara kuru birşeye benziyordu(catboy). Bu tür adamlara karşı dikkatli olmak gerek diye düşündü Salmir.
"Buyur yolcu, yiyecek kuzu yahnim, içecek soğuk biram var. İkisinden de bolca var" dedi adamı incelerken.
---
Salmir müşterinin istediklerini söylemesini beklerken handan içeri giren kadını farketti. Hımmm dedi kendisi bile farketmeden. Çok iyi durumda değildi kıyafetleri, üstü başı. Archinin de bu yeni gelen konuğu gördüğü kesindi. Adamın gözleri sanki heryerdeydi.
"Ulan ense yapmak da zor olacak be" diye düşündü hafif suratını ekşiterek ve müşteriye döndü neredeyse adı gibi bildiği siparişi alacağını bilerek. Çok fazla seçenek yoktu bu handa. Bira, şarap yahni... Fazla bile beee
kaç aydır yediği en iyi yemekti sonuçta kendisinin de.
---
Yeni gelen kadının ardından giren ve yanında... Neydi o ... Bu iş zor olacaktı anlaşılan. O kocaman hayvanı kesinlikle yakınında ya da atların yakınında istemiyordu ama söz dinleyen bi hayvana benziyordu. Ama olsun du, eşşeği sağlam kazığa bağlamak lazım.
"Patron" dedi hafif yüksek bir sesle. "Yanınızda getirdiğiniz yaratık eminim dışarıdaki atları korkutmadan kimseye zarar vermeden durabilir." tek kaşı havaya kalkmış, sorusunun önemine vurgu yapar şekilde gözleri yabancının gözlerine kitlenmişti. Ama bunu uzun süre devam ettirmedi, bir an yeterliydi. Züppe bir hancı olmak istemezdi, anlatmak istediğini anlatmıştı herhalde.
"Lanet olası bir korsan!" diye düşündü içerisinden ve kendine hayret etti. Mutlu olmuştu.
"İlginç bir mesleğin varmış patron. Denizleri nasıl bu diyarın, ne taraflara gittin?" dedi ilgiyle. "Eminim hanımızda sizi ve diğer yolcuların diyarla ilgili fikirlerini dinlemek isteyenler olacaktır."
(Not: Diyarı tam olarak bilen kimse yok çünkü geçişten sonra çok uzun bir süre geçmedi. Ama tanımak için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni diyarla ilgili her bilgi önemlidir.)
Bu arada Posessed'e fazladan bir bira daha getirip koyuvermişti Salmir. "Aferim ulan" diye düşündü Archi. "Acaba bu herifin daha önceden deneyimi mi var?"
Salmir bir kupa birayı koyduktan sonra yeni gelen müşteriye baktı. "Patron bi çalışan daha şart!" anlamında bir bakış attı Archi'ye yeni gelen müşteriye doğru giderken. Bir anda patlama yapmıştı han. Bu gidişle kat bile çıkarız üste haha...
Yeni gelen adam hafif kara kuru birşeye benziyordu(catboy). Bu tür adamlara karşı dikkatli olmak gerek diye düşündü Salmir.
"Buyur yolcu, yiyecek kuzu yahnim, içecek soğuk biram var. İkisinden de bolca var" dedi adamı incelerken.
---
Salmir müşterinin istediklerini söylemesini beklerken handan içeri giren kadını farketti. Hımmm dedi kendisi bile farketmeden. Çok iyi durumda değildi kıyafetleri, üstü başı. Archinin de bu yeni gelen konuğu gördüğü kesindi. Adamın gözleri sanki heryerdeydi.
"Ulan ense yapmak da zor olacak be" diye düşündü hafif suratını ekşiterek ve müşteriye döndü neredeyse adı gibi bildiği siparişi alacağını bilerek. Çok fazla seçenek yoktu bu handa. Bira, şarap yahni... Fazla bile beee
---
Yeni gelen kadının ardından giren ve yanında... Neydi o ... Bu iş zor olacaktı anlaşılan. O kocaman hayvanı kesinlikle yakınında ya da atların yakınında istemiyordu ama söz dinleyen bi hayvana benziyordu. Ama olsun du, eşşeği sağlam kazığa bağlamak lazım.
"Patron" dedi hafif yüksek bir sesle. "Yanınızda getirdiğiniz yaratık eminim dışarıdaki atları korkutmadan kimseye zarar vermeden durabilir." tek kaşı havaya kalkmış, sorusunun önemine vurgu yapar şekilde gözleri yabancının gözlerine kitlenmişti. Ama bunu uzun süre devam ettirmedi, bir an yeterliydi. Züppe bir hancı olmak istemezdi, anlatmak istediğini anlatmıştı herhalde.
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Yeni gelen adam da yanında hayvanıyla gelmişti. Archi kara kara düşünmeye başladı. "Acaba hanın içerisinde hayvanlara izin vermeli miyim?" Az önceki gibi kocaman bi hayvana izin vermeyeceği kesindi ama bir köpek? Adam ne güzel dışarda bıraksa da onu hiç derde sokmasa iyi olmaz mıydı?
Adam masaya doğru giderken onu izledi ve gözleri ile Salmir'e köpeği işaret etti. Herşeyi de Archi düşünecek değildi ya. Halletsin Salmir diye düşünüp önündeki müşterilerle sohbete başladı.
--
Salmir yeni gelen konuğa ve köpeğine baktı. Archi köpeğebirşey dememişti, öyleyse Salmirin hiç de orasında değildi.
"Tamamdır patron" dedi yeni gelene. Ama bu iş de böyle olmazdı hani. Bir garson daha gerekiyordu buraya!!
Adam masaya doğru giderken onu izledi ve gözleri ile Salmir'e köpeği işaret etti. Herşeyi de Archi düşünecek değildi ya. Halletsin Salmir diye düşünüp önündeki müşterilerle sohbete başladı.
--
Salmir yeni gelen konuğa ve köpeğine baktı. Archi köpeğebirşey dememişti, öyleyse Salmirin hiç de orasında değildi.
"Tamamdır patron" dedi yeni gelene. Ama bu iş de böyle olmazdı hani. Bir garson daha gerekiyordu buraya!!
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
"Yaratık mı? Yaratık değil Kurttur o." bir kahkaha koyverdi. Sonra köpeğin başını okşadı:
"Duydun mu oğlum? Sana yaratık dedi."
Sonra hancıya döndü:
"Benim için sorun olmaz ama kurdum başında ben olmazsam öğününe bir at budu ya da bir çocuk kolu ekleyebilir. Biliyorsundur kurtların doğasında vardır bu."
"Duydun mu oğlum? Sana yaratık dedi."
Sonra hancıya döndü:
"Benim için sorun olmaz ama kurdum başında ben olmazsam öğününe bir at budu ya da bir çocuk kolu ekleyebilir. Biliyorsundur kurtların doğasında vardır bu."
"Biraz kuzu yahni yiyebilirim, ama ben hiç içki içemem. Bu yüzden su getirirsen sevinirim." dedi kısık sesle genç büyücü.
Üstü başı iki günlük yürüyüşün ardından kirlenmiş, sanki dilenci gibi görünmesine yol açmıştı. Bu yüzden hafif bir utanma duygusu sarmıştı, pek etraftaki insanlarla konuşamıyordu. Sadece karnını doyurup hemen gidecekti.
Üstü başı iki günlük yürüyüşün ardından kirlenmiş, sanki dilenci gibi görünmesine yol açmıştı. Bu yüzden hafif bir utanma duygusu sarmıştı, pek etraftaki insanlarla konuşamıyordu. Sadece karnını doyurup hemen gidecekti.
yıpranmış ve üzeri oldukçe eski işlemelerle dolu pelerinin başlığını geriye doğru itip hancıya döndü, elindeki uzunca ve her iki ucu da demir halkalarla güçlendirilmiş staff ını diğer eline geçirerek sağ elini kalbinin üzerine koydu başıyla yavaşça eğilip gülümseyerek selamladı.. genç fakat yorgun bir yüzü vardı selam verenin.. gülümseyişinde, nasıl denir, sanki gülümseyişinde acı gizliydi..
Merak buyurmayın sevgili kardeşim.. o vahşi bir kurttur ve aç kalmadığı sürece hiçbir canlıya zarar vermez.. hatta acıktığında da hiç bir avının acı çektiği görülmemiştir.. korkmayın o yüzden..
(bir an durdu ve sonra hafifçe gülümseyerek devam etti)
ama en azından şimdilik pek aç olmadığını ve at etinden de pek hoşlanmadığını bilmek içinizi rahatlatsın
(belli belirsiz gülümsedi)
(köşede, şöminenin yanındaki tek kırık dökük sallanan sandalyeyi göstererek)
şuranın sahibi var mı..? (diye sordu ve ekledi) arka taraftan gelen bu koku ördek etine mi ait..?
Merak buyurmayın sevgili kardeşim.. o vahşi bir kurttur ve aç kalmadığı sürece hiçbir canlıya zarar vermez.. hatta acıktığında da hiç bir avının acı çektiği görülmemiştir.. korkmayın o yüzden..
(bir an durdu ve sonra hafifçe gülümseyerek devam etti)
ama en azından şimdilik pek aç olmadığını ve at etinden de pek hoşlanmadığını bilmek içinizi rahatlatsın
(belli belirsiz gülümsedi)
(köşede, şöminenin yanındaki tek kırık dökük sallanan sandalyeyi göstererek)
şuranın sahibi var mı..? (diye sordu ve ekledi) arka taraftan gelen bu koku ördek etine mi ait..?
Aurë entuluva...!!
Han,sahibinin bile zorlukla yetişebileceği kadar dolmuştu.Kız memnuniyetle gülümsedi bu duruma, şanslıydıki han tam da istediği kıvamdaydı, birsürü yeni insan ve beraberinde getirdikleri hikayeler..Kızın kalbi heyecanla atmaya başladı eğer burda çalışırsa yeni insanlarla tanışır ve onların hikayelerini zevkle dinlerdi..
Konuşmaya başlamak için boğazını temizledi,hancının çok meşgul olduğunu biliyordu ama han sahibi zamanını biraz kıza ayırırsa omuzlarındaki yükü biraz hafifletebilirdi..
'' Merhaba saygıdeğer han sahibi'' dedi neşeli bir tonda,hancının fazla vakti yoktu gelen müşteriler habire artıyordu o yüzden söze hemen girmesi gerekiyordu..
''Görüyorum ki hanınız epey kalabalık ve anladığım kadarıyla hepsine yetişmek sizi biraz zor duruma sokuyor'' sonra hiç duraksamadan devam etti aynı iyimser tavrıyla '' yanlış anlamayın tecrübelerinize diyecek bir lafım yok,ama uygun görürseniz ben de size yardımcı olmak isterim,biraz deneyimim var daha önce geldiğim yerlerde de çalıştım''
Henuz kendini tam anlamıyla tanıtamamıştı, ama han sahibi kızın teklifini geri çevirmesse birbirlerini tanımak için zaten yeterli zamanları olucaktı,Kız han sahibinin cevabını beklerken,içerideki müşterileri süzdü sıradan köylü olmadıkları belliydi hepsinin kendisine özgür bir macerası vardı ve kız hepsinin hikayelerini dinlemek için yanıp tutuşuyordu..
Konuşmaya başlamak için boğazını temizledi,hancının çok meşgul olduğunu biliyordu ama han sahibi zamanını biraz kıza ayırırsa omuzlarındaki yükü biraz hafifletebilirdi..
'' Merhaba saygıdeğer han sahibi'' dedi neşeli bir tonda,hancının fazla vakti yoktu gelen müşteriler habire artıyordu o yüzden söze hemen girmesi gerekiyordu..
''Görüyorum ki hanınız epey kalabalık ve anladığım kadarıyla hepsine yetişmek sizi biraz zor duruma sokuyor'' sonra hiç duraksamadan devam etti aynı iyimser tavrıyla '' yanlış anlamayın tecrübelerinize diyecek bir lafım yok,ama uygun görürseniz ben de size yardımcı olmak isterim,biraz deneyimim var daha önce geldiğim yerlerde de çalıştım''
Henuz kendini tam anlamıyla tanıtamamıştı, ama han sahibi kızın teklifini geri çevirmesse birbirlerini tanımak için zaten yeterli zamanları olucaktı,Kız han sahibinin cevabını beklerken,içerideki müşterileri süzdü sıradan köylü olmadıkları belliydi hepsinin kendisine özgür bir macerası vardı ve kız hepsinin hikayelerini dinlemek için yanıp tutuşuyordu..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
"Seninle soframı paylaşmaktan memnun olurum teveccüh edersen." dedi Dura'ya adam.
"Hem tanışmış oluruz hem de laflarız biraz, pek güzel parlak tüyleri varmış seninkinin Kuzeyde yaşayan türlerinden değil mi bu?"
İyice eğilerek ve tehdit etmeyecek şekilde elini uzattı diğer kurda, hayvanlarla yaşamaktan belli ki onların vücut dillerini taklit etmeye oldukça alışmıştı.
"Hem tanışmış oluruz hem de laflarız biraz, pek güzel parlak tüyleri varmış seninkinin Kuzeyde yaşayan türlerinden değil mi bu?"
İyice eğilerek ve tehdit etmeyecek şekilde elini uzattı diğer kurda, hayvanlarla yaşamaktan belli ki onların vücut dillerini taklit etmeye oldukça alışmıştı.
Burada yaşadığım çokca maceralardan bir iki tanesini anlatmaktan zarar gelmez heralde. Hmm hanın bu kadar dolacağını beklemiyordum. "Nasıl olurda işlerin bu kadar yolunda gider Archi!? Bu diyarda, bu yıkıntının içinde kendine güvenip bir han açmışsın... ve işletmeyi başarıyorsun anlaşılan." dedi alkolün etkisiyle kelimeleri yuvarlamaya başladığını farketti. "Buralardan gittiğimden beri denizlerdeyim. Cok deniz gördüm ve bir o kadar çok da diyarı gezmiş oldum. Kaptanımızın emrinde rüzgar bizi nereye götürürse oraya gittim. Diyar tehlikeli...Hemde çok tehlikeli olabiliyor bazen." piposundan bir kaç duman aldı ve tekrar doldururken devam etti konusmasına "Hancı başı ben bir ozan değilim anlatmak istediğimi sizlere akıcı bir dille anlatıyım. Ama eğer dinlemek istersen buraya gelmeden önce bütün tayfanın yok oluşunu anlatıyım. Kuzeyi anlatıyım, soğukları anlatıyım." diyerek gözleri çok uzaklara bakmaya başladı.
"Buraya gelmeden önce yolculuğumuza kuzeye giderek devam ediyorduk. Deniz o kadar sessiz ve düzdü ki... Rüzgarı arkamıza almış dostlarımla içiyordum. Havanın soğuduğunu farketmek bir kaç saat için pek anlaşılır olmamıştı çünkü son uğradığımız kasabadan yeteri kadar rom yüklemiştik gemimize. Enfesdi tadı, belki hayatımda içtiğim en güzel romdu. Zaman geçti, gece oldu. Nöbetteydim ve üşümeye başlamıştım hemde iliklerime kadar üşüyordum. Benimle birlikte 2 arkadaşım daha uyanıktı fakat geminin icinde birbirmizden uzak noktalardaydı nöbet yerlerimiz. Sabaha karşı bilincimi kaybetmiş şekilde yerdeydim. Uyumadım, o soğukta uyumak mümkün değildi yada zaten bizi o hale sokan o soğuklar idi. Gözümü açtım. Titremelerime engel olamadan içeriye girdim. Herkeze seslendim Archi herkeze..." dedi ve duraksadı hancının gözünün icine baktı, sonra gözleri yine uzaklara bakmaya basladı korsanın "Bir gariplik vardı, herkezin uyuması imkansızdı... Seslendim fakat karsılık alamadım tekrar tekrar bagırmaya basladım o sogukta, sesimin cıktığı kadar. İcimdeki his beni mahvediyordu. Neler olduğuna bir türlü anlam verememiştim. Kaptanın odasına girdim ama onu göremedim. Bir seyler tersti Archi... Kaptanı aradım fakat bulamadım bütün tayfanın bir şekilde öldüğünü gördüm. Bir damla kan yoktu ve nasıl olduysa sanki bir damla acı bile yoktu... Ağladım yıllar sonra hıçkıra hıçkıra. Bunun sebebi neydi? Ne olabilirdi? Kaptanın gemiden kaçarak yüzerek gitmesi imkansızdı diye düsünüyordum. Gecen vakitte her arkadasımın üstünü örttüm. Dışarıya çıktım geminin güvertesinden denize baktım... Ne gördüm tahmin bile edemezsin Archi! Kimse edemez!... Bütün deniz buz tutmustu. Her bir noktası! Herkez ölürken neden ben yaşadım? Herkez ölürken benim yaşamamın ne gibi bir açıklaması olabilir? Herkezin hayatını alırken, denizin bile hayatını alırken benim hayatımı almayan sey nedir Archi?..." dedi ve dolan gözlerini terlerini siliyormuş gibi yaparak bandanasına sildi ve ekledi "Gemimizi yaktım... ve buz tutmus denizin üzerinden yürüyerek karaya cıktım. Ne kadar yürüdüm farkında değilim eğer ölseydim mutlu olurdum fakat görüyorsun işte... Hala hayattayım..." dedi ve ayağa kalktı "Bir bira daha icsem iyi olur Hancı Başı..." dedi bir gümüş parayı uzattı "İcerken dısarıda biraz hava alsam iyi olucak..."
"Buraya gelmeden önce yolculuğumuza kuzeye giderek devam ediyorduk. Deniz o kadar sessiz ve düzdü ki... Rüzgarı arkamıza almış dostlarımla içiyordum. Havanın soğuduğunu farketmek bir kaç saat için pek anlaşılır olmamıştı çünkü son uğradığımız kasabadan yeteri kadar rom yüklemiştik gemimize. Enfesdi tadı, belki hayatımda içtiğim en güzel romdu. Zaman geçti, gece oldu. Nöbetteydim ve üşümeye başlamıştım hemde iliklerime kadar üşüyordum. Benimle birlikte 2 arkadaşım daha uyanıktı fakat geminin icinde birbirmizden uzak noktalardaydı nöbet yerlerimiz. Sabaha karşı bilincimi kaybetmiş şekilde yerdeydim. Uyumadım, o soğukta uyumak mümkün değildi yada zaten bizi o hale sokan o soğuklar idi. Gözümü açtım. Titremelerime engel olamadan içeriye girdim. Herkeze seslendim Archi herkeze..." dedi ve duraksadı hancının gözünün icine baktı, sonra gözleri yine uzaklara bakmaya basladı korsanın "Bir gariplik vardı, herkezin uyuması imkansızdı... Seslendim fakat karsılık alamadım tekrar tekrar bagırmaya basladım o sogukta, sesimin cıktığı kadar. İcimdeki his beni mahvediyordu. Neler olduğuna bir türlü anlam verememiştim. Kaptanın odasına girdim ama onu göremedim. Bir seyler tersti Archi... Kaptanı aradım fakat bulamadım bütün tayfanın bir şekilde öldüğünü gördüm. Bir damla kan yoktu ve nasıl olduysa sanki bir damla acı bile yoktu... Ağladım yıllar sonra hıçkıra hıçkıra. Bunun sebebi neydi? Ne olabilirdi? Kaptanın gemiden kaçarak yüzerek gitmesi imkansızdı diye düsünüyordum. Gecen vakitte her arkadasımın üstünü örttüm. Dışarıya çıktım geminin güvertesinden denize baktım... Ne gördüm tahmin bile edemezsin Archi! Kimse edemez!... Bütün deniz buz tutmustu. Her bir noktası! Herkez ölürken neden ben yaşadım? Herkez ölürken benim yaşamamın ne gibi bir açıklaması olabilir? Herkezin hayatını alırken, denizin bile hayatını alırken benim hayatımı almayan sey nedir Archi?..." dedi ve dolan gözlerini terlerini siliyormuş gibi yaparak bandanasına sildi ve ekledi "Gemimizi yaktım... ve buz tutmus denizin üzerinden yürüyerek karaya cıktım. Ne kadar yürüdüm farkında değilim eğer ölseydim mutlu olurdum fakat görüyorsun işte... Hala hayattayım..." dedi ve ayağa kalktı "Bir bira daha icsem iyi olur Hancı Başı..." dedi bir gümüş parayı uzattı "İcerken dısarıda biraz hava alsam iyi olucak..."
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Alenthas kalkıp gidecekti ama adamlardan birinin korsan olduğunu duyunca biraz daha kalmaya karar verdi. İyi ki de kalmışım diye düşündü ardından. Han dolup taşmış, muhabbet koyulaşmıştı.
Korsanın anlattıkları hiç inandırıcı gelmemişti, belli ki işkembeden sallıyordu. "Pfft." diye dalga geçercesine nefes verdi. "Demek ki *tanrıların* senin için planları var." bunu söylerken gülmemek Alenthas için zorlu bir mücadeleydi. Kavga etmek istemiyordu, hem de hiç istemiyordu. Fakat adamın anlattıkları inanılır gibi değildi.
Korsanın anlattıkları hiç inandırıcı gelmemişti, belli ki işkembeden sallıyordu. "Pfft." diye dalga geçercesine nefes verdi. "Demek ki *tanrıların* senin için planları var." bunu söylerken gülmemek Alenthas için zorlu bir mücadeleydi. Kavga etmek istemiyordu, hem de hiç istemiyordu. Fakat adamın anlattıkları inanılır gibi değildi.
elbette kardeşim, buyur.. ancak sanırım masa yok bu sandalyenin yanında.. rica ederiz bize getiriverir hancı biraderim..Dura wrote:...Gölge huzursuzca inleyince eski dostuna doğru eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı ve koca hayvan ağır adımlarla kapıya doğru ilerleyip onu göğsüyle iterek dışarı çıktı.. kapalı yerleri sevmezdi Gölge..
sevgili dostumun nereden geldiğini tanrı bilir.. ancak çok uzun süredir beraber yürüyoruz onunla.. bu kendi tercihidir.. ancak senin de farkettiğin gibi medeniyetten pek hoşlanmaz.. binalardan, kalabalıklardan falan pek hoşlanmaz.. bu konuda onunla aynı fikirdeyim aslında.. ancak çok uzun zamandır sıcak yemek yememiştim.. ona çok yaklaşmanı tavsiye etmem insanlara alışık değildir..
bu arada ismim Dura.. Dura Tharel..
(Dura adamın yanındaki kurt a baktı, gözlerinin içine.. sonra gülümsedi.. vahşetin kızıllığı parlak bir alev gibi parladı gözlerinde.. bakışları dinginleştiğinde hancıyı aradı gözleri.. hala ayaktaydı..)
Aurë entuluva...!!
Konusmasını bitirdikten sonra yan tarafındaki sarhoşun söylediklerini duymuştu. Kafasını hızlıca ona doğru çevirdi. "Hahahaha demek *Tanrıların* benim için planları var ha?" dedi gülüşünde tehditkar bir hava vardı bakışlarında da, tabi ki devam etti "Seni lanet sarhoş bir korsan hakkında ne bilirsin? Bizler insanları yeriz! En azından bunu biliyorsundur. Köyleri yakarız, yağmalarız. Denizler üzerinde binbir maceraya atılırız ve Tanrılara inanmayız (bunu söylerken yumruğunu gögsüne vurmustu). Eğer ki lanet bir Ozan olsaydım anlattıklarıma emin ol inanırdın!" Birasından koca bir yudum aldı. Sonra seslice gülmeye başladı. "Cesaretin var sarhoş!"AlenthasLeasess wrote:Alenthas kalkıp gidecekti ama adamlardan birinin korsan olduğunu duyunca biraz daha kalmaya karar verdi. İyi ki de kalmışım diye düşündü ardından. Han dolup taşmış, muhabbet koyulaşmıştı.
Korsanın anlattıkları hiç inandırıcı gelmemişti, belli ki işkembeden sallıyordu. "Pfft." diye dalga geçercesine nefes verdi. "Demek ki *tanrıların* senin için planları var." bunu söylerken gülmemek Alenthas için zorlu bir mücadeleydi. Kavga etmek istemiyordu, hem de hiç istemiyordu. Fakat adamın anlattıkları inanılır gibi değildi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

