Ölüm Zamanı: Karanlığın Tohumları! (Ortak
Gökhan birden durdu. şeytan veya karanlığın ordusu onun için çok fazlaydı. O buraya bunun için gelmemişti. Daha fazla burada durmasını bir anlamı yoktu. O da buradan hemen çıkması gerektiğini düşündü.
"Buradan hemen çıkmam gerekli." dedi Gökhan ve merdivenlerin olduğu kapıya doğru yol aldı. Kapının tokmağına dokunduğunda kapının kilitli olduğunu fark etti acı bir biçimde. Sonra yan tarafta yer alan diğer kapıyı zorladı, o da kilitliydi. Diğer kişilerin de odanın kilitli olduğunu bilmediğini düşünerek kendisini rahatlattı, odada mahsur kalan sadece kendisi değildi, diğerleri de onun gibi odada mahsur kalmıştı.
"Bok çuvalına girmiş gibi hissediyorum kendimi."
Odanın karanlık köşesinde yer aldığından fark edilmeyen hoparlörden cızıltılar eşliğinde Hüsnü Bey'in sesi duyuldu: "Özgünüm ama bu odadan kimse çıkmıyor. Tarikat üye alımında son derece titizdir, bu yüzden doğru adamları seçmiş miyiz diye son bir test yapmak istiyoruz. Bunun için de sizden izin almayacağız."
"Bu odada herkesin sakladığı bir sırrı var, tabi tarikat bu sırlardan haberdar. Herkes birbirinin sırrını öğrenmeye çalışacak ve en son kimin sırrı açığa çıkmadıysa o bizim aradığımız adam olduğunu kanıtlayacaktır. şartlar ne olursa olsun sırrını saklamayı beceren biri olduğunu gösterecektir. O da özel bir ödül ve rütbe alacaktır bizden. Hadi size iyi eğlenceler..."
"Buradan hemen çıkmam gerekli." dedi Gökhan ve merdivenlerin olduğu kapıya doğru yol aldı. Kapının tokmağına dokunduğunda kapının kilitli olduğunu fark etti acı bir biçimde. Sonra yan tarafta yer alan diğer kapıyı zorladı, o da kilitliydi. Diğer kişilerin de odanın kilitli olduğunu bilmediğini düşünerek kendisini rahatlattı, odada mahsur kalan sadece kendisi değildi, diğerleri de onun gibi odada mahsur kalmıştı.
"Bok çuvalına girmiş gibi hissediyorum kendimi."
Odanın karanlık köşesinde yer aldığından fark edilmeyen hoparlörden cızıltılar eşliğinde Hüsnü Bey'in sesi duyuldu: "Özgünüm ama bu odadan kimse çıkmıyor. Tarikat üye alımında son derece titizdir, bu yüzden doğru adamları seçmiş miyiz diye son bir test yapmak istiyoruz. Bunun için de sizden izin almayacağız."
"Bu odada herkesin sakladığı bir sırrı var, tabi tarikat bu sırlardan haberdar. Herkes birbirinin sırrını öğrenmeye çalışacak ve en son kimin sırrı açığa çıkmadıysa o bizim aradığımız adam olduğunu kanıtlayacaktır. şartlar ne olursa olsun sırrını saklamayı beceren biri olduğunu gösterecektir. O da özel bir ödül ve rütbe alacaktır bizden. Hadi size iyi eğlenceler..."
"Sır mı? Ben sır saklayamam ki, hoş bunu bilemem, neticesinde hiçkimseyle konuşmadım neredeyse ömrüm boyunca.Aa bir tane sırrımı hatırladım, neyse, bulun bakalım beyler!"
Sırıttı, kimsenin bulamayacağını düşünüyordu çünkü!
Sırıttı, kimsenin bulamayacağını düşünüyordu çünkü!
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Julio dikkatini Slicer'dan anonsa çevirdi... Onun da sırları vardı tabii ama... Bilinmesinden en çok korktuğu... Korkularına bir kahkaha patlattığında, bunu bu odaya gireli çok sık yaptığını fark etmek için gecikmişti.
"Oo, sırlar ha? Sanırım bir takım olarak çalışmadan önce kirli çamaşırlarımızı açığa çıkarmak bir ön koşul!"
"Oo, sırlar ha? Sanırım bir takım olarak çalışmadan önce kirli çamaşırlarımızı açığa çıkarmak bir ön koşul!"
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Tabii ki de agresifim! Buraya lunaparkta eğlenmeye geldiğimi mi sandın?"
Anons yapıldığında şaşırmıştı. şaşkınlığı öfkeye dönüştü "Bu ne biçim bir şaka böyle? Benim sırrım falan yok, neysem oyum! Burada aptal oyunlar oynayacak vaktim yok, halletmem gereken işlerim var!"
Odanın içinde gergince volta atmaya başladı. Sinirleri gerilmişti, bu tarikatın ne acayip prosedürleri vardı böyle! Saçmalık!
"Gidebilir miyim? Ne bir rütbe istiyorum ne de ödül!" kapının kilidini zorladı. "Bırakın beni!"
Anons yapıldığında şaşırmıştı. şaşkınlığı öfkeye dönüştü "Bu ne biçim bir şaka böyle? Benim sırrım falan yok, neysem oyum! Burada aptal oyunlar oynayacak vaktim yok, halletmem gereken işlerim var!"
Odanın içinde gergince volta atmaya başladı. Sinirleri gerilmişti, bu tarikatın ne acayip prosedürleri vardı böyle! Saçmalık!
"Gidebilir miyim? Ne bir rütbe istiyorum ne de ödül!" kapının kilidini zorladı. "Bırakın beni!"
"Ya beyler sakin olun biraz!"
Somurttu, buradakiler çoğu melek gibi şahsiyetlerdi.
"Sanırım siz bu tarikata girerken aklınızda Assassin's Creed oynundaki gibi bir tarikat falan vardı herhâlde, ne düşünüyordunuz yoksa? Hepiniz mükemmel melek gibi aşırı güçlü tipler mi olacaktınız? Ya yapmayın lütfen!"
Somurttu, buradakiler çoğu melek gibi şahsiyetlerdi.
"Sanırım siz bu tarikata girerken aklınızda Assassin's Creed oynundaki gibi bir tarikat falan vardı herhâlde, ne düşünüyordunuz yoksa? Hepiniz mükemmel melek gibi aşırı güçlü tipler mi olacaktınız? Ya yapmayın lütfen!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Hoparlörden Hüsnü Bey'in olaylar karşısında belli ki keyfi yerinde olan sesi duyuldu: "Burada reklam yapmak yasak, eğer beğendiğin bir şeyden bahsetmek istiyorsan bunu üstü kapalı bir şekilde yapabilirsin."
Yaşanan olaylar karşınızda Gökhan oldukça endişeliydi ve diğerleri de bunu bakışlarından fark edebilirdi.
"Yaşanan olaylar karşısında oldukça endişeliyim ki sizler de bunu bakışlarımdan fark edebilirsin." dedi Gökhan.
"Sırlardan bahsetmişken bok çuvalına benzettiğim böyle bir odada kendimi de dahil ettiğim ettiğim bir ucube gösterisine doğru yol alıyorum ve diyebileceğim tek bir şey var o da benim hiç de sır dolu bir adam olmadığım gerçeğidir. Haftasonları cinayet işleyip haftaiçleri de kendi işlediği cinayetleri çözmeye çalışan piskopat bir adli tıp görevlisi değilim. Babasından yadigar bir saat dükkanında çalışmaktan sıkılıp kendini bir sirk ucubesine çevirmek hırsıyla başka insanların sıradışı yeteneklerini onların beyinlerini yiyerek çalan bir sapık da değilim ya da bir suikastçiler birliğine üye olan, on iki saat içinde on iki soylu öldürme rekorunu kırmaya çalışan bir suikastçi aday adayı da değilim." diye anlatırken Gökhan birden duraksadı ve: "Sanırım ben bir hiçim." diyebildi.
Yaşanan olaylar karşınızda Gökhan oldukça endişeliydi ve diğerleri de bunu bakışlarından fark edebilirdi.
"Yaşanan olaylar karşısında oldukça endişeliyim ki sizler de bunu bakışlarımdan fark edebilirsin." dedi Gökhan.
"Sırlardan bahsetmişken bok çuvalına benzettiğim böyle bir odada kendimi de dahil ettiğim ettiğim bir ucube gösterisine doğru yol alıyorum ve diyebileceğim tek bir şey var o da benim hiç de sır dolu bir adam olmadığım gerçeğidir. Haftasonları cinayet işleyip haftaiçleri de kendi işlediği cinayetleri çözmeye çalışan piskopat bir adli tıp görevlisi değilim. Babasından yadigar bir saat dükkanında çalışmaktan sıkılıp kendini bir sirk ucubesine çevirmek hırsıyla başka insanların sıradışı yeteneklerini onların beyinlerini yiyerek çalan bir sapık da değilim ya da bir suikastçiler birliğine üye olan, on iki saat içinde on iki soylu öldürme rekorunu kırmaya çalışan bir suikastçi aday adayı da değilim." diye anlatırken Gökhan birden duraksadı ve: "Sanırım ben bir hiçim." diyebildi.
"En sonunda..." diye sesi duyuldu Hüsnü Bey'in.
"İstediğimiz yanıtı Statham verdi. Kimse herkesin sırrını öğrenip kendisininkini saklayamaz. Çok haklısınız..." diye açıklama yaptı Hüsnü Bey.
"Birazdan sizi odalarınıza götürmek için yanınıza geleceğim ve Statham'a da hediyesini getireceğim." dedi ve hoparlörden son bir cızırtı sesi yükseldi.
Gökhan, Statham'a şaşırmış bir bakış attı sadece ve içinin rahatladığını hissetti birden. Sırların açıklanması veya ortaya çıkması rahatsız edici olabilirdi sonuçta.
"İstediğimiz yanıtı Statham verdi. Kimse herkesin sırrını öğrenip kendisininkini saklayamaz. Çok haklısınız..." diye açıklama yaptı Hüsnü Bey.
"Birazdan sizi odalarınıza götürmek için yanınıza geleceğim ve Statham'a da hediyesini getireceğim." dedi ve hoparlörden son bir cızırtı sesi yükseldi.
Gökhan, Statham'a şaşırmış bir bakış attı sadece ve içinin rahatladığını hissetti birden. Sırların açıklanması veya ortaya çıkması rahatsız edici olabilirdi sonuçta.
"Ne alakası var ki?"
Somurttu.
"Benim o sırrımı gayet de hiçbiriniz öğrenemezsiniz, hatta değil ipucu size halat versem bulamazsınız.Hepinizinkini öğrenip benimkini söylemeye de bilirim gayet."
Sonra sırıttı.
"Neyse ya, hiç olmazsa odalarımız varmış, hep birlikte revirde kalmayı istemezdim."
Somurttu.
"Benim o sırrımı gayet de hiçbiriniz öğrenemezsiniz, hatta değil ipucu size halat versem bulamazsınız.Hepinizinkini öğrenip benimkini söylemeye de bilirim gayet."
Sonra sırıttı.
"Neyse ya, hiç olmazsa odalarımız varmış, hep birlikte revirde kalmayı istemezdim."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Odasına gitmeyi bekliyordu artık. Ve ödülde merak uyandırmıştı onda. Ã?dülün biçimini şeklini neye yarayacağını düşünemiyordu. Bir tarikattan nasıl bir ödül alabilirdi ki?
Sandalyesinde geriye iyice yaslandı. Ayağını bacağının üstüne attı ve kapüşonunu yüzüne indirerek kafasını da arkaya yasladı. Biraz kestirmeyi düşünüyordu. Hüsnü Bey gelene kadar. Uykusu derin değildi. Küçük seslerde hemen uyanırdı. 22 yaşındaki statham hayatının 5 yılını Finlandiyada 14 yılını amerikada 3 yılınıda türkiye'de geçirmekteydi.
Sandalyesinde geriye iyice yaslandı. Ayağını bacağının üstüne attı ve kapüşonunu yüzüne indirerek kafasını da arkaya yasladı. Biraz kestirmeyi düşünüyordu. Hüsnü Bey gelene kadar. Uykusu derin değildi. Küçük seslerde hemen uyanırdı. 22 yaşındaki statham hayatının 5 yılını Finlandiyada 14 yılını amerikada 3 yılınıda türkiye'de geçirmekteydi.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
*Engin*
Mide bulantısı yetmiyormuş gibi bir de vücudundaki bütün kaslar ağrımaya başlamıştı. Bir yaralanmaya ya da incinmeye benzer bir ağrı değil... Adeta vücudu kendisiyle savaşıyordu. Ã?ylesine rahatsız edici bir sürekliliği vardı ki... Ne bir gram artıyor ne azalıyordu. Sanki sonsuza kadar böyle kalacağını işaret edermişçesine değişmiyordu. Derin bir nefes aarak güzlerini açtı tekrar. Ã?ylesine kasıyordu ki kendini nefes alış verişine sürekli bile denemezdi. Ikınmaların arasında nefes alıyordu. Oda oldukça dardı. Boyası bile adamakıllı yapılmamış duvarlar her an üstüne yıkılacakmış gibi... Sadece üzerinde yattığı yatak vardı. Yatakten çok bir tezgaha benziyordu.
Buraya nasıl geldiğini bile bir çırpıda hatırlayamadı. Hatırladıktan sonra ise hiç hatırlamamış olmayı diledi. Tamamen hatasız olduğunu idda edemezdi fakat bunu hakedecek hiçbir şey yapmamıştı. Düşündükçe mide bulantısı artıyordu. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyordu. Ne kaslarına ne zihnine hükmedecek gücü yoktu. Beli hafifçe yukarı doğru dikildi. Kusmak istese bile çıkartacak hiçbirşey kalmamıştı. Sadece boş bir öğürtü geldi. Saniye bile sürmeyen bir rahatlamadan sonra yine olduğu yere yığıldı. Bir kez daha nefes aldı.
Hatırlamaya devam etti. GÃ?rüntüler kesik kesik geliyordu. Ne olduğuna bile bir anlam verememişti. şu haliyle hiç veremeyecekti. Barda oturduğunu hatırlıyordu. İki kişilik bir masadaydı. Tek başına... Sonra o kadın gelmişti. "Ateşinizi alabilir miyim?" böyle demişti. Kırmızı elbiseli, dikkat çekici ve bakımlı bir bayandı. Oldukça da gençti. Ã?antasını masanın üstüne koyup sigarasını yakmıştı. Teşekkür edip ayrılmıştı hemen. Acelesi varmış gibi ayrılmıştı. Masanın üstünde bir telefon kaldığını hatırlıyordu. Telefonu yetiştirmek için arkasından koştuysa da ne tarafa gittiğini bilememişti. Telefonu ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Sanki düşünmesi gereken başka hiçbir şey yokmuş gibi... Aslına bakılırsa içten içe bir şeyin dikkatini dağıttığına da sevinmişti. Telefonu öylece barmene bırakıp çıksa herşey ne kadar farklı olacaktı oysa ki.
20 dakika kadar geçmişti ki telefondan birilerini arayıp telefonun kayıp olduğunu sahibine haber verip veremeyeceklerini sormaya karar vermişti. Telefonu eline aldı. Tuş kilidini kaldırdı. Rehberde şöyle bir gezinirken telefon çalmaya başladı. "Ev" yazıyordu arayan kişi için. Gerçekten de bir ev telefonuna aitti. Sahibi olan bayan en sonunda fark etmiş olmalıydı. Açar açmaz açıklama yapma gereği hissetti:
-Alo iyi geceler telefon barda unutulmuş sanırım.
-Ah, evet malesef ne kadar aceleyle çıktıysam...
Ses gerçekten de telefonun sahibi bayanın sesiydi.
-Ben peşinizden koşup telefonu yetiştirmeye çalıştım ama malesef kaybolmuştunuz.
-Siz sigaramı yakan kibar beyfendi olmalısınız. Malesef acilen çıkmam gerekmişti evet. Sizi koşturduğum için kusura bakmayın.
Ã?ylesine de olsa iltifat duymak oldukça hoşuna gitmişti...
-Ã?..önemli değil. İsterseniz telefonunuzu buraya bırakayım uygun bir zamanda gelip alırsınız.
-Sizden henüz tanışmamışken bu kadarını istemek kabalık olur ama inanın pek başka çarem olmadığı için istiyorum. Acaba size adresimi versem telefonu getirebilir misiniz? Taksi paranızı ben karşılarım hiç sorun değil...
Ufak bir sessizlik olduktan sonra.
-Ta..tabi...
-Ama önemli bir işiniz falan varsa sizi yormayayım.
-Hayır bir işim yok. Getirim tabii ki
-Çok sağolun gerçekten. Ben size evi tarif edeyim.
20 dakika gibi bir süre sonra Engin eve varmıştı. Üstünü başını şöyle bir düzeltip derin bir nefes aldı ve zili çaldı. Kapı hemen açıldı.
"Merhaba" diye gülümseyerek karşıladı aynı bayan.
[Yazmaya daha sonra devam ederim. şimdilik bu kadar yeter sanıyorum]
Mide bulantısı yetmiyormuş gibi bir de vücudundaki bütün kaslar ağrımaya başlamıştı. Bir yaralanmaya ya da incinmeye benzer bir ağrı değil... Adeta vücudu kendisiyle savaşıyordu. Ã?ylesine rahatsız edici bir sürekliliği vardı ki... Ne bir gram artıyor ne azalıyordu. Sanki sonsuza kadar böyle kalacağını işaret edermişçesine değişmiyordu. Derin bir nefes aarak güzlerini açtı tekrar. Ã?ylesine kasıyordu ki kendini nefes alış verişine sürekli bile denemezdi. Ikınmaların arasında nefes alıyordu. Oda oldukça dardı. Boyası bile adamakıllı yapılmamış duvarlar her an üstüne yıkılacakmış gibi... Sadece üzerinde yattığı yatak vardı. Yatakten çok bir tezgaha benziyordu.
Buraya nasıl geldiğini bile bir çırpıda hatırlayamadı. Hatırladıktan sonra ise hiç hatırlamamış olmayı diledi. Tamamen hatasız olduğunu idda edemezdi fakat bunu hakedecek hiçbir şey yapmamıştı. Düşündükçe mide bulantısı artıyordu. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyordu. Ne kaslarına ne zihnine hükmedecek gücü yoktu. Beli hafifçe yukarı doğru dikildi. Kusmak istese bile çıkartacak hiçbirşey kalmamıştı. Sadece boş bir öğürtü geldi. Saniye bile sürmeyen bir rahatlamadan sonra yine olduğu yere yığıldı. Bir kez daha nefes aldı.
Hatırlamaya devam etti. GÃ?rüntüler kesik kesik geliyordu. Ne olduğuna bile bir anlam verememişti. şu haliyle hiç veremeyecekti. Barda oturduğunu hatırlıyordu. İki kişilik bir masadaydı. Tek başına... Sonra o kadın gelmişti. "Ateşinizi alabilir miyim?" böyle demişti. Kırmızı elbiseli, dikkat çekici ve bakımlı bir bayandı. Oldukça da gençti. Ã?antasını masanın üstüne koyup sigarasını yakmıştı. Teşekkür edip ayrılmıştı hemen. Acelesi varmış gibi ayrılmıştı. Masanın üstünde bir telefon kaldığını hatırlıyordu. Telefonu yetiştirmek için arkasından koştuysa da ne tarafa gittiğini bilememişti. Telefonu ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Sanki düşünmesi gereken başka hiçbir şey yokmuş gibi... Aslına bakılırsa içten içe bir şeyin dikkatini dağıttığına da sevinmişti. Telefonu öylece barmene bırakıp çıksa herşey ne kadar farklı olacaktı oysa ki.
20 dakika kadar geçmişti ki telefondan birilerini arayıp telefonun kayıp olduğunu sahibine haber verip veremeyeceklerini sormaya karar vermişti. Telefonu eline aldı. Tuş kilidini kaldırdı. Rehberde şöyle bir gezinirken telefon çalmaya başladı. "Ev" yazıyordu arayan kişi için. Gerçekten de bir ev telefonuna aitti. Sahibi olan bayan en sonunda fark etmiş olmalıydı. Açar açmaz açıklama yapma gereği hissetti:
-Alo iyi geceler telefon barda unutulmuş sanırım.
-Ah, evet malesef ne kadar aceleyle çıktıysam...
Ses gerçekten de telefonun sahibi bayanın sesiydi.
-Ben peşinizden koşup telefonu yetiştirmeye çalıştım ama malesef kaybolmuştunuz.
-Siz sigaramı yakan kibar beyfendi olmalısınız. Malesef acilen çıkmam gerekmişti evet. Sizi koşturduğum için kusura bakmayın.
Ã?ylesine de olsa iltifat duymak oldukça hoşuna gitmişti...
-Ã?..önemli değil. İsterseniz telefonunuzu buraya bırakayım uygun bir zamanda gelip alırsınız.
-Sizden henüz tanışmamışken bu kadarını istemek kabalık olur ama inanın pek başka çarem olmadığı için istiyorum. Acaba size adresimi versem telefonu getirebilir misiniz? Taksi paranızı ben karşılarım hiç sorun değil...
Ufak bir sessizlik olduktan sonra.
-Ta..tabi...
-Ama önemli bir işiniz falan varsa sizi yormayayım.
-Hayır bir işim yok. Getirim tabii ki
-Çok sağolun gerçekten. Ben size evi tarif edeyim.
20 dakika gibi bir süre sonra Engin eve varmıştı. Üstünü başını şöyle bir düzeltip derin bir nefes aldı ve zili çaldı. Kapı hemen açıldı.
"Merhaba" diye gülümseyerek karşıladı aynı bayan.
[Yazmaya daha sonra devam ederim. şimdilik bu kadar yeter sanıyorum]
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Hüsnü Bey, daha fazla bekletmeden üyelerin yanına gitti. Statham'a dönerek tebrik etti: "Ã?dülünü daha sonra vereceğiz, ama bunun yanında kazandığın rütbeyi simgeleyen bu madalyonu sana vermek istiyorum."
Kırmızı bir yılan gözüydü madalyonun şekli, üstünde değerli elmaslar da parlamaktaydı. Hüsnü Bey: "Bu rütbenin getirdiği avantajları çok yakında öğreneceksin." diye belirtti.
Sonra: şimdi beni takip edin, odalarınız hemen ileride." dedi ve onu takip etmelerini istedi. İki tane oda vardı. Biri daha genişti, içinde üç yatak bulunuyordu. Diğerinde de iki yatak mevcuttu. Odaların ortak yanları ise pencere bulunmayışı ve pek aydınlatamayan mumlardı. Sanki her türlü teknolojiden muaf tutulmuştu bilerek. Zaten buraya gelirken tüm telefon gibi cihazlarına el konulmuştu.
"Statham daha rahat etsin diye iki kişilik odayı onun almasını öneriyorum, yanına gelecek oda arkadaşını da o seçecek. Diğerleri de üç kişilik odada kalacaklar." dedi Hüsnü Bey. şimdi herkes Finlandalı Statham'ın seçeceği oda arkadaşının kim olacağını bekliyordu. Bu sessiz kalmayı tercih eden adam oda arkadaşı olarak kimi seçecekti acaba?
Kırmızı bir yılan gözüydü madalyonun şekli, üstünde değerli elmaslar da parlamaktaydı. Hüsnü Bey: "Bu rütbenin getirdiği avantajları çok yakında öğreneceksin." diye belirtti.
Sonra: şimdi beni takip edin, odalarınız hemen ileride." dedi ve onu takip etmelerini istedi. İki tane oda vardı. Biri daha genişti, içinde üç yatak bulunuyordu. Diğerinde de iki yatak mevcuttu. Odaların ortak yanları ise pencere bulunmayışı ve pek aydınlatamayan mumlardı. Sanki her türlü teknolojiden muaf tutulmuştu bilerek. Zaten buraya gelirken tüm telefon gibi cihazlarına el konulmuştu.
"Statham daha rahat etsin diye iki kişilik odayı onun almasını öneriyorum, yanına gelecek oda arkadaşını da o seçecek. Diğerleri de üç kişilik odada kalacaklar." dedi Hüsnü Bey. şimdi herkes Finlandalı Statham'ın seçeceği oda arkadaşının kim olacağını bekliyordu. Bu sessiz kalmayı tercih eden adam oda arkadaşı olarak kimi seçecekti acaba?
"Bana sosaydınız da zaten 2 kişilik odayı seçerdim." sonra durup biraz düşündü. "Huysuz birine ihtiyacım yok." dedi ve Slicer'ı eledi. "Çokta konuşmasın." dedi ve italyan olanı da eledi. Sonra Selim'e döndü. "Sanırım sen de olmazsın.".
En son kalan Gökhan'a döndü. "Seni daha az tanıyorum. Ve bu benim için daha iyi. Ama toplantı salonundaki gibi buradaki olaylara parnoyakça yaklaşma." Sonra biraz gülümseyerek ekledi. "Alışırsın.". Konuşmasını bitirince odanın en köşesinde kalan yatağa geçti ve şekerlemeye devam etti.
En son kalan Gökhan'a döndü. "Seni daha az tanıyorum. Ve bu benim için daha iyi. Ama toplantı salonundaki gibi buradaki olaylara parnoyakça yaklaşma." Sonra biraz gülümseyerek ekledi. "Alışırsın.". Konuşmasını bitirince odanın en köşesinde kalan yatağa geçti ve şekerlemeye devam etti.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Huysuzmuş diye söylendi kendi kendine Ben sana huysuzu gösteririm.
Slicer "Uza bakalım çocuk." diyerek Gökhan'ı itti "Onun odasında ben kalıyorum." Sonra Stratham'ın yanına gelip kafasını onun kafasına yaklaştırdı ve gözlerinin içine bakarak "Sorun olur muydu? Eğer istemezsen kesinlikle yanlış anlamam."
Hüsnü Bey sert bir tonla"Slicer..." diye başladı.
Slicer arkasına bile dönmeden "Sen takımımın işine karışma. Dışarıda bizimle olmayacaksın, sorunları kendimiz çözmeyi öğrenmeliyiz."
"Ama tarikatın sınırları arasında böyle bir şeye izin veremem!" diye devam etti Hüsnü Bey.
Ama Slicer umursamamıştı. Stratham'ın cevabını bekliyordu.
Slicer "Uza bakalım çocuk." diyerek Gökhan'ı itti "Onun odasında ben kalıyorum." Sonra Stratham'ın yanına gelip kafasını onun kafasına yaklaştırdı ve gözlerinin içine bakarak "Sorun olur muydu? Eğer istemezsen kesinlikle yanlış anlamam."
Hüsnü Bey sert bir tonla"Slicer..." diye başladı.
Slicer arkasına bile dönmeden "Sen takımımın işine karışma. Dışarıda bizimle olmayacaksın, sorunları kendimiz çözmeyi öğrenmeliyiz."
"Ama tarikatın sınırları arasında böyle bir şeye izin veremem!" diye devam etti Hüsnü Bey.
Ama Slicer umursamamıştı. Stratham'ın cevabını bekliyordu.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests




