Toprağın şarkısı Yeniden
Bir koşu
Sonu belli değil
Neden koşuyorum
İstediğimi elde etmek mi amacım
Nasıl emin olabilirim ki
Yaptıklarımın nelere yol açacağına
Beyhude bir çabadır çoğu zaman
İstediğini elde etme mücadelesi
Bir sahne ise Dünya
Bizler çok az değiştirebiliriz oyunu
Evet az bir değişiklik yeniden yazabilir
Bütün bir hikayeyi kimi zaman
Ancak çoğu zaman elimizde olan
Yalnızca karar vermektir
Hangi rolü oynayacağına
Ã?oğu insan başaramaz bunu bile
Dünyayı değiştirmek için bir şans varsa bile
Bu şans kendi seçtikleri rolleri oynayanlarındır yalnız
Sonu belli değil
Neden koşuyorum
İstediğimi elde etmek mi amacım
Nasıl emin olabilirim ki
Yaptıklarımın nelere yol açacağına
Beyhude bir çabadır çoğu zaman
İstediğini elde etme mücadelesi
Bir sahne ise Dünya
Bizler çok az değiştirebiliriz oyunu
Evet az bir değişiklik yeniden yazabilir
Bütün bir hikayeyi kimi zaman
Ancak çoğu zaman elimizde olan
Yalnızca karar vermektir
Hangi rolü oynayacağına
Ã?oğu insan başaramaz bunu bile
Dünyayı değiştirmek için bir şans varsa bile
Bu şans kendi seçtikleri rolleri oynayanlarındır yalnız
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Bazıları doğuştan oyuncudur,
Bazıları sonradan öğrenir oynamayı.
Ama her insan evladı
Bir gün sahne deneyimini yaşar.
O güne kadar aldığın sorumluluktur
Rolünü belirleyen.
Ve o gün geldiğindeyse "hayır" diyemezsin.
Ã?ünkü daha ilk doğduğun gün,
İmzaladın sen o anlaşmayı.
Döndün yüzünü ve "oynayacağım" dedin
Alem-i çümbüşe katılacağım dedin.
Unutmamak lazım;
Büyük oyuncu değiştirir dünyayı
Ã?ünkü insana hitap etmek,
Büyük farktır bu dünyada.
Ã?ekicilik iyidir ve para
Sırf bu yüzden koşmalı insan
Tıpkı büyüklerin istediği gibi
Köle olmalı...
Bazıları sonradan öğrenir oynamayı.
Ama her insan evladı
Bir gün sahne deneyimini yaşar.
O güne kadar aldığın sorumluluktur
Rolünü belirleyen.
Ve o gün geldiğindeyse "hayır" diyemezsin.
Ã?ünkü daha ilk doğduğun gün,
İmzaladın sen o anlaşmayı.
Döndün yüzünü ve "oynayacağım" dedin
Alem-i çümbüşe katılacağım dedin.
Unutmamak lazım;
Büyük oyuncu değiştirir dünyayı
Ã?ünkü insana hitap etmek,
Büyük farktır bu dünyada.
Ã?ekicilik iyidir ve para
Sırf bu yüzden koşmalı insan
Tıpkı büyüklerin istediği gibi
Köle olmalı...
Büyük bir oyuncu mu değiştirir oyunun akışını
Yoksa senaryo mu en baştan belirlemiştir oyuncunun kaderini
Bir oyuncu koskoca sahnede ne kadar önemlidir de denebilir
Bir kelebeğin çırptığı kanadın bile fırtınayı engellediyi de söylenebilir
Belki bir hayat boyu sürebilir bu tartışma
Ancak kendi rolümüzü oynadıkça
Terredütsüz, korkmadan, cesurca
Biz sahnedeki adımlarımızın tadını çıkarırız ancak
Ve gün gelince duyacağımız o muhteşem alkışların...
Yoksa senaryo mu en baştan belirlemiştir oyuncunun kaderini
Bir oyuncu koskoca sahnede ne kadar önemlidir de denebilir
Bir kelebeğin çırptığı kanadın bile fırtınayı engellediyi de söylenebilir
Belki bir hayat boyu sürebilir bu tartışma
Ancak kendi rolümüzü oynadıkça
Terredütsüz, korkmadan, cesurca
Biz sahnedeki adımlarımızın tadını çıkarırız ancak
Ve gün gelince duyacağımız o muhteşem alkışların...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble şiirle anlatamazdım söylemek istediğimi ama LOST u izlemişsindir. Sawyer kötü karakter başlangıçta öldürülmesi gerekiyordu ama o kadar sevdirdi kendini (iyi oynadı Seyirciye hitap etti.) Senaristler adamı dizide tutmak zorunda kaldı.
şimdi niye yazdım böyle birşeyi öncelikle düşüncemin dayandığı nokta bu ve bunun gibi şeyler. Ancak yazmamım diğer sebebi seni çok karamsar görmem. Dikkat et kendine...
şimdi niye yazdım böyle birşeyi öncelikle düşüncemin dayandığı nokta bu ve bunun gibi şeyler. Ancak yazmamım diğer sebebi seni çok karamsar görmem. Dikkat et kendine...
Starfell kardeş... Dene anlatmayı bence... Anlatmaya başladıkça şiirin düşüncelerini daha iyi yansıttığını göreceksin... Bu arada bu başlık da bazen ben zihnimi serbest bırakıyorum bırakınca da direk o anda ne düşündüğümü gösteren şiirler çıkıyor... Karamsar mıyım? Bi düşünelim ama şiirle...
Karamsar mıyım ben
Belki
Dünyanın binlerce yerinde var olan onlarca acı
Elim kolum bağlı oturmak çaresizce sıcak odamda
Odamın sıcak olması hatta
Ya da yapamadıklarım aklıma geldiğinde
Ellerimi uzatıp tutmayı başaramadıklarım
Her kararın ardından vazgeçtiklerim
Ya öyle olsaydı diye aklıma gelen onca şey...
Ya da görmek isteyip göremediklerim
Evrenin sonsuzluğunda sadece bir çizgi olması hayatımın
Bunlar aklıma geliyor
Bazen
Ancak işin başka bir yüzü var
Belki bugünlerde çok hatırlamıyorum ama biliyorum.
Bir parçası olmak kendimi hatta Dünyayı bile aşan bir şeyin
Parçası olduğum kainatın muazzam vucudu hissedebilmek
Dünyada belki hiç görmediğim onca yaşamı
Paylaşabilmek içimde bir yerlerde
Bunu yapabilenlerin sayısının ne kadar az olduğunu görmek
İyi ki böyleyim demek kendime
Her tercih bir vaz geçiş olsa da
Az sayıda insandan olmak
Bir gün geriye bakıp da
İşte nasıl istediysem öyle yaşadım diyebilen...
Bütün bunları düşündüğümde gülümsüyorum
Kendime, insanlığa kainata
Karamsar mıyım ben
Belki
Dünyanın binlerce yerinde var olan onlarca acı
Elim kolum bağlı oturmak çaresizce sıcak odamda
Odamın sıcak olması hatta
Ya da yapamadıklarım aklıma geldiğinde
Ellerimi uzatıp tutmayı başaramadıklarım
Her kararın ardından vazgeçtiklerim
Ya öyle olsaydı diye aklıma gelen onca şey...
Ya da görmek isteyip göremediklerim
Evrenin sonsuzluğunda sadece bir çizgi olması hayatımın
Bunlar aklıma geliyor
Bazen
Ancak işin başka bir yüzü var
Belki bugünlerde çok hatırlamıyorum ama biliyorum.
Bir parçası olmak kendimi hatta Dünyayı bile aşan bir şeyin
Parçası olduğum kainatın muazzam vucudu hissedebilmek
Dünyada belki hiç görmediğim onca yaşamı
Paylaşabilmek içimde bir yerlerde
Bunu yapabilenlerin sayısının ne kadar az olduğunu görmek
İyi ki böyleyim demek kendime
Her tercih bir vaz geçiş olsa da
Az sayıda insandan olmak
Bir gün geriye bakıp da
İşte nasıl istediysem öyle yaşadım diyebilen...
Bütün bunları düşündüğümde gülümsüyorum
Kendime, insanlığa kainata
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Dünya bile bu kadar büyük gelirken insana,
Evreni canlandırmak gözünde...
Ne bir çizgi, ne bir isim olsun istemişimdir.
Öldüğümde benden kalan,
Hep bir nehir olmak istemişimdir.
Sonzuzluğa akan.
İçinde haksızlığı, mutsuzluğu boğan.
Ama öyle sıradan bir nehir değil "Nil" gibi bir nehir.
Ã?ünkü etrafında akarken bütün pislik,
İçi ter temizdir onun.
İçine girer ve yıkanırsan,
Sende onun temizliğine ortak olursun.
Bir kere oturur konuşursan,
Sanada yayılır mutluluğu,
Ardından dünyayı kurtarmak gelir içinden.
Hani olur ya güç bende olsa dediğin.
Ölürken insanlar, etrafında,Bir şeyler yapamadığın.
Sadece izlemekle yetindiğin...
Farkında olmadan, neler yapabileceğinin,
Yada unutturulmuşken sana insan olmak.
Yaşayabiliyorsan savaşın verdiği acıyı,
En derininde
İçerken kahveni yeşil kanepede,
Kırmızı bir kitap okurken.
Aklına geliyorsa acılar,
Pencereye çıkıp, avazın çıktığı kadar bağırmak istiyorsan,
Haksızlığa,savaşa,öfkeye,nefrete ve iki yüzlülüğe.
Ancak o zaman insan olmayı hatırlıyorsan,
Bu koşturmanın arasında.
O bile senin küçük nehrini Nile'e biraz daha yaklaştırır.
Evrendeki sonsuzluğun içinde biraz daha büyümüş olursun.
Ã?ünkü paylaşmısındır, acı çekenlerin acılarını.
Tıpkı "Nil" gibi içindeki sonsuz mutlulukta onlara da yer açmışsındır.
Ve şanşlısındır; insan olmayı bir kez daha hatırladığın için.
---------------------------------------------------
İthaf: Nil bunu okursa selam olsun ona burdan!..
---------------------------------------------------
Evreni canlandırmak gözünde...
Ne bir çizgi, ne bir isim olsun istemişimdir.
Öldüğümde benden kalan,
Hep bir nehir olmak istemişimdir.
Sonzuzluğa akan.
İçinde haksızlığı, mutsuzluğu boğan.
Ama öyle sıradan bir nehir değil "Nil" gibi bir nehir.
Ã?ünkü etrafında akarken bütün pislik,
İçi ter temizdir onun.
İçine girer ve yıkanırsan,
Sende onun temizliğine ortak olursun.
Bir kere oturur konuşursan,
Sanada yayılır mutluluğu,
Ardından dünyayı kurtarmak gelir içinden.
Hani olur ya güç bende olsa dediğin.
Ölürken insanlar, etrafında,Bir şeyler yapamadığın.
Sadece izlemekle yetindiğin...
Farkında olmadan, neler yapabileceğinin,
Yada unutturulmuşken sana insan olmak.
Yaşayabiliyorsan savaşın verdiği acıyı,
En derininde
İçerken kahveni yeşil kanepede,
Kırmızı bir kitap okurken.
Aklına geliyorsa acılar,
Pencereye çıkıp, avazın çıktığı kadar bağırmak istiyorsan,
Haksızlığa,savaşa,öfkeye,nefrete ve iki yüzlülüğe.
Ancak o zaman insan olmayı hatırlıyorsan,
Bu koşturmanın arasında.
O bile senin küçük nehrini Nile'e biraz daha yaklaştırır.
Evrendeki sonsuzluğun içinde biraz daha büyümüş olursun.
Ã?ünkü paylaşmısındır, acı çekenlerin acılarını.
Tıpkı "Nil" gibi içindeki sonsuz mutlulukta onlara da yer açmışsındır.
Ve şanşlısındır; insan olmayı bir kez daha hatırladığın için.
---------------------------------------------------
İthaf: Nil bunu okursa selam olsun ona burdan!..
---------------------------------------------------
Mesafeler kısalıyor
Bir an geliyor öbür ucuna gitmek Dünyanın
Çok basit
Sanki anlık bir işmiş gibi geliyor
Ki aklımda hala
Birkaç metre uzağa gitmenin ne zor olduğu
Gerçekten zor ya da kolay iş var mı
Yoksa zihnimizde mi işlerin zorluğu ve kolaylığı
Ne kadar güçlü insanın zihni
Hatta kendisini çevreleyen evrenden bile mi güçlü?
Ve açıkçası bu kadar güçlü olma ihtimali zihnimin
......
Bir an geliyor öbür ucuna gitmek Dünyanın
Çok basit
Sanki anlık bir işmiş gibi geliyor
Ki aklımda hala
Birkaç metre uzağa gitmenin ne zor olduğu
Gerçekten zor ya da kolay iş var mı
Yoksa zihnimizde mi işlerin zorluğu ve kolaylığı
Ne kadar güçlü insanın zihni
Hatta kendisini çevreleyen evrenden bile mi güçlü?
Ve açıkçası bu kadar güçlü olma ihtimali zihnimin
......
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Ey çocuk
Ne çabuk unuttun üzerimde uyuduğun geceleri
Ki o zaman nasıl korkardın benden
Senin için hiçbir kötülük düşünmeyeceğimi bilmeden
Ama severdin de beni
Yaşamının her anında anlıyordun o günlerde
Ne kadar büyük payımın olduğunu
Attığın her adımda
Oysa şimdi...
O dev şehirler
O uzun gökdelenler bile
Benim bağrımdan çıkarıp aldıklarınla yapılmadı mı söyle...
Hala her ayağın bastığında yere
Bana dokunmuyor musun bilmeden
Neden öyle ise?
Yokmuşum gibi davranıyorsun bana?
Neden mahkum ediyorsun kendini yalnızlığa
Hayır amacım elinden almak değil başarılarını
Sen ki benim en umut bağladığım çocuğum
Ancak görmeden senin yanında nefes alanları
Her şeyi yalnız kendinin sayarak
Mutluluk getirmeyecek sana başarıların
Biliyor ve bunun için haykırıyorum sana
Bir gün gittiğinde yeni Dünyalarda bir kere daha göreceksin çocuk
Havadan sudan önce nasıl arayacağını toprağın
Ayağın yere basmayınca alınan nefes bile anlamsız gelir insana...
Unutma çocuk unutma...
Ne çabuk unuttun üzerimde uyuduğun geceleri
Ki o zaman nasıl korkardın benden
Senin için hiçbir kötülük düşünmeyeceğimi bilmeden
Ama severdin de beni
Yaşamının her anında anlıyordun o günlerde
Ne kadar büyük payımın olduğunu
Attığın her adımda
Oysa şimdi...
O dev şehirler
O uzun gökdelenler bile
Benim bağrımdan çıkarıp aldıklarınla yapılmadı mı söyle...
Hala her ayağın bastığında yere
Bana dokunmuyor musun bilmeden
Neden öyle ise?
Yokmuşum gibi davranıyorsun bana?
Neden mahkum ediyorsun kendini yalnızlığa
Hayır amacım elinden almak değil başarılarını
Sen ki benim en umut bağladığım çocuğum
Ancak görmeden senin yanında nefes alanları
Her şeyi yalnız kendinin sayarak
Mutluluk getirmeyecek sana başarıların
Biliyor ve bunun için haykırıyorum sana
Bir gün gittiğinde yeni Dünyalarda bir kere daha göreceksin çocuk
Havadan sudan önce nasıl arayacağını toprağın
Ayağın yere basmayınca alınan nefes bile anlamsız gelir insana...
Unutma çocuk unutma...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
İstanbulun Hikayesi 1
Kuruluş
şehirlerin kendilerine özgü bir bedenleri vardır.
Doğarlar onlarda
Ayağa kalkıp yürümeye başlar
Özülür sevinir.
Bir gün gelir kaybedip yaşamlarını
Gömülürler toprağa
Bazen yanı başlarında yeni bir çocuk yetişir
Onların mirasçısı
Bir gün gelip de yeniden yükselecek aynı topraklarda
Yeni bir şehir olarak...
Benim hikayemin de bir doğumu var elbet.
Ancak ben çok da bilmiyorum ne kadar doğru olduğunu
İnsanlar hatırlamaz ya doğumunu ben de öyleyim...
Sadece duyduğum kadarı kalmış aklımda...
Denir ki bugünün Eminönü denen yerinde doğmuşum
Karşımda Kalkedon diye başka bir şehir varmış.
Benim toprağım verimliymiş bire bin veriyomuş adeta.
Kalkedonsa çorakmış...
Günün birinde Altın boynuz denecek bir körfez uzanıyormuş
Hemen yanımdan karanın içlerine doğru...
Böyle doğmuşum
Bizantion
Ya da Bizans...
İlk adım buymuş.
Haliç'in arkasına saklanmış ufak bir şehir olarak
Karadeniz'in vahşi topraklarına gitmeye cesaret eden gemiler
Uğradıklarında limanıma
Ã?ocuklar merakla sahile inerlermiş bağırıp çağırarak.
Yunan Tüccarları uzak diyarlardan getirdiklerini
Sererlermiş kentin ufacık meydanına...
Merakla toplanırmış kadınlar yeni gelen eşyaların başına
Anadolu'da olan savaşların hikayeleri gelirmiş
Dinlermişiz biz de...
Türlü türlü tanrıların hikayeleri anlatılırmış...
Pers ordusu gelip geçtiğinde Yunanistan'a
Sonra İskender'in ordusu kovaladığında onu
İran'a kadar.
Benim insanların seyretmiş öylece olanları
Sonra Roma'nın yeri göğü yıkan yumruğu indiğinde
Tüm Akdeniz ve Karadeniz selam durduğunda Roma'ya
Ben de durmuşum onlarla birlikte...
Kim bilebilirdi ki o zamanlar
Bir gün gelip de Yeni Roma olacağımı benim...
İşte böyleymiş ilk günlerin
Sessiz sakin...
İleride beni bekleyen o "büyük" geleceği bilmeden
Beklemişim...
Bazen keşke hep öyle kalsaymışım diyorum...
Ama insanlar gibi şehirler de karar veremiyorlar her zaman...
Kilometrelerce uzağımdaki efsanevi şehir Roma yozlaşırken
Orduları ilk yenilgileri ile tanışırken de
Ben yine beklemişim...
Barbarların yağmalayacakları büyük şehirler dururken
Ya da hemen saldırıp dönecekleri sınır şehirleri
Çok ilgilerini çekmemişim her halde...
Yine de ilk anımdır.
Kente uzaklardan gelen barbarlara korku ve nefretle bakışı insanlarım
Ã?ocukların çığlıklar atıp kaçışları
Roma'nın iher yenilgisinde düştüğü dehşet insanların
Zamanında yaklaşan Roma ordusunun yarattığı dehşet gibi...
Ne kadar devam edebilir ki artık demeye başladı
Bir gün gelince insanlar
Yüzlerce yıldır var olan bu büyük Roma ne kadar yaşayabilir ki daha...
Haklılardı
Ben de öyle düşünüyordum o günlerde...
Yakında yok olacağını büyük imparatorluğun
Ve karanlığın ortasında kalacağını
Benim ve benim gibi onlarca şehrin...
Nereden bilebilirdik
Nereden
10 yıl sonra yeni bir başkent bulacağını büyük Roma'nın
Bu yeni başkentte en baştan kurulacağını
Ve kurulan yeni Roma'nın 1000 yıl daha yaşayacağını...
Roma'yı yeniden diriltenin Marmara'nın köşesine sığınmış
O günlerin ufak Bizansı olacağı
Kimin aklına gelirdi ki....
Kuruluş
şehirlerin kendilerine özgü bir bedenleri vardır.
Doğarlar onlarda
Ayağa kalkıp yürümeye başlar
Özülür sevinir.
Bir gün gelir kaybedip yaşamlarını
Gömülürler toprağa
Bazen yanı başlarında yeni bir çocuk yetişir
Onların mirasçısı
Bir gün gelip de yeniden yükselecek aynı topraklarda
Yeni bir şehir olarak...
Benim hikayemin de bir doğumu var elbet.
Ancak ben çok da bilmiyorum ne kadar doğru olduğunu
İnsanlar hatırlamaz ya doğumunu ben de öyleyim...
Sadece duyduğum kadarı kalmış aklımda...
Denir ki bugünün Eminönü denen yerinde doğmuşum
Karşımda Kalkedon diye başka bir şehir varmış.
Benim toprağım verimliymiş bire bin veriyomuş adeta.
Kalkedonsa çorakmış...
Günün birinde Altın boynuz denecek bir körfez uzanıyormuş
Hemen yanımdan karanın içlerine doğru...
Böyle doğmuşum
Bizantion
Ya da Bizans...
İlk adım buymuş.
Haliç'in arkasına saklanmış ufak bir şehir olarak
Karadeniz'in vahşi topraklarına gitmeye cesaret eden gemiler
Uğradıklarında limanıma
Ã?ocuklar merakla sahile inerlermiş bağırıp çağırarak.
Yunan Tüccarları uzak diyarlardan getirdiklerini
Sererlermiş kentin ufacık meydanına...
Merakla toplanırmış kadınlar yeni gelen eşyaların başına
Anadolu'da olan savaşların hikayeleri gelirmiş
Dinlermişiz biz de...
Türlü türlü tanrıların hikayeleri anlatılırmış...
Pers ordusu gelip geçtiğinde Yunanistan'a
Sonra İskender'in ordusu kovaladığında onu
İran'a kadar.
Benim insanların seyretmiş öylece olanları
Sonra Roma'nın yeri göğü yıkan yumruğu indiğinde
Tüm Akdeniz ve Karadeniz selam durduğunda Roma'ya
Ben de durmuşum onlarla birlikte...
Kim bilebilirdi ki o zamanlar
Bir gün gelip de Yeni Roma olacağımı benim...
İşte böyleymiş ilk günlerin
Sessiz sakin...
İleride beni bekleyen o "büyük" geleceği bilmeden
Beklemişim...
Bazen keşke hep öyle kalsaymışım diyorum...
Ama insanlar gibi şehirler de karar veremiyorlar her zaman...
Kilometrelerce uzağımdaki efsanevi şehir Roma yozlaşırken
Orduları ilk yenilgileri ile tanışırken de
Ben yine beklemişim...
Barbarların yağmalayacakları büyük şehirler dururken
Ya da hemen saldırıp dönecekleri sınır şehirleri
Çok ilgilerini çekmemişim her halde...
Yine de ilk anımdır.
Kente uzaklardan gelen barbarlara korku ve nefretle bakışı insanlarım
Ã?ocukların çığlıklar atıp kaçışları
Roma'nın iher yenilgisinde düştüğü dehşet insanların
Zamanında yaklaşan Roma ordusunun yarattığı dehşet gibi...
Ne kadar devam edebilir ki artık demeye başladı
Bir gün gelince insanlar
Yüzlerce yıldır var olan bu büyük Roma ne kadar yaşayabilir ki daha...
Haklılardı
Ben de öyle düşünüyordum o günlerde...
Yakında yok olacağını büyük imparatorluğun
Ve karanlığın ortasında kalacağını
Benim ve benim gibi onlarca şehrin...
Nereden bilebilirdik
Nereden
10 yıl sonra yeni bir başkent bulacağını büyük Roma'nın
Bu yeni başkentte en baştan kurulacağını
Ve kurulan yeni Roma'nın 1000 yıl daha yaşayacağını...
Roma'yı yeniden diriltenin Marmara'nın köşesine sığınmış
O günlerin ufak Bizansı olacağı
Kimin aklına gelirdi ki....
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Artemis Entreri
- Kullanıcı

- Posts: 1521
- Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
İstanbul'un Hikayesi-2
Yeni Roma
Atlı arabanın parıltılar saçarak şehre girişini hatılarım.
Dar caddelerde parıltılı zırhlar giymiş askerlerin
Mızraklarla iki yana açmaya çalıştığı kalabalık bakıyordu
İmparator,
Büyük ulaşılmaz kutsal Roma'nın imparatoru
Buradaydı, Bizans'ta
En küçük çocuklar, en yaşlı insanlar görmeye çalıştılar
Neye benzediğini imparatorun
O ise doğruca kendisi için hazırlanan eve gitti
Artık küçük Bizansta ne kadar layık olursa
Bir ev ulu imparatora
Bir karar verilmişti çoktan
Ben daha bilmesem de bunu henüz
Yıkılmakta olan Roma tam burada canlanacaktı
Ã?yle bir şehir kurulacaktı ki
Tek başına çökmekte olan görkemi yeniden canlandıracak
Bin yıl daha yaşatacaktı sokaklarında, evlerinde, meydanlarında
İnsanlar baksalar da askerlerin çevresinde nöbet tuttuğu eve
Anlamaya çalışsalar da ne olduğu
Karar verilmişti artık
Eskisi gibi olmayacaktım asla bir daha
Değişiyordum,
Sokaklarım genişleyip dev caddelere dönüşüyordu
Haliç kıyısına bakan büyük saraylar yükseliyordu.
İpek kumaşlar giyen ve ellerinde bol bol o sarı metalden olan insanlar
İlk defa bu kadar çoklardı sokaklarda
Kent genişliyordu
Kargaşa içindeki sınırlardan kaçan insanlara
Güvenlik vaad ediyordum ben,
Bir zamanların korku içinde titreyen küçük Bizans'ı
Akdeniz'in, Balkanların, Anadolu'nun ve onlarca başka yerin insanları
Tümü tuhaf giysilerle dolaşırken
Garip diller konuşurken birbirleri ile
Ben bunca farklı insana alışmaya çalışırken üzerimdeki
Keşke diyordum
Keşke dokunmasalardı bana
Marmara'nın bir kenarında
Ã?ıplak ayakla koşan çocukların
Seslerinin yankılandığı Bizans'a
Gerçi yine vardı çocuklar
Yine koşuyorlardı
Ama öyle gürültülüydü ki üzerimde yaşayanlar...
Kolay değil değiştirmek bir şehri,
Ne kadar güçlü ve ulu da olsa
Bir Roma İmparatoru için bile değil...
Evet o üzerimde yaşayan ilk imparator oldu.
Son büyük imparatoru Roma'nın
Hem Doğuya hem Batıya hükmeden
Sarayın bahçesinden bana bakışını
Her yerimi kaplayan taş yığınlarının
Bir an önce yükselmesini sessizce dileyişini hatırlarım
Bir de sessizce ağladığını bilirim geceleri
Kimbilir belki hiç istemedi imparator olmayı..
Ama kim kaçabiliyor ki kaderinden...
Evet çok istedi Yeni bir Roma'nın yükselişini
Ancak yetmedi ömrü
Yine de saygı duydum ona hep
İsmini kendi ismimle yaşattım yıllarca
Konsantin'in şehri...
Evet çok ismim olsa da
Bir ismim de bu oldu
O öldükten sonra
Elbette bitmedi
Yeni bir Roma yaratma çabası benden
İşin kötü yanı yeniden inşaa edilirken sokaklarım
Eski dev şehirler yağmalanıyor
Kapkaranlık harabalere dönüyorlardı bir bir
Roma, Atina, İskenderiye, Kartaca ve Efes...
Bir zamanlar uzaklardan gelen zenginlerin anlattığı o şehirlerin
şimdi nasıl yağmalandıklarını dehşetle duyuyordu insanlarım her gün
Dev surlar inşaa ettiler etrafıma
Surların üstündeki binlerce asker koruyordu şehri
Kentin dev kapıları gerektiğinde açılıyordu ardına kadar
Gerektiğinde gıcırdayarak kapanıyorlardı
Biliyorlardı
Roma'nın tüm görkemini tek bir şehirde yaşatmak isteyenler
Ne değerli hale geleceğini ellerindeki şehrin
Ne kadar insanın hayranlıkla bakacağını
Elini uzatıp almak isteyeceğini Yeni Roma'yı
Yağmalanmasını istemiyorlarsa ulu Roma'dan kalan bu son şehrin
İyi hazırlanmalıydılar
Ã?yle de yaptılar zaten...
Büyük su kemerleri yapıldı bir yandan
Üzerimde yaşamak için gelmiş nice yeni insan için
Taa ormanlardan getirmek gerekiyordu suyu
Kentin merkezindeki dev kilisenin inşaatı bittiğinde
Bilinen en büyük tapınağı inşaa edilmişti şehre
Kilisenin bahçesinde imparator bağırmıştı
Seni geçtim Süleyman diye...
Sevinmişti yeni kilisesinin
Aya Sofya'nın
Sadece tek duvarı kalmış
Kudüs'ün eski tapınağının görkemini geçmesine
Kilisenin etrafındaki insanlar garipsemişlerdi
Bağırır mıydı hiç Roma'nın imparatoru?
Heyecanlanır mıydı korkar mıydı da acaba sıradan bir insan gibi?
Mısır'dan taşlar getirdiler bir de
Ã?yle büyükmüş ki koyacak gemi bulamayıp da
Kesmek zorunda kalmışlar taşı...
Orta yerime diktiler
Üzerindeki garip resimlere bakıp gülüp geçti insanlar...
Böyle anlatıyorum ama bakmayın...
O günler garipti...
Etrafımdaki Dünya kararıyor.
Ben ise gittikçe daha fazla büyüyor
Daha fazla insanı, bilgiyi, eseri taşıyordum
Böylesine değer vermeleri güzeldi bana
Ancak korkuyordum da
Ya taşıyamasaydım bu sorumluluğu
Ya ben de düşseydim karanlığa
Giderek daha bilinmez hale geliyordu geleceği
Etrafımdaki Dünya'nın
Giderek çöküyordu etrafındaki şehirler
Ben ise yalnızlaşıyordum...
Bilinen Dünya'nın Tek şehri olmak...
Bu olacaktı benim kaderim.
Büyük bir şehir olmaktan daha öte bir şeydi bu
Hangi şehri düşünse Dünya'nın
Korkudan titreyeceği bir kaderdi Tek şehir olmak
Ben istememiştim bu kaderi
Ama kim kaçabiliyor ki kaderden
Değil mi?
Tarihle ilgili epey kitap okuyorum aslında bir parça delilik gibi benim için tarih. Bu şiiri yazmayı New York'la ilgili bir roman dizisini okuduktan sonra düşündüm. Roman dizisi New York'un hemen hemen ilk kurulduğu zamanlarda oraya taşınan bir ailenin tarih boyunca yaşadığı olayları ve olayların arkasında New York'un öyküsü anlatıyordu. şu ana kadar yayınlanan bölümlerde 1661den 1863e kadar gelmişler... Kitabı okuduktan sonra İstanbul'u anlatan öykü yok. İstanbul öyküleri anlatan kitaplar var, İstanbul'un tarihini de anlatanlar var ama en azından bildiğim İstanbul'un öyküsünü anlatanlar yok.. Ã?ykü yazabilmeyi ve o alanda bir şeyler denemeyi isterdim ama en azından becerebildiğim alanda bir şeyler yapmayı denedim... Bakalım nasıl olacak?
Yeni Roma
Atlı arabanın parıltılar saçarak şehre girişini hatılarım.
Dar caddelerde parıltılı zırhlar giymiş askerlerin
Mızraklarla iki yana açmaya çalıştığı kalabalık bakıyordu
İmparator,
Büyük ulaşılmaz kutsal Roma'nın imparatoru
Buradaydı, Bizans'ta
En küçük çocuklar, en yaşlı insanlar görmeye çalıştılar
Neye benzediğini imparatorun
O ise doğruca kendisi için hazırlanan eve gitti
Artık küçük Bizansta ne kadar layık olursa
Bir ev ulu imparatora
Bir karar verilmişti çoktan
Ben daha bilmesem de bunu henüz
Yıkılmakta olan Roma tam burada canlanacaktı
Ã?yle bir şehir kurulacaktı ki
Tek başına çökmekte olan görkemi yeniden canlandıracak
Bin yıl daha yaşatacaktı sokaklarında, evlerinde, meydanlarında
İnsanlar baksalar da askerlerin çevresinde nöbet tuttuğu eve
Anlamaya çalışsalar da ne olduğu
Karar verilmişti artık
Eskisi gibi olmayacaktım asla bir daha
Değişiyordum,
Sokaklarım genişleyip dev caddelere dönüşüyordu
Haliç kıyısına bakan büyük saraylar yükseliyordu.
İpek kumaşlar giyen ve ellerinde bol bol o sarı metalden olan insanlar
İlk defa bu kadar çoklardı sokaklarda
Kent genişliyordu
Kargaşa içindeki sınırlardan kaçan insanlara
Güvenlik vaad ediyordum ben,
Bir zamanların korku içinde titreyen küçük Bizans'ı
Akdeniz'in, Balkanların, Anadolu'nun ve onlarca başka yerin insanları
Tümü tuhaf giysilerle dolaşırken
Garip diller konuşurken birbirleri ile
Ben bunca farklı insana alışmaya çalışırken üzerimdeki
Keşke diyordum
Keşke dokunmasalardı bana
Marmara'nın bir kenarında
Ã?ıplak ayakla koşan çocukların
Seslerinin yankılandığı Bizans'a
Gerçi yine vardı çocuklar
Yine koşuyorlardı
Ama öyle gürültülüydü ki üzerimde yaşayanlar...
Kolay değil değiştirmek bir şehri,
Ne kadar güçlü ve ulu da olsa
Bir Roma İmparatoru için bile değil...
Evet o üzerimde yaşayan ilk imparator oldu.
Son büyük imparatoru Roma'nın
Hem Doğuya hem Batıya hükmeden
Sarayın bahçesinden bana bakışını
Her yerimi kaplayan taş yığınlarının
Bir an önce yükselmesini sessizce dileyişini hatırlarım
Bir de sessizce ağladığını bilirim geceleri
Kimbilir belki hiç istemedi imparator olmayı..
Ama kim kaçabiliyor ki kaderinden...
Evet çok istedi Yeni bir Roma'nın yükselişini
Ancak yetmedi ömrü
Yine de saygı duydum ona hep
İsmini kendi ismimle yaşattım yıllarca
Konsantin'in şehri...
Evet çok ismim olsa da
Bir ismim de bu oldu
O öldükten sonra
Elbette bitmedi
Yeni bir Roma yaratma çabası benden
İşin kötü yanı yeniden inşaa edilirken sokaklarım
Eski dev şehirler yağmalanıyor
Kapkaranlık harabalere dönüyorlardı bir bir
Roma, Atina, İskenderiye, Kartaca ve Efes...
Bir zamanlar uzaklardan gelen zenginlerin anlattığı o şehirlerin
şimdi nasıl yağmalandıklarını dehşetle duyuyordu insanlarım her gün
Dev surlar inşaa ettiler etrafıma
Surların üstündeki binlerce asker koruyordu şehri
Kentin dev kapıları gerektiğinde açılıyordu ardına kadar
Gerektiğinde gıcırdayarak kapanıyorlardı
Biliyorlardı
Roma'nın tüm görkemini tek bir şehirde yaşatmak isteyenler
Ne değerli hale geleceğini ellerindeki şehrin
Ne kadar insanın hayranlıkla bakacağını
Elini uzatıp almak isteyeceğini Yeni Roma'yı
Yağmalanmasını istemiyorlarsa ulu Roma'dan kalan bu son şehrin
İyi hazırlanmalıydılar
Ã?yle de yaptılar zaten...
Büyük su kemerleri yapıldı bir yandan
Üzerimde yaşamak için gelmiş nice yeni insan için
Taa ormanlardan getirmek gerekiyordu suyu
Kentin merkezindeki dev kilisenin inşaatı bittiğinde
Bilinen en büyük tapınağı inşaa edilmişti şehre
Kilisenin bahçesinde imparator bağırmıştı
Seni geçtim Süleyman diye...
Sevinmişti yeni kilisesinin
Aya Sofya'nın
Sadece tek duvarı kalmış
Kudüs'ün eski tapınağının görkemini geçmesine
Kilisenin etrafındaki insanlar garipsemişlerdi
Bağırır mıydı hiç Roma'nın imparatoru?
Heyecanlanır mıydı korkar mıydı da acaba sıradan bir insan gibi?
Mısır'dan taşlar getirdiler bir de
Ã?yle büyükmüş ki koyacak gemi bulamayıp da
Kesmek zorunda kalmışlar taşı...
Orta yerime diktiler
Üzerindeki garip resimlere bakıp gülüp geçti insanlar...
Böyle anlatıyorum ama bakmayın...
O günler garipti...
Etrafımdaki Dünya kararıyor.
Ben ise gittikçe daha fazla büyüyor
Daha fazla insanı, bilgiyi, eseri taşıyordum
Böylesine değer vermeleri güzeldi bana
Ancak korkuyordum da
Ya taşıyamasaydım bu sorumluluğu
Ya ben de düşseydim karanlığa
Giderek daha bilinmez hale geliyordu geleceği
Etrafımdaki Dünya'nın
Giderek çöküyordu etrafındaki şehirler
Ben ise yalnızlaşıyordum...
Bilinen Dünya'nın Tek şehri olmak...
Bu olacaktı benim kaderim.
Büyük bir şehir olmaktan daha öte bir şeydi bu
Hangi şehri düşünse Dünya'nın
Korkudan titreyeceği bir kaderdi Tek şehir olmak
Ben istememiştim bu kaderi
Ama kim kaçabiliyor ki kaderden
Değil mi?
Tarihle ilgili epey kitap okuyorum aslında bir parça delilik gibi benim için tarih. Bu şiiri yazmayı New York'la ilgili bir roman dizisini okuduktan sonra düşündüm. Roman dizisi New York'un hemen hemen ilk kurulduğu zamanlarda oraya taşınan bir ailenin tarih boyunca yaşadığı olayları ve olayların arkasında New York'un öyküsü anlatıyordu. şu ana kadar yayınlanan bölümlerde 1661den 1863e kadar gelmişler... Kitabı okuduktan sonra İstanbul'u anlatan öykü yok. İstanbul öyküleri anlatan kitaplar var, İstanbul'un tarihini de anlatanlar var ama en azından bildiğim İstanbul'un öyküsünü anlatanlar yok.. Ã?ykü yazabilmeyi ve o alanda bir şeyler denemeyi isterdim ama en azından becerebildiğim alanda bir şeyler yapmayı denedim... Bakalım nasıl olacak?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
ben bilmiyorum ama bana fazla serbest geldi şiir, sanki şiir değil de didaktik bir yazı olmuş. Belki de tarihle alakalı olduğundan insan ister istemez öyle hissediyor, ya da ben tarihi normal kitaplardan öğrenmeyi daha sevdiğimden de olabilir. Bilemiyorum tarih ve şiir eskiden beri beraber ele alınmış olabilirler, ama ben şiiri pek fazla sevmem, tarihe ise bayılırım. Bu yüzden tarih dendi mi koca koca kitaplar gelir aklıma, belki sıkıcı bir anlatım tarzı vardır ama tarih de bence ciddi bir iştir.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

