Serüvenciler3,5 ... OYUN
gene biri öldürelülecekti, doğanın kanunuydu bu, birileri ölür güçlü olanlar yaşardı.
eskiden hep böyle düşünürdü taa ki o lanetli gün gelinceye kadar.
bozkırın tepesindeki yakıcı güneşin ısısı kafasına balyoz gibi vuruyordu, klanına "yeterli" görünmek için girdiği savaşların sayısını unutmuştu. gene savaş gene kan, gene güçlü olan orclar ve ölecek olan mehipler.
kan ve ter deryası içerisinde geçen on dakika ve sonrasındaki karanlık. o savaşı kimin kazandığını öğrenemedi Granrosh, bir süre sonra öğrenmek de istemedi. ama kendisini kimin kurtardığını hep merak etti.
uyandığında yakınlarda olduğunu tahmin ettiği ormanlık alandaydı. üzerine yağan yağmuru kemiklerinin acısından hissetmiyordu bile.
zorlukla bir ağacın kovuğuna gitti... ve bayıldı.
uyandığında kendisini daha iyi bir şekilde buldu. aynı ağacın kovuğundaydı, çıkıp gitmek ve klanına (öldürülüceğini bile bile) geri dönmeyi aklından geçirdi.
sonra birden tüm yaşadıkları aklına geldi. Sonra anlamadığı görüntüler... özellikle rüzgarlar yağmur ve gökten düşen ne olduğunu anlayamadığı beyaz taneler aklını kurcalıyordu. bozkırda yağmur demek sorun demekti, yağmurda her zaman saklanmışlardı. rüzgar ise kırbaç gibi yüzlerine çarpardı.
doğaya ne kadar bağlı olduklarını, hayvanların ve bitkilerin kendilerini rahatsız eden yağmur sayesinde yaşayabildiğini fark etti. doğa, ona uyanları yaşatıyor, uymayanları cezalandırıyordu, tıpkı kendisi gibi.
doğaya olan saygısını, ve yakarışını göstermek için yere diz çöktü, yaptığı vahşiliklerin cezasını çekmeye hazırdı. utanç ve korku içinde ağladı...
- artık.....................
- biliiiyorrrrsssun..........
titreyerek arkasında döndü, kovuğundan çıktığı "ağaç" ona baktı, dallardan oluşan kolları ve köklerden oluşan bacakları vardı.
- ben, doğaya ihanet ettim, cezamı çekmeye hazırım.
ağacın konuşması vakit alıyordu,
- ben de senin gibi ihanet ettim doğaya ve cezamı çekiyorum, ama ben bir cezalandırıcı değilim. suçunu farketmen önemli, bundan sonraki hayatın cezanı çekerek geçecek. bu konuda yapabileceğin hiç bir şey yok. bununla yaşamak zorundasın.
- ben... deneyeceğim.
sonraki günleri ormandaki acımasız koşullar içinde yaşayarak geçirdi Granrosh. "Ağaç" ın yer yer kül olduğunu fark etti. ama korkusundan bir şey söyleyemedi, ağaç ona doğanın gücünden, dağları nasıl yarattığından ve depremlerle onları yerle bir ettiğinden bahsetti, ateş ve ölüm kusan dağlardan, önüne çıkan her şeyi yutan sulardan...
kendisini küçüklüğü ve acizliğini, doğanın ise büyüklüğünü ve acımasızlığını öğrendi Granrosh. Doğanın ona verdiği cezayı çekerken, ondan da bir şeyler öğrenebiliyordu. ama öğrendiği her yeni şey onun acizliğini bir nebze daha farketmesine neden oluyor ve acısını arttırıyordu.
bir sabah ağaç adam onu uyandırdı ve şunları söyledi
- buz ve ateş adasında kaderin sonlanacak, cezanı çektikten sonra ölümün seni o adada bekliyor olacak. oranın yerini bilen sayılı ağaçadamlardan biriyim, ama sana bir görevim var. benim de cezam sonlandı ve vaktim doldu fakat yer yer kül olmamı sağlayan bu hastalık yüzünden ruhumu serbest bırakamıyorum. senden "yaşamın ve ölümün birleştiği yerdeki" suyu bulmanı ve bana getirmeni istiyorum. Doğanın sana verdiği cezayı yolculuğunda da çekeceksin, bu ormanla artık mücadele edebiliyorsun, bu da doğayı sinirlendiriyor, daha fazla soruna kaynak olmadan git şimdi burdan.
Grannrosh, gitti. doğa ona istediği kadar eziyet çektirebilirdi, fakat cezası dolmuş bir ağaçadama daha fazla kötülük gelmesini istemiyordu.
Ormandan çıkıp dağlık araziye vardığında, yaptığı savaştan bu yana 3 yıl geçmişti.
Görevi için hazırdı, ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
yolculuğu boyunca şu an birlikte olduğu kişilerle tanıştı, aklı hep başka yerdeydi, "hayatın ve ölümün birleştiği yer"
-------------------------------------------
Granrosh Tork'u (kurt) ormanda bırakmıştı, ona hiç bir insana görünmemesi konusunda tembihte bulunmuştu.
festival denilen şey ise bu kasabadaki diğer olaylar gibi ona mantıksız geliyordu. içini sıkıntı bastı, doğadan uzaklaştığı düşüncesi onu rahatsız etti.
yavaşça homurdanarak Valen'e
- ben şehir yakınlarında kayaların üzerinde geçireceğim geceyi sabah buluşuruz.
dedi.
eskiden hep böyle düşünürdü taa ki o lanetli gün gelinceye kadar.
bozkırın tepesindeki yakıcı güneşin ısısı kafasına balyoz gibi vuruyordu, klanına "yeterli" görünmek için girdiği savaşların sayısını unutmuştu. gene savaş gene kan, gene güçlü olan orclar ve ölecek olan mehipler.
kan ve ter deryası içerisinde geçen on dakika ve sonrasındaki karanlık. o savaşı kimin kazandığını öğrenemedi Granrosh, bir süre sonra öğrenmek de istemedi. ama kendisini kimin kurtardığını hep merak etti.
uyandığında yakınlarda olduğunu tahmin ettiği ormanlık alandaydı. üzerine yağan yağmuru kemiklerinin acısından hissetmiyordu bile.
zorlukla bir ağacın kovuğuna gitti... ve bayıldı.
uyandığında kendisini daha iyi bir şekilde buldu. aynı ağacın kovuğundaydı, çıkıp gitmek ve klanına (öldürülüceğini bile bile) geri dönmeyi aklından geçirdi.
sonra birden tüm yaşadıkları aklına geldi. Sonra anlamadığı görüntüler... özellikle rüzgarlar yağmur ve gökten düşen ne olduğunu anlayamadığı beyaz taneler aklını kurcalıyordu. bozkırda yağmur demek sorun demekti, yağmurda her zaman saklanmışlardı. rüzgar ise kırbaç gibi yüzlerine çarpardı.
doğaya ne kadar bağlı olduklarını, hayvanların ve bitkilerin kendilerini rahatsız eden yağmur sayesinde yaşayabildiğini fark etti. doğa, ona uyanları yaşatıyor, uymayanları cezalandırıyordu, tıpkı kendisi gibi.
doğaya olan saygısını, ve yakarışını göstermek için yere diz çöktü, yaptığı vahşiliklerin cezasını çekmeye hazırdı. utanç ve korku içinde ağladı...
- artık.....................
- biliiiyorrrrsssun..........
titreyerek arkasında döndü, kovuğundan çıktığı "ağaç" ona baktı, dallardan oluşan kolları ve köklerden oluşan bacakları vardı.
- ben, doğaya ihanet ettim, cezamı çekmeye hazırım.
ağacın konuşması vakit alıyordu,
- ben de senin gibi ihanet ettim doğaya ve cezamı çekiyorum, ama ben bir cezalandırıcı değilim. suçunu farketmen önemli, bundan sonraki hayatın cezanı çekerek geçecek. bu konuda yapabileceğin hiç bir şey yok. bununla yaşamak zorundasın.
- ben... deneyeceğim.
sonraki günleri ormandaki acımasız koşullar içinde yaşayarak geçirdi Granrosh. "Ağaç" ın yer yer kül olduğunu fark etti. ama korkusundan bir şey söyleyemedi, ağaç ona doğanın gücünden, dağları nasıl yarattığından ve depremlerle onları yerle bir ettiğinden bahsetti, ateş ve ölüm kusan dağlardan, önüne çıkan her şeyi yutan sulardan...
kendisini küçüklüğü ve acizliğini, doğanın ise büyüklüğünü ve acımasızlığını öğrendi Granrosh. Doğanın ona verdiği cezayı çekerken, ondan da bir şeyler öğrenebiliyordu. ama öğrendiği her yeni şey onun acizliğini bir nebze daha farketmesine neden oluyor ve acısını arttırıyordu.
bir sabah ağaç adam onu uyandırdı ve şunları söyledi
- buz ve ateş adasında kaderin sonlanacak, cezanı çektikten sonra ölümün seni o adada bekliyor olacak. oranın yerini bilen sayılı ağaçadamlardan biriyim, ama sana bir görevim var. benim de cezam sonlandı ve vaktim doldu fakat yer yer kül olmamı sağlayan bu hastalık yüzünden ruhumu serbest bırakamıyorum. senden "yaşamın ve ölümün birleştiği yerdeki" suyu bulmanı ve bana getirmeni istiyorum. Doğanın sana verdiği cezayı yolculuğunda da çekeceksin, bu ormanla artık mücadele edebiliyorsun, bu da doğayı sinirlendiriyor, daha fazla soruna kaynak olmadan git şimdi burdan.
Grannrosh, gitti. doğa ona istediği kadar eziyet çektirebilirdi, fakat cezası dolmuş bir ağaçadama daha fazla kötülük gelmesini istemiyordu.
Ormandan çıkıp dağlık araziye vardığında, yaptığı savaştan bu yana 3 yıl geçmişti.
Görevi için hazırdı, ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
yolculuğu boyunca şu an birlikte olduğu kişilerle tanıştı, aklı hep başka yerdeydi, "hayatın ve ölümün birleştiği yer"
-------------------------------------------
Granrosh Tork'u (kurt) ormanda bırakmıştı, ona hiç bir insana görünmemesi konusunda tembihte bulunmuştu.
festival denilen şey ise bu kasabadaki diğer olaylar gibi ona mantıksız geliyordu. içini sıkıntı bastı, doğadan uzaklaştığı düşüncesi onu rahatsız etti.
yavaşça homurdanarak Valen'e
- ben şehir yakınlarında kayaların üzerinde geçireceğim geceyi sabah buluşuruz.
dedi.

-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Aegron da diğer arkadaşlarıyla birlikte festival alanındaydı ve olanları hiçde aldırış etmiyor gibi izlesede içinde birşeyler onlara bunun yapılmaması gerektiğini soyluyordu.
Aegron arkalardaydı ve belaya bulaşmak istemiyordu. En yakındaki ağacın yanına gitti ve dallardan birine oturdu. Climb Manzara burdan daha iyiydi. Diğer arkadaşlarının hepsini görebiliyordu. Onları pek tanımıyordu ama hepsininde biraz iyi olduğundan emindi. İdamın gerçekleşmesine az kalmıştı. Artık oda sabırsızlanmıştı ve içinden kendi kendine bu idamın gerçekleşmemesini istediğini soyluyordu. Siyah saçlarından tam net goremediğini farketti ve saçlarını biraaz geriye atıı sonra daha iyi gorebilmek için indi ve diğerlerinin yanına doğru yoneldi.
Aegron arkalardaydı ve belaya bulaşmak istemiyordu. En yakındaki ağacın yanına gitti ve dallardan birine oturdu. Climb Manzara burdan daha iyiydi. Diğer arkadaşlarının hepsini görebiliyordu. Onları pek tanımıyordu ama hepsininde biraz iyi olduğundan emindi. İdamın gerçekleşmesine az kalmıştı. Artık oda sabırsızlanmıştı ve içinden kendi kendine bu idamın gerçekleşmemesini istediğini soyluyordu. Siyah saçlarından tam net goremediğini farketti ve saçlarını biraaz geriye atıı sonra daha iyi gorebilmek için indi ve diğerlerinin yanına doğru yoneldi.
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

Edmond gülümsedi.Yemeklere baktı ilk önce.Ardından dışarı çıktı, mezarlığa gitti.Dua edecekti.Bir ölüm tanrısının keşişi için, ölüler, en saygılı varlıklardı.Onlara dua etmeden yemek yemeğe giderse eğer, rahat edemezdi.Duasını edip, geri dönecekti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Aslında oturamadın. Üzerinde full-Plate metal zırhın (yani her yerin metal kaplı) devasa bir baltan ayrıca eşyaların olduğundan, ağaca tırmanma teşebbüsün popo üstü yere çakılmakla neticelendi. Zırhının tangırdaması ve istemsizce çıkardığın iniltiler en az 20 kasabalı tarafından farkedilir. Hepsi sana kahkahalarla güldüler. Kasabanın veletleri de, "Saa-lak, saa-lak!" diye alay ettiler seninle. Kalabalığın arasından kimliği belirsiz bir adam, "zırhlı palyanço gelmiş panayıra!" diye bağırır ve halkın çok hoşuna gitmiş olacak ki, sana "zırhlı palyanço" diyeceklerdir bundan sonra. Zırhın dikkat çekici olduğundan, göz önünde olduğun yerlerde bilenler bilmeyenlere, "bak bu zırhlı palyanço," diye ağaçtan nasıl da düştüğünü anlatacaklar bundan sonra.Aegron wrote:Aegron arkalardaydı ve belaya bulaşmak istemiyordu. En yakındaki ağacın yanına gitti ve dallardan birine oturdu. Climb
.
Uzaklarda kalmış bir şarkının son mırıltıları. Annesinin söylediği ve yaprakların arasında dolaşan o harika melodi... Güneşin pencereden giren ışıkları asla gözüne o kadar güzel gözükmemişti... Biraz daha büyüdüğünde babasının kendisine anlattığı bir elf olmakla ilgili şeyler. şimdi hepsi o kadar uzaktı ki... Ailesini kaybedeli uzun zaman olmuştu çünkü. Sonra kendisini himayesine alan amcasının evindeki resmi yetiştiriliş tarzı... Resmiyetten o kada sıkılmıştı ki, sadece oradan uzak kalabilmek için bir korucu olmaı seçmişti. Her seferinde çıktığı devriyeler daha da uzuyordu...
İnsanları izliyordu. İnsanların arasındaki konuşmaları ve ilişkileri gördükçe elflerin tabiatını sorgulayıp duruyordu. Neden bu kadar katı olmak zorundalardı ki? Kendisini yurdundan gittikçe uzaklaştırırken insanlarla tanışmaya başlaması... İlk başlarda kendisine karşı mesafeli olmalarına rağmen insan standartlarına göre bile uzun boylu olan neşeli elfi aralarına kabul etmeleri çok bir zaman almamıştı. Ardından kend yurdunu terk edişi... Ailesi ve onların sevgisi olmadan katı kurallar yurduna bağlı kalması için yeterli olmamıştı....
Uzaklardaki ülkede, insanların ormanında onlarla beraber yaşamaya başlamıştı. Bu insan korucularla beraber hayatını devam ettiriyor, günleri bütün sevginin ve güzelliğin doldurduğu şarkılarla geçiyordu. Ta ki o bir güne kadar...
O gün kutsal ormanın kalbinde, görebileceği en güzel şeyle karşılaşmıştı... Acemi bir korucu olan bir insan kızı... Büyük gözlerinde taşığı ciddi ve ulaşılmaz ifade ilk gördüğü andan beri kalbini kilitlemişti. Güldüğü zaman neredeyse ışıldayan yüzü... Kısa süre içinde kızın da doğaya olan sevgisi ve ailesinden uzak kalmak için koruculuğu seçmesi kendisine daha yakın hissetmesini sağlamıştı. Bir kaç yıl içinde Daylight'in biraz daha büyümesi ve gözlerine inanılmaz gözükmesi için yetmişti...
Ona annesinin yüzüğünü vermişti, ama Daylight henüz bunun anlamını bilmiyordu...
O güz sonu yurduna geri dönmüştü. Amcsıyla yaptığı tartışmaların sonunda bir insanlar evlenmesi için kesinlikle izin vermeyeceğini anlamış, ve bütün eflere lanet ederek oradan uzaklaşmıştı. Kendisini yurdundan sürgün etmişti böylece...
Ormana geri döndüğünde ise Daylight'ib gittiğini öğrenmişti. Babası ölmüştü ve kız kendisini buradan uzaklara sürmüştü... Tıpkı kendisi gibi...
O günden sonra aklında ailesinden kalan anılar, ve gözlerinde sevdiğinin gülüşünü taşıyarak, bir insanı elf veya bir elfi insan yapacak gücü aramaya başlamıştı...
-------------------------------------------------------------------------------
Ayakta dikilmiş kalabalığa bakıyordu. Sonunda bunlardan uzaklaşmaya karar verdi, karışmamak en iyisi olacaktı. Belki insanlar suçluydu, belkide suçsuz bu konuda hakkında hiç bir bilgisi yoktu, ama en önemlisi kendisinin bu konuda karar vermeye yetkisi yoktu. kalabalıktan az daha gerileyeek sırtını ağaca yasladı, başlığını kapatarak her zaman yaptığı gibi derin düşüncelere daldı Dellanor....
İnsanları izliyordu. İnsanların arasındaki konuşmaları ve ilişkileri gördükçe elflerin tabiatını sorgulayıp duruyordu. Neden bu kadar katı olmak zorundalardı ki? Kendisini yurdundan gittikçe uzaklaştırırken insanlarla tanışmaya başlaması... İlk başlarda kendisine karşı mesafeli olmalarına rağmen insan standartlarına göre bile uzun boylu olan neşeli elfi aralarına kabul etmeleri çok bir zaman almamıştı. Ardından kend yurdunu terk edişi... Ailesi ve onların sevgisi olmadan katı kurallar yurduna bağlı kalması için yeterli olmamıştı....
Uzaklardaki ülkede, insanların ormanında onlarla beraber yaşamaya başlamıştı. Bu insan korucularla beraber hayatını devam ettiriyor, günleri bütün sevginin ve güzelliğin doldurduğu şarkılarla geçiyordu. Ta ki o bir güne kadar...
O gün kutsal ormanın kalbinde, görebileceği en güzel şeyle karşılaşmıştı... Acemi bir korucu olan bir insan kızı... Büyük gözlerinde taşığı ciddi ve ulaşılmaz ifade ilk gördüğü andan beri kalbini kilitlemişti. Güldüğü zaman neredeyse ışıldayan yüzü... Kısa süre içinde kızın da doğaya olan sevgisi ve ailesinden uzak kalmak için koruculuğu seçmesi kendisine daha yakın hissetmesini sağlamıştı. Bir kaç yıl içinde Daylight'in biraz daha büyümesi ve gözlerine inanılmaz gözükmesi için yetmişti...
Ona annesinin yüzüğünü vermişti, ama Daylight henüz bunun anlamını bilmiyordu...
O güz sonu yurduna geri dönmüştü. Amcsıyla yaptığı tartışmaların sonunda bir insanlar evlenmesi için kesinlikle izin vermeyeceğini anlamış, ve bütün eflere lanet ederek oradan uzaklaşmıştı. Kendisini yurdundan sürgün etmişti böylece...
Ormana geri döndüğünde ise Daylight'ib gittiğini öğrenmişti. Babası ölmüştü ve kız kendisini buradan uzaklara sürmüştü... Tıpkı kendisi gibi...
O günden sonra aklında ailesinden kalan anılar, ve gözlerinde sevdiğinin gülüşünü taşıyarak, bir insanı elf veya bir elfi insan yapacak gücü aramaya başlamıştı...
-------------------------------------------------------------------------------
Ayakta dikilmiş kalabalığa bakıyordu. Sonunda bunlardan uzaklaşmaya karar verdi, karışmamak en iyisi olacaktı. Belki insanlar suçluydu, belkide suçsuz bu konuda hakkında hiç bir bilgisi yoktu, ama en önemlisi kendisinin bu konuda karar vermeye yetkisi yoktu. kalabalıktan az daha gerileyeek sırtını ağaca yasladı, başlığını kapatarak her zaman yaptığı gibi derin düşüncelere daldı Dellanor....

.
Gerumfield yolundan gelen süslü bir at arabası ve korumaları olan bir düzine atlı muhafız kasaba meydanında bir heyecan dalgası yaratır. Kasabalıların söylediğine göre festivalin resmi açılışını yapmak üzere Gerumfield’in yöneticisinin kızı geliyor. At arabası idam sehpasına pek de uzak olmayan bir yerde durdu. Arabanın arkasında tutunarak gelmiş kölelerden biri hemen at arabasının kapısını açarak, kendisi önünde basamak vazifesi görecek şekilde durur. Arabadan çıkan iri yarı kadın kölenin üzerine basarak, etrafında muhafızlar eşliğinde, idam platformuna doğru yürür ve platformun üzerine çıkar.
Leydi Brice’Mordane

Ataklı (asil, sosyete)
Gerufield Yöneticisi Lord Horton’un ikinci çocuğu
Ölüm Tanrısı Neroth’un seçilmişlerinden olarak Leydi Brice’Mordane adına yakışır bir hayat sürüyor. Acımasız ve hoşlanmadıklarının bir an önce ölüler dünyasına adım atmasından zevk alan bir yapısı var. Kalbinin soğukluğu dışa vurduğundan olsa gerek itici vucut hatlarına, aşırı kiloya, yüzünün her tarafını kaplıyan çirkin sivilcelere sahip. Çok çabuk sinirlenip, olmadık şeylere yaygara koparan bir yapısı var. Her yerde bakire olduğundan gururla söz etsede bunun eğer doğruysa iffetten kaynaklanmadığı belli. Son zamanlarda Awilu (ruhban sınıfı, rahipler, vs) arasında Brice’Mordane’in sapkınlıkta doruğa ulaştığı dedikoduları dolaşsada onu avuçlarına almış Devon’Mordane (Neroth’un seçilmiş başrahibesi) bundan rahatsız olmuşa benzemeden desteğini sürdürüyor.
Kadın ve Grim kasabasının valisi ve birkaç muhafız şimdi idam platformunun üzerindedir. Grim valisi kadına karşı çok yalaka bir tablo çiziyor, iki büklüm eğilmiş. Leydi Brice toplanan kalabalığa hitaben konuşmaya başlar: “Ey halkım, yine bahar geldi ve eğlenceli kutlamaları başlatırken önce tanrıları memnun etmek için bu aşağılık mahkumlardan birini kurban edeceğiz. Yaşam ve ölümün birlikteliğini temsilen biri ölürken diğeri yaşamaya devam edecek. Ve hangisinin öleceğine siz karar vereceksiniz!.. Bu efendisine saldıran aşağılık köle mi ölsün, yoksa bu aşağılık hırsız- katil mi ölsün; sizin oylarınıza sunuyorum sevgili halk!.. Ã?nce köle ölsün diyenler el kaldırsın!” Toplanmış kalabalığın yarısına yakını ellerini kaldırır.
Oyunculardan Edmond ve Ganrosh orada değiller. Diğerleri elinizi kaldırıyor musunuz?
.
Gerumfield yolundan gelen süslü bir at arabası ve korumaları olan bir düzine atlı muhafız kasaba meydanında bir heyecan dalgası yaratır. Kasabalıların söylediğine göre festivalin resmi açılışını yapmak üzere Gerumfield’in yöneticisinin kızı geliyor. At arabası idam sehpasına pek de uzak olmayan bir yerde durdu. Arabanın arkasında tutunarak gelmiş kölelerden biri hemen at arabasının kapısını açarak, kendisi önünde basamak vazifesi görecek şekilde durur. Arabadan çıkan iri yarı kadın kölenin üzerine basarak, etrafında muhafızlar eşliğinde, idam platformuna doğru yürür ve platformun üzerine çıkar.
Leydi Brice’Mordane

Ataklı (asil, sosyete)
Gerufield Yöneticisi Lord Horton’un ikinci çocuğu
Ölüm Tanrısı Neroth’un seçilmişlerinden olarak Leydi Brice’Mordane adına yakışır bir hayat sürüyor. Acımasız ve hoşlanmadıklarının bir an önce ölüler dünyasına adım atmasından zevk alan bir yapısı var. Kalbinin soğukluğu dışa vurduğundan olsa gerek itici vucut hatlarına, aşırı kiloya, yüzünün her tarafını kaplıyan çirkin sivilcelere sahip. Çok çabuk sinirlenip, olmadık şeylere yaygara koparan bir yapısı var. Her yerde bakire olduğundan gururla söz etsede bunun eğer doğruysa iffetten kaynaklanmadığı belli. Son zamanlarda Awilu (ruhban sınıfı, rahipler, vs) arasında Brice’Mordane’in sapkınlıkta doruğa ulaştığı dedikoduları dolaşsada onu avuçlarına almış Devon’Mordane (Neroth’un seçilmiş başrahibesi) bundan rahatsız olmuşa benzemeden desteğini sürdürüyor.
Kadın ve Grim kasabasının valisi ve birkaç muhafız şimdi idam platformunun üzerindedir. Grim valisi kadına karşı çok yalaka bir tablo çiziyor, iki büklüm eğilmiş. Leydi Brice toplanan kalabalığa hitaben konuşmaya başlar: “Ey halkım, yine bahar geldi ve eğlenceli kutlamaları başlatırken önce tanrıları memnun etmek için bu aşağılık mahkumlardan birini kurban edeceğiz. Yaşam ve ölümün birlikteliğini temsilen biri ölürken diğeri yaşamaya devam edecek. Ve hangisinin öleceğine siz karar vereceksiniz!.. Bu efendisine saldıran aşağılık köle mi ölsün, yoksa bu aşağılık hırsız- katil mi ölsün; sizin oylarınıza sunuyorum sevgili halk!.. Ã?nce köle ölsün diyenler el kaldırsın!” Toplanmış kalabalığın yarısına yakını ellerini kaldırır.
Oyunculardan Edmond ve Ganrosh orada değiller. Diğerleri elinizi kaldırıyor musunuz?
.
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Tend'rin Dharra -- 15
Kadının acımasız kayıtsızlığı ya da acımasız katıksız zevk alışını gördü. Kaşları çatıldı. Ã?ocuk platforma doğru ilerlemeye başladı. İlerlerken elini kaldırmıştı.
Kadının acımasız kayıtsızlığı ya da acımasız katıksız zevk alışını gördü. Kaşları çatıldı. Ã?ocuk platforma doğru ilerlemeye başladı. İlerlerken elini kaldırmıştı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Ne yapmalıydı ?...
Suçsuz olduğunu iddia eden bir adam az sonra öldürülecekti... Ã?avuş yargılandılar demişti.Kararı kanunlar verilmişti ve bu karara karşı gelemezdi. Ama adam ya suçsuzduysa?
Kafası iyice karışan Valin elini tekrar Güneş sembollü madalyonuna koydu.Tanrısından bir istekte bulunacaktı.Konsantre oldu ve duaya başladı... (Detect Evil)
Suçsuz olduğunu iddia eden bir adam az sonra öldürülecekti... Ã?avuş yargılandılar demişti.Kararı kanunlar verilmişti ve bu karara karşı gelemezdi. Ama adam ya suçsuzduysa?
Kafası iyice karışan Valin elini tekrar Güneş sembollü madalyonuna koydu.Tanrısından bir istekte bulunacaktı.Konsantre oldu ve duaya başladı... (Detect Evil)
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
"Evet fark ettim." ardından eline ağızına kapadı ve sessiz bir kahkaha attı. Dallardan bir avuç yaprak kopartarak. Aşağıdaki adamın kafasına bıraktı. "Yeni adın hoşmuş." şimdi suratında alaycı bir sırıtış belirti ve bunu saklamaya niyeti yoktu.Aegron wrote:'' Eğlence var galiba'' dedi
*Eğer fark ettiysem
"Delanor!" kafasını olumsuz anlamda sallamıştı. Ardından ağzına bir parça dal alıp onu çiğnemeye başladı. Hafif bir rüzgar esti saçlarına.Saçlarını düzelleti ve ağaca sırtını yaslayarak oturmaya devam etti.İlgiyle platforma çıkan soylu kadını izliyordu.Elini kaldırmadı.hide +11
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests