Oyku Yazmak Uzerine
Oyku Yazmak Uzerine
Arkadaslar bir cok defa oyku yazmaya calistim ama basaramadim... Bunun farkli nedenleri olabilir... Sanirim en onemli neden anlatilmak istenen asil sey yerine bir cok yan fikir ve dusunce de olmasi gerekmesi oyku de... Ozellikle tek kisinin yazdigi bir oyku de onca farkli karakter bir arada kendi bakis acilarini savunmasi gerekiyor bu da oyku yazmayi saniyorum zorlastiriyor...
Bu konuda daha tecrubeli olan amator arkadaslardan yardim istiyorum... Beraber tartisalim... Her ne kadar ileri asamalarda muhtemelen her insan kendi yolunu bulabilecek olsa da ilk asamalarda yolda ilerlerken benimsenebilecek rehber oyku yazma prensipleri neler olabilir...
Bu konuda daha tecrubeli olan amator arkadaslardan yardim istiyorum... Beraber tartisalim... Her ne kadar ileri asamalarda muhtemelen her insan kendi yolunu bulabilecek olsa da ilk asamalarda yolda ilerlerken benimsenebilecek rehber oyku yazma prensipleri neler olabilir...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Ben tabii ki kendimi o kadar da iyi görmüyorum ama kendi yöntemimi belirteyim. Ã?yküye başlarken yer şehir kişi herkesin bir yaşam tarzı ya da yapıların veya şehirlerin bir tarihi olduğunu göz önüne alırım. Başlamadan bu tip betimlemeleri yaparım sonra öykümde çoğu karakteri eşit tutmayı düşünürüm. Tek bir ana karakter yapmak değilde bir iyi 3 kötü ana karakter yapmak bana daha cazip gelir, ya da 2 iyi 4 kötü. Bunun pek önemi yok.
Bundan ziyade bende öykü yazma isteği farklı yazarların en iyi eserlerini okumamla başladı.(en isi eser derken en iyi yorumları almış) Hepsinin ayrı bir tarzı var hepsi ayrı bir zevk veriyor. Kitap okumanın öykü yazmaya çok büyük katkısı var. Karakterleri mekanları ne tarzda işlemen gerektiğini öğrenebiliyorsun. Ã?rneğin bir yazar bütün mekanların tasvirini iyi yapmaz sadece karakterin hedefinde olan bir mekanı yeri geldiğince kısa kısa betimler. Ã?ünkü düğümün orada çözülmesini ister ve bütün olay orada biter. Ã?rneğin bir yazar karakterin geçtiği yerleri en ince ayrıntısına kadar tasvir eder. Bu yazara epey zor gelir ama okuyucunun zihninde bu mekanların yer almasını sağlar. Hayal edebilir sanki kendinizi orada görebilirsiniz. Birçok defa öykü yazmaya çalıştım ama başaramadım demişsin. Bunun nedeni belki şiire olan tutkun herşeyi kafiyelendirip duygu yüklemek istemen de olabilir
Bu bir teori sadece. Değişik bir örnek daha vericem. Bir kitaba epey bağlanan birinin, kitabın kadın karakterine aşık olanını bile duydum. Yazar tarafından öyle güzel belirtilmiş ki hayatının kadnını anlatmış gibi gelmiş okuyucuya. Bunun ne kadar doğru olduğundan emin değilim ama eli sihirli bir yazar bunu birine yaşatmış olabilir 
Söylediğim gibi ben pek de iyi değilim. Ama daha çok kitap okuyunca bunun değişeceğine eminim. Daha çok örnek görerek. Ve bir düşüncem daha var. Kitapta önceden neye ağırlık vericeğini seçmelisin. Ben daha çok konuya ağırlık verip değişik bir ırk ya da şehirler yaratmayı 1. planda tutarım. Sonra karater gelir, sonra da tasvirler. Bu başlığa aslında tartışmak ustalarımdan öğrenmek için yazdım
Saygılar ...
Bundan ziyade bende öykü yazma isteği farklı yazarların en iyi eserlerini okumamla başladı.(en isi eser derken en iyi yorumları almış) Hepsinin ayrı bir tarzı var hepsi ayrı bir zevk veriyor. Kitap okumanın öykü yazmaya çok büyük katkısı var. Karakterleri mekanları ne tarzda işlemen gerektiğini öğrenebiliyorsun. Ã?rneğin bir yazar bütün mekanların tasvirini iyi yapmaz sadece karakterin hedefinde olan bir mekanı yeri geldiğince kısa kısa betimler. Ã?ünkü düğümün orada çözülmesini ister ve bütün olay orada biter. Ã?rneğin bir yazar karakterin geçtiği yerleri en ince ayrıntısına kadar tasvir eder. Bu yazara epey zor gelir ama okuyucunun zihninde bu mekanların yer almasını sağlar. Hayal edebilir sanki kendinizi orada görebilirsiniz. Birçok defa öykü yazmaya çalıştım ama başaramadım demişsin. Bunun nedeni belki şiire olan tutkun herşeyi kafiyelendirip duygu yüklemek istemen de olabilir
Söylediğim gibi ben pek de iyi değilim. Ama daha çok kitap okuyunca bunun değişeceğine eminim. Daha çok örnek görerek. Ve bir düşüncem daha var. Kitapta önceden neye ağırlık vericeğini seçmelisin. Ben daha çok konuya ağırlık verip değişik bir ırk ya da şehirler yaratmayı 1. planda tutarım. Sonra karater gelir, sonra da tasvirler. Bu başlığa aslında tartışmak ustalarımdan öğrenmek için yazdım
Saygılar ...
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Bana bazen oykuyu gidisine birakmak daha dogru gibi geliyor ama bazen de bir seyler belirli olmali degil mi? Ama iste uzadikca insan oykuyu planlayan ilk gunku insandan farkli bir insan oluyor. Bu da oykunun butunlugunu sarsabiliyor.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
uzun süreden beri okuyup yazıyorum ben, ve yeni örnekler görme konusunda clicks e tamamen katılıyorum. yazabilen herkesin kendi tarzı vardır ve bu tarz mutlaka hayran olunan yazarın izlerini taşır. mesela david eddings tolkien hayranıyıydı ve tarz olarak, ince noktalar olarak tolkien'e benzer yazıları. aynı zamanda eddings hayranı olan birisi ( ki bu benim ) konu olarak değilde, anlatım ve karakter özellikleri olarak tarzımın küçük bir kısmını eddingse benzetirim. ama kesinlikle david eddings gibi bir hikaye hakkında hiç kurgu yapmadan o an aklıma geldiği gibi yazamam.
ben en son kurgusuz yazmayı denediğimde öykünün içinde baş karakterine öyle bir bela sardım ki bundan nasıl kurtacağımı bilemedim ve sonunda öyküyü bıraktım. bu yüzden kendime bir metot geliştirdim, yapabildiğim kadar bunun dışına çıkmıyorum.
öncelikle düşündüğüm ana karakterler üzerine bir kaç ufak deneme yazıyorum, genelde iki paragrafı geçmiyor. sonra bu karakterin özelliklerini bir yere not ediyorum, genelde bir veya iki zayıflık mutlaka ekliyorum ve yazının ilerleyen kısımlarında bunu mutlaka kullanıyorum.
karakterler bittikten sonra değişik npc ler yapıyorum. bunları henüz nerede kullanacağına karar vermen gerekmiyor. sadece hazır olmaları yeterli.
önemli yer tutan mekanları belirliyorum ve daha sonra değişik biçimlerde tasvirlerini kullanmak için hazırlıyorum.
ardından analiz ettiğim ana karakterlerin kişiliğine göre bir konu belirleyip, nasıl davranacaklarını düşünerek bütün kurguyu maddeler halinde yazıyorum. böylece ne olacağını biliyorum ve kendim düşünüp içinden çıkmayacağım belalardan uzak kalıyorum.
en sonunda öyküyü yazmaya başlıyorum. her şey hazır olduğundan pek zor olmuyor böylece.
son olarak kendi kurgu öykülerimden birisinin "kara-iblis"in kurum aşamasından küçük örnekler yazacağım, bunun uygulama hakkında bir örnek olacağını düşünüyorum.
Ana Karakterler:
Jenna: çift kişilikli olan hastanın sıradan kişiliği. bir yetimhanede büyümüş, sonra onu alan aile çocukları olduğu için bırakmış. böylece jenna yetimhanesine küçük kasabaya yerleşip okumaya - çalışmaya başlamış. iyi huylu, sessiz ve sakindir. aile ve yetimhane konusunda hassastır. diğer kişilğinden haberi yoktur
Black: çift kişikli olan hastanın katil kişiliği. jena ailesinden ayrıldığı sıralarda vücut bulmuştur. para karşılığı her türlü iş için kiralanabilir, öldürmek onun için bir zevktir. jenna'nın aksine ikinci kişiliğinden haberdardır ve onun bedeninde yaşadığı için onu sever. en zayıf noktası kumar ve içkidir, bu ikisine asla dayanamaz.
Daniel: Jenna'yı koruması için polis departmanının yanına verdiği züppe dedektif. ayyaş ve serseri olmasına rağmen işini çok iyi yapar, çok zekidir. yine de hızlı aklını bazen iyi kontrol edemez ve yanlış kararlar verebilir / alabilir.
Diğer Karakterler:
David: Jenna'nın eski erkek arkadaşı. tam bir serseridir ama kendisi sık sık masum melek rolünü oynar. en büyük kompleksi bir kızın onu beğenmemesidir.
Devil: akli dengesi yerinde olmayan bir katil. insanları öldürmenin onları kurtarmak olacağını düşünüyor. aynı zamanda bir çocuk kadar temiz düşünür. sürekli kendisini kullanan Black ile iş birliği içindedir, ama diğer karakterinden haberdardır ve her ikisinide sever.
Mr.White: bilgili bir yaşlı adam.
Mekanlar:
Dark Mist: kasabanın polis tarafından bilinmeyen yeraltı faaliyetylerinde bulunan, geceleri açılan bar.
Metro İnşaatı: sürekli inceleme altına alınan, çünkü sürekli cesetlerin bulunduğu bu yüzden de inşaasının dondurulduğu mekan. polisler tarafından gözetim altında.
Jenna'nın evi: kilidi bozuk kapısı ile güvensiz olan ev, ana caddenin üzerinde eski bir binadadır. bir camı bozuk, su sistemi bozuktur. aynı zamanda kilidinin bozuk olması nedeni ile sürekli davetsiz misafirlere açıktır.
Kurgu:
-Jenna sabah uyandığında tuhaf bir şeyle karşılaşır. Evi dağıtılmıştır, parası çalınmıştır ve avuç içlerine bıçakla derin yaralar açılmıştır.
-bunun arkasından polis olayı incelemek için gelir, dedektif daniel kızın sigortadan para almak için bunu kendisinin yaptığını düşünmektedir.
-böylece kızı korumak bahanesi ile aslında onu gözetlemek için izin kopartarak yanında kalır.
-bu sırada devil, olan biteni incelemektedir. black'in yanına gitmeye cesaret edemez çünkü black'in şu anda kendisi olmadığı bilir, diğer kız kendisinden ürküp kaçacaktır.
-bu sırada jena eski erkek aradaşı david ile bir takım sorunlar yaşamaktadır.
-gizlice bunu öğrenen daniel bu işte eski sevgili parmağı olduğundan şüphelenir.
......
işte böyle. umarım yardımcı olur.
ben en son kurgusuz yazmayı denediğimde öykünün içinde baş karakterine öyle bir bela sardım ki bundan nasıl kurtacağımı bilemedim ve sonunda öyküyü bıraktım. bu yüzden kendime bir metot geliştirdim, yapabildiğim kadar bunun dışına çıkmıyorum.
öncelikle düşündüğüm ana karakterler üzerine bir kaç ufak deneme yazıyorum, genelde iki paragrafı geçmiyor. sonra bu karakterin özelliklerini bir yere not ediyorum, genelde bir veya iki zayıflık mutlaka ekliyorum ve yazının ilerleyen kısımlarında bunu mutlaka kullanıyorum.
karakterler bittikten sonra değişik npc ler yapıyorum. bunları henüz nerede kullanacağına karar vermen gerekmiyor. sadece hazır olmaları yeterli.
önemli yer tutan mekanları belirliyorum ve daha sonra değişik biçimlerde tasvirlerini kullanmak için hazırlıyorum.
ardından analiz ettiğim ana karakterlerin kişiliğine göre bir konu belirleyip, nasıl davranacaklarını düşünerek bütün kurguyu maddeler halinde yazıyorum. böylece ne olacağını biliyorum ve kendim düşünüp içinden çıkmayacağım belalardan uzak kalıyorum.
en sonunda öyküyü yazmaya başlıyorum. her şey hazır olduğundan pek zor olmuyor böylece.
son olarak kendi kurgu öykülerimden birisinin "kara-iblis"in kurum aşamasından küçük örnekler yazacağım, bunun uygulama hakkında bir örnek olacağını düşünüyorum.
Ana Karakterler:
Jenna: çift kişilikli olan hastanın sıradan kişiliği. bir yetimhanede büyümüş, sonra onu alan aile çocukları olduğu için bırakmış. böylece jenna yetimhanesine küçük kasabaya yerleşip okumaya - çalışmaya başlamış. iyi huylu, sessiz ve sakindir. aile ve yetimhane konusunda hassastır. diğer kişilğinden haberi yoktur
Black: çift kişikli olan hastanın katil kişiliği. jena ailesinden ayrıldığı sıralarda vücut bulmuştur. para karşılığı her türlü iş için kiralanabilir, öldürmek onun için bir zevktir. jenna'nın aksine ikinci kişiliğinden haberdardır ve onun bedeninde yaşadığı için onu sever. en zayıf noktası kumar ve içkidir, bu ikisine asla dayanamaz.
Daniel: Jenna'yı koruması için polis departmanının yanına verdiği züppe dedektif. ayyaş ve serseri olmasına rağmen işini çok iyi yapar, çok zekidir. yine de hızlı aklını bazen iyi kontrol edemez ve yanlış kararlar verebilir / alabilir.
Diğer Karakterler:
David: Jenna'nın eski erkek arkadaşı. tam bir serseridir ama kendisi sık sık masum melek rolünü oynar. en büyük kompleksi bir kızın onu beğenmemesidir.
Devil: akli dengesi yerinde olmayan bir katil. insanları öldürmenin onları kurtarmak olacağını düşünüyor. aynı zamanda bir çocuk kadar temiz düşünür. sürekli kendisini kullanan Black ile iş birliği içindedir, ama diğer karakterinden haberdardır ve her ikisinide sever.
Mr.White: bilgili bir yaşlı adam.
Mekanlar:
Dark Mist: kasabanın polis tarafından bilinmeyen yeraltı faaliyetylerinde bulunan, geceleri açılan bar.
Metro İnşaatı: sürekli inceleme altına alınan, çünkü sürekli cesetlerin bulunduğu bu yüzden de inşaasının dondurulduğu mekan. polisler tarafından gözetim altında.
Jenna'nın evi: kilidi bozuk kapısı ile güvensiz olan ev, ana caddenin üzerinde eski bir binadadır. bir camı bozuk, su sistemi bozuktur. aynı zamanda kilidinin bozuk olması nedeni ile sürekli davetsiz misafirlere açıktır.
Kurgu:
-Jenna sabah uyandığında tuhaf bir şeyle karşılaşır. Evi dağıtılmıştır, parası çalınmıştır ve avuç içlerine bıçakla derin yaralar açılmıştır.
-bunun arkasından polis olayı incelemek için gelir, dedektif daniel kızın sigortadan para almak için bunu kendisinin yaptığını düşünmektedir.
-böylece kızı korumak bahanesi ile aslında onu gözetlemek için izin kopartarak yanında kalır.
-bu sırada devil, olan biteni incelemektedir. black'in yanına gitmeye cesaret edemez çünkü black'in şu anda kendisi olmadığı bilir, diğer kız kendisinden ürküp kaçacaktır.
-bu sırada jena eski erkek aradaşı david ile bir takım sorunlar yaşamaktadır.
-gizlice bunu öğrenen daniel bu işte eski sevgili parmağı olduğundan şüphelenir.
......
işte böyle. umarım yardımcı olur.

İlk öykümü yazdığımda sanırım 12 yaşındaydım. İlginçtir o günden bu güne öykülerim oldukça değiştiler ama nasıl yazdığım pek değişmedi.
Ã?ykü yazmanın doğru veya yanlış diyebileceğimiz bir yönteminin olmadığını düşünüyorum. Ama nasıl diş macunu tüpü en zayıf noktasından patlar, ve ne kadar sıkarsanız sıkın macun hep o patlamış yerden çıkarsa, öykü yazmak için benimsenen yöntem de öyle bir şekilde bir yerden patlayıp ortaya çıkıyor ve insanın ömrünün sonuna kadar çok az değişerek bu şekilde devam ediyor.
Benim öykülerim genelde kısadır, bunun birincil nedeni öykülerimi tek oturuşta yazmaktan keyif almam. Bir öykü benim için ikinci bir konsantrasyon gerektiriyorsa çoğu zaman tamamlanmamış öyküler mezarlığıma gidiyor. Bir iki tane öyküm bu laneti aşıp bir çok kez yazmaya devam etmem sayesinde bitmiş olsa da çoğunluğun kaderi demin de söylediğim gibi mezarlıkta bitiyor.
Bir öyküyü yazmaya başlamadan önce onu günlerce kafamda kurarım. Tıpkı şifre çözmeye çalışan bir yazılım gibi kafamda bütün olasılıkları dener, hikayenin başlangıcından sonuna izleyebileceği sonsuz alternatife zihnimde göz atarım. VE ASLA BİR TANESİNİ SEÃ?MEM.
Ã?oğu zaman öykülerimin ilhamı bir cümle ile özetlenebilecek çok basit bir fikirden gelir. Aklıma gelen milyonlarca basit cümleden sadece onlarla ifade edebileceğim kadar az bir miktarını bir öyküye dönüştürebildiğimi düşünecek olursak sanırım verimsiz bir yazarım.
Mesela öykülerimin bazı aklıma gelen fikir cümlelerini size aktarayım.
- Her bayramda aslında ölüler en güzel kıyafetlerini giyip öteki dünyadan mezarlarının başına gelirler.
- Ölülere nehri geçirip onları ölüler ülkesine götüren Ferry Man artık bir tren kondüktörü olarak görevine devam etmektedir...
- İstanbul'un eski vapurlarının son seferiyle Marmara Denizi'nin son perisi de bir daha dönmemek üzere öteki dünyasına geri döner...
Bu şekilde bir ilham geldikten sonra bu ilhamı günlerce kafamda kurarım. Ortamı ve karakterleri kafamda oluştururum. Ama onları henüz kağıda dökerek somutlaştırmam. Mükemmel kurgu zamanlarım vardır. Gece yatmadan önceki bir kaç dakika, iş servisinde yarı uyanık, yarı uykulu zamanlar, ikinci - üçüncü birada oluşan ayık çakırkeyiflik anları...
Özellikle yatmadan önceki bir kaç dakikalık zaman en harika olanıdır çünkü bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki, insan uyurken beyin tam olarak uyumaz ve o gün başından geçen olayları derleyip onları düşünmeye devam eder. Sınavda çözemediğiniz soruların çözümünü sabah kalktığınızda bulmanız da bu yüzdendir.
En sonunda bir ilham anında yazıya dökme zamanının geldiğini hissederim ve yazmaya başlarım. Patlayan diş macunu tüpü benzetmem de bundan kaynaklanır. Sonunda ortaya öyle bir şey çıkar ki, o kadar düşündüğüm bütün kurgulardan, karakterlerden hatta ortamdan daha farklı bir şey yazıverdiğimi fark ederim.
Yazmaya başladığımda mutlaka yazdığım şeye yakışan bir müzik açarım ve bu müziği dinleyerek yazarım.
Çok fazla detaydan bahsetmem. Hatta ortam hariç hemen her şeyi gri bırakırım. Özellikle karakterler hakkında çok az şeyden bahsederim. En azından hikayenin başlarında. Çok güzel anlatılmış bir ortam ve biraz ana hatları çizilmiş bir karakterin bütün okuyucuları ister istemez kendilerini o ortamda yaşayan, anlattığım karakterin yerine koyacağını düşünüyorum. Bu etkiyi kaybetmemek için küçük detaylar koymak işime gelmez. Bilhassa kısa öykülerde okuyucunun kendisini hikayenin ana karakterinin yerine koymalarının önemli bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ana karakterin düşüncelerini ve hislerini betimlemeye çalışmaktan kaçınır, bunu okuyucuya bırakırım. Sadece başlarına geleni ve ortamı anlatırım. Etrafa en sonda bağlayacağım küçük ip uçları bırakırım.
Bazen ilk başta amaçladığım ilham cümlemden çok daha uzaklarda, alakasız bir hikaye ile yazmayı bitirdiğim de olur. Bunun ilham perisinin bir hilesi olduğunu, yazma işinin neden planlı programlı yapamadığıma bağlıyorum.
Son olarak kısa hikayelerimde çok fazla dallanıp budaklanmadan, her şeyi açıklamaya çalışmadan, bazı şeylerin ucunu özellikle açık bırakırım. Genelde bir veya iki farklı duyguya yer veririm. Amacım bir sefilller veya suç ve ceza yazmak olmadığı için, kısa bir an pencereden dışarıya baktığınızda hissetiğiniz ilk duyguyu anlatır, onun ne olduğunu ancak anladığınızda da hikayemi bitiririm.
Bu şekilde uzun ve düzgün bir şey yazamayacağımı biliyorum. Ama benim tüpüm böyle patlıyor işte. Adam gibi yavaş yavaş sıkıp bütün macunu ucundan çıkartamıyorum.
Ã?ykü yazmanın doğru veya yanlış diyebileceğimiz bir yönteminin olmadığını düşünüyorum. Ama nasıl diş macunu tüpü en zayıf noktasından patlar, ve ne kadar sıkarsanız sıkın macun hep o patlamış yerden çıkarsa, öykü yazmak için benimsenen yöntem de öyle bir şekilde bir yerden patlayıp ortaya çıkıyor ve insanın ömrünün sonuna kadar çok az değişerek bu şekilde devam ediyor.
Benim öykülerim genelde kısadır, bunun birincil nedeni öykülerimi tek oturuşta yazmaktan keyif almam. Bir öykü benim için ikinci bir konsantrasyon gerektiriyorsa çoğu zaman tamamlanmamış öyküler mezarlığıma gidiyor. Bir iki tane öyküm bu laneti aşıp bir çok kez yazmaya devam etmem sayesinde bitmiş olsa da çoğunluğun kaderi demin de söylediğim gibi mezarlıkta bitiyor.
Bir öyküyü yazmaya başlamadan önce onu günlerce kafamda kurarım. Tıpkı şifre çözmeye çalışan bir yazılım gibi kafamda bütün olasılıkları dener, hikayenin başlangıcından sonuna izleyebileceği sonsuz alternatife zihnimde göz atarım. VE ASLA BİR TANESİNİ SEÃ?MEM.
Ã?oğu zaman öykülerimin ilhamı bir cümle ile özetlenebilecek çok basit bir fikirden gelir. Aklıma gelen milyonlarca basit cümleden sadece onlarla ifade edebileceğim kadar az bir miktarını bir öyküye dönüştürebildiğimi düşünecek olursak sanırım verimsiz bir yazarım.
Mesela öykülerimin bazı aklıma gelen fikir cümlelerini size aktarayım.
- Her bayramda aslında ölüler en güzel kıyafetlerini giyip öteki dünyadan mezarlarının başına gelirler.
- Ölülere nehri geçirip onları ölüler ülkesine götüren Ferry Man artık bir tren kondüktörü olarak görevine devam etmektedir...
- İstanbul'un eski vapurlarının son seferiyle Marmara Denizi'nin son perisi de bir daha dönmemek üzere öteki dünyasına geri döner...
Bu şekilde bir ilham geldikten sonra bu ilhamı günlerce kafamda kurarım. Ortamı ve karakterleri kafamda oluştururum. Ama onları henüz kağıda dökerek somutlaştırmam. Mükemmel kurgu zamanlarım vardır. Gece yatmadan önceki bir kaç dakika, iş servisinde yarı uyanık, yarı uykulu zamanlar, ikinci - üçüncü birada oluşan ayık çakırkeyiflik anları...
Özellikle yatmadan önceki bir kaç dakikalık zaman en harika olanıdır çünkü bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki, insan uyurken beyin tam olarak uyumaz ve o gün başından geçen olayları derleyip onları düşünmeye devam eder. Sınavda çözemediğiniz soruların çözümünü sabah kalktığınızda bulmanız da bu yüzdendir.
En sonunda bir ilham anında yazıya dökme zamanının geldiğini hissederim ve yazmaya başlarım. Patlayan diş macunu tüpü benzetmem de bundan kaynaklanır. Sonunda ortaya öyle bir şey çıkar ki, o kadar düşündüğüm bütün kurgulardan, karakterlerden hatta ortamdan daha farklı bir şey yazıverdiğimi fark ederim.
Yazmaya başladığımda mutlaka yazdığım şeye yakışan bir müzik açarım ve bu müziği dinleyerek yazarım.
Çok fazla detaydan bahsetmem. Hatta ortam hariç hemen her şeyi gri bırakırım. Özellikle karakterler hakkında çok az şeyden bahsederim. En azından hikayenin başlarında. Çok güzel anlatılmış bir ortam ve biraz ana hatları çizilmiş bir karakterin bütün okuyucuları ister istemez kendilerini o ortamda yaşayan, anlattığım karakterin yerine koyacağını düşünüyorum. Bu etkiyi kaybetmemek için küçük detaylar koymak işime gelmez. Bilhassa kısa öykülerde okuyucunun kendisini hikayenin ana karakterinin yerine koymalarının önemli bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ana karakterin düşüncelerini ve hislerini betimlemeye çalışmaktan kaçınır, bunu okuyucuya bırakırım. Sadece başlarına geleni ve ortamı anlatırım. Etrafa en sonda bağlayacağım küçük ip uçları bırakırım.
Bazen ilk başta amaçladığım ilham cümlemden çok daha uzaklarda, alakasız bir hikaye ile yazmayı bitirdiğim de olur. Bunun ilham perisinin bir hilesi olduğunu, yazma işinin neden planlı programlı yapamadığıma bağlıyorum.
Son olarak kısa hikayelerimde çok fazla dallanıp budaklanmadan, her şeyi açıklamaya çalışmadan, bazı şeylerin ucunu özellikle açık bırakırım. Genelde bir veya iki farklı duyguya yer veririm. Amacım bir sefilller veya suç ve ceza yazmak olmadığı için, kısa bir an pencereden dışarıya baktığınızda hissetiğiniz ilk duyguyu anlatır, onun ne olduğunu ancak anladığınızda da hikayemi bitiririm.
Bu şekilde uzun ve düzgün bir şey yazamayacağımı biliyorum. Ama benim tüpüm böyle patlıyor işte. Adam gibi yavaş yavaş sıkıp bütün macunu ucundan çıkartamıyorum.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Asiri planli yazmaya sanirim alerjim var belki de o nedenle iyi bir oyku yazari degilim. Ancak bazen oykunun sonunun sabit olmamasi da yanlis bir sey degil. Sadece oykunun ne kadar surecegini bilmek ve onu gerektiginde bitirmek belki de yetebilir... Gerci tam emin degilim dedigim gibi iyi bir oyku yazari degilim...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Firble aslında her zaman planlı yazmak onemli değil oylesine başladığınm zamanlarda bile benim kendime göre çok güzel oykuler yazabiliyorum. Sonra konuyu toparlayıp bir seyre koyuyorum ve hikaye devam ediyor. Senin bu konuda yazamamman bana garip geldi cidden. Bence denemeye e olursa olsun devam et yılma...
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

-
lightflarer
- Kullanıcı

- Posts: 639
- Joined: Tue Feb 05, 2008 10:00 am
- Contact:
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Eğer cidden iyi olduğunu ve yazabileceğini düşünüyorsan bence bir dene herkesin oykulerini okumak isteriz burada.lightflarer wrote:oyku yazmak kolay iş değildir, iyi bir hayalgücü, mantık ve hayat deneyimi ve bilgisi gerektirir. Ayrıca istemeniz gerekir öykü yazmayı, yoksa güzel olmaz, ben mesela otursam çok güzel öyküler yazabileceğime inanıyorum ama çok istemiyorum öyle birşey yapmayı.
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

Bende böyle bir yol izliyorum.Ã?nce güzel bir fikir yada bir cümle, ardından onun üzerine bir kurgu oturtuyorum.Bogus wrote: Mesela öykülerimin bazı aklıma gelen fikir cümlelerini size aktarayım.
- Ölülere nehri geçirip onları ölüler ülkesine götüren Ferry Man artık bir tren kondüktörü olarak görevine devam etmektedir...
- İstanbul'un eski vapurlarının son seferiyle Marmara Denizi'nin son perisi de bir daha dönmemek üzere öteki dünyasına geri döner...
Bu şekilde bir ilham geldikten sonra bu ilhamı günlerce kafamda kurarım. Ortamı ve karakterleri kafamda oluştururum. Ama onları henüz kağıda dökerek somutlaştırmam. Mükemmel kurgu zamanlarım vardır.
Herkesin tarzı farklıdır tabi. Yazdıkça bir tarz geliştirir insan kendine ama kendime bakınca ben biraz daha yazdığım karakterle yaşıyorum. Onun gözünden ve sorularla ilerlemeyi seviyorum. Ã?ünkü soruların yazının geneline akıcılık kattığına inanıyorum. Karakterin gözünden ilerlemek ise konuya karmaşıklık ve çok yönlülük katıyor. Ben bulanıklık yaratıp okurun kendi anlamını çıkartmasını seviyorum. Ne kadar yaptığım tartışılır ama ben bunu amaçlıyorum.
Aegron.. Bahsettiğim adım adım her şeyi açıklayan bir plan değil... Ancak en azından bir çerçeve çizmezsen öyküye o zaman öykü sağa sola yalpalamaya başlıyor... Benzer bir durum bir şiir için sorun olmuyor. Ancak öyküler bu yalpalamalardan yara alıyor en azından benim öykülerim... Neyse korsan öyküme devam edeceğim muhtemelen... rtık okur değerlendirirsin.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Açık konuşayım, ben pek öyle öykü yazmam, ayda yılda bir. Ama ara sıra kafamdaki dünyayı kağıda boşaltıp rahatlamak iyi geliyor. Ben yazmayı bu amaçla kullanıyorum. Bir süredir hiç öykü yazmıyorum, ondan çok doluyum aslında
Aynen Bogus'un dediği gibi, gece yatınca uyuyana kadar binlerce düşünceler geçiyor kafamdan, ve rüyalarımda da inanılmaz dünyalarda yaşıyorum. Belki de uyumadan önce çok şey düşünmemdendir. O kısa anı çok seviyorum, genelde öykülerimi o anda tasarlarım. Hazır olduğumda da oturur yazıya dökerim.
Ben de yarım bırakmak zorunda kaldım.
Sen çok sistematik çalışıyormuşsun, ben öykünün akışına göre gidiyorum. Gerekirse dönüp düzeltiyorum ya da komple birkaç paragrafı siliyorum.
Aynen Bogus'un dediği gibi, gece yatınca uyuyana kadar binlerce düşünceler geçiyor kafamdan, ve rüyalarımda da inanılmaz dünyalarda yaşıyorum. Belki de uyumadan önce çok şey düşünmemdendir. O kısa anı çok seviyorum, genelde öykülerimi o anda tasarlarım. Hazır olduğumda da oturur yazıya dökerim.
Evet, evet! Illyra çok iyi dedin, benim de son öyküm aynen böyle oldu. En son şu kıyametle ilgili öykü yarışmasına öykü yazmaya kalktım; ama gel gör ki karakterler çok farklı yerlere gittiler. Açıkçası olaylar kıyamete ya da onla ilgili bir şeye gitmediIllyra wrote:ben en son kurgusuz yazmayı denediğimde öykünün içinde baş karakterine öyle bir bela sardım ki bundan nasıl kurtacağımı bilemedim ve sonunda öyküyü bıraktım. bu yüzden kendime bir metot geliştirdim, yapabildiğim kadar bunun dışına çıkmıyorum.
Sen çok sistematik çalışıyormuşsun, ben öykünün akışına göre gidiyorum. Gerekirse dönüp düzeltiyorum ya da komple birkaç paragrafı siliyorum.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
-
lightflarer
- Kullanıcı

- Posts: 639
- Joined: Tue Feb 05, 2008 10:00 am
- Contact:
birde herşey birbirine bağlantılı olmak zorunda, kurgu iyi olacak, sürekli okuyucuyu şaşırtacak, ayrıca eleşiren kişiler konu hakkında bilgili/bilgisiz olsun çok ağır eleştiriler geldiği için moral bozuyor.Aegron wrote:Ya sende oyle olabilirde ben neden se pek planlı başlamam yokume her zamn genelde birden gelir ve başını yazarım sonra devamını nasıl yazabilir diye düşünür ve işte o konuda plansız olmuyor.
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Doğrudur. Ama eleştirilerde insanın gelişmesi ve daha çok yazmaya onem vermesi ve iyi olması için çabalamaya sevk eder. Gerçi moral bozukluğu cidden iyi olmuoyr çünkü bazen o eleştirilerden sonra daha çok çaba gostermek yerine pes etmeyi seçiyor insan 
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
