Ölüm Labirenti
Adrian sırasıyla Huorun eline koluna ve sonra biraz daha asağıdaki kafasına baktı ve ekledi "Bende Adrian.Sadece Adrian ama isterseniz benim önümde diz çökebilirsiniz." ve sırıttı.
---------------------------------------
Ardından Huoru kesmeye bırakıp demin konusan güzel kıza çevrildi gözleri. Kızda tanımlaramadığı bir güzellik vardı.Aynı orman perileri gibi etkilemişti Adrianı.
---------------------------------------
Ardından Huoru kesmeye bırakıp demin konusan güzel kıza çevrildi gözleri. Kızda tanımlaramadığı bir güzellik vardı.Aynı orman perileri gibi etkilemişti Adrianı.
Lydronk geniş bir sırıtışlar jkendini tanıttı: "Ben Lydronk Lkynt Lher Lex 'Cointrcvik' Lour! "Bir Mekanik Ejderha Nasıl Hayat Kurtarır?" ve "Mekanik Ejderhaların El Kitabı"nı yzdım! Hah, onu hatırlıyorsun Safiel, değil mi?"
Kerrae ise Lydrnok'la tam bir tezat oluşturyordu. Sakince, Huor'un dediği gibi eğilmeden: "Kerrae Genmah... Olevia'nın şövalyesi... Lider, başbüyü, prensesim, kralım ve sayın Tokugawa, aranızda olmaktan memuniyet duyuyorum. Kralın buyruğu üzerine, eğilmiyorum (Bunu derekn Adrian'a tehditkar bir bakış atmıştı) fakat eğilmiş olduğumu var sayabilirsiniz..." bunları derken başı öne eğikti, fakat sesi son derece güçlüydü.
Kerrae ise Lydrnok'la tam bir tezat oluşturyordu. Sakince, Huor'un dediği gibi eğilmeden: "Kerrae Genmah... Olevia'nın şövalyesi... Lider, başbüyü, prensesim, kralım ve sayın Tokugawa, aranızda olmaktan memuniyet duyuyorum. Kralın buyruğu üzerine, eğilmiyorum (Bunu derekn Adrian'a tehditkar bir bakış atmıştı) fakat eğilmiş olduğumu var sayabilirsiniz..." bunları derken başı öne eğikti, fakat sesi son derece güçlüydü.
Kerrae Adrian'ın bakışlarına karşılık verdi; ama elinden geldiğince küçümsüyordu adamı bakışlarıyla. Kimdi ki o, bir tapınak şövalyesine, soylu sayılabilecek birisine açmış gibi bakan? Buranın asaleti dibe vurmuştu. İLk Lide ve Başbüyücü kavga etmişt, sonra Başvbüyücü ikinci bir kavagasya daha girişmişti... Gerçi sebebini bilmiyordu. Kerrae Lydronk'a kısık sesle: "Adını öğrenebildin mi?" diye sordu.
Lydronk güldü: "Yok, maalesef. Huboya diyorum kendisine ama, dur belki kitabını imzalamaya çalşsam söyler!" dedi ve gitmeye yeltendi. Kerrae Lydronk'un koluna elini koydu: "Hayır, hayır... şimdi olmaz..."
Lydronk güldü: "Yok, maalesef. Huboya diyorum kendisine ama, dur belki kitabını imzalamaya çalşsam söyler!" dedi ve gitmeye yeltendi. Kerrae Lydronk'un koluna elini koydu: "Hayır, hayır... şimdi olmaz..."
Safiel gelince Kerrae aceleyle boğazını temizleyip etrafta kısa bir tur atmaya gitmişti... Lydronk cevap verdi: "Eh, ne bileyim. Herhalde ben de seninle gelirim, eğer bu şövalye beni bırakmaya razı olursa. Biliyor musun Kerrae aslında-" lafı Kerrae'nin ani öksürüğüyle bölünmüştü: "Aslında beni bırakacakmış da, başrahibin emri işte!"
Kerrae adamın niyetinden gerçekten şüpheliydi... Sanki küçümser, öldürücü bakışları adamı kendine çekiyordu! Lydronk bunun icabına bakardı herhalde... Safiel gitmemişti ama Lydronk'un kulağına fısıldadı: "şu iri adama umarım iyi bir şaka yapabilirsin?"
Lydronk bir an afalladı... Sonra kafasını seviçle salladı. Teemieri'ye de vaktinde bir şaka yapmıştı mesela, gerçi adam sonra Esten müridi çıkmıştı ama... Dayak yese bile kolaylıkla kaçabilirdi! Yani öyle umuyordu... Hem Huboya da şakadan anlayan biri gibi duruyordu.
Lydronk bir an afalladı... Sonra kafasını seviçle salladı. Teemieri'ye de vaktinde bir şaka yapmıştı mesela, gerçi adam sonra Esten müridi çıkmıştı ama... Dayak yese bile kolaylıkla kaçabilirdi! Yani öyle umuyordu... Hem Huboya da şakadan anlayan biri gibi duruyordu.
Gözleri diğerlerinin üzerinde geziyordu. Sanki görmeden bakıyor gibiydi. Yüzündeki ifade huzursuz sayılırdı ve gözleri o kadar derindi ki, bir an bakıldığında bile uçurumun üzerinden dünyanın en derin okyasunun ağırlığı ile çırpınıyor gibiydi.
Bargier yavaşça kulağını gagalıyordu. Kuzgun kızın umursamadığını görünce iki kere yüksek sesle öttü, ardından havalanarak büyük siyah kanatlarını açtı gökyüzünde. Özgür bir ruhu temsil edercesine rüzgarda rahatça süzülüyordu.
Sonunda başını çevirdi, ama gözlerindeki derin bakışlar hala bakanların içini rahatlıkla delebilirdi.
"Sizlerle tanıştığıma memnun oldum. Ama hala hiç bir şey öğrenemedim. Dediğinize göre yarın... Yarın olmazsa ötekisi gün... Sabırlı olmalıyız değil mi?"
Bargier yavaşça kulağını gagalıyordu. Kuzgun kızın umursamadığını görünce iki kere yüksek sesle öttü, ardından havalanarak büyük siyah kanatlarını açtı gökyüzünde. Özgür bir ruhu temsil edercesine rüzgarda rahatça süzülüyordu.
Sonunda başını çevirdi, ama gözlerindeki derin bakışlar hala bakanların içini rahatlıkla delebilirdi.
"Sizlerle tanıştığıma memnun oldum. Ama hala hiç bir şey öğrenemedim. Dediğinize göre yarın... Yarın olmazsa ötekisi gün... Sabırlı olmalıyız değil mi?"

Adrian bir an için Safielin kıza kur yapmaya çalıştığına inanmak istedi kimbilebilirdiki onun gibi ciddi görünen birinin belkide bu taraklarda bezi vardı. Bu ona komik geldi ve büyücüyü süzerken kendini tutamayıp sırıttı.
Last edited by Starfell on Wed Jun 25, 2008 1:30 am, edited 1 time in total.
"Evet oldukça huzurlu ve güzel bir yer. Orman neredeyse büyülü gibidir, lafın gelişi. Kutsallığı ve güzelliği asla bozulmaz. Ama benim birlikle bir alakam yok. Ben sadece kendii başımayım ormanda. En güzeli bu..."
Bakışları gökyüzüne çıktı.
"Yol arkadaşımı saymazsak. Adı Bargier."
Ve bakışlarını geri çevirdi.
"Sizinle tanıştığıma memnun oldum."
Bakışları gökyüzüne çıktı.
"Yol arkadaşımı saymazsak. Adı Bargier."
Ve bakışlarını geri çevirdi.
"Sizinle tanıştığıma memnun oldum."

Kerrae kendisi ile birlikte olmaktan onur duyduğunu söylemişti. Belki de fırsatını bulduğunda kadın şövalyeye soyadı ile ilgili bildiklerini sorması gerekiyordu.
Sıra Kiba'ya gelene kadar tanışma faslı yine ikili konuşmalarla bölünmüştü. En azından kralın arzusunu yerine getirmek için Kiba gözlerini Huor'un gözlerine dikti ve kendisini tanıttı:
"Benim adım Kiba Tokugawa, babamın, Tokuwa Tokugawa'nın melez oğluyum ve buraya onun izniyle, onun yerine Loy adasından geldim."
Sıra Kiba'ya gelene kadar tanışma faslı yine ikili konuşmalarla bölünmüştü. En azından kralın arzusunu yerine getirmek için Kiba gözlerini Huor'un gözlerine dikti ve kendisini tanıttı:
"Benim adım Kiba Tokugawa, babamın, Tokuwa Tokugawa'nın melez oğluyum ve buraya onun izniyle, onun yerine Loy adasından geldim."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Yeni kişiler geliyordu. Konuşabileceği türden. Kendisini tanıtmayı uygun buldu.
"Ben Reven prensesi Miaé Dionme. Buraya annemin adıyla geldim.Annemin adı Algénia..." biraz duraksadı. Sonra ciddiyetle "Babamın hakkında ise hiç bir fikrim yok. Tanıştığıma memnun oldum." dedi. Bir an düşünmüştü. Daha önce hiç bunu sorgulama gereği duymamıştı. Babası kimdi? Aklında bir sürü soru birikmişti ve bunlara cevap alamadıkça sinirleniyordu. En iyisi başka açıdan bir şeyleri düşünmemekti. Yoksa yeni sorular ve yeni dertler başlayabilirdi.
"Ben Reven prensesi Miaé Dionme. Buraya annemin adıyla geldim.Annemin adı Algénia..." biraz duraksadı. Sonra ciddiyetle "Babamın hakkında ise hiç bir fikrim yok. Tanıştığıma memnun oldum." dedi. Bir an düşünmüştü. Daha önce hiç bunu sorgulama gereği duymamıştı. Babası kimdi? Aklında bir sürü soru birikmişti ve bunlara cevap alamadıkça sinirleniyordu. En iyisi başka açıdan bir şeyleri düşünmemekti. Yoksa yeni sorular ve yeni dertler başlayabilirdi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

