Kardeşliğin Tohumu (Hikaye)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Büyük bir savaşın öncesinde ozanların farklı olacağını düşünürdüm dedi Timur Alperen ve Luis'e doğru yürüyerek. Bilin ki bu savaşı Beyazıt da benim kadar istiyor. Ve her şeyi ile hazırlanmış savaşa.

Gülümsedi ancak diyorum ya kör bir adam Beyazıt gerçekten kör. Her şey başlamadan önce size söylemek istiyorum. Eğer gitmek istiyorsanız gitmek de özgürsünüz. Eğer Osmanlı'nın yanına gitmek istiyorsanız. Ancak bence sana düşen Alperen sana ve de yoldaşına savaşı izlemek ve anlatmak daha sonraki yıllarda yaşayan insanlar için.

Yüzü sapsarıydı Hasan'ın savaşın nelere yol açabileceğini biliyordu. Ve bunları Krotis de biliyordu. Kardeşine sarıldı elinden geldiğince sakinleştirmeye çalıştı. Hasan durmadan tekrarlıyordu. Böyle durmak olmaz bir şeyler yapmak lazım bir şeyler yapmak lazım bir şeyler ama ne? ? ? ?

Krotis Timur'un Alperen ve Luis'le konuşmasını izledi. Sonra Timur'a doğru yaklaşan adama baktı. Tekrar baktı. Yeniden baktığında artık adamın kim oldundan emindi. Adam Germiyan Beyi idi. Konya civarına geldiğinde görmüştü onu... Germiyan Beyi Yakup Bey... Bu söz bir fısıltı gibi çıktı ağzından. Ancak söz çok anlam ifade ediyordu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Beyler dedi Hasan.... Osmanlının yendiği beyler onlar Timur'un yanındalar... Oysa askerleri Osmanlının yanında.... Timur'un yanına geçecekler... Beyliklerin askerleri Timur'un yanına geçecekler.

Hasan bunları neredeyse haykırarak söylediğinin farkında değildi. Sonra yine farkında olmadan bir ata atladı ve deli gibi sürmeye başladı atı.

Krotis bir süre olanlara hiçbir anlam veremeden öylece durdu sonra hareket etmeye çalıştığında bir Timur askeri kendisini durdurdu. Sen ve diğerleri kamptan çıkmanız kesin olarak yasaktır.

Ama... Hasan... O... diye bir şeyler söylemeye çalıştı Krotis.

Ona asla inanmayacaklar dedi Tahir... Osmanlılar, hele Beyazıt asla inanmayacak ona... Gidişi hiç bir şeyi değiştirmeyecek...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Alperen diğer çadırda bir şeyler olduğunu ve Hasan'ın bağırdığını farketti.

*Neler oluyor orada!*

diye bağırırken çadırdan dışarı doğru koşturuyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Louis hızla Krotis'in yanına gittikten sonra "Ã?ocuk nerede?" diye meraklıca etrafına bakındı. Krotis'in yüzüne baktığında yanlış bir şeylerin döndüğünü hissetmişti... "Gitti değil mi?"
Image
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Alperen başını öne eğerken:

*İnşallah döner, yol tehlikeli, her şey tehlikeli.İnşallah döner.*

Ardından Tahir'e dönerken:

*Ne diyerek gitti?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Tahir bir kere daha o bildik alaycı gülümsemesi ile baktı Alperen'e Germiyan Beyi biraz da telaşla oradan uzaklaşmaya çalıştı.

Tahir için artık bu sır önemli değildi. Savaşın başlamasına az bir süre kalmıştı ve o emindi... Artık fazla bir şey değişemezdi.

Arkadaşınız bizim önemli savaş sırlarımızdan birisini öğrendi dedi. Osmanlı'nın yok ettiği Germiyan Beyliğinin eski hükümdarı da ordugahımızda. Siz zeki adamlarsınız Alperen ve Luis.... Germiyan Beyliğinin Beyi neden bizim ordumuzla olabilir.

Hasan dört nala gidiyordu. Hiçbir şeyi gözü görmüyordu. Ağaçları, evleri, kendisini durdurmadan izleyen Timur'un askerlerini... Osmanlı Ordugahının yerini öylesine görmüştü tepeden.... O anda duyduğu telaş ve heyacan duygusu doğru yönde kalmasını sağladı.

Ne kadar at sürdüğünü bilmiyordu. Taa ki üç ok aynı anda atı vurana kadar. At oklar saplandığı anda dengesini kaybetti. Hasan yere yuvarlandı. Sonra doğrulmaya çalıştı. Muhtemelen ayağı doğrulmuştu.

Bir asker sesi dur dedi. Niye buradasın söyle...

Hasan konuşmaya çalıştı. Ben... dedi. Ben Timur'un...
Timur'un askeri dedi oku tutan asker... Hemen öldürmeliyiz bunu.... Sesindeki telaş hissediyordu. Belli ki Timur'un ordusu birçok askeri etkilemişti. Komutanları biraz daha sakindi. Dur dedi. Daha çocuk bu... Hem bize bir şey söylemek istiyor gibi. Belki söylemek istediği önemlidir.

Ama.... diye itiraz etmeye çalıştı asker. Komutan kolunu kaldırıp susturdu onu...

Yakup dedi Hasan Germiyan Beyi Yakup... Timurla...

Komutan şaşırmış gibiydi. Ama nasıl dedi... Onun öldüğünü duymuştuk biz. Sonra anlamaya çalışarak devam etti. Eğer o Timur'laysa...

Hasan devam etti. Sultanı görmeliyim. Görmeliyim onu...

Asker Göremezsin dedi Hasan'ın yanısıra komutanla da konuşur gibi bir yandan komutanına da bakarak... Bir savaş öncesinde Sultanı böyle kim olduğunu bilmediğimiz birisi ile görüştürmeyiz.

Görebilir dedi komutan... Eğer bir tehlike varsa da ben göze alıyorum bunu... Asker yine itiraz etmek ister gibi ağzını açtı sonra sustu.

Ben dedi komutan... şehzade Mustafa'yım... Beyazıt'ın en büyük oğlu... Ordugahımıza hoşgeldin... Seni Sultan Beyazıt'a götüreceğim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Hasan'ın Beyazıt'ın yanına götürülmesi birkaç dakika aldı.

Hükümdar oğlu Mehmet'in yanındaydı.

Beyazıt oğlunun kendisine önemli bir şey söyleyeceğini duyunca savaşın başlamasına birkaç dakika kalmış olmasına rağmen onu dinlemeye karar verdi.

Ancak çocuğun Timur'un ordugahından geldiğini duyunca yüzü kıpkırmızı oldu. Son kelimeleri zorlukla dinleyebildi. Sözcükler bitince de bağırarak oğluna NASIL? diye sordu. NASIL TİMURUN ORDUSU İLE BURAYA GELMİş BİRİSİNE GÃ?VENİRSİN? Ã?STELİK ONU BENİM YANIMA KADAR GETİRİYORSUN MUSTAFA.... Bir süre sözcükler boğazına takıldı konuşamadı.

Mustafa bir umutla Baba lütfen dedi...

Beyazıt devam etti. SAKIN KONUşMA... EğER OğLUM OLMASAYDIN.... MUSTAFA DÃ?şÃƒ?NEMEDİN Mİ? KİM OLDUğUNU BİLE BİLMEDİğİN BİR KİşİYE NASIL GÃ?VENİRSİN? YANIMIZDA OLAN YOLDAşIMIZ OLAN ASKERLERE GÃ?VENMEK YERİNE...

Mustafa artık dayanamayarak karşılık verdi. Güvendim baba... Oniki yaşındaki bir çocuğun samimiyetine güvendim. Doğru ya da yanlış en azında bir düşünmemiz yanlış mı söyle... Kimin yoldaş olduğunu kimin olmadığını bilemeyiz... Savaş başlamadığı sürece...

YETER MUSTAFA.... SAVAş SIRASINDA HİÃ?BİR PLANIMIZ DEğİşMEYECEK... SAVAşIN Ã?NCESİNDE ORDUNUN OTAğINA GİRMENİN CEZASI Ã?LÃ?MDÃ?R... BUNU HERKES BİLİR.... O NEDENLE DE..

O BİR Ã?OCUK BABA diye itiraz etti Mustafa...

Bir çocuk seni tereddüt ettirirse düşman bunu kullanır unutma... Ve şimdi yapılması gereken bellidir. diye konuşmayı tamamladı Beyazıt sonra kendisine ve oğlu Mehmet'e eşlik etmiş askerine baktı. Askerler çocuğu kollarından kavradılar.

Hasan hiç direnmedi. Onlarla beraber yürüdü sadece...

Mustafa ellerini açıp yukarı kaldırdı. Allahım bizi affet diye yalvardı Allah'a... Savaş birkaç dakika içerisinde başlayacaktı.

Krotis birkaç dakikalık şaşkınlıklarından istifa edip Alperen ve Luis'e Tahir'in sözlerini açıkladı.

Anadolu Beyliklerinin Beyleri dedi. Onlarda Timur'un yanindalar... Eski beyler daha dogrusu... Kendi askerlerini Beyazit'a karsi döndürecekler. Zaten bu olmasa da kaybetmisti savasi Beyazit büyük ihtimalle... Ancak döndürmeyi de basarirsa beyliklerin askerlerini Timur... Bir ufacik ihtimal bile kalmaz kazanmasina Beyazitin savasi.

Sözü bağırışlarla kesildi. Saldırıyorlaaaar. Saldırıyorlaaaar.. Tahir telaşla birliğinin başına koştu.

Krotis gözlerinde hissedelebilir bir korku ve biraz da hüzünle baktı Alperen ile Luis'e Sonra evet vre kardeslerim dedi. Sonunda basladi dedi. Ankara Savasi basladi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Savaş Osmanlı ordusunun saldırısı ile başladı. Timur'un ordusunun bütün kanatlarına bir bütün olarak saldırıyordu ordu. Timur'un ordusu hazır değildi saldırıya... Zar zor ilk savunmayı kuranların çoğu Osmanlının ilk akınları sırasında öldürüldüler. Ancak bu arada daha sağlam bir savunmanın kurulması için vakit kazanılmıştı.

Krotis Tahir'in hızla koştuğunu gördü Osmanlı saflarının ortasına... Saflara ulaştığında yanında birçok İranlı savaşçı vardı. Osmanlının akını durdurulmuştu.

Timur ordusunun filleri geride oldukları için Timur şanslıydı. Ã?ünkü böylece filleri hazırlayıp savaşa sürebildi. Böylece merkezde dengenin kurulmasınından kısa süre sonra filler ilerleyen Osmanlı sipahilerini geriye itmeye başladılar. Okçular Osmanlı hatlarına yağdırdıkları oklarla saldırıyı tamamen kırdı. Osmanlı ordusu geri çekilmeye başladı.

Bu defa Timur'un ordusu izliyordu. Timur'un askeri çıldırmış gibi bağırarak haykırarak takip ediyorlardı Osmanlı askerlerini... Birden başındaki başlıktan bir Osmanlı şehzadesi olduğu anlaşılan bir komutanın birlikleri aktı meydana. Askerleri bir set gibi durdurdular. şehzade en hızlı ve en şiddetli savaşanları idi. Krotis Tahir'in şehzadeye doğru yürüdüğünü gördü. Ve birden ikili arasında bir çarpışma başladı. Kılıçlar dans ediyor Zırhlar ve kalkanlar dansa uyum sağlıyordu. Arkada ise bir savaş devam ediyordu.

Ve bu savaşın zaman kazandırdığı Osmanlı ordusu Ã?atal Tepesi denen tepeye doğru çekildi. Tepenin üstünde Beyazıt mağrur bir tavırla ayakta duruyordu. Onun salladığı bayrağı gördüğünde şehzade çevik bir hareketle Tahir'in kılıç hamlesinden sıyrıldı. Bir tekme ile Tahir'i yere düşürdü. Sonra Ã?atal tepesine doğru koşmaya başladı.

Timur bir fikin üzerinde savaşı izliyordu. Ordunun merkezindeki ilerleme sınırlı kalınca filleri ileri sürememişti. şimdi Osmanlı ordusu bir tepenin üzerindeydi. Krotis Timur'un yüzünü buruşturduğunu gördü. Osmanlıya son saldırısında epey kayıp verdirmişti. Ancak şimdi bir tepenin üzerinde fillere karşı da uzun süre direnebilirlerdi.

Ordusunu tüm kanatları ile tepedeki Osmanlı birliklerinin üzerine sürdü. şimdi son oyununu oynamanın vakti gelmişti.

Krotis gözlerini ileride tepenin eteklerinde saldıran Timur askerlerine karşı tüm gücü ile savaşan Beyazıt'tan alamadı. Acaba Timur'un ne yapacağını öğrenmiş miydi? Acaba gerekli önlemleri almış mıydı? Osmanlı hükümdarının kılıcı nasıl kullandığını izledi. Oğlu şehzadeden bile iyidi. Beyazıt. Yıldırım ünvanını kesinlikle hak ediyordu. Aynı anda her yerdeydi. Bir defasında bir fili bile karşısına aldığını gördü Krotis hükümdarın.

Ancak tüm bu kahramanlıklar kaderin Beyazıt için çizdiği o çizgi karşısında yetersiz kalacaktı.

Bir boru sesi duyuldu birden ve tüm savaşçılar bir saniye için de olsa Timur'un durduğu tepeye baktılar. Timur yalnız değildi. Yanında dört adam vardı. Ellerinde tutukları sancaklarda o beylikler için savaşmış kimsenin unutmuş olamayacağı Aydın Saruhan Germiyan ve Menteşe Beyliklerinin sancakları sallanıyordu. Bu adam bu beyliklerin son beyleri idi. Osmanlı toprakları ele geçirmeden önce baştan olan beyler... Ve bu beyliklerin askerleri de kendi topraklarını işgal etmiş olsa da tüm Anadolu'u tehtid eden Timur'a karşı Osmanlı'ya katılmıştı.

Birden beyler haykırarak savaş alanına doğru at sürmeye başladılar. Osmanlı askerlerinin bir kısmı bir an sanki tereddüt etti. Ancak zamanında bağlılık yemini ettiği beyine karşı gelmek onlar için zordu. Kılıçlarını çektiler ve beylerinin üzerine yürüyen Osmanlı askerlerine saldırdılar.

Bir anda Osmanlı ordusunun dörtte biri Osmanlı'ya karşı dönmüştü. Üstelik de Osmanlı safları neredeyse on ayrı yerden yarılmış aradaki boşluklardan Timur askerleri sızarak orduyu bölüyordu.

şehzade babasının önüne at sürdü. Baba dedi çekilmeliyiz. Meydandan kaçmalıyız.

Hayııııır dedi Beyazıt. Kaybetmedik henüz savaşı... Kazanabiliriz hala kazanabiliriz. Beyazıt bunu söylerken Osmanlı'nın her biri ayrı ayrı kuşatılan saflarının bir kısmı teslim olmaya başlamıştı bile... Krotis çaresizlikle gözlerini önüne eğdi. Dinlememişlerdi Hasan'ı dinlememişlerdi.

Başlığından Osmanlı şehzadesi olan üç adama göz göze geldi. Bunlar o kahramanca savaşan şehzade değillerdi. Ancak önemli olan.... Ã?ekiliyorlardı. Birliklerini de alarak meydandan çıkıyorlardı.

Derken onların birlikleri ile başka bir adamın birliklerinin birleştiğini gördü. Adamın sancağını gördüğünde Krotis'in sanki zaman durmuş gibi hissetti. Bu adam sadrazamdı. Sadrazam Ã?andarlı Ali Paşa savaş alanını terk ediyordu.

Savaş alanını terk etmenin cezası Türk kurallarına göre ölümdü. Hele bunu ikinci komutanının yapması bu adetleri uzaktan bilen Krotis'in bile dehşete kapılmasına neden oldu.

şimdi Timur'un ordusundaki askerlerparça parça bölünmüş ve birçok önemli komutanı kaçmış Osmanlı ordusunun Beyazıt ve oğlunun bulunduğu bölümüne yükleniyorlardı.

Krotis yutkundu. Büyük bir savaşçıydı özellikle de şu şehzade... Her şeye rağmen en azından onun kaçabilmesini isterdi. Bir defa daha Tahir'in ileri atıldığını gördü. Beyazıt 42 yaşında bir adamdan beklenilecekten çok daha çevik bir hareketle karşıladı Tahir'in kılıcını. Hızla savrulan kılıcı her seferinde karşılıyordu. Ancak hızla süren kılıç dövüşü onun dikkatini sağıttı. Tahir'in bir anda çıkarıp fırlattığı bıçağa karşı kendini savunamadı. Bıçak hızla ilerledi ve bacağına saplandı. Osmanlı hükümdarı tökezledi ve yere düştü. Tahir kılıcını hızla kaldırdı. şehzade haykırırak kılıcın önüne atıldı. Kılıç kolunda derin bir yara açtı. Ancak öbür koluyla büyük bir hınçla kendi kılıcını savurdu. Ve Tahir'in kolunu kesti.

Bir anda zaman donmuş gibiydi. Hem Timur'un hem de Osmanlı'nın askerleri yaralanmış şehzade ve hükümdara baktılar... Hepsinin gözlerindeki saygı okunabiliyordu.

Artık savaşmanın ve hayatta kalmanın yolu yoktu ne Beyazıt ne de şehzade için. O nedenle şehzade çaresizce konuştu.

Ben Mustafa Osmanlı şehzadesi. Osmanlı'nın askerleri cesurca savaştınız. Kahramanca... Ancak bu savaşı kaybettik... Teslim oluyoruz.

Sözleri hem Osmanlı saflarına hem de Türkçe bilen İranlılar tarafından Timur'un saflarına yayıldı. Tüm Osmanlı askerleri kılıçlarını başlarının üstüne koydular.

Savaş bitmişti Osmanlı Devleti savaşı kaybetmişti. Krotis tepede filin üzerinde savaşı izleyen yaşlı Timur'un gülümsediğini gördü. Sonra filini geriye yönlendirdi ve savaş alanını terk etti.

Cesaret dedi Krotis.

Kahramanlar yaratildi bugün yine
Ve kanları ile ödedi kimi bedelini
Dünya yine kirmiziya büründü bir hic için...
Ve Dünya'ya meydan okumus bir devlet kaybetti
Kör ettiginde çiktigi yükseklik kendisini
Gelecek belirsiz yine
Ama bir bedel ödeyecegiz hepimiz
Hem kazanan hem de kaybedenler ödeyecekler bedeli
Hatta izleyenler de katilacaklar ödemeye
Kaçmak mümkün mü kardesini vuran felaketten
Mümkün değil.

Krotis ikinci şiirini yazmıştı böylece.. şiirin ne derece doğru olduğunu ise henüz bilmiyordu.

NOT: Arkadaşlar Ankara Savaşı hakkında farklı kaynaklar çok farklı bilgiler veriyor. Ben biraz ortalama bilgi aldım. Bir parça da bilgileri uyarladım. Benzer bir durum savaş sonrası için de geçerli. Timur'un Beyazıt'a nasıl davrandığı hakkında farklı kaynakların farklı bilgileri var. Bu kaynakları nasıl uyarlayacağımıza da birlikte karar verelim...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Ve Louis Krotis'in şiirini devam ettirdi

İşte burada,
Savaş alanında,
Nice kahramanlar kaybetti hayatını,
Nicesi ise akıl sağlığını.

şimdi hayatta kalanlar hâlâ yaşıyorlar,
Ve belki çok uzun süre daha yaşayacaklar.
Acaba eskisi gibi olur mu bu kadar vahşet görmüş,
Hayatının baharındaki bu körpe gözler.

Ya peki ölenlere ne demeli?
Onlar kurtuldu bu dünyadan, oh ne rahat,
Peki ya geride bıraktıkları?
Image
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Güzel bir siirdi dedi Krotis Luis'e... Doğrusu yazilacak cok sehir anlatilacak cok hikaye var bu savasla ilgili. Ancak simdi sanirim inmek lazim savas alanina... Bir sürü ölü bir sürü aci var savasta yasanilmis... Onlara tanik olmaliyiz ve iyilestirebildigimizi iyilestirmeliyiz.

Sonra iç çekerek mırıldandı. Acaba nerededir? Hasan nerededir simdi? Birden aklına bir şey gelmiş gibi irkildi. Luis dedi. Saniyorum savas alaninda olmaliyiz. Sen de fark etmis olmalisin. O Tahir'in kolunu kesen adamin... O adam büyük bir savasci ve de önemli bir adam olmali... Belki de tüm Anadolu icin cok önemli bir adam o... Simdi yarali bir adam ve Timur askerleri ona iyi davranmayabilir. İkimiz yanina gidelim adamin ve ona yardim edelim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Krotis alana indiğinde şehzadenin ve Tahir'in kanlar içinde yattığını gördü. Kolu kesilmiş olan Beyazıt da yanda yarı baygın yatıyordu.

Tahir kendi kendine mırıldanıyordu. Krotis onun söylediklerini anlayamadı. Belki de Farsça konuşuyordu. Ancak şehzade kendindeydi. İranlıların askerlerinin kollarını bağlayışını ve götürüşünü izliyordu.

Merhaba komutan dedi Krotis şehzadeye... Beyazit'in ogullarindan birisiniz saniyorum ki degil mi? Cok buyuk bir savascisiniz gordugum kadariyla... Bir gün daha baska savaslarda da savasacaksiniz bence...

Adam gözlerini Krotis'in kilerden kaçırdı.

Zor dedi. Artık zor. Yeni bir savaş kazanmak... Hatta devletin yaşaması...

O kadar da zor degil aslinda dedi Krotis. Osmanli bir günde kurulmus bir devlet degil ki yikilsin bir günde... Sonra bir anda içinde bulundukları durumu fark etti. Kaybedilmiş savaşın hemen sonrasında yapılacak konuşma değildi bu... Üstelik de şehzadenin yarası kanıyordu. Elbisesinden bir parça yırttı Krotis yaraya bastırdı. Kan yaradan bir süre akmayı durdurdu. Sonra elbisenin üzerine çıktı ve yeniden başladı akmaya... şehzade hiç itiraz etmemişti. Sanki... Garip bir durum vardı bu adamda... Krotis 'in tam anlayamadığı bir şeyler...

Elbisesini yeniden yırttı ve ikinci parçayı da yaranın üstüne örttü.

Mustafa dedi adam.. Adım Mustafa'dır. Krotis bir an düşündü. En büyük oglusunuz o halde Beyazit'in... Ondan sonraki hükümdar...

Artık bunların hiç önemi yok ki dedi Mustafa... Birden farkına vardı. Krotis'e yalvarır gibi bakarak babam dedi. Babama yardım etmen lazım...
Onun yarası daha ağır.

Tok ve yaşlı bir ses cevap verdi Mustafa'ya merak etme dedi. Ona iyi bakılacak. Timur dedi Mustafa nefretle.. Krotis'in arkasındaki hükümdara hitap ederek... Kutlarım kazandın. Zafer senin...

Zaferden fazlası da benim dedi hükümdar Mustafa'ya... Sonra yanındaki adamlardan birine baktı. Onu yaşatın dedi. Adam emri tekrarlatmadan hızla Beyazıt'ın yanına çömeldi.

şimdi Mustafa benim misafirimsiniz. Sen ve baban iyi olursanız sizi bekliyorum çadırıma... Askerlere verdiği işaretle askerler Mustafa'nın çevresini sardılar... Mustafa zorlukla ayağa kalktı. Krotis'e teşekkür eder gibi baktı.

Birden Krotis aklındaki soruyu sormadan duramadım. Benim kardesim dedi. Hasan... Size gitmisti. Yaniniza... Ne oldu ona biliyor musun?

Mustafa bilmemeyi tercih ederdi ama biliyordu.... Ve söylemek zorunda olduğunun da farkındaydı. Ã?ne eğdi başını... Yere bakarak... Özgünüm dedi. Günah işledik büyük bir günah... Biz onu... onu çok yanlış anladık. ve....

Sözün gerisini getiremedi. Ancak gerçeğin etrafından dolanmaya başladığı ilk anlarda bile zaten Krotis olanı anlamıştı. Gözleri nefretle dolu baktı Mustafa'ya

Biliyor musun Mustafa dedi ona... Ben size üzülüyordum... Rumlarla yani benim halkimla dusman olmaniza ragmen Osmanli benim icin siradan bir dusman degildi. Ve burada kaybetmesi beni de yaralamisti aslinda... Ama deyip durdu sonra derin bir nefes aldı. Sizlere üzülmüyorum artik... CUNKU SİZ CUNKU.... HAK ETTİNİZ MUSTAFA... TÃ?M BU YENİLGİYİ FELAKETİ VE SONRAKİ ASAGİLANMAYİ HAK ETTİNİZ.

Daha fazla konuşamadı. Arkasını döndü ve koşar gibi oradan uzaklaştı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Akşam ve gece boyunca Timur ve askerlerinin kutlamasını izledi Krotis. Acı boğazına düğümlenmişti. Ve bu sadece Hasan'ın ölümünden kaynaklanmıyordu. Garip bir acıydı bu onu bir zincir gibi sarmış ve sıkıyordu.

Bir ara Timur'un da çadırında olduğunu fark etti. Dışarı çıkıp eğlenenlere katılmıyordu. En büyük zaferinden belki de beklediğini bulamamıştı büyük hükümdar. Beyazıt'ı merak etti. Ve de Mustafa'yı... Acaba onlar ne yapıyorlardı...

Beyazıt gibi bir hükümdar için her halde en kötü geceydi o gün... Körlüğü bir yenilgiye mağlolmuştu hükümdara... Tarih boyunca hep anılacak bir yenilgiye....

Peki Anadolu... Anadolu için gerçekten neleri değiştirecekti bu zafer... Timur yaşlıydı. Onun ardından bir hakimiyet kurabilecek miydi Timurlu devleti bu topraklarda...

Peki beylikler... Timur'un savaşı izlediği tepeden yıldırım gibi inip savaşın kaderini değiştiren beyler ne kadar yaşatabileceklerdi devletlerini... Başka bir hükümdarın yardımı ile kurtulan ve yeniden kurulan devletler ne kadar yaşayabilirdi ki...

Ve onun ülkesi Trabzon ve Sta Boli... Yani Rumlar için yer yüzünde var olan tek şehir Konstantinopolis... Bu iki ülke de artık yeni bir silkinişi gerçekleştirebilmekten çok uzaklardı. Ancak şanlı bir direnişin ardından teslim olabilirlerdi ikisi de...

Anadolu'da Osmanlı hakim olmaya devam edecekti muhtemelen... Hatta belki de bu savaş bunu daha da kesinleştirmişti. Ancak belki de Osmanlı'nın nasıl bir devlet olacağına karar vermesi gereken dönem başlıyordu artık... Uzun süredir ertelemişti Osmanlı bu kararı... Beyazıt belki devlete kesin şeklini verebilirdi bu savaşın ardından... Ancak oğulları babalarının yarattığı devleti yeniden şekillendire de bilirlerdi. Ancak şimdi... Seçecekleri yol belki de yok oluşa kadar hiç bozulmayacak kadar sağlam olacaktı sankii....

Rüzgar esiyor ve gelecek ve geçmiş sanki daha bir görünür hale geliyorlardı... Ve Krotis gelecekte neler olabileceğini düşünmek istiyordu bu akşam... Hasan'ı kafasından ancak böyle çıkarabilirdi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

O küçük çocuk sanki bir melek gibiydi. Louis ona baktıkça umut görüyordu, fakat o umut şimdi toprağın altında yatıyordu... Savaş bir yana ama bir çocuğu öldürmek? Bu yenilgiyi hak ettiler..

Hepsinden nefret ediyordu, herkesten. Bütün olanları unutmak için şarap ardına şarap içmişti. Hiç durmadan. Bütün dünya gözünün önünde dönüyordu. Sevinçle sırıtan çirkin ve nefret edilesi yüzler sürekli ona bakıyordu. Koşturarak oradan uzaklaştı. Nereye gittiğini bilmiyordu ama bu insanlardan uzaklaşmak istiyordu. Yeterince uzağa gittiğinde kendisini yere atıp sızdı.
Image
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Ertesi sabah ordu hazırlanıyordu. Eskişehire gidilecekti. Germiyanoğlu beyliği yeniden kurulacaktı. Ve Timur beyliğin merkezinde beyin davetlisi idi.

Krotis zincire vurulmuş Beyazıt'ı gördü. Gözlerine baktı. Bakışındaki hüzün kolayca fark ediliyordu. Ancak kendisini itenlere yüzüne gülerek bakanlara kesinlikle yalvarmıyordu. Kesinlikle büyük bir hükümdardı Beyazıt... Her şeye rağmen.

Beyazıt'ı izlerken bir Timur askerinin kendisine yaklaştığını fark etmedi. Taa ki adam omzuna vuruncaya kadar. Krotis adam aniden dokunduğunda havaya sıçradı. Sonra adamın gözlerine baktığında onun kendisine saldırmak için orada olmadığını anladı. Adam bir şey soracaktı.

"Bu belge" dedi elindeki bir kağıt parçasını göstererek. "Bunu bir Osmanlı askerinden aldım. Üzerinde yazanlar Arapça değil." Bir an devam edip etmemekte tereddüt etti. Sonra ekledi. "Belki sen okursun bunu... Eğer önemli bir şeyse seninle beraber paylaşırız." diye ekledi beceriksizce.

Krotis yazanlara baktı.

ACTE chevalier de temple

caché dépôt collectivité

Bu üç yazının yanında bir binanın yeri gösteriliyordu. Bir yolun kenarındaydı.
Haritanın altında ise fleuve à côté Eskişehir yazıyordu...

şüpheye yer yoktu. Yazı fransızcaydı. Kelimelerinde sayısı azdı. Belli ki birbirlerinin yazdıklarını kolayca algılayabilen bir gruptu. Belki de.... Krotis bunun doğru olup olamayacağını düşündü.

Eski haçlılar olabilir miydi? Krotis Luis'i bulabilirse çok iyi olacaktı. Etrafına bakınmaya başladı.

RP: Kardeş istersen kağıdı eline alıp okuyabilirsin de... Kelimelerin anlamını istersen sana veririm. Ancak internetteki sözlüklerden de bulabilirsin. ( Ben de fransızca bilmiyorum.)
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Louis bir kaç gülüşme sesiyle doğruldu olduğu yerden. Bir kaç asker ona bakıp bir şeyler söyleyerek gülüyorlardı. Bir atlının yaklaştığını duyduğunda gülüşen askerler sessizleşerek Louis'in önünü açtılar. Güneş atlının tam arkasından Louis'in suratına vurduğundan dolayı atlının kim olduğunu göremiyordu.

"Sen...o ozanlardan birisin değil mi?" dedi tanıdık bir ses. Bu ses Timur'a aitti.
Louis ayağa kalktı. Güneşten dolayı gözlerini yere çevirerek "Evet efendim," dedi olabildiğince sert bir sesle.
"Senin adını sormayı unutmuştum. Adın nedir?"
"Adım...a-Ahmet efendim."
"Ahmet demek? Peki söyle bakalım Ahmet, adını mı unuttun? Tereddüt etmişsin gibi geldi de.."
Louis'in etrafındaki askerler gülüşmeye başladılar. Fakat bu gülüşmeler birden kesildi. Muhtemelen Timur askerlere sert bir bakış atmıştı.
"Hayır efendim, sadece biraz heyecanlanmıştım."
"Heyecanlandın demek. Yemekte o kadarda heyecanlı görünmüyordun? Hadi ama, ismini soruyorum sadece."
"Adım Luyis efendim. Gerçek adımı kullanmayı fazla sevmiyorum efendim."
"Luyis? Garip bir isim. Nerelisin Luyis?"
"O-osmanlı efendim." Boğazını temizleyerek devam etti "Alperen çocukluk arkadaşım sayılır."
"Osmanlı mı? Hiç de Osmanlılı bir isme benzemiyor. Ayrıyetten bir Osmanlılıyada benzemiyorsun."
"Evet efendim. Ailem farklı bir isim vermek istemiş ve akıllarına bu aptal isim gelmiş. Ve ailemiz içerisinde kimseye benzemediğim söylenir. Hâlâ kime çektiğimi kararlaştıramadılar bir türlü."
"Anlıyorum. Bana bak Luyis."
"Bakamıyorum efendim. Güneş gözlerimi yakıyor."
"Sana ne emrediyorsam onu yap."
"Emredersiniz," dedikten sonra gözlerini Timur'a dikti.
"Görüyor musun ozan efendi. Bunun hakkında bir şiir yazmanı istiyorum. Ne demek istediğimi anladın mı?"
"Evet efendim. şiirimde sizin ne kadar yüce biri olduğunuzu ve Tan...Allah'a olan sadakatiniz ile ilgili yazmamı istiyorsunuz?"
Timur "Zeki bir adamsın Luyis," dedi ve uzaklaşmaya başladı.

Timur'un ayrılışından sonra askerlerde uzaklaştılar. Louis bir an önce buradan ayrılmak için Krotis ve Alperen'i aramaya çıkmıştı ki fazla zaman geçmeden Krotis'i buldu.

Yanında bir adam vardı. "Bir çok dilden anlıyorsun. Belki ne yazdığı hakkında bir bilgin vardır?" dedi Krotis elindeki mektubu uzatarak.

Yazılanlar muhtemelen bir saldırı hakkındaydı. Kendi ülkesinin yapacağı saldırıyı açığa çıkartmak doğru olur muydu bilmiyordu, tabii öyle bir şey varsa.

"Ona güvenmiyorum," dedi Louis askere bakarak. "O gitmeden hiç bir şey yapamam."
Adam itiraz edecek gibi oldu ama sonra arkasını dönerek biraz uzaklaştı.
"Bölük pörçük yazılmış, tam olarak anlaşılmasa da bir çeşit tapınaktan bahsediyor. Ve şövalyeler. Sanırım papanın isteği doğrultusunda toplanmış şövalyeler bunlar. İkinci satırda bir sığınaktan bahsediyor. Askerlerin saklandığı bir yer sanırım. Tahminimce bu askerler Eskişehir adında bir yerdeler ya da oraya gidiyorlar."
Image
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest