Kollarım neden hareket etmiyor… Boynumu kıpırdatamıyorum... Gözlerimi yavaşça açmaya çalışıyorum,etraf çok karanlık…Tanrım yoksa öldüm mü? Ama olamaz. Sanki etrafımda yanmakta olan bir ateş var.Hatta o kadar gerçek ki dans eden alevlerin çıtırtılarını duyabiliyorum… Etrafımdaki görüntü giderek netleşiyor. Ama hala sanki buzlu bir camın arkasından bakıyor gibiyim. Nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum ama gördüğüm yegane şey her yeri kaplayan koca bir turuncu renk. Aman Tanrım neredeyim ben! Kafamı çevirmeye çalışıyorum ama boynum o kadar acı veriyor ki bana bundan vazgeçmek zorunda kalıyorum. Görüntü giderek netleşiyor.
Birden duyduğum sesler farklılaşıyor. Ayak sesleriyle birlikte önümden siyah bir suliyet hızlıca uzaklaşıyor daha çok koşar gibi önümde içeriyi aydınlatan bir pencere var gibi… Görüntü giderek netleşiyor aynı zamanda alev sesleri ve giderek uzaklaşan çığlıklar… Etrafımdaki sıcaklık giderek artıyor. Tanrım bana güç ver ayağa kalkmam gerek.Ellerim…aaa…
Neden sonra yeniden hükmetmeye başlıyorum vücuduma.Ellerim,ayaklarım…
Görüntü artık net. Hangi cehennemdeyim! Aman tanrım cehennemde miyim? Yoksa her tarafta alevden duvarları olan dev bir hapishanede miyim? Burada ne olmuş böyle. Neden hiçbir şey hatırlamıyorum…Kafam çok acıyor!.. Her yeri duman sarmış gözlerim yanıyor. Etraf çok net değil ama gördüğüm kadarıyla etrafta yanmayı bekleyen pek çok saman balyası var. Yerde elimde saman hissi veren şeyler var eğer buradan kendimi çıkartmayı başaramazsam burada közlenmiş bir domuz gibi kavrulacağım. Tanrım bana yardım et.Yavaşça oturmak için doğruluyorum boynumu fazlaca çevirmemeye çalışıyorum gördüğüm kadarıyla taş ve tahta içeren bir binadayım ama dumanlar giderek yükseliyor; Görüş giderek düşüyor. Odanın içi giderek kararıyor. Yerdeki gölgelerim dumanlar arasında kaybolmaya başlıyor…öhööhöööhö…Iııırghh !!
Buradan biran önce çıkmalıyım aksi halde alevler beni içine çekecek buna izin veremem…
Yangın (hikaye)
Kendimi biran önce toplamalıyım.Vücudum hala bana direniyor.Ona kimin efendi olduğunu gösterme zamanı geldi.Eğer şimdi ayaklarımın üstüne kalkamazsam beklide bir daha hiçbir zaman başaramayacağım.Bu lanet dumanlar yüzünden görüşüm neredeyse sıfır…Gözlerim yanıyor ve çok korkuyorum…Kirişlerden gelen acı sesler binanın çökmek üzere olduğunun habercisi adeta…Bu bina çok dayanmayacak…Büyük bir gayret göstererek ayağa kalkıyorum.Başım dönmeye başlıyor,nefes almak giderek daha da zorlaşıyor.Bir şeyler yapmazsam burada kızaracağım…
Sanırım; demin, harlayan alevlerin ardında bir kapı gördüm.Temiz havaya ulaşmanın beklide tek yolu…Tanrım bana yardım et bu bir hayal mi? Alevlere doğru birkaç adım atıyorum.Hayır bunun hayal olmasına imkan yok o kadar gerçek ki …
Tam arkamdan çok şiddetli bir çarpma sesi duyuyorum.Aceleyle arkamı döndüğümde demin yattığım yerde alevler saçan bir kalasın etrafa kılıcımlar saçarak düştüğünü görüyorum.Tanrım gerçekten çok şanslıyım ama etrafımdaki çember giderek daralıyor.Biran önce bir şeyler yapmalıyım…öhööhöö… öhöhöhööö…Nefes almak ciddi boyutlarda güçleşti.Ama kapıya gitmenin tek yolu alevlerin içinden geçmek…Derken, aklıma o hayali görüntü geliyor…Evet; tabi, buralarda bir pencere olmalı…Peki ama nerede?..İşte! kafamı biraz çevirdiğimde dumanların çıktığı yeri görebiliyorum.Bulunduğum yerden birkaç metre mesafede.Yaşamak için tek şansım,tam karşımda… Başım çok dönüyor…Çok uykum var…Yaşamalıyım, henüz çok gencim, acı bana Tanrım…Tüm dikkatimi toplayıp.Kalan bütün gücümü pencere ulaşmak için kullanıyorum.Bir kaç adım daha atıyorum ama çok fazla uykum var…Biraz kestirmek ne kadar tatlı olurdu…Hayır! “Kendine gel şapşal uyursan ölürsün,sen yaşamalısın”…Son birkaç adımdan sonra temiz havayı ciğerlerime çekebilirim…öhööhöhö…öhööhöhö…Pencerenin önüne yaklaştığımda kalan bütüm gücümü kendimi dışarı atmak için kullanmalıyım…Temiz hava bekle beni,yaşamaya geliyorum…Aklımdaki bütün korkulardan sıyrılıp pencereye doğru atılıyorum…
Aaarghhh !!! Tanrım… Temiz hava; şükürler olsun.Yaşıyorum hahaha…Nefes almayı gerçekten seviyorum…öhööhöö…Düştüğüm yerde yüzü koyun yatıyorum,birden birkaç şok ifadesi içeren çığlıkla irkiliyorum.Kafamı saman balyalarının arasından kaldırıp çığlıkların geldiği yöne baktığımda,kalabalık bir grup kadınlı,erkekli insan görüyorum.Hepside öylece durmuş bana bakıyor bazıları kısa süren şaşkınlıktan sonra gözlerini kaçırıyor ve yangından uzaklaşıp,gözden kayboluyor…Tanrım bu insanların nesi var böyle?...Neden hiç biri yanıma gelip ayağa kalkmam için yardım etmiyor yada neden hiç biri yangını söndürmek için su getirmiyor da uzaklaşıyor…Bu insanların nesi var?..
Sanırım; demin, harlayan alevlerin ardında bir kapı gördüm.Temiz havaya ulaşmanın beklide tek yolu…Tanrım bana yardım et bu bir hayal mi? Alevlere doğru birkaç adım atıyorum.Hayır bunun hayal olmasına imkan yok o kadar gerçek ki …
Tam arkamdan çok şiddetli bir çarpma sesi duyuyorum.Aceleyle arkamı döndüğümde demin yattığım yerde alevler saçan bir kalasın etrafa kılıcımlar saçarak düştüğünü görüyorum.Tanrım gerçekten çok şanslıyım ama etrafımdaki çember giderek daralıyor.Biran önce bir şeyler yapmalıyım…öhööhöö… öhöhöhööö…Nefes almak ciddi boyutlarda güçleşti.Ama kapıya gitmenin tek yolu alevlerin içinden geçmek…Derken, aklıma o hayali görüntü geliyor…Evet; tabi, buralarda bir pencere olmalı…Peki ama nerede?..İşte! kafamı biraz çevirdiğimde dumanların çıktığı yeri görebiliyorum.Bulunduğum yerden birkaç metre mesafede.Yaşamak için tek şansım,tam karşımda… Başım çok dönüyor…Çok uykum var…Yaşamalıyım, henüz çok gencim, acı bana Tanrım…Tüm dikkatimi toplayıp.Kalan bütün gücümü pencere ulaşmak için kullanıyorum.Bir kaç adım daha atıyorum ama çok fazla uykum var…Biraz kestirmek ne kadar tatlı olurdu…Hayır! “Kendine gel şapşal uyursan ölürsün,sen yaşamalısın”…Son birkaç adımdan sonra temiz havayı ciğerlerime çekebilirim…öhööhöhö…öhööhöhö…Pencerenin önüne yaklaştığımda kalan bütüm gücümü kendimi dışarı atmak için kullanmalıyım…Temiz hava bekle beni,yaşamaya geliyorum…Aklımdaki bütün korkulardan sıyrılıp pencereye doğru atılıyorum…
Aaarghhh !!! Tanrım… Temiz hava; şükürler olsun.Yaşıyorum hahaha…Nefes almayı gerçekten seviyorum…öhööhöö…Düştüğüm yerde yüzü koyun yatıyorum,birden birkaç şok ifadesi içeren çığlıkla irkiliyorum.Kafamı saman balyalarının arasından kaldırıp çığlıkların geldiği yöne baktığımda,kalabalık bir grup kadınlı,erkekli insan görüyorum.Hepside öylece durmuş bana bakıyor bazıları kısa süren şaşkınlıktan sonra gözlerini kaçırıyor ve yangından uzaklaşıp,gözden kayboluyor…Tanrım bu insanların nesi var böyle?...Neden hiç biri yanıma gelip ayağa kalkmam için yardım etmiyor yada neden hiç biri yangını söndürmek için su getirmiyor da uzaklaşıyor…Bu insanların nesi var?..
Yavaşça yerden dizlerimin üzerine kalkıyorum.İnsanlara bakıyorum,onlarsa bana bakmıyor bile.Neden?.. Kafamdaki ağrıları bir an için unutup etrafıma bakma cesaretini buluyorum karşımda yokuş aşağı giden toprak bir yol ve bu yolun sağına,soluna serpiştirilmiş irili ufaklı ahşap ve taş binalar var binalar aşağı doğru daha da sıklaşıyor.İnsanlar işte bu yolun başında duruyorlar.Ben ise konum itibariyla kasabaya hakim bir tepenin üstünde duruyorum.Sağ tarafımda kısa bir düzlük ve hemen düzlüğün ardından başlayan uçsuz bucaksız bir orman var.Sol tarafa baktığımda az önce içinde olduğum binanın bahçe duvarının bir kısmı var.Tam arkamda ise demin içinde bulunduğum bina yükseliyor.Kasabayı süzüyor ancak belli ki daha fazla dayanamayacak.Kafamı toplamaya çalışarak ayağa kalkıyorum.Sol tarafımdaki duvar yangından uzaklaşabileceğim en güvenli yer,gidip orda dinlene bilirim…Arkamdaki binadan sesler yükseliyor büyük ihtimalle kalasların yere çarpma sesleri…
Yavaşça yürümeye başlıyorum…Ama çok fazla gücüm yok,yorgunum.Duvara ulaşmak için az bir yolum kaldı…Ayaklarıma söz geçiremiyorum.Birden bütün gücüm kesiliyor,kendimi ayakta tutamıyorum.Tanrım neler oluyor?..Yere doğru yıkılırken birden bütün görüntü kararıyor…
Ã?nce bir mırıldanma sesi geliyor kulaklarıma…Sonra yüzümde bir ıslaklık hissi ile kendime geliyorum… Sanki yağmur yağıyor,damla damla su akıyor yüzüme…Gözlerimi yavaşça açtığımda ise gördüğüm şeyler sudan çok daha farklı şeyler. Aaa! Tanrım…Sende kimsin?
Yavaşça yürümeye başlıyorum…Ama çok fazla gücüm yok,yorgunum.Duvara ulaşmak için az bir yolum kaldı…Ayaklarıma söz geçiremiyorum.Birden bütün gücüm kesiliyor,kendimi ayakta tutamıyorum.Tanrım neler oluyor?..Yere doğru yıkılırken birden bütün görüntü kararıyor…
Ã?nce bir mırıldanma sesi geliyor kulaklarıma…Sonra yüzümde bir ıslaklık hissi ile kendime geliyorum… Sanki yağmur yağıyor,damla damla su akıyor yüzüme…Gözlerimi yavaşça açtığımda ise gördüğüm şeyler sudan çok daha farklı şeyler. Aaa! Tanrım…Sende kimsin?
Hiçbir tepki veremiyorum.Tam yüzümün dibinde yaşlı,kel ve bir karış beyaz sakalı olan bir adam dikkatle beni inceliyor.“Ah uyandın demek.”diyor ve tekrar bir şeyler mırıldanıyor…
Biraz daha belirgin bir ıslaklık hissi ama su yok.Tutukluğumu üstümden atıp,bir hamlede yerimden fırlayıp oturuyorum.İlginç…Hiçbir yerim ağrımıyor.Boynumdaki ağrı bile geçmiş.Oysa buna o kadar alışmıştım ki…Adamı daha dikkatli süzüyorum çok yaşlı olmalı kel kafası,sakallarıyla tam bir tezatlık içinde.Yüzü yılların getirdiği yorgunlukla sarkmış ama yüzünde garip bir sıcaklık,muzip bir gülümseme var.Tam karşımda dizlerinin üzerinde duruyor.Sol elindeki tahta bastonuna dayanarak diğer eliyle boynundaki matarasını çıkartıp bana uzatıyor.”Su ister misin?” diye soruyor.Kibarlıkla suyu almak için elimi uzatıyorum ama adam suyu bana vermekten çok uzakta…Elini yavaşça indiriyor “Belki içmesen daha iyi”… Sonra matarasını tekrar boynuna asıyor…”Sende kimsin ihtiyar?” diye soruyorum.Adam hiçbir cevap vermeyerek –kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle- ayağa kalkıyor.Arkasını dönüyor ve tam karşıda batmakta olan turuncu renkli güneşe gözlerini dikerek.”Ã?ğreneceksin... Ama simdi benimle gelmelisin.Akşam senin için tehlikeli…”diyor
Biraz daha belirgin bir ıslaklık hissi ama su yok.Tutukluğumu üstümden atıp,bir hamlede yerimden fırlayıp oturuyorum.İlginç…Hiçbir yerim ağrımıyor.Boynumdaki ağrı bile geçmiş.Oysa buna o kadar alışmıştım ki…Adamı daha dikkatli süzüyorum çok yaşlı olmalı kel kafası,sakallarıyla tam bir tezatlık içinde.Yüzü yılların getirdiği yorgunlukla sarkmış ama yüzünde garip bir sıcaklık,muzip bir gülümseme var.Tam karşımda dizlerinin üzerinde duruyor.Sol elindeki tahta bastonuna dayanarak diğer eliyle boynundaki matarasını çıkartıp bana uzatıyor.”Su ister misin?” diye soruyor.Kibarlıkla suyu almak için elimi uzatıyorum ama adam suyu bana vermekten çok uzakta…Elini yavaşça indiriyor “Belki içmesen daha iyi”… Sonra matarasını tekrar boynuna asıyor…”Sende kimsin ihtiyar?” diye soruyorum.Adam hiçbir cevap vermeyerek –kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle- ayağa kalkıyor.Arkasını dönüyor ve tam karşıda batmakta olan turuncu renkli güneşe gözlerini dikerek.”Ã?ğreneceksin... Ama simdi benimle gelmelisin.Akşam senin için tehlikeli…”diyor
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
