Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Bir feryat sesi duyan Truan sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Huor'un feryat eden olduğunu gördü ve yere bakınca da sebebini anladı. Lugtarias yerde yatıyordu. Telaşla Huor'a neler olduğunu sordu.Ama cevap gelmiyordu. Lugtarias'ın hiç bir yerinde darp izi yoktu. Bir anlam veremiyordu Truan bu olaya. Tanrısına dua etmeye başladı. şifa duası. Sözleri alçaktan yükseğe doğru değişiyordu. Gözleri kapanmıştı. Bir kaç söz daha söyledikten sonra gözlerini açtı. Gözleri bembeyazdı. Işık saçıyordu. Sonra Lugtarias'ın üstüne eğildi ve eliyle dokundu...
Huor Truan geldikten sonra kendisine anca gelebildi.Sagéa'nın kim olduğunu çok iyi biliyordu ve Lugtarias'ın herhangi bir tedavi yönteminden ziyade, aşkını bulması gerektiğini biliyordu.Eğer herhangi bir şekilde tedavi edilse bile aynı şekilde tekrarlayabileceğini biliyordu.Aşktı bu.
Huor Lugtarias'ın kulağına *Sevdiğini bulmaya gidiyorum!* diye fısıldadı.Lugtarias Huor'a Sagéa'nın yerinden, ailesine kadar her şeyini anlatmıştı.Ardından kimseyi dinlemeden atına atladı Sagéa'yı bulmak için yola çıktı.Arada hüzünlü hüzünlü melodiler çalıyor veya duygusal şiirler okuyordu ve Lugtarias'ın bunları duyduğundan emindi.
Huor Lugtarias'ın neler çektiğini çok iyi biliyordu.Kendisi de aşk acısından çok çekiyordu çünkü.Finduilas'ı az özlemiyordu.Fakat Huor'unki imkansızdı.Olmayacaktı hiçbir zaman.Ama Lugtarias için hala umut vardı.
*
Özülme arkadaş, bari sen üzülme
Sen de aşktan yanma, bari sen dökülme
*
Huor Lugtarias'ın kulağına *Sevdiğini bulmaya gidiyorum!* diye fısıldadı.Lugtarias Huor'a Sagéa'nın yerinden, ailesine kadar her şeyini anlatmıştı.Ardından kimseyi dinlemeden atına atladı Sagéa'yı bulmak için yola çıktı.Arada hüzünlü hüzünlü melodiler çalıyor veya duygusal şiirler okuyordu ve Lugtarias'ın bunları duyduğundan emindi.
Huor Lugtarias'ın neler çektiğini çok iyi biliyordu.Kendisi de aşk acısından çok çekiyordu çünkü.Finduilas'ı az özlemiyordu.Fakat Huor'unki imkansızdı.Olmayacaktı hiçbir zaman.Ama Lugtarias için hala umut vardı.
*
Özülme arkadaş, bari sen üzülme
Sen de aşktan yanma, bari sen dökülme
*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef uzun süre yürüdü.Hala aklındaydı Raegek'in gidisi.Yolu takip ediyordu.Magaraya dogru ilerliyordu ister istemez fakat magaranın nerde oldugunu tam olarak cözememisti.Yürümeye devam etti.Etrafına bakınmıstı ki magaranın cökmüs oldugunu gördü.Lanet olsun neler oldu burda dedi ve yakınlarda bir tanıdıgı varmı diye biraz cevreye göz gezdirdi.Herkez magarada cökmüs müydü yoqsa.Donaef oturdu ve beklemeye basladı.Umarım yakında birileri gelir.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Kuzgun, prens Alamuttun iyi olmasına sevinmişti ama bu sevinci çok fazla sürmedi. Dişi ork Martranna'nın anlattıklarının doğru olduğunu biliyordu bir şekilde Karapençenin askerleri peşlerini bırakmamış, üstelik izlerinide bulmuşlardı. Bu yeni gelişme karşısında tamamen güvenini yitiren Kuzgun çaresizce Kahinin sözlerini dinlemeye devam etti...
************************************************************************
Tünellerden aşağı doğru inerken mağra tavanları sarsılmaya devam ediyordu. Kuzgun için yakalanmak ölümle eş değerdi , ne pahasına olursa olsun Karapençenin eline tekrardan düşmemeliydi. Bir süre sonra kahinin odasına vardılar, Kahinin odasının duvarlarında asılı duran ölü hayvanlar Kuzgunun miğdesini bulandırdı. Ã?eşitli boyda ve renkte kavanozlar içine konulmuş kertenkele, kurba ,yılan ve ne olduğunu bilmediği bir sürü sürüngenin kadavraları, Duvardaki oyuk içine dizilmişti. Oda Kuzgunun hiç hoşuna gitmedi, kapının karşısında bulunan şöminenin ateşi odaya biraz ısı ve ışık yayıyordu. Bir süre yanan ateşin başında durarak bekledi.
************************************************************************
Tünellerden aşağı doğru inerken mağra tavanları sarsılmaya devam ediyordu. Kuzgun için yakalanmak ölümle eş değerdi , ne pahasına olursa olsun Karapençenin eline tekrardan düşmemeliydi. Bir süre sonra kahinin odasına vardılar, Kahinin odasının duvarlarında asılı duran ölü hayvanlar Kuzgunun miğdesini bulandırdı. Ã?eşitli boyda ve renkte kavanozlar içine konulmuş kertenkele, kurba ,yılan ve ne olduğunu bilmediği bir sürü sürüngenin kadavraları, Duvardaki oyuk içine dizilmişti. Oda Kuzgunun hiç hoşuna gitmedi, kapının karşısında bulunan şöminenin ateşi odaya biraz ısı ve ışık yayıyordu. Bir süre yanan ateşin başında durarak bekledi.
Huor dörtnala atını sürdükten sonra, en sonunda Sagéa'nın olduğunu bildiği eve girdi.Lugtarias'ın tarifine göre orasıydı.Atından indi ve hemen kapıyı çaldı.Kapıyı zarifçe bir bayan açtı.Yine Lugtarias'ın tarifinden o kızın Sagéa olduğunu anladı Huor.Gerçekten Lugtarias'ın dediği kadar vardı ve Huor bile etkilenmişti.Ardından hafif üzgün bir ses tonuyla
*Sagéa, Lugtarias şu an baygın ve size ihtiyacı var.Eğer siz gelmezseniz, ölebilir, ya da büsbütün felçli kalabilir.Gelmeniz lazım!Lugtarias için!*
*Pekala!Bekle geliyorum.*
Kısa bir süre sonra Sagéa sırtında bir çantayla göründü.Hemen atına atladı ve Huor önden Sagéa arkadan Lugtarias'ın yanına doğru gitmeye başladılar.
*Sagéa, Lugtarias şu an baygın ve size ihtiyacı var.Eğer siz gelmezseniz, ölebilir, ya da büsbütün felçli kalabilir.Gelmeniz lazım!Lugtarias için!*
*Pekala!Bekle geliyorum.*
Kısa bir süre sonra Sagéa sırtında bir çantayla göründü.Hemen atına atladı ve Huor önden Sagéa arkadan Lugtarias'ın yanına doğru gitmeye başladılar.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kerdox ayı etini afiyetle yedikten sonra dereden kovayla su alıp ateşi söndürdü. Antilopta sahidende garip bir şeyler vardı, Regnek -Raagnek... Aman, adı her ne ise- ona saldırmamıştı bile. Gerçekten bu işte bir gariplik vardı ama...
Kerdox'un yanında fazla bir eşya yoktu zaten. Yola koyuldu fakat nereye gittiğini bilmiyordu. Uzun ve amaçsızca bir dolaşmanın ardından sonunda terk edilmiş kampı buldu. Söndürülmüş közler, tavşandan geriye kalan bir kaç kemik ve batıya doğru uzanan belli belirsiz ayak izleri.
"Cehennem kapısı nerede, ben nerede. şu gnom'u bulup görevimi tamamlayayımda sıcak evime döneyim," dedi cüce kendi kendine konuşarak. Ardından ayak izlerini takip ederek yola koyuldu.
Uzun bir süre yürüdükten sonra Donaef'le karşılaştı. "Merhaba kısa dostum, bende bizimkileri arıyordum, sanırım hepsi mağarada öldüler" dedi Donaef üzüntüyle, ardından "Bakıyorum anitlopla sıkı dostluklar kurmuşsunuz," dedi Kerdox'un arkasındaki antilopa bakarak. Kerdox bir süre "Ah, harika yine bu adamla karşılaştık," diye mırıldandıktan sonra "Merhaba, merhaba. Bugün hiç Gim'i gördün mü? Yoksa Gim mağarada o şarlatanlarla birlikte miydi?" diye sordu telaşla.
Kerdox'un yanında fazla bir eşya yoktu zaten. Yola koyuldu fakat nereye gittiğini bilmiyordu. Uzun ve amaçsızca bir dolaşmanın ardından sonunda terk edilmiş kampı buldu. Söndürülmüş közler, tavşandan geriye kalan bir kaç kemik ve batıya doğru uzanan belli belirsiz ayak izleri.
"Cehennem kapısı nerede, ben nerede. şu gnom'u bulup görevimi tamamlayayımda sıcak evime döneyim," dedi cüce kendi kendine konuşarak. Ardından ayak izlerini takip ederek yola koyuldu.
Uzun bir süre yürüdükten sonra Donaef'le karşılaştı. "Merhaba kısa dostum, bende bizimkileri arıyordum, sanırım hepsi mağarada öldüler" dedi Donaef üzüntüyle, ardından "Bakıyorum anitlopla sıkı dostluklar kurmuşsunuz," dedi Kerdox'un arkasındaki antilopa bakarak. Kerdox bir süre "Ah, harika yine bu adamla karşılaştık," diye mırıldandıktan sonra "Merhaba, merhaba. Bugün hiç Gim'i gördün mü? Yoksa Gim mağarada o şarlatanlarla birlikte miydi?" diye sordu telaşla.
Donaef, Kerdox'un geldigine sevinmisti.Her ne kadar hoslanmamıs gibi yapsada."Bilmiyorum kısa dostum.Ben de az önce geldim.Birilerinin ugramasını bekliyordum ve sonunda sen cıktın.Truan nerde?.Ya digerleri?.Benim hic bir fikrim yok fakat bu magarada can verdilerse...Lanet olsun ne igrenc bir gün" dedi Donaef.
Kerdox, Donaef'ı pek fazla dinlemis gibi durmuyordu.Gözleri etrafı tarıyordu ve hala etrafına bakarak sordu "Raegek nerde?."Donaef biraz yerleri inceledikten sonra "Nereye gitmeliyiz bi fikrin var mı Kerdox?Ayrıca Raegek artık gitti." dedi ve gözlerini yerden kaldırmadı.O sırada yerde belli belirtisiz ayak izleri gördü."Kısa dostum ayak izlerine bak.Sanırım bizi digerlerine götürebilir.Ne dersin?"
Kerdox, Donaef'ı pek fazla dinlemis gibi durmuyordu.Gözleri etrafı tarıyordu ve hala etrafına bakarak sordu "Raegek nerde?."Donaef biraz yerleri inceledikten sonra "Nereye gitmeliyiz bi fikrin var mı Kerdox?Ayrıca Raegek artık gitti." dedi ve gözlerini yerden kaldırmadı.O sırada yerde belli belirtisiz ayak izleri gördü."Kısa dostum ayak izlerine bak.Sanırım bizi digerlerine götürebilir.Ne dersin?"
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Huor arkasından Sagéa mağaranın çökebileceğini düşündükleri için güney tarafından gitmeye karar verdiler.İlerlerken Donaef ile Kerdox'u gördü Huor.Ardından ıslık çalıp kendisinin gittiği yönü gösterdi.Donaef ile Kerdox anlayıp, Huor'un peşinden gruba gittiler.
Huor vardıktan hemen sonra, Lugtarias'ın hafif iyileşmiş bir şekilde onları beklediğini farketti.Sagéa hemen atından inip Lugtarias'ın yanına gitti, ve öylece beklemeye başladı.
Huor vardıktan hemen sonra, Lugtarias'ın hafif iyileşmiş bir şekilde onları beklediğini farketti.Sagéa hemen atından inip Lugtarias'ın yanına gitti, ve öylece beklemeye başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Lugtarias, Sagéa geldikten sonra hafif utanarak, ayağa kalktı.Korkuyordu, fakat yine de yanına gitti.Ellerini tutmak için elini uzatmaya çalıştı.Ancak bundan hemen sonra vazgeçti.Sagéa gözlerine bakıyordu Lugtarias'ın, o da biraz utanıyordu belli ki.Ama böyle olmayacaktı.Sagéa son bir çabayla, belki neden yaptığını bilmeden, Lugtarias'ın ellerini tuttu.Genç savaşçı, neye uğradığını şaşırdı, yapacağı her şeyden korkuyordu.Ya yanlış bir şey yapıp da ömrünün en güzel anlarını bozarsa......
*Seni seviyo......*
Son heceyi tamamlayamadan hemen dibine düşen okla irkildi.Yaklaşık 10 kişi üzerlerine geliyordu grubun.Ayrıca Kerdox'un o sırada mağaranın içinde olması da ayrı bir sorundu.Huor ne olacağını az biraz tahmin ettiğinden dolayı hemen kılıcını çıkardı.Korkmaması lazımdı.Ardından gruptakilere baktığında, Lugtarias'ın kesinlikle savaşması gerektiğini düşündü.Ancak Sagéa'yı da birileri korumalıydı.Donaef'e bakarak:
*Donaef Sagéa'yı koru!Lugtarias, saldır!*
diye bağırdıktan hemen sonra az farkla başının yanından geçen oku düşünmeden 10 kişiye ateş topunu bıraktı.
************************
O sırada kahinin odasında kahin olanları öğrenmişti.Dışarıda neler olup bittiğini ve grubun diğerleriyle savaştığını biliyordu.Ancak bunu diğerlerine söyleyip söylememekte kararlıydı.Bu yüzden konuşmamayı tercih ediyordu.Bu sessizlik kötü bir sessizlikti ve birisinin bozması gerekiyordu.
*Seni seviyo......*
Son heceyi tamamlayamadan hemen dibine düşen okla irkildi.Yaklaşık 10 kişi üzerlerine geliyordu grubun.Ayrıca Kerdox'un o sırada mağaranın içinde olması da ayrı bir sorundu.Huor ne olacağını az biraz tahmin ettiğinden dolayı hemen kılıcını çıkardı.Korkmaması lazımdı.Ardından gruptakilere baktığında, Lugtarias'ın kesinlikle savaşması gerektiğini düşündü.Ancak Sagéa'yı da birileri korumalıydı.Donaef'e bakarak:
*Donaef Sagéa'yı koru!Lugtarias, saldır!*
diye bağırdıktan hemen sonra az farkla başının yanından geçen oku düşünmeden 10 kişiye ateş topunu bıraktı.
************************
O sırada kahinin odasında kahin olanları öğrenmişti.Dışarıda neler olup bittiğini ve grubun diğerleriyle savaştığını biliyordu.Ancak bunu diğerlerine söyleyip söylememekte kararlıydı.Bu yüzden konuşmamayı tercih ediyordu.Bu sessizlik kötü bir sessizlikti ve birisinin bozması gerekiyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Hmmm, hiç hoş bir karşılama değil. Bu insanlar bizden ne bekliyor? Ne olduğunu bir konuşsaydık belkide savaşmamız gerekmez... Ne diyorum ben! Babanıza gelin aşırı gelişmiş et yığınları!" dedi Kerdox neşeyle sırıtarak. "Bunu uzun süredir söylemeyi bekliyordum."
Kerdox askerlere doğru koşturmaya başladı.
"Yaaaarrrgghh!"
Huor'un ateş topu attığını gören Kerdox bir an duraksayarak "Lanet olası bir büyücü daha mı! Pöh! Eğlencemi çalıyorsun, cehennemden çıkma şeylerini üzerime fırlatıp durma!" dedi.
Kerdox askerlere doğru koşturmaya başladı.
"Yaaaarrrgghh!"
Huor'un ateş topu attığını gören Kerdox bir an duraksayarak "Lanet olası bir büyücü daha mı! Pöh! Eğlencemi çalıyorsun, cehennemden çıkma şeylerini üzerime fırlatıp durma!" dedi.
Last edited by Alenthas on Wed Feb 13, 2008 6:49 am, edited 1 time in total.
Glimbell merakını yenemeyerek gelen askerleri izlemek için geri döndü. Tanımadığı bir orkun peşinden gitmek hiç cazip gelmemişti. Mağaranın duvarlarından tozlar dökülmeye başlamıştı, çabucak bir etrafa göz attı mağara çöktü çökecek durumdaydı, cebinden bir şurup çıkarıp içti ve onun sayesinde normalden çok daha hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Tam dışarı ulaştığı anda mağarada büyük bir gürültüyle yıkıldı.
"Zavallı arkadaşlarım, daha yeni tanışmıştık henüz hepsi göçük içinde kaldı. Acaba onları kurtarmak mümkün olabilir mi?" Düşüncelere dalıp proje geliştirmeye başladı, ne şekilde onlara ulaşabilirdi acaba? Birden Kerdox'un savaş narasını, peşinden patlayan ateştopu ve yananların haykırışlarını duydu. "Hangi belaya bulaştılar yine?" Koşarak arkadaşlarına yardım etmeye gitti.
"Zavallı arkadaşlarım, daha yeni tanışmıştık henüz hepsi göçük içinde kaldı. Acaba onları kurtarmak mümkün olabilir mi?" Düşüncelere dalıp proje geliştirmeye başladı, ne şekilde onlara ulaşabilirdi acaba? Birden Kerdox'un savaş narasını, peşinden patlayan ateştopu ve yananların haykırışlarını duydu. "Hangi belaya bulaştılar yine?" Koşarak arkadaşlarına yardım etmeye gitti.
Olaylar çok çabuk gelişmişti. Ã?nce Lugtarias bayılmıştı. Sonra sevdiği bayan gelmişti. şimdi de askerler!Kafasını yukarı çevirdiğinde Huor'un ateş topu attığını gördü. Kerdox'ta ateştopu yüzünden duraklamıştı kendi başına küfürler yağdırıyordu. Etrafına baktığında Lugtarias, Donaef, Huor, Kerdox ve Glimbell vardı. Diğerleri mağaradaydı. Tam bir anda aklına dank etti bir şey.'şu an bir arbedenin ortasındayım ve uzunca düşünüyorum. Lanet olsun!' dedi ve onların yanında hiç yapmadığı bir duaya başlamıştı. Tabi ki de tanrısınaydı. Etrafını beyaz bir aura sarmıştı. Vücut hatları doğrultusunda. Gözleri de şifa yaparkenki haldeydi. Bembeyaz...
************************************************************
Truan'ın askerlere atılışına gören Kerdox şaşırmıştı."Lanet olsun iblislerlermi ortamı oldun sen" dedi etrafındaki beyaz aurayı görerek. "şimdi eğlence sırası değil seni deli adam!" Truan'a karşı. Ama saldırdığı askere topuzuyla vuruşunu görünce ağzı açık kaldı. Ã?ünkü adam sanki bir Troll onu fırlatmışçasına bir kaç metre uzağa fırlamıştı. Truan'ın dua'sı sonucu oluşan bu aura onu çok güçlü yapmıştı. Kendi gücünün bu güç yanında hatırı sayılmazdı. Ateş topuyla iyice sersemlemiş olan adam Truan'ın vuruşuyla kendini rüyada gibi hissetmişti. Diğerlerinde saldırmaya hazır olan Truan arkasından gelen nidayı duyunca Kerdox'un patır kütür geldiğini gördü. Truan bile irkilmişti bu görünüşden. " Sinirden deliye dönmüş olan bir cüce..." diye sırıtarak onu izledi.
************************************************************
Truan'ın askerlere atılışına gören Kerdox şaşırmıştı."Lanet olsun iblislerlermi ortamı oldun sen" dedi etrafındaki beyaz aurayı görerek. "şimdi eğlence sırası değil seni deli adam!" Truan'a karşı. Ama saldırdığı askere topuzuyla vuruşunu görünce ağzı açık kaldı. Ã?ünkü adam sanki bir Troll onu fırlatmışçasına bir kaç metre uzağa fırlamıştı. Truan'ın dua'sı sonucu oluşan bu aura onu çok güçlü yapmıştı. Kendi gücünün bu güç yanında hatırı sayılmazdı. Ateş topuyla iyice sersemlemiş olan adam Truan'ın vuruşuyla kendini rüyada gibi hissetmişti. Diğerlerinde saldırmaya hazır olan Truan arkasından gelen nidayı duyunca Kerdox'un patır kütür geldiğini gördü. Truan bile irkilmişti bu görünüşden. " Sinirden deliye dönmüş olan bir cüce..." diye sırıtarak onu izledi.
.
Dişi ork büyücü Martranna karanlık dehlizlerden aşağıya doğru hızlı hızlı yürürken hemen arkasında Alamuttu dedikleri adam ve güzel Essonya vardı. Onlarında arkasında ise genç delikanlı Huufet ve en arkadan ise yaşlı büyücü Magnus Arcane takip ediyordu. Telaşlı grup dar koridorlardan rahatsız bir kısa yürüyüşle içinde eşyalar bulunan bir odaya varmışlardı. Burada durup soluklanma imkanı bulduklarında Magnus, gölgeye benzer bir varlığın büyücü Martranna’nın arkasına saklandığını gördü. Bu arada ork büyücüsü önceden hazırlanmış bir çantayı aldı ve duvardaki küçük bir gizli geçidi açarak “askerler mağaranın girişine varmak üzeredir, biz bu tüneli kullanarak diğer taraftan kaçabiliriz. Ancak acele etmeliyiz!” dedi.
“Durun bakalım!” diye gürledi Magnus Arcane. Artık sinirlenmeye başlamıştı. Bu henüz doğru düzgün tanımadığı şahıslar tarafından oradan oraya sürüklenmek hiç de hoşuna gitmiyordu. Hem askerler neden onu kovalasındı ki? Kim di bu askerler? Kimin askerleri? Neredeyim ben? “ Biri hemen bana bir açıklama yapsa iyi olacak!” dedi ve ancak eğilerek geçilebilecek karanlık gizli geçide suratını buruşturarak bir bakış attı. Oradan sürünerek gitmeye pek niyeti yoktu.
Essonya derhal Magnus’un yakasına atılıp hızlı hızlı konuştu: “Sevgili büyücü, ben aslında sana söylediğim kişi değilim!” dedi. “Bunu biliyorum küçüğüm” diye mırıldanırken Magnus, kızın beline hafifçe sarılarak pelerininin altındaki kanatları hissetti. “Asıl adım Kuzgun ve Kral Kara Pençe’nin esiriydim. şu gördüğün ise Kralın oğlu Prens Alamuttu; zalim babasının benimle zorla evlenmek gibi hain planını bozarak, beni esaretten kurtardı ama kaçarken yaralanmıştı. O kadar çabuk oldu ki her şey, konuşmaya bile fırsatımız olmadı. Bu ork büyücüsünün yanına gelmemiz tamamen tesadüftür ve sonra da seninle karşılaşmamız... Tek bildiğim; Kral Karapençe çok zalim biri ve bizim peşimizi bırakmayacak, ayrıca halkıma sırf bu yüzden acı çektirecektir.” Kız konuşmasını bitirdiğinde son bir gün içinde yaşadığı heyecanlar sanki güzel gözlerinde kendini belli ediyor ve yaşadığı keder alnında hüzünlü bir kırışıklık yaratıyordu.
Herkes gözünü yaşlı büyücüye dikmişti. “Ã?ff” diye sıkıntılı bir nefes veren Magnus Kuş kızı kibarca itikleyerek kendinden uzaklaştırdı. “Benim dertlerim bana yeterken, bir de diplomatik bir krizin ortasında buluvermek kendimi...” Bir yandan konuşurken bir yandan askılı çantasını karıştırıyordu sonunda bir parşomen ve küçük bir kese çıkardı. Yoldaşı köylü çocuğuna döndü, “haksız mıyım Huufet?” diye sordu yakınırcasına asabi bir tonda. “Haklısın usta” diye suyuna gitti genç Huufet. Büyücü diğerlerinin şaşkın ve meraklı bakışları altında parşomeni okudu ve minik keseden çıkardığı pırıltılı tozu önüne doğru hafifçe fırlattı. Anında bir insan boyunda oval bir pencere açıldı sanki. Sanki büyülü bir pencerenin ardında girdaplar halinde dönen bulutlar gözüküyordu. “Sizin fare deliğine benzer kaçış tünelinizden gitmektense bu boyut kapısına girerek uzaklaşacağım buradan. İsteyen gelebilir ama kapanmadan elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim. Haydi Huufet! Yürü bakalım!” diyerek köylü çocuğuna boyut kapısından girmesini işaret etti. Huufet kararsızdı. “Usta bu... Boyut kapısı nereye gidiyor?” diye sordu. “Güvenli bir yere evlat, güvenli bir yere!” diyerek çocuğun yakasından tuttu ve aslında nereye gittiğini tam olarak hatırlamadığı boyut kapısının içine Huufet’i itikledi. Ardından kendisi de kapıdan girdi.
.
Dişi ork büyücü Martranna karanlık dehlizlerden aşağıya doğru hızlı hızlı yürürken hemen arkasında Alamuttu dedikleri adam ve güzel Essonya vardı. Onlarında arkasında ise genç delikanlı Huufet ve en arkadan ise yaşlı büyücü Magnus Arcane takip ediyordu. Telaşlı grup dar koridorlardan rahatsız bir kısa yürüyüşle içinde eşyalar bulunan bir odaya varmışlardı. Burada durup soluklanma imkanı bulduklarında Magnus, gölgeye benzer bir varlığın büyücü Martranna’nın arkasına saklandığını gördü. Bu arada ork büyücüsü önceden hazırlanmış bir çantayı aldı ve duvardaki küçük bir gizli geçidi açarak “askerler mağaranın girişine varmak üzeredir, biz bu tüneli kullanarak diğer taraftan kaçabiliriz. Ancak acele etmeliyiz!” dedi.
“Durun bakalım!” diye gürledi Magnus Arcane. Artık sinirlenmeye başlamıştı. Bu henüz doğru düzgün tanımadığı şahıslar tarafından oradan oraya sürüklenmek hiç de hoşuna gitmiyordu. Hem askerler neden onu kovalasındı ki? Kim di bu askerler? Kimin askerleri? Neredeyim ben? “ Biri hemen bana bir açıklama yapsa iyi olacak!” dedi ve ancak eğilerek geçilebilecek karanlık gizli geçide suratını buruşturarak bir bakış attı. Oradan sürünerek gitmeye pek niyeti yoktu.
Essonya derhal Magnus’un yakasına atılıp hızlı hızlı konuştu: “Sevgili büyücü, ben aslında sana söylediğim kişi değilim!” dedi. “Bunu biliyorum küçüğüm” diye mırıldanırken Magnus, kızın beline hafifçe sarılarak pelerininin altındaki kanatları hissetti. “Asıl adım Kuzgun ve Kral Kara Pençe’nin esiriydim. şu gördüğün ise Kralın oğlu Prens Alamuttu; zalim babasının benimle zorla evlenmek gibi hain planını bozarak, beni esaretten kurtardı ama kaçarken yaralanmıştı. O kadar çabuk oldu ki her şey, konuşmaya bile fırsatımız olmadı. Bu ork büyücüsünün yanına gelmemiz tamamen tesadüftür ve sonra da seninle karşılaşmamız... Tek bildiğim; Kral Karapençe çok zalim biri ve bizim peşimizi bırakmayacak, ayrıca halkıma sırf bu yüzden acı çektirecektir.” Kız konuşmasını bitirdiğinde son bir gün içinde yaşadığı heyecanlar sanki güzel gözlerinde kendini belli ediyor ve yaşadığı keder alnında hüzünlü bir kırışıklık yaratıyordu.
Herkes gözünü yaşlı büyücüye dikmişti. “Ã?ff” diye sıkıntılı bir nefes veren Magnus Kuş kızı kibarca itikleyerek kendinden uzaklaştırdı. “Benim dertlerim bana yeterken, bir de diplomatik bir krizin ortasında buluvermek kendimi...” Bir yandan konuşurken bir yandan askılı çantasını karıştırıyordu sonunda bir parşomen ve küçük bir kese çıkardı. Yoldaşı köylü çocuğuna döndü, “haksız mıyım Huufet?” diye sordu yakınırcasına asabi bir tonda. “Haklısın usta” diye suyuna gitti genç Huufet. Büyücü diğerlerinin şaşkın ve meraklı bakışları altında parşomeni okudu ve minik keseden çıkardığı pırıltılı tozu önüne doğru hafifçe fırlattı. Anında bir insan boyunda oval bir pencere açıldı sanki. Sanki büyülü bir pencerenin ardında girdaplar halinde dönen bulutlar gözüküyordu. “Sizin fare deliğine benzer kaçış tünelinizden gitmektense bu boyut kapısına girerek uzaklaşacağım buradan. İsteyen gelebilir ama kapanmadan elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim. Haydi Huufet! Yürü bakalım!” diyerek köylü çocuğuna boyut kapısından girmesini işaret etti. Huufet kararsızdı. “Usta bu... Boyut kapısı nereye gidiyor?” diye sordu. “Güvenli bir yere evlat, güvenli bir yere!” diyerek çocuğun yakasından tuttu ve aslında nereye gittiğini tam olarak hatırlamadığı boyut kapısının içine Huufet’i itikledi. Ardından kendisi de kapıdan girdi.
.
Glimbel çantasından büyülü bir parşömen çıkardı ve okuyuverdi. Kerdox'a odaklanarak okumuştu yazıyı. Kerdox haykırarak saldırırken adımlarının büyümeye başladığını farketti. Askerlerin yanına geldiğinde askerler neredeyse Kerdox'un beline geliyordu. Zaten korkunç gözüken Kerdox artık dört metre boyunda olduğu için askerlerin çoğu panik içinde kaçışmaya başladılar.
"ÇokcanlarınıyakmaKerdox. İkisinitutupbirbirlerineçarptırsanyeter."
"ÇokcanlarınıyakmaKerdox. İkisinitutupbirbirlerineçarptırsanyeter."
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Martranna, tünelde beliren geçiti tarifi imkansız bakışlarıyla süzdü.
Üzerini, soğuk bir sessizlik sarmıştı.
Alamutta ve kuzguna, anlamlı bir bakış attı. Magus'a garip gelsede, yaşlı adama yaklaştı. Ve onu kokladı.
" Sahibe! " Martranna'nın yere düşen gölgesinden, havaya küçük bir şekil yükseldi. Sürtünme sesi geliyordu, zeminde küçük bir heybe göründü.
" Gerekli olanları aldın mı, Freida. Sana bahsettiğim! "
" Evet, Sahibe. Beni de, almalısın. "
Martranna, şaşırmış olsada, göğsündeki özel kemik kolyeyi çıkardı. Mistik sembollerle kaplıydı, mavi ışıldıyordu.
" Burayı terk edemezsin, sanıyordum. Bu kabilemin, sadece kahinlere geçer. Senin için uygun mu, Freida? "
Gölgelerden ayırt edilemeyen şekil, kolyenin mavi aurasına zarar vermemeye çalışıyormuşçasına, içine kaydı. Martranna yutkundu, ilk defa duygusal bir tepki vermişti.
Kuzgun: " O neydi, öle? "
Martranna suskun kaldı.
" Geçit uygun, fakat! " dedi.
" Neyi nasıl bildiğimi, kimi neden buraya sürüklediğimi, hepsinin bir anlamı var. şimdi, sen magus arcane, hafızanı geri almadan -evet adını biliyorum, hakkınızdaki herşeyi biliyorum, hepinizin- bazı şeyler şimdilik, bizim dışımızda gelişiyor. Görevim, kötülüğü durdurmak. "
" Bunun için doğdum. Yıllardır buna hazırlandım. Ablam başaramadı... Başarmalıyız. Vaktimiz yok. Magus şunu iyi anlaman için söylüyorum. Hepimiz birbirimize bağlıyız, bu odadaki hepimizi gördüm. "
Odasındaki herkese baktı: Huufet, Kuzgun, Alamuttu, Magus.
" Ben Martranna Dragonsbane, ırkımın bile çok azının bildiği kadim bir gruptanım. Sizi hazırlamak için geldim. Devreye girdiğinizde, güçlü olmasınız. Tehlike çok büyük olucak, ama size yol göstericem. Geçitten geçin ve diyarla vedalaşın. "
Hepsi gözlerindeki meteor'u görüyordu, kahinin. Karanlıklar da, vardı. İnsanı ürperten karanlıklar. Alamuttu ve kuzgunun omzuna elini koydu. Huufet ve magnusa baktı.
" Ã?ünkü artık biz savaş ilan ettik.
Yerdeki heybeyi aldı ve geçitten içeri adım attı.
Üzerini, soğuk bir sessizlik sarmıştı.
Alamutta ve kuzguna, anlamlı bir bakış attı. Magus'a garip gelsede, yaşlı adama yaklaştı. Ve onu kokladı.
" Sahibe! " Martranna'nın yere düşen gölgesinden, havaya küçük bir şekil yükseldi. Sürtünme sesi geliyordu, zeminde küçük bir heybe göründü.
" Gerekli olanları aldın mı, Freida. Sana bahsettiğim! "
" Evet, Sahibe. Beni de, almalısın. "
Martranna, şaşırmış olsada, göğsündeki özel kemik kolyeyi çıkardı. Mistik sembollerle kaplıydı, mavi ışıldıyordu.
" Burayı terk edemezsin, sanıyordum. Bu kabilemin, sadece kahinlere geçer. Senin için uygun mu, Freida? "
Gölgelerden ayırt edilemeyen şekil, kolyenin mavi aurasına zarar vermemeye çalışıyormuşçasına, içine kaydı. Martranna yutkundu, ilk defa duygusal bir tepki vermişti.
Kuzgun: " O neydi, öle? "
Martranna suskun kaldı.
" Geçit uygun, fakat! " dedi.
" Neyi nasıl bildiğimi, kimi neden buraya sürüklediğimi, hepsinin bir anlamı var. şimdi, sen magus arcane, hafızanı geri almadan -evet adını biliyorum, hakkınızdaki herşeyi biliyorum, hepinizin- bazı şeyler şimdilik, bizim dışımızda gelişiyor. Görevim, kötülüğü durdurmak. "
" Bunun için doğdum. Yıllardır buna hazırlandım. Ablam başaramadı... Başarmalıyız. Vaktimiz yok. Magus şunu iyi anlaman için söylüyorum. Hepimiz birbirimize bağlıyız, bu odadaki hepimizi gördüm. "
Odasındaki herkese baktı: Huufet, Kuzgun, Alamuttu, Magus.
" Ben Martranna Dragonsbane, ırkımın bile çok azının bildiği kadim bir gruptanım. Sizi hazırlamak için geldim. Devreye girdiğinizde, güçlü olmasınız. Tehlike çok büyük olucak, ama size yol göstericem. Geçitten geçin ve diyarla vedalaşın. "
Hepsi gözlerindeki meteor'u görüyordu, kahinin. Karanlıklar da, vardı. İnsanı ürperten karanlıklar. Alamuttu ve kuzgunun omzuna elini koydu. Huufet ve magnusa baktı.
" Ã?ünkü artık biz savaş ilan ettik.
Yerdeki heybeyi aldı ve geçitten içeri adım attı.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
