Koruyucular: Denge Taşları

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Bölüm 16 "Güç Halkası"
Egemen'in gözünden kanlar fışkırırken, Egemen elini acıyla gözüne tuttu:
"Sen çıldırdın mı?", diye haykırdı.
"Sakinleş.", dedi Yeşim. Oldukça rahattı.
"Gözümü kör ettin."
"Kör filan olmayacaksın. Gel benle."
Egemen'i kimsenin onları göremeyeceği bir yere çekti. Kimsenin görmediğine emin olunca sol elini Egemen'in gözüne koydu. Egemen acı içinde: "Ne yapıyorsun?", diye bağırdı.
"Kes sesini.", diye uyardı Yeşim. Sonra:
"şimdi oldu.", dedi. Yeşim, Egemen’in gözünden elini çektiğinde sanki hiç bir şey olmamış gibiydi Egemen'in gözü. Yeşim: "Ben farklıyım.", dedi.
Egemen de sol elini uzattı:
"Sadece sen farklı değilsin.", dedi ve Egemen'in avucunun içinden sular akmaya başladı.
*****************************************************************************************************
Meltem, cam kenarında oturuyordu. Kenan ve Gürhan da odadaydı. Meltem arkasını dönmeden:
"Kitabı ben de inceledim.", dedi.
"Murat olmadan mı?", diye sordu Kenan.
"Hayır. Sadece Murat'ın çevirdiği kısımları okudum."
Gürhan o ana kadar sessiz kalmayı tercih etmişti. Ama birden:
"Murat mı?", diye sordu.
"Ne oldu ki?", diye sordu Kenan Bey.
Gürhan beynini yokladı. Ã?ağla ile arasında geçen diyalogları hatırladı:
"Pek nazik değil.", demişti Gürhan Murat hakkında Ã?ağla'ya.
"Evet. Rahatszılığı sinirlerini bozuyor."
"Rahatsızlık mı?"
"Ã?yle akıl hastası değil. Hemofili."
Kenan Bey yüksek sesle:
"Sen Murat'ı nerden tanıyorsun?", diye sorunca Gürhan şimdiye döndü. Meltem Kenan’a dönüp:
"Ã?ocuğu zorlama.", dedi emredercesine.
Gürhan soruya soruyla karşılık verdi:
"Murat dediğin kişi eski dil uzmanı mı?"
"Evet.", dedi Kenan Bey.
"Peki hasta mı?"
"Nasıl hasta mı?"
"Hemofili."
Kenan Bey gülümseyerek:
"Anlaşılan Murat dostumuzla karşılaşmışsın.", dedi.
"Pek güzel bir tanışma olmamıştı."
"Fazla nazik biri değildir."
*****************************************************************************************************
Efe, cep telefonunu çıkardı. Ã?ağla'ya:
"Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin?", diye sordu.
"Evet.", dedi Ã?ağla.
"Deli olduğumu düşünecekler.", dedi Efe. Telefondaki kişi açınca Efe:
"Gökçe nerdesiniz?", diye sordu.
******************************************************************************************************
Birisi dürbünle Gökçe ile Gizem'i gözetlemekteydi. Gökçe telefonla konuşuyordu. Yanında Gizem çantasından çıkartmakla uğraştığı sakız kutusuyla mücadele ediyordu. Kendini bugün Gizem daha dinç hissediyordu:
"Galiba bugün iyi uyudum.", dedi Gizem.
Dürbünle onları izleyen yabancı dürbününü indirdi. Yabancı, pelerinli adamdı. Kapşonu yüzünden yüzü gölgedeydi. O sırada yanına biri geldi. Bu kel adamdı: "Hala dersini almamışsın."
Pelerinli adam, kel adamla ilgilenmiyordu. Kel adam da:
"Beni dinle, Pelad. Sakın ola kehanet gerçekleşmeden dengeyi bozma.", dedi.
Pelad öfkeyle ayağa kalktı:
"Görevime mani olma.", dedi sertçe.
Kel adam gülmeye başladı:
"Beni bazen çok güldürüyor bu agresif tavırların.", dedi.
"Demek öyle. Çok eğleniyorsun, ha."
Sonra cebinden tabancasını çıkarttı:
"Kafana, o kel kafana, bu silahtan çıkan mermilerden biri girdiğinde de gülmeye devam edebilecek misin? Çok merak ediyorum doğrusu."
"Bunu yapamazsın."
"Gör bakalım o zaman."
"Dur, Pelad."
"Bana Pelad demeyi bırak.";
"O zaman sen de bana gerçek adını söyle."
"Söyleyemem. Gizli. Aynen seninki gibi."
"Benim ama en azından gerçek adımı bilen birkaç kişi var."
"Hasta kardeşin mi mesela?"
"Evet. Hayatta en çok güvendiğim insanlardan biri."
******************************************************************************************************
Efe ve Hulusi üst kata çıkan merdivenlere yönelmişti. Hulusi:
"Ã?ağla nereye gitti?", diye sordu.
"Bilmiyorum.", diye yanıtladı Efe.
Birden önlerine bir asker çıktı:
"Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz? Duymadınız mı bugün okullar tatil."
"Biliyoruz da ..."
"Efe'nin sözleri yarım kaldı. Ã?ünkü asker birden yere düştü. Askerin arkasında Gizem vardı:
"şimdi kendimi daha enerjik hissediyorum."
Gizem'arkasından da Gökçe belirdi:
"Galiba sana inanıyorum.", dedi Efe'ye.
"Galiba asıl ben inanıyorum.", dedi Efe.
******************************************************************************************************
"Beni vuramazsın, Pelad."
"Beni sinir etmeye devam ediyorsun."
"İndir o silahı!"
Son sözü söyleyen Ã?ağla'ydı:
"Geçen gece ne konuşmuştuk? Unuttun galiba."
"Rehberimiz de gelmiş.", dedi Pelad sırıtarak.
******************************************************************************************************
Burak, müdürenin odasına girdi. Kenan Bey'e:
"Zeynel'e ulaşamıyorum.", dedi.
"şarjı bitmiştir."
"Dahası da var."
"Neymiş?"
"Bir asker çığlık atarak kendini şelaleden aşağıya attı."
"Nasıl?"
"İntihar etti."
16. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Bölüm 17 "Kadim Dost"
Askerlerin çığlıkları koridorda yankılanıyordu. Burak ve Kenan müdürenin odasından çıktılar. Kenan:
"Bu askerlere ne oluyor böyle?", diye haykırdı.
Askerlerden biri Kenan Bey'n ayaklarına kapandı: "Lütfen beni koruyun!"
"Kimden?"
"şeytan'dan. Beni ele geçirmesin."
Burak sırtında taşıdığı pompalı tüfeğini çıkardı. Mermilerini yerleştirdi. Sonra hedefini aramaya başladı:
"şeytanın kafasını patlatalım o zaman."
******************************************************************************************************
Efe:"Bu çığlıklarda neyin nesi?", diye sordu.
Gökçe: "Askerler bize doğru geliyorlar.", diye bağırdı.
Askerin biri: "İşte oradalar. şeytan'ın adamları. İblisler.", diye haykırdı.
Bütün askerler silahlarını Efelere doğrulttular. Gizem:
"Bir şeyler yapın!", diye bağırdı.
******************************************************************************************************
"Sana indir o silahı, dedim.", dedi Ã?ağla.
"Rehberimiz de gelmiş. Hoşgelmiş.", dedi Pelad sırıtarak.
"Hesabını benimle kapat."
"Ã?yle olsun."
Pelad'ın tabancasından çıkan kurşun Ã?ağla'ya doğru yöneldi. Ama kel adam Ã?ağla'nın önüne geçti: "Hayır!"
Ã?ağla, kel adamı yere yığılmadan yakaladı: "Bunu neden yaptın, Zeynel?"
"Bırak şimdi bunu. Kardeşimin sana ihtiyacı var. Yardım et ona."
"Sana yardım getirmeye gidiyorum."
Ã?ağla ayağa kalktı: "Pelad, bunu ödeyeceksin."
Ama Pelad gitmişti.
******************************************************************************************************
"Ne zamandan beri bu güçlerinin farkındasın?", diye sordu Yeşim.
"Doğduğumdan beri. Sen de öyle.", dedi Egemen.
"Nasıl?"
"Sadece bildiğimizi hatırlamamız ve aslımızı inkar etmememiz gerekiyor. Ben uzun süre inkar ettim."
"Ben böyle gücümü en baştan bilseydim kim bilir kaç tane insanın hayatını kurtarabilirdim."
Egemen silah sesiyle irkildi. Yeşim:" Artık okuldan çıkmalıyız.", dedi.
"Hayır. Yardımınıza ihtiyacım var.", dedi bir ses.
Yeşim duraksadı: "Sen de duydun mu?"
"Neyi? Silah sesini mi?", diye sordu Egemen.
Ses tekrar konuştu: "Sadece beni sen duyabilirsin, Yeşim."
"Peki sen kimsin?", diye haykırdı Yeşim.
"Yeşim iyi misin?", diye sordu Egemen.
"Hayır. Galiba çıldırıyorum.", dedi Yeşim.
******************************************************************************************************
Burçin, Gizem ve Gökçe'nin kadim dostuydu. Yanında Demet, Ã?ağla'nın sıra arkadaşı vardı. Burçin telefonuyla birisine ulaşmaya çalışıyordu. Okulun dışındalardı ve durağa doğru yürüyorlardı. Demet'e:
"Efe'ye ulaşmaya çalışıyorum. Gökçelerle beraber olması gerekiyordu. Çoktan okuldan çıkmıştır herhalde. Ama nerde?"
O sırada bir tabanca sesi duydu. Demet: "Silah sesleri.", dedi heyecanla.
"Burdan uzaklaşsak iyi olacak galiba.", dedi Burçin.
******************************************************************************************************
Halil, Volkan'ın yeteneğine hayran kalmıştı: "Vay be askerlerin hepsi çıldırdı."
"Evet ama Efelere doğru yöneldiler.", dedi Volkan.
"Onlara yardım etmeliyiz."
İkinci katta kimsenin göremeyeceği bir yere saklanmışlardı. Volkan: "Peki nasıl?", diye sordu.
******************************************************************************************************
Askerlerin hepsi çılgın gibi davranıyorlardı. Efeler korkudan donmuş gibiydiler. O sırada komutanları askerlerinin yanına geldi. Elinde pompalı tüfek vardı: "Sakin olun.", dedi askerlere.
"Ama efendim iblisler ne olacak?"
"Ne iblisi evladım? Burada iblis de yok şeytan da. Günahın mı var korkuyorsun?"
******************************************************************************************************
Halil şaşkındı: "Yok oldular."
"Kim?", diye sordu Volkan.
"Efeler. Birden sanki hiç orda değillermiş gibi."
"Saçmalama öyle şey mi olur?"
Ama sonra şu zamana kadar başlarına gelen olaylar aklına gelince: "Olabilir de.", dedi Volkan.
******************************************************************************************************
Hulusi, Efe, Gökçe ve Gizem kendilerini sınıflarında buldular. Efe:
"Buraya ne ara geldik?", diye sordu.
Hulusi gururla:"Ben yaptım.", dedi.
******************************************************************************************************
Meltem, Gürhan'ın elinden tuttu:
"Ã?abuk ol. şimdi tam zamanı. Kaçabilirsin."
Gürhan: "Peki sen?", diye sordu.
"Ben idare edebilirim."
"Ya yakalanırsam ..."
"Madem bahsedilenler doğru. O zaman güçlerini kullan."
"Doğru!"
"Hadi sana iyi sanşlar."
Kenan Bey odaya geri döndüğünde Gürhan yoktu.
"Nereye gitti?", diye bağırdı. Meltem'e.
"Uçtu.", dedi Meltem gayet rahat bir şekilde.
17. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Bölüm 18 "Boyut Ötesi"
Kenan Bey: "Buna nasıl izin verdin?", diye haykırdı.
Pencere açıktı. Pencereden dışarı baktı. Sonra sinirle Meltem’e döndü. Ama bir şey demeden odadan çıktı. Burak'a seslendi:
"Haydi. Kuş avlama zamanı."
Burak askerlerine döndü:
"Uçan bir insan gördüğünüz an indirin.", dedi.
Askerler şaşkındılar ama: "Emredersiniz, komutanım.", dediler.
******************************************************************************************************
Kenan Bey, odadan çıkınca Meltem masanın altına yöneldi: "Tamam. Ã?ıkabilirsin."
Gürhan: "Çok sağol.", dedi masanın altından çıkarken.
"şimdi kaç. Benim yapmam gereken başka işler var."
"Ne gibi?"
Meltem telefonunu çıkardı. Tuşlarına bastıktan sonra: "Alo! Pervin Hanım sizinle görüşmem gerekli. şu anda nerdesiniz?"
******************************************************************************************************
Efe: "Senin böyle bir yeteneğin olduğunu bilmiyordum.", dedi hayretler içinde.
Hulusi: "Aslında ben de. Yeni keşfettim daha."
Gizem: "Peki şimdi ne yapacağız?"
Gökçe: "Burçin ne olacak asıl?";
Efe: "Ne olmuş ki Burçin", diye sordu.
******************************************************************************************************
Demet sıkkınlıkla:
"Hadi ama Burçin. Efeler seni ekmiş olmalı."
"Belki dersaneye gitmişlerdir."
"Olabilir. Neyse ben de dersaneye gideceğim zaten. Tamam mı? Hadi görüşürüz."
"Hadi canım."
Demet gittikten sonra Burçin:
"Ya hala okuldalarsa.", diye kendi kendine sordu.
******************************************************************************************************
Ece, Gamze ve Deniz okulun olmadığını öğrendikten sonra dersahenelerine gitmişlerdi. Üçü de aynı dersaneye gidiyorlardı. Gamze:
"Ne kazısı acaba bu okuldaki?", diye sordu.
Deniz dalga geçercesine: "Boş ver. Sınavda onu sormayacaklar.", dedi.
Ece: "Bütün gün dershanede miyiz?"
"Ne oldu sıkıldın mı?", dedi Deniz.
"Ne alakası var ya?", dedi Ece bozularak.
******************************************************************************************************
Ã?ağla, Zeynel'i bir ağacın dibine taşıdı. Zeynel sol omzundan yaralanmıştı. Ã?ağla: "Yardım gelecek. Merak etme!"
"Murat'a söylemem gerekenler var."
"Kendini zorlama."
"Çok önemli ama."
"Bana söyle o zaman."
"Pelad aslında..."
"Evet, aslında..."
Zeynel yutkundu. Sonra sözlerine devam etti: "O bir klean."
"Bu imkansız. Onların buraya gelmeleri yasak."
"Boyut kapısındaki çatlaktan girmiş olmalı."
"O zaman düşündüğümüzden daha teklikeli."
"Murat onla konuşmuş."
"Ne zaman?"
"Geçen gün."
Zeynel öksürmeye başladı: "Gözüm kararıyor."
"Zeynel söyle. Murat'a ne demiş?"
"Ben... Ben..."
"Evet!"
"Ben şeytanın oğluyum. Amacım rehberin kalbini söküp babama teslim etmek!"
Zeynel bu sözleri söylerken gözleri kıpkırmızı olmuştu. Ã?ağla dehşetle: "Bu olamaz!"
******************************************************************************************************
"Zaman yoktan var olmadı. Evrenin yaşamışlığının, var oluşunun bir kanıtı olarak oluşturuldu. Zaman olmasa evren tamamlanmamış olurdu."
"Ben zamanın koruyucusuyum.", dedi Hulusi gururla.
"Ben de toprağın mı oluyorum o zaman.", dedi Efe bir tahmin yürütürek.
"Peki biz neyiz?", diye sordu Gökçe.
O sırada sınıfa bir asker girdi: "Buradalar!"
******************************************************************************************************
Gürhan okul koridorlarında koşmaktaydı. Müzik odasının ordan aşağıya indi. Merdiven boşluğunun altında üzerinde garip semboller olan bir taş farketti. Dikdörtgen şeklindeydi. On yaklaştı. O taşı teneffüslerde hep görürdü. Ama şimdi daha çok dikkatini çekmişti. Üstünde yazılanlar, Ã?ağla'nın gösterdiği haritadaki yazıyla aynı dildeydi.
"Keşke Murat burda olsa?", diye düşündü.
"Zaten buradayım!"
Murat'ın elinde tabanca vardı:"Ã?abuk ol. Giriş buradan. Ben seni korurum."
Gürhan başını salladı. Taşın bulunduğu yerin yanındaki kapıdan içeri girdi. Murat, Gürhan girince kapının önünde bekledi.
Gürhan şimdi kaderiyle yüzleşmeye gidiyordu. Koruması gereken taşın olduğu odayı bulmalıydı.
O sırada Murat hiç çıkartmadığı gözlüklerini çıkarttı. Kıpkırmızıydı.
18. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

19. Bölüm "Yasaklı Soy"
(8 yıl önce - Yalova)
Yıldızlar o gün gereğinden fazla yakındılar. Kendini kuş gibi hissediyordu. Süzülüyordu havada. Ama içinde bir kuşku vardı. Bir bilinmezliğin içinde gibiydi. Tek başında duran bir apartman gördü. Zaten Hacı Mehmet Ovası'nda tek tük apartmanlar ve kooperatifler vardı. Buradan bile titreşimi hissedebiliyordu. Apartman sallanıyordu. Ordaki apartmanda sabah okula giderken serviste gördüğü bir arkadaşı oturuyordu. Apartman aniden göçtüğünde ilk ölnce o arkadaşı aklına geldi. O tarafa doğru süzüldü. Ama sanki bir duvar onu engellemişti. Çoktan ölüm meleği oraya varmış olmalıydı. Zihninde aynı anda bir sürü çığlık sesi yankılanıyordu.
Etraf kararmıştı. Arkasına döndüğünde babasını gördü. Onu yanına çağırıyordu. Endişeliydi. Ama diğer tarafta da başka biri vardı. Kel bir adamdı. Genç sayılırdı. O adamı tanıyor gibiydi. Sanki çoğu rüyasında onu görüyordu. Sinirlenerek ona bağırdı: "Niye beni hep takip ediyorsun?"
Kel adam bir şey demedi. O sırada babası aniden onu yanına çekti. Yatağındaydı. Ayaklarının dibinde devrilmiş gardrop vardı. Babası:
"Deprem!", diye bağırdı. "Kalk çabuk!"
Yerlerde cam kırıkları vardı. Balkona çıktı. Gökyüzüne baktı. Yıldızlar o gece çok yakındılar. Yakınlarındaki apartmanın yıkılışına tanık oldu. Orda serviste gördüğü bir arkadaşı oturuyordu.
******************************************************************************************************
Gürhan girdiği kapının nereye götürdüğünü bilmeden yürüyordu. Etraf iyicene karanlıktı. Kalorifer dairesine gidiyor diye düşündü. Ama birden burnuna çimen kokusu geldi. Kendini bir bahçede buldu. Arkasında erik ağacı vardı. Ağacın yanından aşağı koştu. Yıkık dökük bir bina gördü. Etrafında işçiler vardı. Binanın duvarlarına bir şey yerleştiriyor gibiydiler. Gürhan öfkelendi. Kimse anneannesinin yaşadığı evi yıkamazdı. İşçilere doğru koşturdu. Ama adamların ilersinde birini gördü. Kel bir adamdı. Gürhan adamın sesini zihninde duydu: "Koruman gerekeni koru. Onu koru."
"Kim o?"
"Topla onları. Bul onları. Hepsini birden vakit kaybetmeden. Ã?fkene hakim ol. Gerektiği zamana sakla öfkeni."
"Peki sen kimsin?"
"Kurtarman gereken biri.", dedi kel adam. Gözleri kıpkırmızıydı. İşçiler kaybolmuştu. Etraf tekrar kararıyordu. Binaya son bir defa baktı.
"Bir umut olmalı. O umut da ben olmalıyım."
******************************************************************************************************
Etraf lavlarla doluydu bir kaç zamandır. Etraftaki tüm volkanlar harekete geçmişti bu topraklarda. Tepenin üstündeki hapishaneyi andıran kalede ise bir telaş vardı. Doğum vakti yaklaşmıştı. Olmaması gerekenin doğumuna çok az kalmıştı.
Kalenin yakınına kadar yaklaşmıştı gölge. Birden gölge bir figüre dönüştü. Bu Pelad'dı. Yüzü gülüyordu. Görevi başarıya ulaşmıştı. O bir haberciydi. Klean soyundan geliyordu. Asil bir soydu Klean soyu. Bulundukları boyut evren yaratılmadan çok önce kurulmuştu. Burada yaşayanlar insanlardan çok önceleri de vardı. Ama Tanrı onları kendinden soyutlamıştı. Bu da insanları kıskanmalarına neden oluyordu. Kendi düşüncelerine uygun başka birini bulmaları pek de uzun sürmemişti. Yakında yeni düzeni kuracaklardı ve bu düzende insanların bulunduğu boyut olan evrene yer yoktu.
******************************************************************************************************
Burak Bey, elindeki pompalı tüfeği tehditkar bir edayla tutuyordu. Artık iki gündür yaşadığı olaylara bir anlam veremiyordu. Çok iyi bir askeri eğitim almıştı. Başında olduğu gizli timin aslında ne amaçla kurulduğunu öğrendiğinden beri içine bir sıkıntıdır girmişti. Kenan Bey'e her zaman güvenmişti. Onun en yakın dostlarından biriydi. Hatta Kenan, ona ilk defa Tuluren ismindeki bu özel askeri birlikten söz etmişti. Bir nevi paralı askerlikti. O üniformasında taşıdığı ters üçgen sembolüne de bir anlam veremiyordu. Aslında pek fazla kurcaladığı da yoktu. Bazen sessiz kalma hakkını gereğinden fazla kullandığını düşünüyordu.
Kenan Bey aşırı derecede sinirlenmişti. Cep telefonuyla birine ulaşmaya çalışıyordu. Ama anlaşılan aradığı kişiye ulaşılamıyordu. O sırada bir yerlerden silah sesleri geldi. Ve ardından bağırışlar. Askerlerden birinin sesi diğerlerini bastırmıştı: "Bu sefer kaçmalarına izin vermeyin."
Ama birden silah sesleri kesildi. Askerlerin sesleri de. Burak, Kenan'ın yanına vardı: "Ne oluyor bir bakayım? Hemen dönerim."
Aniden gözleri kararmaya başladı. Arkasını döndüğünde artık Kenan yoktu. Ölen karısı Serpil vardı. Yüzünde ve alnında derin yaralar vardı. Burak çıldırmanın eşiğine gelmişti: "Sen ölmüştün, kahpe. Seni ben öldürmüştüm. Gerekirse bir daha öldürürüm."
Kenan Bey, olanlara bir anlam verememişti. Burak, ona silahını doğrultmuştu: "Geber, aşağılık!"
******************************************************************************************************
Egemen, Yeşim'in onu nereye götürdüğünü bilmeden onu takip ediyordu. Okulun futfol sahasına vardılar. Etrafta kimsecikler yoktu.
Egemen: "Bana kalırsa senin de psikoloğa ihtiyacın var. Ben bir ses falan duymuyorum."
"Hayır. Biliyorum. Yalnızca onu ben duyabiliyorum. Bize ihtiyacı var."
"Kimin?"
Yeşim, parmağıyla Egemen'in arkasını gösterdi. Egemen arkasını döndüğünde şaşırmıştı: "Yok artık.", dedi sadece.
"Sırlar... Herkesin sırrı vardır. Ama bir sırrın saklanması bile tehlikeli olmaya başladıysa artık onu başkasıyla paylaşmanın zamanı gelmiştir. Yoksa basit bir sır bile bir gün ölümün fısıltısını taşıyabilecek kadar cesur olabilir."
19. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Not: Bu kısım aslında hikayenin giriş bölümüdür. Sonradan eklediğim için bu bölümden sonraya kaldı anca.
Kısım 1 "Yeni Hayaller, Yeni bir Gelecek"
"Her şey mükemmele doğru ulaşmaya mecbur mu? Her insan kusursuzu hedeflemeye ihtiyaç duyar mı? Elindekilerle yetinmek yoksa sadece basit bir teselli ve bir o kadar da büyük bir yalandan mı ibaret yoksa? Her insan günah işleyebilecek ve sonucunda bunun hesabını verecek kadar cesur mu? Kötü ve iyi söylenildiği gibi basit kavramlar mı? Yoksa hayatın kendisi basit bir oyundan mı ibaret? Her sorunun cevabı olmak zorunda mı? Daha doğrusu her sorunun cevabını bulabileceğin dev bir kütüphane var mı? Yoksa her şey sadece basit bir aldatmaca mı? "
Son savaş artık kaçınılmazdı. Tanrının bile yapabileceği bir şeyi kalmamıştı. Meleklerin hepsi ağlamaklı gözlerle çalınacak olan o son ezgiyi beklemekteydi. Yağmur damlaları yüzüne vurdukça arkasında ona inanmış olan yüz binlerce insanın hayalleri bir bir zihnini allak bullak ediyordu. Herkesi kendine inandırmıştı. Peki gerçekten bu savaşı kazanabilecek ve ona ihanet edenleri gereken cezayı verebilecek gücüyle inancı kalmış mıydı? Gökyüzüne baktığında artık rengi kızıla boyanmış dehşeti gördü. Peki maviye ne olmuştu? Bütün renkler bir bir ona ihanet ediyordu. Her güvendiği insanın ona sırt dönmesi gibi. Hayır, hepsi değil. Arkasında ona inanmış ve onu ordunun, insanlığın son umudunu temsil eden bu devasa ordunun, başına getirmiş olan bu insanların hakkını yiyemezdi? Ama düşmanlarının inancı onlardan daha da fazlaydı. Nefrete ve dehşetin geldiğine dair olan büyük bir karamsarlığı içine alan bir inançtı belki. Ama önemli olan inandıkları yolda savaşmalarıydı. Ã?te boyuttan gelmeleri bunu değiştirmezdi. Belki her şeyi en başa alabilirse, olayları değiştirebilme fırsatı ona bir verirse... Ama biliyordu ki bu savaşta tarafsızlar da vardı. Ne yazık ki? Ama bu geçmişini hatırlamasına engel değildi.
(14 yıl önce - Yalova)
Hafıza büyük bir beyin oyunu aslında. Her şey onun için ilkti aslında. Güneş, kuşlar, ağaçlar... Ona daha pek bir şey ifade etmese de hayatın ne demek olduğu hakkında bir fikir sahibi olmasını sağlıyordu. İlk hatırladığı üç buçuk yaşında ağlamasına neden olacak ve aile bireylerine sorun teşkil edebilecek kadar hasta olduğuydu. Her aile bireyi gibi herkesin işi ve okulu vardı. Bu hasta çocuğa bakma da seve seve tabiki de anneannesine kalmıştı. Bir kalp hastasıysanız her şeyi dert etmemeniz gerekir. Tabi bir çocuğun karın ağrısıyla uğraşmak başlı başına bir dert olabiliyor bazen. Yere yığılan bir beden, hafızasına yer edecek olan ilk resim bu mu olacaktı çocuk için?
Ölüm Meleği görevini yerine getirirken aslında ilk defa onunla karşılaştığının farkında değildi. Belki de her olayın başı iyi olmak zorunda değildi.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

20. Bölüm "HAVA"
Bir kaç asker tabloların olduğu koridora yöneldi. Koridorun sonunda merdivenlerin olduğu yerde güneş gözlüklü bir adam farkettiler. Adam güneş gözlüğünü çıkardı ve askerler seslendi. Yanındaki kapıyı göstererek: "Aradığınız çocuklardan biri buraya girdi."
Askerler tedirgindiler. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Birden adam emir verircesine: "İçeri girin ve o çocuğu öldürün.", dedi.
Askerler birden transa girmiş gibi oldular ve adamın yanındaki kapıdan bir şey demeden içeri girdiler. Birden adamın kahverengi gözleri kan kırmızısına dönüştü.
******************************************************************************************************
Kenan yumruklarını ovuştuturken yanına bir asker yaklaştı. Burak yerde gözü morarmış bir halde yatmaktaydı. Asker: "Efendim iyi misiniz?" diye sordu.
Kenan: "Ã?abuk komutanının elleri ve ayaklarını sıkıca bağla. Ağzını da bantla ve müdürenin odasına götür.", dedş emredercesine.
"Ama efendim?"
"Dediğimi duymadın galiba ve söylediklerimi tekrar etmekten hiç hoşlanmam. şimdi hemen işe koyul!"
"Ama doktor çağırmamız gerekiyor bence."
"Senden tavsiye isteyen olmadı, asker. Sadece emirlere uy."
******************************************************************************************************
Ã?ağla, sürükleye sürükleye kel bir adamı taşımaktaydı. Egemen kel adamı nereden tanıdığını hatırlamaya çalışıyordu. O sırada kel adam yutkunarak Ã?ağla'ya bir şeyler anlatmaya çalışıyordu: "Bırak beni, Ã?ağla. Beni lanetlediler. Tekrar olabilir."
"Seni bırakamam. Seni iyileştirebilecek birini tanıyorum."
Yeşim: "Egemen, ne bekliyorsun? Ã?ağla'ya yardım etsene."
Egemen şaşkın bir ifade takınarak: "Ne oluyor burada?", dedi.
Ã?ağla iyice yanlarına yaklaşmıştı: "Ã?abuk Yeşim yardım et."
Ama birden kel adam bir hamlede Ã?ağla'yı geriye fırlattı. Gözleri kızıllaşmıştı: "Beni bırakmanı söylemiştim."
Egemen ellerini ileri uzatarak su gücünü kullanmaya çalıştı. Ama beceremedi. Kel adam gülerek: "Benim lanetim varken o güçler bir işe yaramaz. Ta ki güçlerinin kaynağı olan taşını bulana kadar."
******************************************************************************************************
Gürhan yolun sonuna varmıştı. Karşısında karanlık ve rutubetli bir duvar vardı sadece. Birden Ã?ağla'nın sesi beyninde yankılandı: "Gir içeri. O sadece bir ilüzyon. Kimsenin onu bulmaması için yapılan bir engel."
Gürhan bir iki adım sonra kendini başka bir yerde buldu. Aşağı doğru uzanan merdivenler vardı. Merdivenlerin sonunda da bir yarım adayı andıran kaya parçası vardı. Etrafındaki boşluktan muazzam bir hava akımı Gürhan'ın yüzüne çarpmaktaydı. Ama o tereddüt etmeden ilerledi. Kaya parçasının ortasında heykel bir dev kartal vardı. Birden gagası aşağı doğru açıldı. Gagasında turkuaz renginde küre şeklinde bir taş vardı. Rüzgar şiddetleniyordu heykele yaklaştıkça. Tam taşa uzandı ki birden arkasına yıldırım düştü. Son anda kurtulduğuna şükrederek ve bu yıldırımın nerden geldiğini düşünmeden tekrar taşı almaya çalıştı.
"Korumam gereken sen olmalısın.", dedi Gürhan taşı eline aldığında. Birden elektrik çarpmış gibi oldu. Giysileri değişmeye başladı. Etrafından dumanlar çıkmaya başladı. Ayağa kalkabilecek duruma geldiğinde giysisinin grimsi çizgileri olan turkuaz rengi bir pelerine dönüştüğünü farketti. Dahası elini sırtına değdirdiğinde sırtında çapraz biçimde yerleştirilmiş iki adet samuray kılıcı olduğunu da anladı.
O sırada heykel çatırdamaya başladı. Kartalın gözleri aniden açıldı. Gürhan geriledi korkuyla. Dev kartal Gürhan'ın önünde eğildi. Kanatlarının ve boyun kısmının siyah rengi olması dışında geri kalan tüyleri bembeyazdı. Yavaşça kartala yaklaştı. Gülümseyerek: "Her bir koruyucunun aynı zamanda böyle bir hayvana sahip olacağını da bilmiyordum.", dedi.
"Birincisi o basit bir evcil hayvan değil. Amacı senin koruyuculuğunu yaptığın süre boyunca sana yardımcı olmak. İkincisi her bir koruyucunun senin tabiriylen bir hayvanı yok."
Bu ses Ã?ağla'ya aitti. Ama kendisi ortalarda yoktu. Gürhan'ın zihninden de ses gelmiyordu. Gürhan iyice kartala alışmıştı. Onun başını okşarken: "Yalnızca bu taşı koruyacacağımı sanıyordum ben."
"O taşı değil, Gürhan. O taşın gücünü taşıyan şeyi koruman gerekiyor."
"Havayı mı?"
"Evet."
"Neyini koruyacağım ki?"
"Eğer hava yoksa insanlar da yok demektir. Onun için havanın kirlenmesine sebep olan her şey senin düşmandır."
"Sigara gibi mi?"
"Sayılır."
O sırada Ã?ağla'nın hayaletimsi sülietini farketti. Gürhan şaşırarak:"Yoksa sen öldün mü?"
20. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

21. Bölüm "Ve Evren Yaratıldı..."
Hayalemtimsi suliet biraz daha Gürhan'a yaklaştı: "Gözlerin biraz daha gelişmiş. Yoksa beni farketemezdin."
Gürhan'ın gözlükleri deminki olaydan sonra yere düşmüştü. Ama Gürhan artık gözlerindeki miyobun artık olmadığı ve hatta daha herşeyi daha detaylı görebildiğini farketti. Aynı gözleri şahin gibi olmuştu.
"Benim görevim koruyucuların güçlerine alışmasına yardımcı olmak. Ben de istersem sizin güçlerini kullanabilirim. Ama benim güçlerim sınırlı. Ama sizin sınırınız yok."
"Peki şu anda kimin gücünden faydalanıyorsun?&", diye sordu Gürhan.
******************************************************************************************************
Halil ve Volkan hala saklandıkları köşeden ayrılmamışlardı. İş adamını andıran adamın askerlerin komutanına yumruk çakıp bayılttığını ve bir askere de komutanı bağlayıp müdürenin odasına götürmesini emrettiğini izlemişlerdi. Halil birden başının şiddetli bir şekilde ağrıdığını hissetti. Sanki başka birisiyle aynı bedeni paylaşıyormuş gibi bir duygu vardı içinde. Volkan: "İstersen şu iş adamı kılıklı herifin de korku hormanlarını artırabilirim.", dedi sırıtarak.
Ama Halil konuşamayacak kadar kendini halsiz hissediyordu. Bir süre sonra Volkan'ın omzuna yaslanıp bayıldı.
******************************************************************************************************
"Fazla zamanım kalmadı. Eğer bu bedenime geri dönemezsem gücünü kullandığım insanın ölümüne bile sebep olabilirim.", diye açıklamasını sürdürdü Ã?ağla.
"O zaman gitmeden biraz daha bir anlatsan. Bu taşlarda neyin nesin gibi mesela."
"O zaman dinle beni. Tanrı kendi gücünü tartabileceği bir şey yapmaya karar vermişti."
"Evren olmasın."
"Dinle sadece. Bunun için ona yardım edecek ve hiç yanından ayrılmayacak olan melekleri yarattı önce. Hepsi sadece koşulsuz Tanrı'ya hizmet ediyorlardı. Sonra evreni oluşturmasına yardımcı olacak muazzam bir enerjiye ihtiyacı vardı. Böylelikle büyük patlamaya sebep olan ilk taşı böyle yarattı: Enerji taşı. Evren oluştuktan ve yıldız sistemleri tek tek bir araya geldikten sonra da zaman kavramını ortaya çıkardı. Böylelikle evrende istemediği olayları geri çevirip hataları varsa eğer baştan başlayabilecekti. Ama aralarından en çok özen göstereceğini yalnızca bir gezegen seçti. Onun gelişimini tamamlaması için Güneş'e muazzam bir güç verdi. Sonra gezegenin çekirdeğini oluşturan şeyin bir ateş olmasına karar verdi. Üzerinde yürünebilmesi için toprak ve hayatın kaynağı olan suyu yarattı. Hava tabakasıyla da gezegeni tamamladı. Gezegenin sabit kalması ve Güneş'ten ayrılmaması için de yerçekimini meydana getirdi ve yakınından gezegene destek olacak ayı oluşturdu. Bunca olaydan sonra gezegenin biraz daha özgür yaratıkların olması gerektiğini düşündü. Melekleri evrene yollayamazdı. Zaten onlarda böyle bir şeyi istemiyorlardı. Meleklerden sonra cinler vardı. Onlar melekler gibi ölümsüz değildi. En fazla bin yıl yaşıyabiliyorlardı ve ölünce ruhları kayboluyordu. Cinlerin arasından Tanrı’nın en sevgili kulu Kertper'di. Hırslıydı ve meleklerin ölümsüz olmalarını da kıskanmaktaydı. Meleklerden birini yanına alıp onu kendi düşüncesine göre eğitmeye kalkıştı. Meleğin adı Zebrek'ti. Kertper'in tüm öğretilerine ve cinlerin de en az melekler kadar özgürlüğe sahip olmadığına inanmıştı.
Daha sonra Tanrı daha başka bir şeye karar verdi. Yeni bir tür oluşturmaya. Onları evrendeki o gezegende yaşatacaktı. Böylelikle ilk insan olan Adem ve Lilith'i yarattı. Bu Kertper'i fena kızdırdı ve kendisini cinlerin kralı ilan etti. Kendi düzenini kendisi oluşturacağını ve Tanrı'ya meydan okuduğunu açıkladı. Bir süre sonra da Lilith'i kandırıp karısı yaptı. Tanrı da Adem'e ikinci eşi olan Havva'yı yarattı. Ama Kertper nam-ı diğer şeytan boş durmadı ve Zebrek'i Adem'den kurtulması için görevlendirdi. Zebrek Adem'i yasak elma bahçelerine götürdü ve orda melekler tarafından yakalanmasına sebep oldu. Melekler Adem'in anlattıklarına inanmadılar. Ama en yüce melek olan ve Tanrı'nın baş hizmetkarı olarak bilinen Cebrail öncelikle Tanrı'nın huzuruna çıkması gerektiğine karar verdi. Tanrı gerçekleri bilse de bu olayı bahane ederek onları cezalandırdığını söyleyip Dünya'ya yolladı. Bu şeytan'ı çok sinirlendirmişti. Dünya'ya giden boyut kapısını keşfedip cinlerden oluşan askerlerini Adem ve Havva'yı öldürmesi için yolladı. Ama Cebrail'e olanları Zebrek anlatmıştı çoktan ve Cebrail Nemrar isimli kılıcını ve yakutlarla bezeli kalkanı kuşanıp toplayabildiği kadar melekle Tanrı'ya haber vermeden peşlerinden gitti.
Olayı öğrenen şeytan, Zebrek'i yakarak cezalandırdı. Ateşin etkisiyle yüzü tanınmaz hale gelmişti Zebrek'in. Yine de o acısına rağmen duvardan kaptığı zincirlere şeytan'ı hiç kurturamayacağı şekilde bağlamayı başarmıştı. Cebrail de cinleri Dünya'dan kaçırtmayı başarmıştı. şeytan da onun için özel olarak oluşturulan topraklarda yaşamaya mecbur bırakıldı. Ama şeytan orda da boş durmadı. Kendisine devasa boyutlarda bir kale yaptırttı ve Tanrı'ya ne olursa olsun Tanrı'nın yarattığı insanları kendisine karşı düşüreceğine dair yemin etti.
Zebrek'e yaptığı bu fedakarlıktan dolayı yüzünü istediği gibi değiştirebilmesine olanak tanındı ve ismi Azrail olarak değiştirildi. Ona bilinmeyen başka bir görev verilmişti ve bunu sadece Cebrail ile Tanrı'nın tüm bilgisinin saklandığı sonsuzluk kütüphanesinin görevlisi Mikail biliyordu.
Tanrı, eğer şeytan evrenin hakimiyetini bir şekilde ele geçirmeye kalkarsa da evreni yok etmeyi düşünmüştü. Bunun için de büyük bir savaş borusunu andıran bir müzik aleti yaptırttı ve sadece evrenin yok olmasına sebep olabilecek ezgileri bir kişiye öğretti. Cebrail'den sonra gelen ikinci komutan İsrafil'e."
Gürhan dinlediklerin çoğunu zaten din kültürü dersinden biliyordu. Tabi bu kadar ayrıntılı değil ve burdaki ayrıntıların çoğunun insanlar tarafından bilinmediğine de emindi.
"Bitti mi?"
"Sayılır. Ama benim artık gitmem gerekiyor. Yoksa bu gidişle ben bedenime geri dönmezsem öldüğümü sanıp mezara gömerler vallahi.", dedi gülümseyerek.
"Peki neden Tanrı evreni yaratmasına yardım eden bu taşları yanında değil de dünyada saklamış ya da neden yok etmemiş."
"Belki şeytan'ın bir şekilde taşları kendi boyutundan çalmasının daha kolay olabileceğini düşünmüştü. Ama neden yok edilmedğine gelirsek tekrar yeni bir evren oluşturacaksa gidiş yolu bu taşlarda."
"Neden tekrar yeni bir evren yaratsın ki?", diye sordu ki Gürhan cevabını kendisi anlamıştı zaten.
"Evrenin şeytan tarafından ele geçirilişini görmektense onu yok etmeyi tercih ediyor. Böylelikle bu taşları kullanarak yeniden bir evren yaratabilir. O vakte kadar bu taşları ondan korumalıyız. şeytan kendi düzenini, kendi boyutunu yaratıp Tanrı rolüne bürünmesin diye."
21. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

22. Bölüm "Amaç Dışı"
Gürhan birden kendini tekrar okulun kalorifer dairesinde bulmuştu. Ama hala üzerindeki pelerin ve sırtındaki kılıçlar yerinde duruyordu. Ã?ağla'nın sesi beyninde yankılandı: "Askerleri hakla. Sonra da beni bul. Futbol sahasındayım."
Üç asker tüfeklerini Gürhan'a doğrulttular. Biri: "Adam haklıymış. Ã?ocuk burada. Gerçekten bu okul lanetli galiba.", diye telaşla haykırdı. Gürhan kılıçlarından birini çekti. Gülümser bir tavırla: "Gelin bakalım.", dedi ve elinden tuttuğu kılıca doğru bir elektrik akımı oluştu. Ardından öndeki ilk askere bir şok dalgası yolladı. Asker elektrik şokunun etkisiyle titreyip yere yıkıldı. Diğer askerler bunun üzerinde tüfeklerini Gürhan'a doğrulttu. Hepsi aynı anda ateş ettiler. Ama o anda Gürhan'ın etrafında bir elektriksel alan oluştu. Onu baştan aşağı bir kalkan gibi sardı. Kurşunlar elektriksel alana vardıklarında küle dönüşüp yok oldular.
Gürhan tüm askerlerin tüfeklerindeki mermilerini sonuna kadar kullanmasını bekledi. Sonra etrafındaki elektriksel alan kayboldu. Diğer kılıcına çekip askerlere saldırdı. Tekrar koridora çıkmayı başardığında yerdeki güneş gözlüğü dikkatini çekti: "Murat bu!", dedi sinirle ve gözlüğü bir eliyle sıkıp kırdı.
******************************************************************************************************
Ã?ağla tekrar ayıldığında yanında Yeşim vardı. Ayağa kalkıp: "Zeynel nerde?", diye sordu. Yeşim: "Kel adam mı?"
"Evet!"
Yeşim arkalarındaki ağacı gösterdi. Kel adam donmuş bir vaziyette duruyordu. Kel adam'ın yanında da Egemen vardı. İlk defa kendini bu kadar özgür hissediyordu: "Su hayatmış gerçekten de.", dedi.
(5 dakika önce)
"Güçlerin işe yaramaz artık. Gücünün kaynağını bulmalısın suyun prensi.", dedi Kel adam. Gözlerindeki kızıllık her geçen dakika biraz daha artmaktaydı.
Ama birden bir şey olmuştu. Kel adam kendini yere attı acıyla: "Olamaz geç kaldım. Buldu bile."
Egemen o anda güçlerinin tekrar geldiğini hissetti. Kendini intikamın o keskin soğukluğuna bıraktığında gerçekten de kel adamın heykel gibi donduğunu farketti. Yeşim şaşırarak: "Tanrım! Sen suyu dondurabiliyorsun da.", dedi.
Sonra Ã?ağla'yı hatırlayıp onun yanına gittiler. Yeşim: "Ben onu iyileştirmeye çalışacağım, Egemen. Sen de kimse donmuş keli farketmeden br yere sakla."
"Nereye mesela?"
"Ne bileyim? Hayal gücünü kullan."
******************************************************************************************************
Halil tekrar ayıldığında kendini müdürenin odasında buldu. Karşısındaki duvarda ağzı bantlı ve elleri ile ayakları sıkıca bağlanmış bir asker duruyordu. Sürekli inleyip duruyordu. Birden odaya takım elbiseli adam girdi. Halil'e yaklaştı:"şu anda bu boş günü değerlendirip arkadaşlarınla Karşıyaka'daki bir internet kafede oyun oynayabilirdin. Ama sen bunun yerine buralarda takılıp benim ve askerlerimin işine engel olmayı tercih etti, evlat? En azından denedin."
"Beni nasıl buldun?"
"Ben bilmiyorum. Bir asker seni duvarın bir köşesinde uyuklarken bulmuş. Acaba uyuşturucu filan mı kullanıyorsun? Hap filan?"
"Hayır. Asla!", dedi Halil sinirlenerek. Sonra sakin bir ses tonu çıkartmaya özen göstererek: "Peki başka biri yok muymuş beni bulduğunda o asker? Başka bir öğrenci?"
"Hayır.", dedi adam. "Yoksa arkadaşlarının ihanetine mi uğradım. Tahmin edeyim. Okuldan çıkacağınıza biraz eğlenelim dediniz iki kafadar ve askerleri takip ettiniz. Burda ne yapıldığını kendi gözlerinizle görüp herkese anlatıp popülerliğinizi artıracaktınız. Ne o hoşlandığınız bir amigo kızı filan mı var?"
"Bizim okulda öyle şeyler olmaz."
"Tabi o da doğru. Burasını birden New York zannettim.", dedi adam. Ama ses tonu birden ciddileşmişti: "Bak evlat. Beni sen salak filan mı zannettin? Lafı dolandırma. Diğer arkadaşın nerde? Eğer yardımcı olursan olayı büyütmeden ikinizi birden okuldan hemen çıkmanıza izin veririm. Ama tam tersi bir şekilde davranış sergilersen bu iş daha kötüye gidebilir senin ve o diğer arkadaşın için. Anlaştık mı?"
******************************************************************************************************
Gürhan hızlı adımlarlda ilerlerken birden aniden karşısına çıkan birine refleksle kılcını çekti. Ama karşısındaki o askerlerden biri değildi. Sınıf arkadaşı Volkan'dı. Volkan korkuyla: "Sen de kimsin? Yüzük tayfı filan mı?"
"Gürhan pelerininin başlığı arkasına atınca Volkan iyice şaşırdı: "Artık galiba anlattıklarına inanıyorum Gürhan."
"Rüyalarım mı?"
"Rüya? Evet, acaba o rüyalarının her hangi bir kısmında ben de var mıydın?"
"Galiba."
"şu kılıcı indirir misin?"
"Özür dilerim.", dedi Gürhan. Ama aniden Volkan'ın omzundan tutup onu aşağı çekti ve arkasındaki askere bir elektrik dalgası fırlattı. Asker şokun etkisiyle karşı duvara tosladı ve yere devrildi. Volkan: "Senin sadece uçtuğunu sanıyordum.", dedi şok içersinde.
22. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

23. Bölüm "Geriye Dönüş"
"Sen git saklan. Benim halletmem gereken başka işler var", dedi Gürhan.
"Memnuniyetle.", deyip Volkan en yakın çıkış kapısına doğru yol aldı.
Gürhan ikinci kata çıkan geniş merdivenlere doğru ilerledi. Merdivenler yarısında ikiye ayrılıyordu. Ortada dev bir ayna vardı. Aynaya bakıp yeni haline inanamadı önce. Sonra pelerininin başlığını başına geçirdi ve sol tarafa dönerek ordan yukarı çıktı. Direk müdürenin odasına yürüdü. İçerde dört kişi vardı. Biri Halil'di. Kenarda bir taburenin üstünde oturuyordu. Bir asker elleri ve ayakları sıkıca bağlı bir halde duvarın dibinden çırpınıp duruyordu. Başka bir asker ve de Kenan Bey de odanın ortasındaydı. Asker hemen tüfeğine sarıldı. Ama Kenan Bey bir bakışıyla indirmesi gerektiğini belirtti.
"Anlaşılan koordinat belirtmemize ve kazı yapmamıza gerek kalmamış. Aradığımızı bulmuşsun."
"Senin için değil."
"Tabi şu anda güç ben de ayaklarındasındır. Ama burdan nereye gideceksin ki. Herkes senden korkacak. Tüm dünya ordularıyla seni durdurmaya ve ele geçirmeye çalışacak. Tabi bu şu anda yapacağın şeye bağlı..."
Gürhan çoktan kararını vermişti bile. Kılıcını Kenan'a doğru tuttu. Asker tekrar tüfeğini kaldırdı. Ama Gürhan kılıcıyla askerin tüfek tutan elini kesti. Asker çığlık çığlığa bağırırken vicdanını da çok kötü sızlamaya başlamıştı.
"Kararın belli. O halde benim kararım da..."
Tekrar Kenan Bey'in sözü kesilmişti. Ama bu sefer pencereden içeri giren yıldırım konuşmasının kesilmesine sebep olmuştu.
"Bu kadar araştırma yaptıktan sonra cebimdeki taşın hava taşı olduğunu ve bu taşın sahibinin havayı ve elektriği kontrol edebildiğini de biliyorsundur.", dedi Gürhan.
"Senin insanlığı koruman gerekiyor ama. Ã?fken kötülüğe çekebilir seni" dedi Kenan Bey sakin bir sesle.
"Evet. Haklısın insanlığı korumak benim asıl görevim. Senin gibilerden"dedi Gürhan Kenan Bey'e yaklaşarak.
"şu anda çok öfkelisin. Tamam. Sabah yaptıklarımdan dolayı üzgünüm. Ben de biraz kaba davrandım. Farkettim"
"Neden acaba?"dedi Gürhan kinayeli bir ses tonuyla.
"Eski dillere ve mitolojiye çok meraklıydım. Hep insanlık buralara kadar nasıl geldi? Gerçekten Tanrı var mı? Tanrı varsa evren nasıl yaratıldı diye hep kafam belirsizliklerle doluydu. Bu kadar fazla merakım olmasına rağmen eski kitabelerde anlatılanlar sadece o zamanki krallarına soytarılık yapmaktan başka bir halta yaramıyordu. Ama sonunda karşıma bir gün Zeynel isminde bir psikoloji bilimiyle uğraşan bilim adamı geldi. Kardeşinin eski bir kitap bulduğundan bahsetti. Kardeşi Murat eski dil uzmanıydı. Ã?evirilerinde Tanrı’nın evreni yaratırken kullandığı bazı taşlardan bahsediyordu. Hatta kitapta taşların koordinatlarının bile yer aldığını belirtiyordu."
"Hepsinin mi?"
"Bir kısmını aslında. Ve garip olan tüm taşların yani belirlediğimiz taşların yerleri hep İzmir çevresindeydi."
"Yani diğerleri de İzmir'de bir yerde mi?"
"Bu bulduğun burdaysa diğerlerinin de yeri doğru o zaman"
"Ama o zaman sen de anlamalısın. Bu taşların sahipleri zaten belli. Zamanı gelince bulacaklar"
Kenan Bey sinirlenerek: "Bu kadar çabamın boşuna mı olacağını düşünüyorsun? Yanılıyorsun o zaman"diye bağırdı.
******************************************************************************************************
Selçuk ve Faris Konak'ta hala otobüs bekliyorlardı. Demin dersaneye giden Demet'le karşılaşmışlardı. O gittikten sonra Selçuk: "şu kazı işi aslında iyi oldu. Kimyaya eve gidince rahatlıkla tüm gün çalışabileceğiz"
"Tamam da bu kazı işi bir gün de nasıl bitecek. Hem askerlerin üniformaları da garip. Orduya bağlı değiller herhalde"
"Peki o tank ne amaçla orada ki? Ne olabilir ki o kadar tehlike unsuru barındıracak?"diye sordu Selçuk muzipçe.
"Belki de egolarını tatmin etmeye çalışıyorlardır" diye cevap verdi Faris.
******************************************************************************************************
Tank tehditkar bir edayla Gürhan'ın karşısındaydı. Tankın üstündeki asker: "şimdi nereye gidebileceksin ki?"dedi sinir bozucu bir sesle.
(Üç dakika önce)
Kenan Bey cebinden çıkardığı tabancayı Halil'e doğrulttu: "Bu öğrenciyi tanıyor musun bilmem. Ama en azından ölmesine razı olmazsın"
"İndir o silahını hemen"diye haykırdı Gürhan.
"Bana o elektrik şokunu fırlatana kadar ben çoktan arkdaşının kafasına tabancamdan çıkan mermilerden birinin girmesine neden olarum. Buna emin olabilirsin. İyi silah kullanırım. Tipim biraz yanıltıcı belki ama"
Gürhan deminki yıldırımdan dolayı camları kırılmış olan pencereden aniden rüzgar esmesini sağladı. Birden rüzgar şiddetlenince Kenan ayakta duramayacak hale geldi. Duvara doğru çarptı. Gürhan hemen Halil'in elinden tutarak: "Kaç hemen"diye bağırdı.
Ama birden bir silah sesi duyruldu. Halil bacağından vurulmuştu. Silah demin eli kesilen asker tarafından kullanılmıştı. Ama silahı ateşledikten sonra kendisi çektiği acıya dayanamayıp bayıldı.
Gürhan Halil'i yanına eğilip yaptığı pişmanlığın dayanılmaz acısıyla: "Keşke birazcık da olsa zamanı geriye alabilseydim"diye hıçkırdı.
Birden kendini tekrar müdürenin odasına ilk girdiği anda buldu.
"Ben yalnızca havayı kontrol edebildiğimi sanıyordum"
Ama birden farketti ki kendisi dışında kimse hareket etmiyordu: "Ben ne yaptım?"diye haykırdı.
23. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

24. Bölüm "Korkuluk Korkarsa..."
(2 ay önce)
O gün ilk iki saat beden eğitimi dersiydi. Herkes sıraya geçmiş dışarıda hocanın sınıf defterini imzalamasını beklerken yeni bir öğrenci bizim sıraya yaklaşmaktaydı. İsmi Hulusi'ydi. Ã?oğu kişi dışarda sporunu yaparken bazıları sınıfında kaloriferin sıcaklığı eşliğinde ders çalışmayı tercih etmekteydi. Hulusi yeni geldiği ve eşofmanlarını getirmediği için sınıfa gitmişti. Sınıfta Egemen'le tanışmıştı. İki ders boyunca Egemen'le konuştular.
Gürhan beden eğitimi dersi sonunda Egemen'in bu yeni gelenle ilgilenmesini biraz kıskanmıştı. Ã?ünkü çocukla nerdeyse ahbap olmuştu ve Hulusi Gürhan'ın yerinde yani can dostu Egemen'in yanındaki sırada oturuyordu. Ama Hulusi beklediğinden daha cana yakın çıkmıştı. Arka taraftaki boş sıraya Gürhan'ın söz söylemesine fırsat tanımadan geçmişti. Gürhan bu sefer düşündükleri için aşırı pişman olmuştu.
(şimdi)
"Sen mi zamanı durdurdu yani?"
"Evet."
Hulusi zamanı durdurmuştu. Herkes hareketsizdi. Sadece ikisi hareket edebiliyordu. Hulusi Gürhan'a yaklaştı.
"Sana olmaması gereken bir şeyi göstereceğim."
Birden etrafını bir ışık kapladı Gürhan'ı. Kendini tekrar o tabloların olduğu okul koridorlarında buldu. Yanında Hulusi fısıltı halinde konuşarak: "İşte orda!"
Merdivenlerden Ã?ağla çığlık atarak inmekteydi. Arkasından Siyah pelerinli biri onu takip etmekteydi.
"Ben bunun olmaması için çok uğraştım Ama benim gücüm buna yetmiyor. Zamanı gelince olmam gereken yerde olsam da birinin yardımına ihtiyacım var. Koruması gereken taşa ulaşmış birinin yardımına.", diye açıklamasını sürdürdü Hulusi.
Ã?ağla sanki hayaletmiş gibi içlerinden geçti. Ama birden kaskatı kesildi ve sanki biri fırlatmış gibi duvara çarptı hızlıca. Başı çok kötü kanıyordu. Pelerinli adam ise kaybolmuştu.
Bir süre sonra Gürhan'ın etrafı tekrardan ışık süzmesiyle doldu ve kendini sınıfında buldu. Sınıfta Gökçe, Gizem, Hulusi ve Efe vardı. Bir kaç asker tüfeklerini onlara doğrultmuştu. Gürhan ani bir refleksle harekete geçti. Sınıfta şiddetli bir rüzgar akımı oluştu. Askerler geriye doğru savruldu.
Hulusi Gürhan'a dönüp: "Başardım sonunda. Aynı zaman dilimine gelip olayların gidişatıyla uğraşmak çok zormuş ya. Kaç kere Efelerin ölümüne tanık oldum anlatamam.", dedi.
Efe: "Ne yani biz ölmüş müydük?", dedi şaşkınlıkla.
"Artık değil. Öldüğünüz o zaman lar hiç olmamış gibi düşünebilirsiniz. Ama geleceğe ışınlanıp yardım edecek birilerini bulmam gerektiğini hızlıca düşününce günü kurtarmış oldum."
Ama Gürhan birden: "Ben burdaysam peki şimdi Halil ve Volkan ne durumda?", dedi heyecanla.
"Onlarda mı burda?", diye sordu Gizem. Artık uykulu halinden eser kalmamıştı.
******************************************************************************************************
Volkan hemen karar vermeliydi. Ya kaçacak ve askerlerin Halil'e nazikçe davranmaları konusunda dua edecketi ya da konsantre olup aynen önceden yaptığı gibi gelen askerin de korkmasına sebep olacaktı. Ama şimdi koridorda arkasına bakmadan hızla koşuyordu. Neden böyle bir şey yaptı o da anlamamıştı. Halil bayılmış bir vaziyette orada yüzü koyun yatarken onu orada nasıl bıraktığına hala kendisi de bir anlam veremiyordu. Hemen okulun en yakın çıkış kapısına yöneldi ve bacaklarına güvenebileceği kadar koştu.
******************************************************************************************************
"Artık öyle bir şey yaşanmadı diye farzet Gürhan. Volkan senle konuştuktan sonra yaptığı gibi okuldan tüymüştür yine. şmdi Halil'i kurtarmaya çalışalım.", dedi Hulusi.
"Ya da en iyisi biz de Volkan'ın yaptığı gibi kaçıp gidelim.", dedi Gökçe.
Birden sınıf kapısı açıldı. Herkes yine bir askerin geldiğini sanmıştı. Ama gelen Gökçe ve Gizem'in kadim dost gibi tabir edecekleri arkadaşları Burçin'di.
"Efe nerdesin? Sana ulaşmaya çalışıyorum iki saattir.", diye bağırdı Burçin.
******************************************************************************************************
Volkan servis alanına varmıştı. Ama servis alanındaki tank ve tankın yanında duran üç askeri farketince geriye doğru adım attı. Ama sonra aklını başına topladı ve kendine gelmeye çalıştı.
Az sonra askerler tankın kafasız bir dev olduğunu sanarak olay yerinden hızlıca uzaklaştılar.
Sonra Volkan tepedeki futbol sahasını farketti. Yeşim, Ã?ağla ve Egemen'i gördü. Onlara doğru koşmaya başladı.
24. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

25. Bölüm "Olmaması Gereken Yerde"
Gürhan tekrar müdürenin odasına çıktı. O sırada sınıfta Efe ve diğerleri Burçin'e olanları anlatıyordu. İki kılıcını da eline aldı Gürhan. Kılıçların saplarında yıldırım sembolü vardı. Avuçlarından kılıçlara doğru bir elektrik akımı oluşturdu ve odaya daldı. Demin elini kestiği asker odanın ortasında Kenan Bey'le duruyordu yine. Bu sefer vicdanının sesini dinleyerek daha nazik davranmaya çalıştı Gürhan. Ama bu sefer pek Kenan Bey'in sözlerini dinlemeye niyeti yoktu. İkisini de elektrik şokuna maruz bırakıp bayılttı. Halil ayağa kalktı. şaşkınlık içindeydi: "Sen bizim yanıdığımız Gürhan mısın?&", dedi.
"Ã?abuk Halil. Sonra bol bol konuşuruz. Efeler bizim sınıfta. Onları bul.", dedi Gürhan heyecanla.
******************************************************************************************************
Volkan donmuş vaziyette duran kel adamı dakikalarca inceledi. Sonra Egemen'e dönerek: "Vay be o zaman Gürhan'ın rüyaları doğruysa sen suyun altında istediğin kadar nefes almadan durabilirsin.", dedi
"Galiba.", dedi Egemen. Sanki o rüyaların bahsinin geçmesini istemiyordu.
"Acaba Gürhan ne yaptı?", dedi Ã?ağla. Aslında sesli bir biçimde düşünüyordu.
"Gürhan müdürenin odasında mı demiştin?", diye sordu Yeşim.
";Hayır. O öncedendi. Artık zaten o bildiğiniz Gürhan değil. O koruyuculuk mertebesinden artık ulaşan ilk kişi."
"Bu koruyuculuk muhabbetinden de sıkılmaya başladım.", dedi Egemen.
"Bence sıkılman için bayağı erken daha.", dedi Ã?ağla ciddi bir ses tonuyla.
******************************************************************************************************
Burçin:"Ne yani dün sabaha kadar anlattıklarıyla dalga geçtiğiniz Gürhan şimdi havayı mı kontrol ediyor?", dedi gülerek.
"Bu o kadar da basit değil.", dedi Efe.
O sırada sınıfa Halil girdi: "Gürhan sizi burada bulacağımı söylemişti.", dedi soluk soluğa.
"Gürhan, sıra arkadaşım olmak için can atan, saçlarımla oynamaya çalışan, saçma esprileriyle Yeşim'le yarışan Gürhan'dan bahsettiğinize emin misiniz?", dedi Burçin.
******************************************************************************************************
Gürhan müdürenin odasından açılan balkona çıktı. Oradan süzülerek aşağıya indi. Karşısında sabahtan beri ne amaçla geldiği belirsiz tankla karşılaştı. Tankın üstündeki asker: "şimdi nereye gidebileceksin ki?", dedi gıcık bir tonla.
"Tankı kullanarak okulu harap etmek istemezsin. Komutanın bu konuda sana hassas davranmam gerektiğini öğretmedi mi? Bu tankı sadece meraklı öğrencileri uzaklaştırmak için getirttiğinden bahsetmedi mi?", dedi Gürhan bilgiç bir tavırla.
"Yani?"
"Kısacası o tankın içinde bana karşı kullanabileceğin hiç bir silah yok.", diye sözlerine devam etti Gürhan. Sonra da onu avucundan fırlattığı elektrik akımıyla susturdu.
******************************************************************************************************
"Her şey plandığımız gibi mi?"
Murat elindeki telefonla arabileceği kalan son kişiyi aramıştı. Ama maalesef açan kişi abisi değildi.
"Hayır maalesef. Planlandığı gibi gitmedi herşey."
Konuşan Ã?ağla'ydı: "Hastalığın gözümde sana karşı biraz bile acıma duygusuna sahip olmama sebep olmuyor. Seni en büyük korkunla mahvedeceğim, Murat."
"Abimin bir suçu yok. Haberi bile yok yaptığım anlaşmadan!", dedi Murat ağlamaklı bir sesle.
"Özgünüm. Abin olmasını istemediği bir hale büründü senin yüzünden.", dedi ve Ã?ağla telefonu kapattı.
25. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

26. Bölüm"Olmaması Gereken Zamanda"
Volkan, onlara yaklaşan turkuaz renginde pelerini olan birini gösterdi: "Bu da kim böyle?"
Ã?ağla sevecen bir sesle pelerinli adama yaklaştı: "Korkmayın. Bu bizim Gürhan'ın ta kendisi."
Egemen şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştu: "Koruyucular meselesinde anlaşılan bayağı ciddiymişsin, Ã?ağla.", dedi.
O sırada birisi Egemen'in boğazından yakaladı. Bu kel adamdı: "Bir daha bana bunun yapmana izin vermeyeceğim."
"Bırak onu Jerger!", diye bağırdı Gürhan.
"İsmimi nerden biliyorsun?"
"Birisi ağzından kaçırdı diyelim.", dedi gülümseyerek.
"Abi, dur!"
Murat yavaşça yaklaştı: "Lütfen hatırlamaya çalış. Görevini hatırlamaya çalış. Her zaman bana en çok korktuğun şeyin düşüncelerimin zorla değiştirilmesi derdin. Kontrolünü ne zaman kaybetsem beni hatırlar tekrar benim tanıdığım abim olurdun."
Kel adam: "Seni her zaman korumaya çalıştım. Anlaşma yaptığını baştan beri biliyordum aslında. Yine de aklını kullanarak tekrar doğru yolu bulursun sanmıştım.", dedi ağlamaklı sesle. Egemen'i bıraktı ve Murat'a sarıldı.
Ã?ağla memnun bir edayla: "Umarım abini kurtarmak için söylediğin sözler senin için de geçerlidir. şimdi bana anlat bakalım. Tam olarak senden ne istiyorlardı?", dedi Murat'a.
******************************************************************************************************
Okula en yakın bir kafede Meltem, müdüre hanımı beklemekteydi. Aşırı derece terliyordu. Ne zaman kafenin girişine asılmış aynaya baksa gözlerinden akan kanlı gözyaşlarıyla ona bakan küçük bir kız çocuğu görül gibi oluyordu. Cep telefonu birden çalınca irkildi. Arayan Pervin Hanım'dı. Gelemeyeceğini bildiriyordu. Telefon konuşması bitince artık kafede durmasına sebep olabilecek bir olayın kalmaması nedeniyle içtiği limonatanın parasını ödeyip kafeden çıktı.
******************************************************************************************************
Efe Gürhan'ın sırasına yaklaştı. Sıranın gözünde Ã?ağla'nın ona verdiği eski kitap vardı.
"Hayret. Kitabı nasıl burada unutmuş? Eve götürdü sanıyordum?"
O sırada Burçin sakin olmaya çalışarak: "Biri bana burada neler olduğunu en baştan anlatabilir mi?"
Hulusi: "Ben anlatayım.", dedi. Sonra öksürerek uzun süreceği belli olan konuşmasına hazırlığını yaptı:
"şimdi Gürhan dün sabah anlattığı garip rüyalarından sonra bana çarpıp gitmişti. Ben de onun peşinden gittiğimde beynimde Ã?ağla'nın sesini duydum aniden. Fazla üzerinde durmadım önce ve Gürhan'ı aradım. Ama bulamayınca sınıfa geri döndüm. Gürhan, Ã?ağla ile sınıfa geri döndüğünde ise birden Efe sınıfa girip Gürhan'a tüm rüyalarının anlatmasını istemişti. Gizem birden ayağa kalkıp neler olduğunu anlamaya çalışırken bayılıp yere yığılınca ben de ateşi var mı diye kontrol ettim. O anda bir şey oldu. Tekrardan Ã?ağla'nın sesi çınladı beynimde ve kendimi gelecekte buldum. Etraf yıkık döküktü. Askerler etrafta koşuşturuyordu. Ondan sonra da bu sefer kendimi okul koridorlarında buldum. Ã?ağla, siyah pelerinli bir adam tarafından takip ediliyordu. Yanımdaki Ã?ağla bana buna engel olmamı istedi ve tekrar zamanımıza döndüm.
Sonra Gizem ve Gökçe bir şekilde kantindeki olaya sebep olduktan sonra Gökçe birden öfke krizine girdi, Gizem de tekrar bayılmıştı. Ã?ağla bana zamanı durdurmamı söyledi ve ben de yaptım. Sonra Gizem'in elini Gökçe'ye değdirtip tekrar yerine götürdüm."
"Yani orda olanlar, Gökçe'nin birden sakinleşmesi böyle mi oldu?"
"Aynen öyle, Burçin. Tekrar ders başladığında ben de hocadan bu gelen askerler hakkında bilgi almaya çalışıyordum."
"Bir dakika askerler filan kafam karıştı. Dün okula gelmedim. Bugün geldiğimde tamam tankı gördüm ama şimdi iyice kafam karıştı. Gökçe'nin dün başına gelenleri Demet'ten ve Efe'den duymuştum. Ama böyle bir şeyi asla tahmin etmezdim."
Efe söze karışarak:"Ama sadece Hulusi'nin başına gelenler yok ki bana da onun gibi olmasa da garip şeyler oldu. Gece yarısı kendimi kargaya dönüşmüş bir halde bulmuştum. Gerçi o bana sanki basit bir hayalmiş gibi geliyor."
"Ay!", diye haykırdı Burçin: "Bence siz benle dalga geçiyorsunuz?", dedi.
26. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

27. Bölüm “Olmaması Gereken Kişi”
Jerger bir kleandı. Cinlerin en soylularıydı kleanlar. şeytan da klean soyundan geliyordu. Jerger, şeytan’ın diğer yüce kleanlarla yaptığı toplantılara hep katılırdı. Başta şeytan’ın kendini yeni Tanrı olarak ortaya çıkıp kendi düzenini yaratması fikri mantıklı gelmesi. Ama bunun için Tanrı’nın yarattığı tüm güzelliklerin yok olması gerektiğini anlayınca fikrini değiştirdi. şeytan meleklere casusluk yapan bir kleanın varlığını hissedince çok öfkelenmişti. Sonunda gerçeği öğrenmişti. Jerger’in kardeşini zindana kapattıktan sonra Jerger’i Dünya’ya gidip bana kendisi için taşların yerlerini birer birer öğrenip onları getirmesini emretmişti. Jerger, meleklerin yanına gidip daha çok görev istediğini söyledi. Onlara şeytan’ın kardeşine yaptıklarını anlatmamıştı.
Tanrı tüm olanları bilse de Jerger’in Dünya’ya gitmesine müsade etmişti. Koruyucuları sorumluluklarının bilincini farkedene kadar onları takip etme görevi verildi ona. Böylece tüm koruyucuların ismini öğrenmiş oldu ama şeytan’a bildiklerini anlatmadı.
şeytan bunun üzerine Jerger’in kardeşini serbest bırakıp abisinin peşinden yolladı. Ama onu lanetlemişti. Kardeşi ölüm korkusuyla şeytan’a hizmet edeceğine dair yemin etti. Tabi boyut kapısından geçmesi imkansızdı. O da şeytan’ın ilk müridi olan ama artık ona hizmet etmeyen Azrail’i takip etti. Ölen insanların ruhlarını güven içinde öteki boyuta taşımakla görevliydi. Jerger’in kardeşi boyut kapısına kimseye farketmeden yaklaştı. Azrail mavi gözlü sarı saçlı on yedi yaşlarında bir genç görünümüne bürünmüştü. Yanında yeni ölmüş olan dört yaşında bir kız çocuğu vardı. Daha çocuk ölümün şokunda ne olduğunu anlamadan kendini Jerger’in kardeşinin kucağında buldu. Azrail’i eğer tekrar boyut kapısını açmazsa kızı şeytan’a zorla götüreceğine dair tehdit etti.
Bir süre sonra kendini değişik bir diyarda buldu. Kocaman kubbesi olan bir bina dikilmekteydi arkasında. Genç bir kız ona yaklaştı: “Sen bana yardım etmek için gönderilen olmalısın. Seni bekliyordum. Beni biliyorsundur. Ben Rehber’im.”, diye kendini tanıttı kız.
Jerger’in kardeşi önce ne diyeceğini bilemedi ve aklına gelen ilk ismi söyledi. Nedense bir yerden tanıdık geliyordu söylediği isim: “Ben de Murat.”
O anda ikisinin bilmediği arkalarında ağaçların arasında saklı olan bir mezardan ağlama sesleri geldiğiydi. O ağlama sesleri bir süre sonra Murat’ın zihninde zaman zaman rahatsız edici boyutlarda belirecekti. Bazen küçük bir kızın görüntüsü de bu seslere eşlik edecekti.
******************************************************************************************************
O gece çok şiddetli yağmur vardı. Ama iki kız yolunu kaybetmişti. Kendilerini bir okulun arka bahçesinde bulmuşlardı. Birden karşılarına ağzında sigara bir serseri çıktı: “şu anda evlerinde sıcak yataklarınız da olmanız gerekmiyor muydu?”
Küçük kızlar birbirlerine sıkı sıkı sarılmıştı. O anda çakan şimşek korkan yüzlerini ortaya çıkarmıştı. İkisi de belli ki ikizdi. Birbirlerine çok benziyorlardı. Serseri arkasında sakladığı ipi eline aldı: “Bence boşu boşuna zorluk çıkartmayın.”, dedi pis bir sesle.
İkizlerden yeşil gözlü olan: “Sen daha hızlı koşuyorsun. Git hemen okulda birileri olmalı. Koş ve yardım çağır.”
“Peki ya sen?”
“İkimiz de ayrılacağız. Ayrı taraflara koşucağız.”
“Fısıl fısıl konuşmayın.”, diye konuştu serseri ve ileri atıldı. Yeşil gözlü olanı yakaladı: “Koş Meltem koş!”
Birden Meltem kan ter içinde uyandı. Otobüsteydi. Nereye gideceğini bilmiyordu. Kenan’ın hırsına kapılıp o okula geri dönemk istemiyordu. Sanki bir şekilde o okul onun geçmişinde unutmaya çalıştığı kötü anıların birer birer uyanmasına neden olmuştu.
******************************************************************************************************
Jerger Gürhan’a yaklaştı: “Koruyucu! Senden bir iyilik isteyeceğim. Tekrar o kleanın bana yaptığı lanetin geri gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz. O yüzden lütfen beni hemen öldür.”
Gürhan yutkundu: “Öldürmek mi? Hayır, zaten demin kızgınlıkla birinin elini kopardı. Vicdanım çökmüş durumda. Gerçi o zaman dilimi artık geçersiz şu ana. Ama olsun böyle bir şey yapamam.”
“Sen delirdin mi?”, diye bağırdı Ã?ağla.
“Olması gereken bu. Ben olmaması gereken yerde, olmaması gereken zamanda olan olmaması gereken kişiyim. Lütfen beni öldürmesine izin verin ve kardeşimin tekrar boyut kapısından kendi boyutuna geçmesine yardımcı olun. Olması gereken bu.”
“Abi lütfen. Beni dinle.”, diye konuştu hüzünlü bir sesle Murat.
“Murat. Görmüyor musun? İşleri iyice berbat ediyoruz. Eğer tekrar kendi boyutumuza geri dönebilirsen melekler bu işin arkasını bırakmayacaktır ve senin sorununa çözüm bulacaktır.”
Sonra Jerger Gürhan’a dönüp: “Kılıcını çıkart Koruyucu. Yoksa ilk saldıran ben olacağım.”, dedi.
27. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

27. Bölüm"Olmaması Gereken Kişi"
Jerger bir kleandı. Cinlerin en soylularıydı kleanlar. şeytan da klean soyundan geliyordu. Jerger, şeytan'ın diğer yüce kleanlarla yaptığı toplantılara hep katılırdı. Başta şeytan'ın kendini yeni Tanrı olarak ortaya çıkıp kendi düzenini yaratması fikri mantıklı gelmesi. Ama bunun için Tanrı'nın yarattığı tüm güzelliklerin yok olması gerektiğini anlayınca fikrini değiştirdi. şeytan meleklere casusluk yapan bir kleanın varlığını hissedince çok öfkelenmişti. Sonunda gerçeği öğrenmişti. Jerger'in kardeşini zindana kapattıktan sonra Jerger'i Dünya'ya gidip bana kendisi için taşların yerlerini birer birer öğrenip onları getirmesini emretmişti. Jerger, meleklerin yanına gidip daha çok görev istediğini söyledi. Onlara şeytan'ın kardeşine yaptıklarını anlatmamıştı.
Tanrı tüm olanları bilse de Jerger'in Dünya'ya gitmesine müsade etmişti. Koruyucuları sorumluluklarının bilincini farkedene kadar onları takip etme görevi verildi ona. Böylece tüm koruyucuların ismini öğrenmiş oldu ama şeytan'a bildiklerini anlatmadı.
şeytan bunun üzerine Jerger'in kardeşini serbest bırakıp abisinin peşinden yolladı. Ama onu lanetlemişti. Kardeşi ölüm korkusuyla şeytan'a hizmet edeceğine dair yemin etti. Tabi boyut kapısından geçmesi imkansızdı. O da şeytan'ın ilk müridi olan ama artık ona hizmet etmeyen Azrail'i takip etti. Ölen insanların ruhlarını güven içinde öteki boyuta taşımakla görevliydi. Jerger'in kardeşi boyut kapısına kimseye farketmeden yaklaştı. Azrail mavi gözlü sarı saçlı on yedi yaşlarında bir genç görünümüne bürünmüştü. Yanında yeni ölmüş olan dört yaşında bir kız çocuğu vardı. Daha çocuk ölümün şokunda ne olduğunu anlamadan kendini Jerger'in kardeşinin kucağında buldu. Azrail'i eğer tekrar boyut kapısını açmazsa kızı şeytan'a zorla götüreceğine dair tehdit etti.
Bir süre sonra kendini değişik bir diyarda buldu. Kocaman kubbesi olan bir bina dikilmekteydi arkasında. Genç bir kız ona yaklaştı: "Sen bana yardım etmek için gönderilen olmalısın. Seni bekliyordum. Beni biliyorsundur. Ben Rehber'im.", diye kendini tanıttı kız.
Jerger'in kardeşi önce ne diyeceğini bilemedi ve aklına gelen ilk ismi söyledi. Nedense bir yerden tanıdık geliyordu söylediği isim: "Ben de Murat."
O anda ikisinin bilmediği arkalarında ağaçların arasında saklı olan bir mezardan ağlama sesleri geldiğiydi. O ağlama sesleri bir süre sonra Mura'ın zihninde zaman zaman rahatsız edici boyutlarda belirecekti. Bazen küçük bir kızın görüntüsü de bu seslere eşlik edecekti.
******************************************************************************************************
O gece çok şiddetli yağmur vardı. Ama iki kız yolunu kaybetmişti. Kendilerini bir okulun arka bahçesinde bulmuşlardı. Birden karşılarına ağzında sigara bir serseri çıktı: "şu anda evlerinde sıcak yataklarınız da olmanız gerekmiyor muydu?"
Küçük kızlar birbirlerine sıkı sıkı sarılmıştı. O anda çakan şimşek korkan yüzlerini ortaya çıkarmıştı. İkisi de belli ki ikizdi. Birbirlerine çok benziyorlardı. Serseri arkasında sakladığı ipi eline aldı: "Bence boşu boşuna zorluk çıkartmayın.", dedi pis bir sesle.
İkizlerden yeşil gözlü olan: "Sen daha hızlı koşuyorsun. Git hemen okulda birileri olmalı. Koş ve yardım çağır."
"Peki ya sen?"
"İkimiz de ayrılacağız. Ayrı taraflara koşucağız"
"Fısıl fısıl konuşmayın.", diye konuştu serseri ve ileri atıldı. Yeşil gözlü olanı yakaladı:"Koş Meltem koş!"
Birden Meltem kan ter içinde uyandı. Otobüsteydi. Nereye gideceğini bilmiyordu. Kenan'ın hırsına kapılıp o okula geri dönemk istemiyordu. Sanki bir şekilde o okul onun geçmişinde unutmaya çalıştığı kötü anıların birer birer uyanmasına neden olmuştu.
******************************************************************************************************
Jerger Gürhan'a yaklaştı: "Koruyucu! Senden bir iyilik isteyeceğim. Tekrar o kleanın bana yaptığı lanetin geri gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz. O yüzden lütfen beni hemen öldür."
Gürhan yutkundu:"Öldürmek mi? Hayır, zaten demin kızgınlıkla birinin elini kopardı. Vicdanım çökmüş durumda. Gerçi o zaman dilimi artık geçersiz şu ana. Ama olsun böyle bir şey yapamam."
"Sen delirdin mi?", diye bağırdı Ã?ağla.
";Olması gereken bu. Ben olmaması gereken yerde, olmaması gereken zamanda olan olmaması gereken kişiyim. Lütfen beni öldürmesine izin verin ve kardeşimin tekrar boyut kapısından kendi boyutuna geçmesine yardımcı olun. Olması gereken bu."
"Abi lütfen. Beni dinle.", diye konuştu hüzünlü bir sesle Murat.
"Murat. Görmüyor musun? İşleri iyice berbat ediyoruz. Eğer tekrar kendi boyutumuza geri dönebilirsen melekler bu işin arkasını bırakmayacaktır ve senin sorununa çözüm bulacaktır."
Sonra Jerger Gürhan'a dönüp:"Kılıcını çıkart Koruyucu. Yoksa ilk saldıran ben olacağım.", dedi.
27. Bölümün Sonu
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

28. Bölüm "Olmaması Gereken Savaş"
Kel adamın iki elinin avucundan da keskin uzuvlar çıkmaya başladı: "Kleanlar bedenlerini istediği şekle sokmakla ünlüdürler."
Gürhan hazır bir şekilde iki kılıcını ileri doğru tutmuş duruyordu. Ã?nce Jerger'in saldırmasını bekliyordu. Birden bulundukları futbol sahasının etrafında pembemsi bir duvar oluşmaya başladı. Gürhan gözlerini ovuşturmaya başladı. Ã?ünkü her şey siyah beyaz gözüküyordu Jerger haricinde.
"Bu öfke dövüşü. Kleanlar hileye karşıdırlar. Ã?evreden gelebilecek her şeye karşı önlem alınır savaş öncesi ve sadece rakibine odaklanılmasını sağlayan bir çeşit büyü yaparlar.", diye açıkladı Ã?ağla. Ã?ağla ve diğerleri sahanın üstündeki duvardaydılar. Gürhan Ã?ağla'nın dediklerini duymamıştı. Aynı şekilde başka hiç bir ses, rüzgarın sesinden çevredeki kuşların sesine kadar hiç bir ses duymuyordu.
"Bu düellodan sadece bir tek kişi sağ çıkacak. Kaçmak yok. Yoksa ömür boyu kendi dünyandan da öteki boyuttan da soyutlanırsın."
"Sen ne yaptın böyle?", diye haykırdı Gürhan.
"Ã?fke dövüşünde çevre ve diğer şeylerin dövüşümüze engel olmamasını sağladım.", dedi Jerger.
Gürhan iyice öfkelenmişti. Sahanın ortasında devasa sayılmasa da tehlikeli sayılabilecek boyutta bir hortum oluşturdu. Hortumdan korunmak için Jerger ayak parmaklarından pençeler uzamasını sağladı ve sahanın tabanına tutundu.
"Yavaş yavaş gücünü kontrol etmeyi öğreniyorsun. Bu güzel işte!"
";Lütfen Jerger! Dur. Bu dövüşün olmaması gerekiyor."
"Sızlanma da saldır", diye bağırdı Jerger.
Sonunda Gürhan dayanamadı. İleri atıldı. Jerger de ileri atıldı. Jerger'in keskin uzuvları da en az Gürhan'ın kılıcı kadar işe yarıyordu. Sanki gerçek kılıçmış gibi ustalıkla kullanıyordu. Gürhan sol elindeki kılıçı öne doğru savurdu. Ama Jerger yana kaydı ve kılıç yanından sıyırdı.
"Beni bütün hayatım boyunca takip ettin. şeytan'a rapor ediyordun değil mi?", dedi Gürhan. Hala kılıçlarıyla saldırmaya devam ediyordu.
"Hayır. şeytan'a Dünya'ya indiğimden beri bir tek şey bile rapor etmedim. Ã?yle olsaydı çoktan teker teker hepinizi öldürmüş olurdu ve şu anda bulunduğumuz Dünya diye bir şey olmazdı."
"Peki neden bana saldırıyorsun şeytan'a hizmet etmiyorsan?"
"Ã?ünkü benim geliş amacım bu. İçindeki koruyuculuk kişiliğini ortaya çıkartmaya çalıştım. Başardım da."
"O zaman bırak da dövüşmeyelim."
"Olmaz. Bu düellodan dönüş yok artık. Konuşma da saldır."
"O zaman başka çarem kalmadı."
İki kılıcından güçlü elektrik akımları çıkmaya başladı. Kel adamın etrafını sardı elektrikten bir alan. Jerger acı içinde kıvranmaya başladı. Sonra Gürhan öfkesine hakim olamayıp Jerger'in sırtına sağ elinde tuttuğu kılıcını sapladı.
Bir süre sonra etrafındaki pembemsi kalkan kalktı. Jerger'in ölü bedeni yerde uzanıyordu. Murat abisine koştu:"Bu yapmak zorunda mıydın?", diye haykırdı acı içinde.
"Abin yapması gerekeni yaptı. şimdi sıra sende."
"Nasıl?"
28. Bölümün Sonu
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests