Ersin 10 mart Cumartesi günü saat 22.30 sularında karanlık ve oldukça küçük odasında oturmuş sigarasının yanan ucuyla sabah kahvaltısında yediği Ã?in yemeğinin kutusuna şekiller yapıyordu fakat aklı 1 hafta önce tanıştığı kızdaydı. Bahar evet adı bahardı ersin için bu yıl bahar 3 mart gecesi gelmişti. Tam hayatından sıkılmış her şeyin kötüye gitmeye başladığını düşünürken. Bu kız onu çok şaşırtmıştı , fakat o geceden beri onu tekrar görmemişti. şimdi odasında hiç bir şeyi düşünmeden durmaya çalışıyordu ersin. Sigaranın külü eline düşünce birden irkildi penceresinin altından gelen sesi duydu sahildeki balık lokantalarına gelen zengin züppelerinden biridir diye düşündü 19 yıldır bu evde oturuyordu artık alışmıştı evlerinin ara sokağına park etmeye çalışan sarhoş şoförlere. Eminönü’nden aldığı Japon kılıcına gitti eli sıkıldığı zamanlarda soğuk çeliği hissetmek hoşuna gidiyordu. Ã?yle çok matah bir şey değildi olması gerekenden çok ağır ve kısaydı ama onun hoşuna gidiyordu ne kadar ağır olursa o kadar iyi diye düşünüyordu “ ağır olması daha iyi bende normalden ağır ve güçlüyüm zaten birbirimize benziyoruz” diyordu kılıca. Aslında ersin şiddetten hiç hoşlanmayan bir gençti fakat eski dönemlerin basitliği hoşuna gidiyordu öl yada öldür gereksiz konuşmalar yok kişi eğer gerçekten yetenekliyse ödülünü söke söke alabileceği gençlerin gelecek kaygısı yerine hayallerini kovalıya bileceği bir dünyayı düşlüyordu. Tarihe ve anatomiye meraklıydı okumayı 3 yaşında ananesinden öğrenmişti fakat ersinde nadir görülen bir öğrenme sorunu vardı disleksi’nin bir türü olan yazı yazarken harfleri ters yazma hastalığı vardı bu yüzden yazılı sınavlarda o kadarda yüksek başarı gösterememişti. Var olan sistem bir kez daha yetenekli bir insanı kendine uymadığı için geri plana atmıştı ama onun öğrenme zevkini elinden alamamıştı öğrendiği şeyleri bir yere not edememesi ersinin hafızasının çok daha fazla gelişmesine neden oldu gördüğü hiç bireyi unutmaz olayları sesler kokular ve görüntüler halinde sanki tekrar orada bulunuyormuşçasına hatırlaya biliyordu.
Okula ilk başladığında ödevlerini yapamadığı için annesi onu spor yapmaya teşvik etti ama aklındaki spor kesinlikle boks değildi. Ersin altı yaşında boks a başladı yaşıtlarına göre çokta iri değildi ama ilk yumruğunu atana kadar fark etmediği bir gücü vardı. Rakibinin hareketleri ne kadarda yavaştı sanki onla dalga geçiyor gibiydi. Karşısındaki on yaşında onur diye bir çocuktu ama ersinin yaklaşık iki katıydı ersin kursa katılalı iki ay olmuştu hocası bir deneme yapmasını istemişti fazla sert davranması şartıyla da onurla eşleştirmişti onurda ersinle aynı dönemde başlamıştı ama iriliği yüzünden herkes ondan korkuyordu. Ringe çıktılar hoca onlara kuralları tekrar hatırlattı ve başlamalarını söyledi; zili duyduğu anda ersinin içini daha evvel hiç hissetmediği bir duygu kapladı sanki çok mutluymuş gibi ama korkuyla karışık bir mutluluk onurun yaptığı her hareket o kadar yavaştı ki sanki numaraymış gibi gelmişti Ersine vurmaya çalıştı amacı bu iri kıyım çocuk ona vurmadan en azından bir iki kere vurmaktı sonra kaçacaktı hocasının öğrettiği gibi. Her şey kendiliğinden olu verdi ersin sağ yumruğunu öne çıkardı ve gözlerini kapadı korkuyla yumruğunun çarptığından emindi ama niye o yumruk yememişti hiç ses çıkmıyordu hiçbir şey duymuyordu gözlerini açmaya da korkuyordu, ve sesler bir anda geri geldi hem de eskisinden de yüksek bir şekilde biri bağırıyordu birine bir şey olmuştu. Ersinin yumruğu çocuğu havalandırmış ve ringin dışına atmıştı. Bunun nasıl olduğunu ersin hiç anlayamadı ama bir daha kursta ki kimse ersinle ringe çıkmadı zaten bunu ersinde istemiyordu oda çok korkmuştu. Daha sonra çeşitli dövüş sporlarıyla da ilgilendi ama hiç kimseyle karşılıklı dövüşmüyordu. En korktuğu şey insanların ondan korkmasıydı korkunun saygı demek olmadığını o olayın olduğu gün öğrenmişti.
Ersin kılıcı kınına yerleştirdi ayağa kalktı, camı açıp bu sefer nasıl bir tipin yanaşmaya çalıştığına baktı bu seferkinin de diğerlerinden bir farkı yoktu aslında televizyondaki mafya filmlerinden fırlamış gibi siyah takım elbiseli elinde tespih doğu kökenli bir adamdı. “bu tipler bile eğleniyor sen niye evde oturuyorsun salak herif “ dedi kendi kendine, camı kapatıp dolabını açtı mavi kazağını üstüne geçirdi eline ilk gelen pantolon giydi. Deri ceketini eline aldı ve kendini sokağa attı. “çıktım ama ne yapıcam ki bu saatte” sahile indi yürüyerek zaten evi sahile çok yakındı yürüyerek otuz saniye falan sürüyordu yola inmesi. Geçen bir taksiye atladı ve taksime gitti. Baharı gördüğü bara gitmeyi düşünüyordu belki tekrar rastlarım rastlamasam bile rahat mekan biraz müzik dinler biraz içer rahatlarım diye düşünüyordu. Her zamanki gibi kapıdaki görevliye selam verdi bu adam adını hiç söylemezdi ersin sık sık onunla muhabbet etmesine rağmen ne zaman konu ismine gelse konuyu değiştirirdi. İçerisi hınca hınç doluydu bara yaklaştı barmen gence selam verdi. Mahmut hemen tanıdı ersini barın müdavimlerindendi ersin en az beş kişilik içer hiçte olay çıkarmazdı hatta garip bir etkisi vardı etrafındakilere insanlar onun geldiği geceler sanki daha tetikte olurlardı. Barın yakındaki boş alana bir tahta çıkardı arka taraf tanda bir bira fıçısı. Fıçılar yaklaşık kırk kiloydu iki elle taşıyordu Mahmut Ersinin önüne kodu fıçıyı “ kardeş yerleşsen ben hemen geliyorum” dedi Mahmut ersin dalgınlıkla elini fıçının tutma yerine uzattı ve önüne çekti tahtayı tutup üstüne yerleştirdi böylece kendine ait küçük bir masası olmuş oldu yakındaki bir masadan boş bir sandalye aldı böylece massına kurulmuş oldu. Gözleri etrafı süzüyordu siyah saçlı, beyaz tenli, yeşil gözlü oldukça güzel bir kızı arıyordu gözleri “Baharı”. Birden sırtında bir şey hissetti arkasını döndü üniversiteden arkadaşı Ece oradaydı ufak tefek esmer bir kızdı Ece oldukçada sıcak kanlı bir insandı ersin gibi soğuk bir adama karşı bile. “ Aaaa ersin ne haber bizde oturalım mı? yanına bende arkadaşımla geldim ama ayakta kaldık” dedi Ece. “olur” . Ece elini sütunun arkasına uzattı Ersin oturduğu yerden Ecenin kime dokunduğunu göremiyordu araya sütun giriyordu; sütunun arkasından tanıdık bir yüz belirdi sağa bakıyordu biriyle konuşuyordu döndü ersine baktı göz göze geldiler. Bahardı bu Ersinin geçen cumartesi gene burada karşılaştığı kız.
O gece Ersin gene kafa dağıtmaya bu bara gelmişti. Genel davranışının aksine yan masadaki bir kıza dans etmeyi teklif etmiş dans esnasında arkadaşından gelen bir telefon yüzünden acil çıkması gerekmişti. Kıza teşekkür edip kapıya yöneldi merdivenleri ağır ağır inerken dans ettiği kızın sesini duydu kız peşinden koşmuş ve ona yetişmişti. Ersin bir şey unuttum herhalde diye düşündü. Ceplerini yokladı her şey yerli yerindeydi. Kız ersine gülümseyerek yaklaştı elini yüzüne koydu “bence sen çok tatlısın “ dedi hafif bozuk bir Türkçe ile. Ersin ne diyeceğini bilemedi. “sende” demekle yetindi. Bir müddet bakıştılar kız ersine sarıldı, kısık bir sesle “hoşça kal” dedi. Ersin kızı kendinden 1 karış kadar uzaklaştırdı böyle şeyler onun başına hiç gelmezdi. Sonra yavaşça yüzünü onun yüzüne yakınlaştırdı heyecanlıydı bu hesaplanmamış bir şeydi bu olay üzerinde hiç kontrolü yoktu. Ersin tamamen hazırlıksızdı böyle bir duruma. Gözlerini kapamaya çalıştı ama gözlerini kızın gözlerinden ayıramıyordu. O gözlerde sevgi vardı merak vardı ama bunlar ersine o kadar yabancıydı ki daha sonra bu hissi sıcak bir şey olarak tanımlayacaktı. Ã?püşmeye başladılar birbirini hiç tanımayan iki yabancı birbiriyle hiç alakası olmayan iki insanın hayatı bir anda sanki hep aynı gitmişçesine birleşmişti. Ersin için her şey çok güzeldi kabul görmüş gibi hissediyordu kendini. Ama iç güdüleri rahat durmuyordu bu işte bir terslik olduğunu bas bas bağırıyorlardı. Birbirlerinden ayrıldılar kız barın kapısına doğru geri geri gitmeye başladı sanki bir terslik olduğunu hissetmişti Ersin kendini tutamadı ismin ne? Diye sordu. “Benim ismim Bahar” dedi. Biraz duraksadıktan sonra “seninki de ersin” dedi ve koşarak bara geri girdi. Ersin şaşırmıştı ne yapacağını bilemedi. Baharın peşinden oda bara koştu ama içerde yoktu her yeri aradı tuvaletlere kadar. Mahmut a sordu o da görmemişti. Ersinin evi bara yaklaşık on kilometre uzaktaydı ersin o gece eve yürüyerek dönmüştü. Büyük ihtimalle insanlar onu deli sanmışlardı çünkü her adımda bir şeyler sayıklıyordu. İskele babalarıyla martılarla konuşuyordu bir yandan daha çokta kendisiyle. Mantıklı bir açıklama getirmeye çalışıyordu olanlara ama ya yol yeterince uzun değildi aradığı cevapları bulmaya yada yeterince zeki değildi. Ona telefon eden arkadaşını hatırladı evinin kapısına gelince arkadaşını aradı. Arkadaşı birkaç kitap bulduğunu ama dilini anlamadığını bir de onun bakmasını istiyordu. “ bu saatte bunun için mi aradın? hayvan herif!” dedi Ersin. Telefonu kapadığı gibi eve girdi yatağına uzandı. Kül tablasını göbeğinin üstüne yerleştirdi bir sigara yaktı.
O an ikisi de tek kelime etmedi. Ersin şok olmuştu. Bahar kapıya doğru koşmaya başladı. Ersin ilk başta tepki gösteremedi peşinden fırladı tabi bu arada dizinin çarpıp havalandırdığı masayı fark etmedi bile. Kapıdan çıktı bahar merdivenlerden aşağı koşuyordu bar bir iş hanının 5. katındaydı Ersin peşinden koşmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadı ilk başta sanki düşüyordu merdivenlere ne olmuştu? Merdivenler etrafındaydı merdiven boşluğundan aşağı baş üstü düşmekteydi? Aşağı inerken Baharı gördü merdivenlerden aşağı hala koşuyordu. Her şey tekrar yavaşlamaya başladı ama bir türlü hareket edemiyordu. Yere çarpması çok yavaş olmuştu sanki. Hiç canı acımadı ersinin ama hala kıpırdayamıyordu. Baharın yanından geçişini gördü gözleri ne kadar garipti öyle. Siyah üzerine sarı renkli bir gözdü hayal gördüğünü düşündü Ersin ilk başta. Sonra her şey normale döndü evet dört kat kadar düştükten sonra Ersinin vücudunda hiç hasar yoktu düştüğü yerdeki taşlar kırılmış ama Ersinin derisi bile kızarmamıştı. Buna kafa yoracak zamanı yoktu aradığı cevaplar bu kızdaydı ayağa kalktı ve peşinden caddeye çıktı hava karanlıktı ama taksimi Ersin kadar iyi bilen başka kimse yoktu tabi sokak çocukları ve Travestilerden başka. Tüm ara sokakları ezbere biliyordu bu semtteki. Geceleri kapalı olan balık pazarına daldı kendini bahar olarak tanıtmış olan kız. Bu sokak çok dar ve hiç ışıklandırması yoktu. Ersinde peşinden daldı şu an bu sokağın ne kadar tenha olduğunu yada çıkmaz sokak olduğunu düşünecek hali yoktu. Sokak çok karanlıktı göz gözü görmüyordu iki tarafında yükselen binalar yüzünden diğer ışıklarda ulaşamıyordu buraya. Körlemesine koştu Ersin ayak seslerini takip ediyordu. Sık sık yaptığı koşu antrenmanlarının değerini şimdi anlıyordu 5 dakikaya yakındır tüm gücüyle koşuyordu ama nefes alış verişi o kadarda çok hızlanmamıştı. Bir çift sarı benek gördü karşısında birden hızla ona doğru yaklaşıyordu. Ayak sesleri gitgide daha yakından geliyordu. Karanlıkta gözler yanıltıcı olabilirdi ama zaten çoğu zaman bir darbe görünmeden gelmezimiydi? Sesini duymakta yeterli olmalıydı gerçek bir dövüşte Ersin buna hazırlıklıydı gözlerini kapadı.sesin geldiği noktayı tahmin etmeye çalışıyordu. Ayak sesleri git gide hızlandı ve sonra birden kesildi. Farklı bir ses duyuyordu Ersin şimdi rüzgarı yaran bir şey vardı bir hırıltı duydu ve peşinden çok ama çok hafif bir çıtırtı ses tam karşısından biraz yüksekten geliyordu. Ellerini kafasının üstünde çaprazladı. Darbe koluna oldukça derin bir kesik atmıştı. Ersin hiç endişelenmedi daha evvelde bıçaklanmıştı bu kadar küçük yaralardan kimseye bir şey olmaz diye düşünüyordu. Karşındakinin gerçekten Bahar olduğuna emin değildi çünkü darbe gerçekten güçlüydü. Elli beş bilemedin altmış kiloluk bir genç kızın gücüyle alakası yoktu bu darbenin. Ersin bir şeyi daha fark etmişti rakibi kesinlikle görüyordu. Ama rakibinin bilmediği bir şey vardı Ersinin hiç sergilemediği katışıksız gücü. Ersin sol ayağıyla körlemesine bir tekme savurdu. Bu tekmenin rakibe zarar vermek gibi niyeti yoktu zaten pazar tezgahlarının yerini kestirmek içindi. Tekmenin ardından Ersin bu sefer rakibinin olduğunu düşündüğü yere bir sağ kroşe savurdu.yumruk hedefini bulamadı ama karşındakine Erinin kolunu yakalamak için bir fırsat verdi. Bu aslında tuzak bir saldırıydı Ersin karşısındakinin bunu yapacağını tahmin etmişti. Sol eliyle yanındaki Pazar tezgahını kavradı ve onu kendi kolunun üstünden rakibinin kafası olduğunu tahmin ettiği tarafa hızla savurdu. Ã?nce acı bir çığlık duydu ama bu daha çok yaralı bir hayvanın sesi gibiydi sonra giderek bir kadın çığlığına döndü. Ersin hemen çakmağını yaktı bu az ışıkta da olsa kızın yüzünü tanıdı. Kızın kafasında kocaman bir yarık vardı ve birde çivi saplanmıştı yanağına tezgah paramparça olmuştu. Fakat kız hala yaşıyordu. Tahta parçalarından birini tutuşturmayı denedi olmadı her yer ıslaktı. Ã?akmak çok ısınmıştı eli acıyordu Ersinin umursamadı ilk defa yanmıyordu nede olsa. Kızın yüzündeki çiviyi yavaşça çıkardı yaranın iyileşmeye başladığını gördüğünde oldukça şaşırdı. Kızın ani hareketiyle ürktü ve geri hamle yaptı. Bu hareketin sonucunda çakmak söndü. Tekrar yakmaya çalıştı olmadı kolundaki kesikten akan kanla elleri yapış yapış olmuştu. Elleri ve kazağı kan içindeydi. Kızın uzaklaşan ayak seslerini duydu ama ne yapacağını bilemedi. Ã?nce paltosunu çıkardı kazağının kolunu söktü yarasına bağladı en azından kanamayı durdurur düşüncesiyle. Sonra paltosunu üstüne geçirdi ve sokağın çıkışına doğru ilerledi. Gecenin bir yarısı kolunda nerdeyse kemiğe kadar olan bir kesikle uyuşturucu bağımlılarının ve fahişelerin doldurduğu sokaklardan geçti. Taksi durağına varmasına 2 sokak kala kendini çok güçsüz hissetti. Çok kan kaybetmişti. Kendini duvara yasladı. Birazcık daha gücü olsa varacaktı taksilerin oraya. Cılız bir öksürük sesi duydu. Tam yanında küçük bir kız çocuğu yerde yatıyordu. Oldukça zayıftı. Ersin etrafına baktı kimse yoktu etrafta. Kızın üstünde yırtık paçavralardan başka bir şeyde yoktu. Bu havada burada kalırsa donması işten bile değildi. Kızı uyandırmak için eğildi ve kızın omzuna dokundu. “Uyan ufaklık bir ateş bul kendine donacaksın.” Kız kafasını kaldırdı ve bembeyaz gözlerle Ersinin olduğu tarafa baktı. Ã?ocuk kördü. Kız gülümsedi “ desene ikimizin de güneşi görme ümidimiz az” “ben burada donacağım sende o yarayla bu geceyi çıkaramazsın” dedi. Ersin işte şimdi dumur olmuştu beş altı yaşlarındaki kör bir kızın onun yarasının ciddiyetini nasıl bildiğini anlayamamıştı hiç olmasa bile ölüm hakkında bir çocuk nasıl bu kadar rahat konuşuyordu. Ersin sinirlendi böyle bir yerde üstelik aradığı cevapları bulamamışken ölmek gibi bir niyeti yoktu. Ã?fkesi, beklide bu çocuğun haline acıması ersine güç vermişti. Kimi kimsesi olmadığı belliydi bu ufaklığın; sağ kolunda hiç güç kalmamıştı doğru düzgün elini bile sıkamıyordu o yüzden sol eliyle kızı kavradı sol omzuna oturttu. Kafama sarıl dedi çocuğa çocukta onun dediği gibi yaptı elleriyle Ersinin kafasını kavradı. Dişlerinin arsından “ben ölmem ufaklık ve ben izin vermedikçe sende ölemezsin anlaşıldı mı!” dedi. Kız daha da sıkı sarıldı Ersinin kafasına. Bu şekilde yürümeye başladılar. Taksilerin oraya vardıklarında şoförlerin yüz ifadeleri gayet açıktı bu kadar pisliği arabamda istemem. Ersin cebinden normal yol ücretinin 5 katı para çıkardı taksicilerden birinin yanına gitti ve hisara dedi. Taksici önce paraya baktı gerçek mi sahtemi diye. Sonrada kapıyı açtı. Yeni pek değerli müşterileri için. Ã?nce kızı oturttu koltuğa sonrada yanına geçti. Kıza döndü “ şimdi bir arabaya bindik eve gidiyoruz.” Dedi. Kız öksürerek evet anlamında kafa salladı. Eve varmaları yirmi dakikalarını almıştı. İçeri girdiler Ersin dikiş atmayı annesinden öğrenmişti. Ama daha kendinden başkasına hiç dikiş atmamıştı. Kaloriferin yanına bir minder çekti ve kızı üstüne bıraktı. “ burada otur biraz ısın” dedi. Banyoya ilerlerken başı fena halde dönüyordu. Kapıyı açtı ilk yardım malzemelerinin olduğu çantayı aldı ve kendini yere bıraktı. Dikiler baya yamuk olmuştu ama en azından tutuyordu. Yarasını sardı ve üstüne naylon bir poşet geçirdi paket lastiğiyle de azgını tutturdu ki su girmesin içeri. Ayağa kalkmaya çalıştı. Beceremedi oysa daha yapması gerekenler vardı. “ufaklık” diye bağırdı. Ses gelmedi. Sol eliyle kapının eşiğine tutundu kendini salona doğru çekti. Kız çoktan uyumuştu. Kolundaki torbayı çıkardı değil yıkanacak yatağına gidecek gücü yoktu. Kafasını yere yasladı ve olduğu yerde sızdı.
Yaraları iyileşecekti 322 yıllık ömründe hiç bu kadar bariz yenilmemişti ama gene de yaralarından iz bile kalmayacaktı. Daha evvel hiçbir insan onunla dövüşüp de hayatta kalmayı becerememişti. Aldığı yaraya rağmen kurtulduğundan emindi hem o kadar yüksekten düşüp nasıl onu kovalamaya devam etmiş olduğuysa tam bir muammaydı. Haftalardır izliyordu onu gayet normal ve yalnız gözüküyordu. Hiç sorun çıkartmayacaktı. Galiba bu kavgadan en ağır yarayı egosu almıştı. Hala aklı almıyordu silahsız bir insan nasıl onun elinden canlı kurtulur hatta nasıl onu mağlup eder. Allah tan salak kat görevlisi yüzündeki yaraları fark etmemişti. Bu otelden ve bu şehirden ayrılma vakti gelmişti. Artık onun insan olmadığını bilen biri vardı bu şehirde. Aynaya baktı yüzündeki delik nerdeyse kapanmıştı. Eğer beslene bilseydi bu yaralar çok tan iyileşmiş olurdu. Yatağına uzandı ve bu gece olanları takibe aldığı o insanı tekrar düşünmeye başladı. Ona galip gelen insanı. Ersini.
Kahvaltı anlayışı
Saçında bir hareket hissederek uyandı. Gözlerini açtığında karşısında ona bakan bir çift süt beyazı göz vardı. Küçük kız ersinin baş ucunda dizlerinin üstüne çökmüş ersinin saçlarına dokunuyordu. Ersin kızın minicik ellerini kavradı ve ona gülümsedi. “günaydın küçük hanım”. Kızın yüzü kızardı “ Günaydın”.” Hadi bakalım seni temizleyelim sonrada bir şeyler yeriz” dedi Ersin elinden geldiğince sevecen bir sesle. Yavaşça ayağa kalktılar Ersin hala elini tutuyordu çocuğun. Onu banyo da ki küçük taburenin üstüne oturttu. “şimdi ben su ısıtıcam ve sana yeni giysiler getiricem tamam mı?” dedi. Bir kovaya su doldurmaya başladı yıkanırken sıcak su kullanmadığı için şofben yoktu evinde. Ã?aydanlıkta su kaynatıp kovaya ekledi su baya sıcak olmuştu. Kıza da eliyle bakmasını söyledi çocuklar nasıl suda yıkanır hiç bilmiyordu ki. Ã?ocuğu eline bir maşrapa verdi ve kovanın yerini gösterdi. Dolaptan temiz bir havlu çıkarırdı. Kovanın hemen yanına da bir sabun bıraktı. “ ceplerinde önemli bir şey varsa ver bana” dedi. Küçük kız elini ufacık cebine soktu ve 2 tane artık kullanılmayan eski bozuk paralardan çıkardı. Ã?atlak bir sesle “tüm param bu kadar” dedi. Kapıyı kapattı ve hemen işe koyuldu. Ã?nce kendine bile büyük gelen o bol t-shırt lerden birini aldı ve kollarını keserek çıkardı. Sonrada dikiş kutusunda sakladığı kurdelelerden birini çıkardı. 2 parmağı kalınlığında kırmızı bir kurdele bulmuştu yeşille yakışacağını düşündü. Ufaklıktan ses kesilmişti. Kapıyı çaldı.” İyice temizlendindi bakalım parmakların büzüşmeden çıkmak yok!” diye seslendi. Banyodan hafif bir kıkırdama duyunca içi rahatladı. Banyodan “bitti!” diye seslendi dışarı küçük kız. Ersin kapıyı bir kez daha vurup içeri girdi. Kızın üstündekiler düzgünce katlanıp lavabonun kenarına konulmuştu kızcağız kocaman havluyla mumya gibi sarmıştı kendini. Ersin t-shırt ü çocuğun kafasından aşağı geçirdi. Havluyu da alttan çekip aldı. Tam düşündüğü gibi olmuştu kız o kadar ufaktı ki elbise gibi olmuştu kendi t-shırt ü. Kurdeleyi alıp kızın beline bağladı kollarını geçirmesine yardım etti. Ne kadarda sevimli olmuştu böyle temizlenip yeni giysiler giyince. Küçük kızın minik beyaz yapraklara benzeyen elini tuttu ve onu salondaki sandalyelerden birine oturdu sandalyeyle birlikte kaldırıp masanın yanına taşıdı. Ufaklığın çok hoşuna gitmişti bu oradan oraya uçarak dolaşmak. “Hım şimdi ne yapsak sana prenses kahvaltısı hazırlayalım mı ister misin?” diye sordu. Kız “ Evet” diye neşeli bir şekilde bağırdı bir yandan da elleriyle midesini ovuyordu. “hadi bakalım” dedi. Ã?ocuk hevesle kollarını açtı belikli tekrar omuza alınmak istiyordu. Kendini uçuyormuş gibi hissediyordu. Ersinin de hoşuna gitmişti bu durum kızın ağırlığını hiç hissetmiyordu sanki omzunda bir kuş varmış gibiydi çok sevimli ve neşe saçan bir kuş. Kızı tekrar omzuna aldı ve mutfağa gitti bir tava çıkardı. İçine biraz yağ koydu dolaptan 10 tane yumurta çıkardı 2 kap tonbalığı ve biraz kaşar. Yumurta torbasını kızın eline verdi. “Sen bunu tut bakalım ben istedikçe birer tane uzatacaksın bana.” dedi Ersin. Ã?nce birer birer yumurtaların hepsini kırdı tavaya peşinden balık konservelerinden birini açtı ve kıza koklattı “kokla bakalım beğenecek misin?”. Ufaklığın cevabı oldukça trajikomikti. “deniz gibi kokuyor ama yağlı bir deniz”. Balıkları da tavaya ekledi sonra birazcık kaşar kesti fazla kestiği parçalardan birini 2 ye böldü bir parçasını kızın eline verdi “ye bakıym” dedi. Kız zaten büyük bir iştahla kemiriyordu kaşar dilimini. Dolaptan bir ayran şişesi çıkardı sütüm yok ama buda aynı işi görür herhalde diye düşündü. Masaya geçtiler. Oturur oturmaz ersin hemen yemeye başladı fakat kız kaşığını bir türlü tavaya tutturamıyordu zaten yanlışta tutuyordu kaşığı. Ersin kaşığını kenara koydu kızın elindeki kaşığı aldı bir parça yumurta doldurdu ve “aç bakalım azgını” dedi. Kızı doyurduktan sonra tavada kalanları da Ersin sıyırdı.
İnsanlar sokakları doldurmadan hala birkaç saati vardı gökyüzü pembeleşmişti çoktan ama bu şehirde bu hep böyleydi saat 4 gibi hava pembeleşmeye başlardı şehrin ortasından geçen iki denizi birbirine bağlayan boğaz sayesinde her zaman nem olurdu burada yüzyıllardır aynı kalan tek şey buydu. Kaldığı ufak pansiyon odasının camından ara sokağı süzdü inine bu kadar yakın avlamak her zaman riskliydi ama başkada çaresi yoktu açlık onu içten içe kemirmeye başlamıştı bile. Eğer kaçmak istiyorsa güçlü olması lazımdı bunun içinse beslenmesi. Ã?evredeki meyhanelerde çalışan taşralı gençlerden birini gördü. Herhalde gece iyi bahşiş toplamış eğlenmek için bir hayat kadını arıyordu. Bu gençler şehir hayatı hakkında hiçbir şey bilmeden köylerden Büyükşehirlere gelip şehrin en pis ara sokaklarında çalışmak yozlaşmanın doruğunda yaşamak zorunda kalıyorlardı bir tane fazla yada eksik kimse farkı anlamayacaktı. Ona neyin çarptığını bile anlamamıştı. Ã?nce ensesinde sinek ısırığına benzer bir şey hissetmişti fakat sesi çıkmamıştı bir kemik kırılma sesi duydu kendi boynundan geliyordu. Kafası öne düştü çenesinin alsında bıçağın keskin ucunu hissediyordu bıçak ensesinden girmiş boğazının ön tarafından çıkmıştı duyduğu kırılma sesi kendi omurgasının kafa tasına bağlandığı noktadaki çıkıntının sesiydi. Vücudu hiç tepki vermiyordu hiçbir şey hissetmiyordu. Yere düşerken hiç ses çıkartmadı. Ã?ünkü onu avlayan avcının meraklı gözlere tahammülü yoktu. Genç ten kalanları bir çöp poşetine doldurdu eldivenleriyle birlikte bir çöp konteynırına attı kanı ve et parçalarını sokak hayvanları halledecekti. Esrar ve tütün karışımı sarma sigarasını barlarda eşantiyon olarak verilen kibritlerden biriyle yaktı yaktığı kibrit söndürmeden kutunun içindeki diğer kibrit çöplerini de tutuşturdu kutuyu da yanar halde çöpe attı. Ateş tüm kanıtları temizleyecekti. Odası dördüncü kattaydı önce karşı apartmanın duvarına sıçradı oradan da kendini odasının penceresine doğru fırlattı. Tabi bunları yaparken de sigarasından bir nefes çekmeyi ertelemedi. Damarlarında tekrar hayat dolaşmaya başlamıştı.
Kahvaltılarını yaptıktan sonra. Ersin masayı topladı bulaşık yıkama işine girişti. Sıkılmasın diye de ufaklığı mutfak tezgahına oturttu. “E anlat bakalım hikayeni kimsin nerelisin?” diye başladı konuşmaya. Kızın yüzü bir anda solmuştu bellikli kötü bir şeyler gelmişti başına. “peki o zaman gel tanışalım ben Ersin.” Dedi ve kızın elini tutup el sıkıştılar. “Benim ismim yok ki” dedi küçük kız somurtarak. “Sokaktaki çocuklar bana hep kör derlerdi.” Diye ekledi. “Eh peki o zaman sen kendine bir isim bulana kadar bende sana ufaklık derim; zaten ufacıksın yakışır sana.”.
Bu dönem okulu bitiriyordu şu projeyi bir bitirse alacaktı diplomayı. “Saatte baya olmuş” dedi ufaklığında rahat duyması için biraz yüksek sesle. “Hadi biraz gezelim, gel bakalım omuza”
Ucubeler arasında
-
Gaara of the Sand
- Kullanıcı

- Posts: 171
- Joined: Fri Mar 23, 2007 10:00 am
- Location: istanbul
- Contact:
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest