Bir sürü şey kaybedilmişti, otorite ye ihtiyaç vardı.
Yeminer'in geri dönmesini sağlayacaksa, Büyük mevkilere gelmeliydi.
İnançlarına bağlı, kanlı tüniği içinde karmaşadan sağ çıkabilmişti.
Her taraf patlamadan dolayı, kararmış ateşin izlerini taşıyordu, kel kafasındaki kuru kafa dövmesini okşadı. Yokuştan yukarı doğru çıkmaya devam etti. Aşağıdaki koca şehrin yıkıntılarına bakıyordu, Boynundaki ağzı açık kafatası şeklindeki kutsal tılsıma bir şey olmayacağını bildiği halde, işaret parmağıyla dokundu.
"Ne yapacağım, Yutucu, Tanrım Yeminer. Ne olursun, geri gel. Kimse kalmadı geriye."
Sinirle, aşağı vadideki yıkık, Yeminer Tapinağınin dağılmış taşlarını seyretti.
BaşRahip olmak için, sınava başvuruyorum.
Ölüm Tanrısı: Yeminer'in Rahibi, Mark.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Tapınağın yıkıntılarının ortasında gümbürdeyen bir patlama gerçekleşti. Yıkıntıların taş parçaları havaya savrulurken Mark kendini yere atmış, kollarıyla başını siper almıştı. Taşları göremiyordu, ama büyükçe bir tanesi az sonra sırtına çarptığında taşların o kadar yükseğe bile gelebildiğini anlamıştı. En sonunda tekrar sessizlik hakim olurken vadiye, Mark kollarını indirip tekrar yıkıntılara baktı. Orada, patlamanın olduğu yerde bir şeyler hareket ediyordu sanki. Gerçekten başkaları da sağ kalmış olabilir miydi, yoksa sadece hayal mi görüyordu?
Bunu anlamanın tek bir yolu vardı: Aşağı geri inip yıkıntılara bakmak.
Bunu anlamanın tek bir yolu vardı: Aşağı geri inip yıkıntılara bakmak.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Yıkıntılar sessizdi. Az önce tepelerden gördüğü şekiller eğer hâlâ oradalarsa bile işlerini kesinlikle sükûnetle yürütüyorlardı.
Kayaların arasından ilerlemek Mark için oldukça zordu. O rahat laboratuar ve tapınak ortamına alışkındı, yıkık kayaların arasında dolaşmaya değil. Bu yüzden çok uzun ve zahmetli uğraşlar sonucunda ancak kayaları aşabilmişti.
Gözlerine inanamıyordu. Patlamanın olduğu yerde kapkara, devasa tuhaf bir kapı vardı ve çevresindeki her şeyi içine çekiyordu.
Cüppesi üzerinden kayarak kapıya doğru giderken Mark ayaklarının kaydığını fak etti. Kayalara tutunmaya çalıştı ama başaramadı. Kapıya doğru çekilirken Mark tekrar buraya indiği için kendine küfredip duruyordu.
Kapı tarafından bedeni ve ruhu emilirken Mark'ın son düşündüğü şey tanrısına layık olamadığıydı.
Kayaların arasından ilerlemek Mark için oldukça zordu. O rahat laboratuar ve tapınak ortamına alışkındı, yıkık kayaların arasında dolaşmaya değil. Bu yüzden çok uzun ve zahmetli uğraşlar sonucunda ancak kayaları aşabilmişti.
Gözlerine inanamıyordu. Patlamanın olduğu yerde kapkara, devasa tuhaf bir kapı vardı ve çevresindeki her şeyi içine çekiyordu.
Cüppesi üzerinden kayarak kapıya doğru giderken Mark ayaklarının kaydığını fak etti. Kayalara tutunmaya çalıştı ama başaramadı. Kapıya doğru çekilirken Mark tekrar buraya indiği için kendine küfredip duruyordu.
Kapı tarafından bedeni ve ruhu emilirken Mark'ın son düşündüğü şey tanrısına layık olamadığıydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
