Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )
Asker çatıda ilerleyerek Strutinin yanına ulaştı. Struti hala baygındı. Ellerini bağlamak lazım diye bağırdı yukarıya. Penceredeki adam içeri girerken o da Elbetri ye her şehirde adalet değişik işler dedi. Burada tapınaktan ve askerlerin arasından birisi katılır genelde kurula vali de bir temsilci yollar. Mahalleler de eğer yargı onları ilgilendiriyorsa temsilci gönderebilirler.
Penceredeki adam bir ip uzatıp bu olur mu diye sordu. Asker kafasını sallayınca ipi attı. Adam Strutinin ellerini bağlarken devam etti.
Bu davada sanırım Demirciler mahallesinden birisi olacak. Demircilerden birisinin altınını çaldığını idda ediyorlar bu adamın. Farklı bir kılıkta kente girmiş. İlk başta inanmamıştım ama.... Adam ipin sağlamlığını kontrol etti. Kaçmaya çalıştığına göre belki gerçek payı vardır.
Neyse adamı aşağı indirmeme yardım edersin değil mi? Soruyu sorduktan sonra adamı çatının ucuna kadar getirdi. Ve cevabı bekledi.
RP Dışı: Struti yi nasıl indirdiğini tasvir edebilirsin. Hatta edersen daha iyi olur. : )
Penceredeki adam bir ip uzatıp bu olur mu diye sordu. Asker kafasını sallayınca ipi attı. Adam Strutinin ellerini bağlarken devam etti.
Bu davada sanırım Demirciler mahallesinden birisi olacak. Demircilerden birisinin altınını çaldığını idda ediyorlar bu adamın. Farklı bir kılıkta kente girmiş. İlk başta inanmamıştım ama.... Adam ipin sağlamlığını kontrol etti. Kaçmaya çalıştığına göre belki gerçek payı vardır.
Neyse adamı aşağı indirmeme yardım edersin değil mi? Soruyu sorduktan sonra adamı çatının ucuna kadar getirdi. Ve cevabı bekledi.
RP Dışı: Struti yi nasıl indirdiğini tasvir edebilirsin. Hatta edersen daha iyi olur. : )
Last edited by Firble on Fri Jan 12, 2007 8:03 pm, edited 1 time in total.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Edmond Pan'ın kendine gelmesiyle bilincini yitirdi diğerleri gibi.Ardından Pan Flüdün Midas'ta olduğunu söyleyince Edmond iyice kendinden geçse de hala dirençliydi.Ardından Oberon kendini yitirdi ve Edmond gözlerinden akan yaşları sildi.Sonra Pan yine eski haline döndü.Edmond çöktü yere
*Bir umut kıvılcımı
Döndürür ölümden insanı
Hayat böyle gitmez
EY OZANLAR KALDIRALIM PANI
Basit bir duvara karşı
Elimiz kolumuz bağlı
Bir Tanrı'nın hayatı
Böyle son bulmamalı
Dünya tersine dönse bile
Bu can kendinden geçse bile
Dünya'yı karşıma alsam bile
Kaldıracağım Pan'ı yine de
Ã?yle ya da böyle
Kalkcak Pan yine de
Bu can ölse bile
Kalkcak Pan yine de
*
Edmond ardından ayağa kalktı.Sinirlenmişti.Ardından Herimes'e doğru adım atıp Oberon'u ben taşırım dedi
*Bir umut kıvılcımı
Döndürür ölümden insanı
Hayat böyle gitmez
EY OZANLAR KALDIRALIM PANI
Basit bir duvara karşı
Elimiz kolumuz bağlı
Bir Tanrı'nın hayatı
Böyle son bulmamalı
Dünya tersine dönse bile
Bu can kendinden geçse bile
Dünya'yı karşıma alsam bile
Kaldıracağım Pan'ı yine de
Ã?yle ya da böyle
Kalkcak Pan yine de
Bu can ölse bile
Kalkcak Pan yine de
*
Edmond ardından ayağa kalktı.Sinirlenmişti.Ardından Herimes'e doğru adım atıp Oberon'u ben taşırım dedi
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond un çıkışı Herimes i çok şaşırtmıştı. İlk defa gözlerinden hüznün yaratmış olabileceği bir ifade geçti.
Söylediklerini yapamayız dedi Edmond a Pan ı kaldırsak bile onu buradan götüremeyiz. şu zinciri dedi sarı bir ateş parçasını andıran zinciri göstererek yok edemedikçe onu bir yere götüremeyiz.
Eğlencenin tanrısı bu hale kolay gelmiş olamaz. Direnmiş olmalı ama bir tanrının bile bir gücü vardır. Zinciri koparamadığı sürece eninde sonunda hüzne esir düşecekti.
Aynı nedenle biz de burada uzaklaşmalıyız. Ã?ünkü bizim de gücümüz tükenecek eninde sonunda.
Sonra gülümsedi. Oberon u taşıyabilecek olman beni sevindirdi dedi. Oberon u Edmond un omzuna yükleyerek sanırım ben de Novel i taşıyabilirim dedi. Gerçekten kötü gözüküyor. Oberon Edmond a epey ağır gelmişti. Ancak en azından belli bir mesafe boyunca onu taşıyabilirdi.
Herimes de tamamen kendinden geçmiş gözüken Novel i kucağına aldı. Geri kalanlarımız iyi durumda sanırım dedi. Eğer öyleysek gidebiliriz.
Söylediklerini yapamayız dedi Edmond a Pan ı kaldırsak bile onu buradan götüremeyiz. şu zinciri dedi sarı bir ateş parçasını andıran zinciri göstererek yok edemedikçe onu bir yere götüremeyiz.
Eğlencenin tanrısı bu hale kolay gelmiş olamaz. Direnmiş olmalı ama bir tanrının bile bir gücü vardır. Zinciri koparamadığı sürece eninde sonunda hüzne esir düşecekti.
Aynı nedenle biz de burada uzaklaşmalıyız. Ã?ünkü bizim de gücümüz tükenecek eninde sonunda.
Sonra gülümsedi. Oberon u taşıyabilecek olman beni sevindirdi dedi. Oberon u Edmond un omzuna yükleyerek sanırım ben de Novel i taşıyabilirim dedi. Gerçekten kötü gözüküyor. Oberon Edmond a epey ağır gelmişti. Ancak en azından belli bir mesafe boyunca onu taşıyabilirdi.
Herimes de tamamen kendinden geçmiş gözüken Novel i kucağına aldı. Geri kalanlarımız iyi durumda sanırım dedi. Eğer öyleysek gidebiliriz.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Edmond gülümseyerek *Tamam* dedi.Ardından o ateş parçasına bakıp kaşlarını çatsa da bir şey demedi.ne diyebilirdi ki.Sonuçta karşısındaki bir tanrıyı yenen bir tanrıydı.Böylesine bir şey yapabiliyorsa Edmond'u ne yapardı acaba.Edmond sekeleyerek ilerlemeye başladı
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Grup geriye doğru giderken sessizdi. Pak ve Tini bile kendilerine yakışmayan bir sessizlikle yürüyorlardı. Novel i ve Oberon u kötü durumda görmek özellikle Pak ı çok etkilemişti. En önden yürüyor. Yola ve çevrelerine bakıyor ve aklındakileri unutmaya çalışıyordu.
Ama öüziğin de etkisi ile bu görüntüler hiç aklından çıkmıyordu.
Herimes kucağında Novelle sessiz yürüyordu. Arada bir önüne Pak ın gittiği yola bakıyordu ama yüz ifadesi ne düşündüğünü pek belli etmiyordu. Novelin faresi ise çocuğun cebine girmişti.Edmond üzerindeki yükün etkisi ile nefes nefese kalmıştı. Hava giderek kararıyordu. Su sesini duyduklarında tamamen kararmıştı. Karanlığa rağmen hala bir iki hayvan göl kıyısında su içiyordu. Grup suyun içine adımını attığında önce bir flüdün ezgisini duydular sonra su yavaşça gölün ortasına doğru çekildi. Tapınağın çalıların derelerin binaların ve elflerin arasında gezinen renkli ışıklarla aydınlanan görüntüsü ortaya çıktı. Alanın tam ortasındaki gölü ve oradan yansıyan ışıkları görebiliyorlardı.
Grup tapınağa yeni girmişti ki üzerlerine birkaç kova su fırlatıldı. Pak önce öfke ile yüzünü astı. Sonra Herimesin gülümsediğini görünce o da kahkahalarla gülmeye başladı.
İlerde karaltıları görülen elflerden birisi ilerledi. Grubun üyeleri onun yüzünü seçebiliyorlardı. Ancak muhtemelen sadece Solaron onu tanıyabilirdi. Adam Giyomdu. Ancak Dorleonda yüzünde olan kırışıklıklar lekeler tamamen yok olmuştu.
Sizi şakasız karşılamak istemedik dedi Giyom. İyi etmişsiniz dedi. Sonra ona soru sorar gibi bakan Pak a Bize yolu gösterdiğin için sağol Pak dedi. Pak gülümseyerek bi şey değil dedi. Ve Tini ile koşarak arkadaşlarının yanına gitti.
Oberon rahatsızlandı dedi Giyoma Ã?ocuk da. Giyom gülerek iyileşirler dedi. Sonra peki flüt diye sordu meraklı bir sesle yerini öğrendiniz mi?
Flüt Midasta dedi Herimes. Yani....
Gordeon da dedi Giyom.
Aslında tahmin etmeliydik dedi Herimes Tam Pan a göre bir davranış. Sanırım oraya gitmemizi ayarlayabilirsin.
Tabii dedi Giyom.
O halde sanırım ben yatacağım dedi Herimes Çok yoruldum. Sonra grup üyelerine döndü. Sanırım yarın yola çıkmamız gerekecek. Flüt Gordeonda. Buradan iki günlük mesafede. Kendini zorlayarak gülümsedi. Üçünüze de çok teşekkür ederim. Biraz daha dinlenebilmenizi isterdim ama flüdün ne kadar Gordeon da kalacağını bilemeyiz.
Gülümsemesi silindi. Ben uyuyacağım dedi. Bugün olanlar uzun süre Pan ın hizmetinde olanlar için çok yorucuydu. Sonra gülümsedi. Eğer yorgun değilseniz size hala fırsatınız varken tapınağın tadını çıkarmanızı öneririm. Burada size hiçbir şey zarar vermez. Ama içinizden yorgun olanlar benimle gelebilir.
Giyom yüksek sesle Herimes kararlarını vermeden arkadaşlarıma emanetlerini vermek istiyorum dedi. Edmond a şapkasını Batı ya da çömleğini verdi. Sanırım dedi ikisine Dorleonda sizi bulduklarında yanınızda bu eşyalar varmış dedi.
Sonra Solaron un yanına giderek sizinle beraber gösteri yapmak güzeldi dedi. Bu da Dorleonluların bize verdiği eşyalardan biri dedi altından yapılmış ince işlenmiş bir öküz heykelciğini çıkararak sonra da heykelciği Solaron a verdi.
Herimes e de sanırım Oberon la Novel e biz bakarız dedi. Arkasındaki elfler ilerleyerek Oberon u Edmond dun omzundan aldılar. Edmond bir an büyük bir yükün üzerinden kalkışı ile sendeledi sonra dengesini buldu. Giyom da Noveli Herimes den aldı.
Herimes elflerin kucağındaki çocuğa ve rahibe baktı. Yüzünden hüzünlü bir ifade geçti. Sonra gülümsedi Ben yatmaya gidiyorum dedi. Sonra klubelerin olduğu bölgeye doğru yürüyerek uzaklaştı.
Ondan hemen sonra Giyom ve diğer elfler de klubelere doğru yürümeye başladılar.
RP DIşI: Arkadaşlar RP nin bu bölümü özgür RP bölümü gece tapınağın alanı dışına çıkmadığınız adam öldürme gibi işlere girişmediğiniz sürece dilediğinizi yapabilirsiniz. Tapınakla ilgili bilgilendirme yazısı size yapabilecekleriniz konusunda rehberlik edebilir. Hatta bu gece için belli karakterler bile yaratabilirsiniz. Tabii istemiyorsanız yatabilirsiniz de... Herimes i izleyerek tamamen size bırakıyorum. İyi RPler. : )
Ama öüziğin de etkisi ile bu görüntüler hiç aklından çıkmıyordu.
Herimes kucağında Novelle sessiz yürüyordu. Arada bir önüne Pak ın gittiği yola bakıyordu ama yüz ifadesi ne düşündüğünü pek belli etmiyordu. Novelin faresi ise çocuğun cebine girmişti.Edmond üzerindeki yükün etkisi ile nefes nefese kalmıştı. Hava giderek kararıyordu. Su sesini duyduklarında tamamen kararmıştı. Karanlığa rağmen hala bir iki hayvan göl kıyısında su içiyordu. Grup suyun içine adımını attığında önce bir flüdün ezgisini duydular sonra su yavaşça gölün ortasına doğru çekildi. Tapınağın çalıların derelerin binaların ve elflerin arasında gezinen renkli ışıklarla aydınlanan görüntüsü ortaya çıktı. Alanın tam ortasındaki gölü ve oradan yansıyan ışıkları görebiliyorlardı.
Grup tapınağa yeni girmişti ki üzerlerine birkaç kova su fırlatıldı. Pak önce öfke ile yüzünü astı. Sonra Herimesin gülümsediğini görünce o da kahkahalarla gülmeye başladı.
İlerde karaltıları görülen elflerden birisi ilerledi. Grubun üyeleri onun yüzünü seçebiliyorlardı. Ancak muhtemelen sadece Solaron onu tanıyabilirdi. Adam Giyomdu. Ancak Dorleonda yüzünde olan kırışıklıklar lekeler tamamen yok olmuştu.
Sizi şakasız karşılamak istemedik dedi Giyom. İyi etmişsiniz dedi. Sonra ona soru sorar gibi bakan Pak a Bize yolu gösterdiğin için sağol Pak dedi. Pak gülümseyerek bi şey değil dedi. Ve Tini ile koşarak arkadaşlarının yanına gitti.
Oberon rahatsızlandı dedi Giyoma Ã?ocuk da. Giyom gülerek iyileşirler dedi. Sonra peki flüt diye sordu meraklı bir sesle yerini öğrendiniz mi?
Flüt Midasta dedi Herimes. Yani....
Gordeon da dedi Giyom.
Aslında tahmin etmeliydik dedi Herimes Tam Pan a göre bir davranış. Sanırım oraya gitmemizi ayarlayabilirsin.
Tabii dedi Giyom.
O halde sanırım ben yatacağım dedi Herimes Çok yoruldum. Sonra grup üyelerine döndü. Sanırım yarın yola çıkmamız gerekecek. Flüt Gordeonda. Buradan iki günlük mesafede. Kendini zorlayarak gülümsedi. Üçünüze de çok teşekkür ederim. Biraz daha dinlenebilmenizi isterdim ama flüdün ne kadar Gordeon da kalacağını bilemeyiz.
Gülümsemesi silindi. Ben uyuyacağım dedi. Bugün olanlar uzun süre Pan ın hizmetinde olanlar için çok yorucuydu. Sonra gülümsedi. Eğer yorgun değilseniz size hala fırsatınız varken tapınağın tadını çıkarmanızı öneririm. Burada size hiçbir şey zarar vermez. Ama içinizden yorgun olanlar benimle gelebilir.
Giyom yüksek sesle Herimes kararlarını vermeden arkadaşlarıma emanetlerini vermek istiyorum dedi. Edmond a şapkasını Batı ya da çömleğini verdi. Sanırım dedi ikisine Dorleonda sizi bulduklarında yanınızda bu eşyalar varmış dedi.
Sonra Solaron un yanına giderek sizinle beraber gösteri yapmak güzeldi dedi. Bu da Dorleonluların bize verdiği eşyalardan biri dedi altından yapılmış ince işlenmiş bir öküz heykelciğini çıkararak sonra da heykelciği Solaron a verdi.
Herimes e de sanırım Oberon la Novel e biz bakarız dedi. Arkasındaki elfler ilerleyerek Oberon u Edmond dun omzundan aldılar. Edmond bir an büyük bir yükün üzerinden kalkışı ile sendeledi sonra dengesini buldu. Giyom da Noveli Herimes den aldı.
Herimes elflerin kucağındaki çocuğa ve rahibe baktı. Yüzünden hüzünlü bir ifade geçti. Sonra gülümsedi Ben yatmaya gidiyorum dedi. Sonra klubelerin olduğu bölgeye doğru yürüyerek uzaklaştı.
Ondan hemen sonra Giyom ve diğer elfler de klubelere doğru yürümeye başladılar.
RP DIşI: Arkadaşlar RP nin bu bölümü özgür RP bölümü gece tapınağın alanı dışına çıkmadığınız adam öldürme gibi işlere girişmediğiniz sürece dilediğinizi yapabilirsiniz. Tapınakla ilgili bilgilendirme yazısı size yapabilecekleriniz konusunda rehberlik edebilir. Hatta bu gece için belli karakterler bile yaratabilirsiniz. Tabii istemiyorsanız yatabilirsiniz de... Herimes i izleyerek tamamen size bırakıyorum. İyi RPler. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
- Contact:
Edmond gülümseyerek *Tapınağın tadını çıkarmak mı?Sağol ben uyumayı tercih ederim* diyerekten yatağa doğru uzandı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Hava artık iyice kararmıştı. Elessar iki saate yakın süredir orada oturuyordu. Hanın müşterileri giderek artmış Feynorun en büyük kız kardeşi Eleni de müşterilerle ilgilenmeye başlamıştı.
Artan şarkı sesleri gittikçe daha da artan alkol ve ter kokusu Elessar ın oturuşunu hiç değiştirmedi.
Sonunda hancı geri döndüğünde orada oturuyordu. Hancı gülümseyerek Elessar a yaklaştı. Senin grup sanırım. En azından bir ozan grubu demişler. Yarın Gordeon a yola çıkıyorlar. Başkente. Biraz yüzü durgunlaştı. Üç yıl önce gitsen seni orada tanırlardı. Ama şimdi zor dedi. Neyse diye içini çekti sonra belki tanımamaları daha iyi olur rahat edersin.
Eh grubu yakalamak için yatarsın ama her halde öncesinde bize bir gösteri yaparsın değil mi?
Artık şarkı veya başka bir şey tamamen sana bırakıyorum. dedi. Sonrasında Feynor da sana yerini gösterir diye ekledi.
RP DIşI: Tamamen özgürsün Elessar. Handaki müşterilerin hatta Feynorun tüm hareketlerini yönlendirebilirsin. Yatışına kadarki süreyi istediğin gibi kurgulamakta özgürsün.
Artan şarkı sesleri gittikçe daha da artan alkol ve ter kokusu Elessar ın oturuşunu hiç değiştirmedi.
Sonunda hancı geri döndüğünde orada oturuyordu. Hancı gülümseyerek Elessar a yaklaştı. Senin grup sanırım. En azından bir ozan grubu demişler. Yarın Gordeon a yola çıkıyorlar. Başkente. Biraz yüzü durgunlaştı. Üç yıl önce gitsen seni orada tanırlardı. Ama şimdi zor dedi. Neyse diye içini çekti sonra belki tanımamaları daha iyi olur rahat edersin.
Eh grubu yakalamak için yatarsın ama her halde öncesinde bize bir gösteri yaparsın değil mi?
Artık şarkı veya başka bir şey tamamen sana bırakıyorum. dedi. Sonrasında Feynor da sana yerini gösterir diye ekledi.
RP DIşI: Tamamen özgürsün Elessar. Handaki müşterilerin hatta Feynorun tüm hareketlerini yönlendirebilirsin. Yatışına kadarki süreyi istediğin gibi kurgulamakta özgürsün.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Ã?ünkü dedi önceki askerinkine göre daha kalın bir ses. Bir süredir adamın ipi çözme çabasını izliyordu. Elbetri bu konuda çok iyi değildi. Hava neredeyse tamamen kararmıştı. Bir hırsızın ne yapacağı hiçbir zaman belli olmaz Ares Savaşçısı. Kentlerdeki sorunlarla sanırım hiç uğraşmadın. Hırsızların gerektiğinde ne kadar kurnaz olabileceğinin farkında değilsin. Yine de bir rütben var. Eğer sorumluluğu alırsan elleri çözülür. Sonra elini bıçağına attı. Ve düğümü kesti. Düğümü çözmenin kolay yolu her zaman vardır. diye ekledi. Yalnız kışlaya götürülecek bu konuda emir senden daha rütbeli olanlardan geldi. Eğer istersen tabii tapınağa gidip bir rahip getirebilirsin.
şimdi bizim kışlaya gitmemiz gerekiyor savaşçı. Bizimle gelebilir ya da tapınağa gidebilirsin. Eğer gelirsen komutanımız seni ağırlamaktan hoşnutluk duyar. dedi gülümseyerek.
şimdi bizim kışlaya gitmemiz gerekiyor savaşçı. Bizimle gelebilir ya da tapınağa gidebilirsin. Eğer gelirsen komutanımız seni ağırlamaktan hoşnutluk duyar. dedi gülümseyerek.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
"la laa la..."
Hafif bir melodinin mırıltısıydı Novel'in söylemeye çalıştığı. Bir elini başına götürmeye çalıştı. Eli direniyordu, ama biraz uğraşınca başarabildi. Başı, üzerine koca bir kaya düşmüş gibiydi.
"la laay la..."
Hayır ezgi bir türlü doğru çıkmıyordu ağzından. Neydi mırıldanmaya çalıştığı melodi? Tanıdık bir melodi ama ne? Hem de çok tanıdık... Birden aklında oluşuverdi isim: "memleketim".
Novel'in yarı açık gözleri birden irileşiverdi. Niye memleketim'i mırıldanıyordu ki? Sadece çok, ama gerçekten çok hüzünlendiğinde bu melodiyi hatırlardı. Evinden koparıldığı gün çaldığı melodiyi. şimdi niye durduk yere mırıldanıyordu ki?
Bir an nerede ve ne durumda olduğunu idrak ediverdi. Duvarları alacalı renklerle boyanmış bir kulübenin içinde bir yatakta yatıyordu. Üstelik başı da zonkluyordu. Nasıl gelmişti buraya? Neler olmuştu? Zihnini zorlayarak hatırlamaya çalıştı.
Göl... Oberon ve Herimes... Planın detaylarını konuşuyorları. Plan? Novel'in aklı karmakarışıktı. Düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Ah, evet! Pan'ı neşelendirerek flütün yerini öğrenmeye çalışmak. Pan'ın yanına gitmek... yani onu görmek! Novel'e ne kadar da çekici gelmişti bu düşünce. Tanrılara karşı hissettiği sevimsiz hisleri nedense Pan için hissetmiyordu. Bundan da memnun olduğunu farketti. Pan'ı görme fikri gözlerini ışıldatmıştı. Oberon ve Herimes'in rehberliğinde diğerleriyle birlikte heyecanla yürümüştü.
Sonra? Yattığı yerden doğrularak yatağın içinde oturur vaziyette zihnini kurcalamaya devam etti. Bir anda bütün benliği tarif edemeyeceği karmaşıklıkta hislerle doluverdi. Novel, başının şiddetle döndüğünü hissetti. Bilincini yitirmeye başladığı anda ani bir refleksle uyanık kalmaya zorladı kendini. Bütün düşünceleri aklından kovmak istedi bir anda. Ama olmuyordu bir türlü. Karmakarışık duygular zihninin kontrolünü ele geçirmiş gibiydi. Saniyeler ilerledi ve Novel bilincini korumayı başardı. Zihnindeki zıt ve karışık duygular da birbirlerinden ayrışarak netleşmeye başlamıştı.
Pan! karşısındaydı işte. Kalbi heyecanla atarken içinde de tarifi imkansız bir hüzün vardı. Herimes birşeyler söylüyordu...
Birden etrafına bakınmaya başladı. Ã?antası... Evet yanıbaşındaydı. Kamışı da içinde. Kamışı eline alarak yerinden doğrulmaya çalıştı. Başı hala sallanıyordu ama ayakta durmasına engel olacak derecede değildi. Kulübenin kapısını açarak dışarı adımını attı. Hava kararmek üzereydi. Batan güneşin kızıllığı gökyünü ele geçirmişti. Novel kamışını dudaklarına götürerek bütün hüzünlü zamanlarında yaptığı gibi "memleketim" melodisini üflemeye başladı.
Hafif bir melodinin mırıltısıydı Novel'in söylemeye çalıştığı. Bir elini başına götürmeye çalıştı. Eli direniyordu, ama biraz uğraşınca başarabildi. Başı, üzerine koca bir kaya düşmüş gibiydi.
"la laay la..."
Hayır ezgi bir türlü doğru çıkmıyordu ağzından. Neydi mırıldanmaya çalıştığı melodi? Tanıdık bir melodi ama ne? Hem de çok tanıdık... Birden aklında oluşuverdi isim: "memleketim".
Novel'in yarı açık gözleri birden irileşiverdi. Niye memleketim'i mırıldanıyordu ki? Sadece çok, ama gerçekten çok hüzünlendiğinde bu melodiyi hatırlardı. Evinden koparıldığı gün çaldığı melodiyi. şimdi niye durduk yere mırıldanıyordu ki?
Bir an nerede ve ne durumda olduğunu idrak ediverdi. Duvarları alacalı renklerle boyanmış bir kulübenin içinde bir yatakta yatıyordu. Üstelik başı da zonkluyordu. Nasıl gelmişti buraya? Neler olmuştu? Zihnini zorlayarak hatırlamaya çalıştı.
Göl... Oberon ve Herimes... Planın detaylarını konuşuyorları. Plan? Novel'in aklı karmakarışıktı. Düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Ah, evet! Pan'ı neşelendirerek flütün yerini öğrenmeye çalışmak. Pan'ın yanına gitmek... yani onu görmek! Novel'e ne kadar da çekici gelmişti bu düşünce. Tanrılara karşı hissettiği sevimsiz hisleri nedense Pan için hissetmiyordu. Bundan da memnun olduğunu farketti. Pan'ı görme fikri gözlerini ışıldatmıştı. Oberon ve Herimes'in rehberliğinde diğerleriyle birlikte heyecanla yürümüştü.
Sonra? Yattığı yerden doğrularak yatağın içinde oturur vaziyette zihnini kurcalamaya devam etti. Bir anda bütün benliği tarif edemeyeceği karmaşıklıkta hislerle doluverdi. Novel, başının şiddetle döndüğünü hissetti. Bilincini yitirmeye başladığı anda ani bir refleksle uyanık kalmaya zorladı kendini. Bütün düşünceleri aklından kovmak istedi bir anda. Ama olmuyordu bir türlü. Karmakarışık duygular zihninin kontrolünü ele geçirmiş gibiydi. Saniyeler ilerledi ve Novel bilincini korumayı başardı. Zihnindeki zıt ve karışık duygular da birbirlerinden ayrışarak netleşmeye başlamıştı.
Pan! karşısındaydı işte. Kalbi heyecanla atarken içinde de tarifi imkansız bir hüzün vardı. Herimes birşeyler söylüyordu...
Sözlerin tamamını hatırlayamasa da bu son kısmını net biçimde hatırlayabildi. Sonra? Novel sonrasında sadece koskoca bir hiçlik buldu. "Galiba bayıldım" diye mırıldanarak tahminini dile getirdi.çünkü bir kalbe ulaşmanın yolu ezgilerle sözlerin birlikteliğinden geçer. Panın bir defa daha içinin neşe ile dolmasını sağlayalım kardeşlerim. Size güveniyorum.
Birden etrafına bakınmaya başladı. Ã?antası... Evet yanıbaşındaydı. Kamışı da içinde. Kamışı eline alarak yerinden doğrulmaya çalıştı. Başı hala sallanıyordu ama ayakta durmasına engel olacak derecede değildi. Kulübenin kapısını açarak dışarı adımını attı. Hava kararmek üzereydi. Batan güneşin kızıllığı gökyünü ele geçirmişti. Novel kamışını dudaklarına götürerek bütün hüzünlü zamanlarında yaptığı gibi "memleketim" melodisini üflemeye başladı.
Herimes gülümseyerek uzanan Edmond a baktı. Elflerin oyununa geldiği açıktı. Sonra diğer iki ozanla birlikte daha önce ozanların uyandıkları eve doğru yürümeye başladı.
------------------------------------------------------------
Ne kadar güzel söylüyor dedi Novel in yanında kalan rahiiplerden biri.
Her halde iyileşti dedi öbür rahip. Kaldırsak mı sence?diye sordu hevesle.
Hayır dedi öteki Buraya geldiğinde çok kötü durumdaydı. Hasta olanlar iyice dinlenmezse sonra iyi eğlenemezler.
Evet dedi öbür rahip üzüntüyle o zaman artık yarın uyandırırız.
Ã?yle diye cevap verdi yanındaki.
--------------------------------------------------------------
İki elf kapıdan baktıklarında Solaron gözlerini yeni açmıştı. Günaydın dedi ikisine de. Elfler başlarını utanarak yere eğdiler. Sanırım bugün şaka yapamayacaksınz dedi Herimes ikisine. Elfler gülümseyerek Solaron a baktılar. Boya ona gerçekten çok yakışmış. Evet dedi Herimes Solaron a bakarak. Ã?nceki gün onca işin arasında fark etmemiş ya da belki elflerin arasında kaldığı için önemsememişti. Yüzündeki boyalar Solaron un hoşuna gitmeyebilirdi.
En azından uyandırabilir miyiz diye sordu elfler. Herimes gülümsedi tamam dedi. Elfler ellerindeki tüylerle Batı ile Solaron un ayaklarını gıdıklamaya başladılar. Uyanır gibi göründüklerinde Herimes ikisine de Günaydın dedi. Sonra Solaron a Boyalar gerçekten yakışmış dostum. dedi gülerek Eğer yüzünde kalmasını istersen bence sakıncası yok. Ama çıkartmak istiyorsan sanırım bunu bu sabah yapmalısın diye Solaron u uyardı. Sonra kalkın ve hazırlanın dedi Sonra gölün kıyısında buluşalım. Oradan tüccar kafilesinin yanına gideriz.
--------------------------------------------------------------------
İki keçi ayaklarını ikisi de yüzünü yalıyordu. Ã?imlerin üstüdeydi. Ã?nceki gece bir odada yatağa yattığını zannetmişti. Büyük ihtimalle elfler onu kandırmışlardı. Elflerin böyle yanılgılar yaratabilirdi.
Ã?ocuklar başlarında toplanmıştı. Birisi ne güzel şapkası var dedi. Acaba değişir mi Flüdü versek karşılığında. Bi de sanırım arkadaşlarının onu beklediğini söylemeliyiz göl kıyısında.
---------------------------------------------------------------------
Sabahleyin Novel daha iyi görünüyordu. Yine de elf rahip bir şaka yapmaktan çekindi. Yavaşça onu dürterek oğlum dedi. Eğer kalkabilirsen kalk artık. Arkadaşların seni göl kıyısında bekliyorlar.
------------------------------------------------------------
Ne kadar güzel söylüyor dedi Novel in yanında kalan rahiiplerden biri.
Her halde iyileşti dedi öbür rahip. Kaldırsak mı sence?diye sordu hevesle.
Hayır dedi öteki Buraya geldiğinde çok kötü durumdaydı. Hasta olanlar iyice dinlenmezse sonra iyi eğlenemezler.
Evet dedi öbür rahip üzüntüyle o zaman artık yarın uyandırırız.
Ã?yle diye cevap verdi yanındaki.
--------------------------------------------------------------
İki elf kapıdan baktıklarında Solaron gözlerini yeni açmıştı. Günaydın dedi ikisine de. Elfler başlarını utanarak yere eğdiler. Sanırım bugün şaka yapamayacaksınz dedi Herimes ikisine. Elfler gülümseyerek Solaron a baktılar. Boya ona gerçekten çok yakışmış. Evet dedi Herimes Solaron a bakarak. Ã?nceki gün onca işin arasında fark etmemiş ya da belki elflerin arasında kaldığı için önemsememişti. Yüzündeki boyalar Solaron un hoşuna gitmeyebilirdi.
En azından uyandırabilir miyiz diye sordu elfler. Herimes gülümsedi tamam dedi. Elfler ellerindeki tüylerle Batı ile Solaron un ayaklarını gıdıklamaya başladılar. Uyanır gibi göründüklerinde Herimes ikisine de Günaydın dedi. Sonra Solaron a Boyalar gerçekten yakışmış dostum. dedi gülerek Eğer yüzünde kalmasını istersen bence sakıncası yok. Ama çıkartmak istiyorsan sanırım bunu bu sabah yapmalısın diye Solaron u uyardı. Sonra kalkın ve hazırlanın dedi Sonra gölün kıyısında buluşalım. Oradan tüccar kafilesinin yanına gideriz.
--------------------------------------------------------------------
İki keçi ayaklarını ikisi de yüzünü yalıyordu. Ã?imlerin üstüdeydi. Ã?nceki gece bir odada yatağa yattığını zannetmişti. Büyük ihtimalle elfler onu kandırmışlardı. Elflerin böyle yanılgılar yaratabilirdi.
Ã?ocuklar başlarında toplanmıştı. Birisi ne güzel şapkası var dedi. Acaba değişir mi Flüdü versek karşılığında. Bi de sanırım arkadaşlarının onu beklediğini söylemeliyiz göl kıyısında.
---------------------------------------------------------------------
Sabahleyin Novel daha iyi görünüyordu. Yine de elf rahip bir şaka yapmaktan çekindi. Yavaşça onu dürterek oğlum dedi. Eğer kalkabilirsen kalk artık. Arkadaşların seni göl kıyısında bekliyorlar.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Elessar ve aspergrey için
Elbetri komutanlarla beraber adamı taşımaya başladı. Artık üzerinde çok az insan olan büyük alandan geçerek irili ufaklı binaların olduğu bir bölgeye geldiler. Binalar özensizce kerğiçten yapılmıştı. Daha ilerde biraz daha düzgün yapılmış diğerlerinden daha büyük bir binaya girdiler. Binanın üzerinde kartal arması olan tahta kapısından içeri girdiler. Düzgün ve sade duvarları ve tahta kapıları olan bir koridora çıktılar. Hemen yanıbaşlarında bir merdiven aşağıya ve yukarıya iniyordu. Aşağı indiler artık kapılar demirden di. Adamlardan birisi kapıyı açtı. Adamı içeriye bıraktı. Sonra kapıyı sürgünledi. Sanırım artık yatmak lazım dedi.
Elbetri uyandığında başında başında uzun cübbeli bir adam vardı. Ben İstos dedi adam Artemis Rahibiyim savaşçı. Senin bu adamla ilgilendiğini duydum. Adam yanlışlıkla tutuklanmış ve senin onu iyileşmesi için Gordeon a götürmen gerekiyor. Aynı zamanda ona aradığı ozan grubuyla da orada bulaşabileceğini söylersin. dedi adam Eğer kabul edersen. diye ekledi. Ancak şunu belirtmek isterim ki Artemis tapınağı bunu yapmanı arzu ediyor. Siz Ares Savaşçılarının Artemise saygılarını da bildiğimden kabul edeceğinden de şüphe duymuyorum aslında.
----------------------------------------------------------------
Elessar uyandığında her yeri ağrıyordu. Feynor onu sarsarak uyandırmaya çalıştı. Bir yandan kısık sesle Elessar amca Elessar amca diye seslendi. Ozan grubuna katılmak için hemen uyanman lazım.
Yanında ona bakan kardeşine burada uyudu dedi suçlu bir ses tonuyla. Onu taşıyamadık. diye ekledi.
Elbetri komutanlarla beraber adamı taşımaya başladı. Artık üzerinde çok az insan olan büyük alandan geçerek irili ufaklı binaların olduğu bir bölgeye geldiler. Binalar özensizce kerğiçten yapılmıştı. Daha ilerde biraz daha düzgün yapılmış diğerlerinden daha büyük bir binaya girdiler. Binanın üzerinde kartal arması olan tahta kapısından içeri girdiler. Düzgün ve sade duvarları ve tahta kapıları olan bir koridora çıktılar. Hemen yanıbaşlarında bir merdiven aşağıya ve yukarıya iniyordu. Aşağı indiler artık kapılar demirden di. Adamlardan birisi kapıyı açtı. Adamı içeriye bıraktı. Sonra kapıyı sürgünledi. Sanırım artık yatmak lazım dedi.
Elbetri uyandığında başında başında uzun cübbeli bir adam vardı. Ben İstos dedi adam Artemis Rahibiyim savaşçı. Senin bu adamla ilgilendiğini duydum. Adam yanlışlıkla tutuklanmış ve senin onu iyileşmesi için Gordeon a götürmen gerekiyor. Aynı zamanda ona aradığı ozan grubuyla da orada bulaşabileceğini söylersin. dedi adam Eğer kabul edersen. diye ekledi. Ancak şunu belirtmek isterim ki Artemis tapınağı bunu yapmanı arzu ediyor. Siz Ares Savaşçılarının Artemise saygılarını da bildiğimden kabul edeceğinden de şüphe duymuyorum aslında.
----------------------------------------------------------------
Elessar uyandığında her yeri ağrıyordu. Feynor onu sarsarak uyandırmaya çalıştı. Bir yandan kısık sesle Elessar amca Elessar amca diye seslendi. Ozan grubuna katılmak için hemen uyanman lazım.
Yanında ona bakan kardeşine burada uyudu dedi suçlu bir ses tonuyla. Onu taşıyamadık. diye ekledi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Artık başı dönmüyordu Novel'in. Yatağında doğrularak bir süre düşündü. Hayır, hatırlayamıyordu.
"Pan'ın yanında ne olmuş bana? Bayılmış mıyım?" diye sordu kendisini uyandıran elf rahibe. Rahibin onaylayan bakışları yetmişti cevap olarak Novel'e. "Göle doğru gideyim ben en iyisi." diyerek rahibe hafif bir selam verdi ve yeleğini giyip heybesini de sırtına alarak dışarıya çıktı.
Novel, göl kıyısında diğerleriyle buluşmadan önce yapması gereken birşey olduğunu düşünüyordu. Etrafa hakim bir noktaya geldiğinde çevreyi kontrol etti. Göle gitmeden evlerin arasından ilerleyerek Pan'ın bulunduğu yere gidebileceği bir yol tahmin etmeye çalıştı. Ã?nceki gün Pan'a doğru gittikleri yolun bulunduğu istikameti de göz önünde bulundurarak yürümeye başladı. Evlerin arasından geçerken kendisine gülümseyen herkese gülümseyerek karşılık verdi. Bir süre yürüdükten sonra bir önceki gün kendilerini Pan'a götüren yola ulaştı. Bir süre duraksadıktan sonra hızlı adımlarla Pan'ın bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı.
Yolda, sırtındaki heybesine elini uzatarak kamışının orada olup olmadığını kontrol etmeyi ihmal etmedi. Kamışı yerindeydi. Daha sonra yeleğinin içindeki büyülü cebi de kontrol etti, oradaki sakladığı eşyalarını neredeyse unutmuştu. Hepsi yerindeydi; kitapları, yayı ve fare... Fare? "Nasıl girdin oraya?" diye haykırdı birden. Eline alarak fareyi cepten çıkardı ve iki eliyle sımsıkı tutup bir cevap bekler gibi bir süre farenin gözlerine baktı. Fare sadece hafifçe bıcırdadı. "Kuyruğu hala kısalttırmamışsın." diyerek fareyi omzuna yerleştirdi ve yoluna devam etti.
Pan'ın bulunduğu yere yaklaşırken yine bir önceki gün hissettiği hüznün ağırlığını hissetmeye başlamıştı. "Bu sefer dayanacağım." dedi kendi kendine ve yürümeye devam etti. Arkasından gelen bir çıtırtıyla kafasını çevirip geriye baktığında kendisinin peşi sıra yürüyen keçiyi gördü. Durup keçiye seslendi: "Sen Tini misin yoksa?" Keçi sadece "beEee" diye yanıt verdi. Novel kafasını kaşıdı, bu şimdi evet miydi hayır mı? "Aman, ne önemi var ki" dedi ve ekledi: "Haydi gel sen de benimle."
Pan, bir önceki gün geldiklerinde gördüğü biçimde karşısındaydı yine. Novel, Pan'dan yayılan hüznün bütün benliğini kapladığını hissedebiliyordu. Kendisiyle birlikte gelen keçi de boynunu eğmiş hareketsiz duruyordu. Nihayet Novel kendisini toparlayarak Pan'a doğru konuştu: "Sana dünden bir borcum var." Sanki Pan'ın bir tepki vermesini beklermiş gibi bir süre durakladı. Ancak sadece bir kanat çırpma sesi duyuldu. Novel sesin geldiği tarafa baktığında kara bir karganın Novel'in hemen yanındaki irice kayaya tünediğini gördü. Karga, kıvrak kafa hareketleriyle Novel'i süzüyordu. Novel bir süre kargaya baktıktan sonra tekrar Pan'a döndü. "şimdi o borcu ödemeye geldim." dedi gülümsemeye çalışarak.
Büyücü sahibinin evindeyken çalıştığı gözyanılması denemelerini aklından geçirdi bir süre. Sonra keçiye döndü ve ellerini keçiye doğru uzatarak parmaklarını oynatmaya başladı. Bir taraftan da dudakları hafifçe bir şeyler mırıldanıyordu. Zihninde, tapınağa ilk geldiklerinde elf çocuklarıyla yaptığı yüz boyama şakası dolanıyordu. Eşeğe çizdiği gaga ne kadar hoş olmuştu. Mırıldanmaya devam eden dudaklarına genişçe bir gülümseme yayıldı. Sözlerini tamamladığında keçinin sırtında bir çift beyaz kanat belirmişti. Kanatların uçlarında birer çıngırak asılıydı.
Sonra fareyi omzundan alarak yere bıraktı ve bu kez ona dönerek bir büyü yapmaya başladı. Kocaman bir farenin oradan oraya zıplarken oluşturacağı görüntüyü hayal ediyordu bir yandan da. Büyüyü tamamladığında fare neredeyse keçinin boyutlarına yaklaşmıştı.
Kayanın üzerine tünemiş karganın hala orada olduğunu farkedince bir gözyanılması büyüsü de onun üzerine yapmaya başladı. Tapınaktaki rengarenk duvarlar canlandı gözünde. İçine hafif bir neşe yayıldı. Pan'dan gelen ağır hüzün olmasa bu içine yayılan neşeyle kendini tutamaz ve dans etmeye başlardı herhalde... Büyü tamamlandığında karganın gövdesi gökkuşağı gibi bir renk tayfıyla kaplanmıştı. Kafası ise tamamen tatlı bir kırmızıya dönmüştü. Kırmızının üzeri, düzenli aralıklarla beyaz noktacıklarla kaplıydı.
Novel, her üçüne de kısa bir süre baktıktan sonra heybesindeki kamışını çıkardı ve dudaklarına götürdü. Bildiği en neşeli ezgileri çalmaya başladı. Novel'in şarkısı kamışından tatlı ve kıvrak nağmelerle ortalığı doldururken fare yerinde kıpırdamaya başladı. Ã?nce çekinden birkaç hareketten sonra ayaklarını ve kuyruğunu, Novel'in kamışından yayılan ezgilerin ritmiyle uyumlu bir biçimde oynatarak müziğe eşilk etti. Novel bir süre sonra keçinin, farenin her kuyruk hareketinde melediğini duydu. Keçi melerken kanatlarını çırparak çıngırakların çınlamasına yol açıyordu. Karga da vurgu yerlerinde gaklıyordu.
"laa.a la famire laaa"
"gak"
"beEeE"
"çıngır"
"gak"
"silasolla solfamire"
"gak"
"bEeee"
"çıngırmıngır"
...
Novel, müziği bitirdiğinde, neredeyse içini kaplamış olan Pan'dan yayılan hüznü unutmuş gibiydi. Bütün yüzünü bir gülümseme kaplamıştı. Ama müziğin sona ermesiyle, Novel'in içindeki hüzün bütün ağırlığıyla yine benliğini doldurdu. Karga, keçi ve fare normal görüntülerine geri dönmüşlerdi. Karga bir kanat sesiyle havalandı ve uzaklaşmaya başladı. Novel yere eğilerek fareyi aldı ve tekrar omzuna yerleştirdi. Keçi tapınağa doğru kıvrak adımlarla yürümeye başlamıştı bile.
Novel bakışlarını Pan'a doğrulttu. Pan hiç kıpırdamadan bütün hüznüyle olduğu yerde asılı durmaya devam ediyordu. "Çok elimden gelen birşey yok ama sanırım borcumu ödemiş sayılırım" dedi alçak bir ses tonuyla bakışlarını yere doğru eğerek. Sonra da az önce keçinin yürüdüğü yoldan yürüyerek tapınağın yolunu tuttu.
Gölün kenarına yaklaştığında, etraftakileri gözleriyle tarayarak arkadaşlarını bulmaya çalıştı.
"Pan'ın yanında ne olmuş bana? Bayılmış mıyım?" diye sordu kendisini uyandıran elf rahibe. Rahibin onaylayan bakışları yetmişti cevap olarak Novel'e. "Göle doğru gideyim ben en iyisi." diyerek rahibe hafif bir selam verdi ve yeleğini giyip heybesini de sırtına alarak dışarıya çıktı.
Novel, göl kıyısında diğerleriyle buluşmadan önce yapması gereken birşey olduğunu düşünüyordu. Etrafa hakim bir noktaya geldiğinde çevreyi kontrol etti. Göle gitmeden evlerin arasından ilerleyerek Pan'ın bulunduğu yere gidebileceği bir yol tahmin etmeye çalıştı. Ã?nceki gün Pan'a doğru gittikleri yolun bulunduğu istikameti de göz önünde bulundurarak yürümeye başladı. Evlerin arasından geçerken kendisine gülümseyen herkese gülümseyerek karşılık verdi. Bir süre yürüdükten sonra bir önceki gün kendilerini Pan'a götüren yola ulaştı. Bir süre duraksadıktan sonra hızlı adımlarla Pan'ın bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı.
Yolda, sırtındaki heybesine elini uzatarak kamışının orada olup olmadığını kontrol etmeyi ihmal etmedi. Kamışı yerindeydi. Daha sonra yeleğinin içindeki büyülü cebi de kontrol etti, oradaki sakladığı eşyalarını neredeyse unutmuştu. Hepsi yerindeydi; kitapları, yayı ve fare... Fare? "Nasıl girdin oraya?" diye haykırdı birden. Eline alarak fareyi cepten çıkardı ve iki eliyle sımsıkı tutup bir cevap bekler gibi bir süre farenin gözlerine baktı. Fare sadece hafifçe bıcırdadı. "Kuyruğu hala kısalttırmamışsın." diyerek fareyi omzuna yerleştirdi ve yoluna devam etti.
Pan'ın bulunduğu yere yaklaşırken yine bir önceki gün hissettiği hüznün ağırlığını hissetmeye başlamıştı. "Bu sefer dayanacağım." dedi kendi kendine ve yürümeye devam etti. Arkasından gelen bir çıtırtıyla kafasını çevirip geriye baktığında kendisinin peşi sıra yürüyen keçiyi gördü. Durup keçiye seslendi: "Sen Tini misin yoksa?" Keçi sadece "beEee" diye yanıt verdi. Novel kafasını kaşıdı, bu şimdi evet miydi hayır mı? "Aman, ne önemi var ki" dedi ve ekledi: "Haydi gel sen de benimle."
Pan, bir önceki gün geldiklerinde gördüğü biçimde karşısındaydı yine. Novel, Pan'dan yayılan hüznün bütün benliğini kapladığını hissedebiliyordu. Kendisiyle birlikte gelen keçi de boynunu eğmiş hareketsiz duruyordu. Nihayet Novel kendisini toparlayarak Pan'a doğru konuştu: "Sana dünden bir borcum var." Sanki Pan'ın bir tepki vermesini beklermiş gibi bir süre durakladı. Ancak sadece bir kanat çırpma sesi duyuldu. Novel sesin geldiği tarafa baktığında kara bir karganın Novel'in hemen yanındaki irice kayaya tünediğini gördü. Karga, kıvrak kafa hareketleriyle Novel'i süzüyordu. Novel bir süre kargaya baktıktan sonra tekrar Pan'a döndü. "şimdi o borcu ödemeye geldim." dedi gülümsemeye çalışarak.
Büyücü sahibinin evindeyken çalıştığı gözyanılması denemelerini aklından geçirdi bir süre. Sonra keçiye döndü ve ellerini keçiye doğru uzatarak parmaklarını oynatmaya başladı. Bir taraftan da dudakları hafifçe bir şeyler mırıldanıyordu. Zihninde, tapınağa ilk geldiklerinde elf çocuklarıyla yaptığı yüz boyama şakası dolanıyordu. Eşeğe çizdiği gaga ne kadar hoş olmuştu. Mırıldanmaya devam eden dudaklarına genişçe bir gülümseme yayıldı. Sözlerini tamamladığında keçinin sırtında bir çift beyaz kanat belirmişti. Kanatların uçlarında birer çıngırak asılıydı.
Sonra fareyi omzundan alarak yere bıraktı ve bu kez ona dönerek bir büyü yapmaya başladı. Kocaman bir farenin oradan oraya zıplarken oluşturacağı görüntüyü hayal ediyordu bir yandan da. Büyüyü tamamladığında fare neredeyse keçinin boyutlarına yaklaşmıştı.
Kayanın üzerine tünemiş karganın hala orada olduğunu farkedince bir gözyanılması büyüsü de onun üzerine yapmaya başladı. Tapınaktaki rengarenk duvarlar canlandı gözünde. İçine hafif bir neşe yayıldı. Pan'dan gelen ağır hüzün olmasa bu içine yayılan neşeyle kendini tutamaz ve dans etmeye başlardı herhalde... Büyü tamamlandığında karganın gövdesi gökkuşağı gibi bir renk tayfıyla kaplanmıştı. Kafası ise tamamen tatlı bir kırmızıya dönmüştü. Kırmızının üzeri, düzenli aralıklarla beyaz noktacıklarla kaplıydı.
Novel, her üçüne de kısa bir süre baktıktan sonra heybesindeki kamışını çıkardı ve dudaklarına götürdü. Bildiği en neşeli ezgileri çalmaya başladı. Novel'in şarkısı kamışından tatlı ve kıvrak nağmelerle ortalığı doldururken fare yerinde kıpırdamaya başladı. Ã?nce çekinden birkaç hareketten sonra ayaklarını ve kuyruğunu, Novel'in kamışından yayılan ezgilerin ritmiyle uyumlu bir biçimde oynatarak müziğe eşilk etti. Novel bir süre sonra keçinin, farenin her kuyruk hareketinde melediğini duydu. Keçi melerken kanatlarını çırparak çıngırakların çınlamasına yol açıyordu. Karga da vurgu yerlerinde gaklıyordu.
"laa.a la famire laaa"
"gak"
"beEeE"
"çıngır"
"gak"
"silasolla solfamire"
"gak"
"bEeee"
"çıngırmıngır"
...
Novel, müziği bitirdiğinde, neredeyse içini kaplamış olan Pan'dan yayılan hüznü unutmuş gibiydi. Bütün yüzünü bir gülümseme kaplamıştı. Ama müziğin sona ermesiyle, Novel'in içindeki hüzün bütün ağırlığıyla yine benliğini doldurdu. Karga, keçi ve fare normal görüntülerine geri dönmüşlerdi. Karga bir kanat sesiyle havalandı ve uzaklaşmaya başladı. Novel yere eğilerek fareyi aldı ve tekrar omzuna yerleştirdi. Keçi tapınağa doğru kıvrak adımlarla yürümeye başlamıştı bile.
Novel bakışlarını Pan'a doğrulttu. Pan hiç kıpırdamadan bütün hüznüyle olduğu yerde asılı durmaya devam ediyordu. "Çok elimden gelen birşey yok ama sanırım borcumu ödemiş sayılırım" dedi alçak bir ses tonuyla bakışlarını yere doğru eğerek. Sonra da az önce keçinin yürüdüğü yoldan yürüyerek tapınağın yolunu tuttu.
Gölün kenarına yaklaştığında, etraftakileri gözleriyle tarayarak arkadaşlarını bulmaya çalıştı.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests