~Kızıl Saray~ *Saray Oyunları* (Sadece Yönetim)

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Post Reply
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

~Kızıl Saray~ *Saray Oyunları* (Sadece Yönetim)

Post by Gorath »

Bu hikaye site yönetimi tarafından yazılmaktadır. Dışarıdan hiçbir üye hikayeye dahil edilemeyecek, yazdığınız hikaye parçaları size sorulmaksızın, ya da uyarılmaksızın silinecektir. Tüm yönetim üyelerinin yer alacağı bu hikayeyi herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederiz.

----------------------------------------------------------------

Yatağın baş ucunda oturmakta olan kadın elinde ki dantel işlemeyi bir kenara bıraktı ve yavaşça yerinden doğruldu. Ölüm döşeğinde yatmakta olan kocasına bakmadan pencereye doğru ilerledi ve saray penceresinden dışarıya doğru baktı.

Kocası bu hale geleli kaç gün olmuştu? Gece demeden gündüz demeden onun başında oturuyor ve bir umut iyileşmesini bekliyordu. Saray entrikaları... İşte buydu kocasını bu hale getiren. Artık düşünmek bile istemiyordu ama düşünceleri hep bu yönde kayıp duruyordu.

Ağlamamak için çaba sarf etmesi gerekti. şimdi dört oğlundan en küçüğü babasının yerine bakıyordu. Diğer oğulları henüz saraya ulaşamamıştı. Saray entrikaları... Elbette ki en büyük oğlu Hehan babasının yerine geçecekti ama onun nerede olduğunu bilen dahi yoktu. Dört oğlundan üçünden, babaları tarafından kendileri için seçilmiş olan ülke baronluklarına gönderildiklerinden beri haber alınamıyordu. Ölke baronlukları çocukların ulaşamadıklarını söylüyordu. Sadece üçüncü oğlu Gehan bir süre önce güney topraklarında görülmüştü ama bu da kanıtlanamamıştı. şimdi babalarının hastalığını biliyor olmalıydılar. Tüm ülkede babalarının ölüm döşeğinde ki hikayeleri dolaşıyordu. O zaman neden... Neden oğullarının hiçbirisi ortaya çıkmamıştı? Neden çok sevdikleri babalarına bunu yapanı bulmak için geriye gelmemişlerdi? Neden gittikçe daha fazla karmaşaya sürüklenen krallığı yoluna sokmak için ve küçük kardeşleri Tihan’a yardımcı olmak için geriye gelmiyorlardı? Neredeydiler?

Kapının çalınması ile yerinden sıçradı. Bir an nerede olduğunu şaşırarak yatakta yatmakta olan sevgili kocasının görüntüsüne baktı ardından “Girin!” diye seslendi.

İçeriye giren saray bilgesi elinde ki dosyalarla içeriye girdi ve “Rahatsız ettiğim için özür dilerim kraliçem.” dedi. Elinde ki kağıt yığının en üstünde duran bir mektubu alarak kraliçeye doğru uzattı. “Bu mektup...” dedi söylemekte zorlanıyormuş gibi. “Size geldi.”
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: KarÅ?ıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Aehanlie kendisine uzatılan mektıbu aldı ve saray bilgesine "çıkabilirsin" dedi. Kendisine verilen mektuba uzun uzun baktı açmadan. Açıkçası açmaya da korkuyordu. Ã?ünkü beklediği bir mektup yoktu ve zarfın üzerinde de yazılı bir şey yoktu kendi isminden başka. Aklına hemen oğulları geldi. Onlardan biri olabilirdi. Alelacele açtı mektubu ve içinden el yazısı ile yazılmış bir parşömen çıktı.

Yazı pek tanıdık değildi. Merak ve heyecanla okumaya başladı...Okudu, okudu ve pencereden görünen muazzam ufka döndü, dalıp gitti. İç geçirerek yatakta yatan kocasına baktı pencerenin yanından, "Yine seninle ilgili bir mektup, seni iyileştirecek birini tanıdığını idda ediyor bunu yazan kişi...Eğer bu da öncekiler gibi asılsız çıkarsa yazık olacak.."dedi buğulu bir tonda.

Kral'ın bu hale gelmesine neden olan şey tam olarak bilinmemekteydi. Nice doktorlar gelmişti saraya hiçbiri de bir teşhis koyamamıştı. Kraliçe büyük bir umutla otacıları bile tek tek getirtmişti saray'a ve kocasının iyileşmesi durumunda ve onun bu hale gelmesine neden olan kişiyi de bulana büyük bir servet vaad etmişti. Ama hiç bir gelişme olmadı.

Sürekli olarak Kral'ın neden bu halde olduğunu ve onu iyileştirebileceğini idda edenler Kraliçe'ye mektupla haber veriyordu ve Kraliçe de onları saraya getirtip her defasında yeni bir umut ve heyecanla izliyordu. Bu durumun bir şaka, bir oyun olmadığını anlamaları için kaç kişinin kafasını uçurtmuştu Kraliçe. O zamandan beri gelen mektuplar azalmıştı. Gereksiz şarlatanlardan kurtulmuştu.

Mektubu eline aldı tekrar ve saray bilgesini çağırdı yanına. Saray bilgesi gelene kadar yine daldı uzun uzun..

Saray ve entrikaları..Dışarıdan ne kadar büyülü, ihtişamlı görünse de içinde dönen bu entrikalar tüm büyüyü alıp götürüyordu. Herkes birilerinin arkasından iş çeviriyor, asılsız nedenlerden dolayı onun ölümüne neden olmak için elinden geleni yapıyorlardı. Hırs...
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Yaşamak pek tatlı gelmiyordu açıkcası. Ã?ylece ölebilmeyi bile arzu ederdi. Fakat üzerinde bir lanet vardı. istediği gibi ölemiyordu bile. Bu lanetin adı güçtü ve yanından hiç ayrılmayan kardeşi sorumluluk. Yavaş yavaş kayıyordu bu dünyadan sebebini biemiyordu. İşin dramatik yanı ise ölüm değildi, öldüğüne bile üzülemiyordu. Artık saray entrikalarını düşünmekten bile yorulmuştu. Düşünmek de istemiyordu. Tek düşündüğü oğullarıydı... Onları merak ediyor ve acıyordu. Miras bırakacağı bir krallık değildi aslında. Onları belki de yiyip bitirecek. Ama yapmalıydı. Devam etmeye mecburdu herşey. Tavuskuşu görünümlü leş kargalarına bırakamazdı bu toprakları. Rüyalarında bile huzur yoktu kralın

Kraliçe camdan dışarı ufka doğru daha bir bakış daha attı. Bunlara katlanmasının tek sebebiydi işte bunu biliyordu. Her karışını ayrı ayrı sevdiği bu topraklar... Ölmek pek de umrunda olmazdı belki de. Onu bile yapamıyordu ya...Ölkenin yönetimi bir yana kraliçe onun hayat arkadaşıydı. Bazı şeylerin vijdan azabını taşıyordu. şimdi ise önemli olan kralın iyileşmesiydi.

Kapının 3 kere çalınması düşüncelerden alıkoymuştu. "İçeri girin" dedi kraliçe.

Saray bilgesi kapıyı açtı bir referans yaparak içeri girdi. Bilge sıfatı sadece saraybilgesi ünvanından gelen bir sıfat değildi. Mirenar bir insan olarak da bilge sıfatını hakedbilirdi. En azından boş konuşmadığına güvenilen birisiydi. Ortayaşı aşalı yıllar olmuştu fakat bunaklıktan da uzaktı. Bakışlarından anlam yakalamak kimi zaman çok zor kimi zaman çok kolay olurdu. Kendini sarayın "yaşlandırıcı" etkisinden korumayı başarmış gibi duruyordu. En azından şu anda kraldan çok daha iyi durumda görünüyordu.

Eliyle yanındaki sandalyeyi işaret etti kraliçe. Mirenar yavaşça oturdu.

-Majesteleri beni ne için çağırmıştı?
-şifa vaateden birisi daha. Başarısız onlarcası gibi...
-Sorunlar her zaman tek taraflı değildir majesteleri şifa bazen şifacılarda değil insanın kendi benliğindedir.
-Ya denemyi bırakmalı mı artık o zaman?
-Asla majesteleri, başarı vadeden her denenmemiş yol umutsuzluğa yaklaştırır.
-Belki de eksik olan umuttur artık..

Son söylediğini biraz daha kısık sesle söylemişti. Mektubu Mirenar'a uzattı.

-Gerekeni yapabilirsin Mirenar, birtane daha denemek birşey kaybettirmez. Hiçbirşansı geri tepmeyiz.

"Baaşüstüne efendim diyerek bir referans yaptı ve odadan ayrıldı. Kraliçe ise bekleyişine düşüncelerine ve manzaraya geri dönecekti.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Etrafını bir karanlık kaplamıştı, onu diğerlerinden ayıran birşeydi bu sis perdesi. Onu bu koca saraydaki herşeyden, herkesden farklı kılıyordu.

Bu yalanı binlerce kez benliği kendisine tekrarlayıp durmuştu ve hatta başlarda kendisi bile inanırdı buna ama şimdi doğru olmadığını biliyordu bay kötü.

Evet bir sis perdesi, bir karanlık vardı ama bunun onu başkalarından ayırmadığını, aksine diğer herkesle aynı yaptığını öğrenmişti erkenden.

Ben aslında kötü falan değilim, hiç bakmayın öyle bana sinirli sinirli ! Ben sizden biriyim dedi içten içe bay kötü yanından kendisini saygıyla selamlayarak, arada bir durup iki kelam ederek ya da pek önemsemeden basit bir baş hareketi ile selamlayıp geçen diğer kötülere hitaben. Ama bunu sessizce, kendi kendine söylemişti. Yüzünde sık sık taktığı ama herzaman da orada bulunmamasına özen gösterdiği sevecen ve mutlu maskesi yoktu bu gün. Bu maskenin kullanımını ayrıntıları ile bilmek saray üslubunun en önemli maddelerindendi. Hep huzursuz ya da mutlu olma lüksü olan sadece bir kişi vardı, o da kral hazretleri... Mazallah haşmetmahap hastayken o maskeyi takmaya cürret edecek gaflette bulunanın vay haline...

O mertebeye kadar bu cürretkarlığı yapamazsınız, yaparsanız hemen kötü adam olursunuz. Her zaman rol yapmalı, sarayın kaosunu yönetiyor gibi değil de ona takılmış sürükleniyor gibi görünmeli. Yoksaaa... Yoksa olacak olan basit: merhametli ve adil gibi görünen, ama aslında koltuğundan başkasını düşünmeyen ve işin trajik tarafı bunun böyle olduğuna kendisini bile inandırmış kral hazretleri alıverirdi güzelim kafanızı o beyaz, narin boynunuzun üzerinden bir emirle ki o emrin adilliği, yerindeliği sizin bile gözlerinizi yaşartırken beyniniz haksız olmadığım halde nasıl oluyor da ben bile bu emri bu kadar yerinde bulabiliyorum sorusunu cevaplamaya çalışırken koparıverirdi kafanızı cellat efendi sadist soğuk bir balta vuruşuyla.

Bu son olaylar benim eserim dedi gururla içten içe. Aslında kendisi de biliyordu, bu olaylar tamamen onun eseri olamayacak kadar kusursuz ilerliyor, planına uygun gidiyordu.

şehzadelere hala ulaşamadılar, şifacılardan da bir haber yok ! Az biraz daha zaman lazım, çok az daha. şu kral bir ölsün, gör kıyameti
me not
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Yanındaki adamların herbiri birer birer düşmüştü prensin. Yıllarca yanında bulunan ona hizmet eden seyis yamağı ve rehberi Etan 'ın ihanetini hiç beklenmedikti. Halbuki onbeş yıldır prensin en sağdık hizmetlisiydi.

Ã?öl uçsuz bucaksızdı sanki kum fırtınaları aralıksızdı ve insanı hayatından bezdiriyordu güneş tam tepedeydi. Güneş ışınları üzerine düştüğü her deriyi, kumu ve taşı dağlıyordu sanki. Gehan; "bir avuç su için bile ömrümün yarısından vazgeçmeye hazırım" diye aklından geçirdi. Hayin Etan hiç hesapta olmayan yollara sokmuştu prensi ve prensin en yakın koruması Dergon' u. Dergon gece uyurken bir akrebin hışmına uğramış ve zehirelenerek büyük bir acı içerisinde ölmüştü.

Gehan bir gün önce açlık ve susuzluktan atını ciğ ciğ yemek ve kanını içmek zorunda kalmıştı. Ne gittiği yönden haberi vardı nede ne yapacağı hakkında bir fikri vardı bu hava şartları ve eziyet dolu yürüyüş çok yıpratıcıydı. Genç prens şimdi önünde anlamsız şekiller görmeye başlamıştı gözlerini biraz ovuşturduktan sonra şekiller ortadan kaybolmuştu fakat karşısında ellerinde su tulumları olan üç tane güzel kadın vardı ve kadınlar narin el işaretleriyle onu çağrıyorlardı. Genç prens bir kaç metre ilerisinde duran kadınların erotik danslarına katılmak için son kalan gücüyle koşmaya başladı.


Bütün Ã?mitlerin Tükendiği An :

Az önce durdukları yerlerde yoklardı orada değilerdi.

Gehan : "Bu lanet birr hayalmişşşş !!!"

şimdi dizlerinin üzerine yavaş yavaş çökmüştü ve gözleri kapandı.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gizli güç bütün olanları ininden izlemişti.

Her şey planlandığı gibiydi.

Etan : "Her şey emrettiğiniz gibi lordum".
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
yeminer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 4316
Joined: Wed Oct 01, 2003 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by yeminer »

Ã?ekildiği köşeden izlemişti Etan'ın lord ile konuşmasını, hemen de yetiştirmişti hayin adam başarısını lorda. Hiç düşünmüyormuydu lord sanki başkasına ihanet edenin ona da ihanet edeceğini ?

Daha sonra kendisine güldü Melin içten içe. Neler de saçmalıyordu ? Bu lord ihanetle besleniyordu, başkalarının kanını içiyordu. Sanki kendisi farklı mıydı ?

Ama ne olursa olsun onun gözüne başkasının girmesini hiç çekemiyordu. Bu adamın gelecekte bir zaman ülkenin hükümranı olacağını biliyordu, kusursuz bir plan kurmuştu ve ayrıntılarıyla onu takip ediyor, uyguluyordu.

Melin başkasının onun gözdesi olmasına izin veremezdi. şu Etan dahil prenslerin yanındaki tüm hainleri temizlemeliydi ama nasıl ? Lord'a farkettirmeden nasıl bunu başarabilirdi ?

Malin düşüncelere dalmışken lord onu çağırdı. Gür sesi onu irkiltmiş, derin düşüncelerinden uyandırmıştı.

"Git dostumuz yüce rahibi ziyaret et ! Bu işi biraz daha uzatmamız gerektiğini söyle. Hala tam başarı elde edemedik " dedi, sesinde hiddet var mıydı ? Evet vardı ama yine de çok fazla görünmüyordu, demekki durumlar hala planlandığı gibiydi, bir şey dışında ? Melin hala gözde değildi !
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: KarÅ?ıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Kıskançlık evrenin başlangıcından bu yana hiç değişmedi, daha da güçlendi. Ve hırs bu duyguyu körükleyen ikinci duygu oldu. Melin de bu duyguları yoğun bir şekilde yaşıyordu, yaşamaktan zevk alıyordu. Duygularına dizgin vuracağına kamçı vuruyor, yalnız kaldığında planlarına dalıp, hain gülümsemesi yüzünü kaplarken küçük bir çocuk gibi evrenin en mutlu küçük, yaramaz kızı oluyordu.

Planlarını bir örümceğin ağlarını ördüğü gibi büyük bir özenle yapıyor, çıkabilecek sorunlarda ise kaçış yollarını teker teker hesaplıyordu.

Gözde olmak bir kadının gururunu okşar, onu daha da güçlü kılar. Bu özelliklerden mahrum kalmak, arka planda olmak ise bir kadını çıldırtmaya yeter. Ama Melin başarıya giden yolun en başında sabırın gerekli olduğunu çok iyi biliyordu. Sabır, sabır ve sabır..

Melin kendisine söylşendiği gibi yüce rahibin huzuruna çıkmaya hazırlandı. Zihnini berraklaştırdı ve rahibin yolunu tuttu.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests