Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )
Demir kargıarı üzerinde kartal amblemi olan zırhları ile iki savaşçı Nekropolis hanına doğru ilerliyordu. Agoradaki askerlerin belki de bir şeyler içmek istediklerini düşündüler. Ama yürüyüşleri ritmikti. Bu da sanki bir göreve gittikleri izlenimini uyandırıyordu.
Hanın kapısını kapıyı duvara çarpacak şekilde hızla çarptılar. Muhtemelen başka bir savaşçı olan adamla konuan gence Burada ozan kıyafeti giymiş bir adam kalıyormuş dediler. Adam bir an düşünür gibi önüne baktı. Sonra evet dedi kayıtsız bir sesle soldaki ilk oda. Adamlar hızla merdivenlere giden kapıdan başlarını eğerek geçtiler yukarı çıktılar. Sonra soldaki ilk odaya girdiler.
Adam uyuyordu. Arkadaki asker sırıtarak yatağa ilerledi. Struti yi hızla sarstı.
Struti uyandığında yatağın karşısında zırhlar giymiş mızraklı yirmi yaşlarında iki adam görecekti.
Adamlardan biri ona Seni karargaha götürmemiz gerekiyor diyecekti. Hakkında bir şekiyet var.
Hanın kapısını kapıyı duvara çarpacak şekilde hızla çarptılar. Muhtemelen başka bir savaşçı olan adamla konuan gence Burada ozan kıyafeti giymiş bir adam kalıyormuş dediler. Adam bir an düşünür gibi önüne baktı. Sonra evet dedi kayıtsız bir sesle soldaki ilk oda. Adamlar hızla merdivenlere giden kapıdan başlarını eğerek geçtiler yukarı çıktılar. Sonra soldaki ilk odaya girdiler.
Adam uyuyordu. Arkadaki asker sırıtarak yatağa ilerledi. Struti yi hızla sarstı.
Struti uyandığında yatağın karşısında zırhlar giymiş mızraklı yirmi yaşlarında iki adam görecekti.
Adamlardan biri ona Seni karargaha götürmemiz gerekiyor diyecekti. Hakkında bir şekiyet var.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
slickblade
- Kullanıcı

- Posts: 182
- Joined: Sun Dec 24, 2006 10:00 am
- Location: Eskisehir
- Contact:
Sruti afalladı askerleri görünce,uyku sersemliğiyle son yaşadığı günü hatırlayamadı bir an. Sonra aklına Dorleon'da olduğu geldi. "Kahretmesin" diye mırıldandı sadece kendinin duyabileceği bir sesle. Sonra rahatsız edilişinin sebebini anlayabilmek için "Benim gibi aciz bir ozanın siz askerlerle nasıl bir münasebeti olabilir?" diye bir soru yöneltti. Yılların ona verdiği ikna kabiliyetiyle askerlerin gözlerine hitap etti. Mecburen askerlerle gidecekti.
Kaşlarını çatarak Edmonda baktı. "Ne kadar olduğu sizi ilgilendiriyor. Neden saygı duymanız gerektiğini size söylemiştim. Sadece sizden benim değer yargılarımı incitmemenizi bekliyorum. Bir ozan olmak istiyorsanız başkalarını anlamayı da öğrenmelisiniz ve duyarlı olmayı da. Dilerim ki bu konuda Ozan herimesin gösteridği duyarlılığı gösterirsiniz. Fakat bu konuda ısrarcı olursanız arayışınızda size *rahatsızlık vermeyi istemem. Kendi yoluma gidebilirim."Edmond wrote:Edmond yine gülümsedi ve sonra Solaron'a baktı.*Ã?yle mi?Demek Apollon'a da Pan kadar saygı duymalıyız.Niçin?Pan'a hüzün cezası verdiği için mi?Yoksa bir yarışmayı kaybetmeyi kabullenemedi için mi?Eğer öyle ise sağol, ben almiyim* dedi.Sonra teklife gelince *Elbette kabul ederim ancak, benim yanımda hiç çalgı aleti yok ve sadece saz çalabilirim* dedi.
Ardından gelen kişiye bakarak gülümsedi.Bağırarak teşekkür etti ve gülümsedi
Bu kez adam eskiden olduğu kadar eğlenceli biri gibi gözükmüyordu.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Edmond küçümseyerek baktı Solaron'a.Bunu ilk kez yapıyordu.*Yaa, sen Apollon'a saygı duymamı istiyorsun.Hem de bana Ozanlığı öğretiyorsun.Ozanlık sırf tanrı olduğu için kısacası yağ çekmek birisine yaranmaksa ben ozan değilim.Eğer ki senin yaptığın insanlıksa sağol ben almiyim.* dedi.Sinirlenmişti.Sırf Tanrı olduğu için Apollon'a yaranan birisi gelmiş Edmond'a ozanlığı öğretiyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Elbetri üzerinde Ares tapınagı sembolu bulunan kılıcının kınını gostererek evet Pan tapınağı ozanlarının cağrısı üzerine adalet adına Ares tapınağından geliyorum.Bu cağrı hakkında bir bilginiz var mı acaba,diye sordu.
Fakat aklına birşey takılmıştı.bu adam ne diye bira fıçısını götermişti.Paladinlerin hiç bir zaman içki içmediklerini bilmiyormuydu,yoksa hiç paladin görmemişmiyidi. neyse diye düşündü sonra heralde ağız alışkanlığıdır dedi ve çorbasını içmeye başladıı.
Fakat aklına birşey takılmıştı.bu adam ne diye bira fıçısını götermişti.Paladinlerin hiç bir zaman içki içmediklerini bilmiyormuydu,yoksa hiç paladin görmemişmiyidi. neyse diye düşündü sonra heralde ağız alışkanlığıdır dedi ve çorbasını içmeye başladıı.
işte şimdi yürüyüp gitmem gerekir. bu kadarı yeter... diye düşündü. Karşısındaki ozan biraz fazla sinirliydi. En azından Solaran'a göre kibarlık ve nezaket konusunda biraz daha düşünceli olabilirdi. Fakat öylee yürüyp gitmek bir insanı kaybetmek olurdu. Kimseyle bozuk kalmayı sevmezdi. Hiç düşmanı olmamıştı ki Solaron'un. Geride onu yanlış anlamış ve sinir olmuş bir insan bırakamazdı. Konuşma pek iyi yerlere gidecek gibi değildi.
"Sanırım ortam fazlasıyla gerildi. Ozanlığın e olduğunu size öğretmem. Ã?ünkü önce kendim öğrenmem gerek. Bunu ancak ozanlar birbirinden öğrenebilir. Dilerim benim hakkımdaki yanlış anlamalarınızı biraz olsun yokedebilirim ve bişeyler anlatabilirim. Ve dilerim biraz daha nazik konuşursunuz.
Olmazsa da pek sorun yok. Zaten size pek yardımım dokunmayacak gibi. Bir ozanın her zaman seçmek için birden fazla yolu olmalı diğer yolları denemeliyimdir belki de. Sizinle aynı yöne gitmeyen yolu."
Eee diye düşündü. İşte yine sözlerin işe yaramadığı yere geldik. şükürler olsun ki bir ozandı. Belki kendini anlatmanın bir yolunu bulabilirdi. Tekrar lirini çıkakrdı. En azından şarkısını dinleyecek kadar sabredebileceklerini düşünüyordu.
Hem Tatlı dil yılanın dilini ağzından çıka.... hayır öyle değildi... tatlı yılan dilini deliğinden çıkarır... Ã?yle de değildi. Eh işte yine hatırlayamamıştı. Nasıldı o söz? Neyse ki pek önemi yoktu. şükürler olsun ki bunu sesli söylemeye kalkıp rezil olmamıştı.
"Ehem ehem" diye boğazını temizledi yine. Bunu hep yapardı
Hayat boşlukta süzülen bir tekne gibidir,
Boşlukta kaybolmadan götürür seni güzelliklere.
Müzik boşlukta yankılanan suyun sesidir,
Fısıldar sırlarını dinlemesini bilirsen.
şiir bu sulara giren kürek gibidir,
Hem götürür seni, hem sese ahenk katar.
Ozan küreği çeken kayıkçı gibidir,
Hem gendi gider görür hem insanlara gösterir.
Bir ozan aslında bir ordu gibidir,
Toprakları değil ama gönülleri fetheder.
Bir şiir aslında koca bir kitap gibidir,
Anlatır tek başına sayfaların anlatamadığını.
Müzik aslında bir silah gibidir,
Almaz canları ama canın içine işler,
Hayat aslında kısa bir şarkı gibidir
Değmez sinire, bozmak pahasına notaların ahengini.
Ufak bir solo ve yavaşça ve nazikçe solan notalarla bitirdi şarkıyı. Her zaman yaptığı gibi seyircilerin tepkisini ölçme zamanıydı. Tabi bu sefer durumda birkaç ufak fark vardı...
"Sanırım ortam fazlasıyla gerildi. Ozanlığın e olduğunu size öğretmem. Ã?ünkü önce kendim öğrenmem gerek. Bunu ancak ozanlar birbirinden öğrenebilir. Dilerim benim hakkımdaki yanlış anlamalarınızı biraz olsun yokedebilirim ve bişeyler anlatabilirim. Ve dilerim biraz daha nazik konuşursunuz.
Olmazsa da pek sorun yok. Zaten size pek yardımım dokunmayacak gibi. Bir ozanın her zaman seçmek için birden fazla yolu olmalı diğer yolları denemeliyimdir belki de. Sizinle aynı yöne gitmeyen yolu."
Eee diye düşündü. İşte yine sözlerin işe yaramadığı yere geldik. şükürler olsun ki bir ozandı. Belki kendini anlatmanın bir yolunu bulabilirdi. Tekrar lirini çıkakrdı. En azından şarkısını dinleyecek kadar sabredebileceklerini düşünüyordu.
Hem Tatlı dil yılanın dilini ağzından çıka.... hayır öyle değildi... tatlı yılan dilini deliğinden çıkarır... Ã?yle de değildi. Eh işte yine hatırlayamamıştı. Nasıldı o söz? Neyse ki pek önemi yoktu. şükürler olsun ki bunu sesli söylemeye kalkıp rezil olmamıştı.
"Ehem ehem" diye boğazını temizledi yine. Bunu hep yapardı
Hayat boşlukta süzülen bir tekne gibidir,
Boşlukta kaybolmadan götürür seni güzelliklere.
Müzik boşlukta yankılanan suyun sesidir,
Fısıldar sırlarını dinlemesini bilirsen.
şiir bu sulara giren kürek gibidir,
Hem götürür seni, hem sese ahenk katar.
Ozan küreği çeken kayıkçı gibidir,
Hem gendi gider görür hem insanlara gösterir.
Bir ozan aslında bir ordu gibidir,
Toprakları değil ama gönülleri fetheder.
Bir şiir aslında koca bir kitap gibidir,
Anlatır tek başına sayfaların anlatamadığını.
Müzik aslında bir silah gibidir,
Almaz canları ama canın içine işler,
Hayat aslında kısa bir şarkı gibidir
Değmez sinire, bozmak pahasına notaların ahengini.
Ufak bir solo ve yavaşça ve nazikçe solan notalarla bitirdi şarkıyı. Her zaman yaptığı gibi seyircilerin tepkisini ölçme zamanıydı. Tabi bu sefer durumda birkaç ufak fark vardı...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Daha önce sayısız kere görmüştü Novel... İnsanlar konuşurlardı. Sonra biraz daha sert ifadelerle yine konuşurlardı. Sonra daha kırıcı kelimeler seçmeye başlarlardı cümlelerini oluşturmak için; düşüncelerini anlatmaktan çok karşısındakileri yaralamayı amaçlayan cümleler... Truva'daki handa çaıştığı 1 sene içinde defalarca görmüştü bu sahneyi. İşte yine tekrar ediyordu.
Ne için gelmişti buraya? Pan'a yardım etmek amacıyla yapılmış çağrıya uymak için. Tanrıları, acımasızlıkları ve duyarsızlıklarıyla başbaşa bırakıp onlardan uzak durmayı seçmişti hep. Ama Pan için durum şimdilik farklıydı. O, tanrılardan biri... isminin hiç önemi yoktu, sadece tanrılardan biri tarafından zulme ve haksızlığa uğratılmıştı. Pan'ı bu haksızlıktan kurtarmak Novel için bir intikam sayılcaktı. Neyin intikamıydı bu? Bunun cevabını net olarak veremiyordu Novel kendi kendine, ama bir intikam alma isteği duyuyordu içinde.
şimdi ise ne olmuştu? Daha yola bile çıkmadan, bu işte birlikte olduğunu zannettiği insanlar handaki sarhoşlar gibi birbirlerine girmek üzereydiler.
Saygı... Ne çok saygı lafı dönüyordu ortalıkta. Novel bütün ömrünü bu kelimeyi duyarak geçirmişti. Kendisinin bulunmadığı ortamlarda adı en çok tekrar edilen şey olmalıydı bu saygı.
Apollon'a saygı duyulmalıymış... "İsteyen duysun." diye düşündü Novel. Onun tanrılara saygı duymak için hiç sebebi yoktu.
Konuşma hararetle devam ederken Novel gölün kıyısına doğru birkaç adım uzaklaştı ve sırtını diğerlerine yüzünü de göle dönerek kıyıda duran bir taşa oturdu. Kafasındaki fareyi yavaşça eline aldı. Kuyruğuna değmemeye dikkat etti bu sefer, farenin kendisi ne kadar sevimliyse de kuyruğu o kadar iticiydi. Fareyi dikkatlice yere bıraktı ve konuşulanları dinlemeye devam etti.
Solaron lirini çalmaya başlamıştı. Az evvelki sert sözlerin sahibi miydi gerçekten de bu tatlı melodiyi çalan? Ya dizeler? Solaron'un sesi, az evvelki konuşma esansında Novel'e ne kadar soğuk gelmişse, şimdi bu dizeleri söylerken de o kadar sıcak geliyordu.
Herimes bir plan yapmıştı. Novel, bu planda kendine düşenin ne olduğunu anlamıştı. İşe yarayıp yaramayacağını bilemezdi ama deneyebilirdi.
"Ben ve kamışım elimizden geleni yaparız Herimes" diye bağırdı oturduğu yerden, Solaron dizelerini bitirdiğinde.
Ne için gelmişti buraya? Pan'a yardım etmek amacıyla yapılmış çağrıya uymak için. Tanrıları, acımasızlıkları ve duyarsızlıklarıyla başbaşa bırakıp onlardan uzak durmayı seçmişti hep. Ama Pan için durum şimdilik farklıydı. O, tanrılardan biri... isminin hiç önemi yoktu, sadece tanrılardan biri tarafından zulme ve haksızlığa uğratılmıştı. Pan'ı bu haksızlıktan kurtarmak Novel için bir intikam sayılcaktı. Neyin intikamıydı bu? Bunun cevabını net olarak veremiyordu Novel kendi kendine, ama bir intikam alma isteği duyuyordu içinde.
şimdi ise ne olmuştu? Daha yola bile çıkmadan, bu işte birlikte olduğunu zannettiği insanlar handaki sarhoşlar gibi birbirlerine girmek üzereydiler.
Saygı... Ne çok saygı lafı dönüyordu ortalıkta. Novel bütün ömrünü bu kelimeyi duyarak geçirmişti. Kendisinin bulunmadığı ortamlarda adı en çok tekrar edilen şey olmalıydı bu saygı.
Apollon'a saygı duyulmalıymış... "İsteyen duysun." diye düşündü Novel. Onun tanrılara saygı duymak için hiç sebebi yoktu.
Konuşma hararetle devam ederken Novel gölün kıyısına doğru birkaç adım uzaklaştı ve sırtını diğerlerine yüzünü de göle dönerek kıyıda duran bir taşa oturdu. Kafasındaki fareyi yavaşça eline aldı. Kuyruğuna değmemeye dikkat etti bu sefer, farenin kendisi ne kadar sevimliyse de kuyruğu o kadar iticiydi. Fareyi dikkatlice yere bıraktı ve konuşulanları dinlemeye devam etti.
Solaron lirini çalmaya başlamıştı. Az evvelki sert sözlerin sahibi miydi gerçekten de bu tatlı melodiyi çalan? Ya dizeler? Solaron'un sesi, az evvelki konuşma esansında Novel'e ne kadar soğuk gelmişse, şimdi bu dizeleri söylerken de o kadar sıcak geliyordu.
Herimes bir plan yapmıştı. Novel, bu planda kendine düşenin ne olduğunu anlamıştı. İşe yarayıp yaramayacağını bilemezdi ama deneyebilirdi.
"Ben ve kamışım elimizden geleni yaparız Herimes" diye bağırdı oturduğu yerden, Solaron dizelerini bitirdiğinde.
Herimes tartışmayı hiçbir şey yapmadan izlremeyi tercih etmişti. Tartışma bir bakıma gruptaki insanları tanımasını sağlıyordu. Tartışmanın sonrasında lir ile çalınan şarkıyı dinledi. Solaron Apollon müridi olsa da değerli bir ozandı. Bu rahatlıkla anlaşılıyordu. Edmond da değerli bir ozandı. İkisinin de ve tabii kendisinin de Apollon hakkındaki görüşlerini saklaması daha doğru olacak gibiydi.
Sanırım dedi Herimes. Apollon hakkında inandıklarımızı tartışmamazın sanırım daha fazla yararı yok. Nasıl olsa görüşlerimizin doğruluğu Olimpos ta anlaşılacak. Bu nedenle yolda tartışarak görüşlerimizi birbirimize ispatlamamızın bir yararı olmayacak sanırım. Hem bu yolda Apollonla ilgisi olmayan birçok engelin de çıkacağını tahmin etmek zor değil. Bu engelleri aşmak için bir arada olmalıyız. Tüm engelleri aşıp Olimpos a vardığımızda zaten tartışmamıza gerek kalmayacak. Ã?ünkü kimin haklı olduğu orada zaten anlaşılacak.
şimdi ozan dostlarım siz de kabul ederseniz önümüzdeki ilk adımımızı düşünelim. Panla konuşmak için planladığımızı yapmaya , onun hapsolduğu hüznü aşabilmesi için ona kendisini neşeli hissettirmek için müzik yapmaya hazırsak gidebiliriz. Oberon sanırım bize yol gösterecek.
Oberon kendi adını duyunca irkildi. Uzun zamandır güreş yapan elfleri izliyordu. Eğer hazırsanız ben de sizi götürebilirim dedi Oberon.
Sanırım dedi Herimes. Apollon hakkında inandıklarımızı tartışmamazın sanırım daha fazla yararı yok. Nasıl olsa görüşlerimizin doğruluğu Olimpos ta anlaşılacak. Bu nedenle yolda tartışarak görüşlerimizi birbirimize ispatlamamızın bir yararı olmayacak sanırım. Hem bu yolda Apollonla ilgisi olmayan birçok engelin de çıkacağını tahmin etmek zor değil. Bu engelleri aşmak için bir arada olmalıyız. Tüm engelleri aşıp Olimpos a vardığımızda zaten tartışmamıza gerek kalmayacak. Ã?ünkü kimin haklı olduğu orada zaten anlaşılacak.
şimdi ozan dostlarım siz de kabul ederseniz önümüzdeki ilk adımımızı düşünelim. Panla konuşmak için planladığımızı yapmaya , onun hapsolduğu hüznü aşabilmesi için ona kendisini neşeli hissettirmek için müzik yapmaya hazırsak gidebiliriz. Oberon sanırım bize yol gösterecek.
Oberon kendi adını duyunca irkildi. Uzun zamandır güreş yapan elfleri izliyordu. Eğer hazırsanız ben de sizi götürebilirim dedi Oberon.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Askerler gülümsediler. Yatağın uzağındaki adam konuştu. Sanıyoruz senin aciz bir ozan olmadığını düşünüyorlar bayım. Demirciler mahallesinden Yunis i dolandırmışsın. Seni karargaha götürmemiz gerekiyor bayım.
Susup arkadaşına baktı. Sonra mızrağı ile Strutiyi karnından dürterek Hazırsan gidebiliriz dedi.
Susup arkadaşına baktı. Sonra mızrağı ile Strutiyi karnından dürterek Hazırsan gidebiliriz dedi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Adam donuk bir ses tonuyla çağrı dedi düşünceli bir ses tonuyla. Böyle bir şey duymuştum. Ama ciddiye alanlara rastlamamıştım. Pan çok ciddiye alınan bir tanrı değil buralarda. Ares tapınağının da birisini göndereceğini pek sanmıyordum.
Sonra biraz daha düşündü. İki saat kadar önce bir rahiple bir ozan buraya gelmişlerdi. Ã?ağrı ozanlarla ilgiliydi sanırım dedi adam. Bir an duraklayıp yere baktı. İstersen onunla konuşabilirsin dedi.
Sonra yerine oturdu. Masada duran tahta bardağa kartal sembolünü işlemeye başladı.
Sonra biraz daha düşündü. İki saat kadar önce bir rahiple bir ozan buraya gelmişlerdi. Ã?ağrı ozanlarla ilgiliydi sanırım dedi adam. Bir an duraklayıp yere baktı. İstersen onunla konuşabilirsin dedi.
Sonra yerine oturdu. Masada duran tahta bardağa kartal sembolünü işlemeye başladı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Edmond ilk başta biraz durgunlaştı.Sonra iyiden iyiye sakinleşti.Lirin sesini duyunca tamamen gevşediğini hissetti.*Neyse, aslında haklısın; fazla sert çıktım galiba, özür dilerim* dedi.Ardından Herimes'in konuşmasıyla ve Oberon'un teklifiyle tamamen dirildi.TAmam gidebiliriz dedi coşkuyla
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Elbetri sert bir bakışla hancıyı süzdü.Onun bu sözlerine pek anlam verememişti. Bir tapınağı nasıl kimse ciddiye almazdı. yoksa boşyere mi gelmişti buraya diye düşündü.Ama eğer bu çağrı gerçekten doğruysa ortada büyük bir adaletsizlik vardı ve mutlaka yardım etmeliydi.Hem ona niye böyle bir konuda yalan söylesinler.Yalan sadece sahtekar ve düzanbaz insanların işiydi ve oda bu tip insanlarla pek yüzyüze gelmezdi.
Sonra hancıya peki ona nasıl ulaşabilirim.Ayrıca bu yemegin karşılığını ödemek istiyorum.Birde benim için kalacak bir yer ayarlıyabilirseniz çok sevinirim. dedi.
Sonra hancıya peki ona nasıl ulaşabilirim.Ayrıca bu yemegin karşılığını ödemek istiyorum.Birde benim için kalacak bir yer ayarlıyabilirseniz çok sevinirim. dedi.
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
- Contact:
Uzun yillar kardeslerini aramis ve bu arayista bircok savas gormus ve yasamis olan Elessar Sonunda biraz dinlenebilmek ve arayislarinin yonunu degistirmek icin Avrupadan geri donuyordur.Babaligi Frigyada kendi kucuklugunden hatirladigi kadariyla kendinden cok soz ettiren ve yenilmez lakapli bir generaldir.Lakabini suanda tasiyip tasimamasi onu bulmasina engel bir olay degildi "hifffffffff ahhhhhhhhh buralarin havasini ozlemisim at uzerinde kendimi gelistirmek icin ne kadar cok gelmistim buralara dorleon ahhhh kucuk ve kendince bir yer ne kadarda cok degismis ben gittim gideli" atini tiris suruyor ve etrafini izleyerek gitmeyi tercih ediyordu omuzundaki cuvali duzeltmek icin biraz daha sikarak kendine cekti ve ellerini tekrar gevsetti.Cuvalda babaligina avrupadaki diger generallerin armalarinin birer taklilerini duzgun kesilip cilalanmis bir tahtaya civilenmis bir sekilde hediye olarak getiriyordu.sehir cok sessizdi ve uzun yoldan gelmis olmasi onu bir handa dinlenmeye itiyordu adeta.Kendine ufak ve sade bir han olan eskiden bildigi ama adinin degismis olan comlekciler hanini secti.ve iceriye dogru girdi.Bos bir masaya oturdu ve hancinin kendisiyle ilgilenmesini bekledi.
-
slickblade
- Kullanıcı

- Posts: 182
- Joined: Sun Dec 24, 2006 10:00 am
- Location: Eskisehir
- Contact:
Sruti rahatsız bir halde askerlerin önüne düştü. Belki sonu idama kadar gidecekti; yaptıklarının hepsi biliniyorsa?
Kaçmalıydı, en azından kaçtığı yere kadar yaşardı.
Ã?nündeki alçak eşiği görüp bir plan kurguladı ; Aşağı kata koşarak inip Agora'ya dalmak akıl karı gelmediği için koridorun sonundaki pencereden kendini birkaç eşşeğin konakladığı ahırın çatısına attı. Ã?atıya temas ettiğinde odun yüzeyde bir eğilme oldu.Kafasını kaldırıp bakındı. Amacı nekropolise geçmekti...
Kaçmalıydı, en azından kaçtığı yere kadar yaşardı.
Ã?nündeki alçak eşiği görüp bir plan kurguladı ; Aşağı kata koşarak inip Agora'ya dalmak akıl karı gelmediği için koridorun sonundaki pencereden kendini birkaç eşşeğin konakladığı ahırın çatısına attı. Ã?atıya temas ettiğinde odun yüzeyde bir eğilme oldu.Kafasını kaldırıp bakındı. Amacı nekropolise geçmekti...
Herimes gidebiliriz cümlesini duyduktan sonra bir süre diğer grup üyelerinin yüzlerine baktı. Batı ve Novel sıkılmış gözüküyorlardı. Solaron da hala tartışmanın etkisinde gibiydi. Tanrısına aşırı bağlı gibi gözüküyordu. Yine de onurlu biriydi. Ozanlığın nasıl olması gerektiğini de Herimes e göre Apollondan bile daha doğru kavrayabilmişti. Onun da aralarında olması iyi olacaktı. Tamam dedi gruba gidelim.
Arkalarından gelen su sesi ile irkildiler. Elf çocukları neredeyse çırılçıplak suya giriyorlardı. Zaten suda olanların bir kısmı birbirlerine su atıyordu. Bir kısmı da grubu izliyor arada birbirlerine bakarak gülüyorlardı.
Grubu izleyen ikili de sıkılmış başka bir kıyıdan göle girmeye karar vermişlerdi. Ellerindekileri bırakarak giysilerini çıkarmaya gerek duymadan göle atlamışlardı.
Gruptaki ozanlar birden gölden atılan su ile ıslandılar. Novelin üzerindeki fare irkilerek Novel in arkasına saklanmış sonra tekrar Novelin ıslak omzuna dönmüştü. Göle doğru baktıklarında kahkalarla gülen Pak ı gördüler. Oberon da sesi duyunca güreşenleri izlemeyi bırakıp o yöne baktı. Pukla birlikte keçi Tini de sudaydı. İkisine de hemen yanlarına gelmelerini işaret etti. Puk başını öne eğerek Ben sadece..... diyebildi. Herimes Oberon un yanına gelerek Biz kızmadık dedi gülerek sonra Oberon a Sanırım Pan la konuşmayı deneyeceğiz dedi Oberon a. Nasıl diye sordu Oberon Biliyorsun diye ekledi. Herimes Biliyorum dedi. Pan ezgilerin ve şarkıların gücüyle hüzün duygusunu yaşamaya mahkum edildi. Ama biz onun hiç olmazsa kısa bir süre için kendini yeniden mutlu hissetmesini sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Bir süre ara verdikten sonra devam etti. Eğer başarırsak sen Oberon onunla konuşur musun? Sanırım bunu yapabilecek tek kişi sensin. Oberon başını öne eğdi. Eğer ozanlar başarılı olurlarsa Apollonun yarattığı hüznü bir süre için de olsa mutluluğa dönüştürebilirlerse bu Pan ın kendini mutlu hissettiği son an olacaktı büyük ihtimalle. Oberon de Eğlencenin şakanın ve Neşenin tanrısı ile konuşan son kişi olacaktı. Bir iki saniye sonra başını kaldırdı. Tamam dedi. Sonra daha kararlı bir ifade ile ekledi. Sizi Pan ın yanına götürebilirim.
Pak tam olarak neden bahsedildiğini anlamasa bile efsanevi Pandan bahsedilince heyecanlanmıştı. Ben de gelebilir miyim? diye sordu. Oberon Hayır demek için ağzını açmıştı ki. Herimes Aslında bence gelmesi kötü olmaz dedi gülümseyerek. Hem Pak bizim de kendimizi neşeli hissedebilmemize yardımcı olur. Yaşasın yaşasın diye zıplamaya başladı Pak. Herimese sonra batıya sarıldı. Tini de bir oyun oynandığını zannederek sudan çıkmıştı. Bir süre Pak ın peşinde dolandı. Sonra onun çok hızlı olduğuna karar vererek Solaron un yüzünü yalamaya başladı.
Sanırım keçi de geliyor dedi Oberon. Sonra ses tonu kendisini de irkiltti. Artık eğlencenin tanrısının baş rahipliğini ne kadar hak ettiğini düşündü? Eski Oberon dan ne kadarının hala kaldığını düşündü. Sonra irkildi ve hadi gidelim dedi. Derin uyuyor gözüken savaşçı kadına bakarak Sanırım onun burada kalması daha iyi olacak dedi. Herimes evet dedi daha iyi olacak. Hadi biz gidelim.
Bir saniye dedi Pak ufak süs ayakkabılarına benzeyen iki ayakkabıyı eline aldı. gülümseyerek onlara baktı. Zil sesine benzeyen bir ses duyuldu ve ayakkabılar büyüdü. Pak onları ayağına giydi.Sonra gidebiliriz dedi. Elf büyüsü diyerek açıkladı Herimes gruba yalnızca ve yalnızca eğlenmek amacıyla yapılabilir. Başka bir amaçla yapıldığında zihninizdeki amaç büyüyü yapmak için konsantre olmanızı engeller. Anadoluda büyünün korku duyulan bir şey olduğunu bildiğinden ekledi. Tamamen zararsızdır.
Grup klubelerin olduğu bölgeye girmeden doğrudan ileri doğru çıktı. Sol tarafta garip şekilleri ile klubeleri hala görebiliyorlardı. Sağda ise topraktan tahtadan kerpiçten binalar vardı. Kuşların farelerin geyiklerin keçilerin tavşanların böceklerin yılanların ve daha birçok hayvanın barınağıyda bu binalar.
İki kadar derenin üzerlerindeki köprüden geçtiler. Pak heyecandan şaka bile yapmayı unutmuştu. Keçi ise Solaron u sevmiş gibiydi. durmadan onu yalıyordu. Belki bunda Solaron un yüzünün hala boyalı olmasın da etkisi vardı. Yüzü hala boyalı olan sadece o vardı.
Tapınağın geniş yeşil alanından çıktıktan sonra arkalarından önce bir flüdün hafif ezgisini andıran bir melodi geldi melodi yavaşça kıyıya vuran suyun sesine dünüştü. Arkalarına bakanlar tapınağın bir göle dönüştüğünü görebileceklerdi.
Oberonsa arkasına bakmadan yola devam etti. Kıvrılarak ilerleyen bir patika üzerinde yollarına devam ettiler. Patika sadece bir kişinin yürüyebileceği kadar dardı. Ã?evresini saran çalılar onun uzaktan fark edilmesini engelliyordu. Ağaçlardan aşağı uçan kuşlar bazen aşağıda gezen fareler yol boyunca Oberonun ve Pak ın üzerine tırmanıp indiler. Elflerse onlara bakıp gülüyor. Oberon hızını kesmeden ilerlese de Pak onları eline alıp onlarla oynuyordu. Sonra sıkıldığında durup bir ağacın dalına bırakıyor ve koşarak yola devam ediyordu. Bir defasında elindeki bir kuşu en arkadaki Edmondun omzuna bıraktı. Kuş bir süre Edmond un omzunda kaldıktan sonra havalanarak uzaklaştı. Keçi ise Solaron un yanındaydı. Arada burnunu Solaron un ayaklarına sürüyordu.
Grup önce bir çayın akışını duydu. Sonra bu sese eşlik eden sanki onu tamamlayan bir lir sesi duydu. Müzik grubun bütün üyelerine üzüntü uyandıracak anılarını hatırlatıyor. Onlara hüzün duyduran düşünceleri akıllarına getiriyor. Her şeyden öte kalplerinde sanki tüm bu anı ve düşünceler olmasa bile var olacak bir hüzün duygusu yaratıyordu. Baktıkları her şey düşündükleri her şey sanki bu duygu ile şekilleniyordu.
Oberon dayanamayarak başını öne eğdi. Özülmek için gerçekten bir nedeni varken müzik onu çok daha fazla etkiliyordu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Novel in faresi başını Novelin omzuna gömdü. Pak ve Tini bile durgunlaşmış yürüyüşleri yavaşlamıştı. Yalnız Herimes hüzün hissediyorsa bunu yüzüne yansıtmıyordu. Oberonsa sanki hissettiği duyguyla başa çıkmasını kolaylaştıracakmış gibi yürüyüşünü hızlandırdı.
Ã?ayın suyunun sesi arttıkça lir sesi de güçleniyordu. Derken çay birden önelerinde belirdi. İki adım daha atıp çayın kıyısına ulaştıklarında onu gördüler. Keçi gövdeli tanrı Pan. Gövdesindeki kıvırcık tüyler uzaktan bile görülüyordu. Tüylerin üzerindeki ışıklar hala neşe iler birbilerini kovalıyorlardı. Kulakları uzundu. Başında rüzgardan mı yoksa kendiliklerinden mi hareket ettikleri anlaşılmayan çiçeklerden bir taç vardı. Yüzü mavi yeşil boyalarla rastgele boyanmıştı. Duaklarında hala hafif bir gülümseme vardı. Ancak dikkatle bakanlar bu gülümsemedeki hüznü far edebilirlerdi. Ayağında ise toprağın içine giren ateşten daha doğrusu güneşten gibi görünen bir zincir vardı.
Oberon sadece işte diyebildi. Sonra yere yığıldı. Yalnız Pak Pan ı görmüş olmanın neşesi ile yerinde zıplayıp duruyordu. PAAAAAN BU GERÃ?EKTEN PAN... İNAAANMIYORUM. PAAAN.. İNANMAYACAKLAR BANA İNANMAYACAKLAR. Sonra Herimese bakıp ama uyuyor dedi. Neden uyuyor? Onu uyandıracağız dedi Herimes.
Güzeeeel dedi Pak hadi uyandıralım.
Ama çok güzel uyuyor. Yine neşeli bir şarkı söylersek hele sen de dans edersen uyanır. Bunu yapar mısın diye sordu gülümseyerek. Tabii tabii dedi Pak. Hadi söyleyin söyleyin. Keçi Tini kendisini saran hüznün etkisinden biraz kurtulabileceğini umarak Pak ın yanına gidip zıplamaya başlamıştı.
Herimes Ben ve Oberon diye fısıldadı. Pan ın bu durumundan çok fazla etkileniyoruz. Pan tapınağının üyeleriyiz çünkü... Ama siz... dedikten sonra bir süre sonra size güveniyorum dedi Size neşe veren tüm kaynakları düşünün müziğiniz o kaynaktan beslensin. Her biriniz mutlaka çalgı aletini çalmanın yanında kısa da olsa şarkı sözleri söylesin çünkü bir kalbe ulaşmanın yolu ezgilerle sözlerin birlikteliğinden geçer. Panın bir defa daha içinin neşe ile dolmasını sağlayalım kardeşlerim. Size güveniyorum.
RP DIşI:
Apollonun yarattığı hüzünün sizi etkilemesi lazım. Etkilemiyorsa bunun nedenini bu etkiyi nasıl aştığınızı yazmanızı bekliyorum. Mümkünse şu gücü sayesinde aştı yerine şu şekilde mücedele etti ve aştı diye yazın. Ama bu etkiden hemen kurtulamamak benim fikrimce daha güzel RP olur.
İkincisi her birinizden kısa da olsa şiir bekliyorum arkadaşlar. Neşe veren bir şiir olsun mümkün olduğunca. Çalgı aletinizi çalarken ara verip kısa da olsa şiir söylemeniz yeterli olur. şiirleriniz bir önce şiir söyleyeni tamamlarsa çok güzel olur. Olmasa da çok büyük sorun değil. şarkınız sırasında Pak ve Tininin neler yaptığını da tarif edebilirsiniz. Onların doğasını artık iyice biliyosunuz. Sizin kattığınız ufak yorumların da hoş olacağını tahmin ediyorum.
İsterseniz birden fazla şiir yazabilirsiniz. Bu bölümü önemini göz önünde bulundurarak üç gün tutuyorum. Tabii dört kişi de yazacağını yazarsa daha kısa bitebilir. Ve doğal olarak rp atanlar için biraz daha ortamı eğlenceli kılacak müdahaleler yapacağım. Kolay gelsin. : )
Arkalarından gelen su sesi ile irkildiler. Elf çocukları neredeyse çırılçıplak suya giriyorlardı. Zaten suda olanların bir kısmı birbirlerine su atıyordu. Bir kısmı da grubu izliyor arada birbirlerine bakarak gülüyorlardı.
Grubu izleyen ikili de sıkılmış başka bir kıyıdan göle girmeye karar vermişlerdi. Ellerindekileri bırakarak giysilerini çıkarmaya gerek duymadan göle atlamışlardı.
Gruptaki ozanlar birden gölden atılan su ile ıslandılar. Novelin üzerindeki fare irkilerek Novel in arkasına saklanmış sonra tekrar Novelin ıslak omzuna dönmüştü. Göle doğru baktıklarında kahkalarla gülen Pak ı gördüler. Oberon da sesi duyunca güreşenleri izlemeyi bırakıp o yöne baktı. Pukla birlikte keçi Tini de sudaydı. İkisine de hemen yanlarına gelmelerini işaret etti. Puk başını öne eğerek Ben sadece..... diyebildi. Herimes Oberon un yanına gelerek Biz kızmadık dedi gülerek sonra Oberon a Sanırım Pan la konuşmayı deneyeceğiz dedi Oberon a. Nasıl diye sordu Oberon Biliyorsun diye ekledi. Herimes Biliyorum dedi. Pan ezgilerin ve şarkıların gücüyle hüzün duygusunu yaşamaya mahkum edildi. Ama biz onun hiç olmazsa kısa bir süre için kendini yeniden mutlu hissetmesini sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Bir süre ara verdikten sonra devam etti. Eğer başarırsak sen Oberon onunla konuşur musun? Sanırım bunu yapabilecek tek kişi sensin. Oberon başını öne eğdi. Eğer ozanlar başarılı olurlarsa Apollonun yarattığı hüznü bir süre için de olsa mutluluğa dönüştürebilirlerse bu Pan ın kendini mutlu hissettiği son an olacaktı büyük ihtimalle. Oberon de Eğlencenin şakanın ve Neşenin tanrısı ile konuşan son kişi olacaktı. Bir iki saniye sonra başını kaldırdı. Tamam dedi. Sonra daha kararlı bir ifade ile ekledi. Sizi Pan ın yanına götürebilirim.
Pak tam olarak neden bahsedildiğini anlamasa bile efsanevi Pandan bahsedilince heyecanlanmıştı. Ben de gelebilir miyim? diye sordu. Oberon Hayır demek için ağzını açmıştı ki. Herimes Aslında bence gelmesi kötü olmaz dedi gülümseyerek. Hem Pak bizim de kendimizi neşeli hissedebilmemize yardımcı olur. Yaşasın yaşasın diye zıplamaya başladı Pak. Herimese sonra batıya sarıldı. Tini de bir oyun oynandığını zannederek sudan çıkmıştı. Bir süre Pak ın peşinde dolandı. Sonra onun çok hızlı olduğuna karar vererek Solaron un yüzünü yalamaya başladı.
Sanırım keçi de geliyor dedi Oberon. Sonra ses tonu kendisini de irkiltti. Artık eğlencenin tanrısının baş rahipliğini ne kadar hak ettiğini düşündü? Eski Oberon dan ne kadarının hala kaldığını düşündü. Sonra irkildi ve hadi gidelim dedi. Derin uyuyor gözüken savaşçı kadına bakarak Sanırım onun burada kalması daha iyi olacak dedi. Herimes evet dedi daha iyi olacak. Hadi biz gidelim.
Bir saniye dedi Pak ufak süs ayakkabılarına benzeyen iki ayakkabıyı eline aldı. gülümseyerek onlara baktı. Zil sesine benzeyen bir ses duyuldu ve ayakkabılar büyüdü. Pak onları ayağına giydi.Sonra gidebiliriz dedi. Elf büyüsü diyerek açıkladı Herimes gruba yalnızca ve yalnızca eğlenmek amacıyla yapılabilir. Başka bir amaçla yapıldığında zihninizdeki amaç büyüyü yapmak için konsantre olmanızı engeller. Anadoluda büyünün korku duyulan bir şey olduğunu bildiğinden ekledi. Tamamen zararsızdır.
Grup klubelerin olduğu bölgeye girmeden doğrudan ileri doğru çıktı. Sol tarafta garip şekilleri ile klubeleri hala görebiliyorlardı. Sağda ise topraktan tahtadan kerpiçten binalar vardı. Kuşların farelerin geyiklerin keçilerin tavşanların böceklerin yılanların ve daha birçok hayvanın barınağıyda bu binalar.
İki kadar derenin üzerlerindeki köprüden geçtiler. Pak heyecandan şaka bile yapmayı unutmuştu. Keçi ise Solaron u sevmiş gibiydi. durmadan onu yalıyordu. Belki bunda Solaron un yüzünün hala boyalı olmasın da etkisi vardı. Yüzü hala boyalı olan sadece o vardı.
Tapınağın geniş yeşil alanından çıktıktan sonra arkalarından önce bir flüdün hafif ezgisini andıran bir melodi geldi melodi yavaşça kıyıya vuran suyun sesine dünüştü. Arkalarına bakanlar tapınağın bir göle dönüştüğünü görebileceklerdi.
Oberonsa arkasına bakmadan yola devam etti. Kıvrılarak ilerleyen bir patika üzerinde yollarına devam ettiler. Patika sadece bir kişinin yürüyebileceği kadar dardı. Ã?evresini saran çalılar onun uzaktan fark edilmesini engelliyordu. Ağaçlardan aşağı uçan kuşlar bazen aşağıda gezen fareler yol boyunca Oberonun ve Pak ın üzerine tırmanıp indiler. Elflerse onlara bakıp gülüyor. Oberon hızını kesmeden ilerlese de Pak onları eline alıp onlarla oynuyordu. Sonra sıkıldığında durup bir ağacın dalına bırakıyor ve koşarak yola devam ediyordu. Bir defasında elindeki bir kuşu en arkadaki Edmondun omzuna bıraktı. Kuş bir süre Edmond un omzunda kaldıktan sonra havalanarak uzaklaştı. Keçi ise Solaron un yanındaydı. Arada burnunu Solaron un ayaklarına sürüyordu.
Grup önce bir çayın akışını duydu. Sonra bu sese eşlik eden sanki onu tamamlayan bir lir sesi duydu. Müzik grubun bütün üyelerine üzüntü uyandıracak anılarını hatırlatıyor. Onlara hüzün duyduran düşünceleri akıllarına getiriyor. Her şeyden öte kalplerinde sanki tüm bu anı ve düşünceler olmasa bile var olacak bir hüzün duygusu yaratıyordu. Baktıkları her şey düşündükleri her şey sanki bu duygu ile şekilleniyordu.
Oberon dayanamayarak başını öne eğdi. Özülmek için gerçekten bir nedeni varken müzik onu çok daha fazla etkiliyordu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Novel in faresi başını Novelin omzuna gömdü. Pak ve Tini bile durgunlaşmış yürüyüşleri yavaşlamıştı. Yalnız Herimes hüzün hissediyorsa bunu yüzüne yansıtmıyordu. Oberonsa sanki hissettiği duyguyla başa çıkmasını kolaylaştıracakmış gibi yürüyüşünü hızlandırdı.
Ã?ayın suyunun sesi arttıkça lir sesi de güçleniyordu. Derken çay birden önelerinde belirdi. İki adım daha atıp çayın kıyısına ulaştıklarında onu gördüler. Keçi gövdeli tanrı Pan. Gövdesindeki kıvırcık tüyler uzaktan bile görülüyordu. Tüylerin üzerindeki ışıklar hala neşe iler birbilerini kovalıyorlardı. Kulakları uzundu. Başında rüzgardan mı yoksa kendiliklerinden mi hareket ettikleri anlaşılmayan çiçeklerden bir taç vardı. Yüzü mavi yeşil boyalarla rastgele boyanmıştı. Duaklarında hala hafif bir gülümseme vardı. Ancak dikkatle bakanlar bu gülümsemedeki hüznü far edebilirlerdi. Ayağında ise toprağın içine giren ateşten daha doğrusu güneşten gibi görünen bir zincir vardı.
Oberon sadece işte diyebildi. Sonra yere yığıldı. Yalnız Pak Pan ı görmüş olmanın neşesi ile yerinde zıplayıp duruyordu. PAAAAAN BU GERÃ?EKTEN PAN... İNAAANMIYORUM. PAAAN.. İNANMAYACAKLAR BANA İNANMAYACAKLAR. Sonra Herimese bakıp ama uyuyor dedi. Neden uyuyor? Onu uyandıracağız dedi Herimes.
Güzeeeel dedi Pak hadi uyandıralım.
Ama çok güzel uyuyor. Yine neşeli bir şarkı söylersek hele sen de dans edersen uyanır. Bunu yapar mısın diye sordu gülümseyerek. Tabii tabii dedi Pak. Hadi söyleyin söyleyin. Keçi Tini kendisini saran hüznün etkisinden biraz kurtulabileceğini umarak Pak ın yanına gidip zıplamaya başlamıştı.
Herimes Ben ve Oberon diye fısıldadı. Pan ın bu durumundan çok fazla etkileniyoruz. Pan tapınağının üyeleriyiz çünkü... Ama siz... dedikten sonra bir süre sonra size güveniyorum dedi Size neşe veren tüm kaynakları düşünün müziğiniz o kaynaktan beslensin. Her biriniz mutlaka çalgı aletini çalmanın yanında kısa da olsa şarkı sözleri söylesin çünkü bir kalbe ulaşmanın yolu ezgilerle sözlerin birlikteliğinden geçer. Panın bir defa daha içinin neşe ile dolmasını sağlayalım kardeşlerim. Size güveniyorum.
RP DIşI:
Apollonun yarattığı hüzünün sizi etkilemesi lazım. Etkilemiyorsa bunun nedenini bu etkiyi nasıl aştığınızı yazmanızı bekliyorum. Mümkünse şu gücü sayesinde aştı yerine şu şekilde mücedele etti ve aştı diye yazın. Ama bu etkiden hemen kurtulamamak benim fikrimce daha güzel RP olur.
İkincisi her birinizden kısa da olsa şiir bekliyorum arkadaşlar. Neşe veren bir şiir olsun mümkün olduğunca. Çalgı aletinizi çalarken ara verip kısa da olsa şiir söylemeniz yeterli olur. şiirleriniz bir önce şiir söyleyeni tamamlarsa çok güzel olur. Olmasa da çok büyük sorun değil. şarkınız sırasında Pak ve Tininin neler yaptığını da tarif edebilirsiniz. Onların doğasını artık iyice biliyosunuz. Sizin kattığınız ufak yorumların da hoş olacağını tahmin ediyorum.
İsterseniz birden fazla şiir yazabilirsiniz. Bu bölümü önemini göz önünde bulundurarak üç gün tutuyorum. Tabii dört kişi de yazacağını yazarsa daha kısa bitebilir. Ve doğal olarak rp atanlar için biraz daha ortamı eğlenceli kılacak müdahaleler yapacağım. Kolay gelsin. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
