Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Keçi tekmenin acısını bir süre hissetti. Edmond a bakıp onu suçlar gii uzun uzun meledi. Ancak bir süre sonra insanlar kendi arasında konuştuğundan sıkıldı. Ve uyanmayan son kişinin Mefisto nun yanına gitti ve yüzünü yalamaya başladı.

Pak'sa konunşulanları dikkatle dinliyordu. Çok İlginç insanlar bunlar diye fısıldadı Nin e. Nin de ona biraz da şaşkınlıkla baktı. Hiç şaşırmadılar şakamıza. Puk Nin e Acaba onlar şaka mı yapıyor? diye fikrini belirtti. Nin sanmıyorum dedi. Ama Oberon gelir her halde. Biz gitsek mi sence?

Geç kaldın dedi arkadan kalın bir ses. Boyu insan boylarında yüzü diğer elfler gibi bir heykeldeki pürüzsüzlüğe ve anlamlılığa sahip bir elf tek bir hareketle hem Puk un hem de Ninin kulağını çekti. Yaaaaaa bi şey yapmadık ki şaka yaaaaptııııık. diye feryat etti Puk. Ben size söyle... Oberonun sözü yarıda kaldı ve yüzleri boyanmış insanlara baktı. Ellerini çocukların kulaklarından çekti. Gülmemek için birkaç saniye kendi kendisi ile mücadele etti. Sonra tekrar bakıp Ben size söylemiştim. Bugün burada şaka olmayacaktı.

Nini de Puk da başlarını önlerine eğdiler. Ancak Puk dudaklarını büküp Bugünlerde hep çok sıkıcısın Oberon dedi.

Doğru söylüyor olabilir mi diye ikinci bir erkek sesi geldi. Ã?enesinde kısa bir sakal olan bir adam içeriye girdi. Bugünlerde sanki çok neşesizsin. diye ekledi adam. Adamın yüzü elflerinki ile kıyaslandığında o kadar sıradandı ki. Bu adam bir insan olmalıydı.

Adam tek tek odadaki herkese baktı. Sonra altı kişi dedi yüksek sesle. Gayet iyi bir sayı. Yaptığım çağrının ne kadar delice olduğu düşünülürse. Sonra sesini daha da yükseltip Dostlarım ben Herimes dedi. Pan tapınağı

Keçi aniden Herimesi farketti. Mefisto yu bırakıp onun üzerine atıldı ve çıplak ayaklarını yalamaya başladı. Herimes bağırarak yere düştü. Bir süre debelendi. Sonra keçi yalamayı kesti.

Herimes doğrulup kalktı keçiyi okşayarak Tini mütiş bir hayvan dedi. Tapınağa hoş geldiniz dostlarım. Uyanmayan arkadaşımız da uyanınca yanımıza gelir. İsterseniz biz gölün yanına gidip konuşalım dedi gülümseyerek. Gölü seveceksiniz diye ekledi.

Oberon misafirlerine doğru ilerleyip Pan tapınağına hoşgeldiniz diye araya girdi. Aslında gölü sevmek için bir nedeniniz daha var. dedi gülümseyerek. Boyaları çıkarmanın tek yolu yüzünüzü göle sokmaktır.

Niye ki dedi Puk Çok mu kötü boyadık ki yüzlerini? Oberon gözlerini kısarak Puk a baktı. Offf dedi Puk ben gidiyorum. Güle güle dedi Oberon. Puk Geliyor musun Nini diye kıza sordu. Kız başını salladı. Novele de gelip gelmeyeceğini sormayı düşündü. Ama Oberon izin vermezdi ki. Alasmarladık. dedi Puk ve çıktı. Nini de onu izledi. Keçi ise evin içinde kaldı.

Hazırsanız gidebiliriz dostlarım dedi Herimes.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Olayların şaşkınlığını üzerinden atmasına fırsat olamdan bir yenisi oluyordu. Gezmeye ve değişik şeyler görmeye alışkın bir kişi olan Solaron için bile fazlaydı bu kadarı.

Tam nerde olduğunu merak ederken. Birisi çıkıp kendini tanıtmışt. Herimes... "Dur... biliyorum ben bu ismi" diye mırıldandı kendi kendine Solaron. Tabii ya. Zaten şehre ne için gelmişti. şu çağrıyı yapan ozan değil miydi Herimes. Agzını açıp birşeyler söyleyecekti "Merhaba" demeye kalmadan keçi ozanı devirmişti bile. Keçi aslında evcil hayvan olmak için garip bir haycandı. Eh anladığı kadarıyla da Herimes de çok normal bi adam değildi.

Oldukça komik bir görüntüydü aslında. Üstüne bir de yüzü boyalı insanlar eklenince. Gülmemek için pek tutmadı kendini solaron. Fakat ancak

Oberon söze karıştığında kendi yüzünde de boya olabileceği kafasına dınk etmişti. Parmağını yüzünün bir köşesinde gezdirdi. Ve elindeki boyaydı. Ne garip bi şaka anlayışları vardı bunların. Ã?atık kaşlarla bakmak üzereydi ki. Boyanın başkasının üzerinde gerçekten komik durduğunu farketti. Kendi üzerinde de öyle duruyor olmalıydı. Bir seferlik şakadan zarar gelmezdi.

şimdi şu çağrıyla ilgili daha çok şey öğrenmek cezbediciydi. Ortalıkta herhangi başka bir garip şaka daha olmadığından emin olarak ayağa kalktı. Ã?nce yüzünü temizlemek istiyordu. Yüzü boyalı bir insanın konştuğu ne kadar ciddiye alınırdı ki.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
User avatar
buzdaglarininleydisi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 204
Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by buzdaglarininleydisi »

Kutsemen hafif sersemlik hissi ile olan biteni izliyordu tam adamla ve çocuklarla konusuyodu ki içieri iki girmişti hoş bide adam tam hepsinin yüzünün boyalı oldunu ida etmişti ve Pandan bahsetmiştiki içeri girenlerden biri Ã?ağrıyı yapan kişiydi tüm ilanlarda adı altta yazıyordu şimdi anlamaya başlamıştı neden gözlerini burda açtığını ama , tam o sırada gölden bahsettiler yüzünü yıkayıp çevreyi gözden geçirmek için zaten fırsat kolluyordu uzatmadan hemen ayağa kalkmış ve önden atılmıştı biran önce yol göstermelerini beklemek için diplerinde durmak zorunda kaldı aniden onları devirmeden önce. Ã?evikliği bazen başa belaydı diğer insanların hızına uyum sağlamalıydı.Diplerinde ani bir biçimde durduktan sonra,
"Merhaba efendi ben Kutsemen!" diyerek başını hafifce eğdi sağ elide kalbinin üzerindeydi o anda.Ve karşı taraf zaten kendini tanıtmıstı ama selamını almalarını bekledi bir süre.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...

http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957

http://www.knightf
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Herimes kendini tanıtan ozanlara yeniden göz attı. Savaşçı bir hanım ile Apollon u andıran özellikle de liri ile bir ozan. Ne olursa olsun çağrıya uyup gelmiş olanlar yabana atılacak kişiler olamazlardı kesinlikle.

Kendini tanıtan herkese teşekkür ederim. dedi Herimes. şahsen ben Ufaklıkla aynı fikirdeyim. Yüzünüz gayet güzel olmuş. dedi gülümseyerek İsterseniz burada da konuşabiliriz. Hepinizin çağrıya uyup buraya geldiğinizi sanıyorum. Bilmiyorum buraya yanlışlıkla getirilenler var mı?

Apollon dedi yüzünü buruşturarak yaptığının bedelini ödemeli. Sonra hafifçe gülümsedi. Ve biz ona bu bedeli ödedetebiliriz. Sonra daha ciddi bir ses tonuyla ekledi. Ama sanıyorum hiçbiriniz bunun kolay olacağını düşünmedi.

Oberon Herimesin sözünü keserek söze girdi. Apollon bir tanrıdır. Sonra Herimes e bir parça utanarak baktı. O başını sallayınca devam etti. Apollon bir tanrıdır. Pan da bir tanrıydı. Biri eğlencenin biri de müziğin tanrısıydı. Ve bu onların çok daha güzel şarkı söylemelerini sağlıyordu.

Herimes devam etti. Bunu bilmeyeniniz varsa anlatmak kolay değil ama iki tanrı için eğlence ya da müzik onlara tanrılıklarını sağlayan enerjiyi veriyor. Bu da onların seslerinin sözlerinin tüm varlıklarının mükemmel bir uyumla müziği ve şiirleri yaratmalarını sağlıyor.

Biz tanrı değiliz ve hiçbirimiz bunu şu anda yapamıyoruz. Ama bunu yapabilmek için bazı yollar var. Ama yapabilsek bile Apollonun liri var. Her bir parçası Müziğin Tanrısına hizmet etmek için yaratılmış olan bir müzik aleti. Sesi tınısı ve diğer tüm özellikleri ile onu çalan tanrı ile mükemmel bir uyum içinde olan müzik aleti. Bizim de benzer bir müzik aletine ihtiyacımız var. Başka bir tanrıya hizmet için yaratılmış ve kaderinde Anadolu Ozanlarının müzik aleti olmak olan bir müzik aleti. Pan ın flüdü. Yapmamız gereken diğer işlerden önce flüdü bulmamız gerekiyor. Flüt sanırım kayıp. Panın yanında değildi. Pan rahipleri de onu bulamadı. Belki Pan nerede olduğunu biliyordur ama.

Oberon yine araya girdi. Pan onu bulduğun yerde Oberon. Ona enerjisini veren eğlence idi. Apollon ise onun hiç arkası kesilmeyen bir hüzün hissetmesine neden oldu. Hissettiği hüzün onu yok ediyor. O kadar güçlü ki ve onu öylesine sarsıyor ki bizi duymuyor bile. Oberon un sesinde ona hiç yakışmayan bir keder vardı. Bilmiyorum bunu durdurmak için yapacak bir şey olabilir mi? Bir an için bile olsa.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
slickblade
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 182
Joined: Sun Dec 24, 2006 10:00 am
Location: Eskisehir
Contact:

Post by slickblade »

Sruti şehrin kuzeyinde kalan bir orman yolunda Dorleon'a doğru yürümekteydi. Kuş cıvıltılarının verdiği gaz ile sırtlandığı çuvalın içindeki telli çalgıyı tıngırdatmayı düşündü. Üstündeki kıyafetler onun kendini bir ozan gibi hissetmesine sebep oluyordu.

tırngır mıngır

Çalgıyı ellerine almış çalmaya başlamıştı.

tırngır mıngır

Bir süre sonra berbat çalışı yüzünde kuş cıvıltılarının kesildiğini farketti.Ama durmadı, hatta bu tıngırtıya insan sesi de eşlik etmeli diye düşündü.

tırngır mıngır

" Elimde tıngırım
Ne okurum ne de yazar
Bedava tıkınırım
Bedava ..."


tırngır mıngır

Çalmayı bıraktı, "bu olmadı" dedi kendi kendine "ozanlık senin neyine be Sruti" , çalgısını çuvalına attı ve yoluna kuş cıvıltılarını dinleyerek devam etti. "Böylesi daha iyi..."

Yarım saat sonra şehir duvarları açık kahverengi toz bulutlarının ona sağladığı görüşün sonunda belirdi. Yeni bir şehir, yeni olaylar-deneyimler-düşmanlar önündeydi. Aklına kuzeyli savaşçıyı getirdi, belki zavallı ozanı düşman edinmişti şimdi kendine...

şehre kuzey kapısından girdi Sruti şimdi ilk iş kendine kalacak bir yer bulacaktı. şansına güvenerek tanımadığı şehrin yollarında gezindi. şehir oldukça kalabalıktı, sokaklardaki insanların çoğu rahip ya da tüccardı.

Sruti rahiplerden birinin gözüne takıldığını hisseti.Adam önce tereddüt etti ama sonra ozan kılığındaki çapulcunun yanına geldi.

"şehrimize hoşgeldiniz" dedi rahip "çağrıyı duymuş olmalısınz"

Duymamıştı çağrıyı ama Sruti bunu olası bir konaklama imkanı olarak algıladı; "Duymaz olurmuyum, 3 gündür yoldayım bu önemli çağrı için ".

Rahip buna memnun olmuş gibi göründü.Sonra adamın gözü Sruti'nin cebinden dışarı çıkan parşömene takıldı. Aynı zamanda yazar olması onu rahibin gözünde daha değerli kılmıştı. "Bakabilir miyim?" dedi ve izni beklemeden parşömeni kaptı.

Ve okudu: "Sevgili Herimes, çağrına en yakın zamanda cevap vereceğim. Zeus aşkına Pan'ın kanı yerde kalmayacak, biz ozanlar gücümüzü bileklerimizden değil dilimizden alırız
-----------------Gönderen: Tuşpalı Ozan Kardeşin "
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Edmond küçüklerin konuşmasını gülerek dinlerken içeri giren iki kişiden biri o çocuklardaki ifadeye sahipti ancak çook daha ciddiydi.Fakat diğeri ise normal biri gibi duruyordu ama daha eğlenceliydi.Ciddi olan çocuklara kızarken diğeri ona durmasını söylemişti.Ardından olanları anlattılar.Pan a yapılan büyük hakareti.Sonra iki kişiden biri adını söyledi.*Herimes*.Evet bu kişi çağrıyı yapan kişiydi.İsmini duymuştu.Ardından söz konusu boyaya gelince Edmond kendini tutamayarak güldü.Ancak sonra durdu.Demek suratındaki o ifadeyi bir tek gölde silebilirdi.Ne göl ama, çok amaçlı göl.Hem suratı yıkamaya yarıyor hem yıkamaya yarıyor hem de içmeye.... derken çok susadığını farketti.Açtı susuzdu.Ayrıca keçiye de acıyordu.Keçi her gördüğünü yalamaya meraklıydı galiba.Ama olsun dedi Edmond sonra birisi kendini tanıttı.*Kutsemen*.Edmond da kendini tanıtması gerektiğini düşündü.

*Ben Edmond Do Huor Tinêhtêlê, Kilikya'dan gelen masum bir ozanım.Ayrıca bir Garibim* dedi biraz da üzülerek.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

Herimes... Ã?ağrıyı yapan kişinin bu olduğunu söylemişti ozan Novel'e. Tamam işte, herşey yolundaydı. Demek kendilerini buraya, çağrı için geldiklerin dolayı getirmişlerdi. Novel gülümsedi.

Dışarı çıkmayı teklif etmişti Herimes. Novel, etrafta bunca yüzü boyalı kişi varken ve kendisi de boyanın sorumlularından biriyken kendini öne çıkarmak istememişti. Ama dışarıyı da merak ediyordu. Kimseden ses çıkmayınca Herimes konuşmaya devam etmişti.

Evet, biliyordu zaten Novel, tanrılar zulmetmektden başka ne yapardı ki? Apollon da zalimdi, diğer tanrılar da... Ama Pan öyle değildi. Peki Pan da tanrı değil miydi? Novel'in aklı karışmıştı. Tanrılardan nefret etmişti şimdiye kadar hep. şimdi ise Pan'a karşı tarif edemediği bir şey hissediyordu. Truva'daki ozan anlatırken kıvılcım vermişti bu his içinde. Herimes'in anlatmaya başlamasıyla da bu kıvılcım kor alevlere dönmeye başlamıştı. Pan'a mutlaka yardım etmeliydi ve onun bu acıdan kurtulduğunu görmeliydi.

Ama önce buradan çıkmalıydı. Gölün kenarında konuşma fikrini çok cazip bulmuştu. Dolaptaki, gruba Dorleonlular tarafından hediye edilmiş eşyaları alarak seslendi.

"Göle doğru gidelim mi?"

Novel kapıya doğru yönelmişti bile. Arkasına dönüp baktığında herkesin gözünün kendi üzerinde olduğunu gördü.

"Yani gölün kenarında belki kafamızı toplarız biraz... Siz de sıkılmadınız mı içeride durmaktan?"

Novel, sorusuna bir cevap beklemeden kapıdan dışarı adımını attı ve göle doğru yürüken etrafı seyretti.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Sruti üzerinde iki metreye iki metre boyunda bir şehir kapısı için oldukça küçük kapıdan kentin kalabalık mahallelerinden birine çıkmıştı. Dar sokakların arasında evlerin açık kapılarından görünen dokuma tezgahlarında çalışanların kısa sorgulayan bakışları altında bir süre yürüdü. Rahibe rastlandığında mahallenin tapınağa yakın olan bölümündeydi.

Rahip kısa karşılamanın ardından Dikkatli ol. dedi. Ã?ağrı her yere yayıldı. Ama onu ciddiye alan çok az kişi var. O nedenle bundan söz etmemeye çalış. Tapınakta bile çok az kişi bunu dikkate değer gördü. İçlerinde büyük rahip ve rahibelerden hiçbiri yok. O nedenle tapınakta bile bunu konuşmak doğru olmaz.

Yandaki evde dokumacı ile giysi için kaç kilo buğday vereceğini tartışan köylünün sesi yükseldi.

Rahip bu arada düşünüyordu. Sanırım Pan için bir ozan grubu geldi. Dün şehrin farklı yerlerinde daha önce kimsenin görmediği ozanların olduğunu duydum. Bugün hepsi yok oldular. Gülümseyerek ekledi. Ama merak etme ne zaman ve nereye yola çıkacaklarını anlayabilirim. Elflerle başa çıkacak kadar zeki değilim belki ama en azından onları anlayabiliyorum. Seni de ozan grubu ile buluşturacağım.

Birden kapı sesi duyuldu. Rahip o yöne baktı. Köylü sinirle evden çıkmıştı. Yürürken Sruti ye baktı. Kızgın bir ifade ile Sruti ye göz attı. Sonra yoluna devam etti.

şimdi öncelikle seni Nekropolis hanına götüreyim. diye devam etti rahip. Dikkat çekmek istemeyen insanlar için en uygun han orası. Ã?ağrıda yazan şehir burası. İnsanlar çağrıyı ciddiye almasa da Pan ı çok sevmezler o nedenle dikkatli olmalısın.

Eğer hazırsan yola devam edelim. Orada uzun uzun konuşup yemek de yiyebiliriz. diye ekledi rahip gülümseyerek. Bu arada üzgünüm unutmuşum. Adım İstos senin adın ne? Tabii sakıncası yoksa diye ekledi gülümseyerek.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
slickblade
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 182
Joined: Sun Dec 24, 2006 10:00 am
Location: Eskisehir
Contact:

Post by slickblade »

Sruti rahibin uyarılarını işitince bir konaklama imkanı için çok mu yanlış bir işin içine girdim acaba diye düşünmeden edemedi.
O sırada yandaki binadan gelen bağrışma sesleri duydu, bu tip olaylara çok duyarlıydı çünkü genelde bağırılan o olurdu.Bir ufak irkilmeden sonra rahibin sözlerine kulak verdi.
Demek başka ozanlarda vardı.Çalgıları değerli miydi acaba? Rahibin sözlerinden birine takıldı aklı;"elf", o da nedir, batıya özgü bir evcil hayvan mı?
Nekropolis hanına doğru yollandıkları sırada evden biri fırladı. Sruti onun kendine kilitli bakışının verdiği gazla "eyvah olsun!" dedi. Ama köylünün rotası Sruti'yi ıskadaldı. Adam şehrin nispeten tenha olan kuzeyine doğru gidiyordu.Bir an köylünün onun kurbanlarından biri olduğunu sanmıştı.
Ama ne mutlu ki değildi.Bir olası dost edinme girişiminin daha düşmanlığa dönüşmesinden korkmuştu bir an...
Tekrar dikkatini yollara verdi. Yolda giderken bir yandan da rahibin öğütlerini işitiyordu ve aklının bir kenarcığına yazıyordu. Pan'dan söz etmek yok!
Eğer hazırsan yola devam edelim. Orada uzun uzun konuşup yemek de yiyebiliriz.
Yemek! işte o kutsal kelimeyi duymuştu. Hayatına bir hafta daha eklendiğini düşündü. Bir süre daha yaşayabilecekti. "Çok iyi olur diye laf arasına sıkıştırdı" onun yemeği ,rahibin de konuşacaklarını düşündüğü ne acıydı.
Bu arada üzgünüm unutmuşum. Adım İstos senin adın ne? Tabii sakıncası yoksa
"Ben Sruti" dedi isim sorulunca "Memnun oldum".Yılların deneyimi ona bir rahiple nasıl konuşacağını söylüyordu zaten.
Çok geçmeden Nekropolis Hanına vardılar. O hemen yemek yeme ümidiyle ilk masaya oturmaya çalıştı ama rahip onu kolundan sürükleyip hanın kuytu bir köşesine yerleştirdi.Doğru ya onların konuşacakları sevilmeyen şeylerdi.
Oturdular,ama rahip sipariş vermedi.Demek ki önce konuşacaklardı. Sruti önce çağrıyı anlaması gerektiğini düşünerek bir soru dizisine tuttu rahibi. Rahip cevap verdikçe bunu aklının bir kenarına yazıyor, diğer soruya geçiyordu;
" Ã?ağrı bizi burada topladı, peki şimdi ne yapacağız?"
...
"Güçlü adamlarımız var mı?"
...
"Hangi yolu izleyecez?"
.....
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Oberon yanlış yöne doğru giden Novelin arkasından dışarı fırladı. O yön değil. Ayakkabıya doğru değil aşağıya doğru.

Herimes gülümseyerek odada kalan dört uyanık kişiye isterseniz biz de göle gidelim dedi. Hem biraz tapınağı da görmüş olursunuz. Burayı seveceğinizi umuyorum ozanlara ilham veren bir tapınaktır burası.

Konuşmasını bitirdikten sonra dışarı çıkıp gruba yol gösterdi Herimes. Grup dışı da içi gibi karmakarışık renklerle boyanmış klubeden dışarı çıkıp yürümeye başladı. Ayakkabının orada inen uykulu olan adamı saymazsak dışarıda pek kimse yoktu.

Etraflarında her biri değişik klubeler vardı. Aşağı doğru inerken garip şeker gibi parlayan sanki yenecekmiş gibi duran bir klubeden geçtiler. Klubenin aşağısına geldiklerinde bir elf çocuğunun pencerenin bir parçasını koparıp yediğini gördüler. Ã?ocuk grubu görünce irkildi. Sonra rahatladı. Merhaba Herimes dedi. Bunlar arkadaşların mı? Herimes çocuğu duyunca durdu. Başını gülümseyerek salladı. şey bunu bitireyim tanışırım diye cevap verdi çocuk. Herimes Bekliyorum diye cevap verip yola devam etti.

Biraz sonra Novel ile Oberon a yetiştiler. Oberon yolda Novele ayakkabıyı nasıl yaptıklarını anlatıyordu. Ayakkabı deridendi şehirden alıp birleştirmişler. Ve gerçek bir ayakkabı gibi dikmişlerdi. İçi sıcak oluyordu. Ama bağcığı çözüldüğünde ayakkabıyı bağlamak zordu.

Dev bir çiçeğe benzeyen bir klubede yetişkin bir elf erkeği çiçeğin yaprakları arasından bir avuç bal aldı. Sonra yaprağın üzerinde oturan kadının kafasına balı döktü. Kadı irkilip geriye döndü. Adamın yüzündeki gülümsemeyi görünce elini başına sürdü. Balı fark etti. Adam birden gülmeye başladı bir yandan gülerken çok komik görünüyorsun dedi. Kadın bir iki saniye adama kızgın kızgın baktı sonra o da gülmeye başladı.

Göle yaklaştıkça bazı elfleri görmeye başladılar. Bir grup toplanmış şarkı söyleyen bir kadını dinliyordu. Başka bir grup yaprak ve dallardan bir heykel yapmayı deniyordu. Bir çocuk yaptığı işe dalmış gruba fark ettirmeden getirdiği toprağa benzer kovadaki suyu heykele attı. Tüm grup ıslanmıştı. Ã?ocuk Herimes e ve ozanlara doğru koştu. Ama ıslak grup ondan hızlıydı. İyi bir sıçramayla çocuğu devirip gıdıklamaya başladılar. Ã?ocuk bir yandan bırakın diyor bir yandan gülüyordu.

Parıl parıl parlayan yeşil dev bir yakutu andıran bir evin içinde yemek yapan bir elf kadının gördüler. Kadın bir baharat kutusunu aldı. İçine baktı. Ne olduğunu anlamamış gibiydi. Ne olursa olsun der gibi bir el hareketi yaptı. Ve kutuyu yemeğe boşalttı.

Beş dakika kadar sonra klubelerin olduğu bölümden çıktılar. Etrafta çimenler öbek öbek çalılar üzerinde bir sürü farklı renkte meyveler olan ağaçlar ve ufak dereler vardı. İleride tapınağın göleti görünüyordu. Uzakta elf çocukları birbirlerinden saklandıkları çalıştıkları bir oyun oynuyorlardı. Bir elf erkeği üzerinde bir küre olan üçgen bir şapkanın üstüne küreyi yerleştirmeye çalışıyordu.

Geyikler ceylanlar bazıları insanın eli kadar büyük böcekler, tavşanlar keçiler koyunlar ve daha pek çok hayvan bahçede dolaşıyordu. Grup yürürken bir fare bir anda fırlayarak Kutsemenin üstüne tırmandı. Ona bir göz attı. Sonra bir an sanki gülümseyip üzerinden indi ve Novel in kafasına çıktı. Yolun kalanını Novelin kafasında geçirdi.

Gölet kıyısında kahkahalarla gülen bir elf grubu oturuyordu. Grup gülmeyi bıraktığında gelenlere göz attı ve tekrar gülmeye başladı. Birisi biraz kendisine geldiğinde Yüzleriniz dedi. Yüzleriniz çok komik. Sonra yine gülmeye başladı.

Oberon da elf grubuna göz attı ve gülmemek için kendini zor tuttu. şey dedi. Yüzlerinizi yıkayabilirsiniz gölde. Ama sanırım. Yüzünüzü suya sokmanız lazım. Elinize su alıp yüzünüze çarparsanız hiçbir işe yaramaz. Göle doğru ilerlediklerinde gölde Keçi vucudlu belden yukarısı elf olan tanrı Pan ın yansımasını göreceklerdi. Gölün çevresinde bu yansımayı yaratacak hiçbir şey yoktu.

Herimes Göl pek çok şeyi sembolize eder. diye açıklama ihtiyacı duydu. Bunlardan biri yapılan şakaları sona erdirme gücü olmasıdır. Bir şaka birisini eğlendirmiyor, üzüyorsa şaka burada son bulur. Gülümsedi. Sizinkiler gibi. Eğer isterseniz.

Sonra da sanırım flüdü nasıl bulabileceğimizi konuşabiliriz. Biz nerede olduğunu bilmiyoruz. Pan biliyor ama onun yaşamaya mahkum olduğu hüzün bizi duymasını ve cevap vermesini engelliyor. Ne yapabiliriz?

Yanda oturan gruptan en azından bir kişi yatışmıştı. Gruba yaklaşıp mavi renkli ilk ısırıldığında tatlı ikinci de acı sonrasında yine tatlı yine acı gelen garip bir meyveden getirdi. İsterseniz yiyebilirsiniz dedi. Ortaya koyduğu meyvelerden biri birden hareket etmeye başladı. Bir böcek elmayı yarıp dışarı çıktı. Adam yeniden gülmeye başladı. Grup da bu yeni şakayı gölmüş böceği göstererek gülüyordu. Böcek sonra uçup gitti. Adam sonra ayağa kalkıp Merak etmeyin sadece bunda böcek vardı dedi. Oberon adama ters ters bakıp Emin misin diye sordu. Adam birden yüzünü buruşturdu. Offf eminim ne zaman yalan söyledim Oberon. dedi. Kırılmış bir ifade ile hala gülen adamların yanına döndü. Oberon acaba ben de değişiyor muyum diye düşündü Pan gibi? Herimesin sözü ile irkildi.

Herimes sanırım meyveleri yiyebilir bir yandan da konuşabiliriz. Bu arada sanırım söylememem gerekiyordu. Ama biraz kısık sesle dedi meyveler ilk ısırdığınızda tatlı sonra acıdır. Her ısırdığınızda yeniden tat değiştirir. Eğer acı sevmezseniz her ısırığınızdan biri küçük olsun. diyerek çimlere oturdu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

Ama niye göl ayakkabının olduğu tarafta değildi ki? Hatta göle giden yol ayakkabının içinden geçmeliydi. Oberon'un uyarısıyla diğer tarafa doğru Oberon'un peşinden giden Novel, çevredeki diğer kulübelere göz attı. Aslında herbiri bir diğerinden güzeldi. şu şekere benzeyen kulübe en şekerleriydi zaten. Gözleri ışıldadı Novel'in bir anda. Kulübenin yanındaki elf çocuk, kulübenin penceresinden bir parçayı koparıp yemeye başlamıştı. Novel hiç tereddüt etmeden kulübeye uzanarak ufak bir parça koparmayı denedi. Olmuştu işte... Elinde duran parçaya baktı, çok lezzetli görünüyordu. Parçayı olduğu gibi ağzına attı. Novel, hiç bu kadar neşelenmemişti bütün ömrü boyunca.

Etrafta herkes birbirine şakalar yapıyordu. Normalde şaka yapılan kişiler sinirlenir, hatta eğlenmek için yapılan bir şeyin kırıcı, daha da kötüsü yaralayıcı sonuçlar vermesine sebep olacak tepkiler verirlerdi. Ama burada kimse kimseye kızmıyordu.

Etrafta çeşit çeşit hayvanlar dolaşıyordu. Hepsinin de yüzlerinde tatlı bir tebessüm hissetti Novel. Hayvanların gülümsemek gibi bir yetenekleri yoktu elbette ama Novel buradaki hayvanların yüzlerine bakınca içlerinden gelen neşeyi hissedebiliyordu. Bu hissettiği neşe, Novel'in zihninde tebessüm olarak karşılık bulmuştu. Novel gördüğü bütün hayvanlara tek tek dönerek hepsine gülümsedi.

Bir fare Kutsemen'in üzerinden Novel'in kafasına sıçrayıvermişti. Novel bir an için irkilerek duraksadı. Elleri kafasına doğru hızla yükselerek fareyi oradan uzaklaştırmak istedi. Ama zihni buna engel oldu. Novel yavaşça bir elini kafasının üzerine götürerek farenin kafasında daha sıkı tutunmasına yardımcı oldu. Farenin tüyleri yumuşacıktı. Ama eli farenin sicim gibi kuyruğuna değince irkilmekten kendini alamadı. Gözlerini yukarı doğru dikerek sordu: "Kuyruğunu kısalttırmayı hiç düşündün mü?" Elbette bir cevap gelmemişti. "Yine de sevimlisin." diye mırıldandı.

Göle ulaştıklarında Novel göldeki olağanüstü yansımanın etkisiyle olduğu yerde kalmıştı. Daha önce duyduklarından, yansımanın Pan'ın bir görüntüsü olduğunu anlamıştı. Demek hepsi gerçekti...

Yansımada gördüğü yüze dikkatli baktığında, bu yüzü aslında kendini bildi bileli tanıdığı hissine kapıldı. Hızlı bir biçimde anılarını yokladı... Hayır, hiçbir yerde bu yüzle karşılaşmamıştı. Ama yüzdeki bütün detayları biliyordu. Ã?yleki bu yüzün güldüğü, şaşırdığı, hüzne kapıldığı anlarda alacağı şekli bile görebiliyordu.

"Pan'ı mutlaka kurtarmalıyız." dedi.

Herimes, flütü bulmak gerektiğinden bahsediyordu. Bir de Pan kimseyi duyamıyormuş, çünkü çok üzülüyormuş.

"Flütü bulsak bile onunla ne yapabiliriz ki?" diye sordu Herimes'e dönerek. Herimes de mi bilmiyordu acaba cevabı? Ya da belki emin değildi... Durum her neyse Herimes Novel'in sorusunu cevaplamak yerine yandaki gruptan gelen birinin getirdiği güzel görünüşlü meyvelerle ilgileniyordu. Bir acı bir tatlı... "Ne hoş" diye düşündü Novel. Herimes, sıra acıya gelince küçük ısırın diye bir tavsiyede bulunmuştu. Ne gerek vardı ki? Novel meyvelerden birini alıp iştahla ısırdı. Nefis bir tat damağına yayıldı. Novel bir sonraki lokmaya kendini hazırlayarak ikinci bir parçayı ısırarak çiğnemeye başladı. Bir anda ağzının ateşlerle yandığını hissetti. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Derhal yeni ve kocaman bir lokma daha ısırdı. Acı yerini tekrar hoş bir lezzete bırakmıştı.

Novel, meyveyi bırakarak kamışını eline aldı ve herkes gölün kenarına toplanana kadar bir neşeli bir de hüzünlü nakaratı peşpeşe çalmaya başladı. İki nakarat arasındaki geçişi de her seferinde farklı nağmelerle süsledi.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

İstos ile Struti Dokumacılar mahallesinden çıktıktan sonra güneşin yansımasıyla aprılldayan beyazla kahverengi arasında bir renkteki pürüssüz duvarları ile dokumacılar mahallesindeki hatta muhtemelen şehirdeki en etkileyici bina olan tapınağın önünden geçtiler. Bereketin sembolü olan beyaz mermerden Artemis heykelini geçtikten sonra. Kentin büyük meydanına Agoraya çıktılar. Bir iki gösterici hazır sabah saatlerinde onları izleyecek çok fazla insan yokken muhtemelen köylerinden getirdikleri ekmekle karınlarını doyuruyorlardı. Bir iki tüccar da satmak için getirdiklerini kontrol ediyordu.

İleride kentin beş metreye beş metrelik büyük kapısı ardına kadar açıktı. Kapıdan içeri yamasız ve kalitesiz kumaşlarından şehirli oldukları anlaşılan iki kişi giriyordu. Muhtemelen demirciler mahallesindenlerdi.

Struti ile İstos beş dakika içinde hanın kapısına vardılar. İleride kerpiçden yapılmış orta boylu binanın kapısındaki tabela onun han olduğunu ele veriyordu. Binanın üst tarafında birçok pencere vardı. Arka tarafta ise küçük bir duvarla çevrilmiş Nekropolis duruyordu. Binanın yanındaki ufak ahıra benzeyen binada birkaç eşek göze çarpıyordu. Belli ki bu han bazı tüccarların da uğrak yeriydi.

Kapı doğrudan büyük bir salona açılıyordu. Salonda on oniki kadar tahta masa ve her masada ikişer sandalye vardır. Struti ile İstosun girdikleri kapı dışında biri mutfağa biri de yukarıya odalara açılan iki kapısı daha göze çarpıyordu. Bunların dışında bir yanda yanmayan bir şömine vardı. Başka bir köşede musluğu olan bir bira fıçısı.

İki tüccar aralarında konuşuyorlardı. Struti içiri girdiğinde onların Dünkü köylü hem altın verdi hem de kayboldu. Garip bir şeyler oluyor burada. Ã?bür tüccar neyse dedi yarın ayrılıyoruz. Ã?nündeki bardaktaki birayı içtikten sonra sordu. Neden benimle doğuya gel miyorsun?

Gordeon büyük ve zengin ama tek şehir batıda ise bir sürü kasaba var. diye cevap verdi adam. Daha fazla müşteri ve daha az rakip.

İçeride tüccarlar dışında üzerlerinde bulunan sade kolyeden düşük mevkiden olduğu anlaşılan üç rahibe sessizce önlerindeki pilava benzeyen yemeği yiyiyorlardı. Yirmi yaşlarında zayıf bir adamsa mutfağın yanındaki masada oturmuş aynı yaşlarda bir kızla konuşuyordu. Elbisesi eski ama düzgündü. Adam ikilinin girdiğini görünce kalkıp resmi bir tonla hoş geldiniz dedi. Rahip cebinden çıkardığı avcunun içine sığacak bir altın parçasını adama verdi. Bu arkadaşım bu gece burada kalacak ve yemek de yiyecek dedi. Adam Peki rahip dedi ses tonunu değiştirmeden. Bize yemek ve bardak da getirir misin? diye sordu İstos. Tabii dedi genç adam ve içeri girdi.

Bir süre sonra elinde içinde çorba olan iki tabak ve üzerinde kartal kabartması olan iki bardakla geldi. Yeni gelen adama bakarak Yemek yerken istediğiniz kadar bira içebilirsiniz dedi. Sonra tekrar mutfağın yakınındaki masanın yanına oturdu.

Rahip adamın sorularına muhtemelen pek beklemediği yanıtlar verdi.

İlk soru rahibi şaşırttı. Ben bilmiyorum dedi. Herimesle hiç konuşmadım. Sadece ben bir süre durup söyleyip söylememe konusunda kararsız kaldı. Ben onu haklı buluyorum. O nedenle sana yardım etmek istedim. Onun ve onun topladığı ozanların buralarda olduğunu biliyorum. Ama ben bile nerede olduklarını bulamam. Yalnız nereye gideceklerini anlayabilirim. dedi.

İkinci soru da ilki ile aynı şaşkınlığı yarattı. Güçlü adamlar mı? Olimpos Dağına gitmeyi göze aldıklarına göre her halde güçlülerdir. Ama bilmiyorum onlarla ilgili bir şeyler işittim. Ama hiçbirini tanıyacak zamanım olmadı. Gruba katılacaksan onlarla zaten tanışırsın. Gülümseyeren ekledi. Merak etme buradan çıkıp doğrudan Olimpos Dağına gideceklerini sanmıyorum. Olimpos Dağına çıkmak kolay değildir. Bir yerlerden yardım almaları gerekiyor. Ama sanırım bir planları vardır.

Üçüncü soruda artık adamın çok az bilgisinin olduğunu anlamıştı. Kendisine rastlamasa adam ne yapacaktı bilmiyordu. Soruya bilmiyorum diyerek cevap verdi. Ancak muhtemelen bugün nereye gideceklerini anlarım. Daha önce demiştim. Elflerle başa çıkamasam da onları anlıyorum.

Bir iki saniye durduktan sonra devam etti. Sanırım kafanda pek çok soru var. Ancak yapılmak istenen eğer sen de hala istiyorsan yapmak istediğiniz zaten tüm hazırlıkların tüm yeteneklerin ötesinde bir şey. Siz bir tanrı ile yüzleşmek istiyorsunuz. Ama sadece cesaretin varsa bunu yapabileceğine kendini inandırabilirsin. Sanırım bunu biraz düşünmeye ihtiyacın var.

Rahip ayağa kalktı. Ben ikimize de bira getiriyorum dedi. Bardakları alarak fıçının yanına gitti. İki bardağa da ağzına kadar bira doldurdu. Sonra da biraları masaya koyarak Strutinin yanına oturdu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Solaron kendini daha fazla tutamayacaktı. şimdiye kadar yüzünü temizlemek için beklemişti. Gölün kenarına eğilerek avuçlarına su doldurdu. Birkaç defa yüzüne çarparak yüzünü ovuşturdu boyanın çıkmasını sağlayana kadar.

şimdi ise konuşma zamanıydı.
"Ozan Herimes, saygıdeğer bir ozana benziyorsunuz. Ã?ağrınızın niteliğine bakılırsa başarılısınız da. Fakat burada atlamak istediğim bir nokta var. Özülerek belirtmeliyim ki olayları tek bir bakış açısından değerlendiriyorsunuz.

Sözkonusu olan tanrı güneşin ve müziğin efendisi yüce Apollondur. Ona gününü göstermek gibi bir ifade kullanmanızı doğrusu sizin gibi birinden hiç beklemezdim. Kendisi Güneşin ışığı altında olmuş herşeyi bizzat görür vebazen adaleti bizzat sağlar.

Bize Pan ve Apollon'un hikayesi hakkında bilgiler verdiniz. Dilerim ki siz ve arkadaşlar hikayeyi bir de benim ağzımdan dinlemek istersiniz."


Ã?antasına davrandı ve lirini aramaya başladı. KAhretsin işte böyle zamanlarda dağınık olmak hiç de iyi olmuyordu. Ama dağınıklık çoğu zaman ilham kaynağı olabilirdi. Bu konu hakkında da uzun uzun düşünüp konuşabilirdi ama şimdi sırası değildi şimdi hikayeyi anlatmalıydı. Bi lirini bulabilseydi...

"Hah" diye çıktı ağzından lirini çıkartabilince. Bütün tellere yumuşak bir vuruş yaptı. Drinnng...
Hikaye aslında belli noktaya kadar çok farklı değil. en azından yarışmaya kadar.
ondan sonra benimkisi başlıyor


"Ehem ehem" diye boğazını temizledi.

Pan ve apollon kapışacaktı,
Müzikleri yarışacaktı.
Dağ tanrısı Tmolus,
Dinleyecekti müzikleri,
karar verecekti sonra.

Pan üfledi flüde,
Apollon vurdu lirine,
Mest oldu dinleyenler,
Kendilerinden geçtiler.
Lakin daha iyiydi biri.
Deirn bir güzellik vardı,
Bir çok seslilik, gizli bir anlam.
Apollon galip dedi Tmolus.
İtitraz etti insanların kralı Midas

Midas severdi Pan'ı,
Yoktu saygısı pek büyük tanrılara,
Panın müziği güzeldi.
Ama anlayamadı derinliğini
Apollonun lirinin sesinin
İnkar etti güzelliğini



Bu da aynı hikayenin farklı bir anlatımı. Hiçbirimiz tanrı değiliz hangisi doğru bilemeyiz hikayelerden. Ama melsele anlaşılmadan yargılamamak gerekir. Sizce de öyle değil mi?

Dm Notu: Kimse Midasın kulaklarının eşek kulağı gibi olduğunu bilmiyor. Hikayenin en önemli ayrıntılarından biri bu olduğu için o bölümü çıkarttım. Bi de bir ayrıntıyı da ekleyeyim. Boyanın çıkması için insanın yüzünü göle sokması gerekiyor. O nedenle boylar hala yüzünde... Ama tabii henüz farkında olmayabilirsin. : )
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Artemis Entreri
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1521
Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Artemis Entreri »

Günlük: 4

"İnsanları umursamamak ve hayatın etrafında senin etkin olmadan
şekillenmesini izlemek her zaman güzel gözükecektir sana. Hayatın seni yönetmesine
izin vereceksin, ve zaman çarkları dönerken sen öylece oturup seyredeceksin. Bir süre
sonra farkedeceksin ki Batı, artık hayat seni değil, sen hayatı yönetiyorsun."


Bunlar kahinin sözleriydi. Sana hatırlatmakta fayda gördüm. Birşey değiştireceğinden
değil, ne de olsa sen, kendini bile umursamıyorsun.

Merak etme kimse görmedi masaya boşalttığın mideni, kalka ayağa, yeni gelen insanları
incele, neden burdasın öğren, hayır öyle değil. Gerçekte neden burdasın ? Parçalar
yerine oturmaya başladı öyle değil mi? Tabi tabi Pan. Tabi, flüdünü kurtarmak gerek.
İntikamımızı alalım Apollo dan. Parçalar demişken, daha bulmacanın başını bile çözmedin.
Grubun peşine takıl, bir süre hiçbir şey söylememek daha uygun olacaktır. Yinede bu
insanlara olan hayranlığın yüzünden okunabiliyor. Maskeye şükret. Maskeyi yok et.
Kafanı suyun içine sok, ve hatırla.

Bayıl.

Suyun içine öylece düşüver...
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Herimes Solaronun yüzüne çarptığı sularla boyaları çıkartma çabasını gülümseyerek izledi. Yüzünü suya sokması gerektiğini unutmuş gibiydi. Boyaların hala yüzünde olduğunu öğrendiğinde kızabilirdi. Ama şimdilik bunu söylememesi daha doğru olabilirdi.

Solaron konuşmaya başladığında ise Herimes tamamen sessizleşti yüzüne hiçbir duyguyu yansıtmadan dinledi. Ancak Oberon kızgınlığını gizleyemiyordu. Bir an konuşacak gibi oldu. Herimes ona bakınca vazgeçti.

Güzel bir şarkı saygıdeğer ozan. şarkınızın güzel olduğunu itiraf edeyim. Ama sanırım sizin bulunduğunuz bölgeye hikaye biraz değişerek ulaşmış. Yarışmanın Gordeonda olduğunu bütün şehrin bildiğini öncelikle belirteyim. Kazananın Pan olduğunu da biliyorlar.

Onların bilmediğini de ben biliyorum. Apollon kazandığı için evet sadece yarışmayı kazandığı için Pan ı cezalandırdı. Sanırım bu bile ona saygı duymama neden olacak kadar büyük bir hata. Ondan korkup böyle bir çağrıyı yapmasaydım. Ã?ncelikle artık kendime ozan diyemezdim.

Apollonu istesek de yargılayamayız. Tanrılar bize bu hakkı vermiyor. Ama onu tanrıların önünde bir defa daha yenilgiye uğratabiliriz. Ben çağrıda da belirttiğim gibi onun bunu yapmamızı neden olacak kadar biz ozanları aşağıladığını düşünüyorum. Benim fikrimce buna karar verecek kanıtlarımız da var.

Durması gerekiyordu ama kendini tutamayıp devam etti. Bu yarışmayı Apollon istediği söyleniyor. Yine de yenilgiyi kabul edemediyse ve ondan üstün olanı cezalandırdıysa bir defa daha yenilmeyi hak ediyor. Buraya kadar fikrinizi söylemek için geldiyseniz eğer sizinle tanışmaktan onur duydum. Ama Olimpos a çıkmamızı ve tanrınızla gerçek anlamda yüzleşirken bizi izlemek isterseniz grubumuza katılabilirsiniz. dedi son cümlede sesine bir parça ironi de katarak.

Sonra Novele dönerek onun sorusuna verebileceği cevabı kafasında oluşturmaya çalıştı. Ozanlardan birinin Apollonun haklılığını savunmak için buraya kadar gelmesi dikkatini dağıtmıştı. Demek Apollon birçok yerde hikayeyi değiştirmiş kendini haklı çıkarmayı denemişti.

Sana bunu nasıl açıklayabilirim bilmiyorum oğlum dedi. Sanırım ben açıklayabilirim diye Oberon söze girdi. Mesela kamışının deliklerinin kapalı olduğunu düşün. Sen iyi üflesen de kötü ses çıkar. İşte Apollonun liri o kadar güzel yapılmışki onun yanında bizim aletlerimiz deliği kapalı kamış gibi ne yapsak o kadar güzel ses çıkaramıyor. Ama Panın flüdü Apollonun liri kadar güzel yapılmış bir alet. Onunlar Apollonun liri ile olduğu kadar güzel ses çıkarabiliriz.

Herimes biraz olsun gerginliğin dağıldığını umuyordu. Yine de grubun diğer üyelerinin neler diyeceğini de merak ediyordu.

Gelen su sesi ile irkildi. Adamlardan biri suya düşmüştü. Oberon bunun da bir şaka olduğundan korkarak o yana koştu. Adama baktığında irkildi. Adam neredeyse bir elf kadar ince bir yüze sahipti. Onu sudan çıkıp çimlerin üzerine yatırdı. Gölün kıyısında oturan elfler Solaron u duymamış ama bayılan adamı görmüşlerdi. Kahkahalarla gülüyorlardı. Oberon adama baktı. Nefes alıyordu. Yüzü solgun değildi. Vucudu sağlamdı. Bir şeyi yok dedi. Biraz dinlenirse kendisine gelir.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest