Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

Hana gelen gezgin bir ozandan duymuştu çağrıyı. Hikayeyi dinlerken çok önemsememişti başlarda. Zalimlerin kendi aralarındaki bir başka çekişmeden öte birşey olamazdı bu da. Ama hikaye ilerlerken birden içinden bir tohumun filiz verdiğini hissetti. Ozanın sözlerinin, kulaklarından kalbine yönlenmesine izin verdi. Pan zulüm görendi, zulmeden değil... Kendisi gibi.

Dorleon... Daha önce hiçbir yeri aramamıştı. şimdi ise burayı bulmak zorundaydı. Yardım aldığı tek şey kendi şansıydı. Hemen ertesi sabah işe koyulduğunda şehirdeki ilk araştırması sonuç vermişti. İki gün içinde şehirden ufak bir kervanın kalkacağını öğrenmesiyle gözleri ışıldamıştı. Dorleon, kervanın yolu üzerindeydi. Kervanın hazırlık yaptığı yeri bulması zor olmamıştı. Ancak kervandakiler Novel'in kervana katılmasına pek de hoş bakmamışlardı. Kervan her ne kadar şüphe uyandırmayacak herkese açıksa da, başında kendisini kollayacak bir büyük olmayan bir çocuğun tek başına kervana katılıp, kervandaki diğerlerinin başlarına bela olması hiçkimseye iyi bir fikirmiş gibi gelmemişti.

"Ama ben kamış üflerim..." demişti Novel. Çok önemsenmemiş olmalıydı bu öneri. Boş bakışlardan başka bir cevap alamamıştı. "Avlanırım da..." Boş bakan gözlerin kahkalarla kısılmasına neden olmuştu bu heyecanlı teklifi. "Neyle avlanırsın ufaklık? oyuncağınla mı?" Daha da artacaktı kahkahaların şiddeti, büyük arabalardan birinden elinde bir kısa yayla çıkan yaşlı adam "Bununla." diye bölmemiş olsaydı alaylı kahkahaları.

Yola çıkıp yaşlı adamla yalnız kaldıklarında öğrenmişti yaşlı adama, kendisini kervana alışı için ödeme yapması gerektiğini. Neyi vardı ki Novel'in ödeme yapabilecek? Yaşlı adam parmağıyla çantayı işaret etmişti. Novel hemen anlamıştı. Korkmuştu da... Yaşlı adam kitapları kendisinden almayacağını hemen söylememiş olsaydı ani bir kararla arabadan atlayıp kaçmayı deneyebilirdi. Novel arabayı sürerken yaşlı adam, Novel'in kitaplarındaki bazı sayfaları kendi boş parşömenlerine kopyalıyordu. "Zamanla..." demişti yaşlı adam, Novel "Bunların neredeyse hiçbirini anlamıyorum" dediğinde; "ve çalışmayla." diye de eklemişti.

Kopyalama işi bittiğinde yaşlı adam, torbaya benzer bir bez parçası çıkarmıştı arabadaki sandıklardan birinden. Novel'den hırkasını istemişti. Novel, yaşlı adamın elindeki parçayı hırkanın içine dikmesini seyrederken hiç soru sormamıştı. "İçi dışından büyük." demişti yaşlı adam dikme işini bitirdiğinde. "Kitaplarını buraya koy. Heyben onları saklayamaz... Bir daha da kimseye 'avlanırım' deme eğer görünür yerde bir silahın yoksa. Oklardan birkaçını da yakaladığın hayvanın kanına bulamayı unutma bir av hayvanı getirdiğinde." Bunları söyledikten sonra başka bir sandıktan bir hançer çıkarıp Novel'in beline tutturmuştu.

---

Kervan Dorleon dışında kamp için durunca Novel de şehrin kapısına doğru yürüdü.
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

*Solaron*
Ohh yüce yüce tanrılar ne güzel bir gündü. Apollon yine arabasıyla Güneşi göğün tepesine yerleştirmişti. Ve işte güneş bütün ihtişamıyla parlıyordu. Ve bu sefer göze çarpan bir bulut bile yoktu. İnsanlar Apollon'un güneşinden cahilce şikayet derlerdi bazı zamanlar. o olmadan hallerinin nice olacağını giç düşünmeden...

Aklını kurcalayan birtek mevzuu vardı. şu çağrı meselesi. GEzdiği birkaç yerde duymuştu. Adeta Hermes'in kendisi yardım ediyormuş gibi hızlı yayılmıştı. Ozanları çağırıyorlardı işte o da gidiyordu. Ama şu Apollonla ilgili saçmasapan iddalara son vermeliydi. Güneşi balçıkla sıvayamazlardı... Muhtemelen bu mücadelesinde yalnız olacaktı ama Apollon onun dilne ve lirine ahenk verirdi bundan emindi.

Islıkla neşeli bir melodi tutturmuş öğlenin yakıcı sıcaklığının ardından yola koyulmuştu. şu şehre az kalmıştı.Neydi oranın ismi. Ah bu ufak unutkanlklar onu öldürecekti birgün.Doion... Dolarion..."Hah" dedi. Biraz seslice. Nihayet hatırlamıştı Dolaion... Nihayet yaklaşıyordu.

Çalılardan duyduğu bir hışıryıyla irkildi. "Hayır!" olamazdı. Yine o dev tavşan peşine düşmüştü. Ne istiyordu ondan bir anlayabilseydi. Var gücüyle koşmaya başladı.
Arkasına bile bakmıyordu. Ã?ünkü o zaman tavşan onu düşünmeden yiyebilirdi. Ama tavşanlar et yemezdi. Bu durumda belki de ezip geçecekti ama ne önemi vardı ki. Kaçmalıydı. Arkasına bile bakmadan...

Koşmaya pek alışkın değildi. ZAten bu kadar dayanmasının tek sebebi korkuydu. Artık dayanamıyordu soluklanmak için durdu ve arkasına bakmaya fırsat buldu. Hiçbirşey yoktu. şükürler olsun ki peşini bırakmıştı. Ya da atlatmış mıydı? Önemi yoktu. Nefes nefese önüne bakabildi. Gördüğü şey kendisine garip garip bakan insanlardı. Onlara anlatmayı deneyebilirdi. Ama denemedi. Ã?nceden denemişti ama yararsızdı. Kimse buna inanmıyordu. Dev bir tavşan fikri çok saçma geliyor olmalıydı. İşin ilginç yanı tavşan nadiren diğer insanların yanında da ortaya çıksa onu kimse göremiyordu. Sırf bu yüzden deli olduğunu düşünenler bile oluyordu ne saçmalık...

Tekrar önüne döndüğünde insanların geldiği yeri gördü. İşte şehrin güney kapısı az ilerdeydi. Heyecandan yaklaştığını bile farketmemişti. Ã?nce kendine bir çeki düzen verdi. Görüntüsüne hep dikkat etmişti. Yavaşça yürüyerek kapıya doğru ilerledi. Nefes alıp verişleri giderek düzeliyordu. VE nihayet şehre gelebildi. Güney kapısı bir meydana çıkıyordu. Aslına bakılırsa iyi olmuştu. Bu kente ilk kez geliyordu. şimdi ise bir han bulup içeri girmeliydi.

//Eski rpmi atmakta bi sakınca görmiyorum. hoşuma da gitmişti hani :)
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
findor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2247
Joined: Mon Jun 28, 2004 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by findor »

Trevor en son uğradığı bir kasaba hanında Dorleon adlı bir anadolu şehrinden ozanlara çağrı kurtuluş ve intikam melodilerinin yükseleceği bir çağrı yapıldığını öğrenmişti ihtiyar bir hancıdan.. Fazla vakit kaybetmek istemedi handan seri bir şekilde toplanıp ayrıldı.

Aldığı bilgiye göre porsuk çayının yakınlarında bir yerde mevzilendirilmiş olan bir şehre gitmesi gerekiyordu.. Gece ve gündüz Ay ve güneş Umut ve ölüm
durmadan ilerledi siyah atının üstünde soğuk yüzüne vuruyordu gece olduğunda gün ile birlikte gelen ışık ise rahatlatıyordu bir parça..
Hala içinde yaşattığı çocuk ile bazen şen şakrak oluyordu bazense tam bir heykel kesiliyordu...

Babası çok sert bir adamdı Trevor gibi dedeside dünyayı gezmek için ayrılmıştı ülkesinden geri geldiğinde bir çok hediye getirmişti. Trevor içlerinden garip ses çıkaran telli birşey almıştı.. Günlerce odasında onunla uğraştı bişeyler tıkırdatıyordu ardından dedesi geldiğinde tutmasını öğretmişti beraberinde şarkı sözleri dünya dillerinden ama babası bu işe çok kızdığından çalgıyı alıp kırmıştı onun yerine silah tutuşturmuştu çocuğun eline..
"Biz savaşçı bir topluluğuz soytarı" değiliz dediği sesleri yankılanıyordu kulaklarında..

Düşünceler ile ilerlerken Dorleon kentinin girişini bulduğu taşlı yola girmişti. Güneş insanlığın tepesindeki yerini almış parıldıyordu.

Taşlı yolda şehire ilerliyordu. Derinden bir ıslık tutturmuş kendi kendine söyleniyordu..
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Edmond dar koridorlardan aşağı inerken asker kıyafetleri giymiş adam ona çarparak yukarı çıktı. Aşağıda rahipler kendilerine verilmiş yemeği yiyiorlardı. Tüccarlar da hala oradaydılar. Hancı yanında yardımcısı ile oturuyordu Edmond gelince ona bir göz attı sonra yardımcısı ile sessizce konuşmasına devam etti.

Handan çıktığında büyük meydana çıktı Edmond. Kentin çok büyük bir bölgesini kaplayan bu meydanda mallarını satan tüccarlar gösteri yapanlar oturup sohbet edenler ve daha birçoklarının aralarında olduğu yüzlerce insan vardı. Yine de insan bu sıcak öğleden sonrasında boş gözüküyordu.

Edmond mezarlığın duvarlarını takip ederek demirciler mahallesine girdi. Mahalle on onbeş hayvanın geçebileceği büyüklükte caddeleri ile kentin en ferah meydanı idi. Evler demir işlerinin yapıldığı atölyelerle bitişikti. İnsanlar aralarında dolaşan bu garip köylüye hafifçe göz atıyorlardı. Muhtemelen bir ihtiyacı için değiştokuş yapmaya gelmişti. Mahallede dolaşan kadınlar o geçerken başlarını çeviriyorlardı.

Dokumacılar mahallesine girdiğince sokaklar iki ila dört hayvanın sığacağı aralığa düştü. Daha mahallenin girişinde Edmondun gözüne sanki birini arayan bir adam çarptı. Adam yeni dokunmuş gözüken ama tek renk ve sade bir giysi giymişti. Kendisi gibi giyinmiş başka birine bir şeyler sordu. Adam hayır anlamında kafasını salladı. Adam üzgün bir ifade ile Edmond a doğru döndü. Sonra ona baktı. Kararlı bir ifade ile yürüdü.

Edmond a yaklaşırken Hey kardeş diye seslendi Edmonda dikkatini çekmek için. Kardeş dedi. Senden bir şey isteyecem senin için sorun olmazsa. Karşılığını da alırsın. Eğer ilgini çekerse. Dün akşam kimsesiz bir dokumacı kadın öldü. Onu Nekropolise taşıyıp gömülürken yanında olacak birkaç kişi gerekiyor. Ne olursa olsun o bir Dorleonluydu sonuçta.

Bir iki saniye durup alıcı gözüyle Edmond a baktı. Sen Dorleonlu gözükmüyordun gerçi. Ama tanrılar bu yaptığını taktir edecektir. Eğer yardım edersen çok seviniriz.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Dorleonun güneydoğusuna çıkan yol genelde böyle yaz günlerinde kalabalık olurdu. Devriye gezen askeri birlikler atların kişnemeleri metalin parıltıları arasında geçerlerdi. Zaman zaman aralarında önemli bir komutan ya da bir saray görevlisi olurdu. Frigya savaşçılıkla ünlenmiş bir halktı. O nedenle saray üyeleri de genelde askeri kıyafetler giyerlerdi. Ama son zamanlarda Anadolu bu insanları da değiştirmiş. Saray üyelerinde bu kıyafetler iyi bir silah olmasından süslemeleri ile göze çarpan kılç ve bazen miğferlerle sınırlı kalmıştı.

Bu hemen her Anadolu yolunda rastlanabilecek gruplara Dorleonun güneyinde bir de sayıca oldukça fazla olan köylerden ihtiyaçlarını karşılamak için gelen köylüler. Köylerden şehre ya da şehirden köylere giden gösteri ya da mal değiştokuşu ile ek ihtiyaçlarını karşılamayı uman farklı meslek sahipleri ve başka şehirlerden o günün Anadolusunun büyük kentlerinden birisine gelen muhtemelen hayvanları olan arabaları ile bu işi meslek edinmiş tüccar ve ozanlar. Bu farklı grupların bir arada seyahat ettiği at eşek öküz gibi farklı hayvanları birleştiren kervan grupları da öğle vakti yollarda belirirdi.

Bu her gün beliren farklı insanların arasında birbirinden farklı dört kişi yolda karşılaştıkları kişilerin ilgilerini hemen üzerlerinde topluyordu.

Çok zayıf ve güçsüz gözükmesine rağmen bir oğlan çocuğu özellikle mavi gözlerinin parıltısı ile göze çarpıyordu. On en fazla oniki yaşlarında olmalıydı. Ã?yle ise tek başına yolda ne yapıyor olabilirdi. Belki şehirden kaçmış bir çocuk olabilirdi. Soylu bir aileden gelmiyordu kesinlikle ama garip bir etkileyiciliği vardı. Anadolunun birçok yerinde tüm dikkatleri üzerine toplaması mümkündü.

Kısa sakalı düzgün yüz hatları ile bir ozansa özellikle kızların irkilip yüzlerini utanarak öbür yöne çevirmeden önce uzun uzun bakmaktan kendilerini alamadığı bir adam da yolda yürüyordu. Yoldaki erkeler de adama hafif kıskançlıkla bakıyorlardı. Adamda tuhaf biraz da şaşırmış bir hava vardı. Aslında Anadoluda özellikle şehirlerde rastlanan delilerden birisi de olabilirdi. Belki de köylerden birisinin delisiydi. Ama etkileyiciliği inkar edilemeyecek kadar fazlaydı.

Biri kadın biri erkek iki savaşçı ise kesinlikle Dorleon halkının alışık olmadığı iki yolcuydu. Muhtemelen Kuzeydoğu Anadoluda Karadeniz kıyısına yerleşmiş İskit ismi verilen halktandı ikisi de. Ama garip şekilde birbirlerini tanımıyor gibiydiler.

Kadının üzerinde yeşil bir pelerin ve altında muhtemelen yaz günü onu çok terletecek birkaç kat giysi vardı. Üzerinde asılı duran içinde oklar ve yay sadak onu izleyenleri rahatsız ediyordu. Başka bir devleti istila ederek kurulmuş bir devlet olsa da Frigyalılar savaşçılardan pek hoşlanmazdı. Kadının bir savaşçıdan beklenmeyecek garip bir çekiciliği olduğu da şüphesizdi. Özellikle ona bakan erkekler bu tuhaf çekicilikten de etkilendiklerini hissettiriyorlardı.

Ancak diğer savaşçı adamda bu çekicilikten hiç eser olmadığı açıktı. Yüzü özellikle şehirliler için son derece itici olacak bir barbarın yüzüne benziyordu. Üzerindeki ayı postu ve balta da bu etkiyi tamamlıyordu. Yaz günü giydiği post muhtemelen onu da epey terletiyor olmalıydı.

Özellikle şehre yaklaşırken kalabalık arttığında bu dörtlüyü görenler birbirlerine soru sorar gibi bakmaya başladılar. Kesinlikle şehrin görmeye alışkın olmadığı bir gruptu.

şehre doğru ilerleyen muhtemelen yağmurdan korunmak belki de gösteri malzemelerini gizlemek amacıyla mavi bir cübbe giyen kafasını da uzun tuhaf bir şapka ile örtmüş bir adam bu dört adama da kaçamak bakanlardan farklı olarak uzun uzun baktı.

Sonra beraber yürürken üzerinde buğday olan kapıya iyice yaklaştıklarında Dostlar beni bir dinler misiniz? diye yüksek sesle bağırdı.Sonra şey oğlum sen de biraz dinle istersen diye ekledi. Sonra dördüne de şüpheye yer etmeyecek şekilde baktı. şehre gösteri yapmak için gelmiştim. Eğer ama sanırım bu gösteriyi beşimiz beraber yaparsak çok daha etkili oluruz. Hem dedi gülümseyerek insanlar bu kıyafetlerinize ya da... Solaran a anlamlı şekilde baktı. Daha anlayışlı yaklaşırlar. şöyle düşünmüştüm bir oyun yapsak... Adam bir süre nasıl bir hikaye yapabileceğini düşündü. Belki de her biriniz kendine ait bir gösteri yapabilir. Ya da bir çeşit dans ve şarkı karışımı bir gösteri yaparız. Adamla kadın hangisinin daha güçlü olduğunu tartışırlar sonra çocuk ikisinden de güçlü olduğunu idda eder. Ve ikisini de yener mesela... İnsanları çok güldürür böyle bir şey. Bu bay da dedi. Solarona dönerek hikayeyi anlatabilir. diye ekledi.


RP DIşI: Buzdağlarınınleydisi atı mecburen başka yerde bıraktım. Ã?ünkü onu ilk adımda kaybedecektin. Sorun olmaz umarım. Bi de Anadolu elfleri savaşçı değil. Kuzeyde savaşçı bir elf topluluğunun yaptığı zırhlar olduğunu varsayıyorum zırhların. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
findor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2247
Joined: Mon Jun 28, 2004 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by findor »

Onunla beraber yolda yanında yürüyen insanları fark etti. Bir kadın savaşçı vardı toplumundan alışık olduğu bişeydi çok umursamadı.. Yürümeye devam etti.
Başka tiplerde vardı şehre girişi hafifçe geçmiş gibiydiler. Bir adam yollarını kesti.
Kısaca onlara gösteri yapmayı eğlenmeyi teklif etmişti.
"Hahaha " Diye gürledi adam kalın sesi ile..
"Bu teklif çok hoşuma gitti babalık ama baltam oyuncak değil." diye eklemeden edemedi.. Atından indi seri bir şekilde eline aldı iplerini.
Yanındakilere baktı şöyle bir göz gezdirdi.
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Edmond o çarpan adama merakla baktı ama bişey diyemedi.Sonra aşağıya indiğinde ortamı sakin buldu.Dışarı çıktığında ise milleti boş boş görünce gerçekten şaşırmıştı.Burası işlenmeliydi.Ã?fff ona neydi ki?

şu geniş olan mekan gerçekten güzeldi.Açıktı sakindi.Millet sanki kendisine bakıyorlardı ama onları hiç yakalayamadı Ed.

Edmond ardından dar bir mekana geçti.Sonra Ed bir adam gördü.Karşısındaki bir şeyler anlatıyordu.Edmond o adamı merak etmişti.Ne yapıyordu öyle?Ancak karşısındaki eğer adamın istediği neyse yapmaya pek meraklı görükmüyordu.Adam üzgünce döndü ve Edmond'u gördü.Edmond'a seslendiğinde Ed çok şaşırmıştı.Buradan kimseyi tanımıyordu ki!Sonra Edmond'a ne istediğini anlattı.Edmond hala pek bişey bir şey anlamıyordu.Niye kendisinden istiyorlardı ki.Edmond adamın "Sen Dorleonlu gözükmüyordun gerçi. Ama tanrılar bu yaptığını taktir edecektir. Eğer yardım edersen çok seviniriz." demesi üzerine *Peki öyleyse* dedi.*Ancak bir şey sorabilir miyim?Buranın NekroPolis'i fazla uzak mı?* dedi.Suratında hala o ciddi hali olsada herkes onun yumuşak biri olduğunu anlayabilirdi.*Amaaan neyse, pekala gidebiliriz* dedi Ed o adama
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Artemis Entreri
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1521
Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Artemis Entreri »

Günlük: 1
Tanımakta zorluk çektiğin bu şehirde, alışmaya başladığın bu değişik insanların arasında
yürüyorsun. Ayak sesleri rahatsız ettiği için seni, ses çıkarmadan yürümeye çalış.
Küçükken yaptırırlardı bu antremanı sana. Ormanın içinde sessiz adımlarla yürümek.

Her gün geçtiğin Artemis heykelinin yanından geç. Meraklı gözlerden uzak dur. Her bir
adımında parmağını şıklat, kayıp bir ezgiyi mırıldan. Flüdünü çıkarıp tam meydanda
çalmamak için zor tut kendini. Hiç bir şey önemli mi? Herşey yeni başlamıyor mu? Her an
senin için bir son değil mi?

Son olması önemli mi?

Ã?ıkar flüdünü ve çalmaya başla.

Ritmini bul. İçinden geldiği gibi çal.

Doğayı ve özgürlüğü...

Rüzgarı hisset.

Biliyorsun ki, ben, az kaldı.


,,,Batı
User avatar
buzdaglarininleydisi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 204
Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by buzdaglarininleydisi »

Kutsemen artık meydana girmek üzereydi yolda onun gibi savaşla ilgisi olduğu belli baltalı bir adam memleketinden olmadığına dair idaya gireceği bir çocuk ve bir kiş daha vardı bu yolda köylü olmayan acaba dedi çağrıyla ilgileri olabilirmiyid ama düşündü bir çocuk veya baltalı bir adam hadi canım dedi herkez gülerdi orda bunlara heralde. yoluna devam ettmekte buldu çözümü ki o sırada deliye benzer bi adam gösteriden bahsedip kendilerine sesleniyordu. Ne gösterisiydi bu şimdi, kafası karışmıştı biran ve merakla ortamı gözlemlemeye tepkileri izlemeye ve adamın neler diyeceğini dinlemeye koyulmuştu.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...

http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957

http://www.knightf
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

"Yok... Değişen hiçbir şey yok!" diye düşündü Novel, "İnsanlar heryerde aynı."
Kendisine yönelen bakışlardı Novel'e insanların heryerde aynı olduğunu düşündüren. "Boşveer, çoktan alıştın sen buna zaten." diye geçirdi içinden, yürümeye devam ederken.

Kapıya yaklaşırken birden gözü, birkaç adım yanında onunla birlikte kapıya doğru ilerleyen bir şeye ilişti: Dev!.. "Hah!" dedi içinden, "Dev denen şey de olsa olsa bunun gibidir herhalde." Yüzüne alaylı bir tebessüm yayılırken bakışları bir anda adamın elindeki baltaya kaydı. Bütün yüzünü işgal etmeye başlayan tebessüm ani bir irkilmeyle yerini belirsiz bir dehşet ifadesine bıraktı. "Uzak dur oğlum!" dedi kendi kendine.

Kafasını diğer tarafa çevirdiğinde sırtında asılı, içi oklarla dolu sadağı ve yine sırtında asılı yayı ile çekici bir kadın gördü. Eli istemsizce yeleğinin içindeki gizli cep yarığına uzandı. Eliyle cebin içini yoklayarak kısa yayının ve oklarının orada olduğundan emin oldu. "Ben de bu kadın gibi sırtıma mı taksaydım acaba?" diye düşündü bir an. Çok kısa bir duraksamanın peşinden "şehirde ihtiyacım olmaz, böyle iyi." diye cevapladı kendi sorusunu.

Etrafındakileri gözleyerek yürümeye devam etti. Onunla birlikte şehrin kapısına doğru ilerleyen insanlardan kopmadan bir süre devam etti. Kapıya vardıklarında kapıdaki büyük buğday figürü dikkatini çekti. "Bu kadar büyük bir buğdayım olsa bir sene yemek aramazdım." diye düşünürken muzipçe gülümsedi. Aklından bu buğday tanesiyle yapılmış bir çorba geçti. Bir tencerenin içinde kaynayan tek bir buğday tanesi, kocaman... Sonra kendisini buğday tanesini ısırırken düşündü. Kocaman bir ısırık aldı, sonra biraz da çorbanın suyundan... Buğday tanesi neredeyse hiç eksilmemişti.

"şey oğlum sen de biraz dinle istersen."

"Bana mı bu?" diye bakışlarını sesin geldiği yöne çevirirken buğday çorbası aklından tamamen uçup gitti. Mavi cübbeli, komik şapkalı bir adam kendisine bakıyordu. Hiçbir şey demeden bakışlarını cübbeli adama sabitledi. Ã?rkek ve meraklı bir ifade az evvelki neşeli yüzün yerini aldı. Cübbeli adam bakışlarını, kapının yanına onunla birlikte gelmiş diğerlerine çevirerek konuşmaya başladı.

Bir gösteri teklifi... "Hahayt! gelir gelmez iş buldum." dedi kendi kendine, cübbeli adam anlatmaya devam ederken.

"...sonra çocuk ikisinden de güçlü olduğunu idda eder. Ve ikisini de yener mesela..."

"Ã?ocuk ben oluyorum galiba." diye düşündü. İki heybetli savaşçıyı yenme fikri kalbinin hızla çarpmasına yol açmıştı. Aklına balta geldi ve bir an için ürperdi.

"Ben varım!" dedi sağ elinin başparmağını kaldırarak.
findor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2247
Joined: Mon Jun 28, 2004 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by findor »

Trevor şöle bi durdu atından inince etrafına bakındı..
Ne yapabilirim diye düşünmeye başladı.
Ã?ocuk kadın vb vb kalabalık bir insan grubu idi.

Savaşçı bir kadın var diye düşündü. Ã?ocuğa baktı bi süre öle kaldı.
"Ben onun kadarken koca ayılarla boğuşuyordum" diye geçirdi ve gülümsedi kendiliğinden.

Kadına döndü bir süre sonra.
"Sen" dedi ona bakarak... "Seninle bir gösteri yapabiliriz. Bir düello gibi olabilir.. Ben sokak savaşçısı sen asil soylu kadın.. Sataşırım canımı almak için saldırırsın. Tam devireceğin sırada tek bir gül uzatırım affedersin.. felan felan yada aklıma başka bişe gelmiyor şimdilik" dedi ve sustu...

Üstündeki ayı postunu çıkardı ve atın üstüne yükledi. Güneşin altında sıcaklamaya başladığını hissediyordu .
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
User avatar
buzdaglarininleydisi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 204
Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by buzdaglarininleydisi »

Kutsemen mavi pelerinli şaklaban tipli adamdan beklerken konuşmayı iri kıyım, baltalı adam dan bir gösteri tklifi gelmişti. Biraz şaşırmıştı ama neden olmasındıki hem savaşcı görüntüsnünün çektiği ilgiyide dağıtırıp yarışmaya girebilecekn seviyede olduğunu göstermeliydi ozanlığındad.Adama dönüp, "Tamam olabilir ama tadını kaçırma gerçek kan dökmeyelim ona göre," diyerek ağırlığını koyduktan sonra.."tamam olabilir ardındanda güzel bir şiirle soyluluğum dan sa yüreğimin ve gerekli saygıyı hakettiğini ortaya koyarım bende çiçeği elinden alır koklar atarım ardıma bakmadan yürüm ne dersin."
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...

http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957

http://www.knightf
findor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2247
Joined: Mon Jun 28, 2004 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by findor »

"Kendini beğenmiş" diye içersinden geçirdi adam..
Kadının suratına gülümsüyordu.. " Olabilir.." diye mırıldandı..
"Gerçek kan konusuna gelince sanmıyorum öyle bir niyetim yok" dedi ve çocuğa baktı..

"Senide katalımmı ne yapmak istersin evlat" dedi hafif bir ses tonu ile..

Baltasını yere uzatmış ve eline yaslanmıştı. Bu koca balta gereğinden fazla ilgi çekiyordu diye düşünüyordu ama yinede atmak yada saklamak gibi bir niyeti yoktu.
Farkında olmadan bir iş almıştı gösteri grubu kuruluyordu sanki hoş olabilir diye geçirdi içinden. En azından saygı edinmek için uygun bi yol olur isim yapmak.

Geldiği diyarlarda saygı herşeydi. Verilmez alınırdı bedeli ne olursa olsun burda da bu işin yöntemi bu ise bunuda yapabilirdi.. Zaten içindeki çocuk her zaman böyle şeyler yapmak istiyordu.. Ve bu şehirde.. Tanrıların şehrinde güneşin anlında bunları gerçekleştirebilrdi.. Ã?ünkü babası burda değildi.. O koca acımasız adam...
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

Hayal kırıklığı... Ama sadece bir parça. İki heybetli savaşçıyı yere seremese de kendisini böyle bir sahte zaferden daha fazla mutlu edebilecek başka bir şeyi vardı gösterebileceği.

"Ben... kamış üflerim." Gözlerini etrafındakilerin üzerinde gezdirdi sırayla. Bir yandan da elini omzunun üstünden geriye götürerek sırtına astığı heybesindeki kamışını çıkarıyordu. "İsterseniz tabi..."
Sufi
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 58
Joined: Tue Dec 07, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by Sufi »

Hemen aklından birkaç hareketli ve bir de romantik ezgi geçirdi.

"Kılıçlar çarpışırken ben de heyecanlı bişeyler çalarım. Dev tam..." yüzünde hafif bir kırmızılık belirdi, çekinerek iri yarı savaşçıya döndü "yani şey, sen tam gülü uzatırken de bir aşk şarkısı çalarım."

Son kelimeler neredeyse yutulmuş gibi boğuk çıkmıştı. İri savaşçının, kendisine dev diye seslenilmesine nasıl bir tepki vereceğinden emin olmadığı için utançla panik arasında gidip gelen bir ifade yerleşmişti yüzüne.

Novel konuşurken sesi, görüntüsüyle tam bir tezat oluşturuyordu. Parlak yüzü ve çelimsiz yapısıyla ergenliğe henüz adım atacak yaşta bir oğlan çocuğu gibi görünse de; sesi bir çocuğun sesinin, hatta ergenliğe girmiş bir delikanlının oturmamış tınısının çok ötesinde bir olgunluğa sahipti.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests