Havadaki kartal ağaçların tepesinden aşağısındaki siluetleri izliyordu. Ağaçların arasında beş atlı son sürat atlarını gecenin karanlığına sürüyorlardı, kartal tepelerinde hızlarına ayak uydururken, kanatlarıyla rüzgârı yarıyor, havanın kanatlarına sürtünmesiyle adeta mest oluyordu. Atlıların tepesinde uçarken delici gözleri, atların nallarının arasında ezilen çimenleri, parçalanıp sağa sola uçuşan çiçekleri görebiliyordu. Ormanın izin verdiği geçiş yolları yeterince genişti, iki atlı yan yana rahat bir şekilde hızla ilerliyordu. Kartal bakışlarını ileriye çevirdiğinde gördükleri, atlılar için pek de iyi sayılmazdı…
Doğu sınırındaki ileri karakol olarak kullanılan Bretha köyü saldırıya uğramıştı, onun haberini ulaştırmak için iki uşak, ahırdaki en hızlı iki atı alıp yola çıkmıştı. Köy uzun süre dayanmayacaktı ama habercilerin yola çıkması belki diğer köyleri, onlarda düşerse ana şehri kurtarmaya yarayacaktı. Bretha köyünün batısında kalan yunar kasabasına* doğru atlarını sürmeye başlamışlardı ki, yolları biraz önce köylerini işgal eden adamlara benzeyen haydutlar tarafından kesildi. Malcom tam kılıcını çekmek üzereydi ki, vücuduna yayılan sıcaklığı hissetti. Göğsü adeta yanıyordu, önce ufak bir acı patlaması hissetmişti, sonrada o muhteşem hissizleşme gelmişti. Haydutlar tek bir okla kalbini delmiş, birkaç saniye içerisinde tamamen hissizlik çökmüştü. Etrafına boş boş bakmaya başlamıştı ki, biraz önce çektiği kılıcı elinden kayıverdi. Gözleri ile çevresine bakındı, etraflarını saran beş adam vardı sadece, ama beş tanesi de ellerinde kılıç taşıyordu, enli kısa haydut silahları. Başı öne doğru düşmeden önce gözleri son bir kez arkadaşına kaydı, inanamayan gözlere ona bakıyordu. Kafası tamamen önüne düştüğünde ne olduğunu anladı, kalbinin olduğu yerde şu anda bir ok saplı duruyordu, gömleği kanla kaplanmıştı. Bu dünyaya ait gördüğü son şey bu olmuştu. Görüşü bulanıklaştı, yirmi dört yıldır taşıdığı bedenine, sanki tonlarca ağırlık binmiş gibi oldu ve yere yıkıldı. Artık tamamen karanlığı görüyordu ve sanki dünya tamamen susmuştu. Malcom’ un görüşü yerine geldiğinde, ellerini uzatmış bir şekilde tüm heybetiyle Necross önünde duruyordu. “bize katıldın” dedi sesi adeta gök gürültüsü gibi çıkıyordu, “ölümlü hayatın elinden alındı Malcom, ölümsüz bir dünya seni bekliyor şimdi, kardeşlerine katılmadan önce son kez kesin adaletin önüne çıkacaksın. Öldürdüklerin, hayatını kurtardıkların, eziyet ettiklerin, merhamet gösterdiklerin, yardım ettiklerin, hepsi orada seni bekliyor olacak. Ölümsüz hayatını nasıl geçireceğin belirlenecek, şimdi sen kullarımdan Malcom adaletin salonlarında yargılanacaksın! “
Malcom adaletin salonuna doğru yürürken Bren, haydutlarla yalnız kalmıştı. Yerde yatan Malcom’ un cansız bedenine bakıyor, haydutlara karşı büyük öfke besliyordu. Kılıcını kaldırdı bağırarak saldıracaktı ki, bacağına saplanan bir okla savaş çığlığı feryada dönüştü. Ardından omzuna saplanan bir okla atından düştü. Yere düştüğünde bacağına giren ok iyice derine saplandı ve baldırından çıktı, okun başı kırılmıştı ve bacağına müthiş bir acı yayılıyordu. Yerde sürünürken kafasına inen bir tekmeyle acısı daha da arttı. Acıdan iki büklüm yerde kıvranırken şimdi birde kaşı açılmıştı, zaten acısından zar zor açtığı gözü de yavaş yavaş kanla kapanıyordu. Derken bir tekme daha indi, ama bu sefer okun girdiği sol koluna. Bir acı patlaması daha yaşadı, sıcaklık bütün vücuduna yayılmıştı. Yerde kıvranırken bir ok midesine saplandı, bir diğeri ise midesinden beş santim kadar yukarıya. Haydutların kendi aralarında homurdandıklarını duyar gibi oldu. Acısından çıldıracak gibiydi, her tarafından kan akıyordu, yerde debelenirken haydutların onu o şekilde bırakmış olduğunu fark etti ve acısına bir an önce son vermek için kamasını çekti, dünyada alacağı son yasamın kendisininki olacağı en uçuk düşlerinde bile aklına gelmemişti, kamasını gırtladığına bastırdı ve hızla çekti…
“Arkadaşın Malcom sorgulanıyor” sesi büyüleyici bir kararlılıkla çıkıyordu, her gün dua ettiği ölüm tanrısı tüm heybetiyle önünde dikiliyordu. Kilisesinde anlatıldığı gibi siyah başlığını burnunun ucuna kadar çekmiş, iki metreden uzun boyuyla göz kamaştırıyordu. Bu görüntü çok etkileyiciydi, hayranlıkla onu izlerken ölüm tanrısı Necross’ un “ kendi hayatını alarak çok cesur davranmış olsan da yerin tüm intihar edenlerin, cinayet işleyenlerin, karanlık işlerle uğraşanların bulunduğu cehennemdir” dediğini duydu ve tüm hayalleri yıkıldı. Dul- gradar’ a hizmet edecekti, yaşayan ya da yaşamayanların görüp görebileceği en acımazsız tanrı olan Dul- gradar, cehennemin sonsuz hükümdarı…
Alıntı. Yazının orjinali için http://www.ayyas.com/frp-and-mithology/ ... ul-gradar/
Dul- gradar
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
