Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Ã?nündeki insana dikkatle baktı Xanthroat onu boydan süzdü ve insanın cevabı üzerine gülümsedi.İnsanın adı Murdoc'tu dikkatle ona bakmaya devam etti."Yaralarımla ilgilenirsem memnun olurum." dedi değişik ses tonuyla.

"Adım Xanthroat.Murdoc." dedi ve biraz düşündü herşeyi söylemelimiydi bilmiyordu ama bir kaç şeyi bilmesinde sakınca yoktu." Ben her yerdeyimdir Murdoc.Peki ya sen?Sen neden buralara geldin neden bulunduğun yerden uzaktasın? " diyiverdi ve tırpanını yere sapladı ardından ona doğru yüklendi.

Gnolların kaçmasına hala sinirleri bozuktu. "O gnollar kaçmamalıydı." dedi fısıldayarak ondan sonra önündeki adamdan gelecek cevabı bekledi dikkatle.
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Murdoc
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 227
Joined: Tue Jun 27, 2006 10:00 am
Location: İzmir - Karşıyaka
Contact:

Post by Murdoc »

"Heryer,hımm...Oraları duymuştum güzel olduğunu söylüyorlar." dedi alaycı bir üslupla.

"Benim hikayem..." dedikten sonra yutkundu ve devam etti "Bir süre önce manastırım bir saldırıya uğradı.Bir ordu nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde tüm ustalarımı, tüm kardeşlerimi öldürdüler.Sağ olarak sağdece ben kurtuldum.Ve şimdi de yollardayım yeni bir tapınak ya da manastır bulmak için.Garip bir adam bana buralarda Oren Tapınağı diye bir olduğunu söyledi ben de orayı arıyorum şimdi.Hikayem bu başka da bir şey yok hayatımda sıradan keşiş egzersizleri vs vs." dedi biraz üzgün ama alışmış bir şekilde.

Ve yaralara bakmaya başladı...
(<>_<>) -V ----- - ------I .....l l .J..( ) '''...J L Ben dostum. Ne kadar inandırıcı geldiyse!
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

V'ladhek:
Xanthroat'ın yüzü hafif sakin bir hal aldı önündeki adamın durumuna üzülmüştü.O kadar kişi arasından kurtulmak iyi bir marifet olmalıydı.Bu konuda onu takdir etmişti."Benim hikayem eskiye dayanır bana ilgi çekici gelmesine rağmen uzun ve ayakta anlatılacak ve herkesin duymasını istediğim şeyler değil." dedi adamın gözlerinin içine bakarak sonra gülümsedi " yardımın için teşekkür ederim.Oren tağınağına gidene kadar yanında istersen gelip sana yardımcı olabilirim. " esnedi ve gerildi.

Murdoc:
"Vaktim var.Tapınak tahminimce sabit yani hiçbir yere gitmiyor o zaman oturup anlatmaya başla ben de dinlenmiş olurum" dedi ve anlatmasını bekledi

V'ladhek:
" Bir yere gidip kendimi gerçek anlamda tedavi ettirmeliyim ayakta durduğuma bakma.Yaralarım kötü. " dedi.Yüzünde hiç bir acı duyduğuna dair iz yoktu.Tapınağın yerini bulmasına yardım edecekti ama ondan sonrasını bilemezdi."İlk önce konuşacak daha iyi bir yer bulmak güzel olacaktır.Öldürdüğüm böceklerin arasında ve burada bu konuları konuşmak istemiyorum. " dedi hem hala adama güvenebilirmiydi bilmiyordu . Ama söz vermişti yardım edecekti..

Murdoc:
"Biraz ileride bir kasaba var istersen oraya gidelim tahminimce orda sana yadım edebilecek birileri vardır.şu yaratıklar konusunda haklısın birazdan kokmaya ve sinek toplamaya başlarlar.Canlıları ayrı bir dert leşleri ayrı."dedi.

V'ladhek:
"Tapınağı bulmakla ilgili bi acelen yok sanırım.Bir yerde dinlenmek en iyisi olacaktır.şu yaraları sarmalıyım ve dinlenmek yaralarımın iğleşmesine çok büyük yardımı dokunacaktır." dedi yarı ejder küçük gürlemeler eşliğinde.Sonra şehire doğru ilerlemeye başladı " Çok geç oldu hızlı davranalım. " dedi Murdoc'a ve yürümeye başladı.

Murdoc:
"Tamam şehre gidelim seni tedavi ettirelim Oren Tapınağı'nın yerini öğrenelim ondan sonrasını o zaman karar veririz..."dedi yutkundu ve "Ortak" dedi uzun zamandır güvenebileceği birini bulmanın verdiği sevinçle.

Xanthroat gülümsedi.Asillikle adama baktı " tamam. " dedi ve şehre doğru yürümeye başladı emin ve sert adımlarla..Ne kadar yol arkadaşı olsada onu iyi tanımalıydı.şu an bu şehirde ne kötülük varsa karşı çıkacaktı bu samuraylara yakışan birşeydi.Onur ve adalet..
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Çalışma odasına doğru ilerlerken, Başrahibin yanağında bıraktığı kanlı izleri ovuşturdu. Yıllardır bu tapınaktaydı, başrahibi ilk kez görmüştü. Odadaki tüm detayları zihninde birer birer inceliyordu. Oda o kadar sadeydi ki, aklı dönüp dolaşıp aklı, rahibin davranışlarına kayıyordu. Ã?enesini kavrayıp... uygun mu? Neyden bahsediyordu, acaba?
Odasının kilidini açtı ve simya laboratuarına girdi. Bir kaç uzun uğraştan sonra, tüpleri ayarladı ve damıtma işlemini başlattı. Stun Gas, elde etmek için ayarlanmıştı şimdi, bir tane yeterliydi. Ana salona indi. Cebinden çıkardığı matarasına, tapınağın kutsal suyunu! doldurmak için eğilirken bir yandan da, tapınakta konuşmak için birilerini bulmayı düşünüyordu. Matarayı özenle kapattıktan sonra, Azalin tapınağı hakkında elde edebileceği herşeyi öğrenmek için binanın daha içlerine doğru ilerledi.
Kütüphanede, bu bilgilerin bulunduğu her kitap şimdi önündeki masada yığılıydı. Başarısızlığı artık kaldıramazdı, Tapınağın içi hakkında herşeyi okudu
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Dekotta hayal kırıklığı yaşıyordu, o kadar yakın olan ses bir anda susmuş ve rahibi yanlız bırakmıştı.

"Kendi çözümlerimi kendimin bulmam gerekecek " ha diye düşündü rahip ve de merdivene yöneldi. Bu pozisyonda aşağıda ne olduğunu görmeden herhangi birşey yapmak anlamsız olurdu ve karanlık rahipte aksini düşünmüyordu.

Merdivenden aşağıya inerken arkasından gelen savaşçıyı kontrol ediyor aynı zamanda da ne tür bir yere gittiğini anlamaya çalışıyordu.

"Lanet olası bir zindana tıkmaya çalışmayasın beni adam ! Yoksa azrailin olurum !" diye düşündü içinden ama bunu belli etmeyecek kadar sağduyuluydu.

"Ulu Yeminer, bilgeliğinle bana yol göster" diye dua etti bilinçsizce ama duasının ne kadar anlamsız olduğunu fark etmesi çok uzun zaman almamıştı. Kendi yaşadığı olaya güldü, ne Yeminer ne de bedenini paylaştığı varlık ona yol gösteriyordu, oysa devamlı onlardan medet umuyordu.

"İnanç ! " dedi ve içinde kopan tüm fırtınaları susturdu. "Ben inanmaya alışık bir adamım, inancım olmadan bir hiçim !"
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Sorpigol'ün neredeyse tamamının uyuduğu zaman oldukça yakındı -tabii böyle zor bir dönemde uyumak mümkün olsaydı. Gökyüzündeki son ışık kaynağı da kaybolurken gecenin serinliği tüyler ürpertiyordu, işte Sorpigol'de gerçek gece buydu. Elbisesi kanla ıslanmış Erober titremesini bastırmak için dişlerini sıkmış, tellerin arkasından kampa bakarken kamptaki mültecilerin sesleri gitgide azalıyordu.

Sıkıntıyla dişlerinin arasından oflayarak bir sonraki adımını düşünüyordu genç. Elinin kanayan yarası üstündeki baskısını artırırken bir kedi gibi kulaklarını dikerek dinledi etrafı. Arkasından gelen mülteci kafilesi yaklaşıyordu gürültüler çıkararak. Fazla zamanı yoktu karar vermek için, kafasındaki düşünceleri toparladı hızlıca:

"Kampa gireceksem bunun için iki yol var; biri kapıdan girmek, diğeri de tellerden atlamak. Kapıdan girersem üstümü ararlar ve hançerlerden birini bile bulmaları beni şüpheli konumuna getirir. Tellerden atlarsam da tepedeyken kabak gibi görünürüm, hele de etrafı kolaçan eden muhafızlar varsa. Ama eğer muhafızlar orada değilken tırmanırsam bir şansım olabilir. Mülteci kafilesi geldiğinde arama yapmak için muhafızların çoğu ön kapıya gider herhalde. Ben de o arada girebilirim, ondan sonra da kolay kolay böyle bir şans yakalayamam. Tam kafile yaklaşırkenki telaşta girdim girdim, yoksa sokakta kalmaya talim."

Kararını veren Erober yerdeki ufak bir taşı tekmeledi ve doğru anı beklemek üzere geldiği caddedeki kapının tam aksi tarafına geçerek muhafızların daha az bulunduğu, tırmanması kolay bir yer aramaya koyuldu. Tellerin basmak ve tutunmak için daha uygun olduğu yerleri seçmeye çalışacaktı ama muhafızlara yakalanmamak daha önemliydi, Erober her yerden tırmanabilirdi zaten.

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“şşşt!” dedi çocuk, telaşla çevresine bakarken. “Kimlerin dinlediğini bilemeyiz. Sessiz olun.” Ã?ocuk tekrar odayı kontrol etti ve sadece önündeki dörtlünün olduğunu görünce devam etti. “Bu şehirdeki tek güç, Oren Tapınağı değil. Ama kısa süre önce yaptıkları ihtilâl, onlara alternatif olan bütün güçleri sindirmeye yönelikti. Kısacası şehirdeki bütün otoriteleri indirdiler. Yine de bu otoritelerden bazıları saklanıyor ve varlıklarını koruyor.” Ã?ocuk sustu ve kollarını göğsünde kavuştururken böbürlenerek devam etti. “Sizi onlara götürebilirim. Onlar size şehirden uygun bir çıkış ayarlarlar.”

İki barbarın da dikkati çocuğa yönelmişken, Estalus’un teklifi ve Mathan’ın yakarışı unutulmuştu bile. Başka bir güç mü? Bu ne olabilirdi ki? Sorpigol’de bilinen sadece iki güç vardı: Hırsız Loncası ve Oren Tapınağı. Oren Tapınağı yaptığı ihtilâl sonucunda Hırsız Loncası’nı yıkmıştı. Yani tek hâkim Oren Tapınağı olmalıydı. Ama şimdi bu çocuk, başka güçlerin de olduğunu ve onların saklanmakta olduğunu söylüyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Dekotta içeri adım attığı anda arkasındaki kapı gürültüyle kapandı ve çekilen sürgülerin sesleri duyuldu. Kara rahip burada kapana kısılmıştı. Ama kapıyı yumruklamanın boşa olacağının bilincindeydi. Koca bir tapınağın içinde tek başına bir şansı olamazdı.

Bunun yerine merdivenlerden aşağı indi. Evet, gerçekten de burası minik bir zindandı. Karşılıklı dizilmiş, parmaklıklı üçer hücre de doluydu ve içindekiler perişan haldeydi. Hepsi de ağır işkenceler görmüşlerdi ve gecenin bu saatinde basit bir meşale ışığında cinsiyetlerini bile tespit etmek zordu. Ama deforme olmuş bedenlerinin şekilleri, karanlıkta bile görülebiliyordu.

Havada ağır bir nem ve çürüme kokusu vardı. Hücrelerdekilerden hiç ses gelmemesi ya baygın ya da ölü olduklarını gösteriyordu.

Ve tam karşıda parmaklıkları olmayan bir kapı vardı ve kapı aralıktı. Dekotta ihtiyatla kılıcını çekip odaya yaklaşırken, içerinin başka bir meşale ile aydınlatıldığını gördü. Diğerlerine nazaran burası daha derli topluydu. Düzgün bir yatak, bir masa ve bir sandalye vardı. Muhtemelen daha imtiyazlı, sorgulanacak kimseler içindi burası.

Ama her halükârda görünüşe göre burada kapana kısılmıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Elrach, çocuğun sözlerini dinledikten sonra Estebin'e bir bakış attı ve ardından çocuğa dönerek;

"Bizi oraya götür çocuk, en azından burada postu deldirmek istemem."

Ã?ocuk kapıdan çıkarken Estebin'e yaklaşarak çocuğun kimsenin duyamayacağı bir sesle fısıldadı;

"Kardeşim burada zannımca çok garip şeyler oluyor hiç değilse yaptığımız telâfi etmek için bu grubun kim ve ne yapmak istediklerini anlamaya çalışabiliriz. Ne dersin ?"
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Elrach ın dediklerini kendisi de düşünüyordu. Ã?ocuk sonuçtaondan parasını çalmıştı ve parasını geri alabilme ihtimali vardı.

"Zaten ben bu çocuğa güvenmiyorum. Dikkatli olalım. Ve elimizden geldiğincebu şehirden çabuk çıkarlım. Ben bu şehiri sevmedim!"

çocuğu takip ederken etrafı da gözlemeyi ihmal etmiyordu. Bir gözü de çocuğun hareketlerindeydi.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

mahtan kafası karışmış bir şekilde savaşcılara bakıyordu...verecekleri cevap belliydi...yapacak başka birsey olmadıgını biliyordu...burda kalırsa neler olacagını tahmin edebiliyordu ...Oren tapınagından gelen kızgın nobetçiler onu tutuklayacaklar ve intikam alacaklardı...adamların onu duyduğundan emin değildi...ama bir şekilde kendini kabul ettirmeliydi...

"beyler..." dedi kendinden emin bir şekilde "kaybedecek zaman yok, gitmeliyiz"
Auré Entuluva...Outa i lomé
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

-"Peh" dedi içinden Estalus.Dinlenmedğini anlayınca yorgunluktan vede soğuktan dolayı gerilen sinirleri kopma noktasına gelmişti.
-"Biz bu beylere yardım etmeye çalışalım onlar beni kaale bile almasın." dedi barbarların duymayacağı şekilde.Burda çok oyalandığını düşünüp başka bir han bulmak amacı ile kaldırmak için kollarından tuttuğu cesedi yere bırakarak han kapısından dışarı çıktı.Dışarıdaki taze ve serin hava içerideki kan vede ter kokusundan çok daha iyiydi.Handan biraz uzaklaştıktan sonra etrafına bakarak iyi görünümlü bir han aramaya koyuldu.
No one hears him cry so he turns to evil...
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Buraya geldiği zamandan beri karşılaştığı aptalları gözönüne alınca hata etmişti Dekotta, tabiki bu kadar büyük biryeri yöneten adam kendisini sorgusuz sualsiz kabul edecek kadar aptal olamazdı. Bunu beklemesi gerektiğini fark etti karanlık rahip ve aksini işaret edecek kapı yumruklama ya da buradan büyüsünü kullarak uzaklaşma olaylarını hemen aklından çıkardı.

Kafasının içindeki birşeyler dememişti, "demekki benim de çok acelem yok" dedi kendi kendine alayla, onun kadar kudretli bir varlığın işlerini rastlantılara bırakmayacağına güveniyordu. Gerçi Dekotta'nın en büyük sorunlarından biri olmuştu bu ilahi kudretlere fazla güvenmesi ama bi rahipten de bu kadarını da beklemek lazım diye düşünürdü her zaman.

Yanlardaki hücrelere bir göz attı, zavallı varlıklar hücrelerinin kenarlarına büzüşmüş hareketsiz duruyorlardı. "Çok acı çekmiş olsalar gerek" diye düşündü suratında oluşan sırıtış içindeki sapık doğayı ele veriyordu.

"Lanet olası hayatımda hiç bu kadar işkence etmek istememişimdir heralde" diye düşündü ve istemsizce ulaşabileceği, yavaş yavaş işkence edip acı çığlıklarından haz duyacağı bir zavallı aradı, birkaç çığlık da yeter be... bu sessizlik asabımı bozuyor.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Ayağa kalk kahrolası!”

Midesine inen sert bir tekme ile kıvrandı Averius ve inleyerek ayağa kalkmaya çalıştı. Son birkaç saattir hiç durmadan koşuyordu. Gün boyunca ona pek de nazik davranılmamıştı ve artık enerjisi tükenmek üzereydi.

Zorlukla başını kaldırıp güneşe baktı ve saati tahmin etmeye çalıştı. Güneş iyice alçalmıştı. Akşam olmak üzereydi. Ama son zamanlarda meydana gelen tuhaflıklar düşünüldüğünde güneşe bile güvenemezdi.

Averius uyandığında kendisini ve onu yakalayan kolcuları kamp kurdukları yerle zerre kadar alakası olmayan bir yerde bulmuştu: Bir bataklıkta. Yıldızların konumu ve havadaki değişime bakılırsa kamp kurdukları yerin oldukça kuzeybatısında olmaları gerekirdi, ama gördükleri onca şeyden sonra onlara bile güvenemiyorlardı.

Peki ya kolcular? Uyandıkları zaman kolcuların büyük kısmının kayıp olduğunu fark etmişlerdi. Sadece birkaç tane kolcu ve Averius bataklıktaydılar. Yapabilecekleri hiçbir şey olmadığı için güneye ilerleyerek belki gruplarını bulabileceklerini ummuşlardı. Kolcular, bataklıkta uyandıklarında yanı başlarında buldukları yaralı bir adamı da yanlarına almışlar ve onunla birlikte devam etmişlerdi.

Ama şimdi, rezilliklerle dolu bir şehrin arka sokaklarında gizlenerek bir han arıyorlardı.

Güneye olan yolculukları onları Sorpigol’e getirmişti. Averius buraya hiç gelmemesine rağmen burayı duymuştu. Her türlü aşağılık adamın olduğu bir yerdi burası. Hırsızlar, katiller, yankesiciler… Pis işleri yaptıracak adam bulmak için Sorpigol’den iyi yer olamazdı açıkçası. Ama Averius’un aklını kurcalayan başka bir şey vardı.

Burası diyarın neredeyse öbür ucuydu.

Görünüşe göre buna diğer kolcular da anlam verememişlerdi. Kendi aralarında geçen konuşmalardan bu kadarını çıkartmıştı Averius. Besbelli korkuyorlardı ama bunu Averius’a belli etmemeye çalışıyorlardı.

Grup en sonunda şehrin varoşlarında bir yerde boş bir ev bulmuşlardı ve evi kolaçan ettikten sonra şimdi içeri girmeye hazırlanıyorlardı.

“Fırsatımız varken bu küçük sıçanı gebertmeliydik.” diye homurdandı kolculardan birisi yere tükürürken. Ama sözlerine devam edemedi zira taşıdıkları yaralının iniltisiyle bütün başlar ona çevrilmişti.

Gözlerini açtığında Erathorn kendisini koyu yeşil ve siyah tonlarında pelerinler ve yolculuk kıyafetlerine bürünmüş kişilerle çevrili bir halde buldu. Hepsi de hoşnut olmayan gözlerle bakıyorlardı ona. “En sonunda ayıldı. Bakalım cevapları alabilecek miyiz?” dedi bir tanesi ve eğilip Erathorn’u yakasından tuttuğu gibi kaldırarak yüzüyle aynı hizaya getirdi. “Konuş, nasıl bizi yanına getirdin?!”

Erathorn şaşkınlıkla adama bakınırken, bedenindeki yaraların pek çoğunun tedavi edildiğini fark etti. Vücudu pek çok sargıyla kaplıydı. Adamın ani hareketleri yüzünden acı çekse de, bir hidranın altında parçalanan birisi için son derece iyi durumdaydı. Ama son hatırladığı şey hidrayken şimdi kendisini bir evin holünde bulmuştu ve birkaç kişi ona tuhaf sorular soruyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Soğuk, pütür pütür bir şey, Celdar’ın yarı çıplak bedeninde hareket ediyor, savaşçıyı uykusundan uyandırmakta ısrar ediyordu. Celdar homurdanarak olduğu yerde döndü ve o şeyi ittirdi. Yanıt olarak ise o şey bedenini sımsıkı sarmaya başladı ve Celdar’ın kulağının dibinde tısladı.

Savaşçı anında gözlerini açtı ve doğrulmaya çalıştı, ama çoktan koca bir yılan tarafından sarılmıştı bile. Celdar delicesine kurtulmaya çalışsa da yılan onu daha da sarıyordu.

Ve sonra tiz bir sesle yükselen keyifli bir kahkaha duyuldu. Celdar etrafına bakındığında odada başka kimseyi göremedi. Ama o sesin sahibi her kimse, oldukça yakındaydı.

Yılan, kavrayışını gevşetmedi, ama en azından sıkmayı durdurdu. Celdar’ın pencereden gelen ışıktan anlayabildiği kadarıyla güneş batmak üzereydi. Ã?ıkarttığı kıyafetlerini yandaki masanın üzerine yığmıştı. Başka kıyafetlerinin olmaması acınası bir durumdu, ama zaten ihtiyacı olacağını düşünmemişti yola çıkarken.

Kahkaha tekrarlandı ve hemen ardından kapıda koyu yeşil, lime lime olmuş bir cüppeye sımsıkı sarınmış, bir yürüyüş asasına dayanan kambur bir şekil belirdi. Bu gıcırtılar çıkartan tahtalara rağmen Celdar onun ayak seslerini duymamıştı.

şekil kıkırdarken hafifçe titredi. minik Vynus bir av yakaladı ha?” dedi cüppesinin kukuletasından görünen parlak gözlerle yılanı süzerek. Minik ha? Bu yılan mı? Celdar’ı dört kez saracak boyuttaydı bu kahrolası şey, belki de daha fazla!

“Hmm çoktandır böylesini görmemiştim.” diye devam etti. “Burada ne arıyorsun sen bakayım ha? Vaarsavius saygılarını sunar savaşçı.”

Tiz sesiyle bir kahkaha daha attı şekil ve hafifçe doğruldu. İşte o anda Celdar, yürüyüş asasına tutunan ellerin deforme olmuş iğrenç pençeler olduğunu gördü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest