İzmir Geceleri (Karanlıklar Dünyası)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

İzmir Geceleri (Karanlıklar Dünyası)

Post by Eldarin_ »

GÃ?REVİMİZ: BELAYA BULAşMAK...

Farları kesik kesik yanarken 68 model Mustang delicesine bir hızla geniş düz sokakları birer birer katetmekteydi. Neredeyse her yanı kırılıp dökülmüş olan araba dengesizce sağ sol manevraları yaparak ilerliyor, etrafta ne varsa çarpıp savuruyordu.
Arabanın içinde 3 kişi vardı. Tedirgin bakışlar üçünde de görülebiliyordu. Bu tip aksiyonları daha önce de yaşamış olmalıydılar, çünkü altlarındaki Mustang’e ve dikkatsiz ilerleyişe rağmen henüz yollarını kesen herhangi bir şey olmamıştı. Dışardan görünen sadece dengesiz manevralardı, fakat içerdekiler için asıl sorunun bu olmadığı belliydi. Ã?ünkü arkada oturan adam şimdi arka koltuğu parçalayarak koltuğun içine gizlenmiş iki Uzi ve bir yığın şarjörü dışarı çıkartmıştı.

“Erdinç… Hala peşimizdeler mi? Herhangi bir kısa yoldan karşımıza çıkmasınlar?” dedi uzun saçlı topsakallı olan. Bir taraftanda derin, kısık bakışlarla aynalardan geriye bakıyordu.

“Bilmiyorum Cem. Elimden geldiğince hızlı gitmeye çalışıyorum, ama araba oldukça hasarlı gözüküyor. Arabanın arkası yere sürtüyor arasıra, sende duyuyorsun sesini…” deyiverdi Erdinç. Tedirginlik yüzünden okunuyordu.

“Silahlar hazır.” Dedi arka koltukta oturan Tevfik. İkinci Uzi’ye de şarjörünü sertçe geçirdi, Cem’e uzattı.
“Kap şunu, önü arkayı kollayalım.” Dedi adeta Cem ile Erdinç’in laflarını kesip atarcasına. Ardından da sol arka camı açtı, kapının iç kısmına dayandıktan sonra göğsünü arabadan dışarı çıkardı, karanlık caddelerde bir o yana bir bu yana giden arabada etrafı keskin ve beklentili bakışlarla izlemeye koyuldu. Cem’de aynı şekilde sağ ön camı açarak göğsüyle beraber dışarı sarktı. şimdi ikili çapraz vaziyetteydi ve etrafı pür dikkat izliyorlardı. Silahları hazır, parmakları tetikteydi.

Erdinç bir taraftan arabayı olabildiğince düzgün sürmeye çalışırken öte yandan cep telefonunu aldı, hızlıca bir numarayı buldu. Numara Cenk İşler’e aitti. Prens tarafından şerif olarak görevlendirilmiş, oldukça güçlü ve agresif bir vampirdi kendisi. Sert kişiliğine, agresifliğine ve klansız bir vampir olmasına rağmen Anadolu’da kendisini vampir toplumuna kabul ettirmiş birisiydi.
Erdinç numarayı aradı;


“Alo. Cenk Abi.”

“Erdinç. Sen misin? Buyur ne oldu?”

“Abi neler oldu bilemezsin. Senin söylediğin iş için Göztepe tarafına geçmiştik ya. İşler çok karıştı şimdi abi!...”

“Erdinç neler oluyor? Düzgünce anlatsana şunu. Size söylediğim yere gittiniz mi? Anlat her şeyi baştan.”

“Abi evet… Aynen senin dediğin gibi gittik araba tamirhanesine. Dediğin adamı bulduk, kendi yöntemlerimizle bir güzel konuşturduk. Herif bize Mumcu tarafına gitmemizi söyledi. Tuttuk onu da Mumcu tarafına geçtik…”
Tam bu sırada arabanın arkası sola savrularak bir çöp tenekesine çarptı ve Erdinç’in zamanında direksiyonu kıvırmasıyla dönemeçteki evin duvarını ıskaladı. Cem ile Tevfik bir anda arabadan dışarı uçacakmış gibi oldularsa da arabanın tepesinde kalmayı başardılar. Erdinç’e, arabaya, peşlerinden gelenlere küfür saydırmaya başladılar.

“Sonra abi. Mumcu’da adamın dediği yere gittik. Yıkıntı halinde eski bir yer abi. Eskiden bir Rum kilisesiymiş sanırım. Sonradan yıkılmış ve bilindiği kadarıyla kimse oraya uğramazmış. Zaten kalıncak bir tarafı da yok, camı duvarı, tavanı kalmamış bir yapı.
Ama oraya yaklaştıkça yanıp sönen araba farları görmeye başladık. 1 kilometre kadar yakından adamlar bizi fark etmişlerdi. Sonra o bölgeye direk yaklaşmaktan vazgeçtik biz, bu tamirhanenin sahibi elemanıda alarak arabaların olduğu yere yürüyerek yaklaşmaya başladık.”


Burada Cenk hemen söze girdi, sesi oldukça sertti.
“O eleman hakkında ne öğrendiniz? Kimmiş? Neyin nesiymiş hergele?”

“Abi herifin adı Emir. Seninde bildiğin gibi oto tamirhane dükkânı var, türlü kaçakçılığa, dolandırıcılığa bulaşmış şerefsizin teki. Ã?tmeye başladıktan sonra bize aradığımız yerin burası olduğunu söyledi. Aradığımız tiplerinde birkaç gecedir buralarda toplandıklarını söyledi. Dediğine göre Rum Kilisesinin etrafında Eski İzmirlilerin gecekondu evleri varmış. Bu şerefsizde doğudan getirdiği gençleri kapkaççılık, market soygunları, ot, uyuşturucu vesaire türlü çeşit pisliğe sokarak kendisi için çalıştırıyormuş. Kalacak yer olarakta burayı göstermiş onlara. O gecekondularda kalanlar bu it kopuk tiplerin başlarını bi belaya bulaştıracağını düşünerek oradan çekip gitmişler, yıkık dökük bıraktıkları gecekondularda bunlara kalmış.
Ama iki üç gün içersinde elemanlarının hepsi ortadan kaybolmuş, daha sonra onlardan bazılarını Eski İzmir yolu üzerinde çırılçıplak ve başları kesik bulanlar olmuş. Ama kimin ne için onları bu şekilde öldürdüğünü kendisi de bilmiyormuş –bu bilginin doğru olduğundan eminiz, çünkü adam cidden fena etkilenmiş olaydan ve sorunca dişleri şakır saya saya anlatmaya başlamıştı.”


"Anladım devam et…”

“Sonra abi, dediğim gibi oraya yürüyerek yaklaşmaya başladık biz. Yaklaşırken adamların bizim orada olduğumuzdan habersiz olduğunu düşünüyorduk fakat biz onlara çok yakınken birden motorlarla, arabalarla harekete geçerek bizim üzerimize gelmeye başladılar.
Ordan hızlıca kaçmaya başladık ama Emir kurtulamadı sanırsam. Hepimiz bir yana dağılmıştıkki bir süre sonra izimizi yeniden kaybettirmeyi başardık. Sonra Tevfik onlardan birkaçını harcayıp şu anda içinde olduğumuz Mustang arabayı almış, Cem’le beni bularak oradan hızla uzaklaştık fakat herifler peşimize düştüler. Buraya kadarda bizi takip ettiler. Hala peşimizdeler sanırım. Göztepe’de ve Konak’ın yukarısında onları tekrar gördük, ordu gibi geliyorlardı, zor bela kurtuldulabildik.”


Burada Cenk’in sesi sipsivri tahta bir kazık gibi aniden Erdinç’in göğsüne girmişti adeta.
“Hala peşinizdeler mi! Nasıl yani!”

“Abi ne yapalım sana soruyorum. Herifler peşimizde. Tevfik onlardan ikisini harcadım diyor. Adamların üzerlerinde Kara El’in mühürlerini görmüş. Onlarda vampirler bizim gibi. Aynen senin bize düşündüğünü söylediğin gibi abi. O yıkıntı kilise bir Sabbat üssü olabilir!
Elysium’a gelelim mi abi? Sen nerdesin? Bizi koruyabilir misiniz? Sayıları 20 30 kadar…”


“Saçmalama Erdinç. Elysium’un yerini mi gösterelim adamlara. Hem ben şu anda İzmir’in yarım saat bir saat kadar dışında bir yerdeyim. Oraya gelemem. Ama Elysium’ a gitmeyin, kendinize gidecek başka bir sığınak bulun şimdilik, ben seni sonra tekrar ararım tamam mı? Prensi arayacağım şimdi, durumla ilgileneceğiz merak etme.”

“Tamam abi saoalsın, görüşmek üzere” diyerek sözlerini bitiren Erdinç telefonu kapatıp tekrar cebine soktu, ardından kenardan Cem’i dürterek Tevfik’le beraber arabaya inmesi için işaret yaptı. İkili beraber arabaya girdiler.

“Beyler Cenk abi Elysium’a gitmeyin diyor. Sığınacak başka bir yer bulmamız gerekiyor ne yapacağız? Varmı bidiğiniz bir yer” diye söze girdi Erdinç. Bu sırada araba bir kez daha hopladı, arka tarafı güçlü bir şekilde yere sürttü ve arka tampon parçalanıp uçtu. Arka kısımdan yayılan kıvılcımlar arabanın içine kadar girdi neredeyse. Bu esnada her iki taraftanda yanan kıvılcımları gören Tevfik’in gözleri saliselik süre dilimi içersinde büyüdü ve içgüdülerini kontrol edemeyerek öne doğru fırladı. Ardından kendini toparladı ve arka kısımda, kısılı kalmış bir fare gibi büzüldü. Ardından Cem söze girdi, hızlıca konuşmaya başladı;

“Abi Bayraklı’dan yukarı çıkalım o zaman. Zaten Bayraklı’da yollar karmakarışık, bir iki kere izimizi kaybettirdikmi bir daha bizi bulamazlar, oradan Bornova tarafına geçeriz, artık sığınacak bir yer bulunur orada da, Tevfik’in bildiği tanıdık bir iki yer vardı sanırım. Olmadı bizim Ã?ilek’in mekâna dadanırız.”
Cem cümlenin sonunu sırıtarak bitirmişti. Ã?ilek böyle habersiz uğramalara alışık mıydı, ne derece bir tepkiyle karşılardı merak ediyordu.

Erdinç için başka seçenek yoktu, “Tamam öyleyse bu araba Bayraklı’nın dimdik yollarını kaldırabilir mi bilmiyorum ama bakalım.” Diyebildi ancak.

Sonra araba gürleye gürleye Bayraklı’nın yokuşlarında ilerlemeye başladı.

--------------------------------------------------


“Peşimizde değiller artık sanırım.”
Sessizliği ilk bozan Tevfik olmuştu. Parçalanmış arka koltuğa tünemiş etrafı izliyordu. Gece vakti güneş gözlüğünü geçirmiş, şüpheyle etrafı izliyordu. Güneş gözlüğü ise onun kızıl gözlerini saklamaya yarıyordu. Sonra Cem devam etti,

“Evet bayağı çıktık yukarı ama peşimizden gelen yok gibi görünüyor. Erdinç, Bornova’nın arkasından çıkalım mı abi?”

“Tamam öyle yapalım, bildiğim pek kullanılmayan bir yol var. Ordan Bornova’nın arkasına sarkarız, ordan da Ã?ilek’lere.”

“Tevfik, o peşimizdekiler harbi Sabbat mıydı? Eminsin yani değil mi?”

“Evet olm ya. Yalan mı söylicez! Diyorum ya ikisini harcadım bu arabanın yanında, ikisi de silahlıydı, ikisininde üzerinde Kara El’in sembolü vardı. Vampir güçlerini bile kullandıklarını gözlerimle gördüm. Teki bana doğru koşarken birdenbire acayip hızlanmıştı. O gücü daha önce sende kullanıyordun ya Erdinç. Ã?teki de kurt formuna dönüşüp üzerime atladı. Atam Tufan’ın gözlerimin önünde kullandığı bir güçtü bu da. Zaten ikisini de harcayıp harcayamadığımdan emin değilim, kurtun göğsünü parçalayıp iç organlarını dışarıya boşaltıyordumki teki arkamdan saldırdı, ona dönüp işini gördükten sonra bu arabaya atladım, bastım gittim.”

Erdinç gene şüpheyle Tevfik’e döndü ve baktı. Sonra dudaklarını büktü garip bakışlarla yolu izlerken konuşmaya başladı.
“Bilmiyorumki baba bende. Daha önce İzmir’de Sabbat’lara hiç rastlanmamıştı. Ben İstanbul’da oldukça aktif olduklarını biliyordum ama İzmir’den Kurtuluş Savaşından sonra tümüyle vazgeçtiler diye duymuştum. Atam öyle söylemişti en azından.”

“Evet öyle bir şey bende duymuştum Erdinç.” diye söze girdi Cem.
“Ama adamların Kurtuluş Savaşı’ndan sonra buradan tümüyle vazgeçmeleri bana pek mantıklı gelmiyor. Sabbat gibi bir gücün İzmir’den vazgeçipte 80 yıldan fazla süre bir daha aklına getirmemesi... Bütün bunlar bana da mantıklı gelmiyor anlayacağınız. Belki de onlar hep buradaydılar. Kimbilir?...”

“Böyle bir şey vardıysa prensin bundan mutlaka haberi olmuş olmalı değil mi?” dedi keskin bir şekilde Tevfik. Sözünü esirgemezdi kimseye karşı. şimdide şüphe uyandıran bu konuda sözünü esirgememişti.

Bu noktada Cem söze girdi;
“Prens Hakan’ın Tremere üstatlarıma verdiği bilgi, Sabbat güçlerinin Kurtuluş Savaşı ile birlikte İzmir’den ayrıldıkları ve bu bölgeyi daha güçlü konumda bulunan Camarilla güçlerine bıraktıkları. Prens; Camarilla burada savunma ve saldırı gücünü koruyup yönetimsel kontrolünü de kaybetmediği sürece bu toprakların Anadolu’nun tamamında olduğu gibi Camarilla’nın elinde olacağını savunuyor.”

“Ya da kendi dominasyonunu koruyabilmek için yaşlıları avucunun içinde tutmaya çalışıyor. Malum, o bir Ventrue. İç karışıklığa ve iplerin onun elinden kurtulmasına pek tahammülü olmaz. Güç onun elindeykende bunu ne kadar faydalı kullanır, o da bilinmez…” deyiverdi Tevfik İçine düşmüş oldukları bu zor durumun faturasını sağdan soldan çıkarıyordu.

“Herneyse… Ã?ilek’in evine az kaldı sayılır. Ona her şeyi anlatacak mıyız?” diyerek toparlamaya çalıştı Erdinç.
“Açıkçası Ã?ilek’e her şeyi açmamızın çokta tutarlı bir hareket olacağını sanmıyorum. Sadece Cenk abi, başımıza bir iş açtığımız için bir süre onun evinde sığınmamızı uygun gördü desek yeterli olur heralde. Fazla kurcalamaya çalışırsada bana bırakırsınız, ben bir şeyler bulup kıvırırım ona. Merak etmeyin.”

“Tamam. Sen bilirsin Erdinç. Nasıl biliyosan öyle yap.”

Mustang 68 zorlana zorlana Bayraklı’dan Bornova’a geçmeyi başarmıştı. Üç vampir aracı eski otoparka terk ettikten sonra sabah yaklaşırken hızla Ã?ilek’in evine doğru ilerlediler.

--------------------------------------------------

“Ã?ilek’in evi burasıydı evet” dedi Erdinç önü bahçeli köşkün arkasından dolanırken. Ã?n kapıya varmaları birkaç dakika daha sürecekti. Bembeyaz köşk ise gece vakti öyle müthiş ışıklandırılmıştı ki tepeden bakıldığında adeta üzerinden bal damlıyordu aşağıya.

“Tam Ã?ilek’in zevkine göre bir yer olsagerek. Onun mecnun doğası ancak burayı kaldırabilir değil mi?” diye devam etti Cem.

“Sessiz ol Cem. Seni dinliyor farkında değilsin heralde.” diye ekledi Tevfik. Tüm vücudunu kaplayan kat kat üstüüste birikmiş cüppeyi daha bi üstüne çekiştirdi. Yüzünün olması gerektiği yerde herhangi bir canlının sahip olamayacağı derecede iğrenç bir yüz vardı. Ve sadece yüzü değil, Tevfik’in dış görünüşü tamamiyle estetikten uzaktı. Üzerine giydiği çul benzeri cüppe ile dışarı çıktığı zanlar dış görünüşünü ölümlü gözlerden gizliyordu. Vampir laneti Tevfik’i ‘estetik olmayana’ bağımlılığa sürüklemişti. O bir Nosferatu’ydu. Ve Ã?ilek’in köşküne guruldayan seslerle karşılık veriyordu. Tevfik “Köşkün dört bir yanında bizi izleyen gizli kameralar ve ses kayıt cihazları olsagerek. Ã?nkapıya vardık işte, hadi çağırın şu kızı da kapıyı açsın” diyerek öne doğru birkaç adım attı. Sağ adımlarını normal bir adımdan çok daha büyük atarken, sol adımı hep geriden geriden diğerini takip ediyordu.

Kapıyı açsın? Ama olması gereken yerde bir kapı yoktu!

Üçlü, parçalanmış parmaklıklı girişin önünde içeriyi izleyedurdular. Köşkün kapısı da parçalanmıştı, çift kanatlı kapının olması gerektiği yerden giriş holü görünebiliyordu.

Köşkün önündeki bahçede K9 cinsi köpekler, polis eğitmenleri ile beraber içerideydiler. Girişe bir sürü polis aracı yığılmıştı ve her tarafta polisler, ajanlar gezinmekteydi. Bulabilecekleri ne bilgi varsa bulmaya çalışıyorlardı.

Tevfik, Erdinç ve Cem bir süre köşkün içersine bakakaldıktan sonra birbirlerini çekiştirerek hızla köşkün önünden koşup kaçmaya başladılar. Onları görmüş olabilirlerdi ama bundan tam emin değildiler.

Birkaç sokak boyunca hızla kaçan üçlü daha sonra buldukları bir arasokakta durdular ve arkalarından gelebilecek olası sesleri dinlediler.

Hiç ses yoktu…

“Ã?ilek’in evi! Oraya ne olmuş olabilir!” dedi Cem.

“Bilmiyorum, hiçbirşey anlayabilmiş değilim.” Dedi Erdinç.

“Girişteki arabayı gördünüz mü? Her tarafı parçalanmış arabayı?” dedi Tevfik şüphe uyandırırcasına ince ve kısık bir sesle.

“Hayır, ben dikkat etmedim o arabaya” dedi Erdinç belli belirsiz.

“O araba bizim Mumcu’da bıraktığımız arabaydı beyler. Araba aynı, plakası aynı.”
Dedi Tevfik sessizliğin hâkimiyetini bozmak istemezcesine. Ses boğazından öyle bir guruldayarak çıkmıştı ki Tevfik ve Erdinç eğer bir ölümlü olsalardı sesin ürkütücülüğünden kaçmayı isteyebilirlerdi. Ama bir vampir olsalar bile Tevfik’in sözleri onları iyiden iyiye germiş ve daraltmıştı.

“Onlar buraya gelmişler. Ã?ilek’e ne yapmışlar bilmiyorum. Ama hedefleri biz değilmişiz anlaşılan. Üstelik Ã?ilek’in evini de biliyorlarmış.”

Üç vampir birden oldukları yerde kalakaldılar, ölümcül bir sessizliğe büründüler.

Elysium’dan alınmış bir Range Rover Jeep plakasıyla, içindeki herşeyiyle birlikte şimdi polis güçlerinin elindeydi!!!
Last edited by Eldarin_ on Sat Aug 05, 2006 7:57 pm, edited 2 times in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

İşaretler vardı, fakat kimse bunları çözemedi.


Uyarılar vardı, fakat kimse bunları önemsemedi.


Kehanetler vardı, fakat onlar bu kehanetleri yanlış anladılar.


Ve eğer bir dönüş yolu vardıysa bile, bu çoktan, ama çoktan geçmişti...



--------------------------------şeref Ã?nal, Caitiff, Inconnu'nun İzmir Sözcüsü
Last edited by Eldarin_ on Sat Aug 05, 2006 7:58 pm, edited 1 time in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Akışına bırak


Damarlarında akan kan gibi...



*************************


Kameralar, odada tek başına bırakılmış beline kadar uzanan simsiyah saçları olan genç esmer bayana odaklanmıştı. Kameraların minik, kırmızı ışıkları yanıp sönüyordu. Geniş ve yüksek koltuğun üzerindeki kızın binlerce dolarlık parlament rengi yırtmaçlı gece elbisesi parçalanmış, kan revan içinde kalmıştı. Üzerinde kurumuş kan parlament rengi giysiyi kapkara bir kire bulamıştı.

Estetikten oldukça uzak bir görüntü! Bir Toreador’un kaldıramayacağı derecede üstelik!

Dört tarafı kapalı rutubetli hücrenin içersindeki Ã?ilek baygın gözlerle önündeki tüpe bakmaktaydı. Başı yavaş yavaş sağ tarafından sol tarafına kayarken tüpün içindeki kanın kokusu Ã?ilek’i kendisine çekiyordu. Ã?ilek’in başı boynunun üzerinden öne doğru seğiriyordu ama daha fazlası değil. Ã?ünkü Ã?ilek o tüpe ulaşamıyordu.

Ã?ilek’in oturduğu geniş koltuktan çıkan çelik kıskaçlar onu boynundan, belinden, bacaklarından, ellerinden ve ayaklarından kavramış, kurtulma izni vermiyordu.

Üstelik başının hizasına yerleştirilmiş içi kan dolu tüp bir ölümlüye ait değildi.

Vampir kanıydı!...

Ã?ilek’in vampirsi içgüdüleri ona bunu fısıldıyordu. Ve bunu bilmek onun mecnun bir Toreador olmaktan sıyrılarak, yırtıcı bir hayvana dönüşme arzusunu kabartıyordu Bunu estetik ruhu ona söylemese de şu anda sözü geçen içgüdüleriydi, daima estetiğe arzu duyan ruhu değil.

Ã?ilek’in yüzünün üzerindeki saçlar geriye savruldu, ardından vampirin başı geriye yattı. Baygın gözler tavana odaklandı, dudakları açık bir şekilde kaldı. Boğazından ihtiraslı bir kadın gibi aralıklı iniltiler yükselmeye başladı.

Toreador’un iradesi, parçalanan bir ayna gibi ufalanarak dökülmeye başlıyordu.

Ã?ilek şimdiye kadar konuşmayı reddetmişti. Fakat artık konuşturulmaya hazır gibiydi.

Kontrol odasına siyah takım elbiseli, siyah güneş gözlüklü orta boylu bir girdi. O geldikten sonra kontrol odası görevlisi ona rapor vermeye başladı. Bu esnada takım elbiseli adamda gözünü kameralardan alınan görüntülere dikmiş, bir taraftanda kendisine söylenenleri dinlemekteydi.

“Birbuçuk saattir beklemedeyiz efendim. Onu getirdiğimizden beri işimize yarayacak tek bir şey söylemedi. İlk geldiğinde uzun uzun kameraları izliyordu, sonra önüne konan tüpe odaklanmaya başladı. Kısa bir süre bunun etkisinde kaldıktan sonra tekrar kameralara dönerek uzun uzun kendisini serbest bırakmamızı söylemeye başladı.
İlk yarım saat geçtikten sonra kendi kendine şiirler okumaya, ezgiler söylemeye başladı.
Sonrasında yavaş yavaş bu şiirler, ezgiler sayıklamalara dönüştü, iradesi kırılmaya başladı.
Son 15 dakikadır da önündeki tüpe belli belirsiz odaklanmış durumda. İradesi beklediğimizdende çabuk kırıldı diyebilirim. şimdiki halini görüyorsunuz. şimdiye kadar bizim istediğimiz herhangi bir bilgiyi kendiliğinden söylemedi ama şu pozisyonda onu rahatlıkla konuşturabilirsiniz gibime geliyor Kenan Bey.”


Kenan Bey kontrol odası görevlisine bakmaksızın siyah gözlüklerinin ardından Ã?ilek’in görüntülerini izlemekteydi. Kafasında on on beş dakika sonrasını, Ã?ilek ile geçecek olası diyalogunu düşünüyor, ona soracaklarını, söyletmek istediklerini, bunları nasıl söyleteceğini tüm detaylarıyla düşünüyordu. Bu esnada tek elini yüzüne götürmüş, gümüş ve iri yüzüklerle bezenmiş parmaklarıyla uzun, öne doğru kıvrılmış topsakalının üzerinde gezdiriyordu.
Sonra Kenan Bey’in ağzından sakin ve tok bir şekilde şu sözler çıktı;

“Aşağı iniyorum. Ã?elik kapıları aç benim için.”

Ve ardından geriye dahi bakmadan geldiği kapıdan çıktı, aşağı inen gizli girişe yöneldi. Boş koridorda kundurasının her adımı baştan sona yankı yaparken, koridorda geçtiği yerlerden sonrası adeta kararıyor, gölgelerle kaplanıyordu…


*************************


“Alo Cenk.”

“Hakan Bey. Buyurun.”

“Neler oluyor Cenk? Nedir tüm bu olan bitenler bu gece?”

“Hakan Bey. İki haftadır şehir içersindeki dış güçlerin kaynağını ve bunların ne tip aktiviteler içinde olduğunu araştırmaya başladık. Bundan sizde haberdarsınız zaten. Son birkaç gündür birkaç gündür Eski İzmir’de meydana gelen olaylar bizim arayışlarımızla bağlantılı diye düşünerek bu konu üzerine yormaya başladık. Bugün o bölgeye gönderdiğimiz adamlarımız, oradaki güçler her neyse harekete geçtiklerini söylediler bana. Bir süre onları takip eden grup hakkında henüz bildiğim başka bir şey yok şu anda İzmir’in dışında, Yedi Uyurlarda, bana daha önce bahsettiğiniz yerdeyim.”

“Senin bahsettiğin adamları takip edenler diyorsun. Onlar şimdi İzmir sokaklarına dadanmış durumda. Ã?ilek’in, Ã?ağlar’ın, Burak’ın evlerine baskınlar düzenlenmiş. şu anda onlardan haber alabilmiş değiliz. Fakat hedefin odağında bizler varız. Ne tip bir işe bulaştığını bilmiyorum ama şu anda burayı kollamakta zorluk çekiyoruz.”

“Efendim! İsterseniz tekrar oraya dönebilirim, bir buçuk, iki saatimi alır.”


Telefondan gelen ses birden kesiliverdi. Cenk elindeki telefona baktı. Telefonun ekranı bir gidip bir geldi, kısa bir süre karıncalandıktan sonra aniden kapandı.

Telefon ve hat bloke edilmişti!


*************************


“Abi oraya gidip ne olmuş bitmiş öğrenmeliyiz. Oradaki polisler ajanlar bizi fark etmeden içeri girmeliyiz, olay hakkında bulabileceğimiz ne varsa bulmalıyız. Olay bizim önceden tahmin ettiğimizden de büyük görünüyor anlaşılan.”diyerek sessizliği bozdu Cem. Daima seri bir dille konuşurdu, hatta bazen sözlerini fazla düşünmeden sarf edecek olursa o sözler şiirsel bir anlam bile kazanabilirdi.

“Pekki nasıl yapacağız bunu, var mı bir fikrin?” diye devam ettirdi Tevfik. Bu konuda aklına birkaç birşey geliyordu ama aklındakileri tam toparlayamıyordu.

Aynı durum üç vampir içinde geçerliydi. Belki içinde bulundukları zor durum sağlıklı düşünmelerini engelliyordu, belki de aynı anda birçok şey birden düşünüyorlardı. Her iki durumda da insan sağlıklı ve doğru karar vermekte zorlanırdı…

Erdinç tekrar cep telefonunu eline aldı. Son aradığı numarayı tekrar aradı.

Erdinç bekledi, fakat aradığı numaraya ulaşılamıyordu.

“Beyler Cenk abinin telefonuna ulaşılamıyor.”

Üçü tekrar sessizliğe gömüldüler. Ama bu sefer sessizlik kısa sürdü. Sessizliği bozan gene Cem oldu.
“O arabanın polislerin elinde olması bizim için oldukça sakat, biliyosunuz. Cip Camarilla’ya ait. şirket polislerin suç duyurusundan bir şekilde sıyrılabilir ama asıl sorun Prensin bize yapacağı muamelede. Bizden bu konuda detaylı bir rapor istemenin yanı sıra Maskeli Balo’yu tehlikeye attığımız için bizi cezalandırabilir.
Ahhhhh… Daha fazlasını düşünmek istemiyorum… O köşke gidip durumu çözmeliyiz.
Lanet olsun, ne zaman ihtiyacım olsa basmaz şu kafa!”


“Cem bi sus parası neyse verelim! İki dakka düşünelim olm şurda. Tam aklıma bişey geliyo, konuşmaya başlıyosun.” Dedi Erdinç. Sözler iğneleyici gözüksede aslında üçlünün birbiriyle konuşma tarzı bu sayılırdı.

“Benim aklıma bir şey geldi!” dedi Tevfik aynı anda.
“Bi planım var ama tutar mı bilmiyorum”

“Anlat abi, nedir?” Cem ile Erdinç aynı anda söze girmişti.

“Bakın şimdi. Hani bizim bi eleman vardı ya Ã?ağlar diye. Kırığın teki hani. şimdi onu arayacağız abi, ona diyeceğiz ki…”

Tevfik planını bir bir anlatırken Cem ile Erdinç dikkatle onu dinlemeye başlamışlardı…


*************************


35 BNE 3457

Polis amiri Plakanın karşısında durmuş elindeki bloknota bir şeyler yazıyordu. Hemen ilerisinde siyah poşetlerin içine cipin içinde bulunan malzemeler yerleştirilmişti. Ã?eşitli bağlantı adresleri, telefon numaraları ve silahlar!

Cipin içinde bir kriptoloji uzmanı arabanın içinden parmak izlerini alıyordu. K9 köpekleri dört bir yanı kontrol ederken köşkün dışı güvenlik çemberi ile çevrelenmiş, içi dışı her tarafı araştırılıyordu. Güvenlik, hat safhadaydı…

Polis amiri not tutmaya devam ederken bir polis memuru ona doğru yaklaşmaktaydı. Bir metre kadar yanına geldikten sonra elini başına götürüp selamını verdi, sonra tek eli MP5 silahına gitti, konuşmaya başladı.

“Efendim köşkün dışında adamın biri var. şarkılar söyleyip dans ediyor. Polis arkadaşlarla devamlı konuşmaya çalışıyor. Güvenlik çemberini aşmayı bile söyledi. Neler söylemeye çalıştığını bir türlü anlayamıyoruz. Üstü başı pislik içinde, yolsuzun biri.”

“Ulan bunca iş güç yetmiyormuş gibi birde şehir dağcılarıyla uğraşıp duruyoruz iyimi. Tövbe tövbe. Adam gitmiyormu buradan? Her yolu denediniz mi?”

“Denedik amirim. Adamın ruhi dengesi bozuk yahu. Mehmet adama copla girdi. Adam garip garip sözler sarfetmeye başladı. ‘Dövüş Kulübü’mü ne öyle bir şeyler diyordu. Sonra o da Mehmet’e vurmaya başladı. Zor ayırdık adamı ondan. Kaçar gibi yaptı, demintekrar çembere yaklaştı. Beş dakika bi ilgileniverin amirim.”

“İyi gidelim bakalım madem.” Dedi polis amiri. Sonra ileriden bir polis memurunu çağırarak cipi gösterdi, bloknotu kalemle beraber çimlerin üzerine bıraktı.

Polis Amiri köşkün dışına çıktığında hemen ileride bahsedilen adamı görmüştü. Sarışın uzun saçlı, topsakallı bir tipti gördüğü. Orta boylu, yırtık pırtık bir kot pantolon ve kırmızı bir tişört vardı üzerinde. Tişörtün üzerinde kocaman harflerle ‘BEN DELİYİM’ yazıyordu. Polislerle kapışmadan evvel çıkarıp kenara bıraktığı birde koyu kahverengi deri ceketi vardı.
Amir tam kapıdan çıkmıştı ki iki polis memuru adamın üzerine doğru koşarak üzerine atladılar. Teki adamı coplarken bir diğeri de ağzını yüzünü kapatmaya uğraşıyordu.


“Yaaaa! Ne yapıyorsunuz arkadaşlar! Ben Dionysos’um inanmıyor musunuz? Koca Yunan tanrısı böyle yere yatırılıp dövülür mü? Size tek ve gerçek bilgeliği getirdim ben, eteklerinden bilgelik saçan birine böyle mi karşılık verirsiniz siz? Bakın Zeus affetmez sizi sonra söyliim.”

“Durun! Kaldırın şunu, kimmiş bakalım?” dedi polis amiri sertçe. İki polis dönüp ona baktılar, sonra yerdeki adamı sıkı sıkı tutup kaldırdılar.

“Dedim size ya. Zeus sizi cezalandırır diye. Geldi işte Hazretleri işte.
Selamlar efendim”
dedi kısa bir referans vererek. “Arkadaşlara kendimi tanıttım ama beni takmadılar. İsterseniz siz onlara benim kim olduğumu anlatın.”

Polis amirinin cevabı son derece kesindi;
“Kimsin sen? Ne işin var burada?”

Ã?ağlar yüzünü buruşturarak Polis Amirine baktı. Ellerini iki yana açmış soru sorarmış gibi adamı izliyordu.
“Zeus abi olmuyo böyle ama. Zeus dedik bağrımıza bastık...Cık cık cık... Ayıp oluyo hakkaten. Benim kim olduğumu biliyosun. Ben Dionysos’um ya. Neden böyle yay gibi gerilmişsin anlamadım yalnız.”

Sonra hışımla amirin yanındaki polis memuruna döndü Ã?ağlar.
“şşş… Sen! Yoksa ona ‘Dövüş Kulübü’nden mi bahsettin ha? İlk kuralın bundan bahsetmemek olduğunu söylemedim mi ben size ha!”

Tam bunları söylemekteyken kenarda kırılmış olan Tuborg şişesini gördü Ã?ağlar. Bir anda elleri iki yanına indi. Tek elinde bir şişe sapı kalmıştı, sapı tutan eli kanıyordu. Ã?ağlar ise kocaman gözlerle bir eline, birde yerdeki güzelim şişeye bakıyordu. Adeta yıkılmıştı!
“Aaaaaaa!!! Olamaz! şarap şişem! Kırılmış! Ne yaptınız siz! O şarap 10.000 yıllıktı! Bunu nasıl yaparsınız! İlk bağbozumundan elde edilmiş en tombik, en kara üzümlerden yapılmıştı! Sizin için getirmiştim o şarabı!”

“Kes zırvalamayı! Kimsin sen söyle çabuk!” dedi tekrar amir. Bu sefer sözler ağzından tükürüklerle beraber çıkmıştı. Basitçe, onunla uğraşacak zamanı yoktu.

Ã?ağlar Amirin ciddiyetini hiç umursamamış gibiydi. Sözlerine seri bir şekilde devam etti, bir taraftanda geri geri, deri ceketini bırakmış olduğu kaldırım kenarına doğru yürüyordu.
“Ah ne kadar zekiyim ki şaraptan bir tane daha almışım. Bu onun kadar yıllanmış olmasa da aromatik kokusu burnundan gitmez. Al iç istersen Zeus. Böylesini hayatında görmemişsindir. Bir yudum al, zevkten suratın yamulacak, bak göreceksin.”
Ã?ağlar şimdi kaldırımın kenarındaydı, ceketinin içine ellerini soktu, içerde bir şeyleri karıştırmaya başladı. Birazdan ise ceketinin içersinden aradığını bularak onu çekip çıkarttı.
Ã?ağlar’ın elinde deminki Tuborg şişesinin aynısı duruyordu.

“Eheh… İşte buradaaa…” dedi Ã?ağlar dosdoğru karşısındaki polis amirine bakarken.

Ayağa kalkarak tekrar polislerin arasına doğru yürümeye başlayan Ã?ağlar şişeyi ileri doğru uzattı. Fakat amirden bir ses ya da tepki gelmedi. Aynı anda diğer polis memurları ona doğru iyiden iyiye yaklaşmaya başladılar. Ã?ağlar ellerini sağa sola uzatarak hayır anlamında sallamaya başlamıştı şimdi.

“Hop hop hop! Hepiniz beraber olmaz. Ya da olur mu ki bilemiyorum? Kulübün buna dair herhangi bir kuralı yok.
O zaman iyi tamam hadi, hepiniz beraber gelin. Ama bende sizin canınızı yakarım ona göre! Hahahahahaha!”


Ã?ağlar bir taraftan sinir bozucu uzun kahkahasını atarken diğer taraftan ellerini yumruk yapmış, öne doğru komik bir şekilde uzatmıştı. Yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşmiş olan Ã?ağlar olduğu yerde kavga beklermişçesine zıp zıp zıplıyordu.
Bu hareketin hemen sonrasında Polis amiri öne doğru birkaç adım attı. Ã?ağlar’ın elinde duran içi dolu şişeye doğru bir hamle yapmayı denedi. şişeyi elinde duran içi dolu şişeyi elinin tersiyle kenara fırlatacaktı ki Ã?ağlar ondan daha hızı davranarak şişeyi hafif geri çekti. Başparmağının ince bir hareketiyle şişenin ucundaki tıpayı açtı. ‘Pıt’ sesiyle beraber havaya fırlayan tıpanın ardından azotla temasa geçen sıvı dışarı bembeyaz duman püskürtmeye başladı! şişenin içersindeki sıvı, şarap değil, bir iksirdi!
Ã?ağlar ellerini tekrar iki yana gergin bir şekilde açarak burnuna gelen kokuyu içine çekmeye başladı. Vampir doğasından ötürü bu iksir ona etki edemezdi nasılsa.

“Ahhhh!!! Bu kokuyu seviyorum işte! Buyurun beyler hepiniz için yeteri kadar var!”

Ã?ağlar son sözünü söylerken şişenin içinden dışarı hızla köpükler dökülmeye başladı. Ã?ağlar şişeyi kendi etrafında hızla döndürerek içinde ne varsa etrafındaki polislerin üzerine döktü. Ardından boş şişeyi kenara bir yere fırlatırken kendisi ilerdeki bir polis memurunu ittirerek çemberin dışına çıktı. Ardından ellerini havaya kaldırarak göğe haykırmaya başladı;

“Geriye çekilip yer açın !
Tanrı için!
Tanrıdır çünkü isteyen!
Hep birlikte yürümemizi!
Kalkan,şişen!
Bir uzuvla!
Hahahahahahahahahaha!”


Ã?ağlar sözlerini bitirirken kendini yere atmış, bacaklarını havaya kaldırmış ileri geri sallıyordu. Bunu yaparken, elleri midesinin olduğu yeri sıkı sıkı tutuyordu, yüzü mimikten mimiğe bürünüyordu!
Demin Ã?ağlar’ın etrafına üşüşmüş polisler sıvının keskin kokusunun etkisiyle şimdi birer birer yere devrilmişler, hareketsizce yatıyorlardı.

O bunları yaparken Erdinç, Cem ve Tevfik’te köşkün arkasına üç polis çekip etkisiz hale getirmiş, polis kıyafetlerini giyerek köşkün ana giriş kapısından içeri girmişlerdi. Yerde çılgınlar gibi kahkahalar patlatan Ã?ağlar’a baktılar önce, sonra ise Ã?ağlar’ın iksirinin etkisiyle yerde baygın yatan polislere... Köşke girmeden önce son gördükleri Ã?ağlar’ın tişörtünün arkasında koca harflerle yazan yazıydı. Ã?nünde ‘BEN DELİYİM!’ yazan tişörtün arkasında ‘SENDE Ã?YLESİN TABİİ!’ yazılıydı…

Tevfik Ã?ağlar’a barken Malkavian’ın da göz ucuyla onları kestiğini gördü. Ã?arpık bir şekilde gülümseyerek başını sallayan Tevfik, Ã?ağlar’ın ilerisinden geçip giderken eyvallah anlamında elini göğsüne birkaç kez hafifçe vurdu...


*************************


Kenan Bey iki tarafa açılan çelik kapıdan yavaş adımlarla hücreye girdi. O girdikten sonra hücrenin kapıları iki taraftan hızla kapandı, arkadan tıslayan bir ses bıraktı sadece.

Sonra yine yavaş adımlarla Ã?ilek’e arkasından yaklaştı. Başını geri yatırmış Ã?ilek belli belirsiz göz ucuyla onu gördü, ama buna hiç tepki vermedi. Kenan Bey bir süre hor gören bakışlarla onu başının gerisinden süzdükten sonra yavaş yavaş öne doğru yürüdü.

“Ã?ilek Karahan. Burada, benim karşımda. Sizinle yüzyüze tanışabilmek ne büyük şeref.”

Ã?ilek Kenan’ı dinliyordu, ama buna hiçbir tepki vermedi.

“İsmim Kenan Yılmaz, Ã?ilek Hanım. İtalya’da isminizden sıkça söz edilirdi. Venedik isminizle çalkalanıyor adeta.” diyerek devam etti Kenan. Sesinde bariz bir laubalilik vardı, bunu özellikle yapıyordu.

“Ama şimdi sizin sanatsal kişiliğinizle ilgilenecek durumda değilim. şimdi, iş yapmamız gerek. Sizden bazı şeyleri açıklığa kavuşturmanızı istiyorum.”

Ã?ilek’in başı yattığı yerden hafifçe kalktı, önündeki iri adamı süzdü. Yüzünde hafif gülümser bir ifade vardı.

“Sanırım geçtiğimiz saatler boyunca size hiçbir şey anlatamadım.”

“Ben sizin oldukça iyi bir oyuncu olduğunuzu düşünüyorum Ã?ilek Hanım. Geçtiğimiz saatlerde bunu bize çok iyi gösterdiniz, emin olun. Ama burada oyun oynamıyoruz.

Buradan kurtulmak istiyorsanız bana cevap vermelisiniz?”


Ã?ilek’in dudakları tekrar genişledi, gülümser bir hal aldı, başını tekrar yana yatırdı;

“Benden ne istiyorsunuz? Kim olduğunuzu bile bilmiyorum. Ayrıca bu gece benim için oldukça önemli bir geceydi ki siz benim bütün zevkimi alt üst ettiniz, bunu farkında olmasanız bile.”

“Sorularım oldukça basit ve net olacak, cevapları da bir o kadar basit ve net isterim Ã?ilek Hanım. Ve tabiî ki doğru.”Son sözünün ardından cebinden ufak bir şişecik çıkaran Kenan şişeciğin minik kapağını açtı ve hızlıca Ã?ilek’in ağzına sokmaya çalıştı.
Ã?ilek şişeciğin kendine yaklaştığını görür görmez başını çevirmeye çalıştı fakat fayda etmedi. şişecikten ağzına birkaç damla da olsa sıvı dökülmüştü ve şişeyi kenara savurmuş olsa dahi iksir tesirini göstermeye başlamıştı.
“şimdi bana Camarilla üssünün nerede olduğunu söyler misiniz Ã?ilek Hanım…”

Ã?ilek başını hızla kaldırdı, dosdoğru Kenan’ın yüzüne baktı. Yüzü bir anda kaskatı kesilmiş kalmıştı. Soru sorulduğundan sonra kesin ve net ‘hayır’ cevabını verecekti ki iksirin tesirini anladı.

Ã?ilek kendisini doğru söylemeye öyle ya da böyle ikna edilmiş gibi hissediyordu!

Yanlış bir düşünce zihninden getiremiyor olması nefret edilesi bir şeydi!

Kenan Bey ayağa kalktı, Ã?ilek’in bu ilk tepkisinden tatmin olmuşçasına başını dikleştirdi, ellerini göğsünde kavuşturdu.

“Evet… Sizi dinliyorum Ã?ilek Hanım…”

Ã?ilek’in soluk çimen yeşili gözleri irileşti, irileşti, irileşti…
Last edited by Eldarin_ on Sat Aug 05, 2006 7:59 pm, edited 1 time in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 3: KARANLIK VE SESSİZLİK


Onlar öyle bir zamanda gelecekler ki
~~~
Gizli olan her şey işte o zaman ortaya çıkacak
~~~
Kapkara gölgeler yükselecek ve onlar
~~~
Bir zamanlar kendilerine ait ne varsa geri isteyecekler
~~~
Ve fırtınanın dışında, kapkara bir kıyamet kopacak
~~~
Duyduğu sonsuz öfke ile onu izleyen her şeyi yok edecek
~~~
Onlar öyle bir zamanda gelecekler ki…



************************


Karşıyaka, Ã?iğli’nin geri taraflarında, 2. Ana Jet Uçuş Komutanlığının beş kilometre kadar ilerisinde bulunan oldukça geniş alan üzerine kurulmuş Elizyumun dış cephesi koyu toprak rengine boyalıydı ve gece olduğunda kapkara, mistik bir siluete bürünüyordu. İzmir’in eski konaklarına benzer bir mimariye sahip olan Elizyum’un ön kısmında sıra sıra balkonlar ve sütunlar göze çarpmaktaydı. Konağın köşelerinde adeta birer gözcü kulesi gibi köşeden dışarı çıkmış uzun ve bitişik ek yapılar vardı. Aynı şekilde konağın göbeğindeki geniş girişte dışarı doğru bombeliydi ve içeri giriş esnasında sağlı sollu sütunlar girişi çevrelemişti. O sütunların ardında dört kat boyunca sıra sıra camlar vardı fakat sadece ve sadece aşırı dikkatli gözler oralarda camların olduğunu görebilirdi, çünkü camlar içeriye neredeyse hiç ışık almıyor, dışarıya da içeriden hiçbir görüntü sunmuyordu. Kurşungeçirmez kapkara camlar Elizyum’un dört bir yanını sarmaktaydı.

Camarilla’nın bu muhteşem üssünün oldukça korunaklı olduğu söylenirdi. Olağanüstü bir durum meydana geldiğinde burası bir sığınak olarak kullanılabileceği gibi normal zamanlarda da pek çok vampiri de içinde barındırıyordu. Prens ve konsülü de dahil olmak üzere İzmir’deki vampir toplumunun en ciddi konumlara sahip şahsiyetleri burada kalmaktaydı ve buradan doğru da bakıldığında burası güvenli olmak zorundaydı. Burası tıpkı Grek mitolojilerinde de bahsedildiği gibi, ölülerin huzur içersinde barınabilecekleri yer olan ‘Elizyum’du.

Nitekim bu gece onlar için diğer gecelerde olduğundan biraz daha endişe uyandırıcı gözüküyordu. Elizyum’un etrafında zırhlı ve silahlı kimseler bekliyor, gece karanlığında pür dikkat etrafı gözlüyorlardı. Elizyum’un çevresinde belli aralıklarla Range Rover marka cipler yerleştirilmişti ve bu ciplerin içersinde ve dışarısında bekleyen kimseler vardı.

Konağın içersinde ise gene gergin bir bekleyiş sözkonusuydu. Prens Hakan ve konsülü için büyük bir hareketlilik sözkonusuydu. Prens tarafından, konsülün bir saat içersinde olağanüstü toplanması kararı alınmıştı ve bu süre zarfında Camarilla’ya yönlendirilmiş olası tehlikeye dair elde edilebilecek tüm bilgiler toplanacaktı. Bunun için bütün kontrol sistemleri İzmir’i gözlemliyorlar, kapalı devre telsizlerden Elizyum’a adeta bilgi akıyordu…

şu anda Elizyum, kilometrelerce ötesine kadar koruma altındaydı, gece gelişen olaylardan ötürü güvenlik hat safhadaydı…


************************


Cenk elindeki telefona baktı. Sonra gözlüklerinin ardındaki kızıl gözleriyle etrafı derin derin süzmeye başladı. Telefonun çekmesi için manastırdan üçyüz, beşyüz metre kadar ileriye yürümek zorunda kalmıştı. Fakat şimdi neden birdenbire telefonunun bu şekilde kapanmış olduğuna bir anlam verememişti. Telefonun önünü arkasını hızlıca kontrol etti, herhangi bir bozukluk gözüne çarpmadı.
Yedi Uyurlar yakınlarında eski bir manastırı aramak için buraya gelmişti. Manastırın tam yerini bulmuştu fakat henüz tam içerisini inceleme fırsatı bulamadan önce Erdinç’ten sonra da Prens’ten aldığı telefonlarla manastırı incelemeyi bırakmıştı.

Manastırın bulunduğu yer, dört bir yanı toprak arazi ile çevrili, başı sonu gelmeyen açıklık bir bölgeydi. Bölge, Selçuk dolaylarındaydı ve yerleşimlere oldukça uzak bir noktaydı. Rivayetler buranın M.S. 5 ve 6. yüzyıllar arasında yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Kilisesi'nin bulunduğu söylerken bugünkü kazılarda ortaya çıkarılan abidevi yapının 4 katı görülebilmekte ve 7 kat olduğu tahmin edilmektedir fakat bu bir tahminden öteye gidememiştir. Zira yapının 4. katından sonrasına mistik bir şekilde ulaşılamamıştır. Vampir toplumu arasında bu bölge hakkında farklı kehanetler ve tahminler sözkonusudur.
Keşfedilen katlarında pek çok dehlizin ardı ardına sıralandığı yapı görünüşü itibariyle eskiden bir manastır olduğu izlenimini vermektedir.

Cenk bir şeylerin iyiden iyiye ters gitmeye başladığını hissetmekteydi. Bunun üzerine hızla arabasının olduğu yere dönmeyi düşündü. şimdilik buradaki araştırmalarına ara verse fena olmazdı. Kapılarında daha ciddi bir bela varmış gibi geliyordu.

Arabasının yanına varan Cenk tekrar gerisine baktı Tellerle çevrilmiş Yedi Uyurlar bölgesinin gizemini ve araştırma görevini çözememiş olması onu biraz hırslandırmıştı.
Cenk tekrar başını çevirmiş, arabasına atlayacaktı ki, telefonunun ekranına gözü çarptı. Ekran üzerindeki pikseller devamlı karıncalanmaktaydı.

Telefona anlık uyartılar gönderiliyordu!

Cenk bu duruma karşı iyiden iyide huzursuzlanmıştı. Telefonun hattını çıkardı, kırıp attı. Telefonu da gece karanlığının içinde uzağa bir yere fırlattı, hızla arabasına bindi ve tozu dumana katarak hızla Yedi Uyurlar bölgesinden İzmir merkeze doğru arabasını sürmeye başladı…

Havada uzunca bir süre süzülen telefon düştüğü yerde parçalara ayrılmıştı.

Kara El’in lokasyon-kontrol merkezinden konum tespiti birkaç telefona birkaç uyartı daha gönderilebildi, daha sonra telefondan gelen sinyaller kesildi.

Özel bir Kara El timi Cenk İşler’i etkisiz hale getirmek amacıyla Selçuk tarafına yönlendirilmişti!


************************


Sabbat’ın gözbebeği, ‘Caine’in Kılıçları’, ‘Caine’in Seçilmişleri’ olarak tabir edilen Kara El’in inanılmaz mobilize teknoloji ile donatılmış özel araştırma birimleri İzmir’deki Camarilla aktivitelerin neredeyse tamamı üzerine bilgi elde edebilmiş sayılırdı. Özel birimler an be an birbirlerine uyarılar, talimatlar ve harekât detayları hakkında veriliyordu. Yöneylem planları ve aşamalar neredeyse hazır gibiydi. Tüm ekipler pozisyon almış sayılırdı.

Birkaç saat içersinde Sabbat harekâtı başlatılacaktı!


************************


Tepesinde sürekli belli rotalara yönelen bir uydunun bulunduğu arkası geniş ve kapalı olan cipin içersinde iki kişi bulunmaktaydı. Cip Kara El örgütünün lokasyon kontrol merkeziydi ve uydu yoluyla elde edilen verilen bir araya getirilerek ana merkeze ve spesifik merkezlere gönderiliyordu.

Cipin içersindeki iki adam kendi aralarında konuşmaya başladılar.
“Uyartılar kesildi.”

Diğeri eline geniş kapkara bir kâğıt almıştı. Kenara geçti, elindeki kâğıdı eğip bükmeye başladı. Ã?nce yatay tuttuğu kâğıdın sol üst ucunu belli bir açıyla kâğıdın aşağı köşesine değecek şekilde birleştiren adam, sonra aynı hareketi tersten, sağ alt ucunu kâğıdın üst kısmıyla birleştirerek yaptı.
“Durumdan şüphelenmiş olmalı. Muhtemelen oradan ayrılıyordur.”

Adam döner koltuğunu çevirerek gerisindeki adama döndü.
“Kodu hemen gönderelim mi? Henüz yeni bir haber almış değiliz biliyorsun.”

Bu sırada adam yatay tuttuğu kâğıdın iki yanını birbiriyle birleştirdi uçta kalan kısımları içe doğru kıvırmaya başladı.
“Son söylediklerini duymadın mı? Biz hattı kestikten sonra İzmir’e döneceğinden bahsediyordu. Selçuk yolundan İzmir’e geçecek işte, besbelli.”

Monitörlerin önünde duran adam tek elini omzuna götürmüştü şimdi. Taşlanmış yırtık bir kot pantolon üzerine giydiği dar siyah body göğsünün ve geniş kaslı kollarının görünmesine izin veriyordu. Ã?n omzu ile göğsünün birleştiği yerde kara bir el dövmesi vardı.
“Sen bilirsin. Bu arada Ã?iğli havaüssü yakınlarında da bir hareketlilik gözlemledik ama oraya gönderdiğimiz uyartılar sürekli bloke ediliyor. Orası ile daha fazla ilgilenip dikkat çekmeyelim derim. şimdi sistemi bir süre kullanmayalım derim, başka bir noktaya geçersek iyi olur.”

Kâğıt tekrar geometrik biçimlerde büküldü. Kara kâğıt şimdi kullanılmaya hazırdı.
Adam eline bir kalem aldı, farklı bir çeşit mürekkebe batırarak kâğıdın üzerine bazı kodlar yazmaya başladı. Her bir kodu yazarken bir kıvrımı yeniden açıyordu. Kâğıt eski haline dönerken üzerindeki kodları, anlamlarını ve yan yana dizilimlerini anlamak daha da zorlaşıyordu.

Monitörlerin başında duran adam cipin arkasına doğru yöneldi.
“Basmane tarafına yöneliyoruz.” Diyerek cipten atladı, ön tarafa geçerek cipi hareket ettirdi.

Kâğıt üzerine son kod yazılıp, ilk haline ettirildiğinde adam ileri doğru yöneldi. İlerideki ışıklandırma bölümüne geçerek kâğıdı bölmenin içine koydu. Spektrumu açarak kâğıdın üzerine kapkara ışık huzmesinin düşmesini sağladı. Kodları kara kâğıdın üzerinde bu şekilde görebiliyordu. Burada yazdıklarını kontrol ettikten sonra kâğıdı aldı, ilerideki tarayıcının içersine yerleştirdi ve özel birimlere birer kopyalarını gönderdi.
Last edited by Eldarin_ on Sun Aug 06, 2006 7:59 am, edited 1 time in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 4: GÃ?LLER KAN İLE ISLANSIN


Hiçbirşey uzağımızda değil.
~~~
‘O’nun bir anda gölgelerin içersinde yer değiştirdiğini görüyorsun,
~~~
Esen meltemle beraber fısıldadığını duyuyorsun,
~~~
Her kâbusunda üzerindeki korkunç etkisini hissediyorsun.
~~~
Dünya ne kadar bize aitmiş gibi dursa da
~~~
Aslında uğursuz bir soy yaşıyor üzerinde,
~~~
Unutulmuş korkular aldatıcı suretleriyle bu uğursuz soyun üzerini örtüyor
~~~
Ve saklı olan her gerçek altında derin bir gizem besliyor.
~~~
Gölgeler şimdi seni çağırıyor.
~~~
Onlara cevap vermeyecek misin?



Brujah Erdinç, Tremere Cem ve Nosferatu Tevfik, Ã?ilek’in köşkünün arka kısmında iki polisi etkisiz hale getirmişlerdi. Cem'in görünüşü itibariyle -burma bıyıklar, topsakal, uzun saçlar...- kendisini polis memuru olarak tanıtması abes kaçardı. Bunun için Tevfik'in verdiği bir sivil polis kimliği ile yetindi. Erdinç ile Tevfik ise ara sokaklardan birine götürdükleri iki polisin giysilerini giyerek silahlarını ve kimliklerini aldılar. Baygın polisler ise yıkıntı halinde bir evin bodrumuna atılmıştı.

Arasokakta polislerin kıyafetlerini giyinirken Tevfik ayrıca vampirik özelliği sayesinde giysilerini aldığı polisin yüzünü adeta okuyarak o yüzü kendi yüzü ile benzeştirmişti. Bu doğaüstü güç sayesinde vampir; yüzünü görünmek istediği herhangi birinin yüzüne benzetirdi. Bu transformatik bir etki değil, aksine zihinsel etki yaratan bir durumdur. Ã?yle ki; vampiri görenler, onun gerçek yüzünü inkâr ederler ve vampirin yüzünü, zihinlerinde görmek istedikleri biçimi ile kabullenirlerdi. Bu biçimsel inkâr durumu, tıpta çeşitli hastalıklara tekabül ediyor olsa da vampirler bu efsanevi güçlerini ‘Binlerce Yüzün Maskesi’ olarak isimlendirmişlerdi.


************************


Tevfik, Erdinç ve Cem hızla köşkün kırılan kapısına doğru ilerlemekteydiler. Bu esnada etraftakilere de fazla yaklaşmıyorlardı. Fazla şüphe uyandırmamalıydı. Ta ki…

Ta ki köşke on adımdan daha az mesafe kalmışken ileriden bir alman kurdu eğitmeninin elinden kurtulup onlara doğru hırlayarak koşana dek!

Köpek hırıldayarak onlara yaklaşmaktaydı ki bu birdenbire Brujah Erdinç’in kenara fırlamasına, sebep olmuştu. Ölümlü olduğu zamanlardan bu yana Erdinç’in köpeklere karşı müthiş bir korkusu ve içgüdüsel atağı vardı. Vampirsi içgüdüleri ona önce buradan hızla kaçıp kurtulmasını söylese de sonradan Erdinç bu düşünceye haklim olmayı başardı. Bir anda irileşmiş köpek dişlerini etrafındakilerin gözlerinden gizlemeyi ise son anda elini yüzüne götürerek başarabilmişti.

“Sakin ol yavrum. Sakin ol güzelim. Otur bakalım”

Sözleri söyleyen alman kurdunun eğitmeni değil Tevfik’ti. Nosferatu’ların sahip oldukları vampir doğası onları hayvanlara karşı hissiyata ve empatiye yönlendirmişti. şimdi ise alman kurdu hırıldamayı bırakmış, gözlerini Tevfik’in gözlerinden ayırmaksızın onu izlemekteydi. Tevfik ise boğazından kısa kısa köpek inlemesine benzer sesler çıkarmaktaydı. Bunu hayvan ile daha rahat anlaşması için yapıyordu. Etrafındakilerin şüphelenmemsi için ince bir sırıtışı da yüzünden eksik etmemişti. Sonra eğitmen koşarak alman kurdunun yanına geldi, onun kalın ipini tekrar tutarak oradan uzaklaştı.

“Pardon beyler, kusura bakmayın…”

Sonra kapıya gelen üçlü kapıda bekleyen polisleri gördüler. Onlar yaklaşırken yeni yeni kendisine gelebilen Erdinç, Cem ile Tevfik’e ‘bana bırakın’ anlamında hafif bir işaret çaktı. Sonra polislere doğru biraz daha hızlı ilerlemeye başladı.

“Beyler, ben Konak merkez karakolundan Ahmet Saran. Arkadaşlarımda bizim karakoldanlar. şükrü Bilgin ve Necat Vuran. Elimizde Ã?ilek Karahan hakkında birtakım bilgiler mevcut ve köşkte olan biteni araştırmak amacıyla içeri girmemiz gerekiyor. Köşke bizden önce girenlerle beraber çalışacağız.”
Erdinç bunları söylerken sıradan konuşma tavrından oldukça uzak gibiydi. Kişiliği, duruşu ve hatta sözlerindeki etkileyicilik adeta güçlenmişti. Üzerinde polis kıyafeti bulunmayan Cem elini bıyıklarında gezdirirken bunu farketmişti. Erdinç doğaüstü etkileme gücünü kullanıyor olabilirdi.

“Pekala, buyurun beyler. İçeride iki araştırma grubu daha var. Eldiven takmayı unutmayın içeride.”

“Tamam saolasın.” diyen Erdinç, arkada bekleyen Cem ile Tevfik’e içeri doğru bir baş işareti yaptıktan sonra polislerin arasından içeri doğru geçip gitti.


************************


Üçlü, ön kapıdan hızla içeri girdiği sırada, köşkün etrafını tutan polisler, aniden yere devrilmiş meslektaşlarına doğru koşmuşlardı. Ã?ağlar sırtüstü yatmış yumruk yaptığı elleriyle yeri döverken polisler o tarafa ulaşmış ve yerde hareketsiz ve baygın yatan polisleri ayıltmaya uğraşıyorlardı. Bu esnada iki poliste Ã?ağlar’ın yanına yaklaşmaktaydı. O tarafa doğru hızla yaklaşırlarken aralarında konuşmaktaydılar.

“Kaldıralım şunu yerden Mustafa. Hadi!” dedi ilki.

“Dur Mansur abi ne yapıyosun? Adama baksana. Tutup kaldıramazsınki şimdi bunu yerden, deli gücü var adamda sanki, nasıl dövünüp duruyor görmüyor musun? şu haliyle ikimizi de savurur öteye alimallah.”

Mansur Güral, Mustafa şen’den yaşça büyük sayılırdı. Otuzlarında bir adamdı, Mustafa ise henüz yirmilerinin ortalarındaydı.
İkili Ã?ağlar’a doğru ilerlerken Ardından Mansur Güral silahını çekti, yerde kahkahalar atan Ã?ağlar’a doğrulttu. Ã?atık kaşları ile ona bakıyordu. Yüzünü karartmıştı…

“Kalk lan ayağa zibidi herif! Kalk!” dedi yüksek bir sesle. Silah dosdoğru Ã?ağlar’a bakıyordu.

Ã?ağlar başındaki polisi görünce gülmesini biraz azalttı. Ama yine de gülüyordu. Malkavian yavaşça yerden doğruldu. Ã?ömerek onları izlemeye koyuldu, ellerini karnında birleştirmişti.

“Kalk dedim sana! Dalga mı geçiyorsun lan bizimle!”

Ã?ağlar iki polise birden bakmaktaydı, ayağa kalkmıştı şimdi,
“Buyurun, ne vardı?” dedi gayet sakin bir ses tonuyla. Demin yerde abartılı hareketler yaparak kahkahalar atan birinden hiç beklenmeyecek bir ses tonuna sahipti şimdi.

“Bizimle merkeze geliyorsun genç. Ellerini uzat bakalım” Polis memuru sözlerini söylerken bir taraftanda elindeki silahı kullanarak Ã?ağlar’ın ellerini uzatması için kendi önüne doğru işaret yapıyordu.

Ã?ağlar üstünü başını silkeledi. İki elini öne uzatmışken geride bekleyen polise, Mustafa’ya odaklandı. Bu odaklanmayla beraber Mustafa’nın zihni ile kendi zihni arasında bir bağlantı kurmuştu Ã?ağlar.
Polise odaklandığında açık yeşil gözleri adeta onu içine hapsetmişti. Ã?ağlar polisi izlerken başını hafifçe sağa kaydırmaya başladı

Ve senkronize olarak polisin başı da sola doğru kayıverdi!

Ã?ağlar bakışlarıyla adeta polisin zihnini avuçları içine almıştı. Deliliğin yapışkan ağına polisi saran Malkavian örümcek misali, polisin zihnine alışılagelmişin ötesinde düşünceleri deliliğin ağlarıyla dolamaya başladı.


‘şu köşkün duvarında yazanlara baksana. Neden orada yazanları okumuyorsunuz? Orada bir şeyler yazıyor dostum. Hatta seninle oldukça alakalı şeyler yazıyor dikkat edecek olursan. Neden gidip oraya bir bakmıyorsun? Orada yazan şeyler tanıdık biri tarafından senin için yazılmış olamaz mı?’

Mustafa birkaç gündür evinde ailesiyle sorunlar yaşayan birisiydi. Karısı ile arası birkaç gereksiz mevzu yüzünden bozulmuştu. Bir süredir konuşmuyorlar, hatta birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Birkaç gündür biraz depresif olduğu göze çarpmaktaydı zaten. Malkavian Ã?ağlar Mustafa’nın zihnine girerek bunu görmüştü. Ve şimdi bununla oynuyordu.

Mustafa için her şey bir anlıktı sanki. Ã?ağlar’ın bakışları kendi bakışları ile çakışmıştı, sadece birkaç saniyeliğine. Sonra zihnine farklı, çok farklı düşünceler girivermişti. Polis memuru elini önce alnına götürdü. Dudaklarını sıkarak eliyle gözkapaklarını oğuşturdu. Ardından bakışlarını köşkün duvarına çevirdi. Evet, orada bir yazı vardı. Kimsenin değil ama Mustafa’nın gözünde görülebilen bir yazı. Bir çeşit halüsinasyon sanki;

‘Mustafa, bırak artık peşimi! Bırakta kurtulayım senden! Seninle mutlu değilim, anlamıyor musun!
Duygu’


Mustafa yazıyı görünce adeta şoke olmuştu. Donakaldı ve aslında hiçbir yazının yazmadığı yazıyı incelemeye başladı. Uzunca bir süre bu böyle devam etti. Bu esnada Ã?ağlar diğer polis ile konuşmaya başladı.

“Polis kardeş, tamam beni tutuklayın. Ama ben sulu değilim bunu da bilin. Size gerekli açıklamayı merkezde zaten yaparım. Benim içni fark etmez.”
Sonra yeni görüyormuş gibi başını arkada duvara odaklanmış polise çevirdi.
“Birader. Elindeki silahı yerine sokta, bak şu polis arkadaşın durumu pek iyi değil gibi. Ã?ylece mal mal duvara bakıyor.”

Polis memuru Mustafa şen’in aklında şimdi inanılmaz anlam karmaşaları vardı. Düşüncelerini bir türlü sabitleyemiyordu. Zihnindeki kaosa dur diyemiyordu. Saplantıları bir bir harekete geçiyordu adeta. Onun bilinçaltının derinlerinde yatan saplantılı fikirlerinin hepsi bir bir su yüzüne çıkıyordu. Bununla birlikte duvarın üzerindeki yazılarda bir bir artmaya başladı…

‘Seni sevmiyorum Mustafa!
Duygu.’


‘Seninle yıllarca birlikte olmakla hayatımın hatasını yaptım’

‘Seni aldattım Mustafa. Hemde defalarca! Ã?ocuğumuz Serdar… O senden değildi! ’

Polis memuru, duvarın üzerinde karısı Necla’nın yazdığı yazıları görüyordu. Bu yazılar tüm duvarı kaplıyordu neredeyse.

“Hayır. Olamaz. Bunu bana yapamazsın Duygu!”

Mansur, Ã?ağlar’ı bırakarak Mustafa’nın yanına gitti. Bir Mustafa’ya birde Mustafa’nın faltaşı gibi açılmış gözleriyle bir uçtan bir uca izlediği duvara bakmaktaydı.

“Mustafa neler oluyor oğlum. Kendinde misin? Nereye bakıyosun öyle?” dedi Mansur.

“Abi. Bunu bana nasıl yapar! Anlamıyorum. Bu yazılarda ne böyle?” diyebildi zorlukla Mustafa. Sesi kırılgan bir tonda çıkmıştı. Mansur’un cevabı ise basit ve netti.

“Ne diyorsun Mustafa. Ne yazısı. Duvara bakıyorsun. Duvarda da hiçbirşey yazmıyor.”

Mustafa artan yazılara artık bakmayı reddetti. Boğazında bir şey düğümlenmişte konuşamıyordu sanki.
“Nasıl yazmaz abi, görmüyor musun? Neler neler yazmış Duygu benim hakkımda!” diyebildi ancak.

“Ne Duygu'su. Saçmalama allahını seversen Mustafa. Birde seninle uğraşmayalı gözünü seveyim.”
Mansur bu durumdan sıkılmaya ve Mustafa’ya sinirlenmeye başlamıştı. Tüm bu işlerinin arasında birde karısıyla ilişkisinde sorunlar yaşayan Mustafa ile uğraşmak... Hemde gece vakti. Bu hiç oluruna gelmiyordu.
Mustafa’nın sesi ise birden incelmişti. Dudakları titriyor, gözlerinden yaşlar akıyordu. Bu tip durumlarda fazla hassas biri olduğu kabul edilmeliydi.

“Abi. Olamaz abi. Duygu bunu bana yapmamalıydı. Benim gibi adama yapılırmı bunlar abi? Düşündüklerimin hepsi doğruymuş işte!”

“Mustafa bana baksana sen!...”
Mansur tam bunu söyleyip Mustafa’yı kendine çekmişti ki, Mustafa’nın yere bakan gözleri ona döndü. Mansur’un silahına. Mansur onu kendisine çevirmişti ki Mustafa ani bir hareketle silahı Mansur’un elinden kaptı. Kolunu ondan kurtararak birkaç adım geri attı. Silahı şakağına dayayan polis hırsla soludu, delice haykırmaya başladı.

“Ben bu utançla yaşayamam abi. Benim gibi adama bunu yapmayacaktın Duygu!”
Son sözünü söyler söylemez Mustafa şakağına dayadığı silahın tetiğini çekti!

Bir anda bütün sokak kurusıkı kurşunun çıkardığı güçlü ses ile inledi. Mustafa’nın bedeni yere devrildi. Suratı adeta paramparça olmuştu. Kaldırımın üzeri bir anda kan gölüne döndü!

“Kabul etmeliyim ki biraz fazla saplantılıydı.” dedi kendi kendine Ã?ağlar. Yerden deri ceketini aldı, eliyle tek omzuna astı. Polisler bu beklenmedik olay ile kendilerini yeni bir kargaşa ortamının içinde bulmuşlardı. Ã?ağlar ise kargaşadan faydalanarak sokaktan uzaklaştı ve gitti… Arkasından bakan bile olmadı…


************************


Köşk adeta bir saray yavrusuydu. İçerisi inanılmaz bir entelektüel zevk ile döşenmiş, her bir eşya, her bir tablo adeta birbirleri ile uyum içerisinde bulundukları yerlere yerleştirilmişti. Erdinç ve Cem daha önce köşkün içine girmişlerdi. Tevfik ise ilk kez giriyordu ve açıkçası burası pek hoşuna gitmemişti. Leş ve rutubet kokan lağımlar onun için daha idealdi. Böylesi bir yer onun içini ferahlatmaz aksine, onu kurutur yok ederdi. Tevfik hoşnutsuzluğunu belli etmek için devamlı burnundan ve boğazından hoş olmayan sesler çıkartmaktaydı. Erdinç kısık bakışlarla bir süre Tevfik’i izledikten sonra yapmakta olduğu şeyi bırakması için bir işaret yaptı.

“Ã?nce bi kamera görüntülerinin saklandığı bölüme gidelim. Bakalım oradan ne tip bilgiler elde edilmiş. Sonra da Ã?ilek’in kaçırılışına dair başka bir iz varmı yokmu ona bakarız. Peşimize düşen bu adamlar tam olarak kimdirler neyin nesidirler açıkçası çok merak ediyorum.”

Sonra köşkün ana holünden spiraller çizen merdivenlerden ikinci katın asmalı bölümüne geçti grup. Etrafta geniş sütunlar ve bir sürü giriş göze çarpıyordu. Mermer zemin üzerine kırmızı mavi halılar sıra sıra serilmiş, hollere girişte bu halıların üzerine yine geniş ve doğu usulü görünüşüyle oldukça detaylı işlenmiş kalın halılar gözükmekteydi.
Üçlü öncelikle kamera kontrol odasına girdiler. Burada bir adet polis görevliydi ve görüntü arşivlerinin başında bekliyordu.
Görevli polis görüntü kayıtlarını incelemeleri için gruba verdi, kendisi odadan bir süreliğine ayrıldı.
Görüntü kayıtlarını izleyen grup Range Rover marka cipin ön kapıyı parçalayarak içeri girdiğini gördüler. Sonra parçalanan kapıdan üç beş kişi içeri girmişler ve cipten çıkanlarla birlikte önkapıya ilerlemişlerdi. Kapıyı önce kırmayı deneyen grup bunu beceremeyince kapının önüne bir patlayıcı yerleştirmiş ve bununla kapıyı açmıştı. Bu esnada köşkten dışarı köpekler salınmış bu köpeklerde birer birer öldürülmüştü.
Ã?n holü gözetleyen kamera köşke giren grup içeri girerken Ã?ilek’in korumaları ile bir çatışmaya girmiş olduklarını görüntülemişti.
Ã?ilek’in korumalarını da alt etmeyi başaran grup köşkün içersine dağılmışlar ve Toreador’u aramaya koyulmuşlardı.
Bir süre sonra Ã?ilek köşkün arka kısmından üstü başı kan revan içersinde parçalanmış giysilerle yaralı ve hareketsiz olarak çıkarılıyordu.

Dikkati çeken birkaç nokta vardı. Bunlardan biri köşke giren grubun M4A1 cinsi tüfeklerle içeriye girmiş olması, oldukça taktikli bir baskın düzenlemiş olmalarıydı. Bir başka nokta ise grubun kendilerine dair neredeyse hiçbir iz bırakmamış olmasıydı. Yine de görüntü baskın yapan gruba yaklaştırıldığında birkaçının üzerinde şu mistik kara el dövmesi göze çarpıyordu. Polisler bu dövmeyi yurtdışı kaynaklı olabilecek bir örgütün sembolü olarak belgelere geçirmişti.

Ã?ilek’in yakalandığı odada ise Ã?ilek önce onlara karşı garip bir nesne kullanmayı denemiş, bunu başaramayınca da camdan atlayarak kaçmayı denemiş fakat önce çapraz ateşe alınmış, daha sonra da onunla beraber arka bahçeye atlayan üç kişi tarafından yakalanmıştı.

Son ve önemli bir noktada, baskın düzenleyen grup Ã?ilek’in kişiler eşyalarının da yağmalandığıydı. Bu da gösteriyordu ki hedef sadece Ã?ilek değildi. Nitekim eşyalar içersinden bir kısmı ele geçirilmişti. Bunlar arasında en ilgi çekeni ise bir hükümdar asasıydı. Eski kraliyet soylularının hükümdarlıklarını simgelediği tipten, uzunluğu bir metreyi geçen asalara benzeyen gümüş bir asaydı bu. Yanı sıra pek çok kolye, değerli eşya ve kaynak ele geçiren baskıncılar bunları da yanlarına almışlardı.

Sivil Polislerden birisi ile konuşan Cem adamların kim oldukları hakkında bir bilgiye sahip olmadıklarını fakat yurtdışı kaynaklı olabileceklerini, kimliklerini araştırdıklarını söyledi.

Grup bu bilgiler ışığında köşkten ayrılırken dışarıdaki kargaşada dikkatlerini çekmemiş değildi. Bir polis memurunun, silahla kafasını patlatarak kendisini vurduğu haberi kulaktan kulağa yayılırken polis memurunun öldüğü bölge şeritlerle çevrelenmişti. Grup köşkten sessizce ayrılırken köşke gelen ambulans cesedi götürüyordu.

Erdinç, Cem ve Tevfik köşkten iyice uzaklaştıktan sonra bir inşaata girerek üstlerini değiştirdiler, giysileri ve kimlikleri inşaatta yakarken silahları inşaat kenarına açılmış bir kuyunun içersine attılar.

Erdinç tekrar Cenk İşler’e ulaşmayı denediyse de tekrar başaramadı.

Gece onlar için bitmiş sayılırdı. Tevfik’in önerisiyle üçlü lağımlara girdiler. Dar, dolambaçlı lağımda Tevfik’in sığınak bölgesine gittiler. Burada bir süre durumu kendi aralarında tartışan üçlü bir çıkış noktası aradılarsa da bulamadılar.

Üçlü için gerçektende sıkı ve endişe dolu bir gece olmuştu. Neyse ki hala hayattaydılar.

Gün doğumuna yakın bir saatte üç vampir gece olanları unutarak derin uykularına daldılar. Tüm olayların merkezindelermiş gibi görünselerde aslında neredeyse hiçbir şeyden haberleri yoktu.

Ã?ünkü üçlü, uykularına gömüldüğü saatlerde Camarilla, Sabbat baskınına uğramıştı ve İzmir’deki Camarilla sığınakları, başta İzmir Elizyum’u -Ege’nin bilinen en büyük vampir sığınağı- olmak üzere saldırı altındaydı.


************************


Kenan Yılmaz silahını Ã?ilek’in kafasına dayamıştı. Ondan konuşmasını bekliyordu. Sonra kulağına birtakım seslerin geldiğini fark etti. Boştaki elini tek kulağına götürdü, minik kulaklıktan kendisine gelen sesleri dinlemeye başladı.

-----ooo-----

“Kenan Bey, Camarilla hakkında öğrenmemiz gerekenleri öğrendik. Ã?ilek Karahan’ı serbest bırakabilirsiniz.”

“Peki efendim, siz nasıl isterseniz”


-----ooo-----

Kenan Bey ağzının hemen yanındaki minik mikrofona konuştuktan sonra başını yana yatırarak Ã?ilek’e baktı. Yüzü gözü morarmış Toreador’u acınası bir tavırla izlemeye başladı.
“Çok yazık! Konuşmayı reddediyorsunuz demek, Ã?ilek Hanım, o halde yokoluşunuzu kabulleniyorsunuz demektir!”

Alnına doğrultulmuş silahı izliyordu Ã?ilek. Yine de ağzından Camarilla’ya dair tek bir laf çıkmamıştı. Kenan Yılmaz neredeyse yarım saattir sorgulamaya devam ediyordu fakat Ã?ilek’in ağzından sadece şiirler ve şarkı sözleri çıkmıştı. Bunu özellikle yapıyordu, kendi direnci kırılmadan evvel Kenan’ın direncin kırmalıydı. Ã?ünkü öfke bir barut gibidir ve kişinin içinde tuttuğu tüm yırtıcı güçleri harekete geçirir. Ve Ã?ilek emindi ki Kenan Yılmaz içten içe onu öldürmek, yok etmek istiyordu. Ve Ã?ilek’te Kenan’ın bu ar damarına basmaktaydı. Geçen yarım saat içersinde bunu pek çok sefer yapmıştı.

Ve şimdi silah alnındaydı. Ardından Kenan Bey şöyle söyledi;

“Bana; siz yokolduktan sonra bu dünyada, geride bıraktıklarınıza neler olup bittiğinin ne önemi olduğunu açıklar mısınız Ã?ilek Hanım?”

Ã?ilek şu anda yokoluşunu kendisi için sorun olarak görmüyordu. Kendisini yakalayan bu adamların kim olduklarını da bilmiyordu ama Kenan’ın kendisine birkaç kez önerdiği ‘kurtuluş’ sözünde de herhangi bir samimiyet göremiyordu.
Bu soruya da Ã?ilek’ten cevap gelmedi. Kenan Bey açıkçası bu durumdan oldukça huzursuzlanmıştı. Boynunu hafifçe kütleten Kenan Yılmaz, adeta avucunun içersinde tuttuğu bu kadının nasıl kendisiyle dalga geçiyor olduğunu düşünmekteydi. Bu gerçekten sinir bozucuydu.

“Pekâlâ, hala konuşmamakta diretiyorsunuz demek. O halde bana başka seçenek bırakmıyorsunuz…”

Kenan Yılmaz silah Ã?ilek’in alnına dayadı. Bu esnada Ã?ilek ağzını açtı, kanayan dudaklarından dışarı şu sözler fısıltı halinde çıktı.

“Atışını bekliyorum, devam et…
Devam et ki,
Güller kan ile ıslansın.”


Dar hücrede silahın sesi defalarca yankı yaptı. Kenan Bey silahının tüm kurşunlarını Ã?ilek Karahan’ın yüzüne boşaltmıştı. O her ateş ettiğinde Ã?ilek’in suratında ayrı bir oyuk açılıyordu. Toreador’un kafası geriye yatmıştı ve kurşunlar suratına her girişinde başı ileri geri savruluyordu.

Hücrenin içersindeki müthiş yankı bittiğinde Kenan Yılmaz boynundaki mikrofona dokundu, hücrenin kapılarının açılmasını istediğini söyledi.
Birkaç dakika sonra hücrenin kapıları açıldı, içeri elleri çantalar ve malzemelerle dolu iki kişi girdi.
Kenan Yılmaz kapıdan dışarı çıkarken, iki kişi torpora girerek hareketsizleşmiş Ã?ilek’in yanına geldiler.
Birisi çantasını açıp, ince, sonda benzeri birkaç metal çubuk ve elektronik gereçler çıkardı. Diğeri de çantasından çeşitli boylarda neşterler ve medikal gereçler çıkarmıştı.

Sonra operasyon başladı…


var daha devamı...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 5 : YIKIMIN EşİğİNDE *


Onlar öyle bir zamanda gelecekler ki
~~~
Aralarından dördü ortaya çıkacak ve yükselecek
~~~
Onlar ki, Caine’in kılıcını kullanacak olanlardır.
~~~
Ve onlar vücutları kan ile sıvazlanmış
~~~
Caine’in Seçilmişlerini çağıracaklar, birer birer…
~~~
Onlar sizin toplumunuzun içine bir kurt gibi sızmışlardı
~~~
Ve şimdi, onlar sizi avlayacaklar
~~~
Ve sayısız dişleri olan, en iri, en vahşi geyikten
~~~
Yuvasında bekleyen kartala
~~~
Gözcü Kulesinde nöbet tutan gözcüden
~~~
Tahtında oturan krala
~~~
Dünyanın merkezinde bulunan ejderhaya kadar…
~~~
Hepsi yok edilecek, kurtlar beslenecek onların
~~~
Kalbinden akan kan ile
~~~
Ve onlar bununla güçlenecekler…



Konsey üyesi üç yaşlı vampir, toplantı odasının merkezine yerleştirilmiş işlemeli dikdörtgen masanın etrafına oturmuşlardı. Brujah Ã?mer Cebeci, Toreador Suzan Krueger ve Tremere Hans Schwerte. Toplantı için iki kişi daha bekleniyor olsa da henüz onlardan haber alınamamıştı. Prensin şehre şerif olarak atadığı Cenk İşler ile Inconnu Sözcüsü şeref Ã?nal... İkisininde toplantı salonunda olmaması ciddi bir eksiklikti ama bu saatten sonra toplantıya katılmaları da beklenemezdi. Ã?ünkü birazdan Prens Hakan gelecek ve toplantı başlayacaktı.

Geniş masanın üzerine, gece gelişen beklenmedik olaylar üzerine bilgilendirmeler içeren dökümanlar serilmişti. Ara ara primojen üyeleri Yaşlılar bu yazıları incelemekteydi fakat ilginç bir nokta, yaşlıların birbirleriyle asla konuşmamasıydı. Sadece birbirlerine ölçü gereği selamlarını sunmuşlardı, sadece o kadar.

Toplantı salonunun hemen arka tarafında iki dijital saat duruyordu. Soldaki Türkiye’deki saati gösterirken sağdaki saat ulusal geçerliliğe sahip Greenwich gözlemevi saatini göstermekteydi. Ve ulusal saat dilimi 02.30 u gösterirken Toplantı salonunun kapısı açıldı ve lüks siyah takım elbisesiyle Prens Hakan içeri girdi.

Uzun kıvırcık saçları başının gerisinde toplanmış olan Prens Hakan, kemerli bir buruna ve kemikli bir yüz hattına sahipti. Devamlı dik ve şüpheli bakışlarla karşısındakileri karşılayan Prens bir Ventrue’ydu ve İzmir’de Yunanalıların denize döküldüğü 9 Eylül 1922’den bu yana, yaklaşık 84 yıldır İzmir’deki Camarilla örgütünün liderliğini yürütmekteydi. Yıllar, Prens Hakan’ın konseyine yeni yaşlılar ekleyip çıkarsa da kendisi, güçlü yönetim anlayışıyla hala konseye liderlik etmekteydi. Yaşlılar arasında zaman zaman onun hakkında İzmir’deki Camarilla toplumunu ve Ege’deki güç dengelerini iyi kontrol edemediği sözleri yürüyüp gitse de, Prens iç ve dış sorunlara zamanında müdahale ederek, söylentilerle, çatışmalarla, rekabetlerle ve kişisel garezlerle çalkalanan vampir toplumunu bir arada tutmayı başararak yönetici gücünü ortaya koymaktaydı. Bu çarpışmalarda kazanan ve kaybeden taraf her zaman olurdu. Vampir toplumunun bir kısmı hep eksilirdi ama Prens Hakan’ın en tahammül edemediği olgu güç kaybıydı ve Camarilla’nın güç kaybına uğramaması onun için her zaman öncelik verilmesi gereken meselelerin başında gelirdi. Bu sebepten ötürü Prens, çatışmalar esnasında insiyatifini hep güçlü olandan yana kullanırdı. Bu sayede Prens Hakan, yönetim gücünü yıllar geçtikçe daha da sağlam temellere oturtmuştu. Yine de etrafındakilere gerektiğinden fazla güvenmek niyetinde olmayan Prens, etrafındakilere daima şüpheyle bakar ve onların açıklarını kollardı. Ã?ünkü aynılarına zaman zaman kendisininde maruz kaldığını –ve kalacağını- biliyordu. Ne de olsa içersinde ince hesapların döndüğü uğursuz bir toplumun başında olmak şüphe ve dikkati bir gereksinim haline getiriyordu.

Prens klasik bir seremoniyle primojen tarafından karşılandı. Her toplantıda olduğu gibi, önce Yaşlılar ayağa kalktılar, sırayla Prens’in önünde eğilerek ona saygılarını ve selamlarını sundular. Sonra, Ege'nin ve İzmir'in liderine bunu sembolize eden "Hükümdar Asasını" takdim ettiler.

Hükümdar Asasını alan Prens birer birer masaya yerleşen primojen üyelerine baktı. Cenk ile şeref yoktu. Toplantı ölçüleri gereği bu saatten sonra gelselerde toplantı salonuna alınmayacaklardı. Açıkçası bu durum Hakan için çokta üzerinde düşünülecek bir durum değildi. Prens, belli kıstasları olan birisiydi ve bu kıstasları harcayacak kimselere karşı müsamaha gösterecek birisi değildi. İçinde bulundukları durum ne olursa olsun...

“Bu gece burada olağanüstü toplanmamızın sebebi, birkaç gündür gelişen beklenmedik olayların denetimden çıkması ve bizlere yönelik bir tehdit haline gelmesidir.
Toplantı konumuz ise mevzubahis dış güçlerin kimler ve hangi dinamiklere bağlı oldukları bağlamında içinde bulunduğumuz beklenmedik ve olumsuz duruma karşı gerekli alınabilecek olası önlemleri ve harekâtları belirlemektir.

şimdi önümüzdeki veriler ve bize yönlendirilmiş olası tehditler doğrultusunda tartışmaya başlayabiliriz.”


Prens Hakan sözlerini bitirdikten sonra Yaşlılar birbirlerine baktılar.

Ardından dökümanların bir kısmını elinde tutmakta olan Toreador Suzan Krueger, primojen adına Prens’ten söz hakkı istedi.

Prens Hakan Suzan Kueger'in 'primojen adına' söz istemesini önce garipsedi, ardından eliyle bir onaylama işareti yaptı. Ve keskin bakışlarının altında dikkatlice Toreadoru dinlemeye başladı...

"Saygılarımla sözlerime başlamak istiyorum Prens Hakan.
İçinde bulunduğumuz olumsuz durum üzerine elbetteki tartışmalıyız. Fakat bizim öncelikli önerimiz, nasıl böyle olumsuz bir durumun içine düşmüş olduğumuzun tartışılmasıdır."


Prens Hakan şüpheli gözlerle üç Yaşlının yüzlerini inceliyordu şimdi. Hepsi ayrı ayrı durmuşlardı akat yüzlerinde kararlı bir ifade vardı. Açıkçası bu üçlü ilk kez bir konu hakkında bu denli kararlı biçimde uzlaşma içersindeydi. Ve bu, Prensin huzursuzlanmasına sebep olmuştu.
Sonra Prens ağır ağır ayağa kalktı. Başı hafif yan yatmıştı ve Suzan Krueger'i kesiyordu. Sözlerini kendi kafasında tartıyormuş gibi bir süre bekledi. Prens, gereksiz sözcükleri ağzına almayan bir konuşmacıydı. Konuşmalarında herhangi bir biçimde samimiyet gözlenmezdi, dilinin güzel kelimeler sarfetmekten uzak bir yapısı vardı. Fakat söylediklerini kavrayabilmek içinde ciddi anlamda düşünmek gerekirdi, bu yüzden akıcı konuşmaz denebilirdi.

Ve şimdi de Prens durumu akılnda tartarken diğer üçlü, ağızdan çıkacakları bekliyorlardı. Ve biraz sonra beklenen konuşma yapıldı.

"Ã?yleyse öncelikle nasıl böyle olumsuz bir durumun içine düşmüş olduğumuzu tartışacağız. Söz sizdedir."

Sözlerini bitiren Prens dik bir şekilde koltuğuna oturdu. Ellerini göğsünde birleştirdi ve Yaşlıları izlemeye devam etti. Onun bu bakışları ciddi biçimde psikolojik baskı teşkil ediyordu.

Ve işte şimdi Yaşlılar içinde Prens içinde gece başlıyordu.

Prens, daha başlarken bu gecenin beklenenden uzun geçeceğini anlamıştı...
Last edited by Eldarin_ on Sun Sep 17, 2006 1:04 am, edited 1 time in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 5 : YIKIMIN EşİğİNDE **

Onlara baktım, sanki savaşın kollarına düşmüşlercesine
~~~
Katliamın ve çığlıkların ortasındalarmışçasına
~~~
Tenlerinde diken dolu çiçekler açarken
~~~
Kan kırmızı güllerin arasında yaralandıklarını gördüm
~~~
Onları öksürürken duydum, sanki dilleri sürçmüştü
~~~
Onların mırıldandıklarını duydum, sanki yalan söylüyorlardı
~~~
Onların ürkek dualarının duyunca ise, o dualar yerini gevelemelere bıraktı
~~~
Ve sonunda ölerek, sonsuz sessizliklerine gömüldüler


Garnet Rogers “One Bullet (Left For Me)”




Prens toplantıya başladığı sıralarda şerif Cenk İzmir Yolu çıkışına yeni varmıştı. 5 kilometre kadar bir mesafeden sonra şehre varmış olacak İzmir şerifi hız sınırında ilerlemekteydi. Bu saatte yollar genelde bomboş olurdu ve boş yollar asfalt yakmaya birebirdi.

Tüm bu olan bitenlere kesin bir anlam veremiyordu Cenk. İzmir’de bir Sabbat varlığı mevcuttu evet, ama bunun kaynağı nereden geliyordu, nasıl bunca zamandır bundan haberleri olamamıştı. Erdinç’in söylediğine göre Mumcu tarafından bir Rum kilisesine konuşlanmışlardı ki bu en iyi ihtimalle birkaç haftalık zaman demekti. Olanlara anlam vermek imkânsızdı, yanı sıra çözüm yolları da kısıtlı görünüyordu. Eğer bahsi geçen Sabbat kuvvetleri İzmir’e girmişlerse Cenk için çözüm yolu tekti ve basitti.

Onlarla çarpışmak…

----------ooo----------
“Size yaklaşan Opel’in plaka numarası 35 FC 4386. Aradığımız plaka numarası bu. Aracın peşine takılın, bizde buradan harekete geçiyoruz, tamam.”

“Anlaşılmıştır, tamam!”

----------ooo----------

şerif Cenk karmakarışık düşüncelerle arabasını sürmeye devam ederken yan şeritten bir cipin onun bulunduğu tarafa doğru hızlanarak geldiğini gördü. Cenk bakışlarını tam kendi önüne çevirmişti ki aniden beklenmedik bir şey oluverdi!

Hemen sağından geçen üstü açık cipin arkasından bir flaş bombası tam onun arabasının yakınına gönderilmişti!

Cenk’in gözleri bembeyaz ışıkla doldu, direksiyon kontrolünü kaybetti. Arabası şeridin sağındaki korkuluklara çarparak yoldan çıktı ve toprak yolda paldır küldür ilerlemeye devam etti.

“Lanet olsun!”

Cenk tekrar gözlerini açıp aracın kontrolünü eline aldığında ağzından çıkan tek söz buydu. Opel marka araba taşlı topraklı inişli çıkışlı yolda ilerlerken, Cenk arabanın sol camından cipe baktı. Cip şerit değiştirip onun bulunduğu tarafa yaklaşmaktaydı.

Sonra Cenk’in arabasına ateş açılmaya başlandı. Ama bu ateş geriden değil önden geliyordu. Başından beri yol kenarında farları kapalı bekleyen bir araç şimdi harekete geçmişti işte. Tıpkı ilki gibi arkası açık olan bu cipin gerisine yerleştirilmiş bir ağır makineli tüfekten, Cenk’in arabasına kurşun yağmaya başladı. Bu sırada cip de, Cenk’in önünü kesecek biçimde ona yaklaşmaktaydı.

Cenk arabasıyla kurşunlara karşı korumak amacıyla sağa dola manevralar yaparken bir taraftanda yanındaki koltuğu geriye doğru itti, koltuğun altında bir yığın silah ve patlayıcı vardı. Cenk bu silahları üzerine almaya başladı. Ã?te yandan da yalpalayan aracını kontrol etmeye uğraşıyordu.

şimdi karşıdan gelen cip, Cenk’in gidiş yolu üzerine varmıştı ve aracın arkasına oturtulmuş mitralyöz Cenk’in arabasına tam karşısından kurşun yağdırmaktaydı. Kısa süre içersinde önü ve yanı, sıra sıra kurşun delikleriyle dolmuş olan Opel marka arabanın sol tarafı yediği kurşunlardan ötürü adeta bir kâğıt gibi içe doğru büzülmüştü.
Bu sırada arkadan gelen cipte dik bir şekilde Cenk’e doğru yaklaşıyordu. Arabanın kenarından iki kişi çıkmıştı ve ellerinde M4A1 makineli tüfekleri ile Cenk’in arabasına arkadan kurşun boşaltıyorlardı.

Cenk önlü arkalı sıkıştırıldığı bu iki cipin aralarından sıyrılmalıydı. Bunun için Cenk aracını önce sağa doğru kaydırdı, ardından direksiyonu sola kırarak tekrar asfalt yola çıkmaya uğraştı. Arabasının içersinde geçirecek fazla zamanı olduğunu düşünmüyordu, zira kurşun yağmuruna biraz daha maruz kalırsa Cenk, arabayla beraber havaya uçabilirdi.
Opel önce sağa doğru bir açı ile ilerlemeye başlarken, direksiyon hızla sola doğru kırıldı ve araç taşlık yolda birkaç esnek zıplayış yaptıktan sonra tümsekten yükseldi ve güçlü bir şekilde sarsılarak asfaltın üzerine indi. Amortisörler arabayı birkaç kez yaylandırdı ve sonra zorlukla asfaltın üzerinde tutmayı başardı.

Arkadaki aracın kenarlarından sağlı sollu ateş açan ikilinin şarjörleri şimdi bitmişti. Sonra cip asfalt üzerinden hızla Cenk’in arabasına yaklaşmaya başladı. Bu esnada cipin arkasındaki iki eleman ellerine birer Uzi almıştı.

Ardından cip hızla Opel’e yaklaşmaya başladı…

Taşlık arazide kalan cip, Cenk’in ani ve dik manevrasına biraz sonra ancak karşılık verebilmişti. Araç tozu dumana katarak sağ tarafa ivmelenerek Cenk’in arabasını önce sağ çaprazına aldı, ardından taşlık arazide asfalta çıkmadan Opel’e yandan yaklaşmaya devam etti.
Cenk’in aracı asfalt üzerinde ilerlemekte olukça zorluk çekiyordu. Nitekim sağdan ve arkasından gelen cipler onun aracına hızla yaklaşmaktaydılar. Cenk’in aracının kasası ağır hasarlıydı ve lastikleri de patlamıştı. Cenk arabayla daha fazla ilerleyemezdi.

Ve taşlık yoldan gelen cip birazdan tekrar Cenk’in arabasına varmıştı. Mitralyöz yeniden kurulmuştu ve Opel ile aralarında yeterli mesafe olduğu düşünüldüğünde silahtan çıkak kurşunlar gene yağmur gibi Cenk’in üzerine boşalmaya başladı.

Fakat bu sefer saldırı sırası Cenk’teydi. Sağından gelen cip ona yandan yaklaşırken Cenk el bombasının pimini çekmişti. Belinin sağına ve soluna birer Uzi yerleştirmiş olan Caitiff yanına bir el bombası daha almıştı. Aracının sağ tarafınında tıpkı sol tarafı gibi kurşunlarla eğilip büzüldüğünü fark eden Cenk sol kapıyı parçalayarak tek elini arabanın tepesine yerleştirdi. Buraya hızla asılarak birkaç saniye içersinde Opel’in tepesine çıkmayı başardı. Kontrolsüzce yalpalamaya başlayan aracın tepesinde ayakları üstünde eğilmiş olan Cenk elindeki pimi çekilmiş el bombasını doğruca ileriye, mitralyözün üzerine kurulmuş olduğu cipe fırlattı, ardından arkasını dönerek hareket halindeki aracın tepesinden asfaltın sol tarafına atladı.

Brrrrrrrrrrrrrrrroooooooooooommmmmmmmmm!!!

El bombasının isabet ettiği cip büyük bir gümbürtüyle havaya uçarken cipten dört bir yana alevler ve şarapneller saçılmıştı. Cenk ise asfaltın kenarına atladıktan sonra uzunca bir süre asfalt üzerinde taklalar attı, ardından sol şeritten aşağı 2 metre kadar yuvarlanmaya devam etti. Bu esnada arkadan gelen cipte öndeki kontrolsüz Opel’e soldan çarptı. Opel tersine yuvarlanıp asfalt üzerinde demir bir para gibi müthiş bir hızla dönerken, cip gazı kökleyerek hızla yoluna devam etti.

Bir süre sonra Cenk elinde yeni bir el bombasıyla asfaltın kenarına doğru yaklaştı. 500 metre kadar ilersinde kendi aracı ters dönmüş vaziyette durmaktaydı ve darmadağın olmuştu. Ã?bür şeridin gerisinde ise patlamış olan cipin bulunduğu yerden dumanlar gece karanlığına karışıyordu. Etrafta sessizlik hâkimdi.

“Kaçmış şerefsizler! Kaçmasaydılarda onlara da gösterseydim dünya kaç bucakmış!” dedi Cenk derinden gelen tok sesiyle. Canavarın Gözleri ile bir süre etrafı izleyen Cenk Yükseltilmiş Hissiyatı ile etrafta kendisinden başka herhangi birinin bulunup bulunmadığına baktı. Hayır, yol bomboştu, yolun çevresi de öyle…

Cenk eline Colt Commando silahını aldı, patlamış cipe doğru yaklaştı. Cipten neler arta kalmıştı görmek istiyordu.
Cipin yanına gittiğinde Cenk’in bulabileceği kayda değer pek bir şey kalmamıştı. Cipin içinden kendisine ateş edenler cipin patlamasıyla metrelerce öteye parçalanarak savrulmuş olmalıydılar. Yine de erimiş metal ve yanmış et kokusu birbirine karışmaktaydı.

Cenk vakit kaybetmeden olay mahallinden ayrıldı. Yoldan geçen sıradan bir aracın sahibiyle konuşarak onu İzmir’e götürmesini istedi.

Kaçan ikinci cip ise Cenk’in peşini bıraktıktan sonra kendilerine verilen ikinci emir üzerine İzmir’e girmiş ve Ã?iğli tarafına yönelmişti…
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 6: EN UZUN GECE*

Yeni bir binyıla adım atarken dünyamızı görüyorum. En adi köleyi sömürürmüşçesine tükettiğimiz dünyamızı... Bir eşi veya benzeri olmayan dünyamızın çırpınışını görüyorum ve ağlıyorum. İzmir'ime bakıyorum; artık üzerindeki beton yığını, insan acısı, ve açgözlülüğü yüzünden beli kırılmış, yüzü çamur ve pislik içinde, ağaçları asit içip zehir soluyor,denizleri çamurdan, insanları küskün İzmir'im.Anadolu'ma gidiyorum... Miraslarımızın, hatıralarımızın ne kadar umursamazca, ne kadar aşağılıkça kenara atılıp unutulduklarını görüyorum.
Umursamazlık...Ne olduğunu çok iyi bildiğimi sanıp anlamını henüz yeni öğrendiğim kelime; şimdiki insanların sahip olduğu yegane erdem umursamazlık. Ve bu, yokoluşun ilk adımıdır...

Murat Cengiz - Meryem Ana Chantry - Dreamspeaker





“Bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadım sayın primojen üyeleri. Bu olumsuzlukların benim yönetimimle ne gibi bir ilgisi var daha detaylı açıklayabilir misiniz?”

Prens saygın konuşma stilini koruyor olsa da şimdi oldukça sinirlenmişti, ciddi anlamda gergindi. Ã?nce Suzan Krueger onun hakkında iğneleyici sözler sarfetmiş, ardından Ã?mer Cebeci ve Hans Schwerte’de tüm bu olaylardan Ventrue Hakan’ı suçlayıcı konuşmalarda bulunmuşlardı. Genel olarak Sabbat aktivitesi ile Prens Hakan’ın son dönem siyaseti birbirine bağdaştırılıyordu. İzlenen tutumun bu sonuca zemin hazırladığı söyleniyordu. Nitekim Prens Hakan 90’lardan sonra yönetimsel iktidarını sağlama alabilmek için primojeni iyice kendisinden uzaklaştırmış, yönetim içersindeki kararlarda da dikbaşlılığını ve geri atmazlığını korumaya devam etmişti. Primojenin eleştiri konusu ise kendilerinden bağımsız verilen yönetim kararları ve bu kararların ardında yatan sebeplerdi. Primojen üyeleri kendilerine sorulmadan verilmiş kararları sorgularkende bunu Sabbat’ın İzmir’de yeniden baş göstermesine bağlıyorlardı. Ama Hans Schwerte’nin son sözü konseyi iyice germişti. Ã?yle ki, ölüm sessizliği bir kefen gibi masanın etrafını sarmıştı.

“Sanırım artık bazı işleriniz bu konsey üyelerince bilinmeli yahut olanlar temiz bir dille en yakın zamanda Justicar’lara aktarılmalı…”

Bu ne cüret!

Prens Hakan dik bakışlarını Tremere’in üzerinden çekmemişti henüz. Sözler bitip Hans Schwerte yerine oturmuş olsa bile Ventrue onu izlemekteydi.

Beden dili, Ventrue Hakan’ın genelde tercih etmediği bir yoldu aslında. Ama uzun bir sessizlik ve bekleme sürecinden sonra Prens Hakan’ın, işaret parmağını Tremere Hans Schwerte’e uzatması Yaşlıların dikkatini çekmişti. Kızgınlık, Ventrue’nun yüzünden okunuyordu. Ve Prensi bu haliyle karşılamak Yaşlıların hiç mi hiç hoşuna gitmemişti, nitekim tedirginlik yüzlerinde okunuyordu. Prens şiddetli bir şekilde sözlerini sarfederken ses kuru ve acımasız bir şekilde boğazından çıkmaktaydı.

“Hesaplaşmak istiyorsanız…” dedi Prens ıslıklı bir sesle fısıldayarak, sonra bu ses kuru ve şiddetli bir şekilde yükselerek devam etti;
“…Hesaplaşırızda… ”

Prens elini Yaşlı Tremere’e doğrultmuş işaret parmağını ona doğru sallamaktayken konferans odası bir sarsıntı yaşadı. Tavandaki floresan bir anlığına söndü, ardından tekrar yandı. Titrek ışık huzmelerini odaya yaymaya devam etti…
Primojen ve Prens bir an tekrar birbirlerine baktılar. Bu sefer bakışlarında birkaç dakika öncesine kadar taşıyor oldukları şiddetli ve anlamlı bakışlar yoktu. Ne olduğu hakkında hiçbirinin bir fikri yoktu.

Bu sırada kapı aniden açıldı, içeri zırhlı Camarilla güçleri girdi. şerife bağlı askerlerdi bunlar. Temel olarak İzmir’i her türlü tehdide karşı korumakla görevlendirilmişlerdi. Camarilla camiası onları “Kırbaç” olarak tanımlardı.

Camarilla güçleri içeri girer girmez Primojenin ve Prens’in etrafını sarmışlardı. Bu esnada Prens’te dâhil olmak üzere herkes ayaktaydı.

“Elizyum saldırı altında efendim”
dedi boyu ikibuçuk metrenin üzerinde olan asker. Diğerlerinin arasında atletik vücudu ve devasa bedeniyle direkt dikkat çekmekteydi. Doğu’dan başkası değildi bu. Bir Brujah’tı…

Prens keskin gözlerle karşısındaki devasa vampire odaklanmıştı. Ã?nce bir şeyler söylemek istercesine ağzını açtı ama ağzından hiçbir söz çıkmadı. Kapıyı arkasına alana değin bir tur döndü, sonra konuştu;

“Elizyum’daki herkesi sığınaklara yerleştirin. İkinci bir emre kadar kimse sığınaklardan dışarı çıkmasın. Ayrıca savunma sistemlerini harekete geçirin. 15 dakikaya kadar Komuta Odasında raporlarla beraber seni bekliyorum Doğu!”

Doğu başını evet anlamında salladı, ardından diğerleriyle beraber hızla odadan ayrıldı. Bu esnada Prens Yaşlılara dönmüştü.

“Raporlarla beraber kısa bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra yarım saat sonra sizinle tekrar olağanüstü toplanacağız.”

Prens başka bir şey söylemeden kapıdan dışarı çıktı. Camarilla güçlerinin konvoyuyla beraber komuta odasına doğru yol aldı…
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

KISIM 7: İZMİR’İN DÃ?şÃƒ?şÃƒ? VE…



Primojen toplantısında alınan kararlar;

—Sabbat güçlerine karşı ikinci bir saldırı düzenlenmeyecektir.
—Elizyum sığınaklarındaki bütün Camarilla üyeleri gizli çıkışlara yönlendirilerek helikopterlerle Selçuk Yedi Uyurlar’daki gizli sığınaklara taşınacaktır. Bu süreç içersinde üçüncü tip savunma sistemlerinin Sabbat güçlerine karşı tetiklenmesine devam edilecektir.
—İkinci tip savunma sistemleri harekete geçirilerek Elizyum’un Camarilla’ya özel bilgilerinin arşivlendiği noktalar yok edilecektir.
—Elizyum dışında sığınaklarında bulunan üyeler, bizzat Camarilla güçlerince bulunacak, Yedi Uyurlar’daki sığınaklara getirilecektir.
—Sabbat güçlerine karşı yeni bir saldırı planı hazırlanacaktır. Harekât, Yedi Uyurlar sığınaklarına geçişten sonra Prens ve şerif’in insiyatifleri ile uygulanacaktır. Saldırı için gereken süreçte ve hazırlık döneminde Primojen, yetkilerini resmi olarak Prens’e bırakmıştır. Prens ise Yaşlılara gerekli yöneylem raporlarını sunmakla yükümlüdür.




Prens’in sığınaklara geçişten sonra aldığı ilk kararlar(Gizli ve Gayriresmi);

—Almanya Berlin’de bulunan Justicar’a durum hakkında genel bir bilgilendirme raporu gönderilerek kendisi Türkiye’ye çağrılacaktır.
—Saldırı öncesinde ve saldırı esnasında tutum ve davranışlarından şüphelenilen Camarilla üyeleri bir sonraki gece sorgulanacaktır.
—Primojen üyelerinin olaylar ile ilgilerinin olup olmadığı araştırılacaktır. Ayrıca İzmir’deki geçmişleri, pozisyonları hakkında detaylı bilgilendirme raporları oluşturulacaktır.
—Eski İzmir öncelikli saldırı noktalarımızdan biri olmayacaktır.




Prens’in sığınaklara geçişten sonra aldığı kararlar(Resmi);

—İzmir’deki Sabbat yoğunluğu araştırılarak, lokasyonlara bağlı raporlar çıkarılacak, öncü kuvvetler ani baskınlarla semtler üzerindeki temel bölgeleri ele geçirmeye çalışacaktır.
—Birinci tip savunmayı harekete geçirmek üzere üç gece sonra, Elizyum’a gizli bir baskın yapılacaktır.
—Bir grup araştırma görevlisi Yedi Uyurların diğer katları üzerinde araştırmalar yapacaktır, gerekli noktalar Camarilla güçlerince tutulacaktır.




~~~ SON ~~~
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Böylece İzmir'deki vampir camiası apayrı bir yola sürükleniyor...

Hikayeye burada son veriyorum aslında ama aslında bu bir son değil başlangıç elbette ki. Bundan sonraki kısımda daha dönen birsürü mevzu var. Fakat bunları artık daha fazla yazma gereği duymuyorum. İzmir'de hazırladığımız ve oynadığımız Suç ve Ceza LARP ına katılanlar gerisi hakkında fikir sahibiler zaten. Onun da ötesi var elbette, onu da bir kısmını İzmirli birkaç arkadaş biliyor zaten... Onlarda anlatırlar, eğer bunu isterlerse tabii...

Buraya serinin tümünü pdf olarak atıyorum, WoD severler için güzel ve farklı bir tat olmuştur umarım İzmir by Night.

Okuyan ve okuyacak olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Eleştiri ve yorumlarınızı mail adresime veya özel mesaj olarak bana gönderebilirsiniz.

Herkese iyi eğlenceler,


İZMİR BY NIGHT PDF DÃ?KÃ?MANI;

http://www.geocities.com/frplibrary/izmir_by_night.pdf
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Hikayenin bitmesi ve Eldarin'in isteği üzerine başlık kilitlenmiştir.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest