Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Celdar yarasını fazla kötüleştirmeden palasını kapıp ayağa fırlamayı başarmıştı. Beklentisinin ötesinde, diğer iki atlı da o vurulduğu sırada yanından geçmişti ve şimdi iki süvari grubu da geri dönmekteydi. Ama kötüsü, Celdar sırtını duvara dayadığında dört süvari de hızlarını kesmeye başlamışlardı. Sadece birkaç saniye sonra atlar Celdar’dan birkaç metre ileride yavaş yavaş ilerliyor ve onun çevresini sarıyorlardı. Dördünün de mızrağı Celdar’a çevrilmişti. O sırada ortadaki süvarilerden birisi yine bağırdı. “Oren adına emrediyordum, teslim ol!”

O sırada Celdar’ın kulağına bazı zırh sesleri çalındı uzaktan. Girişi bekleyen nöbetçiler de koşarak yaklaşıyorlardı. Ama zırhlarının ağırlığı sebebiyle gelmeleri biraz zaman alacaktı şüphesiz.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Tapınak şövalyesi kılıcının ucunu yere sapladı ve kabzaya yaslandı. Derin, sıkıntılı bir nefes aldıktan sonra bezmiş bakışlarla devam etti. “Bak, savaşçı, Sorpigol’e yeni geldiğin belli. Aksi takdirde Sorpigol şövalye Karargâhı’na üstlerden birinin izni olmadan Oren Tapınağı’na mensup olmayan hiç kimsenin giremeyeceğini bilirdin. Evet, yanlızım, çünkü arkadaşlarım ve ben bu adamın arabasını durdurduğumuzda askerlerini üzerimize saldı. Askerlerini etkisiz hale getirdiğimizde de onun peşine düşüp ayrıldık.” şövalye bir an sessiz kaldı ve buz gibi bakışlarla Gredix’in kollarındaki adamı süzdü. “şanslı olan bendim ki onu buldum. Diğerleri hâlâ onu arıyor olmalılar. şimdi...” dedi tekrar doğrularak ve kılıcını yerden kurtarıp elinden sıkıca tuttu. “Nereden gelirsen gel, savaşçı, bu şehre girdiğin anda bu şehrin kanunlarına uymak zorundasın, aksi takdirde sen de adil bir şekilde yargılanır, ve cezanı alırsın. Bana verilen yetkiyle bu adamı tutukluyorum savaşçı. Eğer bana engel olmaya kalkarsan, suçluya yataklık etme suçundan seni de tutuklamak zorunda kalacağım. Görmüş geçirmiş birisine benziyorsun ve muhtemelen senin gibi pek çok savaştan çıkmış birisi için böyle bir suçlama oldukça onur kırıcı olur. Bu yüzden konuyu daha fazla uzatmayıp suçluyu bana teslim et!”

Gredix’in kollarındaki şişman adamın titremeleri bir kat daha arttı. Artık durmadan fısıldıyordu. “Yalvarırım.. Ben bir şey yapmadım.. Beni öldürecekler.. Yalvarırım koru beni.. Beni öldürecekler..”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Adam birkaç saniye hiç hareket etmeden durdu. Sonra omuzlarını silkti. “Ben de senin gibi şehre yeni geldim. Oren Tapınağı’nı kendin bulmak zorundasın. Ama eğer onlara düşman bir inanış içindeyse, pek hoş karşılanacağını sanmıyorum.” dedi. Atının dizginlerini eldivenli eliyle kavradı tekrar. Pelerinin başlığı tuhaf bir hareketle hışırdadı. Muhtemelen başıyla selam vermişti. “İyi şanslar yolcu. Sorpigol’de çok dikkatli ol. Orası, keşişler için bile oldukça tehlikelidir.” dedi Murdoc’a ve atının dizginlerini şaklattı. At, aynı mekanik hareketlerle, gayet yavaş bir tempoda ilerlemeye başladı. O sırada Murdoc, atın vücudunda ufak ufak yaraların bulunduğunu, belli bölgelerin ise çürüme safhasından geçtiğini, fark etti. Derisi oldukça gergindi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
demarch
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 63
Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
Contact:

Post by demarch »

Lord Necros wrote:Celdar yarasını fazla kötüleştirmeden palasını kapıp ayağa fırlamayı başarmıştı. Beklentisinin ötesinde, diğer iki atlı da o vurulduğu sırada yanından geçmişti ve şimdi iki süvari grubu da geri dönmekteydi. Ama kötüsü, Celdar sırtını duvara dayadığında dört süvari de hızlarını kesmeye başlamışlardı. Sadece birkaç saniye sonra atlar Celdar’dan birkaç metre ileride yavaş yavaş ilerliyor ve onun çevresini sarıyorlardı. Dördünün de mızrağı Celdar’a çevrilmişti. O sırada ortadaki süvarilerden birisi yine bağırdı. “Oren adına emrediyordum, teslim ol!”

O sırada Celdar’ın kulağına bazı zırh sesleri çalındı uzaktan. Girişi bekleyen nöbetçiler de koşarak yaklaşıyorlardı. Ama zırhlarının ağırlığı sebebiyle gelmeleri biraz zaman alacaktı şüphesiz.
"Ellerinde mızraklarla duran atlılar.. Çok zor olmasa gerek" diye düşündü Celdar. Sonuçta başka silahları olsa bile mızrakları atıp kılıç çekmeleri Celdar'a büyük bir zaman verirdi. Palalarını hafifçe aşağıya indirdi. Hareketleri tehdit gibi görünmemeliydi ki son anda onları gafil avlayabilsin. Atlıların arkasındaki yola baktı. Hemen daha dar bir sokak bulup ona dalmalı ve arkasından atlıların gelme şansını ortadan kaldırmalıydı. Aynı zamanda diğer askerler de yaklaşıyordu. Bu da o sokağı olabilecek en hızlı şekilde bulmasını zorunlu kılıyordu. Kafasındaki plan belliydi. Duran bir atın üstünden mızrak savurmak hem gülünç hem de etkisizdir..Ancak o atın üstünde duran adam ve atın kendisi saldırılara açıktır. Mızraklar kendisine çok da fazla yaklaşmadan ortalarından geçecek, geçerken de sağındaki ve solundaki atların bacak ile göğüs arasında bir hizaya kılıçlarını savuracaktı. Sağındaki ata sağ palasını soldakine de sol palasını..Planın sonraki kısmı ise kılıçlarının o atları ne kadar yaralayabileceğiyle ilgiliydi.Eğer iki atı birden yere yıkacak kadar güçlü darbeler koyabilirse diğer atlara da saldırıp çıkan kargaşada tüyecekti. Ancak çok da güçlü darbeler indiremezse bu sefer aynı atların arka bacaklarına doğru hamle yapıp gelebilecek çiftelerden sakınacaktı. Atlar olmazsa süvariler de koşmak zorunda kalırdı.. Celdar koşabilirdi. Dayanıklı yapısı onu bu yarışta favori yapardı. Ancak atlar can sıkan ayrıntılardı ve bu pürüzün giderilmesi gerekliydi..
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
Murdoc
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 227
Joined: Tue Jun 27, 2006 10:00 am
Location: İzmir - Karşıyaka
Contact:

Post by Murdoc »

Murdoc adamın dediklerini düşündü; Sorpigol keşişler için bile tehlikeliyse o zaman nasıl birilerine güvenip Oren Tapınağı'na varacaktı?Ya da daha önemlisi Oren Tapınağı'na ters düşersem...Ben zaten tüm inanışlara ters düşüyorum."Tanrılar çok güçlüymüş"heh saçmalık.O kadar güçlülerse neden bu kadar fazlalar?En güçlü olan diğerlerini yok etsin.
Ama asıl sorun şu ki onların inanışı neydi?Bu soruların cevabını öğrenmenin tek bir yolu vardı;bir şekilde Oren Tapınağı'na ulaşmak.
(<>_<>) -V ----- - ------I .....l l .J..( ) '''...J L Ben dostum. Ne kadar inandırıcı geldiyse!
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus kapıyı aralar aralamaz tam burnunun önünden bir baltanın keskin ağzı geçti ve koca bir böğürtüyle önündeki iri şekil ileri doğru saldırdı. Aniden gerçekleşen bu şeyin etkisiyle Estalus bir anlığına donakalıp, şaşkın şaşkın önünde olan biteni izlemeyi başarabilmişti ancak.

Estasbin öfkeli böğürtüsüyle hanı inleterek iki koca adım attı ve baltasını, son anda tuttuğu adamı bir köşeye fırlatıp kalkanını kavrayan şövalyenin üzerine var gücüyle indirdi. Balta, kalkanla çarpıştı ve ortaya kıvılcımlar saçtı. şövalye kendisini kurtarmayı başarmıştı, ama darbenin şiddeti yüzünden hafifçe inledi ve dizlerinin üzerine çöktü. Baltayı daha fazla tutamayacağını anlayan şövalye, bir haykırışla diğer elindeki kılıcı, Estabin’in bacağına sapladı. (Estabin--> 9 damage) Bacağına saplanan kılıcın acısıyla bir an dengesini kaybeden Estabin, dengesini sağlamaya çalışırken baltasıyla uyguladığı basıncı azaltmak zorunda kaldı. Bunu fırsat bilen şövalye yeniden haykırarak kalkanını ittirip Estabin’in baltasını geriye ittirdi ve doğrulup kılıcını Estabin’e doğru savurdu, ama Estabin’in zincir zırhı hasarı büyük ölçüde engelledi. (Estabin--> 5 damage)

Elrach, beklediği dostunun hana bu kadar uygunsuz bir anda gelmesi üzerine bir an küfretti. Estabin durumu görünce muhtemelen şövalyelerin ona saldırdığını sanmıştı ve doğrudan en yakınındaki şövalyeye baltasını indirmişti.

şövalyenin bu ani saldırıyı zar zor savuşturduğunu gösteren diğer iki şövalyeden, Elrach’ın sağında olanı, Estabin’in soluna, Elrach’ın sağ tarafına doğru ilerleyerek barbarı kıstırmayı amaçlarken, diğeri kılıcını Elrach’ın boğazına doğru tuttu. “Sakın kıpırdama.” dedi usulca. Gözleri bir dövüşe, bir de Elrach’a bakıp duruyordu.

Mathan, içeri giren adamın aniden onu buraya getiren tapınak şövalyelerine saldırdığını görünce birkaç adım geriledi. O kadar ani olmuştu ki bu saldırının neden ve nasıl olduğunu bile çözememişti. Adam kapıyı açıp içeri girmiş ve bir anda şövalyenin üzerine çullanmıştı. Üstelik yanında bir de çocuk vardı.

Mathan, çocuğun koşarak hanın öbür ucuna korku içinde çekildiğini görürken, şövalyelerden bir diğerinin de bu tuhaf adamı kıstırmak için harekete geçtiğini fark etti. şövalyenin kolunu kavrayıp saldırınca bıraktığı adam, koşarak merdivenlere yöneldi ve üst kata fırlamıştı. Bir de...kapıda bir başka adam daha? Han böyle bir kavga sırası için biraz fazla uğrak gibiydi. Ã?nce şövalyeler, sonra bu vahşi adam, şimdi de bu yeni yabancı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Celdar’ın gözleri hızlıca etrafı taradı ve en yakın sokağın on beş metre ileride, sağa sapan, dar bir ara sokak olduğunu gördü. Oraya koşması intihar olurdu, zira atlılar ona yetişirdi. Ama eğer atları devre dışı bırakabilirse...

Palalarını alçakta tutarak yavaş yavaş süvarilere yaklaşmaya başladı. Hareketlerini teslim oluyormuş gibi göstermeye çalışıyordu. Süvarilerin üç tanesi bu durum karşısında rahat birer nefes vermişlerdi. Ama birisi hâlâ gergin duruyordu. Celdar, diğer üç süvariden ikisine yaklaştıkça, öbürküsü de gittikçe geriliyordu. Artık süvarilerle Celdar’ın arasında sadece birkaç adım kalmıştı ki...

“Silahlarını yere at!”

Kahretsin! O atlı bunu yutmamıştı. Artık duracak zaman olmadığını fark eden Celdar, palalarını aniden kaldırdı ve süvariler bir şey yapamadan palalarını çevirerek atlara saldırdı. Sağ elindeki pala, tam hedeflediği yere saplandı ve at acıyla kişneyerek şaha kalktı. Üzerinde oturan şövalye, hafif bir çığlık atarak bu ani hamle karşısında yere yıkıldı.

Lâkin Celdar’ın sol elindeki pala başarısız olmuştu. At, Celdar’ın hamlesini sezmiş ve tam zamanında geriye çekilerek bundan kurtulmuştu. şimdi mızraklar işe yaramayacağından süvariler mızrakları yere atıp kılıçlarını çekmişlerdi bile. Celdar aceleyle iki palasını da önünde, ondan kaçan ata savurdu. At aynı paladan yine kurtuldu ve şaha kalkıp toynaklarıyla Celdar’ın yüzüne vurmaya çalıştı. Bu sırada binicisini düşürürken Celdar diğer palasını atın karnına sapladı ve at kişneyerek yere düştü. Yine de ölmemişti ve ayağa kalkmak için debeleniyordu.

Bu sırada diğer iki süvari de atlarını Celdar’a doğru ilerlettiler. Celdar, iki yanında iki atlıyla kısılıp kalırken diğer şövalyeler ayağa kalkmaya çalışıyordu. Atlılar, kılıçlarını aynı anda savurup Celdar’ın başını gövdesinden ayırmaya çalıştılar. Celdar tam zamanında eğilerek birinden kaçınmayı başardı, ama diğeri son anda onu yakalamayı başardı ve tam sağ omzunun üstüne kılıcın ucu saplandı. (Celdar--> 5 damage)

Yerdeki şövalyeler kalkmak üzerelerdi. İşin en kötüsü ise, Celdar’ın çıktığı sokaktan piyadeler fırlamıştı ve yaklaşıyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Oren Tapınağı.. Yaşamını manastırın dört duvarı arasında geçiren ve sadece eğitimi için manastırın çevresindeki arazide dolaşan birisi için çok uzak bir şeydi bu. İlk defa geldiği bir şehirde nereden bulacaktı ki bu tapınağı? Hem ayrıca bulsa bile inanışlarını bilmiyordu. Onu hoş karşılayacaklarını nereden biliyordu ki? Ya o tuhaf adamın bahsettiği tehlikelerden birisi de Oren Tapınağı idiyse?

Murdoc’un aklı böyle sorularla dolarken, endişenin soğuk dalgası vücudunu sarmaya başlıyordu. Kaybolmuştu, yanlızdı, kimsesi yoktu. Başına bir şey gelirse onu koruyacak kimsesi...

“Hey, önüne baksana sen!”

Murdoc kendisini bir anda yerde buldu. Hızlı hızlı yürürken, az önce atının yavaş adımlarıyla ondan uzaklaşmış adamın atına bindirip yere düşmüştü. At gıkını bile çıkartmamıştı, ama adam oldukça sinirlenmiş gibi görünüyordu. Gerçi yüzü hâlâ cüppesinin karanlığının içinde olduğundan bunu anlamak olanaksızdı, ama ses tonundan böyle anlaşılıyordu.

“Yollar sırf senin değil aslanım! Körü körüne gidip önüne gelene bodoslama dalamazsın!”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Estabin bacağına baktı. Adam şanslıydı. Kalkanını zamanında kaldırmıştı. Dikkatini dağıtmadan etrafına baktı. Adamlardan biri Elrach ın boğazına kılıcı tutmuştu. Diğeride onu sıkıştırmaya çalışacaktı anlaşılan. Estebin kapıya bakmamıştı. Karşısındaki 3 adamla ilgilenmesi lazımdı. Onu sıkıştırmaya doğru gelen adama doğru saldıracakmış gibi bir hamle yaparak demin saldırdığı adama baltasını yukarıdan aşağıya salladı. şaşırtarak sağ omuzunda bir yarık açmayı planlıyordu.

"Arkadaşımı Bırakın Pislik Herifler!" diye hafifçe bağırdı...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Gecenin serin ve karanlık örtüsü altında gecenin bu saatine rağmen insanların hâlâ sokaklarında dolaştığı Sorpigol'de, ardındakileri atlatmış olmanın rahatlığıyla tökezleyerek yavaşça ilerliyordu genç. Gece tüm günahları örterdi, ama bu şehirde günahların örtülmesi için karanlığa ihtiyaç yoktu. İnsanlar alenen suç işlemeye öyle alışmışlardı ki yeni gelen birisi kolay kolay inanamazdı gördüklerine. Sokaklar kan kokuyordu adeta.

Erober yürüdüğü toprak yolun üzerinde kan damlacıkları bırakarak ilerlerken bilincinin son kırpıntılarına tutunduğunu hissediyordu sanki. Eliyle yaraya tüm gücüyle bastırıyordu, ne var ki artık tüm gücünün yeteri kadar güçlü olmadığını düşünmeye başlamıştı. Ayaklarına taş bağlıymışçasına zorlukla ilerlerken öne düşmüş başını kaldırarak gittiği yöne baktı: Sokaklarında şövalyelerin dolaştığı, mülteci kampı hâline getirilmiş liman. İçini rahatlatacak sertlikte bir lanet okudu sessizce.

Artık bütün bedeni onu uyarmaya başlamıştı, mutlaka dinlenmesi ve yarasına bakılması gerekiyordu. Kafasındaki pusu dağıtmaya çalışarak buralarda yarasına bakabilecek birilerini hatırlamaya çalıştı. Bir yandan da beyni çevrede dolaşan şövalyeler ve arkasında bıraktığı iz konusunda alarm veriyordu. Artık düşünmek bile azap verici hâle gelmiş olsa da düşünmeliydi.

*Lânet...şövalyeleri atlattım sanırım. Ama kan izlerinden takip edebilirler beni. Eğer bir bez falan bastırıp biraz uzaklaşırsam tekrar izimi bulmaları çok zor olur. Ã?yleyse gitmeyeceğim bir tarafa yöneldikten sonra kan akışını durdurmalıyım onları yanıltmak için. Eğer kalacak bir yer bulabilirsem belki yaramı temizleyebilirim. Limanda dolaşan o..... ç..... şövalyelere de yakalanmamam gerek, eğer yaralı olduğumu görürlerse sorgulayabilirler. Dikkat çekmeden ve kan damlatmadan yürü.*

Sağ dirseğine sarılı kumaşı sol eliyle çekip çıkartarak yarasının üzerine bastırdı ve diğer elini de belinin arkasındaki kına uzattı fazla şüphe çekmeyecek şekilde. Derin bir nefes alarak biraz daha dik ve düzgün adımlarla derhal yolun sağına yönelecek ve o taraftan ilerleyecekti. Hafızasını buralarda kalabileceği bir yer hatırlayabilmek için zorladı. Kaç para verecek olursa olsun şu an önemli olan hayatta kalmasıydı -ki bu gerçekten riskteydi.

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Murdoc
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 227
Joined: Tue Jun 27, 2006 10:00 am
Location: İzmir - Karşıyaka
Contact:

Post by Murdoc »

"Özür dilerim efendim,dikkatsizliğime geldi;afedersiniz."dedi biraz çekingen bir tavırla.arkasına döndü yoluna devam etti adamın dediklerini düşünürek.Tehditkâr tavrına karşı sukunetini korumuştu;bu da eğitiminin bir parçasıydı.Ama bilmediği bir yerde aldığı eğitimlerin işe yararlılığını hiç bilmiyordu.

Ve yoluna devam etti;önce sorpigol sonra Oren Tapınağı...
(<>_<>) -V ----- - ------I .....l l .J..( ) '''...J L Ben dostum. Ne kadar inandırıcı geldiyse!
demarch
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 63
Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
Contact:

Post by demarch »

Kılıcın ucu omzuna saplanırken Celdar acıyı bastırıp çığlık atmamaya çalıştı.İki attan kurtulmuştu, her ne kadar biri hala yaşıyor olsa da karnındaki yara o atı oldukça yavaşlatırdı. Göz ucuyla gelen piyadelere baktı. Burada biraz daha kalırsa öldürülmesi içten bile değildi.Kalan iki atlıyı halledip aradan kaçması gerekliydi. Yere düşmüş olan süvariler ayaklanıp kendisine saldırana kadar zamanı olacaktı. Ancak bu zamanda atlılarla ilgilenmesi gerekiyordu. şu ana kadar muhafızaları öldürmeye değil onları oyalamaya çalışmıştı ama artık işler ciddiye binmişti. Bu saatten sonra onları oyalaması veya öldürmesi -eğer yakalanırsa- alacağı ceza konusunda birşey değiştirmeyecekti. Bu nedenle artık adamlara saldıracaktı. İki silahını da iyi kullanabilirdi ve bu ona avantaj sağlamalıydı.Sağ palasını sağdaki adama savuruken sol palasını da soldaki adama savuracaktı. Ancak eğer ikisinden birine yetişmesi zor olacaksa iki palasını da sağındaki adama savurup soldaki adamın saldırısından kaçınmak için atların arasından arkalarına doğru takla atacaktı.Takla sonunda ayağa kalkarken yerden kalkmaya çalışan adamlarla karşılaşmayacak bir yön belirlemeye çalışacaktı.
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Sorpigol’de geceler nadiren durgun geçerdi. Ve bu gece, kesinlikle o gecelerden birisi değildi. Yeni gelen mültecilerin gürültüsü bu meydanda yankılanıyor, nöbetçilerin yürüyüşleri sırasında çıkarttıkları tangırtılar metrelerce öteden duyulabiliyordu.

Limanda barınmak zordu. Lonca her ne kadar yıkılmış olsa da-daha doğrusu öyle söylense de-burada hâlâ kuvvetliydi. Burada eski düzen hâlâ işliyordu. Limandaki tüm hanlar loncanın denetimi altındaydı. Para getiren tüm işyerleri ya loncanın adamlarına aitti, ya da loncaya düzenli olarak haraç veriyorlardı. Muhtemelen loncanın limanda şu anda sözünün geçmediği tek yer çadırkentti.

Buraya en yakın han, çadırkentin hemen arkasında yükselen ve bir sıra dizilmiş evlerden biriydi. Han, aynı zamanda loncanın limandaki merkezine açılıyordu. Ã?yelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için düzenlenmişti. Erober’in buraya gitmesi, doğrudan lonca üyeleri tarafından sorgulanması anlamına geliyordu. Bir diğer han ise, limanın asıl meydanına bakan taraftaydı. Liman meydanındaki hanlar denizcilere hitaben yapılmıştı. Elbette bunlar da loncanın denetimi altındaydı ve şüphesiz loncanın adamları orada da tepesine üşüşürdü. Ama bu biraz zaman alabilirdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Eğitimi gereğince sabırlı olsa da hareketleri hızlıydı Murdoc’un. Tuhaf yolcunun atının ritmik tıkırtılarını geride bırakırken, şehre yaklaşıyordu. Gecenin bu saati olduğu düşünülürse şehri belli eden çok az ışık olması doğaldı. Ama bu ateş...

Ateş?

Yüz ilâ yüz elli metre ötede göğü aydınlatan başka bir ışık daha vardı. Rengine bakılırsa ciddi bir yangın vardı orada. Bu yangından yine bir o kadar mesafe sonra da şehrin ilk binaları görünüyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Gecenin karanlık örtüsüyle birlikte sokağın üzerine düşen sessizlik, kılıçların çarpışmalarıyla çıkan çelik sesleriyle, ve naraların gürültüsüyle bozulmuştu. Özellikle de Celdar’ın sağ palasının, şövalyenin kafasını yarmasıyla birlikte kırılan kemik sesleri, ve savrulan beyin parçalarıyla kan karşısında diğer şövalyelerin şok nidaları, gayet belirgindi.

Celdar’ın diğer palası da şövalyenin göğsüne gömüldüğünde şövalyeden sadece bir gurultu çıktı ve ağzından boşaldı. Celdar’ın palasını çekmesi ile, ceset yere kapaklandı.

Bu sırada diğer iki şövalye de ayağa kalkmışlardı ve kılıçlarını çekerek Celdar’a doğru yaklaşıyorlardı. Piyadeler ise oldukça yakındaydı.

RP dışı: Piyadelerin dövüş alanına ulaşmasına iki tur var.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests