Agatharon Diyarı

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Almondit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5
Joined: Fri May 26, 2006 10:00 am
Location: Agatharon
Contact:

Agatharon Diyarı

Post by Almondit »

Bölüm 1 - Rüzgâr


Rüzgâr, bu soğuk kış gecesinde sıcak bir yaz yeli olarak güneyden hafif bir esinti olarak başlamıştı. İçin için yanan bir ocağın kızgın alevlerini taşıyordu. Unutulmuş olan ile çok iyi bilinenin arasındaki tuhaf bir yerden doğmuştu. Tanrılar diyarının yüreğinden koparılmış, olmaması gereken bir yerden sürülmüştü. Kadim ve ingin bir havası vardı. Beklenmeyen davetsiz bir misafir gibi dolanıp duruyor kendine bir yer arıyordu. Yeniydi ve noksan, kötücül bir his uyandırıyor, geçtiği yerlere bulaşıp tekinsiz bir hava veriyordu. Rüzgâr acı bir hevesle dönüp bir yön arıyormuşçasına savrulup, arkasında tedirginlik bırakarak kuzeye doğru esmeye başladı.


Genç bir çoban, çetin geçen kışın etkisini azaltmak için ahırın çatısına bir gayretle çıkmış kırık dökük yerleri onarmaya çalışıyor bir yandan da bilindik bir şarkının sözlerini mırıldanıyordu. İçeride, yeni doğmuş bir inek yavrusu samanların yanına büzüşmüş annesinin sıcak karnına iyice sokulmuştu. Arada bir karnını doyurmayı bırakıp, yukarıdan gelen gürültüye kafasını kaldırarak parlak siyah gözleriyle karşılık veriyordu. O sırada çatıdaki kırık yerden içeriye bir rüzgâr doldu. Sıcak olmasına rağmen savunmasız yavru huzursuzca kıpırdandı. Annesi korumak istercesine onu sıkıca karnına doğru bastırdı. Ã?oban, yukarıda şaşkınca etrafına bakınıyor gözleriyle bu tuhaf esintinin geldiği yönü tarıyordu. Elindeki balta hafif bir şekilde nemlenmiş, elinden kaymaya başlamıştı. Aynı zamanda kendisinin de terlediğini ve elbisesinin acayip bir sıvıyla yapış yapış olduğunu fark etti. Huzursuzluğu daha da arttı. Yavaşça çatıya dayalı olan ve üzeri nemle parlayan merdivene doğru uzanıp sıkıca kavradı. Sonra esinti sessiz sedasız ılık bir nefes gibi yok oldu ve geriye sadece soğuktan hemen kurumaya başlayan bir ıslaklık kaldı.


Civardaki başka bir köyde, meydanın hemen ortasındaki su kuyusunun başında toplanmış genç kızlar birbirleriyle şakalaşıyorlar günün getireceği sıkıntıları bir nebze olsun unutmaya çalışıyorlardı. Sırası gelen kuyuya sarkıtılmış ipi çekip kendi kovasına su dolduruyordu. Evdeki sıkıcı işleri düşünmeden rahatça vakit geçiriyor, bir önceki gün neler yaptıklarını birbirlerine anlatıyorlardı. O sırada rüzgâr kızların eteklerini hafifçe savurdu. Kuyunun başındaki konuşmalar ve gülüşmeler aniden kesildi. şimdi şaşkın ve soran gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Ã?oğunun yüzünde korkuyla birlikte bir iğreniş belirdi. Ã?abucak nemlenen ellerini ve yüzlerini önlüklerine silip yerdeki kovaları – boş veya dolu olmasına bakmadan – kaptıkları gibi rüzgardan kaçarcasına koşar adımlarla evlerinin yollarını tuttular.


Daha kuzeyde, rüzgâr ağaçların arasından savrulup geçerken ağaçların yaprakları ve kabukları nemleniyor kısa bir süre sonra kuruyordu. Bir ağacın yüksek dalları üzerine çıkmış genç ve yakışıklı bir elf sessizce oturmuş ormanın kendine has sesini dinliyordu. Rüzgâr onu da yalayıp geçince elf bir an durup elini sadağına doğru ani bir hareketle uzatıp bir ok çekti. Gözle görünemeyecek bir hızda ok adeta uçarcasına yayın kirişine geçmiş ve gergin bir şekilde bu beklenmedik rüzgârın nedenini sabırsızca aramaya başlamıştı. Heyecanlanan elf etrafı dikkatlice gözlüyor bu sırada da nemlenen yayına ve ellerine bir anlam vermeye çalışıyordu. Rüzgar geldiği gibi aniden yok oldu. Elf bir süre daha gergince durdu. Sonra yayını hafifçe gevşeterek şaşkınca başını salladı. Yavaşça ağaçtan aşağı inmeye başladı.


Bir başka ormanda da yapraklar, esen kara rüzgârın sıkıntısı ile kıvrılıp yapış yapış oluyorlardı. Aşağıda, ormanın içinde, patikanın yanında bir grup kara elf sessizce oturmuş çok uzaktaki ağaç kümelerine bakıyorlardı. Bir an için, tuhaf bir şekilde rahatsız edici olan bu ılık ve ıslak rüzgârın kaynağını ararcasına güneye baktılar. Patikaya en yakın olan yeni gelmişti. Ormanın diğer tarafındaki gruptan ayrılalı pek olmamıştı. Uğursuz bir şekilde peydahlanan bu rüzgârdan rahatsız oldu. Ã?abucak yere çömelip kısa hançerini çekti. Bir süre tetikte bekledikten sonra yavaşça hançerini kınına soktu. Diğerleri hala huzursuzca etrafı gözlüyor bir yandan da yeni gelen haberleri dinlemek için sabırsızlanıyorlardı. Rüzgâr ağır ağır da olsa dağılırken yapraklar ve altlarındaki kara elfler hala huzursuzdu.


Madenlerde kendini işine vermiş bir cüce elinde sıkıca kavradığı çekiçle önündeki örsün üzerine yatırdığı demiri dövüyordu. Gerginleşmiş kol kasları mağaranın açık girişinden içeriye dolan soğuğa karşı umursamaz görünüyordu. Ã?nünde alev alev yanan ocaktan yayılan harıltılar cücenin çekici örse her vurduğunda çıkan çınlamalarla değişik bir melodi oluşturuyordu. Ocakta hafif bir alazlanma olup içeriye sıcak bir hava dalgası dolduğunda cücenin dağılan dikkati, uzun uğraşlar sonucu şekil verdiği demire yanlış bir vuruş yapmasına sebep oldu. Tüm emeği bir anda yok olmuştu. Tehdit altında olduğunu sezen hiddete düşmüş cüce bir eliyle çekici daha da sıkı kavradı. Ã?bür elinde maşayla tuttuğu bir ucu kor halindeki demiri de havaya kaldırıp kendini savunmaya çekti. Sessizce bulunduğu yere göz gezdirdi. Etrafta kimsecikler yoktu. Sadece odada ve kendi etrafında dolanıp duran belli belirsiz bir esinti vardı. Ã?ekiç ve demir tutan elleri hafifçe ıslanmaya başlamıştı. Ocaktan yayılan ışık çekicin ve demirin üzerinde oluşan su damlalarından garip bir şekilde yansıyordu.. İki ayağını da yere sıkıca sabitleyen cücenin ağzından tehditkar bir hırlama çıktı. Rüzgâr odada hızlıca dönmeye başladı. Sonra yoğunlaşıp bir bedene bürünürmüş gibi oldu ve aniden dağılarak geldiği ocağa dalarak ateşin şiddetle yanmasını sağladı. Cüce, bir süre şaşkın gözlerle ocağa baktı. Yerdeki su kovasını alıp ateşin üzerine dökmeyi düşündü. Sonra çabucak bu düşünceden vazgeçti. Elindeki çekici ve şekli bozulmuş demir parçasını yere atıp homurdanarak dışarı çıktı.


Daha kuzeyde, rüzgâr bir şehrin sokaklarında esiyor herhangi bir sebepten dolayı sokağa çıkmış olanları yalayıp geçtiğinde bir an durmalarına ve huzursuzca etraflarına bakmalarına sebep oluyordu. Geriye ıslak bir şaşkınlık bırakıp insanları daha da huzursuz ediyor sonra sessizce diniyordu. Rüzgâra maruz kalanlar anlık duraksamadan sonra adımlarını daha da hızlandırıp yürümeye devam ediyorlar, işlerini bırakmış olanlar da endişelerini gizlemeden isteksizce işlerine devam ediyorlardı.


Bir başka şehrin yakınlarında, korunaklı ve soğuk geçirmeyen bir alanı kendine kamp yeri olarak seçmiş yaşlı bir kişi ateşin başında oturmuş düşüncelere dalmıştı. Ortada bir kasvetin varlığından haberdardı ve buna bir anlam veremiyordu. Ã?özüm ise henüz kaynağını bulamadığı bu açmazın içinde saklıydı. Pelerinin şapkasını arkaya doğru atmıştı. Omuzlarından aşağı dökülen gri saçları hafifçe dalgalanıyordu. Bazen aklına bir şey gelmiş gibi torbasını karıştırıyor oradan bir kitap çıkarıyordu. Sayfalarına şöyle bir göz gezdirdikten sonra kafasını olumsuz anlamda sallayarak kitabı tekrar yerine koyuyordu. Aniden kendisini huzursuz hissetti. Sakince ayağa kalkarak etrafına göz gezdirdi. Ateş bir iki titreştikten sonra harlamaya başladı. Yaşlı adamın ağzından birkaç sözcük çıktı elinin hafif bir hareketi ile ateşi aniden söndürdü. şimdi tehlikenin farkındaydı. Az önce yanmakta olan ve artık iyice sönmüş odun parçalarına baktı. Etrafta uğursuzca dolaşan ılık bir ıslaklık vardı. Anlamsız duyulmayacak bir şeyler mırıldandı ve elini hafifçe havaya kaldırdı. Esinti durmuştu. Merakla etrafına bakınan yaşlı adam eğilerek çantasını topladı. Kendisinden beklenmeyecek bir hızla yola koyularak şehre doğru gitmeye başladı.
Hail The Hordes
Almondit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5
Joined: Fri May 26, 2006 10:00 am
Location: Agatharon
Contact:

Post by Almondit »

Bölüm 2 - Geçit

Çok daha kuzeyde, insanın kanını bile dondurabilecek keskin ve soğuk rüzgara rağmen nöbet süresinin geçmesini sabırla bekleyen Nuret, sessizce oturduğu yerden kalkıp cebinden küçük içki şişesini çıkardı ve içini ısıtmasını beklediği sıvıyı büyük bir iştahla yudumladı. Ne kadardır burada yalnız başına durup bu lanet geçidi beklediğini hesaplamaya çalıştı. Nöbetinin bitmesine az kalmış olmalıydı. Sakin ama bir o kadar da titreyerek etrafa göz gezdirdi. Kim bu havada dışarıya çıkmayı göze alabilirdi ki? Ama Lord Limbar'ın karşı çıkılamayacak kesin emirleri vardı. Onlar da buna uymak zorunda olup aylarca bu lanet yerde hapis hayatı yaşamak zorunda kalıyorlardı.

Arada bir rüzgarın ulumasından zar zor duyulabilen kahkaha seslerinin geldiği barakalara doğru dönüp nöbeti devralacak askerlerin gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Özlemle barakalara baktıktan sonra geçide yukarıdan bakan karla kaplı tepelere doğru yürümeye başladı. Nöbet süresinin dolacağını ve şöminenin harlayan alevlerine dalıp saatlerce donmuş eklem yerlerini ısıtacağını düşündü.

Yavaşça, fazla ses çıkarmamaya özen göstererek rüzgardan artık iyice sertleşmiş karların üzerinde yürüyordu. Az sonra tepeye varacak ve aşağıdaki insanın içini ısıtan şehrin ışıklarına bakacaktı. Güç bela karların arasından yolunu bulmaya çalışıyor bir yandan da tepeye vardıkça artan rüzgardan korunmak için kalın pelerinini çekiştiriyordu.
Tepeye vardığında nefes nefese kalmıştı. Tüm geçit ayaklarının altında parlıyordu. Sakaltutan Geçidi. Buraya bu ismi vermelerine şaşmamak gerekirdi. İnsanın sakalları donuyor en ufak bir dokunuşta buz tutan sakal kırılıyordu. Sakalını ihtiyatla kontrol ettikten sonra kayaların altında kendine korunaklı bir yer seçip oturdu. Altında uzanan şehrin yanıp sönen, dalgalanan ışıklarına bakmaya başladı. Gecenin bu saatinde hala birkaç binanın pencerelerinden ışıklar süzülüyordu. Surların dışındaki nöbetçi kulübelerinden de belli belirsiz ışıklar yayılıyordu. Hava karardıktan sonra dış kapı kapatılır surların hemen yanındaki kulübelerde sayıları yirmiyi geçmeyen askerler sabaha kadar nöbet tutarlardı. Ã?nlerindeki yol ikiye ayrılıp biri karla kaplı ormanın içinden geçerek kendi bulunduğu, geçidin batı yakasındaki tepelere geliyordu. Diğer yol ise hem geçide hem de geçidin doğu yakasındaki kendileri gibi nöbet tutan bir avuç askerin bulunduğu barakalara gidiyordu.

şehir ise kendi düzeni içinde tam bir koşuşturma içerisindeydi. İki bölüm halinde bulunan şehrin etrafı kalın surlarla çevriliydi. Geçide bakan kısımda iç kale ve karargah binası ve çevresine saçılmış irili ufaklı askerlerin kullandığı yapılar vardı. Dış kesimde ise daha çok heyecan aramak için buralara kadar gelen maceraperestlere yönelik çeşitli dükkanlar ve hanlar mevcuttu. İlk önceleri şehir tek bir kısımdan oluşuyordu. Heyecan peşinde koşanlar çoğaldıkça şehrin dışında yeni bir yerleşim yeri oluştu. Daha sonraları orada yaşayan halkın güvenliği için dış kısmın tamamını çevreleyen ve iç kısımla birleştirilen surlar örüldü.
Geçide bakan kuzey tarafı daima sıkı bir şekilde korunuyordu. Doğu ve güney tarafında da rutin güvenlik önlemleri vardı. Batı tarafı ise pek korunmazdı. O taraftan sadece Kaotari şehrinden büyücüler gelir ve kendilerine birkaç çırak bulduktan sonra geri dönerlerdi.

Asıl dikkat edilmesi gereken taraf kuzey tarafıydı ama onlarca yıldır pek bir olay olmamıştı. En son hatırladığı küçük bir goblin grubunun geçidi geçmek istemesinden dolayı yaşanan ufak bir karmaşaydı. Bunun üzerinden de aşağı yukarı bir on yıl geçmişti. O zamanlar henüz Kuzey Daghard’a yeni gelmişti. Her ne kadar bu kendisi için büyük bir heyecan olmuş olsa da oradakiler için ufak çaplı bir eğlence olmuştu.

Soğuktan ayak parmaklarını hissetmez oldu. Artık eski yerine dönmenin zamanı geldi diye düşündü. Kayaların altında gizlendiği yerden çıktı. Yüzüne çarpan ılık rüzgar onu şaşkına çevirdi. Tüylerinin diken diken olduğunu hissedince bir şeylerin yanlış gittiğini anladı. Kılıcının buz tutmuş kopçasını gevşeterek yavaşça çekti. Ilık rüzgar bir iki savrulup estikten sonra dinip yerini eski soğuk havasına terk etti. Elinde kılıcıyla temkinli adımlarla yürüyen tecrübeli asker, geri dönme düşüncesini bir kez daha sorguladı.Rüzgar gittikçe sertleşiyor onu iliklerine kadar donduruyordu. İstemeyerek de olsa artık gitmesi gerekiyordu. Nöbet değişimine gelenler onu orada göremezlerse bir terslik olduğunu düşünüp ortalığı velveleye verebilirlerdi.

Adımlarını hızlandırarak barakaları görebileceği bir yere geldiğinde ılık rüzgar kendisini tekrar yalayıp hızlıca geçip gitti. Koşarak barakalara doğru ilerledi. Ortalıkta kimseler yoktu. şöminenin karşısında oturacağı saatleri düşünürken barakanın kapısının açık olduğunu farketti. Yavaşça yaklaştı. İçerden herhangi bir ses gelmiyordu. Kapının eşiğinde durdu. İçeriye baktı.

Baraka tamamen boştu. Sağa sola dağılan sandalyeler ve devrilmiş masalardan başka bir şey yoktu. Kapıdan çıkıp diğer barakalara doğru koşmaya başladı. Manzara ilki ile aynıydı. Ne yapması gerektiğini düşündü. Bir an işaret ateşini yakıp geçidin diğer tarafındakilere ve şehre haber vermeyi düşündü.Yapılacak en doğru şeyin bu olduğuna karar verip işaret ateşine doğru koşmaya başladı. Yandaki barakadan gelen bir ses işitir gibi oldu. İyice dinlemek için durdu. Rüzgar uğultusundan başka bir şey duyamamasına rağmen tekrar barakaya gidip kontrol etmek istedi. Kapıya vardığında şöminenin yanında sessizce oturmuş piposunu içen yaşlı bir adam gördü. Düşünceli bir şekilde hafif hafif yanmakta olan şömineye ve hemen önündeki şömineden fırlamış gibi duran yanmış odun parçalarına bakıyordu.

Temkinli adımlarla, kahverengi cübbesinin üzerinde kalın pelerini olan yaşlı adama doğru yaklaştı. Elindeki garip sopasından başka bir silahı yok gibiydi. Kılıcını öne doğru uzatmış kalkanını da vücudunun ön kısmına gelecek şekilde kaldırmıştı. Bir nara atarak öne doğru atıldı. Barakada bir ışık çakması olup bittiğinde kılıcının, yaşlı adamın oturduğu sandalyeyi ikiye bölmüş olduğunu gördü. Hırlayarak etrafına bakındı. Yalnızdı. Barakada kendisinden başka kimse yoktu. Barakadan fırlayarak dışarı çıktı. Eski, soğuk ve dondurucu rüzgarın uğultusundan başka hiçbir şey yoktu. Barakaya girip sönmüş ve yere düşmüş bir meşaleyi aldı. şöminede yaktı. Sönmemesine dikkat ederek işaret ateşinin olduğu yere doğru koştu. Yığınlanmış odun parçalarının yanındaki yağla dolu şişeyi alıp odunların üzerine döktü. Meşaleyi odunların üzerine attı ve odunların alev almasını seyretti. Birkaç saniye sonra alevler karanlık gökyüzünü kaplamış, askerin keskin kılıcında yansımaya başlamıştı. Derken yanan ateşin ısısından daha sıcak karanlık bir rüzgar esti. Alevlerin etrafında bir iki dolandı ve şaşkına dönmüş askeri yutup uğursuzca başka bir yöne yöneldi.
Hail The Hordes
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest