Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Freor anlayamıyordu. Neden şekil veremiyordu bu enerjilere? Onu şekillendirmek için tüm gücünü harcamıştı ama yine de düğümlemeyi başarmıştı. Sonunda yorgunluğuna yenildi ve konsantrasyonunu kaybetti. Enerjiler gözlerinin önünde silikleşirken bu kez baktı onlara. Onların silikleşmesine bakarken bunun bu manzarayı son görüşü olacağını düşünüyordu.

Freor'un narin ve hafif çarpık bedeni bu yorgunluğa daha fazla dayanamadı ve sol bacağı büküldü. Lanet bacağında hâlâ çocukluğundan kalma kırığın zayıflığı vardı. Tam düşmeden önce çocuk yanına gelip ona destek oldu. Freor da düşmek üzereyken eliyle istem dışı olarak bir destek arandığı için hemen çocuğa tutundu ve dengesini toparladı. Ama fazla uzun süre ayakta duramazdı. Bir an önce oturması, uyuması, bir şeyler yemesi ve su içmesi gerekliydi. Ancak Freor küçük desteğinin kim olduğunu biraz geç fark etti.

"Sen!?" dedi nefesi tıkanır gibi olurken -hem yorgunluktan hem de şaşkınlıktan, "Senin içeri gitmen gerekmiyor muydu?" diye ekledi nefesini topladıktan sonra, soru sorar gibi değil de olması gereken bir şeyi söylüyormuş gibi.

"İyi misin" diye sormuştu çocuk. Lanet çocuk onu niye bu kadar umursuyordu ki? Freor o kızgınlıkla çocuğu sertçe itti -ama canını yakmadan- ve sonra da yorgunluğuna dayanamayarak yere çöktü. Siyah cüppesinin üzerinde yerdeki tozlar hiç iyi durmayacaktı ama o an değil cüppes,n, kıyamet kopsa bile umursayacak durumda değildi. Zaten biraz önünde kıyamet kopmaktaydı. Freor konsantrasyondan çıkınca olayı tüm açıklığıyla görmüştü, hancının ona, onun da delikanlıya (adını hâlâ bilmiyordu lanet herifin) verdiği poşet yerde yatıyordu. Ortalık da karabiber bulutu olmuştu ve herkes aksırıp tıksırıyordu. Freor'un da burnuna gelen karabiber kokusu burnunu kaşındırdı hafifçe ama hapşırtacak kadar da değil.

Ama en azından akrepleri yöneten adam devre dışı kalmıştı. Görünen oydu ki akrepler de o olmadan bir şey yapamıyorlardı. Bakalım ne zaman geçecekti karabiberin etkisi? O zamana kadar adam kan kaybından ölecek miydi?

Bunlar Freor'un aklından hızla geçerken arkasından bir ses geldi Freor'un. Hancı'nın bir başka parlak fikrini beklerken Freor daha önce hiç görmediği, gördüyse de dikkat etmediği bir adam gördü. Herkes aksi yönde kaçarken neden bu adam buraya gelmişti? Freor konuşacak halde değildi ve bezginlikle gözlerini kapadı. Gözlerini kapamasıyla bir ninni duyması bir oldu. Uzun yıllar önce annesinin ona uyumadan önce anlattığı ninni uykusunu getirdi Freor'un. Uyumalıydı, bedeninin uykuya ihtiyacı vardı. Sonra...

Sonra birden gelen kişneme ve nal sesleriyle irkildi Freor. Uykunun eşiğinden dönmüş birinin sersemiliğiyle gözlerini birden açtı. Harabiber bulutu içinden dörtnala bir at fırlamıştı. Bir şövalye! Anlaşılan birisi onları kurtarmaya gelmişti- ki bu çok da şaşılacak bir şey değildi. Burası koskoca bir şehirdi ve muhafızlar da onları korumakla yükümlüydüler.

Eşek?? Bu bir eşekti ve üzerindeki sahibinin de şövalyeye benzer bir tarafı yoktu. Neredeyse zırhlı bir şövalyenin yarısı kadardı ve savaşabileceği bir aleti olsa bile onu taşıyabilecek gibi gözükmüyordu.

Eşek birden fırladı ve yoluna devam ederek kaçmaya başladı. Ne kahraman ama. Bizi kurtarmaya geldi ve şimdi de kaçıyor. Freor eşeğin dörtnala kaçarken arkasından beyaz bir kumaşın dalgalandığını gördü. Kumaş dalgalandı, dalgalandı ve sonunda önüne düştü Freor'un. Freor kumama bakakaldı, sümüklü bir mendildi bu! Sessiz bir küfür savurarak delikanlıya baktı. Herhalde ou buradan hana götürebilecek tek kişiydi o.

Aam delikanlı elinde bir kelek tutuyordu. Karpuzu iki eliyle kavradı ve akrebin üzerine attı. Freor bir şey yapamayacağını biliyordu, bu yüzden sadece izledi..

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Grog bir elinde kutuyu diğer elinde baltasını tutuyordu şimdi. Akrebin etrafından dolanıp yaralı adamın yanına ulaşmak istiyordu ama bu akrepler hala bir tehtit oluşturuyordu, barbar şu anda yakınında duran akrebe de saldırmayı pek akıllıca bulmuyordu, şu anda yaratık bir kararsızlık içerisindeydi, onu saldırgan hale getirmek pek akıllıca olmazdı.


Barbar akrebin sağ tarafından arkatarafına hızlıca geçti ve ordanda akrebin soluna geçerek dümdüz akrepleri kontrol eden adamın tarafına doğru koşuyordu, şimdi elindeki kutuyu karabiri fırlatan adamların olduğu yere doğru fırlattı.


"KUTUYU YAKALAYIN AKREPLER BU KUTUDAN Ã?IKTI !!!"


Grog şimdi boşta kalan eli ile ağzını ve burnunu kapayarak karabiber bulutunun içine girdi. Barbar adamı yakasından yakalayarak karabiber bulutunun içinden çıkartıp (akrebin olmadığı yöne doğru), etkisiz hale getirmek için adamı biraz sürükledikten sonra adamın ense köküne bir darbe indirdi (bayıltma amaçlı).
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Kasatura'nın ucundan kanlar damlarken yerde yatan adam sağ eli ile sol belini tutarak yerden doğruldu ve karşısında ki şimdi üstün, hemde fazlasıyla üstün olan rakibine baktı. "Gerçekten güçlüsün!" dedi. Ardından şimdi tam yanında duran kılıcını aldı ve Khutaiye karşı konumlandı. Tek ayağını öne doğru attı ve az önce kasatura'nın saplanmış olduğu yerden, belinin sol bölümünden akan kanlara aldırmadan, acı ile çoktan buruşması gereken suratında ki ifadeyi hiç bozmadan bekledi. "Ben yaralı olduğuma göre ilk hemleyi sen yapmak istersin belki?" dedi adam Khutaiye garip gelen şivesi şimdi anlaşılıyordu. "Sen yapmazsan saldırıyı ben yapacağım ama beni yaralayabildiğine göre saldırma hakkını çoktan elde ettin. İlk saldırma hakkı senin..."

Kılıcını önünde tutarak beklemeye başladı...


*


Karpuz... Hayır, kelek... Uçtu ve düştü...

Akrep olduğu yerde dönüp dururken yanına düşen kelek ile kendisine geldi ve aynı anda yerde ki adama doğru koşturmakta olan Ulrak'a doğru yöneldi. Ulrak adama doğru ilerledikçe az önce Ozan'ın yanında duran akrep şimdi onu takip ediyordu.

Freor akrep'in Ulrak'a yöneldiğini gördü ve ona yardım etmezse genç adamın başının çok büyük bir belada olduğunu anladı.

Ozan hana doğru koşarken bir anda durdu ve Ned'in hanın önünde, kucağında bebekle durmuş ona baktığını gördü. Az önce kendisine saldıran akrepte diğer adama, akrepe karpuz atana yönelmişti.

Ned ile karşı karşıya geldiler ve o anda bir pazar tentesi havadan süzülerek ikisinin üzerine düştü. Bebeğin eğlenmiş sesi geliyordu.

Ehihi... Ehihi... Hihi...

şimdi Ned, Bebek ve Ozan tentenin altındaydılar...

Freor birden kucağında bir ağırlık hissetti ve oraya baktığında kucağında bir sürü çay kaşığı gördü. Ã?ay kaşığı takımı kutusu ile birlikte kucağına bırakılmıştı. O sırada hana doğru koşmakta olan Hancı Balboyu gördü. Freor'un gözleri yeniden peşine akrep takılan Ulrak'a gitti ve Ulrak'ın şimdi yerde yatan adama ulaşmış olduğunu gördü.

Ulrak peşine takılan akrebi fark etmişti ve yerde yatan adama ulaştığında akrebe doğru dönmüştü. Ne yapacağına çabuk karar vermesi gerekliydi.

Grog tam planladıklarını uygulayacak tı ki öyle bir hapşırdı ki tüm planları aklında adeta altüst oldu. Sersemlemişti sanki. Yeniden kendisini toparladığında bu sefer karşısında iki akrep olduğunu gördü. Diğer akrepte o tarafa yönelmişti ve yerde yatan adamın yanında genç bir adam duruyordu.

Derken yerde yatan adamın sesi duyuldu. "O barbarı durdurman gerektiğini biliyor musun?" Ã?nünde ki akrep hızla Grog'a döndü ve kuyruğunu savurdu.


*


Trias birden olduğu yerde dönmeye başladı. Eşek onu olduğu yerde döndürüp duruyordu. şimdi genç adamın midesi bulanmaya başlamıştı işte...

Derken eşek durdu ve Trias kusacağını düşünmeye başladı. Az önce onunla konuşan adamın eşeği tuttuğunu ve onu çekiştirerek yönlendirdiğini fark etti.

"Bize yolu göster..." dedi adam. Sonrada ekledi. "Yolu gösterirkende neler olduğunu ayrıntısıyla anlat..."

Kinisson sessizce eşeği ve onu yönlendiren adamı izliyordu.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Akrepler donmuştu. Delikanlı salak biri değildi demek ki. Sahiplerini durdurunca akreplerin de duracağını düşünebilmişti. Freor delikanlıya hafif bir saygıyla bakıyordu ama kısa süre sonra bu saygıdan eser kalmayacaktı. Ã?ünkü delikanlı düşüncesizce keleği akrebin yanına atmış, onun uyanmasını sağlamıştı. Belki bu akrepleri adam kontrol ediyor olabilirdi ama akreplerin de savunma içgüdüsü vardı..

şimdiyse adam aptallığının cezasını çekecekti çünkü akrep ona yönelmişti. Akrep kaçmakta olan delikanlının sırtına kuyruğunu batıracaktı ve delikanlı da şaşkınlıkla bakacaktı sadece..

Ancak Freor neden buralarda olduğunu unutmuştu. Zaten unutkan olan beyni yorgunluğun etkisiyle iyice unutkan hale gelmişti. Buraya delikanlıya simyacı hakkında sorular sormak için gelmişti. Düşünecek zaman yoktu, sorularına cevap alana kadar yaşamasını sağlamalıydı. Sonrası önemli değildi onun için..

"HEEEEYY!! Arkanda akrep vaar! Sana diyorum simyacııı!!"

Freor'un aklı otomatikman adamın alınmasını sağlamak için bir sıfat üretmişti. Herhalde çevrede kimse simyacı sıfatından alınmazdı.

Yine de Freor tehlikedeydi. Akreplerden birisi fikrini değiştirirse, ya da adam bir büyücünün temizlenmesini isterse Freor bir şey yapamayacaktı. Tüm enerjisini harcamıştı ve orada durması yarardan çok zarar getirecekti. Bu sırada kucağına bir şey bırakılmıştı. Yine mi hancı! Evet, oydu. Lanet herif handaki tüm erzakı savaş alanına taşımaktan başka işe yaramıyor muydu? Savaş alanı!

Freor'un kafasında bir şeyler yerine oturmaya başlıyordu. Kafasından bu olaylar gelişmeden önceki olayları geçirdi. İki adam handan çıkmışlardı ve sonra bir çığlık duyulmuştu. Bir de barbar arkadaşlar vardı. Herhalde adamın yanındaki barbar arkadaş bunlardan biriydi. Bir de ozan vardı. şimdi hepsi beraberdi. Ve neden? Ozan Hancı'nın arkadaşıydı ve adamlar hesabı ödememişti ve ozan da kılıcını birine saplamıştı.. Bir kez daha düşündü Freor. Hesabı ödememenin cezası ölüm müydü? Adam da kendini savunmak için akreplerini çağırmıştı. Yani aslında savaş denilen şeyi tek kişi çıkarmıştı. O da kendini korumak için. Diğerleri de kendilerini korumak için savunmaya geçmişlerdi.

Peki Freor bu savaşta hangi yandaydı? Sadece bir bakmak için çıkmışken hiç tanımadığı bir adama büyü yapmaya çalışmıştı. Freor sadece soru sormak istediği, muhafızlara yalan söyleyen adamın yanında mıydı? Bir adamı soru sormadan öldüren ozanın yanında mıydı? Hiç tanımadığı ve bir kelime bile konuşmadığı adamların yanında mıydı? Sadece birisi çığlık atmıştı, hepsi bu..

şu an bir şey yapabilecek bile olsa delikanlıyı hayatta tutmaya çalışırdı, o da sorularına cevap alana kadar. Bu savaşta işi yoktu Freor'un -kimsenin yoktu! Eğer birilerini umursasaydı "DURUN!" diye bağırırdı ama bunu yapmayacaktı. Lanet çay kaşığı kutusunu üzerinden attı ve arkasına baktı. Birileri onu buradan götürmeliydi.

Arkada çocuk ve masalcı adam duruyordu. Freor önce çocuğa baktı ama az önce ona kötü davranmıştı, ondan iyilik bekleyemezdi. Masalcıya döndü:

"Bayım, beni içeri götürür müsünüz? Yorgun ve halsizim tek başıma kalkamayacağım.."

Görüntüsünün de halini kanıtlar olduğunu düşünüyordu Freor. Birisi ona yardım ederdi herhalde. Freor çıkış kapısına doğru baktığında başından aşağı kaynar sular döküldü. Tente! Tente hanın kapısının önüne düşmüştü girişi kapatmıştı. Her neyse, önemi yoktu, buradan uzaklaşması yeterliydi. Adamın gözlerinin içine baktı.

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai kasaturanın eti yarıp içeriye kayışını duyduğunda hevesle sırıtmıştı.O darbeden sonra bir adamın bu kadar kolay doğrulacağını düşünmezdi ama şimdi o herif karşısında saldırmaya hazır bekliyordu.

"Sende çok güçlüsün" dedi Khutai.

Khutai adam doğrulup kalkarken diğer baltasını hızla çekti ve savunma pozisyonuna geçerek ayaklarını sabitledi ve sağ elinde kasaturası ters çevirerek sol elindeki baltasınıda bel hizasında tutarak bekledi.Adam aklı sıra Khutai"a oyun oynuyordu.belki son bir savaş hilesi planlamıştı.Oysa Khutai bulunduğu durumu riske atacak değildi.Özellikle böyle uzun süren bir dövüşten sonra.

"Hıh! Güçlü olduğun kadar kurnazsında adam.Ayağa kalkabildiğine göre saldıracak gücünde vardır.Bi denesene..."

Khutai cevabı biraz alaylı olmuştu.Ama her an saldırmaya ve savunmaya hazırdı.Bir baltası bel hizasında ,kasaturası surat hizasında sağ ayağı biraz geride sol ayağı önde.Dizleri hafif kırık beli hafif eğri.Biliyordu ki Khutai ,yukarıdan bir yerden Horn onu izliyordu.
Horn ölüleri say!!!!!
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Ulrak dağılmakta olan karabiber dumanı içine dalacağı sırada nedense içinde bir şeyi yanlış yaptığı gibi bir his vardı. Hissin kaynağını düşünecek zamanı yoktu ve daha sonrasında gerek de kalmamıştı.
"HEEEEYY!! Arkanda akrep vaar! Sana diyorum simyacııı!!"
Simyacının kim olduğu aslında pek umurunda değildi ama akreplerden birini görebiliyorken diğerinin kendi arkasında da kaldığı düşünülürse herhalde simyacı kendisiydi.

Yerde yaralı olan akrep efendisnin yanına kadar geldiğinde bir refleks ile arkasına baktı, nede olsa işi dolaysıyla düşündüklerinin doğruluğundan emin olması gerekirdi değilmi!

Kocaman, tüylü bacaklar yere her değişinde çıtırtılar çıkartan koca kıskaçlar ona biraz daha yaklaşıyordu. Ã?abuk bir karar hatta karadan önce bir hareket gerekiyordu. Sanki yakınlarda bir şey devrilmişti ama buna dikkat edemedi bile. Arkasında gelen bir ses onu biraz rahatlattı.
"O barbarı durdurman gerektiğini biliyor musun?"
En azından arkasındaki akrebin kendisine saldırmayacağını biliyordu. Bir iki dön... İki adım ve bir dünüş hareketi ile yaralı akrep efendisinin arkasına geçti ve akreple arasında bir kalkan olarak kullanabilmek için ikidizi üstüne çöküp adamı omzundan yakalayarak yukarıya kaldırdı. Dizleri üstüne çökerken sarsılıpta nefessiz kalışını fazla önemsemedi ve kıçının üstünde oturmuş yaralı adamın arkasında destek olarak kendi bedeni ve düşmesini önlemek içinse sağlam omzundan tutan kerpeten gibi kolunu kullandı. En azından bu yaralı adam için kerpeten gibi olduğunu düşünüyordu. Diğer elindeki kısa kılcını ise adamın boynuna yakın bir yerlerine getirmeye çalıştı. Ne olursa olsun, bu adamı öldürebilecek kadar çıldırmadığını biliyordu.

Ani çöküşü ile acıyan dizlerinin acısını hissetmeye başladığında konuşmayada başlamıştı ve bu sebeple ağzında kelimeler biraz kısık biraz da sert çıkıyordu ama yinede konuşmasını diğer adamın anlayabileceğine emindi.

"şu anda ellimde olduğunu biliyorsun değilmi dostum? İzle ve sor!"

Duruşunu ve tutuşubnu sağlamlaştırmakiçin adamın bedenini kendi bedeni ile kolu arasında daha fazla kıstı. Birazda adamöın yaralarını hissetmesini istiyordu.

"Artık durman gerektiğini biliyorsun değil mi?"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Trias, dönen eşeğin üzerinde midesi bulanarak dönüyordu. En sonunda adam eşeği tutup kontrol altına aldığında minnetle adama baktı.

"şey..."

Sakın her şeyi söyleme! Çok tehlikeli olur. Bu adamın gerçekten Kinisson olup olmadığını bile bilmiyorsun, unutma.

"şu tarafta." diyerek geldiği yönü gösterdi Trias. "Ben Ayrı Gayrı Hanı'na giriyordum ve... Aniden içeriden iki iri yarı adam çıkıp hanın yanındaki sokağa saptılar. Az sonra iki kişi daha onların peşlerinden gitti. Ben meraklanıp onları takip ettim.

Sokağa baktığımda arkadan giden ikilinin diğer ikiliye saldırmakta olduğunu gördüm. Birisi sokağın sonunda onlarla çarpışıyordu, öbürü ise tam önümde sırtını bana dönmüş, onları okluyordu.

Ben okçuyla konuşup onu oyalamaya çalışırken saldırdıklarından birisi arkadan ona saldırmaya çalıştı ama ıskaladı ve bana çarptı. Biz ayağa kalkana kadar o adam bir kutu çıkardı ve kutunun içinden o akrepler çıktı. Bu sırada hanın önündeki bir başkası da o adamı yaraladı. Diğerleri akreplerle uğraşırken ben geri çekilip öbür adama yardım etmeye gittim, ama tuhaf, ateşten bir kubbeyle çevrelenmişti. Kubbenin yanında çıplak, garip, boncuklu takılar takan, vücudu türlü boyalarla boyanmış bir adam vardı. İçeride dövüşenlerden birinin baltası dışarı çıktı, ben de baltayı içeri geri fırlatıp o sırada nasıl olduysa yanıma gelen bu eşeğe bindim ve yanınıza geldim."

Oldu mu?

Oldu oldu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Ozan İnulüen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ozan İnulüen »

Kör oldum! Öldüm! yoo hala ses duyuyorum! Yaşıyorum! Yaşasın!!!
Hmmm... nedir bu? kumaş... ip ... tente! hey! bir tente buldum!

Oza İnulüen üzerinde üşüşen tuhaf kumaşımsı varlıktan kurtulmak için çırpınmaya başlamıştı, bir yandanda ned'in kucağındaki bebeğin sesini duyuyordu.

" NED! bebeği al ve hana gir çabuk!!! bebek güvende olmalı! hana gir ve bir üst kata çık illede izlemek istiyorsan!"

ozan, arı iğnesi inceliğindeki kılıcı ile tentede bir delik açmayı denedi, bu sayede rahatça çıkabilecekti tentenin altından ve yine elinde birinin üstüne atacak bolca tente kalacaktı.

uzun ince bir kesik açsa, içinden süzülecek, tentenin bir ucunu tutup peşinden sürükleyecek ve bu sayede üst kata hemen çıkıp tenteyi yukarıdan akrebin üstüne atabilecekti. evet bunu yapabilecekti tek bir sorun vardı, tenteyi delmek ha bide, hana girmek ve bir şeyleri kırmadan ilerlemek...
i
ve sancı geç saatlerde...
mefistofeles
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 481
Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by mefistofeles »

"hınaaaaaaaaaaaaaaaaaaaooooaaaaaaa"
Salemler çoğunlukla rüyalarında özledikleri denizi görürler mavi sularda özgürce dolaştıkları günleri özlerler, mekisa da farklı bir salem değildi.Gene sızmıştı bu da salemler için olmasa bile mekisa için alışılmış bir şeydi.İçtiği zaman denizin kokusunu hatırlıyordu sanki bir de balık varsa.Uyandı , uyandığında yalnız olduğunu görünce şaşırdı aklına herhangi bir "insan"ın onu soymuş olabileceği geldi.Elleri ni gigan kesesine attı soyulmamıştı bu iyiydi.Yanındaki kara seven salem nereye gitmişti.Çok nazik birine benziyordu.Nazik bir salem kıkırdamaya başladı kesesinden yediklerini karşılayacak hatta üste yüklü bir bahşiş kalıcak şekilde gigan ı masanın üzerine bıraktı.Ã?atal uçlu mızrağını alıp kapıya doğru giderken hala gülüyordu...
"Nazik bir salem......Nazik bir salem....Nazik bir salem....."
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Barbar artık yorulmaya başlamıştı, alnından süzülen ter damlaları çenesine kadar geliyor oradanda yere düşüyordu, şimdi karşısında iki akrep vardı, barbar son dövüşünü yapmakta olduğunu düşünmeye başlamıştı artık." Bu son mücadelem olacaksa dillere destan bir mücadele olsun, buradaki insanlar bu anı hayatları boyunca akıllarından çıkarmasınlar" diye düşündü.


Grog baltasını yine iki eli ile kavradı, üzerine doğru gelen saldırıyı havada karşılamak amacı ile bir anda durduğu yerden sağ tarafına sıçradı ve baltasını akrebin kuyruğunun tam ortasına indirmek için hamle yaptı.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Hasta bir bebeği vardı kadının... Kucağında tutuyor ve göğsüne sıkıca bastırıyordu. Bebeğinin acısını hissedebiliyordu. Hissetmekle de kalmıyordu, adeta acıyı kendisi çekiyordu. Ã?ünkü... Ã?ünkü o anaydı!

Bebeği bir anda hastalanmıştı. Hiçbir şey yokken, kadın sokakta kaçmaktayken ve... ve o lâlet olası akreplerden bebeğini kurtarırken fark etmişti bebeğinin hastalandığını. Fark etmişti ve bebeği birden kaskatı kesilince öylece kalakalmıştı.

"Yardım edin..." Etrafında koşup duran onlarca kişiye doğru bağırıyordu. "Yardım edin, ne olur yardım edin..."

Ama kimse ilgilenmedi. Kadın göğsüne bastırdığı bebesinin üzerine eğilip göz yaşlarını kaskatı kesilmiş bebeğin üzerine damlatırken ve yavaşça arkasına doğru dönerken bir anda karşısına çıkan bir kadın ile kalakaldı.

"Bebeğimi ver!" Kadın hızla ileriye atılarak bebeği annenin kollarının arasından almaya kalktı ama anne göğsüne bastırdığı kaskatı kesilmiş bebeğini geriye çekerek ondan kurtardı. Ama bu bebeği çalmaya çalışan, annenin yeni fark ettiğine göre dehşete kapılmış olan kadın haykırmaya başladı. "Bebeğimi ver! Onu eşekli adam sana verdi değil mi? O benim bebeğim onu bana ver!"

Ama annenin bebeğini kimseye vermeye niyeti yoktu. Kolları arasında ki bebeğini sıkıca kavradı ve kadını omuzu ile iterek hızla koşmaya başladı. "Neden bahsediyorsun sen? O benim bebeğim!"

Acılar içinde ki diğer kadın kendisinin olmayan bebeği kucağına alabilmek için deliler gibi annenin peşinden kalabalığa doğru koşmaya başladı.


*


Bebek hanın önünde, Ned'in kucağında dururken "Anne!" dedi ve ne Ned ne de hanın önünde savaşmakta olanlar bebeğin konuşmasını duymadılar.


*


Grog sağ tarafa sıçradığı anda akrepin kuyruğu az önce durduğu yerden geçti ve o anda havaya kalkmış olan balta inerken Grog sol tarafında bir acı hissetti. Akrebin kuyruğu belinde ufak bir yara açmıştı ve Grog baltasını indirdikten sonra anında gözlerinin kaydığını hissetti. Ama baltanın bir şeye çarptığını ve çarptığı şey her ne ise ondan bir parça götürdüğünü biliyordu.


*


Ulrak adamı kıskıvrak yakalamıştı ve o sırada Freor yorgun bir şekilde içeriye giriyordu.

Ulrak adama sorularını sorarken bir anda zihninde bir baskı hissetti. Bir yanlışlık vardı. Sanki... Sanki aradaki sorularla dolu bir bağın ortasına düşmüş gibiydi Ulrak ve o anda kendisini bir boşlukta hissetti.

İki... Hayır üç yandan gelen soruların arasında ki bir boşlukta...


*


Freor içeriye girdiği gibi kapının önüne yığıldı ve kapıya en yakın masa da oturmakta olan Mekisa adamın yere yıkılmasını gördü. Yanında ki salem ortalardan kaybolmuştu ve başına ona yardım ederken bir bela açılmıştı Mekisanın... Ama şimdi bir başkasının yardıma ihtiyacı var gibi duruyordu ve... ve şansa bak ki handa kimse yoktu...


*


Ozan tentede bir delik açtı ve oradan dışarıya süzüldü. Tentenin ucunu yakaladığı gibi hanın kapısına doğru ilerledi ama tam o anda geriye doğru çekildiğini hissetti.

Arkasına dönüp baktığında tentenin üzerine artık akrep vardı ve akrepin ağırlığı tentenin alınmasını imkansızlaştırıyordu.


*


"Anne!"

Sesi en yakındakiler duymadılar ama çok uzakta olan anne içinde hissetti ve o anda peşinden koşmakta olduğu bebeğin kendi bebeği olmadığını anladı. Onun bebeği... geride kalmıştı...

Kadının peşini bıraktı ve geriye doğru dönerek geldiği tarafa doğru koşmaya başladı.


*


Hasta bebeği kucağında taşıyan anne bir anda yaprak sembolleri ile bezenmiş bir adamın farkına vardı ve bir Yaprak Yoldaşı diye umutlanarak o tarafa yöneldi.

"Lütfen efendim!" dedi Kinisson'a doğru bakarak. "Lütfen bebeğime yardım edin!" Sonra bakışları eşşek üzerinde ki adama kaydı ve adamda garip bir şeyler hissetmiş olacak ki "Siz..." dedi. "Sizde ona yardım edecek güç var!" Gözlerinden yaşlar akmaya başladı ve kas katı kesilmiş bebeği Trias'a uzatarak "Lütfen ona yardım edin!" dedi. "Yapın lütfen... BEBEğİMİ KURTARIN!"
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Khutai bir anda etrafının ateşlerle kaplandığını hissetti ve sıcak içerisinde boğulurken son gördüğü şey ateşler oldu. Düşmanının eli boğazına yapışmıştı ve elindeki silahları ve üzerinde ki kıyafetleri de dahil her şey erimişti. Ateş çemberi üzerine kapanmıştı ama vücudunun hiçbir yerine zarar gelmemiş, sadece vücuduna ait olmayan her şey yanmış ve kül olmuştu.

Khutai şimdi bedenini yakan ama hiç iz bırakmayan ateş çemberinin içinde yarı kör olarak karşısında ki düşmanının boğazına yapışmıştı. Artık ateşin içinde değillerdi, ateşle birlikteydiler... Ateş çevrelerini sarmamıştı, ateş onlara sahip olmuştu! Bu savaşın sonunu ise en güçlü olan kazanacaktı.

Hasmının sol eli boğazındayken ve kendi eli de rakibinin boğazını sıkarken Khutai artık savaşın sonlanacağını ve bir şeyler yapmazsa rakibinin kazanacağını biliyordu...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Trias şaşkınlıkla bir Kinisson'a, bir kadına bir de bebeğe baktı. Kadın neden bunu ondan istiyordu ki? Trias şifacı değildi.

Ama kadın bebeği onun kucağına tutuşturmuştu. Trias titreyen ellerle çocğu kucağına aldı yavaşça. Kadının yalvarmalarını duydu. "Ama... Ama ben şifacı değilim ki..." dedi usulca.

Bebek hafif kilolu, tombiş bir şeydi. Bir yaşını bile doldurmamıştı henüz. Başı kapalı olmasına rağmen örtünün altından birkaç minik, sarı tel görünüyordu. Bebek gerçekten çok tatlı bir şey olabilirdi, tabi tuhaf bir şekilde kastkastı kesilmiş olmasaydı. Trias onun gerçek olduğunu görmeden ona dokunsaydı taştan bir heylkelcik olduğuna yemin edebilirdi. Gözleri de boş boş bakıyordu.

Triaaaas...

Pek neşeli görünüyorsun.

Neden neşeli olmayayım ki? O akreplerden, çıplak adamdan ve bizi ezen koca öküzden kurtulduk değil mi? Ah evet, sanırım neşeli olmamam için bir sebep var. Tabanları yağlamak gerekirken sen burada oturmuş, cırtlak sesli karının tekinin oyuncağıyla oynuyorsun!

O bir oyuncak değil, o bir bebek! Yaşayan bir varlık! İlgilenilmeyi tabi ki hakediyor!

Yaşayan? Heh heh he... Trias, lütfen ona bakar mısın? Sana GERÃ?EKTEN yaşıyormuş gibi mi görünüyor? Nefes alıyor mu Trias? Nabzı atıyor mu?

Be-ben daha kontrol etmedim!

Evet, etmedin. Ama güven bana dostum, etsen de bir şey değişmeyecekti. O öldü Trias, o bebek öldü. şu hale bak. Yanaklarının rengi gitmiş. Gözleri boş ve anlamsız bakıyor. Kaskatı kesilmiş, ölümün soğuk katılığıyla!

Ama...Ama ona yardım...

Hiçbir şey yapamazsın Trias. Sen beceriksizin tekisin! En ufak bir gücün bile yok! Bir insanla doğru düzgün konuşmaktan bile acizsin! Ölüyü yaşama nasıl döndürmeyi düşünüyorsun dostum?

Cevap vermedi, veremedi. Haklıydı. Bunu inkâr edemezdi. Bebeğe ve kadına yardım etmek için yapabileceği hiçbir şey yoktu.

Daha yolunun başında, kimbilir ne kadar iğrenç bir lanetle yaşama veda etmiş bir hayat... Yanıbaşında iç parçalayan feyatları ile evladı için kahrolan bir ana... Ve hepsinin ortasında onlara yardım edemeyen, aciz ve kalbi kederle ağırlaşmış Trias...

Gözleri dolarken Trias, bebeğin rengi gitmiş, kaskatı yanağını okşadı. "Keşke..." diye fısıldadı. "Keşke gücüm olsaydı. Keşke sana yardım edebilecek güce sahip olsaydım. Keşke seni yaşama geri getirebilseydim..."

Tek bir damla gözyaşı yanağından süzülürken Trias sadece bebeğin gözlerine baktı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Trias'ın ıslanan gözlerine bakan acılar içindeki anne elini eşşeğin üstünde ki genç adama doğru uzattı ve "Yapabiliceğinizi düşünmüştüm." dedi. Hıçkırıklara boğuldu aynı anda ve dizleri üzerine çökerek kucağında ki bebeğe sıkıca sarıldı. "Ona yardım edebileceğinizi hissetmiştim."

Kinisson yanında ki yoldaşına baktı ve "Onu diğerlerinin yanına götür Jefrey!" dedi. "Belki Rehibe Tresi ona yardım edebilir." Mutsuz görünüyor ve yanağından göz yaşları damlayan, eşeğin üzerinde ki genç adamın gözlerine bakıyordu.

Jefrey bir Kinisson'a bir Trias'a baktı ve sonra başını olumlu şekilde salladı. "O akreplerle baş edebileceğine eminmisiniz lordum?" diye sordu Kinisson'a.

Kinisson başını olumlu şekilde salladı ve Jefrey elini cebine atarak dört tane hançer çıkarttı. "Mühür size yardım edecektir!" dedi ve hançerleri Kinisson'a uzattı. "Mühürü kurmayı unutmayın!"

Kinisson olumlu şekilde başını sallayarak dört hançeri aldı ve ardından acılar içinde ki anneyi ve bebeğini oradan götüren Jefrey'nin arkasından "Olabildiğince çabuk o bebekle ilgilenilsin!" dedi.

Jefrey uzaklaşıp artık boş olan sokağın köşesini döndüğünde Kinisson, eşeğin üzerinde ki Trias'a baktı ve "Biraz kendine güvenmelisin evlat!" dedi. Elinde ki hançerleri, oldukça keskin görünüyorlardı, ona uzattı. "Senden istediğim şey o akreplerin yanına gittiğimizde bu dört hançeri akrep'in çevresinde yere saplaman! Yani hançerlerin arasında akrepi hapisetmen. Bu hançerler bir taşı delebilecek kadar sivridir ve çok büyük hasar verebilir ama hangi varlık olursa olsun, bir canlıya zarar verirlerse özelliklerini kaybederler. Akrep ile ben ilgilenirken bunu yapabilirsin değil mi? Hançerleri akrepin çevresine bir kare oluşturacak şekilde yerleştirebilirsin değil mi?"

Hançerleri Trias'a doğru alması için uzattı.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...

Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Sen bu işi başarırsan bir dişimi kırarım!

Trias ona cevap vermedi. Sadece yitip giden o küçücük canı düşünüyordu. Onu kurtaramadığı, kurtaracak gücü olmadığı için üzülüyordu.

Lanet olsun! Onu kurtaramadığım için lanet olsun! İnsanları koruyamadığım için lanet olsun! Beni böyle aciz bir yaratık haline getiren kadere de lanet olsun! Bir gün...bir gün çok güçlü olacağım...sonra...

Sen asla güçlü olamazsın Trias. Sende asla o potansiyel olmadı, olmayacak da. Değersiz, aciz bir varlık olarak dünyaya geldin. Ã?yle olmaya devam edeceksin. Ve bir hiç olarak öleceksin. Boşuna karşı koyma, kaderini değiştiremezsin. Ama isyan etmek senin hakkındır!

Haklısın... Ben asla güçlü olamam... Asla...

NEDEN?! NEDEN Ã?EVREMDEKİLERİN ACI Ã?EKTİKLERİNİ GÃ?RMEK ZORUNDAYTIM?! NEDEN ONLAR ACI Ã?EKERKEN ELİMDEN HİÃ?BİR şEY GELMEDEN ONLARI İZLEMEK ZORUNDAYIM?! NEDEN?!

Neden...

Hiç olmazsa nedenini bileyim...


Trias, kendisine uzatılan hançerleri aldı. Bu işi başarabileceğini düşünmüyordu, ama denemeliydi. Peki ya denerken ölürse? Önemli olmayacaktı. Onun da dediği gibi, sadece bir hiç olarak ölecekti. Hiç olarak ölenler için kimse yas tutmazdı ki. Muhtemelen bir acı çekmeye bile layık olmadığından, basitçe ruhu bedenini terk edecekti.

Trias başını sallayarak Kinisson'un sorusunu geçiştirdi. Deneyecekti, evet...sonunda ölüm olduğunu umut ederek.

Ama...

"O...o akreplere zarar vermeyeceksiniz değil mi? Onların bir suçu yok. Sadece doğalarının gereğini yerine getiriyorlar. Onlara zarar vermeden onları geldikleri yere geri gönderemez misiniz?

O-onların ölmelerini istemiyorum. Yaşam kutsaldır, yaşam değerlidir. Herkesin yaşamaya hakkı vardır." dedi Trias omuzları çökerek. Sonra da gözlerini kapattı ve bir fısıltıyla ekledi. "Benim dışımda..."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest