ARAYIş (RP EKRANI)
Drowlar aç bir şekilde yemeğe yumulmuşlardı. Yumuşacık et yabancı tadına rağmen etti işte ve şarapta kuru tadına rağmen şaraptı. Boğazdan akarken ne de güzel bir tat bırakıyordu! Ya da, onlara öyle geliyordu. Ama etin üzerinden hala çıkan o mis kokulu buhara, ağızlarından akan yağa ve dillerindeki tada karşı gelmek mümkün müydü? Hele de o kadar uzun süren bir açlık ve susuzluktan sonra.
Brenne masadan kalkıp hancıya doğru yöneldi ve yavaş adımlarla tezgaha geldi. Tezgahın üzerindeki kara lekeler ne oldukları pek emin olunamayacak yaratıklardan kalma gibiydi. Artık silinmek yer yer eskimiş tahta, hancıyı rahatsız etmiyor gibi görünüyordu. Brenne tezgaha yaklaştığında hancı çekilerek askerle konuşmayı bırakmıştı. Bu Brenne geldiği için bir ara mı yoksa konuşma gerçekten mi bitmişti Apocalypse bilir. Hancı renksiz gözlerini Brenne'e dikti. Pelerinli asker tezgaha yaklaşmış Brenne'i süzüyordu. Brenne askere baktığında onun bir elf olduğunu gördü. En azından bu kulaklar ve yüz yapısı onun elf diye bildiği ırka aitti.
Brenne'in içinde şüphe girdap gibi yükseliyordu. Burada bir şeyler dönüyordu. Peki dönen neydi?Hancı sorusunu sessizce dinledi ve ardından, ancak canlı bir varlığın sahip olabileceği kadar berrak bir sesle konuştu.
- Kusura bakmayın beyim. İblisler ve şeytanlar işte. Bilirsiniz. Laf dinlemezler. Tek işleri sorun yaratmaktır. şu deminki iblis için sizden özür dilerim, cornugon muydu neydi adı. Neyse, geldiğinde söyledim bak kardeşim problem çıkartmayacaksın diye ama dinleyen kim. Qu'el'mar'ın grubunu (eliyle hafifçe yanda oturan savaşçı elfi işaret etti) dişli gördü tabi (elf başıyla hafifçe selam verdi. Brenne bir yandan da elf tarafından incelendiğinin farkına varmıştı), e şu an handaki bütün iblisler de ondan güçlü, size saldırmayı seçti. Yukarıdaki Balor'un gürültüsü yüzünden de özür dilerim. İstediği gibi yolculuk yapabiliyor ama nedense burada işte. dedi ve derin bir nefes alarak! devam etti.
- Sonuçta ben bir hancıyım efendim. Problem olmadığı sürece hanımda kimlerin kaldığı beni pek ilgilendirmez. Ben kazancıma bakarım. Balor muş, pit fiendmış, half fiendmış, insanmış, elfmiş farketmez gördüğünüz gibi. dedi ve eliyle hanı şöyle bir taradı.
- E ama bilirsiniz bunlar Gezgin Han'ın klasik problemleri. Kimleri gezmek isteyip kimlerin istemeyeceğini sizler belirleyemezsiniz. Hepsi burada değil siz ona şükredin. Bazıları kulede araştırmalarıyla meşgul. Burada olunca sapıtıyorlar. Bu gene durgun hali efendim. Kusura bakmayın ama yinede. dedi ve biraz eğilerek,
- Sizin bir arzunuz var mıydı peki efendim? diye sordu.
Brenne masadan kalkıp hancıya doğru yöneldi ve yavaş adımlarla tezgaha geldi. Tezgahın üzerindeki kara lekeler ne oldukları pek emin olunamayacak yaratıklardan kalma gibiydi. Artık silinmek yer yer eskimiş tahta, hancıyı rahatsız etmiyor gibi görünüyordu. Brenne tezgaha yaklaştığında hancı çekilerek askerle konuşmayı bırakmıştı. Bu Brenne geldiği için bir ara mı yoksa konuşma gerçekten mi bitmişti Apocalypse bilir. Hancı renksiz gözlerini Brenne'e dikti. Pelerinli asker tezgaha yaklaşmış Brenne'i süzüyordu. Brenne askere baktığında onun bir elf olduğunu gördü. En azından bu kulaklar ve yüz yapısı onun elf diye bildiği ırka aitti.
Brenne'in içinde şüphe girdap gibi yükseliyordu. Burada bir şeyler dönüyordu. Peki dönen neydi?Hancı sorusunu sessizce dinledi ve ardından, ancak canlı bir varlığın sahip olabileceği kadar berrak bir sesle konuştu.
- Kusura bakmayın beyim. İblisler ve şeytanlar işte. Bilirsiniz. Laf dinlemezler. Tek işleri sorun yaratmaktır. şu deminki iblis için sizden özür dilerim, cornugon muydu neydi adı. Neyse, geldiğinde söyledim bak kardeşim problem çıkartmayacaksın diye ama dinleyen kim. Qu'el'mar'ın grubunu (eliyle hafifçe yanda oturan savaşçı elfi işaret etti) dişli gördü tabi (elf başıyla hafifçe selam verdi. Brenne bir yandan da elf tarafından incelendiğinin farkına varmıştı), e şu an handaki bütün iblisler de ondan güçlü, size saldırmayı seçti. Yukarıdaki Balor'un gürültüsü yüzünden de özür dilerim. İstediği gibi yolculuk yapabiliyor ama nedense burada işte. dedi ve derin bir nefes alarak! devam etti.
- Sonuçta ben bir hancıyım efendim. Problem olmadığı sürece hanımda kimlerin kaldığı beni pek ilgilendirmez. Ben kazancıma bakarım. Balor muş, pit fiendmış, half fiendmış, insanmış, elfmiş farketmez gördüğünüz gibi. dedi ve eliyle hanı şöyle bir taradı.
- E ama bilirsiniz bunlar Gezgin Han'ın klasik problemleri. Kimleri gezmek isteyip kimlerin istemeyeceğini sizler belirleyemezsiniz. Hepsi burada değil siz ona şükredin. Bazıları kulede araştırmalarıyla meşgul. Burada olunca sapıtıyorlar. Bu gene durgun hali efendim. Kusura bakmayın ama yinede. dedi ve biraz eğilerek,
- Sizin bir arzunuz var mıydı peki efendim? diye sordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Başrahibe koridorları hızla geçti. Artık alıştığı zenginlik yanından bir nehir gibi akarken aklında sorular vardı. Kim geliyordu? Problem neydi? Saldırı nereye olacaktı. Ã?özülmesi gereken çok fazla soru onlara bırakılmıştı. İlk kez büyük bir sorumluluk aldığını fark etti. Daha önce kararları hep seçilmişler verirdi ama şu anda etrafta seçilmiş falan göremiyordu.
Kütüphaneye girdiğinde rahibelerini her zamankinden de iyi buldu. Nightfall'un karı eğitimi altında çok çabuk yetişmişlerdi. Bir çoğu daha şimdiden bakır nişanlarını yaratabilmiş ve düşük düzey de olsa birer rahibe olmuşlardı. Karşılarına gelecek olan tehlike de bunları kullanabilirdi. Daha tapınakta bildiği üzere on beş ikinci sınıf rahip-rahibe de vardı. Neyin veya kimin geldiği bir soru işaretiydi. Aslında neye inanıp ortalığı ayağa kaldıracağı da bir soru işaretiydi. Ama oturmak ona yakışmazdı. O, Apocalypse'in başrahibesiydi ve Apocalypse icraat isterdi.
Kütüphaneye girdiğinde rahibelerini her zamankinden de iyi buldu. Nightfall'un karı eğitimi altında çok çabuk yetişmişlerdi. Bir çoğu daha şimdiden bakır nişanlarını yaratabilmiş ve düşük düzey de olsa birer rahibe olmuşlardı. Karşılarına gelecek olan tehlike de bunları kullanabilirdi. Daha tapınakta bildiği üzere on beş ikinci sınıf rahip-rahibe de vardı. Neyin veya kimin geldiği bir soru işaretiydi. Aslında neye inanıp ortalığı ayağa kaldıracağı da bir soru işaretiydi. Ama oturmak ona yakışmazdı. O, Apocalypse'in başrahibesiydi ve Apocalypse icraat isterdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Uzun zaman sonra yemek Krayns'a gerçekten çok iyi gelmişti.Etin ve şarabın tadını unutalı çok olmuştu.Et biraz garipti ama drow o sırada onu düşünmüyordu.şu an aklında beliren tek şey yemekti.Efendilerin yanında olabileceği kadar kibar oluyor ve onları rahatsız etmek istemiyordu.Tabi vahşi bir drow ne kadar kibar olabilirse o kadar kibardı Krayns.Ã?nündeki yemek bittiği zaman,hiç sormadan diğer drowların yemeklerinden biraz aldı ve onları yemeye başladı.Etlerden aldığı zaman öyle bir haldeydiki dışardan gören sanki kendi tabağı zannederdi.
Diğer drowlarında yemeklerinden yediğinde şarabından son bir yudum aldı ve karnını okşadı.Açıkcası üzerine biraz ağırlık çökmüştü.Yorgunluk ve sıcak yemek Krayns'ı mayıştırmıştı.Ama şu anda bilmedikleri garip bir handaydı ve tetikte olmaları gerekiyordu.Silkelendi,göz ucu ile düşmüş peygamberi izliyordu,masadan kalkmış ve hancını yanına gitmişti.Herhalde yol ile ilgili bilgileri soruyor diye düşündü ve efendi Morien'e döndü;
"Efendim burdan ayrıldığımız zaman yanımıza kumanya almamız gere,belki bir süre boyunca karşımıza hiç han çıkmayabilir.Böyle bir zaafımız olduğu için grubu çok yavaşlatıyoruz ama söyleyebileceğim başka birşey yok,üzgünüm" dedi ve kafasını öne eğdi,seçlmişin tepkisini bekliyordu.
Diğer drowlarında yemeklerinden yediğinde şarabından son bir yudum aldı ve karnını okşadı.Açıkcası üzerine biraz ağırlık çökmüştü.Yorgunluk ve sıcak yemek Krayns'ı mayıştırmıştı.Ama şu anda bilmedikleri garip bir handaydı ve tetikte olmaları gerekiyordu.Silkelendi,göz ucu ile düşmüş peygamberi izliyordu,masadan kalkmış ve hancını yanına gitmişti.Herhalde yol ile ilgili bilgileri soruyor diye düşündü ve efendi Morien'e döndü;
"Efendim burdan ayrıldığımız zaman yanımıza kumanya almamız gere,belki bir süre boyunca karşımıza hiç han çıkmayabilir.Böyle bir zaafımız olduğu için grubu çok yavaşlatıyoruz ama söyleyebileceğim başka birşey yok,üzgünüm" dedi ve kafasını öne eğdi,seçlmişin tepkisini bekliyordu.
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Dorian Bulwein'i göndermişti. Geride kalan bir kaç hafta içerisinde seçtiği askerler gözle görülür bir ilerleme kaydetmişler ve Dorian'ın umduğundan daha çok gelişmişlerdi. Özellikle Bulwein Dorian'ı yanıltmamıştı. Elindeki koca greatsword'u savuruşu gerçekten görülmeye değerdi.
Aklındaki sorular komutanı meşgul ediyordu. Buraya bir şey olamayacağına kanaat getirmişti zira bu boyutta herhangi bir kaos inanına zarar gelmezdi. Kaos inananı olmayanlarda varsın ölsündü zaten. O zaman problem yukarıda, asıl tapınakta olmalıydı. Acaba seçilmişler tehlikeden haberdar mıydı? Onlar neler düşünüyordu?
Aklındaki sorular komutanı meşgul ediyordu. Buraya bir şey olamayacağına kanaat getirmişti zira bu boyutta herhangi bir kaos inanına zarar gelmezdi. Kaos inananı olmayanlarda varsın ölsündü zaten. O zaman problem yukarıda, asıl tapınakta olmalıydı. Acaba seçilmişler tehlikeden haberdar mıydı? Onlar neler düşünüyordu?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Krayns karnının gerçekten doyduğunu hissedebiliyordu. Garip etin ilginç tadı her şeye rağmen boğazında güzel bir tat bırakırken vücudunun yavaş yavaş tekrar dinçleşmeye başladığını da ona hissettirebiliyordu.
Morien bakışlarını Krayns'a çevirdi ve söylediklerini dinledi. O bakışlar Krayns'ı rahatsız etmişti. Orda saklı güç aslında ulaşmak istediği şeydi ama daha yapması gerekenler olduğunu biliyordu.
Morien Krayns'ı yavaşça onayladı ve succubuslardan birini çağırarak isteklerini bildirdi. Succubus onaylayarak çabucak hanın arka tarafına ayrıldı.
Morien bakışlarını Krayns'a çevirdi ve söylediklerini dinledi. O bakışlar Krayns'ı rahatsız etmişti. Orda saklı güç aslında ulaşmak istediği şeydi ama daha yapması gerekenler olduğunu biliyordu.
Morien Krayns'ı yavaşça onayladı ve succubuslardan birini çağırarak isteklerini bildirdi. Succubus onaylayarak çabucak hanın arka tarafına ayrıldı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne alelade bir meydan okuma ya da ters bir yanıt bekliyordu ancak hancının sözleri ve silahşörün sessizliği düşmüş peygamberi yoğun bir düşünce yumağının içine itti.Onlara hiç bir iblis saldırmamıştı en azından bu hanın içinde.Bu da ne demek oluyordu.Ayrıca bu yolculuk da neyin nesiydi?Yolculuk eden bir han,işte bu ilginçti..
Belki kullanılabilirdi en azından daha az tehlikeli olabilirdi.
-Bundan sonraki durağınız neresi hancı ve şu Cornugon da kim?
Brenne elf bozması savaşçıya baktı ve sonra da hancının grubu dediği diğerlerini inceledi hancının yanıtını dinlerken.
Belki kullanılabilirdi en azından daha az tehlikeli olabilirdi.
-Bundan sonraki durağınız neresi hancı ve şu Cornugon da kim?
Brenne elf bozması savaşçıya baktı ve sonra da hancının grubu dediği diğerlerini inceledi hancının yanıtını dinlerken.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Hancı Brenne'e bir an gözlerinde bir parıltı ile baktı. Ardından,
- Ahh. Anladım. Sizler Gezgin Han'ı daha önce duymamış birileri olmalısınız. Bakın, Gezgin Han boyutlar arası seyahat eden büyüsel bir binadır. Belirli zaman aralıklarında farklı boyutlara yolculuk ederiz. Gördüğünüz gibi yaşadığım pek söylenemez ama ölümsüz bedenimin bile hatırlamadığı kadar uzun zamandır bu işi yapıyorum, belki de hep yapıyordum. Gezgin Han hep oralarda bir yerdedir ve her zaman farklı boyutlar arası yolcular taşır. Yaklaşık otuz beş dakika sonra ise Nine Hells'e gideceğiz.
- Cornugon işi ise şu, hanın büyüsü fiziksel olarak farklı boyutlardaki sakinlerinin birbirlerine zarar vermesini engeller. şu devasa masaları görüyor musunuz? Aslında han ağzına kadar dolu ama büyü, sizin sizden büyük ve sizden küçük boyutlarda olan canlıları görmenizi engelliyor. Aynı şekilde onlarla fiziksel temas kurmanızı da öyle. Ama yine de bir cornugonun kanat çırpışlarının veya az önce hissetmiş olduğunuz gibi pençelerinin savrulurken çıkarttığı rüzgarı hissetmenizi engellemiyor. Büyü aynı zamanda eğer bu bilgiye sahip değilseniz onları kesinlikle görmemenizi sağlıyor. Eğer şimdi dikkatlice bakarsanız onları, en azından silüet olarak, görebilirsiniz.
Brenne başını kaldırıp gözlerini handa gezdirdiğinde hancının haklı olduğunu fark etti. İşte orada bir cornugon daha tek başına oturmuş önündeki bir "şeyleri" ağzına atıyordu. Hanın ortasında iki glabrezu birbiriyle güreşiyor ama savrulduklarında masalar içlerinden geçip gidiyordu. Hatta biraz konsantre olduğunda yukarıdan gelen, ve başından beri bahsedilen, o Balor sesini de duyabiliyordu. Görüntüler kesinlikle net değildi. Gidip gidip geliyorlardı. Geldiklerinde ise en iyi ihtimal kalın bir sis perdesinin ardından görünür gibiydiler. Ama Brenne rahatsız olmadan bulanık dış hatlar görebiliyordu.
Handa kendilerinden başka sadece bir grup olmasını görme nedenleri kendi fiziksel boyutlarında sadece bir grubun olmasıydı. O grubu incelediğinde hepsinin pelerinlerine sıkıca sarınmış ve başlıklarını kapatmış kişiler olduklarını gördü. Brenne, etraflarında olanların farkında olduklarını anlayabilmişti. Tezgaha baktığında hancının yanında başka hancılar gördü. Farklı boyutlarda hancılar. Tavanın bu kadar geniş ve içerinin bu kadar büyük olması anlaşılabilir bir şeydi. Zira burada dev bir colossal ejderha olduğuna yemin edebileceği bir hancı (!) bile vardı!
Kaos bu handa hüküm sürüyordu. Bu keşfin inanılmazlığı Brenne'i sarsmıştı.
- Ahh. Anladım. Sizler Gezgin Han'ı daha önce duymamış birileri olmalısınız. Bakın, Gezgin Han boyutlar arası seyahat eden büyüsel bir binadır. Belirli zaman aralıklarında farklı boyutlara yolculuk ederiz. Gördüğünüz gibi yaşadığım pek söylenemez ama ölümsüz bedenimin bile hatırlamadığı kadar uzun zamandır bu işi yapıyorum, belki de hep yapıyordum. Gezgin Han hep oralarda bir yerdedir ve her zaman farklı boyutlar arası yolcular taşır. Yaklaşık otuz beş dakika sonra ise Nine Hells'e gideceğiz.
- Cornugon işi ise şu, hanın büyüsü fiziksel olarak farklı boyutlardaki sakinlerinin birbirlerine zarar vermesini engeller. şu devasa masaları görüyor musunuz? Aslında han ağzına kadar dolu ama büyü, sizin sizden büyük ve sizden küçük boyutlarda olan canlıları görmenizi engelliyor. Aynı şekilde onlarla fiziksel temas kurmanızı da öyle. Ama yine de bir cornugonun kanat çırpışlarının veya az önce hissetmiş olduğunuz gibi pençelerinin savrulurken çıkarttığı rüzgarı hissetmenizi engellemiyor. Büyü aynı zamanda eğer bu bilgiye sahip değilseniz onları kesinlikle görmemenizi sağlıyor. Eğer şimdi dikkatlice bakarsanız onları, en azından silüet olarak, görebilirsiniz.
Brenne başını kaldırıp gözlerini handa gezdirdiğinde hancının haklı olduğunu fark etti. İşte orada bir cornugon daha tek başına oturmuş önündeki bir "şeyleri" ağzına atıyordu. Hanın ortasında iki glabrezu birbiriyle güreşiyor ama savrulduklarında masalar içlerinden geçip gidiyordu. Hatta biraz konsantre olduğunda yukarıdan gelen, ve başından beri bahsedilen, o Balor sesini de duyabiliyordu. Görüntüler kesinlikle net değildi. Gidip gidip geliyorlardı. Geldiklerinde ise en iyi ihtimal kalın bir sis perdesinin ardından görünür gibiydiler. Ama Brenne rahatsız olmadan bulanık dış hatlar görebiliyordu.
Handa kendilerinden başka sadece bir grup olmasını görme nedenleri kendi fiziksel boyutlarında sadece bir grubun olmasıydı. O grubu incelediğinde hepsinin pelerinlerine sıkıca sarınmış ve başlıklarını kapatmış kişiler olduklarını gördü. Brenne, etraflarında olanların farkında olduklarını anlayabilmişti. Tezgaha baktığında hancının yanında başka hancılar gördü. Farklı boyutlarda hancılar. Tavanın bu kadar geniş ve içerinin bu kadar büyük olması anlaşılabilir bir şeydi. Zira burada dev bir colossal ejderha olduğuna yemin edebileceği bir hancı (!) bile vardı!
Kaos bu handa hüküm sürüyordu. Bu keşfin inanılmazlığı Brenne'i sarsmıştı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne her ne kadar öğrenmeye istekli biri olsa da bu handaki inanılmaz boyut örgüsü onu şaşırtmış ve biraz da korkutmuştu.Farklı boyutlara ait yaratıkların silüetleri görünür olduğunda kavrayışı arttı.Bir süre merakla inceledi ve bunu zihninin bir köşesine not etti.Ã?ğrenmesi gerekeni öğrenmişti ve yakında boyut değiştirecek olan bu han ile seyahat etmeye hiç niyeti yoktu hem de dokuz cehenneme gidecekleri düşünülürse...
Brenne hancı ve savaşçıya küçük bir kafa selamı verip doğruca diğerlerinin yanına yöneldi.Yanlarına geldiğinde oturmadan konuştu.Acelesi olduğu belliydi.
-Ölümlü ihtiyaçlarınız karşılandıysa hemen yola çıkmalıyız.Efendi bizi bekliyor.
Brenne hancı ve savaşçıya küçük bir kafa selamı verip doğruca diğerlerinin yanına yöneldi.Yanlarına geldiğinde oturmadan konuştu.Acelesi olduğu belliydi.
-Ölümlü ihtiyaçlarınız karşılandıysa hemen yola çıkmalıyız.Efendi bizi bekliyor.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Morien Brenne'e başını çevirdi ve,
- Drowlar için kumanya bekliyoruz. Birazdan hazır olur. Geç otur şöyle. dedi.
Daha yolculuk için yarım saatten fazla zaman olduğu Brenne'in bildiği bir şey idi.
- Drowlar için kumanya bekliyoruz. Birazdan hazır olur. Geç otur şöyle. dedi.
Daha yolculuk için yarım saatten fazla zaman olduğu Brenne'in bildiği bir şey idi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne Morien in sözlerinde emirverici üslubu hissetti.Yavaşça bir sandalyeye otururken bunu ödetmek için kendi kendine söz verdi.İlk fırsatta,gücü elde ettiği ilk fırsatta Morien'e bunu ödetecekti.
Oturdu ve diğer düzlemlerdeki yaratıkların yansımalarını incelemeye koyuldu.
Bir yandan da dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu.
Oturdu ve diğer düzlemlerdeki yaratıkların yansımalarını incelemeye koyuldu.
Bir yandan da dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Kısa bir süre sonra tezgahın bulunduğu yerin yan tarafından bir kapı açıldı ve üç succubus ellerinde çantalarla bir succubus ise elinde mataralarla dışarı çıktı. Succubuslar grubun masasına geldi ve mataralar ile çantaları grup üyelerine teslim ederek (drowların her biri içi erzak dolu birer çanta ve büyükçe ikişer matara aldılar) masadaki boş tabakları ve bardakları toplamaya başladılar.
Brenne'in büyüyü yıkan gözleri hanı inceledikçe boyutlarını daha iyi anlayabiliyordu. Üzerlerinde parıl parıl parıldayan zırhlar giyen halflingler dahi gördüğüne yemin bile edebilirdi. Sosyal olarak tamamen karışık bir yapı içeren hanın eşsiz büyüsü, hanı tamamen güvenli bir yer olarak tutabiliyordu.
Grubun kalkmaya hazırlandığını gören succubuslardan birisi hemen gruba yaklaşarak,
- Efendiler, üçer yemek; üçer serziof, üç haftalık üç çanta erzak ve altı matara serziof için 2 altın 8 gümüş lütfen. dedi.
//DM NOT: Kimlerin yanında para olduğuna veya ne kadar olduğuna dair bir bilgim yok. Olanlar belirtirse sevinirim.
Brenne'in büyüyü yıkan gözleri hanı inceledikçe boyutlarını daha iyi anlayabiliyordu. Üzerlerinde parıl parıl parıldayan zırhlar giyen halflingler dahi gördüğüne yemin bile edebilirdi. Sosyal olarak tamamen karışık bir yapı içeren hanın eşsiz büyüsü, hanı tamamen güvenli bir yer olarak tutabiliyordu.
Grubun kalkmaya hazırlandığını gören succubuslardan birisi hemen gruba yaklaşarak,
- Efendiler, üçer yemek; üçer serziof, üç haftalık üç çanta erzak ve altı matara serziof için 2 altın 8 gümüş lütfen. dedi.
//DM NOT: Kimlerin yanında para olduğuna veya ne kadar olduğuna dair bir bilgim yok. Olanlar belirtirse sevinirim.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Krayns bir an iki seçilmiş ile göz göze geldi ve onayını aldıktan sonra kesesine atıldı.Siyah kadife üstünde *O* nun simgesi olan işlemeli bir keseydi bu.Simegenin altında ve üstünde tribal çizgiler ile bir bütün oluşturuyordu.Kesenin içinde 30 platin vardı.Krayns'ın mabeddeki platinlerinin yanında çok küçük bir mebla idi bu miktar.Krayns bu keseyi yolculuğunun en başında,dişi drow ile birlikte büyücü Eldarin'in yanına giderken almıştı ve o günden beri hiç kullanmaya ihtiyaç duymamıştı.şimdi gerektiği yerde parasını kullanıyor-pandemonium'da,daha önceden hiç görülmemiş bir handa???- ve bahşişide esirgemiyordu.Ã?ünkü bu han en çok ihtiyacları olan bir zamanda karşılarına çıkmıştı ve onu yeterince mutlu etmişti.Kesesini açtı iki parmağının arasında iki platin çıkardı ve masaya koydu "Üstü sizin" dedi kısa ve net bir şekilde.Kesesini kapadı ve tekrar beline astı.Erlere dönerek "Ã?antalarınızı alın ve tek sıra halinde seçilmişlerin ardından yürüyün" dedi,sesi kesin ve tartışılmaz bir tondaydı.
O da kendi çantasını aldı ve seçilmişlerin karşısında beklemeye koyuldu...
RP DIşI NOT:Karekter kağıdımda sahip olduğum platin miktarı yazmaktadır.
O da kendi çantasını aldı ve seçilmişlerin karşısında beklemeye koyuldu...
RP DIşI NOT:Karekter kağıdımda sahip olduğum platin miktarı yazmaktadır.
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Brenne askerlerin toplanmasını izledi.Yavaşça olduğu yerden doğruldu.
Diğer seçilmişlere dikkat etmeden kapıya yöneldi.Son bir kez hana gözattıktan sonra yavaşça hanın kapısını araladı ve boyutun kumlu zeminine ayaklarını bastı.
Gidilecek yer belliydi,kapüşonunu iyice suratına çekti ve temkinli adımlarla yola koyuldu.
Han kişilere her zaman belli bir rahatlık ve dikkatsizlik getirirdi.Brenne bunu çok iyi bildiği için tüm dikkati ile etrafını izliyordu.Tekrar kuleye doğru baktı içinden bir ses bu kuleden uzak durması gerektiğini söylüyordu ve Brenne de mümkün olduğunca kuleden uzak bir yol seçti.
Diğer seçilmişlere dikkat etmeden kapıya yöneldi.Son bir kez hana gözattıktan sonra yavaşça hanın kapısını araladı ve boyutun kumlu zeminine ayaklarını bastı.
Gidilecek yer belliydi,kapüşonunu iyice suratına çekti ve temkinli adımlarla yola koyuldu.
Han kişilere her zaman belli bir rahatlık ve dikkatsizlik getirirdi.Brenne bunu çok iyi bildiği için tüm dikkati ile etrafını izliyordu.Tekrar kuleye doğru baktı içinden bir ses bu kuleden uzak durması gerektiğini söylüyordu ve Brenne de mümkün olduğunca kuleden uzak bir yol seçti.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Baş rahibe huzursuzca kütüphaneye girdiğinde bazı rahibelerin nişanlarını yaratabildiğini gördü. Bu iyi bir gelişmeydi en azından, hiç yoktan çok iyiydi.
Baş rahibe ortalığın birbirine girmemesi için öncelikle Nightfall'u yanına çağırmaya karar verdi. Durumu olanca hızıyla fakat hiçbir ayrıntıyı atlamadan gözden geçirmek istiyordu. Sorun iki yerde de olabilirdi. Artık o kadar kuşkuyla yaklaşmaya başlamıştı ki baş rahibe içinde bulunduğu ortamın güvenliliğine bile inanası gelmiyordu. Saldırı ya buraya olacaktı, ya yukarıdaki tapınağa...
"Nightfall! Hemen yanıma gel, görüşmemiz gereken bazı önemli konular var!" var dedi ve Nightfall'un yanına gelmesini bekledi.
Baş rahibe ortalığın birbirine girmemesi için öncelikle Nightfall'u yanına çağırmaya karar verdi. Durumu olanca hızıyla fakat hiçbir ayrıntıyı atlamadan gözden geçirmek istiyordu. Sorun iki yerde de olabilirdi. Artık o kadar kuşkuyla yaklaşmaya başlamıştı ki baş rahibe içinde bulunduğu ortamın güvenliliğine bile inanası gelmiyordu. Saldırı ya buraya olacaktı, ya yukarıdaki tapınağa...
"Nightfall! Hemen yanıma gel, görüşmemiz gereken bazı önemli konular var!" var dedi ve Nightfall'un yanına gelmesini bekledi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
-
_Nightfall_
- Kullanıcı

- Posts: 297
- Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
- Location: İzmir
- Contact:
Nightfall hızlı adımlarla Başrahibeye dogru ilerledi... Yuzunden endişeli oldugu anlasılıyordu bu yuzden adımlarını sıklastırdı...
*Buyrun Başrahibem... Bir emrinizmi vardı???*
*Buyrun Başrahibem... Bir emrinizmi vardı???*
Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir şafaga...<br><br>Değişik bişey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid= ... IKLASIN</a>...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest