Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Kaos ordusunun geçişi Lord Shadowbane ve müttefiki Troller için oldukça gergin geçmişti. Ölülerin kuvvetleri Doğu Limerik’e çekilmiş ve ork ordusu ormanın kalıntılarından geçip gözden kaybolana kadar orada saklanmışlardı. Eskiden bu sorun olmazdı, gür ağaçlar onları saklardı. Ama şimdi bulundukları bölgede ağaçlar tamamen çürümüştü ve bataklığımsı bir hava oluşmuştu. Burada saklanmak zordu. Biraz aramadan sonra Darcalus’un öncüleri, ormanın bozuluşu sırasında zehirlenerek ölen bir kurtadam kabilesinin viran haldeki köyünü bulmuşlardı. Orklar gidene kadar orada saklanmışlardı.

Bu sürenin Lord Shadowbane için ne kadar zor geçtiğini tanrılar dahi bilemezdi! Troller her daim yanında yeni oyuncağı Gümüşyüz ile Darcalus’un çevresinde dolanıyor, ona emirler veriyor, Gümüşyüz’e hikayeler anlatıyor, delice kahkahalar atıyor ve bu köyü yeni krallığının merkezi yapacağını söylüyordu!

Evet, deliydi. Darcalus belki buna katlanabilirdi. Ama o iğrenç suratını çekemiyordu işte! İki yüz elli yıl boyunca ölülerle iç içe olmuştu Lord Shadowbane, ama onlar bile Troller’dan daha yakışıklılardı!

Ve Gümüşyüz...Bir zamanlar iyiliğin kutsallık olduğuna inanan bir ırktan gelen yarı melek, şimdi kırık bir burunla dolaşıyordu. Tekrar dayanılmaz bir açlığa bürünmüştü ve zihni bu açlığın getirdiği çeşitli katliam ve et görüntüleriyle-özellikle de yediği küçük çocuğun görüntüleriyle-doluyordu. Bunlar yetmezmiş gibi Troller’ın rezil şakalarına, tuhaf hikayelerine ve sataşmalarına maruz kalıyordu.

En sonunda kaos ordusu gözden kaybolduğunda Lord Darcalus hareket emrini verdi. Bir saat içinde hepsi de Limerik Ormanı’ndan kalanların kuzey sınırındalardı. Kaos ordusu ufuktaki dağlara çok yaklaşmıştı.

“Hadi hadi hadi! Ne bekliyoruz daha?! Gidelim, saldıralım, öldürelim! Nihahahahahahahaha! Uçur bizi Gümüşyüz, uçur şampiyonum! Götür bizi oraya! Nihahahahahahahaha!”

Gümüşyüz’ün aklı karışmıştı. Hepsini oraya taşıyamazdı ki?!
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Vladhek sessizdi.. Gelen binlerce kişilik orduya karanlık bir edayla bakıyordu.Karşılarındaki binlerce kişilik ordu yetmiyormuş gibi birde hediye olarak bu yağmur vardı. "Lanet olsun" dedi içinden.Vladhek kılıçlarını çekmişti ve sağ elini havaya kaldırdı " ASKERLEEERRR,OKLARI HAZIRLAYIIINN Ã?N SAFLARA , ATEEEEşş " Vladhek önündeki zalim ordunun ön saflarındaki orclar düşerken yavaşça izledi..

Daha sonra oklar önlerindeki orduya yağmaya devam ederken orclar surların önüne doluşmaya başlamıştı." OKÃ?UULAAR , OKLARINIZI ALEVE VERİİİİİİNNN!!!! " karmaşada avazı çıktığı kadar bağırıyordu..Kazıklar ordunun ortalarında kaldığında Vladhek tekrar elini kaldırdı ve kazıkları işaret ederek bağırdı..

"OKÃ?ULAR KAZIKLARA!!FIRLATIIIIN!!!" Vladhek bütün gücüyle bağırıyordu ..

Savaşçıların içindeki korkuyu sezebiliyordu..Hepsinin evinde olmak istediklerini bu savaştan çekip gitmek istediklerini biliyordu..Ama onları burada tutan şey ailelerinin hayatı kendilerinin hayatları ve cesaretleri..Onurları..

Vladhek kazıklar alevle kaplandığında orcların şaşkınlığını görmeyi çok istiyordu ve biraz sonra bunu görebilceğine emindi..

Savaş başlamıştı ve insanların sıkıştığı yerden kurtulmasını tek sağlayabilecek şey bu devasa ölümcül ordunun sadece tek amaçla gelmiş ordunun yokedilmesiydi...Orduyu direk saldırarak yok edemezlerdi bu yüzden onları tuzağa düşürerek azaltmak zorundalardı..

Eğer surlar kaybedilirse ki öyle gözüküyordu şehire gitmeleri için az bir vakit olacaktı..

Vladhek etrafa emirler yağıdırıyordu savaş esnasında ve yanındaki genç adama dönerek " Cesaret Celebnor..Bizi ayakta tutacak ailelerimiz ve cesaret..O pisliklerden korkma asla.."

Vladhek tekrar savaşa yoğunlaştı ve beyinsiz ordunun surlara doğru çarpmasını ve kazıklarda yanmasını izledi..

"OKÃ?ULAR HAZIRLANIN , ATEEEEşş " Vladhek bir süre bunu tekrarladıktan sonra kılıcını havaya kaldırdı " ATEş SERBEST!! ONLARI TOPRAğA GÃ?MÃ?N ONLARI CEHENNEME YOLLAYIIIN!!! "
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Yaptığı planların hiç birinin bu kadar zamanda yapılmasına imkan yoktu. Haritanın üstündeki çizimlerin yarısı bile şu anda yağmuru yiyen askerlerin durduğu surlarda mevcut değildi. Neyseki en önemli kısım olan zamanı onlara kazandıracak köprü planı kapının desteklenesi planı için yeterli zaman bulunmuştu. Özelikle de onlar gelmeden önce zaten kurulmuş olan dev kayalar tuzağı. Bu0 tuzak sadece ağır kayıplar verdirmeyecekti, ayrıca karşıdaki ordunun içine korku salacak ve komutanların bu kadar zamanda böylesi bir tuzak kurmuş olan bu orduya bir şey yapacağı zaman daha fazla düşünmesine sebep olacaktı. Gerçi öğrendiğine göre kaos için savaşan bu ordunun o kadar ince düşünebilmesi oldukça zor olacaktı.

Yağmur yağmaya başladığında hastlish ğpek çok şey taşıan çuvalından etrafına bez dolanmış bir sopa çıkarttı. Ardından sopayı yere dikine koydu ve bez arasına gizlenm,iş sopadan daha ince pek çok metal çıtayı sırayla açmaya başladı. Sonunda ise bezi sopanın üstünde yaklaşık 70 derece oluşturacak şekilde duran şemsiyesini başının üstünde döndürdü. Askerlerin meraklı bakışlarına hiç aldırmıyormuş gibi davranmaya çalıştı ama bu bakışlardan her zaman için zevk almıştı.

Hemen yanında eski düşmüş kasabanın ümidi olan Cervantes vardı. kasaba düşmüştü ama insanları hala buradaydı ve ona güvenleri var gibiydi. Ancak Cervantes'in tek umut olmadığı kesindi. Buraki her asker ve hatta her sizivil şu anda bir umut kaynağıydı. İşlerin mucizlere kaldığını görmeyen 10 kasaba halkı için biraz sevindi. En azından şanslarının düşünülenden az olduğunu bilmeyeceklerdi.

Böceleri sürerkende oldukça becerikli olan şövaşlye Horkoel şu anda atlu birliklerin başındaydı. Kendi böceğimsi arkadaşlarınında aslında oldukça işe yarayabileceğini defalarca kere dile getirmesine rağmen onu pek dinleyen olmamıştı. şimdi arkadaşlarını başka işleri için kullanmayı düşünüyordu. Hele bir şu patlamayı görebilse. Onca zamandır paniğin yanında bu an için beklemişti. Bu ordunun gelişini heyecanla beklemesi ne kadar garip karşılansada Hastlisch garip karşılanmaya zaten alışkındı.

Kaos ordusunun ilk ork birliği karşıya geçerken Hastlisch surlara lanildiğince yakınlaştı ve olabildiğince iyi bir görüntü için ayak parmakları üstünde ayağa kalktı. Patlama olana kadar histeri, kısık gülüşleri ile köprüye bakıyordu. Elinede olsa başkalarında neler düşündüğünü bilmek isterdi bu patlama sonucunda ama buna cesarette ednmezdi, bunca düşünce beyni içindeyken hengis kendi düşüncesi hangisi başkasının nasıl anlayabilecektiki değilmi.

"BOOOOOOOMMM!"

Diye bağırdı köprünün patlamasından hemen sonra. Orkların da köprü ile birlikte bağırarak düşünlerini izledi. Kim bilir nasılda şaşırmışlardı. Bu öncü brlikte en azından yüksek rütbeli birinin olmasını diledi. Ancak hiç bir ordunun önden yem göndereceğini düşünemediğinden bu düşüncesinin saçmalığınıda anlayamadı. Cervantes'e heyecanla döndü ve

"Hiç üst rütbeli biri varmıydı köprüde? Her hangi birini alabildik mi?"

diye sordu. Ama cevabını almadan yine yüzüne yediği yağmuru önlemek için şemsiyesini başına indirdi ve köprüye daha iyi bir bakışl atmaya çalıştı. Böylesi bir patlamanın nasıl olduğunu herhalde mera ediyrdu kaos ordusu. Yüreklerine korku salmış olmalıydı bu patlamanın.

Gnom'un gözleri şimdi havayı süzüyordu. Böceğimsi yaratıklara binmiş adamları arıyordu. Onlar kendi planlarındaki büyük gedikti. Aklında olan aşağıda zaten hazır ettiği ve sön ile temasa geceği Pastör'ün kendi yanıuna gelmesiydi. Sonrasnda ise pastöt ile kaos ordusunun tepesinde olabildiğince yüksekten uçacak ve bombalarını bırakacaktı. Havanın bulutlu olduğunu gördüğünde bu planın daha da işlevselleşeceğini düşünen mucit çakan şimşekler ile bu planının da bir süre dha beklemesi gerektiğini anladı. Zten şimdi düşünüyorduda kendi hizmetlerinden bedavaya yararlanan Cervantes ona bir teşekkü bile etmemişti. Ama o parlak zırhı içinde "10 kasabanın umudu" olarak surların üstünde beklemesini biliyordu.

"Hımmmmm" diyerek sakallarını karıştırmaya başladı Gnom.

"Bu hizmetlerimin karşılığını ne zaman konuşmaya başlatyacağız, şövalye Cervates."

Ellerini çuvalına daldırdı ve içinde koyu siyah parlak bir sıvı olan küçük bir şişe çıkarttı(*). Sıvı akışkan olomasına akışkandı ama içindeki kırmızı renkili küreciklerin hastlisch'in sallamalarına nasılda hancalcasına tepki verildiğine ve sıvının koyuluğuna bakıldığına bu sıvının ne kadarda yoğun bir sıvı olduğu anlaşılıyordu. Sıvının sallandıkça birbirine karışan ve sonrasında ise ayrılan katmanları ise bunun oldukça karışık bir simyasal olduğunu kanıtlıyordu. şişeyi elinde sallarken konuşmaya başladı.

"Elimde tamda böyşlesi yağmurlu zamnlar için bir yapılmış br sıovı var ama onu sze vermem için bana biraz şevk verseniz diyorum."

(*:Wetfire)
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

"Efendim, Duskheir kuşatıldı. Goblinler sanılandan bile fazla!" dedi. Askerin heyecanı açıkça belli oluyordu.
"Telaşa gerek yok," dedi elini boşlukta anlamsızca sallayan Altharos.
"Planımız işleyecek ve kasaba kurtarılacak." dedi sade bir şekilde.

Asker, itaatkâr bir şekilde onaylarcasına başını salladı. Altharos bu kısa aradan sonra sözlerine devam etti:
"Daha önceden hazırladığımız planı uygulayacağız. Vaktimiz yetecek kadar. Baron Thorgas, söz verdiği yardımı yapacak..."


Sonrası bulanıktı..
Sonra ne olmuştu ki? Baron Thorgas yardıma gelmiş miydi? Yoksa kasaba düşmüş müydü?

Ölüm şövalyesi bir anda kendini bu anının sonrasını hatırlamaya çalışırken buldu. Gözleri ileriye__geçip gitmiş olan ordunun bir zamanlar olduğu yere bakıyordu. Troller' in saçma sapan sözlerinden ve etraftaki uğultuya benzer sesten ayrı kalmıştı. Dalmıştı sanki bir anda.

Dalmak?

Bu olayı çok uzun zamandır yaşamamıştı.
Anılar ve düşünceler arasından sıyrılırken tiz bir kahkaha zihnini boşalttı.
Kafasını hızla çevirdi ve o tarafa baktı.

Troller, yeni bir hikâyesi eşliğinde yaptığı saçma bir espriye gülüyordu. Bu ani tavrı Ölüm şövalyesinin sinirini bozmuştu!
Ardından bitmek bilmeyen konuşmasına devam eden Troller’i Lord Darcalus hayretle izlemişti.
"Hadi hadi hadi! Ne bekliyoruz daha?! Gidelim, saldıralım, öldürelim! Nihahahahahahahaha! Uçur bizi Gümüşyüz, uçur şampiyonum! Götür bizi oraya! Nihahahahahahahaha!"
"Zamanı daha gelmedi Troller, daha değil," Dişleri arasından bir küfür mırıldandıktan sonra olağanca sakin bir şekilde bu sözleri sarf etti.
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Azazel elindeki devasa kılıcı ile düşlere dalmıştı,ormanını özlemişti,kabilesini,huzuru,mutluluğu...

Ormanın ve kabilesinin yok oluşu onda kapanmıyacak bi yara bırakmış,Görev arzusunu intikam arzusuna çevirmişti.Sinirini kontrol etmekde zorlanıyordu.Bu sefil yaratıklardan öcünü almak istiyordu,hepsini öldürmeliydi,hepsini parçalamalıydı..

Artan öfkesi ve savaş stresi onu özüne dönüşmek için zorluyordu.Azazel artık bu isteğe daha fazla karşı koymak istemedi.Bir böğürtü kopararak yere çömeldi(Hybrid forma dönüşüm)Necrosun insiyatifine bırakılmıştır..)

Zaman mutluluk yada huzur zamanı deildi..., Zaman acı ,öfke ve intikam zamanıydı....
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Dekotta bulunduğu yerden savaşı seyrediyordu, dev kılıcını çoktan çıkartmıştı. Karanlık rahibi ölümün ve savaşın heyecanı sarmıştı.

Bu diyara geleli beri birkaç yaşayan ölüden ötesini yok edememişti ki onlarınki de ölüm sayılmazdı. Ölümün lordunun kutsal hizmetkarı bu günde yüce olana hizmety edecekti ama içinden keşke sen de yanımda olsaydın demeden de edemiyordu.

Lordunun ona bahşettiği güçler olmadan da idare edebilirdi Dekotta ama bu gerçekten çok güç olacaktı. Karanlık rahip başka bir zaman olsa savaşta ölmekten korkmazdı ama bunun gibi bir durumda herşey olabilirdi.

"Neyse ne !" diye kafasındaki düşünceleri uzaklaştırdı karanlık rahip ve vahşice ilerleyen orduyu incelemeye başladı. Görünüşe bakılırsa düşman çok fazla üstündü ama buradakiler de birşeyler yapmış olmalıydı.

Selemor denilen adamla yaptıkları yolcuk başarısızlıkla sonuçlanmıştı, adam sağına soluna bakmaktan mı acizdi ne ? Hiçbirşey bulamamış ve Dekotta'nın tüm zamanının boşa geçmesini sağlamıştı.

Emir alıyordu Dekotta ki bu onu rahatsız etmesine karşın savaşa olan isteğini azaltmamıştı. Surdaki herkese ok dağıtılmıştı ama Dekotta'nın buna ihtiyacı yoktu, kendi ağır çaprazyayını hazırlamıştı ve emir gelmesini bekliyordu.

Düşman ordu köprüde bir sürpizle karşılaşmıştı ama bu onları fazla yavaşlatmamıştı. Düşmanı yönetenlerin aptal olmadığı açıktı ve önden gelen çöplerle uğraştırıyorlardı orduyu.

Birkaç dakika sonra Dekotta'nın heyecanla beklediği emir geldi ve Dekotta ucunu alevlendirdiği okunu mucidin hazırladığı kazıklara doğru yolladı.

"Ölüm, ölüm... " diye düşündü Dekotta "Bu gün seni bolca onurlandıracağım Lordum, bana güç bahşet." ve ağır çapraz yayı ile saldırısına devam etti.

Kaliteli yayı germek çok zordu, bunu ancak Dekotta gibi güçlü adamlar kullanabilirdi ama Dekotta hiç zorlanmadan kurup ateş ediyordu.

Yağan yağmur, savaş... katliam...

Hepsi çok güzel şeylerdi, Dekotta ruh bütünlüğünü sağlamış, kutsal bir şevkle öldürüyordu. Öldürdükleirnin ne ya da kim olduklarının önemi yoktu, bir şekilde ölüyorlardı.
Black_Rider
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 230
Joined: Tue Aug 17, 2004 10:00 am
Location: İst
Contact:

Post by Black_Rider »

Selemor cüppeli kişinin ani hareketiyle durdu. Cüppeli kişinin yüzü kendisine dönüktü. Cüppeli kişi konuşmaya başladı.
”Unutulanlar eskide kalır.Sonucunu bilmediğin şeylerin peşinden koşma genç büyücü.Yoksa ya sen üzülürsün ya da başkalarını üzersin.Unutulanlar eskide kalır.”
Adam konusmasına devam etti.
”Bilgesin genç,ama yeteri kadar değil.İstenilen kadar değil."
Neyden bahsediyordu bu adam.Büyücü bir türlü anlam veremiyordu.Adam tekrar konustu.
”Unutulanlar eskide kalır.Hatırlatanlar ise eskide bırakılmaya mahkum kalır."
Selemorun gözleri faltaşı gibi açılmıştı.Ne diyeceğini bilemiyordu..Belki babasından yada abisinden bahsediyordu.Yada baskasından belkide birisini onunla karıştırmıştı.Büyücünün aklı bulanmaya başladı. İçini i bir korku kaplamıştı ve bu korkunun nedenini bilemiyordu...

Büyücü caddeye göz gezdirdiğinde boş olduğunu gördü.İnsanlar gitmişti ama nereye?Sorusunun cevabı çok gecikmeden gelmişti. Askerler telaş halinde surlara doğru gidiyorlardı.
”Geldiler” dedi soğuk bir sesle büyücü.”Elemsar çabuk kulenin surlarına.” Büyücü cüppeli kişiye son bir bakış attıktan sonra kalenin surlarına yöneldi.

Selemor ve Yılmax birlikte kalenin sol tarafındaki kulesindeydi. Emirlerinde 5 asker ve bir mancınık vardı. Büyücü kendi kendine homurdandı büyülerimiz yok ya ayak altından çekilmemiz için bizi buraya verdiler. Aslında bir bakıma haklıydılar büyü büyücünün her şeyidi, onun silahı, onun kalkanı. Bunlardan şimdi mahrumdu, diyarda anlam veremediği bir şeyler dönüyordu ve muhtemelen bunlar iyi şeyler değildi.

Köprünün patlamasından sonra büyücü tebessüm etti.
"Eee geleceğiniz varsa göreceğinizde var" dedi kendi kendine. Ama bu sevinci uzun sürmedi. Orklar kuleyi nehrin üzerine devirmiş köprü görevini görmesini sağladılar.
”Lanet olasılar bunu nasıl akıl edebildiler bu ordunun komutanı yalnızca gözükara bir ork olamaz." dedi Yılmax'a.

Borozanlar öttü ve savaş türküleri söylendi. Evet savaş başlıyordu.

Selemor Yılmax'a bir bakış attı ve kafasını aşağı yukarı salladı. Büyücü kılıcını kınından çekti.

"Nişan alın,kılıcını ileri doğru uzattı.Ateşşşşşşş!!!"
Herkes aya benzer.Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez... Enter the Ghost Lake The waters whisper of something brooding no way out of here) Son of Dark --------------- Isim:Denikron Githalas Irk:Human Sinif:Wi
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Horcoel emrindeki askerlerle konuşlanmış oldukları ana caddede bekliyorlardı..Caddeye yerleşirken kafasında bir plan şekillenmişti paladinin..Ancak bunu diğerleri ile paylaşmalıydı..Arkasına dönerek emrindeki süvarileri gözledi..''Sizler gurur duyulacak adamlarsınız..Halkınızı savunmak adına silaha ata sarılıp buraya kadar geldiniz..Gerçekten..Ancak azim ve fedakarlıklarınız boşa gitmeyecek..Hiçbirimizinki boşa gitmeyecek..Halkı..Halkımızı savunmak için kanımızın son damlasına kadar savaşacagız..''dedi gür ve kendinden emin bir şekilde..Sesi oldukça cesaret vericiydi..

Gözleriyle bir bir süvarileri süzerken paladin duraksadı..''şimdi sizden iki gönüllü istiyorum..Sen ve sen..'' dedi adamları işaret ederek..''Sizler bu savaşı kazanmamız için önemli rol oynayacak iki kişiyi bana getireceksiniz..Sen..kardeşim.. Bana kasabanın savunması ile ilgilenen Slach ı bulup getireceksin..Ve sen kardeşim..Sende bana mümkünse mucit Hastlisch i getiriceksin..Geriye kalanlar..'' dedi devam ederek..''Cesaretinizi ve azmınizi koruyun..Beni burda bekleyin..''

Atını hızla kalenin merdivenlerine doğru sürerken şovalye elf kulaklarına bile gerek kalmadan duyabileceği bir emir çığlığı duydu..''Vladhek'' dedi fısıldayarak..''Ne yaptıgını sanıyor bu..Ateş zamanı daha gelmedi..''

Kalenin merdiveninde ilerlerken seslendi şovalye tüm sesiyle..''HERKES ATEşİ KESSİN''..''VLADHEK..SEN NE YAPTIGINI SANIYORSUN..BİR KOMUTANDAN ÇOK ACELECİ ACEMİ BİR Ã?AY...''Surların üzerine ulaşmıştı şovalye bu sırada..Elf gözleri ile aşagıyı süzüp parmağı ile göstererek..Bu sırada gümüş renkli Cealestial atını kendi etrafında bir tur döndürerek yarı sinirli bakışlarını Vladhek in üzerine çevirdi..''BUNLAR GOBLİN ORK DEğİL..VE YANLARINDA EN UFAK BİR KUşATMA MALZEMESİ DAHİ GETİRMEMİşLER..ASIL ORDU ARKADA BU BİR TUZAK..SINIRLI OKLARIMIZI TUZAGA YEM YAPARAKMI HARCAYACAKSIN??..ONLARIN İSTEDİğİ şEYİ YAPIYORSUN ZATEN..''

Ardından Silverhornu şaha kaldırdı..''HERKEZ ATEşİ KESSİN..BENİ DUYUYORMUSUNUZ..BU BİR TUZAK..ATEşİ KESİN..ATEşİ KESİİİİİİİİİİİİİİİN..''Horcoel Silverhornu hızla surda bir ucundan diğer ucuna ilerletirken sesleniyordu..''ATEş ETMEYİİİN..GOBLİNLER..ASIL ORDU ARKADA..BU BİR TUZAK..ATEş ETMEYİİİN..''

Horcoel ilerlemeye başlarken eşduyumdan uzun zamandır tek gerçek dostu olan Silver ' a seslendi..

''Silver..Biraz dikkati üzerimize çekelim..Ã?nüme biraz ışık ver dostum''

Kutsal binek ilerleyişine devam ederken etrafına önce cennetin ufak huzur dolu parıltılarını saçmaya..Ardından bu parıltıları gittikçe arttırarak bembeyaz bir ışık kümesi haline gelirken şovalye ışıktan etkilenmemek için gözlerini kıstı..Biraz sonra Silverhorn isimli Cennetin kutsal bineği beyaz saf ışıkla kaplanmış..Ve üzerinde Horcoel i taşır bir birçimde tüm dikkatleri üzerinde ilerliyordu..Bu sırada Horcoel herkezin ona bakıyor olmasını umdu..Ã?ünkü onu dinlemedikleri taktirde tuzağa düşmeleri an meselesiydi..Silverhornu tüm kutsal ışık üzerindeyken surların bir köşesinden diğer köşesine taşırken bağırdı..''KİMSE ATEş ETMESİN..BEN HORCOEL..KİMSE ATEş ETMESİN..AşAGIDAKİLER ASIL ORDU DEğİL..BİR YEM..GOBLİNLER SINIRLI OKLARIMIZI ALIP KENDİ CANLARI PAHASINA DAHİ OLSA GÃ?TÃ?RMEYE GELDİLER..OKLARINIZI BOşA HARCAMAYIN..BENİ DUYUYORMUSUNUZ..OKLARINIZI BOşA HARCAMAYIN..''Diğer köşeye geldiğinde durdu ve Cennetin günışığını üzerinde taşıyan atını şaha kaldırdı..Horcoel artık kendini tamamen bir ışık bulutunun üstünde gibi hissediyordu..Ama bu oldukça huzurlu birşeydi..Özellikle ışıgı kendi hayat amacı edinmiş birisi için..Sadece biraz gözlerini kısması gerekliydi..

''Silver..Daha fazla günışıgı gerekecek dostum..Bir planım var..Bıçaklarım..''
(Bıçaklara Daylight)
Horcoel surun ulaştığı en son kısmından surun orta kısmına doğru..Yani Vladhek in yanına doğru atını sürerken Bıcaklarını hızla kabzalarından yol boyunca Cealestial bineğin alınına sürüp surdan aşagıya dogru atmaya başladı..Altı bıçak..Birisi surun en başından diğerleride yirmişer metre ara ile surun ortasına doğru ilerlerken surdan aşagıya..Goblinlere atılmıştı..Goblinleri paniğe sokma amacıyla..

Horcoel kendi kendine kendinden emin bir şekilde gülümsedi ilerlerken..Bu gerçekten çok ilginç olacaktı..

Aşagıya..Goblinlerin tam üstüne doğru hızla ilerleyen Etrafına ışık saçan bıçaklar goblinlere saplandıgında onların paniğe gireceğini umarak Vladhek in yanına ulaştı..Silver hala ışıl ışıldı..Ve daha doğrusu bu da onun planının bir parçasıydı..

Surun tam ortasına vardıgında tüm askerlere ve Vladhek e bekleyin tarzında bir işaret verdi..şimdi planının ikinci kısmına geçti..Goblinlerin gözü korkutulmalıydı..

Surda aşagıdan görülebilecek bir şekilde suru tam ortalayıp surun ucuna sürdü bineğini..Aşagıya..Goblinlere,içinde bulundugu ışıgın şiddetinden tam olarak sezemesede(Gözler kısılı gerçi ama..Gerisi dm e kalır :wink: ) doğru bakındı..(intimate)

''MERHAMETSİZ CANİLER..''Diye inledi tüm gücüyle..Sesi sertti..Kendinden emindi..Ve acımasızdı..''BEN IşIGIN ELÃ?İSİYİM..SESİMİ DUYUN VE BENİ İYİ DİNLEYİN..SİZİN BİZE GÃ?STERMEDİğİNİZ MERHAMETİ GENE SİZE IşIK GÃ?STERİYOR..IşIğIN ADINA SİZE BU MERHAMETİ BEN GÃ?STERİYORUM..BURADAN Ã?EKİP GİDİN VE YAşAMINIZI KURTARIN..AKSİ TAKTİRDE GÃ?N DOğMADAN KUTSAL IşIK ÖZERİNİZE DÃ?şECEK..VE BİR TEKİNİZ BİLE BURADAN SAğ Ã?IKAMAYACAK..''

şovalye bunları söylerken atının üzerinde dengeli ve asil bir görünüm sergileyerek dimdik duruyordu..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

Gümüşyüz Ne yapacağını bilmiyordu,efendisi karar değiştire bilirdi... ama ne yapcağı belli olmıyan biri için hazırlık yapmalı idi...

Omuzlarını göyüs ünden biraz içeri çekti,ve hızlı bir şekilde yanlara doğru gerid bu hareketi,Kanatlarının Açılmasına izin verdi,Zırhının arkasında ki kapakları kanatlarının ucundaki sert ve içi hava ile dolu kemikler itmişti, kanatlar açılmıştı ve hareketine başlamıştı ,yerdeki tozlar şiddetli bir şekilde uçuşmaya başlamıştı Gümüşyüz Yerden 5 10 cm yükselmişti bile,

''Efendim Emirlerinizi bekliyorum...''

Bu arada gözü Ölüm şovalyesine kaymış ,onla göz göze gelmişti ama gözlerini kaçırmız ardından efendisinin gözlerine bakmıştı,emiri beklercesine.
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Yilmax, toplantıda yapılabilecek çok fazla da şeyin olmadığını gelen orduyu karşılamak için kala kala zekalarının ve yaratıcılıklarının kaldığını dehşetle farketti. Karşılarındaki ordu kendilerinin elindeki ufak güçten kat be kat fazlaydı. Beklenmedik destekler vardı tabii ki bir Drow olan kendisi, bir yarım-ork, bir kurt lordu, bir gnom, iri böcekler, ve birkaç düzine kobold insanları kurtarmak adına bir araya gelmişlerdi. "Bu ne garip bir ironi" diye düşündü. Bunca yıldır kendilerini hor gören, kimi zaman aşağılayan, kimi zaman korkan bir ırka yardım ediyorlardı. "Benim derdim yardım değil, sadece yaşamak" düşüncelerine hakim olamıyordu. Konseyin çıraklarından biri olan Selemor ile birlikte yanlarında 5 okçuyla kulede bir ballista ile kapalı durumdaydılar.

Code: Select all

Kahrolası karanlıkaltından Linaeylen yüzünden kaçtım. Blelki de geç bir karar vermiştim ama ırkıma ihanetim aklıma maloldu. Tam aklımı buldum derken bu kez kahrolası tanrılar yüzünden büyümü ve belki de canımı kaybedeceğim. Neden yardım ediyorum ki? Kendimi riske atacaksam bu lanet insanlar için değil kendi canımı kurtarmak için riske girmeliyim...


Düşünceler içerisinde eli keselerine gitti evet bir büyü yapacaktı kendisini bu savaştan ve yokolacak olan diyardan uzaklaştıracak büyüyü yapacaktı. Büyü ağının dengesizliği bir handikap olabilirdi, canını da kaybedebilirdi ve etrafındakileri ama umurunda değildi bu kahrolası savaş onun değildi ve bu insanlar umurunda bile değildi. Selemor birşeyler konuşuyordu ama onu duyacak bir ruh hali de yoktu. Tam büyüsünün sözlerini aklına getirecekken büyük bir patlama duydu ve ardından acı dolu çığlıklara sevinç dolu ıslıklar eşlik etti. Hastlisch'in bahsettiği tuzaklarından biri başarılı olmalıydı. Hemen dışarı baktı ve köprünün havaya uçtuğunu gördü tabii ki üzerindekileri de yokederek.

"Aslında bir umut var galiba Sele..." sözünü henüz tamamlayamadan ork safları arasında ilerleyen kocaman bir kuşatma kulesi. Onu sularaın üzerine mi yıkacaklardı. Kahrolası orkların bu kadar zeka örneği göstermeleri mümkünmüydü?

"Kahrolasıcalar, akıl veren birileri var. Lanet olasıcaları Baator'un 9 cehennemine gömeceğim. Okçular, şu balistaya sürmek için yağ ve meşale temin edin çabuk. Selemor gerektiğinde büyülerine başvurmaktan çekinme bu lanet olası orklara kiminle karşı karşıya olduklarını gösterelim. O kılıçla çok fazla da birşey yapmayı becerebileceğini sanmıyorum. Daha çok o meşhur zekamızı kullanmalıyız ha (gülümseyerek), Burada konseyin tek temsilcileri biziz. Zekamızı ve değerimizi göstermek elimizde. şu lanet olası kılıcını son ana kadar kınına sokarak aklını kullanmaya başlasan iyi edersin..."

Bu kahrolası savaşta başka ne kullanabilirim ki? En son olarak büyülerime başvurmam gerekirse de çekinmeyeceğim...
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh bir kaç dakika boyunca Slach denilen adamı incelemişti, adam şehrin farklı farklı yerlerine bir takım tuzaklar kurmuştu, bu tuzaklar düşman karşısında anca küçük hasarlara yol açabilirdi fakat düşmanın moralini bozup onları birazda olsa yavaşlatabilirdi belkide. Düşmanın sayıca tartışılmaz bir üstünlüğü vardı ve kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi öldürecek kadar zalimlerdi, ordunun oluşmundaki ırklar zaten kötülükleri ile meşhurdular.


Yarım ork bakışlarını Slach' dan arkasındaki koboltlara çevirdi bu yaratıklarda kalenin içindeki herkes gibi düşmanı bekliyordu, Nakh hernekadar bu yaratıklara bir sevgi beslemiyor olsada çabalarını ve düşmana karşı duyma arzularını taktir etmişti. Kboltlar iyiniyetleriyle ün yapmış bir ırk olmasalarda bu savaşta insanlarla beraber mücadele edeceklerdi belkide insanlar için değil, ama bunun bir önemi yoktu.


Bir anda düşmanın geldiği yönde meydana gelen patlama sesi ile Nakh daldığı düşüncelerden bir anda sıyrıldı ve irkilerek patlama sesinin geldiği yöne doğru baktı. Bir anda insanların attığı sevinç çığlıkları insanların lehine bir durumun gerçekleştiğinin bir göstergesiydi. şimdi kalenin içindeki savunmacı taraf daha iyi organize olmuş ve moral seviyesini biraz daha yükseltmiş gibiydi. Bu durum karşısında savunmacı tarafta yer almayı seçen yarım orcun içinde de bir seviç dalgası yükseldi, fakat bunu dışarıya yansıtmadı.


Orkların ve koboltların söğledikleri ilahiler yarım orc' un tüylerinin diken diken olmasına sebep olmuştu, bu savaş alanın nasıl bir yer olduğunu tanıması için bir başlangıçtı. "Kalabalık, hiç görmediğim bir kalabalık ve iki tarafın askerleri birbirlerini boğazlamaya çalışacaklar" diye aklından geçirdi Nakh.


Nakh, sızlayan yarasına bir tanpon daha yapmanın zamanı geldiğine karar verdi.Keşiş yeleğini çıkardı, zaten yol boyunca yaptığı dövüşler nedeni ile param parça olmuştu. Omuzundaki yarada sarılı olan bandajı çıkarıp yeleğini sıkıca yaraya bastırdı. Azzazel evet bu garip kurt adamda yanındaydı.

Nakh Azzazele doğru dönerek pandajı uzattı.

"Omuzumdaki yara için bir tampon yapabilirmisin, savaş sırasında nüks etmesini istemiyorum"
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

"Omuzumdaki yara için bir tampon yapabilirmisin, savaş sırasında nüks etmesini istemiyorum"
Azazel,yarım-ork un sözü üzerine bandajı sıkıca bağlayabilmek için Devasa Kılıcını Sertçe yere sapladı..Yarım-orkun omzundaki yaraya göz gezdirince bu yaraya rahmen yüzünde hiçbir acı ifadesi olmamasını takdir etmeden edemedi.

Cewap wermeden kafasını tamam şeklinde salladı,bandajı iyice gerdikten sonra yarım-ork un omzundaki yarayı tutacak şekilde sıkıca bağladı..

Yaptığı tampon un sağlamlığını kontrol ettikten sonra Nakh' a bandajı bağladığını ifade eden bir baş hareketi daha yaptı.Ve sapladığı kılıcı tekrar çekip dışarıdan gelen savaş naralarına ve böğürtülere kulak werdi...

[/quote][/i]
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

"Teşşekkür ederim kurt lordu."

Yarım ork kurt lordunu baştan aşşağı süzdü adamın dönüştüğü yeni forum gerçektende çok garipti ve etraftaki kobolt ve yakınlardaki insanları oldukça şaşırtabilecek bir olaydı. Nakh savaştan önce dönüşmemesini ümid ediyordu, bu zamansızlık yarım ork'u hayal kırıklığna uğrattı. Nakh arkadaki koboltlara bakarak herhangi bir dağılma veya şaşkınlık olup olmadığını kontrol etti.

"Azzazel gücünü savaşa sakla, düşmanlar yaklaşıyor, yakında büyük savaş başlayacak ve burada bize verilen bi görev var"


Nakh dolaylı yoldan yaptığı bu dokundurmanın yerinde olmasını ümid etti.

Burdaki herkesin kaderi birbirine bağlıydı, tıpkı bir zincirin herbir halkası gibi kişilerin kaderleri birbirine kenetlenmişti...

Yarım ork parçalanmış yeleğini bir kenara attı, kaslı vücudu şimdi bütün ihtişamı ile sergileniyordu... Nakh çantasından bir parça ekmek ve matarsını çıkardı, ekmeği kısa sürede midesine indirdikten sonra matarasındaki sudan doyurucu bir yudum aldı...
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Peter etrafında dolaşmaya başlayınca etraftaki savunmasız olarak adlandırılabilecek halkın kalede olmadığını farketti. Belki onları uzaklaştırmışlardır diye düşündü. Muhtemelen sözü edilen mağralardadırlar.

Eğer mağralar bir yere açılmıyorsa savaş oraya gerilediğinde insanlar kapana kısılmış olacaklardı. Gerçi şimdi bile dağların üstünden geçmenin bir yolu bulunmazsa öyle değil miydi?

Patlama onu düşünceler içindeyken buldu. İleri baktığında düşmanların üzerinde olduğu köprünün yıkılışını izledi. Üzerinde düşman ordusunun askerleri de olmalıydı. Savaşın ilk kayıpları verilmişti. Ozan Peter acı acı gülümsedi. Acaba birkaç saat içinde karşıda bulunanlar ve buradakiler arasından ne kadarı yaşayacaktı? Başka bir sorunun da aklına gelmesini engelleyemedi. Acaba ne kadar kişi hem kalede hemde karşıdakilerin ne kadarı savaşı istiyordu?

Kaledeki herkes durmuş karşıdaki orduu izliyordu. Sanki bu kazanlılan sürede bir şeyler yapmak yerine bir parça dinlenmeyi istiyor gibiydiler.

Ordunun karşıya geçmenin bir yolunu bulacağından emindi Peter... Karşı tarafta oldukları söylenen orklar ve goblinler çok zeki olarak bilinmeseler de onlar da her halde köprünün yıkılabileceğini düşünmüş. Buna göre hazırlık yapmış olmalılardı.

Ayrıca ordunun karanlık taraftaki bir tanrı tarafından yönlendirildiği söyleniyordu. İsmini tam hatırlayamıyordu Peter. Ama böyle büyük bir orduyu yönlendirirken tapınaklarından güçlü bir takım rahip ve belki şovalyeler onlara eşlik ediyor olmalılardı. Ork bile olsalar bu tapınak temsilcileri daha ayrıntılı düşünüyor olmalıydılar.

Peter farkında olmadan kendini savaşa kaptırdığını farkettiğinde içinden Onkasabaya "Beni de kendine benzetiyorsun" dedi. Sonra da "Ama başaramayacaksın" dedi. "Savaşı düşüneceğim anlayacağım. Ama sadece ileride gözleri kör edilmemiş olanlara anlatmak için. Gerekirse savaşacağım ama sadece daha fazla katliamı engellemek için.. Ve bu savaşı durdurmak için eğer elimden bir şey gelirse... " Hafifçe gülümsedi. "Bu kadar heyecanla beklediğin savaşın yarıda kalabilir onkasaba... Ne kadar bunun kıyamaeti engelleyeceğini sanmasam da..." Burada ve geldiğim boyutta savaşa katliama acıya karşı elimden gelini yapacağım... Elimden fazlası gelmez belki ama...." Yine kafası karşıktı. Asıl yaşamı geldiği boyutta idi.. Burada bulunması bile ne kadar doğruydu bilmiyordu. Ama Raych ve kendi çocukları oradaydı. Bir yanı oradaydı. Asıl mücadeleyi orada veriyordu. Ama burada bu insanlar için de en azından bu kıyamet için gerekeni yapmalıydı. Oradaki hiçbir şeyi riske atmamalıydı ama buna dikkat ederek burada öbür taraftaki mücadeleyi riske atmayacak kadarını da yapması onu güçlendirirdi.

İkinci bir ses onun düşüncelerini yine bozdu. Karşı taraftaki ordu bir köprü kurmuş gözüküyordu. Askerleri yavaş yavaş karşıya geçiyordu. Surlardaki askerler sessizdi. Köprünün başında geçişi izleyen bir grubun komutan olup olmayacağını düşündü. İnsan komutanlar bu kadar ileride bulunmazlardı. Ama orkların cesur oldukları bilinirdi. Ork ve goblinlerden oluşan bir orduda komutanlar ork olmalı die düşünüyordu. Tabii başta rahip veya şovalye olan bir insan ya da başka bir canlı yoksa...

Yukarıdan karşı tarafın göremediği hazırlıkları da görüyordu. Belki göremediği başkaları da vardı. Yağmur başladığında ozan giysilerini hafifçe sarındı. Rüzgar yağmurun ıslaklığı ile birleşince onu üşütüyordu. Ama bir daha yağmuru ne zaman hissedeceğini bilmiyordu. Islanmış toprağın kokusunu duymayı çok isterdi. Belki rüzgar bu dileğini yerine getirirdi.

Ordu kazıklara benzeyen bir sürü şeyle doldurulmuş bir bölgeye gelmeden durdu. Burada bir tuzak olmalı diye düşündü Peter. Muhtemelen birazdan görecekti. Karşı ordu bir çeşit şarkıya başladılar.. Onların türküleri olmalıydı. Sert bir dili vardı. Yine de Peter sözleri anlamayı isterdi.

Kaledeki orduda da ince bir sesle bir grup başka bir şarkı söylemeye başladı. Bu şarkının da dilini anlamıyordu Peter. Ama hissettiği asıl savaş başlamadan şarkılar savaşıyordu.

Ama buradaki insanlar şarkı söyleme kabiliyetlerine değil öldürme kabiliyetlerine güvendikleri için muhtemelen birazdan asıl savaş da başlayacaktı.

Komutanlar ya da en azından subaylar kalenin duvarlarını yıkacak silahları köprüden geçiriyorlardı. Az sonra savaş başlar diye düşündü Peter...

Geldiği boyutta dinlediği öykülerde böyle bir durumda karşı ordu asıl saldırı yapılmadan önce karşı tarafında kalesini hatta bazı çok güçlü ordular kimi zaman tüm ülkeyi ateş altında tutardı. Karşı tarafın kendisine zarar veren silahlarını yok edemeyen askerleri ve halkının da morali bozulurdu. Ork ordusunun da bu yolu izleyeceğini düşünyordu Peter. Mancınıkların fırlattığı taşlar onun bulunduğu kalee bile gelebilirdi kimbilir.

Ama oradan ayrılmayacaktı. En azından şimdilik o mağralara kapanmayacaktı. Başını yukarıya kaldırdı. Gözünü kapatarak yüzüne düşen yağmuru hissetti. Karşıdaki komutan ya da subaylardan birisinin şarkıları bastıran bağırışını duydu. Tekrar baktığında küçük bir takım yaratıklar kaleye doğru ilerliyordu.

Muhtemelen goblinlerdi. Orkların savaşlarda bir köle gibi kullandığı ırk.. Peter hep onlar için üzülmüştü. Ama büyük ihtimalle üzüntüsünü paylaşan kimse yoktu askerlerin arasında...

Goblinler iki ordunun arasında kalmış olan bu ırk muhtemelen kurban edilecekti. Hem de bir saldırıdan önce yapılması gerekilen bombardıman bile henüz yapılmamışken.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

Surların üzerinde elleri titreyerek beklioyrdu Celebnor...Korkuyordu...daha önce birçok orc oklarının tadına bakmıştı ama onlar küçük çetelerdi ve öleceklerini tahmin etmemişlerdi...fakat bu çok farklıydı.ölmek için gönderildiklerinin farkındaydı

"nasıl olurda gözlerinde hiç dehşet olmaz" diye düşündü...Sonra kendinden utandı..."bu iğrenç yaratıklar ölümden korkmuyorlarsa ben nasıl olur da korkarım" diye geçirdi içinden... yayını gerdi ve bir ok daha attı...ama çok fazlalardı ve okları azalıyordu

oklarına ardı arkasına saydırıyordu ki yanında Komutan Vladhek in sesini duydu...

" Cesaret Celebnor..Bizi ayakta tutacak ailelerimiz ve cesaret..O pisliklerden korkma asla.."

"ailelerimiz....evet yıllarca ailemin intikamı için yaşadım ve gerekirse bu intikam için ölürüm...ama bu ölüm anlamlı ve yararlı bir ölüm olmalı..."

savaş tüm dehşeti ile sürerken parlayan bir ışık askerlerin ve düşmanların dikkatini oraya vermesine sebep oldu bir anda herkes gözünü ışığa çevirdi...komutan hercoel kutsal bineğinin üzerinde dimdik durmaktaydı..

''KİMSE ATEş ETMESİN..BEN HORCOEL..KİMSE ATEş ETMESİN..AşAGIDAKİLER ASIL ORDU DEğİL..BİR YEM..GOBLİNLER SINIRLI OKLARIMIZI ALIP KENDİ CANLARI PAHASINA DAHİ OLSA GÃ?TÃ?RMEYE GELDİLER..OKLARINIZI BOşA HARCAMAYIN..BENİ DUYUYORMUSUNUZ..OKLARINIZI BOşA HARCAMAYIN..

haklıydı eger boyle devam ederlerse okları bitecekti...bu da büyük bir sona meydan hazırlamakla aynı anlama geliyordu..

Peki şimdi ne yapacaktı...?Ok atmayı durdurmalı mıydı yoksa Komutan Vladhek i dinleyip ateşe devam mı etmeliydi...
Auré Entuluva...Outa i lomé
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest